- 2 Yorum
- 279 görüntüleme
- cicceekk içinde Beslenme ve Diyet
Jump to content
Trend Çorba Tarifleri, Dört Kaşık Çorbası, Tazecik Yaz Tarhanası, Kremalı Sebze Çorbası, Yoğurtlu Şehriye Çorbası, Nefis Tavuk Butlu Çorba, Topalak Öorbası
Kelebek tarafından yapılan son konu,
Malzemeler
2 Çorba Kaşığı Sıvıyağ
2 Adet Soğan
1 Çorba Kaşığı Salça
150 gr. Kıyma
1 Adet Etsuyu Tableti
1 Su Bardağı Su
1 Çay Bardağı Haşlanmış Nohut
1 Çay Bardağı Haşlanmış Yeşil Mercimek
Karabiber
1 Çay Bardağı Erişte
Tuz, Kırmızıbiber, Nane
Yemeğin Tarifi : Kıymayı, tuz ve karabiberle yoğurun. Küçük parçalar koparın. Elinizde yuvarlayarak minik köfte şekli verin.
Soğanları yemeklik doğrayın. Kızdırılmış sıvı yağda kavurun. Salçayı da ilave edip karıştırın. Köfteleri de soğanın yanına alıp dikkatlice çevirmeye devam edin. Etsuyu tabletini ve 4 su bardağı suyu ilave edin.
Kaynayınca mercimek ve nohutu katın. En son olarak erişteleri ilave edin. Kapağını kapatıp 10 dakika daha pişirin. Üzerine kırmızıbiber ve nane serpip servis yapın.
Akvaryum konuları
temptation tarafından yapılan son konu,
Kış uykusu
Kaplumbağaların ve sürüngenlerin çoğunun kış uykusuna ihtiyacı vardır. Kara kaplumbağaları için nemli turba veya yapraklarla dolu basit bir sandık veya sağlam bir karton kutu uygundur. Bu kutuda hayvanlar sonbahardan ilkbahara kadar dinleneceklerdir. Rahatsız olmamaları için kutuyu sessiz bir yere koyun. Bu hayvanları kemirgen hayvanlardan koruyun çünkü kış uykusu sırasında tamamen savunmasızdırlar. Kış uykusu için uygun sıcaklık 8 10°C arasındadır.
İlkbaharda uyanmak
İlkbaharın başında uykudan kalkan kaplumbağaları ılık suda dikkatlice yıkayın. Su, kaplumbağaların başlarını suyun üstünde tutabilecekleri kadar sığ olmalıdır. Bu sırada hala uykulu olacaktır ve yıkama suyunun seviyesi çok yüksek olursa boğulabilirler!
İştahlarını artırmak için banyo suyuna sera activ plus W (1 litreye 30 damla) ekleyin. Kaplumbağalar yıkanırken su içer.
Bahçecilik ve Çiçekçilik konuları
zeynep_sunal tarafından yapılan son konu,
Evde Bitki Bakımı: Yeşil Dostlarla Daha Canlı Bir Yaşam Alanı
Evde bitki yetiştirmek, hem yaşam alanını güzelleştiren hem de ruh halini iyileştiren bir alışkanlıktır. Ancak bitkilerin sağlıklı kalması için doğru bakım yöntemlerini bilmek gerekir. Aşağıda evde bitki bakımıyla ilgili temel ipuçları yer almaktadır.
1. Doğru Bitki Seçimi
Ev ortamına uygun bitkiler seçmek, bakım sürecini kolaylaştırır. Işık, nem ve sıcaklık koşullarına göre seçim yapılmalıdır.
Az ışık alan alanlar: Yelken çiçeği, paşa kılıcı, devetabanı
Bol ışık alan alanlar: Sukulentler, kaktüsler, limon ağacı
Nemli ortamlar: Eğrelti otu, orkide, barış çiçeği
2. Işık ve Konum
Bitkilerin çoğu doğal ışığa ihtiyaç duyar. Ancak doğrudan güneş ışığı bazı türlerde yaprak yanıklarına neden olabilir.
Güneş seven bitkiler pencere kenarına yerleştirilebilir.
Gölge seven bitkiler dolaylı ışık alan köşelere konulmalıdır.
Bitkilerin yönünü haftada bir değiştirmek, eşit büyümeyi destekler.
3. Sulama Dengesi
Aşırı veya yetersiz sulama, bitkilerin en sık karşılaştığı problemlerden biridir.
Toprağın üst kısmı kuruduğunda sulama yapılmalıdır.
Saksı altında su birikmemesine dikkat edilmelidir.
Kış aylarında sulama sıklığı azaltılmalıdır.
4. Toprak ve Saksı Seçimi
Her bitkinin ihtiyaç duyduğu toprak türü farklıdır.
Sukulent ve kaktüsler için geçirgen toprak tercih edilmelidir.
Çiçekli bitkiler için besin açısından zengin karışımlar kullanılabilir.
Saksıların drenaj delikleri olmalıdır.
5. Gübreleme
Bitkilerin sağlıklı büyümesi için düzenli olarak besin takviyesi yapılmalıdır.
İlkbahar ve yaz aylarında ayda bir sıvı gübre kullanılabilir.
Kış aylarında bitkiler dinlenme dönemine girdiği için gübreleme yapılmamalıdır.
6. Yaprak Bakımı
Yaprakların tozlanması fotosentezi engeller.
Haftada bir nemli bezle yapraklar silinmelidir.
Sprey ile nemlendirme, özellikle kuru ortamlarda faydalıdır.
7. Zararlılarla Mücadele
Bitkilerde yaprak sararması, delikler veya yapışkan yüzeyler zararlıların habercisi olabilir.
Doğal sabunlu su karışımıyla yapraklar temizlenebilir.
Gerekirse bitkiyi diğerlerinden izole etmek gerekir.
8. Düzenli Gözlem
Bitkilerin gelişimini düzenli olarak gözlemlemek, olası sorunları erken fark etmeyi sağlar. Yaprak rengi, büyüme hızı ve toprak nemi gibi detaylar takip edilmelidir.
Evde bitki bakımı, sabır ve dikkat gerektiren bir süreçtir. Doğru koşullar sağlandığında bitkiler yalnızca dekoratif bir unsur değil, aynı zamanda yaşam alanına huzur ve enerji katan canlı dostlar haline gelir.
Definecilik Konuları
temptation tarafından yapılan son konu,
HARİTAYI YÖNÜNE KOYMA
Defineciler bilirler. Haritalarla çalışılmasında en önemli şey haritaları yönüne koymaktır. Haritayı yönüne koyunca doğa (çevre) biliniyorsa gerisi ancak biraz adrenalin yükselmesiyle sonuçlanır.
Haritalarda mevcut ana işaretler (dağ, tepe, ırmak, kaya, mağara vs.) haritayı yönüne koymada size yardımcı olunacaktır. Haritayı doğru yönüne koymazsanız hedefiniz yanlış bir yer olacaktır.
Haritalarda önemli konulardan biriside güneşin doğudan doğuşu ve batıdan batışıdır. Bu konu haritanın genelinde görülebilir. Bir veya birkaç iz ve işaretle bu anlaşılamaz. Olaya üç boyutlu bir resme bakmak gibi bir şeydir.
Haritalarda güneş, rüzgar ve su akış yönü çok önemlidir. Açılarla harita yönüne konmazsa bütün emeğin boşa gideceği unutulmamalıdır.
Haritayı yönüne koyduktan sonra detay, iz ve işaretlerle haritanın tam olarak yönüne girip girmediği test edilmelidir.
Haritayı yönüne koyamıyorsanız hiç boşa uğraşmayın mutlaka yanlış yerde kazı yapacaksınız demektir.
Haritalardaki akarsular haritayı yönüne koymakta önemli bir unsur olarak değerlendirmelidir. Dağ izi ve işaretini doğu batı yönünde değerlendirilmesi ve beraber işlenmesi gerekir.
Akarsu ve tepeler arazide alanı daraltıp dar bölgede çalışma yapmanızı sağlayacaktır. Akarsu akış yönü ile alanınız daha da daralacağı unutulmamalıdır.
Haritalarda mevcut akarsu ve çeşme işaretleri büyük önem taşır. Bir diğer husus ise çeşmelerin eğime göre ön tarafı aşağı doğru baktığının unutulmaması gerektiğidir. Kaynak ve çeşmelere (pınarlara) önem vererek definecinin beyninde şimşeklerin çakmasını sağlar.
Eski dönemlerde pınar, kaynak gibi su kenarları temel veriler kabul edilirdi. Yapacağınız kazı bölgesinde bu gibi yerlere dikkat etmekte fayda vardır.
Pınar, su kaynağı, çeşme vs. kurumuş veya yer değiştirmiş olabilir. Konuyu etraflıca incelemekte fayda vardır.
Haritadaki akarsular dağdan aşağı veya yüksekten aşağı gelir. İşaretlerin bol olduğu bölge akarsuyun oraya ulaştığının göstergesidir. Bu bize haritayı araziye yerine koymada önemli ipuçları verir.
Unutulmaması gereken diğer bir nokta gömü yapılırken su ihtiyacının nereden giderildiğidir. Mutlaka yakın bölgede bir su kaynağı olması gerekir.
Mevcut mağara, taş, mezar gibi belli yerler haritanın yönüne konduğunun testi için önemlidir.
Mezarların veya mezarlıkların bakış açıları dine göre değiştiğinden hangi dine mensup olduğunun öğrenilmesinden sonra ilgili yöne bakarak harita doğa üzerinde yerine konulabilir.
Haritadaki şelale, pınar, akarsu, mağara, mezar gerçek anlamları ile konulmamış olabilir. Konuyu bütünlük içerisinde değerlendirin.
Haritadaki anlatılmak isteneni iyi anlarsınız haritayı yönüne koymak çocuğun suyla oynaması gibi basit, sade ve zevkli bir iştir.
Haritalar 100 puanlık bilmece sorusuna benzer. Ne kadar çok alıştırma yapılırsa hata payı o kadar az olur.
HARİTAYI KOMPLE ANLAMA
Haritayı komple anlamak için haritayı yönüne koymadan, ne aradığını anlamadan, işaretleri çözmeden haritayı komple anlayamasın.
Haritayı komple anlamanız için haritayı yönüne koyup, işaret gruplandırılmasını yapıp işaretlerin araştırılması yapılmalıdır.
