Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

kaptan

Moderatör
  • Katıldı

  • Son Giriş

  1. Başarılı bir filmi ne yapar? Netflix'te, ilginç öncülükler, heyecan verici hikaye anlatımı ve mutlaka izlenmesi gereken yıldızların özel bir kombinasyonunu gerektiriyor. Ve bonus bir unsur, mesela şaşırtıcı bir cameo ya da kulak kurdu orijinal şarkı gibi şeylerin zararı yok gibi görünüyor. Bu, Netflix'in tüm zamanların en popüler 10 filmi arasında net bir şekilde ortaya çıkıyor; sıralamalar, hizmetteki ilk 91 günde toplam küresel izlenme sayılarına dayanıyor. Henüz bu filmleri izlemediyseniz, dünyanın geri kalanıyla görüşün ve bunları sıranıza ekleyin. 10. DamselMillie Bobby Brown, bu fantastik filmde bir prensle evlenmeyi kabul eden genç bir kadın olarak başrolde yer alıyor; ancak daha büyük bir planın bir piyonu olduğunu keşfediyor. Kraliyet ailesi onu eski bir ejderhaya kurban olarak kattı, ama kolay kolay pes edecek biri değil. Angela Bassett ve Robin Wright, 2024 yapımı aksiyon filminde yer aldı ve film 138 milyon izlenme topladı. 9. The Gray ManMark Greaney'nin kitap serisine dayanan bu aksiyon filmi, başrolde Ryan Gosling, karanlık ajans sırlarını yanlışlıkla ortaya çıkaran ve böylece küresel bir insan avının hedefi olan CIA ajanı rolünde yer alıyor. Yönetmenliğini Anthony Russo ve Joe Russo'nun üstlendiği, Netflix/AGBO ortak yapımı olan bu casus geriliminde THE GRAY MAN'i Ryan Gosling, onun psikopat düşmanını ise Chris Evans canlandırıyor. Ana de Armas, Regé-Jean Page, Billy Bob Thornton, Jessica Henwick, Dhanush, Wagner Moura ve Alfre Woodard’ın da rol aldığı ve Mark Greaney'nin aynı adlı romanından uyarlanan filmin senaryosu Joe Russo, Christopher Markus ve Stephen McFeely'nin imzasını taşıyor. THE GRAY MAN, CIA ajanı Court Gentry'nin (Ryan Gosling), namıdiğer Sierra Six'in hikâyesini anlatıyor. Eski CIA denetleyicisi Donald Fitzroy (Billy Bob Thornton) tarafından federal hapishaneden çıkarılıp teşkilata getirilen Gentry, bir zamanlar CIA tarafından desteklenen son derece yetenekli bir ölüm makinesiydi. Fakat artık roller tersine döndü ve Six, onu ortadan kaldırmak için her şeyi yapmaya hazır olan CIA'deki eski ortağı Lloyd Hansen (Chris Evans) tarafından dünya çapında bir insan avının hedefi hâline getirildi. Neyse ki ajan Dani Miranda (Ana de Armas) arkasını kolluyor ve Six'in buna gerçekten ihtiyacı var. 139,3 milyon izlenme topladı. 8. Leave the World Behind (Dünyayı Ardında Bırak)Yanlış giden bir tatil gibi. Julia Roberts ve Ethan Hawke, çocuklarıyla birlikte aile kaçamak için kiralık bir eve seyahat eden ebeveynleri canlandırıyor; ancak kendilerini mülkün sahibiyle birlikte tuhaf bir elektrik kesintisinde buluyorlar. Mahershala Ali, Kevin Bacon ve Myha'la, Rumaan Alam'ın aynı adlı romanına dayanan kıyamet psikolojik gerilim filminin kadrosunda yer alıyor. 2021 sürümü 143,4 milyon izlenme topladı. 7. Back in ActionAny Given Sunday ve Annie'de birlikte rol aldıktan sonra, Cameron Diaz ve Jamie Foxx, banliyöde ebeveynlik peşinde koşan emekli olan CIA ajanlarını canlandırmak için yeniden bir araya geliyorlar. Ama gizlikleri ortaya çıkınca, bu sefer iki çocuklarıyla birlikte casusluk dünyasına geri çekilirler. 2025 aksiyon komedisi — Kyle Chandler, Glenn Close ve Andrew Scott'ın da rol aldığı — 147,2 milyon izlenme topladı. 