Detaylara inmeden haritayı komple anlamak mümkün değildir. Her detay etraflıca incelenmesi gerekir.
Haritayı anlamada belkide en önemli kural şudur. Ne aradığınızı bilmek şarttır. Buradan hareketle haritayı anlamaya çalışabilirsiniz.
Haritayı komple anlama o kadar kolay bir iş değildir. Zaten yaptığımız işin kolay olmadığını sizde farkındasınızdır.
Her iş gibi definecilikte de zorluklar vardır. Bu zorluklar emek, para, zaman vs. bir tarafa eldeki verilerin değerlendirip anlama zorlukları çok önemlidir.
Haritayı iyi okuyamadıysanız bu konuda uzmanlaşmış arkadaşlarınızdan yardım talep edebilirsiniz veya sitemize müracaat sonucu ilgili uzman arkadaşlarımız sizlere yardımcı olabilirler.
Ne kadar harita çözerseniz o kadar tecrübe sahibi olur, haritaları kitap gibi okursunuz. Unutulmamalıdır ki harita definenin yerini gösterir veya yanıltır.
Konuya nasıl yaklaştığınız önemlidir. Aynı haritayı üç değişik define ekibine versek bunlar üç ayrı nokta kazarlar. Ancak üç değişik profesyonelce çalışan define ekibine versek hep aynı yeri kazarlar. Mantık tek olmalıdır. Olaya yaklaşma tek olmalıdır.
Haritalar konusunda kitaplar alın okuyun , kendinizi profesyonelleştirin. Araziye çıkmak defineci için en son iştir. Önce harita etüt edilmeli iyice anlaşılmalı sonra diğer konulara geçilmelidir.
Kazı yapmak definecinin en son işidir. Defineci demek iyi araştırma yapan kimse demektir. Nokta belli değilse harita o noktayı işaret etmiyorsa konuyu baştan alın tekrar inceleyin. Noktası belli olmadan rasgele kazı yapmayın. Emek, para, zaman ve başarı arzunuzu boşu boşuna risk etmeyin.
Haritanın güvenliğinden emin değilseniz hiç uğraşmayın veya sahte bir harita ise çok çabuk çözersiniz. Sahte haritalarda 4-5 tane yanıltıcı ip uçları vardır. Kısa sürede çözülür ve definenin yeri net olarak bilinir.
Uzman kişiler hariç olmak üzere haritalar hemen çözülemez.
Gerçek haritaların çözümü daha zor ve definenin yeri tam net değildir. Defineyi yine oradaki mevcut iz ve işaretlerden yola çıkarak bulacaksınız.
Haritanın komple okunması tamamen mantık ve profesyonelce çalışma sonucu olur. Haritayı etüt ettikten sonra kendiniz çizin. Haritayı çizemiyorsanız haritayı komple anlamamışsınız demektir. Size yardım şart olur.
HALİSÜLASYON VE GERÇEK DURUMLAR
Kazıda baskı altında yapılan işten verim azlığı nedeni ile görülmeyecek halisülasyonlar hissettiğiniz olgular gerçekten yaşadığını sandığınız ve definecilerin % 99nun inandığı olaylar karşınıza çıktığında çok fazla abartırsınız.
Olmayan olayları, görünmeyen nesneleri, yaşanmamış anları yaşamış gibi davranması definecilerin doğal özellikleridir.
Bu olaylar genelde gece geç saatlerde, karanlıkta, yorgun kazı çalışmalarında ve kaçak kazı esnasında görülürler. Gündüz kazıları ve yasal kazılarda bu olaylar çok ender görülür.
Muhtemel gerçekte olmayıp ta özel durumlarda karşılaşılan olaylar nelerdir onları kısaca özetleyelim. (Bu olaylar genelde kazı anında ortaya çıkarlar veya öyle hissedilir.)
Her kazıda bu olayların olacağı düşünülemez. Ender kazılarda ortaya çıkarlar. Genelde sakin, sessiz ve ıssız ortamdaki kazılarda meydana gelirler.
1. Hedef bölge kazılmaya başlandığında çok şiddetli rüzgar esmeye başlayabilir. Bu fırtına şeklinde bile görülebilir.
2. Hedef bölge kazılmaya başlandığında yağmur yağabilir. Şiddetli yağmurla sel gelebilir (Ama bu yağmurlar uzun sürmezler).
3. Topraktan çıkarılan heykel gibi doğal varlıklar canlanabilir, hareket edebilir gibi görünebilirler. Bu durum genelde heyecan, korku ve yorgunluğun birleşmesi ile halisülasyonda olabilir, gerçekte olabilir.
4. Topraktan çıkarılan heykellerin gözünden, ağzından veya kafasından kanlar akabileceği görülebilirler.
5. Topraktan çıkarılan heykel ağzından ve kafasından kanlar akabilir. Gözleri açılıp kapanabilir.
6. Kazı yapılan yerden yılan çıkabilir. Bu durum doğal sayılabilir. Ama bazıları halisülasyonda olabilir.
7. Çıkan define sandık, küp, gıcık, kazının içinden arılar, kurbağalar, yılanlar, koç görüntüleri v.s. umulmayacak şeyler çıkabilir. Bu durumda kazıya ara verip, iyice dinlenip, sakin sakin düşündükten sonra nelerin yapılacağına karar verilmelidir.
8. Mezardan inilti ve sesler gelebilir. Konuşmalar duyulabilir. Bu durum genelde mağara ve mezarlıklarda yapılan kazılarda ortaya çıkar.
9. Kazılan yerden ayak, el veya hayvan tırnak izi çıkabilir. Burada siz definecilere birşeyler anlatılmak istenebilir. Olaylar tekrar gözden geçirilip, sakin sakin düşünülüp titizlikle incelenmelidir.
10. Kazı yapılan bölgede aniden sakallı bir derviş, hoca, papaz halisülasyonları görülebilir. Böyle durumlarda kazıya son verilmesinde psikolojik açıdan ve sağlık açısından fayda vardır.
11. Kazı yapılan yerden içi kül dolu bir küp çıkabilir. Küpü mutlaka gündüz açıp incelemeli ve olayı iyi araştırmada fayda vardır.
12. İşçi boş küp, kazan, bakraç, testi sandık v.s. çıkabilir. Bunlar bir iz ve işaret olabilir. Ancak definenin kendiside olabilir.
13. Kazılan yerden ateş çıkabilir.
14. Kazılan yerden harita, iz, işaret, heykel, figürler (keçi, köpek, ok, yılan, kazan, küp, kılıç, ağaç) çıkabilir. Bunlara dikkat edilmesi gerekir. Çevre araştırılmasının iyi yapıldığında size çok fazla bölge hakkında bilgi verebilirler.
Böyle durumlarda araştırmalar tekrara gözden geçirilmeli, teker teker etüt edilmelidir. Detaylar üzerinde durulmalı ve titizlikle incelenmelidir.
Yapılan kazıdan her zaman altın, para, mücevherat çıkmayabilir. Bazen bu iz ve işaretlerde çıkabilir. Bunların iyi değerlendirilmesi ve anlaşılması gerekir.
Psikolojik yönden hazır değilseniz paniğe kapılır ve rahatlıkla hata yapabilirsiniz. Böyle durumlarda panik yapılmaması gerekir. Kazıdan herşeyin çıkabileceği bilinmelidir. Bu olayların % 90 kazı yapan insanlara zarar vermezler. Ancak zararlı olan olaylarda vardır.
İnsanlar yorgun, uykusuz, problemli, karanlıkta kazı yaparken böyle durumlarla fazla karşılaşırlar. Doğruluğu yanlışlığı, gerçekliği sahteliği defineciye ve diğer insanlara göre değişir.
Yukarıda saydığımız problemler sitemizin karşılaşılan tehlikeler bölümünde detaylı olarak incelenecektir.
Psikolojik olarak rahat değilseniz normal zamanda olan söylenen yapılan herşey size çok büyük gelir.
Kazıya çıkmadan önce bütün problemleri emanetçiye bırakarak sadece anahtarı alıp gidilmelidir. Böyle durumlarda başarı daha yüksek olacaktır. Daha sağlıklı düşünerek karar verilecektir.
Bu kadar problemin aşılmasında diğer taraftan en önemli etken yapılacak kazının izin alınarak yasal yollardan yapılmasıdır.
Kanuni yapılan kazılarda ilgili müze müdürlüğü ve mülki amirlerce görevlendirilen görevliler alacağından psikolojik etkenlerin % 90 ortadan kalkacak ve sağlıklı bir kazı yapılacaktır. Zaman sınırlaması olmayacağından sakin kararlar verilecektir.
Gecenin karanlığından dolayı olaylar çok çok az olacaktır. Bu tür olaylar halisülasyon veya gerçek olabilir, ama gerçek olma olasılığı yüksektir.
Dekorasyon Konuları
Ebru Sanatı konuları
Henüz blog gönderisi yok
Evcil Hayvan Konuları
temptation tarafından yapılan son konu,
KEDİ YAVRUSUNUN OYUNLARI
Küçük yırtıcı daima oyun için fırsat kollar. Kedi yavrusu bir köşede sinip gizlenmeyi ve kımıldayan cisimlere atlamaya bayılır. Örneğin rüzgarda kımıldayan perde yanından geçerken sizin bacağınız onun için bir eğlencedir. Bu avcılık içgüdüsü kendisinde oyun oynama duygusu ile kendini gösterir. Bir kedi yavrusunun asla canı sıkılmaz. Hareketli bir ışık, uçan bir sinek, hatta kendi kuyruğunun ucu ona bir eğlence oluşturur. Tetikte bekler ve kaslarını gererek hedefine atlar. Onun için her şey çevikliğini göstermeye bir fırsattır. Kırılacak eşyalarla ilgilenmemesini sağlamak için ona oyuncak , top, kauçuk fare v.b. eşyalar verebilirsiniz. Bu eşyaların ortak nitelikleri hareketli ve hafif olmalarıdır. Kediniz bunları ısırmaktan ayakları arasında yuvarlamaktan büyük zevk alır. Kısaca kediniz evinizde fazla bir zarar yapmadan kolayca oynama olanağı bulur.
ÇILGINLIK KRİZLERİ(Saldırganlık)
Bazen kediniz sizi kaygılandırabilir. Kuyruğunu kımıldatarak size sabit bakışlarla bakar. Sonra aniden ayaklarınızı ısırmak için büyük bir hızla ayaklarınıza atlar. Bu ayaklarınızda yaralanmaya yol açabilir. Kediniz zaman zaman büyük bir coşku ile kışkırtılır. Kedi dört nala koşarak mobilyadan mobilyaya atlayarak bütün evi dolaşır. Bu durumda sakin olunuz bu hareketler çılgınlık belirtileri değildir. Bu kedinin içindeki coşkunun basit bir ifadesidir. Bu coşku karşı konulmaz anlaşılmaz bir itidir. Bu krizin geçmesini sakince bekleyiniz. Bir süre sonra kediniz önce olduğu gibi mırıldanarak hiçbir şey olmamış gibi bacaklarınıza sürtünecektir.
Tüm yavru memelilerde oyun sırasındaki saldırgan davranışlar normaldir. Bunlar oyun sırasında kavga etme, yırtıcı hareketler, sinsice avına yaklaşma hareketleri olabilir. Genç bir kedi bir köşede saklandıktan sonra bir objeye avına yaklaşır gibi sinsice yaklaşıp birden üzerine atlayabilir. Yavru kediler birbirleriyle anneleriyle veya diğer hareket eden objelerle oynayacaktır. Bunların hiçbiri yoksa sizin ayaklarınız, elleriniz onun için bir oyun aracı haline gelebilir.
Yavru kedilere en baştan sizin kabul edebileceğiniz bir oyun tarzı öğretmek gerekir. Eğer mümkünse iki kedi almak daha iyidir. Böylece birbirleriyle oyun oynayabilirler
Birçok insan oyun sırasındaki bu saldırgan tavırları ciddi agresif tavırlar olarak algılamaktadır. Oyuncu kediler sessizce atak yaparlar. Ancak ısırdıklarında dişlerini deriye geçirmezler. Ciddi olarak agresif olan kediler daha tehlikelidirler. Yılan sesine benzer bir ses çıkarırlar. Bu tür saldırgan tavırlar takındığında bir sprey şişesiyle su püskürtmek denenebilir. Kediye vurmak asla önerilmez çünkü kendini korumak için vereceği tepkiler size zarar verebilir veya saldırganlığını arttırabilir.
KEDİ YAVRUSUNUN HIRSIZLIĞI
Kedi yavrusu hırsız olabilir. Evinizde bir yerden diğer bir yere sıçramayı seven yerinde duramayan kedi yavrusu bir gün bilerek veya bilmeyerek kendini mutfak masasının üzerinde tadı güzel bir tabak dolusu yiyecek ile burun buruna bulabilir ve patilerini bunun içine sokması veya bir parça yemek alıp bir köşeye kaçırıp rahatlıkla mideye indirir. Bu gibi olaylar tekrarlanırsa bu hırsızlık huyudur. Belki bu dürtü yıllar önce aç olan atalarından gelen iç güdülerdir. Bu huyu iyileştirmeyi başarabilirsiniz. Onu ses tonunuzu yükselterek azarlayınız başka ceza vermeyiniz. Kediniz iştah açıcı bir yemek aşırmak için daima yakın olacaktır. Sizin için tek çare kedinizi gözlemek ve yemekler ile kedinizi asla yalnız bırakmamaktır.
Fotoğrafçılık konuları
likevoyager tarafından yapılan son konu,
Fotoğrafın geleneksel kaydetme özelliğinden uzaklaşmak istiyorsanız, fotomontaj tekniği denemeye değer olacaktır. Bu ilginç teknikte çeşitli fotoğraflardan alınan görüntülerin bir araya getirilmesiyle, yeni bir görüntü elde edilir. Bu görüntü oldukça gerçekçi olabileceği gibi, tamamen düşsel de olabilir.
Her türlü montaj biçiminden en iyi sonuç almanın yolu önceden bir plan yapmaktır.
Burada Normandiya kıyısındaki Mont St. Michel örneğinde olduğu gibi, tek bir yapının yanında ya da mekanın gerçekçi bir montajını yapmaya niyetliyseniz, en iyisi makinenizi bir sehpanın üzerine koymaktır. Böylece, son karmaşık görüntüdeki her unsurun perspektifi birbiriyle uyumlu olacaktır.
Montaj
Fotoğrafların beyaz kenarları varsa onlar kesin.
Fotoğrafları, görüntülerin birbirlerine uyumlu olarak bağlanacağı şekilde, üst üste yerleştirin.
Üst üste gelen fotoğraflarda, altta kalanın fazla kısımlarını bir yapıştırma payı kalacak şekilde bıçakla kesin
Her resmin arakasına çift taraflı yapışkan bir bant yapıştırarak montajı birleştirin.
Kuru kalem, mürekkepli kalem ya da boyayla birleşme noktalarını düzeltin, gölgeler ekleyin vb.
Rötüşlarınızı kuruyunca, montajı çift taraflı yapışkan bantla sağlam bir kartona yapıştırın. Kartonun fazlasını kesin.
Montajı kopya etmek
Herhangi bir baskıyı, belgeyi, sanat eserini kopya ederken, orijinalin makinenin arkasına (filmin konduğu yere) parelel olmasına dikkat edin. Bu durumda, orijinalin yüzeyindeki her nokta filmden aynı uzaklıktadır ve net olarak çekilebilir.
Montajı kopya etmek için düz bir yere yayın ve makinenizi, objektfi aşağıya dönük olarak merkezin tam üstünde tutun. Bu amaçla yapılmış özel kopya ayakları vardır. Bunlar, içlerine lamba yerleştirilebilen ve aşağı yukarı hereket ettirilebilen ayaklardır.
Öte yandan, birçok fotoğraf agrandizörünü de kopya ayağı gibi kullanabiliriz. Bu amaçla agrandizörün kafasını çıkartıp, yerine makinenizi takmanız yeterli olacaktır.
Görsel mozaik:
Mont St. Michel'in bu montajından da görüldüğü gibi, konuya bu kadar yakın durarak tek bir kareye ön planı, adayı ve binaları sığdırmak imkansızdır. Bunu yapmak için konudan uzaklaştığınızda ise görüntünün boyutları ve izleyicide uyandırdığı etki çok azalacaktır. Bu yüzden biz konuya yakın durmayı tercih ederek, aynı noktadan sekiz farklı fotoğraf çektik. Ve sonuçta bunları birleştirerek görsel bir mozaik oluşturduk. Fotoğrafların birbirine uyumlu perspektifi görüntüye bir bütünlük kazandırırken, renklerdeki ufak farklılıklar dokusal bir etki yaratmaktadır. Aşağıdaki kroki, montaj sürecinin ilk aşamasını göstermektedir. Kompozisyonun genel düzenlenmesi yapılmış ve sekiz fotoğraf yerleştirilerek birbirlerine bantlanmıştır.
Temel teknik:
Vizörünüzün dört köşesine ve kenarlarına dikkatle bakın. her karede sahnenin ne kadarını aldığınıza özellikle dikkat edin. İlk fotoğraftan sonra makineye sehpası üstünde yana ya da yukarı aşağı öyle bir pan yaptırın ki, bir sonra çekeceğiniz görüntü, bir evvelki görüntünün bir kısmını da içersin. Bu ne kadar fazla olursa, sonuçta elde edeceğiniz montajın da bütünlük açısından o kadar başarılı olacağını unutmayın.
Fantastik montaj:
Gerçek hayatta hiçbir zaman karşılaşamayacağınız fantastik bir görüntü yaratmak istiyorsanız, yaklaşımınız çok daha rahat olabilir. Fotoğraf arşivinizde çekip de kullanmadığınız fotoğraflara bakın - büyük bir olasılıkla çalışabileceğiniz bol malzeme bulacaksınız. Bir ev fotoğraflarında kapının bulunduğu yeri kesip oraya birisinin yüzünü ya da aykırı bir sahne koyabilirsiniz.
Bu tür hileler, bir araya getirdiğiniz görüntülerin ton, aydınlanma ve perspektif açısından uyumlu olması sağlanırsa, daha da etkili olacaklardır.
Uygulama sonrası:
Birleştirme işleminden sonra, montaj olduğu gibi çerçevelenip sergilenebilir. Ayrıca, bitmiş montajın, fotoğrafını da çekebilirsiniz. Bu durumda, çektiğiniz filmden yapacağınız baskı, orijinal montajın boyutlarından ufak olmalıdır; böylece, hatalar ve kaba birleşmeler görünmez.
Araç-gereç:
Bu teknik için herhangi bir makine uygundur. Buna karşın bir üç-ayak sehpa şarttır. 35mm format için 35-55mm arası bir objektif kullanın. Daha uzun objektiflerin görüş açıları dar olduğundan büyük konuların bütününü alabilmek için daha çok fotoğraf çekmek zorunda kalabilirsiniz. Daha kısa objektifler ve özellikle ucuz geniş açılı objektifler görüntüyü kenarlara doğru çarpıtabilir
Sabit geniş açılı kompakt bir makineniz varsa, çektiğiniz karelerdeki görüntüleri daha çok üst üste bindirin ve montajda her fotoğrafın sadece ortasındaki alanı kullanın
Koleksiyonculuk konuları
Henüz blog gönderisi yok
Model ve Maket Yapımı konuları
temptation tarafından yapılan son konu,
Hazırlık:
Tesviyesini bitirdiğiniz modelinizin boyanmayacak kısımlarını dikkatlice maskeleyin. Boyamada kural açık renklerden başlayıp, koyu renklere doğru boyamaktır. Örneğin, modelinizin ana rengi beyaz, kırmızı bir şeridi var ve zehirli kısmı siyahsa; önce beyaz kısmı üstüne kırmızı şeridi en sonda siyahı boyamalısınız. Her aşamada bir önceki boyadığınız kısmı maskelemelisiniz.