6. Bird Boxİnsanların intihar etmesine neden olan gizemli ve bulaşıcı salgın? Sandra Bullock, bu kıyamet gerilimini ölüm salgınının belirli bir manzaradan kaynaklandığını öğrenen ve hayatta kalmak için hem kendisini hem de ailesini gözlerini bağlayan bir anne olarak başrolünde oynuyor. Susanne Bier'in (The Perfect Couple) yönettiği korku filminde ayrıca Sarah Paulson, Trevante Rhodes, Rosa Salazar, BD Wong ve John Malkovich de rol alıyor. İzleyiciler bu 2018 yapımı filmi izledi ve 157,4 milyon izlenme topladı. 5. The Adam ProjectBazen zor zamanlarda sana yardımcı olabilecek tek kişi sensin. Bu bilim kurgu macerasında Reynolds, 2022'de yanlışlıkla kazara iniş yapan zaman yolculuğu yapan bir savaş pilotu rolünde yer alıyor ve 12 yaşındaki halinin yardımıyla zaman yolculuğunun olumsuz etkilerinden gelecek dünyasını kurtarmaya çalışmak zorunda kalıyor. Shawn Levy'nin (Stranger Things) yönettiği 2022 yapımı aile dramasında Mark Ruffalo, Jennifer Garner, Catherine Keener, Zoe Saldaña ve Walker Scobell yer alıyor ve 157,6 milyon izlenme topladı. 4. Don't Look UpLeonardo DiCaprio ikaz ediyor ama kimse dinlemiyor gibi görünüyor. Dünya'yı yok edecek bir kuyruklu yıldızın yaklaşmakta olduğu konusunda insanlığı uyarmak için büyük bir medya turuna çıkmak zorunda kalan iki astronomun öyküsü. 2021 siyasi hicivi — kadroda Jonah Hill, Meryl Streep, Cate Blanchett, Mark Rylance, Tyler Perry, Timothée Chalamet ve Ariana Grande'nin yer alıyor — 171,4 milyon izlenme topladı. 3. Carry-On (Kabin Bagajı)Tatil sırasında herhangi bir havaalanında gezinmek zaten stresli ve bu yüksek riskli gerilim filmi bunu bir adım daha ileri götürüyor. Taron Egerton, gizemli bir yolcu tarafından şantaj edilen, tehlikeli bir paketi Noel arifesi uçuşuna almaya zorlanan bir TSA ajanını canlandırıyor. Jason Bateman filmin kötü karakterini oynuyor; Sofia Carson, Danielle Deadwyler ve Dean Norris de kadroda yer alıyor. 2024 aksiyon filmi 172,1 milyon izlenme topladı. 2. Red NoticeBu soygun geriliminde, dünyanın en çok aranan sanat hırsızı Ryan Reynolds ve onu takip etmek üzere görevlendirilen FBI ajanı Dwayne Johnson olarak başrollerini paylaşıyor. Ancak iki düşman, Gal Gadot'un canlandırdığı kaçamak bir suç dahisi olan The Bishop'u yenmek için isteksizce iş birliği yapar. Ed Sheeran'ın kısa rolü ve film severler için birçok Paskalya Yumurtası içeren 2021 suç filmi 230,9 milyon izlenme topladı. 1. KPop Demon HuntersAnimasyon filmi, süperstar kız grubu HUNTR/X'in üyeleri Rumi, Mira ve Zoey'i takip ediyor; bunlar stadyumları geziyor ve gizlice iblisleri avlıyor. Son düşmanları, kılık değiştirmiş çekici bir iblis grubu, dünyayı doğaüstü güçlerden korumak için kurdukları bariyeri yıkmakla tehdit ediyor. 2025 filmi — ve akılda kalıcı orijinal şarkıları — listenin zirvesine yükseldi ve 325,1 milyon izlenme aldı.
  2.    admin, bir konudaki bir gönderi'ye tepki gösterdi: Burdur Liseleri - LGS Taban Puanları 2025
  3.    admin, blog girişi'ye tepki gösterdi: 2025 Ev Tasarımında Mutfak Trendleri
  4. Elektrikli motosiklet nedir?Gücü 250W ile 4KW olan elektrik motoru ile gaz kolu yardımıyla hareket ettirilebilen, şarj edilebilen bir bataryası olan, ülkemizde geçerli karayolu uygunluk belgesi Avrupa Tip Onay Belgesi’ne sahip iki tekerlekli araçlara elektrikli motosiklet denir. Karayoluna çıkabilmesi için plaka zorunluluğu vardır ve ehliyet sahibi kişiler tarafından kullanılabilmektedir. Elektrikli bisiklet nedir?Gücü 250W ve daha düşük güçlerde elektrik motoru yardımıyla hareket ettirilen, şarj edilebilen bataryası olan, maksimum hızı 25km/h olabilecek şekilde pedaldan tahrikli bir şekilde hareket ettirilen, gaz kolu olmayan iki tekerlekli araçlar elektrikli bisiklet olarak tanımlanır. Elektrikli Bisiklet, Scooter ve Mopedlerin Ehliyet, Sigorta ve Vergi Durumu için tıklayınız.