Gemi modelciliğinde genellikle Enamel Boya denilen piyasada kolaylıkla bulunan yarı sentetik boyalar kullanılır. Enamel Boyayı fırça veya hava tabancasıyla rahatlıkla uygulayabilirsiniz. Akrilik boyalar ise, fırçayla uygulamak pek mümkün olmadığından yeni başlayanlara ve hava tabancası kullanmayanlara önerilmez. Enamel Boyanın incelticisi, sentetik tiner veya terebentindir. Bizim önerimiz, resim malzemeleri satan dükkanlardan veya hobi dükkanlarından bulabileceğiniz çam terebentindir. Boyadan önce süreceğiniz astarı da temin edin. Sentetik yada Selülozik astar işinizi görecektir. Astarınız beyaz renkli ise içine çok az miktarda siyah boya katarak uçuk bir gri renk elde etmenizi öneririz. Gri renk astar, modelinizdeki hataları daha iyi gösterecektir.
Astar:
Macun ve tesviye işleri biten modelinizi,alkollü veya kolonyalı bir bez ile güzelce silin. Bu işlem gözle göremeyeceğiniz zımpara tozlarını, elinizden bulaşan yağ ve kirleri götürecektir. Genel olarak fırça kullanan arkadaşlar için ilk seçenek dyo sentetik kivik astardır .Teknik olarak tüm selülozik boyalar boya tabancası yada airbrush veya sprey kutu ile atılmak zorundadır çünkü bu boyalar fırça ile uygulanırsa iz bırakır ancak selülozik astarı sonradan zımpara yapacağımızdan fırça ile sürebiliriz. Diğer ürünler ise Sprey astarlardır örnek: Tamiya.
Kendi kutusu içinde iyice karıştırdığınız selülozik astarınızdan paletinize - palet olarak kullanacağınız bir kap da olabilir bir miktar alın. Selülozik tinerle hemen hemen yarı yarıya inceltin. Astarınız fırçanın rahatlıkla kayabileceği kadar ince, ahşap üzerini kapatacak kadarda kalın olmalıdır. Hazır olup olmadığını bir yoğurt kabı üzerinde test edebilirsiniz. Paletinizdeki astarı fırça ile baştan kıça doğru olmak üzere sürün. Astar işiniz bittiğinde paletinizde kalan inceltilmiş astarı kesinlikle astar kutusuna katmayın. Unutmayın selülozik astar ve tinerle iyi havlandırılmış ortamlarda ve çocuklardan uzakta çalışmalısınız.
Astar uyguladığınız modeli 24 saat kurumaya bırakın. Kuruduktan sonra hatalı yerler meydana çıkacaktır. Bazı yerler çukur kalmıştır veya buna benzer hatalar olmuştur. Hatalı yerleri zımpara ile tesviye edin. Gerekiyorsa macun uygulayıp tekrar tesviye edin. Burada kullanılacak macun otomobil boyacılarının kullandığı çelik tabir edilen polyester macundur Bu işlemi bitirdikten sonra tekrar astar uygulayın. Yine hatalı yerler varsa, çok düzgün bir zemin elde edene kadar, Tesviye-(macun)-astar işlemlerini uygulayın. Her astar uygulamasından sonra modelinizin 24 saat kemikleşmesini beklemeyi ihmal etmeyin. Boyalarda ve astarlarda kuruma süresi ile kemikleşme süresi farklıdır. Kuruma süresi 2 saat verilen bir boyanın kemikleşmesi 12-20 saat alabilir. Boyaların kemikleştiğini nasıl anlıyoruz? konusuna daha sonra değineceğiz.
Boyama:
Boya kabınız balkon gibi soğuk bir yerde duruyorsa bir müddet kalorifer üzerinde veya oda sıcaklığında bekletmenizde yarar var. Enamel boyanızı, kendi kabında bir çivinin başı veya çıta parçasıyla iyice karıştırın. Kullanacağınız kadarını paletinize alıp çam terebentin ile inceltin. Burada da astardaki uygulama geçerlidir. Fırçanın rahat kayacağı kadar ince, astarı kapatacak kadar kalın. Yoğurt kabında test edin.
Boyayı da baştan kıça doğru sürün. Boya uygularken elinizi kesinlikle modele sürmeyin, parmak iziniz kalır. İşlem bitince kurumaya bırakın. Kuruyan modelinizi ince bir zımpara ile astara inmeyecek kadar, yumuşak bir şekilde zımparalayın. Amaç pürüzleri gidermek.Unutmayınız astar uygularken ne kadar düzgün zemin elde ederseniz boyanız o kadar düzgün olur Sonra ikinci katı uygulayıp kurumaya bırakın. Kuruması için 6-8 saat beklemeniz yeterli olacaktır. Bu kez daha ince bir zımpara ile (tercihen #1000) ovalar gibi zımparalayın. Düzgün zemini elde ettikten sonra son katı sürüp kemikleşmeye bırakın. Kemikleşme süresi yaklaşık 24 saattir. Bu süre içinde belirli aralıklarla modelinizi koklayın. Çam kokusu kaybolduğu zaman kemikleşmiş demektir artık modelinizi elleyebilirsiniz.
Geldik ikinci renk boyaya. Burada maskeleme bandı kullanacağız. Boyanmayacak alanı iyi bir marka bant ile maskeleyeceğiz. Biz Tamiyanın maskeleme bandını öneriyoruz. Maskelemeyi çok düzgün yapmalıyız zira bandın kenarlarından boya girebilir. Bandın kenarını kürdanla veya tırnağımızla iyice yapıştırmalıyız. Emniyet tedbiri olarak bandın kenarlarına fırça ile vernik sürebiliriz böylece vernik varsa açık kalan yere girecek ve şeffaf donduğu için sonradan iz bırakmayacak ancak boya sızıntısını önleyecektir.Bantlı alana boya uyguladıktan sonra, kemikleşmeden bandı dikkatlice sökmekte fayda var. Boya uygulaması sırasında meydana gelecek hataları, sonradan ince bir fırça ile rötuşla giderebilirsiniz.
Gövde boyamasi bittikten sonra güverte üstüne geçebilirsiniz. Bu asamada küçük aksesuarlari dısarıda boyadıktan sonra monte etmeniz uygun olacaktır. Geminizin üzerinde muhtemelen boyanacak birden fazla yüzey vardır. Önce acık renk alanları boyayın, daha sonra boyanmıs kısımları maskeleyip diger alanları boyayın.
Uyarı! Selülozik boya üzerine sentetik boya uygulayabilirsiniz ama sentetik boya üzerine selülozik boya asla uygulamayın. Zira üstteki selülozik boya alttaki sentetik boyayı bozar.
Vernikleme:
Boyadığımız modelimizi koruma altına almak için verniklemekte fayda vardır. Gemi modelciliğinde çoğunlukla mat vernik kullanılır. Klasik bir sandal , taka veya kalyon asla parlamaz. Modelde aslının aynısı olması gerektiğinden, parlak vernik kullanmamalıyız. Modern bir yat veya yelkenli yapmışsak belki parlak vernik kullanabiliriz ama klasik teknelerde bu konuya dikkat etmekte fayda var.
Kullandığımız Enamel Boyanın markasından mat vernik alıp, sentetik tiner veya çam terebentin ile inceltip modele sürmeniz iyi çözümdür. Piyasada bulunan Saten verniği de kullanabilirsiniz. Burada tavsiye ettiğimiz vernikleri boyanmayıp ahşap olarak bırakılacak kalyon tipi modellerde de uygulayabilirsiniz.
El Sanatları Örgü, Nakış, Takı Tasarım, Cam Boyama, Ahşap Boyama, Kumaş Boyama vb.
temptation tarafından yapılan son konu,
Transfer yaparken transfer tutkalını hem obje üstüne hem de transferi yapacağınız fotokopi üstüne sürün ve hiç hava kabarcığı kalmadığından emin olun. Transferinizi açmak için en az 2gün bekleyin.
Çatlatma yaparken, kesinlikle ıslak fırça kullanmayın.
Patine yaparken, fırçayı astar yönünde sürün ve fırçayı sürmeye köşelerden başlayın.
Sprey vernik kullanırken çok çalkalayın ve 30 cm. uzaktan sıkın.
Yükseltili objelerde sprey vernik kullanın.
Stencil yaparken gerekirse stencilin hareket etmemesi için kenarlarından bir bant ile tutturabilirsiniz. Mutlaka kuru bir tampon fırça kullanın ve boyanızı sakın sulandırmayın.
Ayakkabı ile boyanan objelerin verniklenmeden önce üzerine su değmemesine dikkat edin.
Wood Grainer tekniği uygularken, ahşaba uygun renkler seçilirse görünüm daha güzel olur.
Kaynak: Koşuyolu Hobi Merkezi
Salatalar konuları
Henüz blog gönderisi yok
Makarnalar konuları
ataslioglu tarafından yapılan son konu,
Malzemeler:
1 paket kalem makarna
2 havuç
2 domates
Yarım demet maydanoz
1 soğan
40 gr margarin
1 çay bardağı su
Tuz
Hazırlanışı:
Soğanları soyup ince ince doğrayın. Domatesleri dilimleyin. Havuçları temizleyip verev dilimler halinde doğrayın. Maydanozu temizleyip dal dal ayırın, yarısını kıyın. Margarini tavada eritip soğanı kavurun. Havucu ekleyip sote edin. Domates, su ve 1 tutam tuz ekleyip havuçlar yumuşayıncaya kadar pişirin.
Makarnayı tuzlu suda haşlayıp, süzün. Havuçlu karışımı ekleyip harmanlayın. Kıyılmış maydanozla ve maydanoz dallarıyla süsleyip servis yapın.
Et Yemekleri konuları
admin tarafından yapılan son konu,
Püreyi hazırlamak için patatesleri haşlayıp,kabuklarını soyarak rendeleyin.
Zeytinyağı,tuz ve limon suyunu ekleyerek iyice ezin.Pürüzsüz kıvama gelince kaşıkla şekil vererek servis tabağına alın.
Köfteler için kıymaya yumurta,mısır unu rendelenmiş soğan,yenibahar,karabiber,kimyon tuz ve tereyağını ilave ederek yoğurun. İyice yoğuduktan sonra yuvarlak ve yassı köfteler hazırlayın.Önceden kızdırmış olduğunuz yağda arkalı önlü kızartarak patates püresiyle servis yapın.
NOT: isterseniz püre yerine kızarmış patates ile servis yapabilirsiniz.
AFİYET OLSUN...
Pilavlar konuları
Henüz blog gönderisi yok
Sebze Yemekleri tarifleri
pinkgirl tarafından yapılan son konu,
Malzemeler;
1 kg. patlıcan
200 gr.arpacık soğan
3 orta boy kuru soğan
1 çay bardağı zeytinyağı
3 domates
süslemek için maydanoz
1 tatlı kaşığı biber salçası
1 yemek kaşığı domates salçası
3-4 diş sarımsak
1 tatlı kaşığı şeker
1 çay bardağı su
Hazırlanışı;
Patlıcanların yarısını alaca soyulur. İnce dilimlenir. Tuzlu suda bekletilir. (biz tuzlayıp sonra yıkıyoruz)
İki soğan julyen kesilir. Sarımsaklar ince kıyılır. Zeytinyağda hafif pempe kavrulur. Salçalar ilave edilip biraz karıştırılır. Orta boy teflon tencereye önce bir domates dilimlenir ve dizilir.
Patlıcanlar bir dilim soyulmuş bir dilim soyulmamış dizilir. Arasına kavrulan soğan ve sarımsaklar konur tekrar patlıcanlar dizilir. Ortasına küçük bir soğan konulur.
En üste küp küp doğranmış domatesler dökülür. Arpacık soğanlar etrafına dizilir. Şeker serpilir, su ilave edilip ağzı kapalı kısık ateşte pişirilir.
Servis için tencereyi bir servis tabağına ters çevirip maydanozla süsleyin.
Tavuklu Yemek Tarifleri, Fırında Tavuklu Yemekler, Büryan Pilavı, Fırında Patatesli Tavuk But, Sofranın Hükümdarı, Tavuklu Sultan Kebabı
seda22 tarafından yapılan son konu,
Malzemeler: 4 kişilik
250'şer gramlık 2 parça
tavuk göğsü 2 yumurta
yarım demet maydanoz
yarım demet dereotu
1 kase un
1 kase mısır unu
4 diş sarımsak
sıvıyağ
kekik, pulbiber, tuz, karabiber
Hazırlanışı: Tavuk etlerini bir tabağa alıp her iki tarafına da tuz ve karabiber serpin. 2 diş sarımsağı ezin. Maydanoz ve dereotunu yıkayıp incecik kıyın. Dereotu ve maydanozu büyük bir kasede karıştırın. 2 yumurta, ezilir sarımsak, 1 tutam tuz, karabiber, kek ve pulbiberi ekleyip çırpın. Un, yumurtalı karışım ve mısır ununu düz tabaklara alın. Tavuk etlerini önce una sonra yumurtalı karışıma ardından da mısır ununa bulayın. Bu işlemi bir kez daha tekrarlayın. Sıvıyağı tavada kızdırıp kalan 2 diş sarımsağı pembeleştirin. Tavuk paneleri tavaya alıp çevirerek kızartın. Kevgirle yağdan çıkarıp 1 cm kalınlığında dilimleyin. Sıcak olarak servis yapın.
Kekler ve Pastalar
Malzemeler: 6-8 kişilik
3 adet yumurta
bir buçuk su bardağı toz şeker
1 su bardağı zeytinyağı
1 su bardağı çay
3 su bardağı un
bir buçuk paket kabartma tozu
1 paket vanilya
3 çorba kaşığı kakao
Çikolata sos için:
1 su bardağı süt
1 su bardağı su
2 çorba kaşığı mısır nişastası
2 çorba kaşığı tozşeker
2 çorba kaşığı kakao
Hazırlanışı:
Derin bir kabın içinde yumurtaları ve tozşekeri çırpma teli ile iyice çırpın. İçine zeytinyağı ve çay ilave edip çırpmaya devam edin. Başka bir kabın içine un ve kabartma tozunu ekleyin. Vanilya ve kakaoyu ekleyip karıştırın. Bu karışımı yumurtalı harcın içine ilave edip karıştırın. Hazırladığınız karışımı yağlanmış kek kalıbının içine yayın. Önceden ısıtılmış 170 derece fırında 40 dakika pişirin. Diğer tarafta bir tencereye süt, su, mısır nişastası, tozşeker ve kakao koyup karıştırın. Orta hararetli ateşte sürekli karıştırarak kaynayana kadar pişirin. Tencereyi bir kenara alın. Kek piştikten sonra 5 dakika soğumasını bekleyin. Kalıptan çıkarıp bir servis tabağına alın. Üzerine çikolata sosu gezdirin. Dilimleyerek servis yapın.
Aşçının notu: Kekin güzel kabarması için unu ve kabartma tozunu birlikte ekleyin.
Turşular
Henüz blog gönderisi yok
Hamur İşleri
temptation tarafından yapılan son konu,
Derin bir kabın içine yoğurt, yumurta, peynir konulup iyice karıştırılır.
Daha önceden yıkanmış ve ince ince kıyılmış maydanozlar eklenir. Sırasıyla un, tuz ve karbonat eklenerek ele yapışmayacak kıvamda bir hamur elde edilir. En son olarak istediğiniz şekil verilerek kızgın yağda pembeleşinceye kadar kızartılır.
Not:Şekil vermeyi bitirdikten sonra kızartmaya başlayın, çünkü çabuk kızarıyorlar.
Tatlılar
Henüz blog gönderisi yok
Teknoloji konuları, Teknoloji sektörü uzmanlarının ortaya çıkan teknolojiler, dijital politikalar ve inovasyonu yönlendiren güçler üzerine analizleri ve kışkırtıcı yorumlar
hayat tarafından yapılan son konu,
Geçtiğimiz günlerde iş dünyasının geleceğini tartıştığım bir paneldeydim ve bir panelist arkadaşım tüyler ürpertici bir istatistik paylaştı. Araştırmalarında, sosyal medya platformu Discord'u izlemişler ve yaklaşık 5.000 çocuğun aktif ve açık bir şekilde intiharı tartıştığı bir sunucu bulmuşlar.
Bu konuşmalar, neredeyse hiç yetişkin gözetimi olmayan dijital bir alanda, geleceğimizi inşa etmesi beklenen nesil arasında umutsuzluğun kol gezdiği internetin karanlık bir köşesinde gerçekleşiyordu. Bu gerçeklik, teknoloji tarihindeki trajik bir dipnottan çok daha fazlası; hem ebeveynlik hem de eğitim alanında felaket bir başarısızlığın habercisi olan gürültülü bir siren.
Toplumu yeniden şekillendirecek bir yapay zeka devriminin eşiğinde dururken, çocuklarımızı bugünün dünyasında yol almaları için gereken duygusal dayanıklılıkla donatmakta başarısız oluyoruz; yarının dünyasında başarılı olmaları için gereken beceri ve amaçlardan ise hiç bahsetmiyoruz.
Çocuklarımızın okula dönüş sürecinde duygusal ve dijital dayanıklılıklarını artırmanın acil ihtiyacından bahsedelim ve ardından Haftanın Ürünüm olan yeni Pixel 10 Pro Fold ile bitirelim.
Discord anekdotu çok daha büyük bir hastalığın belirtisi. Önceki nesillerin ebeveynleri çocuklarının parkta ne yaptıkları konusunda endişelenirken, günümüz ebeveynleri 7/24 işleyen, sınırsız ve anonim bir dijital dünyayla mücadele etmek zorunda.
Discord gibi platformlar topluluk odaklı tasarlanmıştır, ancak dikkatli bir denetim olmadan, ergenlik çağındaki çocukların yaşadığı sıkıntıların en tehlikeli yönlerinin yankı odalarına dönüşebilirler. Platformun güvenlik özellikleri, etkili olması için genellikle gencin iş birliğini gerektirir ve ebeveyn rehberliğinin olması gereken yerde büyük bir boşluk bırakır.
Bu denetim eksikliği , sosyal medyanın baskılarıyla daha da kötüleşen, iyi belgelenmiş bir gençlik ruh sağlığı krizinin zemininde gerçekleşiyor .
Çocuklarımızın, anlamadığımız ve kontrol edemediğimiz ortamlarda, algoritmalar ve anonim akranlar tarafından yetiştirilmesine izin veriyoruz. Onları yapay zekanın şekillendirdiği bir geleceğe hazırlamaya başlamadan önce, çevrimiçi yaşamlarına yeniden dahil olarak, sağlam sınırlar çizerek ve çevrimiçi ortamda karşılaştıkları tehlikeler hakkında açık iletişimi teşvik ederek onları dijital uçurumdan kurtarmalıyız.
Ebeveynler evlerinde zorluklarla boğuşurken, eğitim sistemimiz sistemsel düzeyde başarısızlığa uğruyor. Hâlâ, hızla yok olan işler için uyumlu çalışanlar yetiştirmek üzere tasarlanmış, endüstri dönemi eğitim modelini kullanıyoruz. Müfredat, ezberciliğe ve standart testlere odaklanıyor; yapay zekanın halihazırda herhangi bir insandan daha iyi performans gösterebildiği beceriler bunlar.
Reuters/Ipsos'un bu ay yaptığı bir anket , Amerikalıların %71'inin yapay zekanın çok sayıda insanın işini kaybetmesine yol açacağından endişe duyduğunu ortaya koydu. Ancak okullarımız, öğrencileri mezun olduklarında henüz var olmayabilecek kariyer yollarına yönlendirmeye devam ediyor.
Kariyer danışmanlığı, eğer varsa, genellikle yetersiz finanse edilen ve yapay zeka destekli bir iş piyasası için gerekli rehberliği sağlayamayan bir sonradan akla gelen düşüncedir. Öğrencilere ne düşünmeleri gerektiğini öğretiyoruz, ama nasıl düşünmeleri gerektiğini öğretmiyoruz. Onları öngörülebilir, doğrusal kariyerlerin olduğu bir dünyaya hazırlıyoruz; ancak karşılaşacakları gerçeklik, sürekli değişim ve bozulmalarla dolu.
Sonuç, artık var olmayan bir geleceğe işaret eden, eskimiş bilgilerle donanmış, kırık bir pusulaya sahip bir nesildir.
Bu eğilim, derinden endişe verici bir kültürel değişime yol açıyor. Günümüzde birçok genç, işi bir tatmin kaynağı olarak değil, katlanılması veya tamamen kaçınılması gereken bir şey olarak görüyor. İşi katlanılması gereken bir şey olarak görmek tembellik değil; gördükleri dünyaya rasyonel bir tepki. Ezici bir borçla gig ekonomisine adım atıyor, becerilerinin otomatikleştirilebileceği bir geleceğe bakıyor ve çoğu zaman tükenmişlikten başka bir şey sunmayan bir kurumsal dünya görüyorlar.