  5. Elektrikli motosikletler Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV)’ye tabi değildir. Elektrikli bisiklet, scooter ve mopedler zorunlu trafik sigortasından muaftır ve trafik sigortası olmadan tescil işlemlerinizi gerçekleştirebilir ve motosikletinizi kullanabilirsiniz. Ama isterseniz sigorta yaptırmak mümkündür. KTY ‘nin 75. Maddesine göre; İki, üç ve dört tekerlekli motorlu bisikletleri (moped) kullanacakların M sınıfı ehliyete sahip olması gerekmektedir. Gücü 35 kilovatı ve gücünün ağırlığına oranı 0,2’yi geçmeyen, sepetli veya sepetsiz iki tekerlekli motosikletler ile gücü 15 kilovatı geçmeyen üç tekerlekli motosikletleri kullanacakların A2 sınıfı ehliyete sahip olmaları gerekmektedir. Sepetli veya sepetsiz iki tekerlekli motosikletler ile gücü 15 kilovatı geçen üç tekerlekli motosikletleri kullanacakların A sınıfı ehliyete sahip olmaları gerekmektedir. Net motor gücü 15 kilovatı, net ağırlığı 400 kilogramı, yük taşımacılığında kullanılanlar için ise net ağırlığı 550 kilogramı geçmeyen dört tekerlekli motosikletleri kullanacakların B1 sınıfı ehliyete sahip olmaları gerekmektedir. Motorlu bisiklet (Moped): (Değişik:RG-17/4/2015-29329) Azami hızı saatte 45 kilometreyi, içten yanmalı motorlu ise silindir hacmi 50 santimetreküpü, elektrik motorlu ise azami sürekli nominal güç çıkışı 4 kilovatı geçmeyen iki veya üç tekerlekli taşıtlar ile aynı özelliklere sahip net ağırlığı 350 kilogramı aşmayan dört tekerlekli L1, L2 ve L6 sınıfı motorlu taşıtlardır. Elektrik ile çalışanların net ağırlıklarının hesaplanmasında batarya ağırlıkları dikkate alınmaz. Ehliyet Sınıfı araç sürme yetkileri; a) B1 sınıfı sürücü belgesi ile M, b) F sınıfı sürücü belgesi ile M, c) G sınıfı sürücü belgesi ile M, ç) A1 sınıfı sürücü belgesi ile M, d) A2 sınıfı sürücü belgesi ile M ve A1, e) A sınıfı sürücü belgesi ile M, A1 ve A2, f) B sınıfı sürücü belgesi ile M, B1 ve F, g) BE sınıfı sürücü belgesi ile M, B, B1 ve F, ğ) C sınıfı sürücü belgesi ile M, B, B1, C1 ve F, h) CE sınıfı sürücü belgesi ile M, B, BE, B1, C, C1, C1E, F; CE sınıfı ile birlikte D sınıfı sürücü belgesine de sahip olduğu takdirde ayrıca DE, D1 ve D1E, ı) C1 sınıfı sürücü belgesi ile M, B, B1 ve F, i) C1E sınıfı sürücü belgesi ile M, B, BE, B1, C1 ve F, j) D sınıfı sürücü belgesi ile M, B, B1, D1 ve F, k) DE sınıfı sürücü belgesi ile M, B, BE, B1, D, D1, D1E, F; DE sınıfı ile birlikte C sınıfı sürücü belgesine de sahip olduğu takdirde ayrıca CE, C1 ve C1E, l) D1 sınıfı sürücü belgesi ile M, B, B1 ve F, m) D1E sınıfı sürücü belgesi ile M, B, BE, B1, D1 ve F sınıfı sürücü belgeleri ile kullanılan araçlar da sürülebilir.