Z kuşağı ve milenyum kuşağı üzerinde yapılan anketler, amaç odaklı bir işe ve sağlıklı bir iş-yaşam dengesine duyulan derin bir arzuyu sürekli olarak gösteriyor; mevcut sistemin bunları sağlamaya yeterli olmadığı görülüyor. Eğitim, öğrenmeyi tutku ve amaçla ilişkilendiremediğinde ve işin geleceği belirsiz ve tatmin edici görünmediğinde, hayal kırıklığı duygusunun yerleşmesi şaşırtıcı değildir.
Eğer bu amaç krizini çözmezsek, sadece beceri uyumsuzluğu nedeniyle işsiz değil, aynı zamanda bir kariyerin neşe ve anlam kaynağı olabileceği hiçbir zaman gösterilmediği için çalışmak istemeyen bir nesil yetiştirme riskiyle karşı karşıya kalırız.
Zorluk çok büyük, ancak ileriye giden yol açık. Eğitim sistemimizde, yapay zekanın neler yapabileceğinden neler yapamayacağına odaklanan köklü bir değişikliğe ihtiyacımız var . Geleceğin müfredatı, benzersiz insan becerileri temeline dayanmalıdır.
Öncelikle, eleştirel düşünme ve karmaşık problem çözme becerilerine öncelik vermeliyiz. Öğrencilerden cevabı ezberlemelerini istemek yerine, onlara doğru soruları nasıl soracaklarını ve birden fazla kaynaktan gelen bilgileri nasıl değerlendireceklerini öğretmeliyiz. Yapay zekâ bu süreçte güçlü bir araç olabilir.
Eğitimciler, öğrenciler için Sokratik bir ortak, varsayımlarını sorgulayabilen, sorgulayıcı sorular sorabilen ve onları akıl yürütmelerini savunmaya zorlayan yorulmak bilmez bir eğitmen olarak yapay zekadan yararlanabilirler. Öğrenciler, bir cevap bulmak için yapay zekayı kullanmak yerine, düşüncelerini geliştirmek için yapay zekayı kullanmayı öğrenebilirler.
İkincisi, yaratıcılığı ve duygusal zekâyı geliştirmeliyiz. Bu beceriler, insanların yapay zekâ ile birlikte çalışarak yeni değerler yaratmasına olanak tanıyan empati, iş birliği ve yenilikçiliği geliştirir. Bir raporda belirtildiği gibi, okulların bu "yumuşak becerileri" temel müfredata entegre etmesi gerekir.
Üçüncüsü, yapay zeka destekli simülasyonlar aracılığıyla sınıf ile gerçek dünya arasındaki boşluğu kapatmak için teknolojiyi kullanabiliriz. Çocuklarımızı bekleyen dünya karmaşık ve dinamiktir. Sürükleyici simülasyonlar, gerçek zamanlı geri bildirimlerle zor kararlar alma pratiği yapmaları için güvenli ve kontrollü bir ortam sağlayabilir.
Öğrencilerin karmaşık bir iş görüşmesinde ilerlediğini, simüle edilmiş bir iklim krizine müdahale ettiğini veya sanal bir iş yerinde etik bir ikilemi çözmek için iş birliği yaptığını hayal edin. Bu deneyimler sadece bilgi değil, aynı zamanda pratik bilgelik ve dayanıklılık da kazandırarak, onları derslerin ve ders kitaplarının asla başaramayacağı bir şekilde gelecekteki kariyerlerinin baskılarına ve belirsizliklerine hazırlar.
Son olarak, uyum sağlamayı ve yaşam boyu öğrenmeyi öğretmeliyiz. Tek bir meslek öğrenme fikri artık geçerli değil. Eğitim, öğrencilere sürekli öğrenmeyi, öğrendiklerini unutmayı ve yeniden öğrenmeyi öğreterek bir "gelişim zihniyeti" aşılamalıdır. Bu hedefe ulaşmak, yeni ve kişiselleştirilmiş öğrenme teknolojilerini benimsemeyi ve bireyleri yalnızca ilk 18 yıl boyunca değil, tüm kariyerleri boyunca destekleyen bir sistem oluşturmayı gerektirir.
Umutsuzluğun kolektif dünyasında kaybolan binlerce çocuğun görüntüsü, kolektif başarısızlığımızın çarpıcı bir yansımasıdır. Yapay zekanın getireceği derin ekonomik ve sosyal değişimlere hazırlıksız ve gözetimsiz bir şekilde büyüyen bir neslin acısını yaşıyoruz.
Bu kriz, teknolojinin çözebileceği bir sorun değil; insani bir çözüm gerektiren insani bir sorun. Ebeveynlerin hem gerçek hem de dijital dünyada rehber rollerini yeniden vurgulamalarını gerektiriyor. Eğitim sistemimizin endüstri çağı kabuğundan çıkıp, gelecek yüzyılda en önemli olacak becerileri geliştirecek şekilde dönüşmesini gerektiriyor.
Eğer harekete geçmezsek, yapay zekanın inanılmaz vaadiyle değil, geride bıraktığımız neslin kayıp potansiyeliyle tanımlanan bir gelecekle karşı karşıya kalma riskiyle karşı karşıya kalırız.
Felsefe düşünce sanatı olarak da bilinir. Tüm felsefe konuları...
afflicted_ tarafından yapılan son konu,
Kurucusu Alman Filozof Edmund Husserldir.
Bu akım,fenomenleri ve bilincin verilerini inceleyerek fenomenin içindeki özü yakalamaya çalışır.Bir başka temsilcisi ise Max Scheler(1874-1982)dir.
Edmund Husserl (1859-1938):Husserl felsefede özneden yola çıkar.Öznenin temeli Husserle göre bilinçtir.Bilinç,kendi içine kapanmış olmayan,atılım ve ve nesnesine yönelim içinde bulunan bir varlıktır.
Husserle göre insan bilinci ile nesne arasındaki söz konusu yönelim ilişkisinin iki farklı türü vardır.Birincisinde bilinç nesneyi sezgisel yoldan ve asli bir şekilde kavrar.Diğerinde ise bilinç,boş bir yönelim aracılığı ile yalnızca nesneyi gözlemleyebilir.O,bu çerçeve içinde bilincimizin bir ses ya da renk gibi duyusal (beş duyu ile algılanabilen) nesneleri tecrübe etmekle kalmadığını;,buna ek olarak, algıladığı nesnelerin saf anlamlarını ve mantıksal özlerini de kavradığını söyler.
Bu anlayışa göre öz fenomenin içindedir ve bilinç,bu özü sezgi yoluyla yakalayabilir ve kavrayabilir.Ona göre bir nesnenin özünü kavrayabilmek için; onun özüne ait olmayan tüm tesadüfi özelliklerin,ilgisiz görüşlerin bir kenara bırakılması parantez içine alınması gerekir.Varlıkları belirleyen, bir takım önemsiz özellikler değil de onları meydana getiren özelliklerdir.Bunları ise yalnızca bilinç ortaya çıkarabilir.
Örneğin insanın özü akıldır,akıllılıktır.Bu özü yalnızca insana anlam veren bilinç yakalayabilir.Bundan dolayı saf bilince ulaşabilmek ve bilincin tecrübe ettiği özleri yakalayabilmek için duyuların sağladığı tüm verilerden ,hatta dış dünyanın var oluşundan bile vazgeçilmelidir.Bunun için de günlük yaşam,din,bilim ve tarihin sağladığı tüm görüş,kanaat ve önyargılar parantez içine alınır.Böylece insanın öze ulaşmasını engelleyen,öze ait olmayan öğeler,kısa bir süre için yok sayılır.
Sosyoloji veya toplum bilimi, toplum ve insanın etkileşimi üzerinde çalışan bir bilim dalıdır. Sosyoloji konuları üzerine paylaşımlar..
ankilosazan tarafından yapılan son konu,
Babanızın artık ihtiyarladığını anlamak yaşanabilecek en büyük hüzünlerden biridir.
hele bir de birbirinizi anlama ve gerçek anlamda tanıma fırsatını yıllar sonra bulabildiyseniz,
birde araya gurbetlik girdiyse.
Kaybolan zamanı telafi edememenin acısı da ayrıca yanınıza kar kalır.
Artık onu tekrar görene kadar hiç bir şey olmamasını dilemek olur.
Babanın artık ihtiyarladığını anlamak hüzün vericidir.
hele hele de yasınız kemale ermiş ve uzaktaysanız baba ocağından.
babanın ihtiyarlaması ölüme de artık dünden daha yakın olmasıdır
çünkü. beraber geçiremediğiniz, karşılıklı muhabbeti pekiştiremediğiniz yıllara yanarsınız.
yıllar ise çabuk geçer. en büyük düşman ve öğretmendir zaman ve mutlaka bir gün öğrencisini de öldürecektir.
erkek evlatların babanın artık ihtiyarladığını görmesi zulümdür onlar için...
o artık vurduğunu deviren güçlü adam değil, sizi koruyacak ve kollayabilecek araçlardan yoksun ve çoktan emekli olmuştur.
kum saatinin dolmasını beklemektedir.
babam derdi; henüz ihtiyar değildi o zaman ve ben o vakit yanındaydım:
ihtiyarlık maskaralık gerçekten evlat demişti.
sesimi çıkarmamış başımı önüme eğmiştim. anımsıyorum...
Babanız yaşlandıktan sonra yeni yeni sevmeye başlıyorsanız çok kötü bir durumdur.
çünkü paylaşacak pek bir şeyler kalmaz..
Babanın ihtiyarlamaya başlamasını görmek bile bir nebze şanstır.
Hiç göremeden ayrılsa yanınızdan, kucaklayamasa sizi, öpemese..
Babanın ihtiyarlaması da güzeldir, yanında olduğunu bildiğin sürece
Bir babanın sitemi ;
-Hayatım boyunca senin için çalıştım didindim..
-ne yaptıysam senin için yaptım..
-ama şimdi sen karınla bir olmuş bana bağırıyorsun.
Oğulun cevabı ;
-iyide baba biz evde yokken salona sıçmışsın.!!
-senin yüzünden evliliğim yok oldu.
Babanın cevabı ;
-Beni yok ettikten sonra evliliğinin yok olmasının önemi var mı ?
Dengelerin tersine dönmeye başladığı, hayatın sorumluluk yükünün yer değiştirdiği andır,
artık bundan sonraki aşamada bakıma muhtaç olan babadır, bakıcı ise evlattır..
Ayrıca ölümünün yaklaştığını düşündükçe insanı üzen bir eylemdir..
Psikoloji veya Ruh bilimi, içgüdüsel davranışları ve zihni inceleyen bilimdir. Psikoloji üzerine paylaşımlar..
afflicted_ tarafından yapılan son konu,
Huzur ve Tutunamayanlar'ın "Batılılaşma" sorunsalı etrafında inceleme denemesi, beraberinde Dünya Sisteminin(1) içinde bulunduğu dönemselliği de incelemeyi gerektirmektedir.
Bunu da merkez ve çevre ülkelerde "Modernite" kavramına bakarak yapabiliriz. Dünya ekseninde 20.yy. çağı hızlı toplumsal dönüşümlerin ve kültürel devrimlerin yaşandığı bir çağdır. Bu dönüşümün hızlı ve evrensel bir şekilde yaşandığı mutlaktır fakat merkez ve çevre ülkelerin hangi eksende yaşadığı önem kazanmaktadır.(2)
Orta ve Batı Avrupa değişimi zaten alışık olduğu bir olgu şeklinde yaşarken, geriye kalan ülkeler yani dünya nüfusunun %80'i, 1950'lerde ansızın sona eren bir Ortaçağ ile karşılaştı.
1910'larla başlayan süreç batılı toplumlarda modernizmin kendini geniş ölçüde ifade etme olanaklarını bulduğu bir süreçti. Bunun edebiyattaki görüntüsü kendini gelenekten koparma şeklinde idi. Bu olguyu Üçüncü Dünya Ülkeleri kapsamında ele aldığımızda, hem geleneksel değerlerin yanında saf alanların hem de batıcıların başlıca görevinin kendi halklarının çağdaş gerçekliğini keşfetmek olduğunu söyleyebiliriz.
Yukarda bahsedilenleri Dünya Sisteminin içinde bulunduğu dönemin öncülleri olarak kabul edersek, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus-inşa sürecinde nasıl bir yol izlediği daha kolay anlaşılacaktır. Böylece Tanzimat'la birlikte bahsedilmeye başlanan "Batılılaşma" sorunsalının çatısı belirecektir.
Berna Moran Türk Romanının ana sorunsalını "Batılılaşma" nın oluşturduğunu söyler ve romanın işlevini, kuruluşunu ve tiplerini de önemli ölçüde bu sorunsala dayandırır.(3) Bu sorunsalın köklerini Tanzimat' tan başlatır.Bizde roman, Batıdaki gibi feodalizmden kapitalizme geçiş sürecinde doğmamıştır. Burjuva sınıfının yani bireyciliğin ortaya çıktığı bir sürecin anlatısı değildir. Batılılaşma hareketinin taklit bir ürünü olarak doğmuştur.(4)
Peki o zaman "Batılılaşma" adıyla anılan şey nedir? Asıl olarak 1839'daki Gülhane Hatt-ı Hümayu'nu ile başlatılan bu reformlar silsilesinin yüzünün halka dönük olmaması nelere yol açtı? Daha doğrusu Türk Romanındaki görüntüleri neler oldu? Tanzimat Dönemi yazarlarının edindiği misyonlar açısından olaya bakarsak, yazarların iki yönlü bir süreçten geçtiğini söyleyebiliriz. Birincisi Batı'da yaratılmış yeni türleri ülkeye sokmak, ikincisi da bu türleri-özellikle romanı-eğitici bir amaç doğrultusunda kullanmak.
Tanzimat'ta "Batılılaşma" sorunsalının bir ürünü olarak doğan romanın Cumhuriyet Dönemi'nde nasıl serüvenlerden geçtiğini anlayabilmek için, Cumhuriyet'in ilanından sonra yaşanan süreci incelemek gerekmektedir:
Cumhuriyet'in ilanıyla oluşturulan devletin ne gibi hedefleri vardı? "Muassır Medeniyetler seviyesine ulaşmak" ve "ulus" olmak. Bu durumu yukarda bahsedilen "Dünya Sistemi" ekseninde düşünürsek, üçüncü dünyada oluşmuş yeni devletlerin kendilerini uluslararası alana yeleştirme çabası olarak değerlendirebiliriz. Yani "Batılılaşma" ve "Uluslaşma" süreçlerinin birbirinden bağımsız düşünülemeyeceği aşikardır. İki politika da Cumhuriyet Dönemi ideolojisinin oluşmasında stratejik bir rol oynar. Yeni oluşturulan Türkiye Cumhuriyeti'nin Osmanlı mirasında kendi ideolojisinin nüvelerini bulamaması O'nu yeni bir kültürün inşasına yöneltmiştir. Bu icadın "Batılılılaşma" ve "Uluslaşma" olarak ikili bir süreçte devam etmiş olması, Tanzimat'ta romanın ana ekseni haline gelen "Batılılaşma" Sorunsalının, Cumhuriyetin ilanıyla sona ermediğini daha da derinleşerek devam ettiğini gösterir. Yalnız Burada 1950'lerle başlayan sürecin sorunsallık açısından farklılık taşıdığı parantezini açmak gerekmektedir. Berna Moran 1950'lere kadar olan süreçte, "Batılılaşma" asıl sorunken; 1950 sonrası süreçte asıl sorunsalın "Sınıflılık"olduğunu söyler.(5) Kısaca, "Modernizm"i asıl olarak 1950 sonrası sınıflılık dönemine oturtmuştur.
O halde "Modernizm" in tanımını yapmak ve bu tanım doğrultusunda dönemselliğinin köşelerini çizmek gerekmektedir: Orhan Pamuk, edebiyatta "Modernizm" den yalnızca geleneksel olana bir karşı çıkış değil; genel olarak toplumun ruhundan, cemaat havasından uzaklaşmayı anladığını söyler.(6) Modernist anlatılar içinde üretildikleri toplumun ürünleri değildirler. Kendi içe dönüklükleri ile ortaya çıkarlar. Hangi teknikleri kullanır Modernist Roman? Bilinç akışı, anlatıcı denen merkezin dağılması, zamanda sıçramalar, hatırlayan bilincin çözülmesi... gibi teknikleri sıralar Orhan Pamuk. Peki Huzur ne kadar modernisttir Orhan Pamuk'a göre?
Süha Oğuzertem "Modernizm"in dönemsel bir tarifini yapmak isterken; onu asıl olarak 1950'lerden sonraya yerleştirir ve Oğuz Atay öncesi modernist bir roman olarak Huzur'u bir istisna olarak koyar.(7) Peki Orhan Pamuk? O'nun görüşlerinden özetle Tanpınar'ın bir cemaat insanı olduğu çıkartılabilir. Temel olarak, Tanpınar modernist bir roman üreticisi değildir.
Tanpınar'ın "Batılılaşma" karşısında takındığı tutuma ve bir cemaat adamı olarak tavrına aşağıda değinileceğini göz önüne alarak, Huzur'da ve Tutunamayanlar'da "Batılılaşma" sorunsalını incelemeye çalışalım:
Huzur'da Tanpınar'ın asıl derdinin bir takım değerler arasında süregiden çatışmayı sergilemek ve çatışmanın yarattığı bunalımı Mümtaz'da göstermek olduğunu söyleyebiliriz. Tanpınar'ın "Batılılaşma"ya dair görüşlerini vermesi açısından romandaki diğer bireyleri de incelemek gerekir. Fakat bunalımın asıl görüntüsünün Mümtaz üzerinden olması bizi Mümtaz karakterini daha derinlikli olarak incelemeye iter.
Mümtaz'ın bunalımı yaşadığı iç dünyasının sergilenmesi Tanpınar'ın anlatım tekniğini de belirler. Roman 3.tekil şahısla anlatılan bir romandır. Fakat 3.tekil anlatıcının bilinci, romanın temel kahramanının bilincine çok yakındır. Hangisinin düşünüyor, hangisinin ifade ediyor olduğu zaman zaman birbirine karışır. Romanın tekniğine dair bu notu romanın sonunda Mümtaz'ın bunalımına yol açan nedenler, değerler çatışması romanın tekniğine de yansır şeklinde özetledikten sonra Mümtaz'a geri dönelim.
Berna Moran, yukarıda adı geçen değerler çatışmasının romandaki görüntüsünün Mümtaz'ın kişisel mutluluğu ile toplumsal sorumluluğunun çatışması olduğunu söyler.(8) Genel anlamıyla estetik değerler ile sosyo-politik değerlerin çatışması.
Romanın birinci bölümünde çeşitli savaş imleriyle kendisini gösteren toplumsal sorun, daha sonra ikinci ve üçüncü bölümlerde karşımıza çıkacak olan estetizm kaygılarıyla karşıt durmaktadır ve romanın son bölümünde bu karşıtlık bir çatışmaya dönüşür.
Romanın birinci bölümünde çeşitli savaş işaretleri( gazete haberleri,telefon konuşmaları vb.), dilenciler, yoksul mahalleler sıkıntılı bir atmosfer yaratır. Mümtaz'ın neden sıkıntılı bir ruh halinde olduğunun işaretleridirler.
Romanın ikinci bölümünde, Mümtaz'ın estetik değerlerle ilgili görüşleri ile karşılaşırız. Mümtaz'a göre -aynı zamanda değerler çatışmasının bir ucunu oluşturan estetik değerlere göre- insan her anına sanatçı duygularla yaklaşmalı, her yerde güzeli kavrayarak yoğun bir duygu hayatı yaşamalıdır.
Roman'ın üçüncü bölümünün sonunda ise Doğu-Batı sorununa değinilir. Bu bölümde Tanpınar, İhsan'ın ağzından kendi görüşlerini dile getiriyor gibidir. ( Bu konuya İhsan karakteri özelinde ve Tanpınar'ın "Batılılaşma" sorunsalı karşısındaki konumu açısından aşağıda değinilecektir.)