  6.    kaptan, bir konudaki bir gönderi'ye tepki gösterdi: Farklı Bir Mehtap Ön Söz
  7. pinkgirl, kaptan'yi takip etmeye başladı
  8.    umutyolu, bir konudaki bir gönderi'ye tepki gösterdi: NIKBINLIK
  9. kaptan, afflicted_'in Konular'ine yanıt verdi Nazım Hikmet Ran
    Nikbinlik Nedir? Nikbinlik, bireylerin geleceğe dair olumlu bir bakış açısına sahip olma durumunu ifade eder. TDK (Türk Dil Kurumu) sözlüğünde “nikbin” kelimesi; "her zaman olumlu düşünen, iyimser olan" şeklinde tanımlanmaktadır. Nikbinlik, kişinin yaşadığı olayları ve durumları olumlu bir çerçevede değerlendirmesi, karşılaştığı zorluklara rağmen umudunu kaybetmemesi anlamına gelir. Bu kavram, ruh sağlığı ve psikolojik iyilik hali açısından oldukça önemlidir. Nikbinliğin Önemi Nikbinlik, insanların yaşam kalitesini artıran bir özelliktir. Olumlu düşünmek, bireyin stresle başa çıkma yeteneğini artırır ve zorluklar karşısında daha dirençli olmasını sağlar. Nikbin insanlar, sorunlarla daha iyi başa çıkma becerisine sahip olur ve bu da yaşamlarının genelinde daha fazla memnuniyet ve mutluluk hissetmelerine yol açar. Ayrıca, nikbinlik insan ilişkilerini de olumlu yönde etkiler. İyimser bir tutum, başkalarıyla olan etkileşimlerde pozitif bir atmosfer yaratır.
  10. EBCED HESABI İLE TARİH DÜŞÜRME SANATI -1- (*) Doç. Dr. M. Es’ad COŞAN Ecdadımız, olayların tarihlerini çeşitli usûllerle kaydetmişlerdir. En yaygın şekil; sade, açık ve sanatsız olarak tarihi bilmektir. Öğretici veya halka hitap edici eserlerde genellikle bu yol kullanılmıştır. Nitekim tarih kitapları hadiseleri kronolojik sırayla anlatır, gün, ay ve yılı açıkça yazarlardı: “Niğbolu Zaferi 21 Zilhicce 798’de vukû buldu.” “Çelebi Sultan Muhammed, 824 senesi cemâdelûlâsı evâilinde (başlarında) Edirne’de irtihal-i dâr-ı beka eyledi.”... gibi. Bunun yanı sıra, bilhassa edebî eserlerde, tercüme-i hal kaynaklarında ve kitabelerde, daha başka sanatkârâne, saklı ve örtülü ifadelerle tarih kaydetme usûllerinin bulunup geliştirildiğini ve çok kullanıldığını görüyoruz. Bu değişik ve sanatlı usûllerden biri de ebced hesabıyla tarih düşürmektir. Ebced kelimesinin izahına pek çok söz söylenmiştir. Biz bu teferruata girmeyeceğiz. Kısaca söylemek gerekirse ebced; alfabe mânâsına kullanılmış ve meselâ mektebe yeni başlayan ve henüz alfabeyi öğrenme durumunda olan çocuk için tıfl-ı ebced-hân denmiştir. Ebced hesabında da esas; alfabenin her harfine bir rakam değeri vermek; ve bir kelimeyi teşkil eden harflerin toplam rakam değerini, anlatılmak istenen bir hadisenin tarihine denk düşürmektir. Böylece, ebced hesabıyla belirli bir tarihi anlatan kelimelere veya satırlara baktığımızda karşımızda herhangi bir rakam göremeyiz; kâğıdı, kalemi de ele alıp o kelime veya satırın her harfinin rakam değerini birbiriyle toplaya toplaya sonucu bulmamız gerekir. Bu ince usûl, çeşme, cami, medrese, han, hamam, kale, mezar... kitabelerinde; birçok tarihî olayların, kitap telif ve istinsahlarının, şahısların doğum ve vefatlarının tesbitinde o kadar çok kullanılmıştır ki, ebced hesabını bilmeden onları anlamak ve onlardan faydalanmak imkânsız hale gelmiştir. Biz bu hususu düşünerek, muhterem din görevlilerimiz ile