Dördüncü bölümde Mümtaz artık, toplumsal sorumluluğu ile kişisel mutluluğunun çatışmasının yarattığı bunalımı derin bir şekilde yaşamaktadır. Berna Moran birinci bölümde sıkıntılı atmosferi yaratan bir takım işaretlerin bu bölümde artık karşılarında tavır almayı gerektiren olgulara döndüğüne dikkati çeker.(9) Daha önce kendi kişisel mutluluğunun peşinde olduğunu gördüğümüz Mümtaz bu bölümde mesuliyet fikriyle içiçedir ve bu fikri bir saplantı halinde yaşamaya başlar. Mümtaz içinde bulunduğu bunalımı sonuna kadar yaşar. Öyleki, ölüm O'na oldukça çekici gelmektedir.
Huzur romanına baktığımızda; Tanpınar'ın, İhsan'ın ağzından kendi görüşlerini aktardığını söyleyebiliriz. Tanzimat ile başlayan "Batılılaşma" hareketi 1923'den sonra daha da hızlanmış ve bir kültür ve uygarlık buhranıyla sonuçlanmıştır.
Berna Moran'ın belirttiği üzere, Tanpınar'a göre sorun kendi yaşam biçimlerimizi terketmiş olmakta yatar.(10) Sorunun aşılması toplumun ve yeni hayat şekillerimizin kendimize göre yeniden yaratılmasıyla olacaktır.
Tanpınar'ın Batıyı ele alışı da bu eksendedir. Batıda yaşanan değişimler ve orada var olan kültür kendilerine has olan şeylerdir. Bir bütünlük teşkil ederler. Yani onlar için hakikidir ve bizde aynı şekilde yaşanamaz. Taklitlerden ibaret kalır. Tanpınar çağdaşlaşmaya karşı değildir, bu olgunun köksüz bir zemine oturtulmasına karşıdır.
Şimdi bu durumun O'nun roman tekniğine nasıl yansıdığına ve modernist roman açısından görüntülerine değinmeye çalışalım:
Yukarda da anlatıldığı üzere romanda anlatıcının dili üçüncü tekil şahıstır ve anlatıcının bilinciyle romanın temel kahramanının bilinci zaman zaman birbirine oldukça fazla yakınlaşır. Uzaklaşma anlarında Tanpınar'ın bir "Biz" den bahsettiği görülür. Yani bu anlarda Tanpınar kahramanı ile kendisi arasına bir sınır koyar. İçerisinde yaşadığı toplumun sorumluluğunu üzerinde hisseder. Yine de bu sorumluluğu üzerine alırken kendi bilgisinden kati suretle emin değildir. Hatta kuşkulu olduğu, bu nedenle otoriter bir sese sahip olmadığı söylenebilir. Tanzimat romancısının baba otoritesi ile modernist anlatıcının özerkliği arasında bir yerde durmaktadır.
Huzur'dan sonra "Batılılaşma" sorunsalı etrafında incelenecek ikinci kitap Tutunamayanlar'a geçtiğimizde kitabın kurgulanışına, hikaye edilişine dair söyleyebileceğimiz şeyler bizi yine aynı kitabın tekniğine götürür. Bu teknik etrafında; Türk Romanının modernite-postmodernite serüveni ve bu serüven içinde yazarın konumu da incelenmelidir.
Peki Tutunamayanlar'ın karmaşık yapı ve anlatım yöntemlerini oluşturan hikayesi nasıl bir metin oluşturur? Berna Moran bunu bir tür çerçeve içine alınmış çeşitli metinler olarak koymaktadır.(11) Gazetecinin önsözü ve Turgut'un mektubu dış çerçeveyi yani Tutunamayanlar kitabının öyküsünü oluşturur. Tutunamayanlar'ın da iki öyküsü ve bu iki öykünün iki ayrı baş kişisi vardır. Turgut Özben arkadaşı Selim Işık'ın intihar nedenini araştırırken kendi ruhsal serüvenini yaşar. Bu öykünün çerçevesinin içinde ise Selim Işık'ın öyküsü yer alır.
Kitabın öykülenişini bu şekilde açıklamaya çalıştıktan sonra karakterlerin "Batılılaşma" sorunsalı etrafında nasıl bir serüven geçirdiklerini incelersek Turgut ve Selim'in birbirinden çok ayrı tutulamayacağını belirtmek gerekir. Turgut'un, Selim'le özdeşleşme serüvenini yaşadığını söylersek bu daha da açıklık kazanacaktır.(12) Bu durumda izlenecek yol, Turgut'u anlatmaya çalışmak ve bu serüven içeresinde Selim'e de değinmek olabilir.
Turgut Selim olmanın peşindedir, yani "Tutunamayan" olmanın. Peki kimdir Selim? Bir "Disconnectus Erectus" olması Türkiye'nin "Batılılaş(tır) ma" serüveninde nasıl bir yere tekabül eder? Selim'in oyunlarla olan iyi ilişkisi O'nun burjuva sınıfının değer yargılarından uzak bir yere konumlanmasına yardım etmektedir. Edebiyat ve sanat burjuva mantığına uymadığı için bunlar Selim'e göre yaşama anlam veren şeylerdir. Yukarıda bahsi geçen "Batılılaş(tır)ma" ve "Uluslaş(tır) ma" süreçlerinden geçerek 1950'lerde kendi sınıflı toplumunu oluşturmuş Türkiye için burjuva sınıfının değer yargıları artık oldukça önemli bir yerde durmaktadır. Selim ve O'nun serüveni peşindeki Turgut içinse bu değer yargılarının ve sahte yaşamın karşısında bir direnç noktası yaratmak "Tutunamamak" olmakta yatar. Bu direnç noktası Selim'in öyküsünde sanat ve mitosla olmaktadır.(13) O halde Turgut'un serüveni de bu boyuta yakın bir yerlerde sürüyor olmalıdır. Turgut, Selim'in mektubunu almadan önce, küçük burjuva sınıfının değer yargılarıyla özdeşleşmiş bir bireydir. Yani "Batılılaşma" sorunsalının beraberinde getirdiği sınıflılık toplumunun dayattığı değer yargılarına karşı çelişik değildir. Bu mektup Turgut'un "Tutunamayan" olmayı seçişi ve Selim olmaya doğru adım atışının bir başlangıcıdır.(14) Turgut artık "Tutunamamak" a ve yazar olmaya adım atmıştır. Romanının ilerleyen bölümlerinde ortaya çıkan ve Turgut'un ikinci beni olan Olric O'nu kitabı yazmaya ikna eder. Serüven Turgut'un görevini keşfettiği noktada son bulur, ya da belki de hiç sonlanmaz. Turgut hala serüveninin peşindedir.
Tam bu noktada durup, Mümtaz'ın içinde kalarak çelişkisini yaşadığı sorunsalı Selim'in ve Turgut'un reddederek onun dışında kalmayı seçtiklerini söyleyebiliriz. Peki Selim ve Turgut'un dışında kalmayı seçtikleri şey sadece Batılılaş(tır)mayla gelmiş olan burjuva sınıfı ve O'nun değer yargıları mıdır? Berna Moran, Selim'in temsil ettiği değerlerin sadece sanatla ilgili olamayacağına ve bu değerlerin karşısına konan şeyin küçük burjuva sınıfına indirgenemeyeceğine dikkati çeker.(15)
Turgut ve Selim karakterlerinin yardımıyla "Batılılaşma" sorunsalının görüntülerine değinmeye çalıştıktan sonra kitabın yazarının ve dolayısıyla kitabın bu sorunsalın neresinde durduğunu açıklamaya çalışalım:
Atay'ın Türkiye'nin "Batılılaş(tır)ma" ve "Modernite" serüvenindeki yerini açıklamanın yolu kitabında kullandığı tekniklere değinmekten de geçer. Berna Moran, Atay'ın çeşitli metinlere göndermeler yaparak, 19.yüzyıl gerçekliğine sırtını dönmüş bir roman yazma kaygısı da olduğunu belirtir.(16) Atay saldırmak istediği zihniyetin yerleşmiş değerlerine yazdığı romanın tekniğiyle de saldırmaktadır. Nitekim Atay'ın kurmaya çalıştığı oyunlar post-modern romanın sıklıkla başvurduğu tekniklerden birisidir. Önsözler ve mektupla kurulmaya çalışılan şey bir yandan kendinden önceki romanın verili değerlerini de yıkmaktadır. Yine şarkılar ve açıklama bölümleri post-modern roman tekniklerinde görülen bölümler gibidir. Jale Parla, Atay'ın kullandığı bu teknikler açısından okuru özgürleştirme çabasında olduğuna dikkati çeker.(17) Mizah da bu yön doğrultusunda kurulan tekniklerden bir tanesidir. Mizaha, Atay'ın bu olguyu hangi eksen etrafında kullandığına değinmek bizi O'nun yerleşik değerlerin karşısına neyi koyduğunu sorgulamaya iter. Atay mizahı salt yerleşik düzenin verili değerleriyle alayda kullanmaz. Bu değerlerle alay etmektedir fakat kendisiyle de özeleştiriyi aşan bir özalay ilişkisi kurmaktadır. Verili değerlerin karşısına neyi koyduğu sorusuna cevap olarak akla ilk gelen "Tutunamamak" olur. Fakat O'nun kahramanlarının sonlarının intihar ya da şizofreniyle bitiyor olması, Atay'ın "Tutunamamak"ın da altını oyduğunu gösterir.
Huzur'da "Huzursuzluk" Mümtaz'ın kaderiydi.Tutunamayanlar'da da Turgut'un kaderi romanlar yazmak, bir "Tutunamayan" olmaktır. Her iki romanın kahramanları da kendilerini süregiden bir olgunun içinde buldukları - "Huzursuzluk" ve "Tutunamamak" - için belki de bir yönleriyle benzeşmektedirler. Fakat yazarların bulundukları konum ve bu olgunun çözümünü biliyor olmak etrafında düşünüldüğünde Tanpınar ve Atay'ın oldukça farklı yerlerde durduklarını söyleyebiliriz. Tanpınar, Mümtaz'ın içinde bulunduğu çelişkili durumun çözümünü - Mümtaz 'ı toplumsal sorumluluklarını bilen bir kahraman dönüştürmese de - kendisi bilmektedir. Atay ise yaşanılan bu ikiliğin ve bunalımın karşısına "Tutunamamak" ı koyuyor gibi görünmekte fakat onun da altını oyarak okurunu nesnelleştirmekten kaçınmaktadır.