Osmanlı harflerini bilen meraklı okuyucularımıza ebced konusunda bazı bilgeler vermeyi, çeşitlerini ve inceliklerini kısaca da olsa belirtmeyi uygun ve faydalı bulduk. Ebced hesabında harflere verilen rakam değerleri birkaç çeşittir. Osmanlı sahasında en çok kullanılmış olan yaygın sistemde bu değerler şöyledir: Elif, meldi elif ve hemze : 1 Be ve pe : 2 Cim ve çe : 3 Dal : 4 He : 5 Vav : 6 Zâ (keskin z) ve je : 7 Hâ (noktasız) : 8 Tı : 9 Ye : 10 Kef, kâf-ı Farisî ve sağır kef : 20 Lâm : 30 Mim : 40 Nun : 50 Sin : 60 Ayn : 70 Fe : 80 Sad : 90 Kaf (iki noktalı, kalın k) : 100 Rı : 200 Şın : 300 Te (iki noktalı) : 400 Se (peltek se) : 500 Hı (noktalı ve hırıltılı h) : 600 Zel (peltek z) : 700 Dad : 800 Zı (direkli, bir noktalı t) : 900 Gayn : 1000 Bu cetveli kolay hatırda tutmanın bir yolu vardır: Ebced, hevvez, huttî, kelemen, sa’fas, kareşet, sehaz, dazağı (daha başka okuyuşlar da vardır) kelimeleri yazılıp, baştan itibaren her harfin altına 1’den 10’a; sonra onar onar 20’den 100’e; en son da yüzer yüzer 200’den 1000’e kadar rakamlar kaydedilir. (Tabii birbirine benzeyen sesleri iyi ayırmak ve yerini şaşırmamak gerekir.) Bu hesaplama işinde önemli olan kelimenin yazılışı ve imlâsıdır, telaffuzu değil; binâen aleyh şeddeli harf tek hesap edilir. Harekeler hesaba katılmaz, harf-i tarifteki okunmayan elifler ve huruf-u şemsiyye önündeki lâmlar hesaba katılır; elif-i maksûre —y ile yazıldığı için— y olarak hesaplanır... vs. Basit misallerden başlayarak açıklamaya başlayalım: Timur Anadolu’ya geldiğinde Sivas’ı 803 hicrî yılında yakıp yıkmış; buna tarih olarak harâb kelimesi şürülmüş ki hı: 600 + re: 200 + elif: 1 + be: 2 = 803 etmektedir. Meşhur mutasavvıf ve şair Şeyh Galib’in doğum tarihine eser-i ışk terkibi düşürülmüş; gerçekten de elif: 1 + peltek se: 500 + re: 200 + ayn: 70 + şın: 300 + kaf: 100 = 1171 hicrî yılıdır. Bir başka tarihçi de yine Şeyh Galib’in doğumu için cezbetu’llah terkibini bulmuştur ki o da: Cim: 3 + zel: 700 + be: 2 + te: 400 + elif: 1 + lâm: 30 + lâm: 30 + he: 5 = 1171 etmektedir. İstanbul’un Türkler tarafından fethi olarak beldetün tayyibetün terkibi meşhurdur ki hicrî 857 eder: Be: 2 + lâm: 30 + dal: 4 + te: 400 + tı: 9 + ye: 10 + be: 2 + te: 400 = 857. Rivâyete göre; Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’ye yaşını sormuşlar, “—Hüdâ’dan bir küçüğüm, varın siz hesaplayıp bulun!” diye cevap vermiş. Hüdâ: Hı: 600 + dal: 4 + elif: 1 = 605 eder. Bu rivayete göre Mevlânâ 604 hicrî yılında doğmuş oluyor. Mevlânâ Hazretleri’nin ölümü ise: İbret’tir: Ayn: 70 + be: 2 + re: 200 + te: 400 = 672. Muhammed kelimesi ebcedle 92 eder. Mim: 40 + hâ: 8 + mim: 40 + dal: 4 = 92. Aman sözü de aynıdır: Elif: 1 + mim: 40 + elif: 1 + nun: 50 = 92. Bu eşitliği göz önünde tutan bir şair, Peygamber SAS Efendimiz’e yazdığı na’tında şöyle diyor: Aman lafzı senin ism-i şerifinle müsavidir; Anınçün âşıkın zikri amandır yâ Rasûlallah. Buraya kadar verilen misaller, ebcedle tarih düşürmenin en basit kademesi olan kelime veya ibare ile tarih düşürme kısmına girer. Bunda da önce, lügat mânâsı olmayan harf yığınından, mânâsı bir nükte ifade eden kelimeye, tek kelimeden de, birkaç kelimelik münasip bir ibareye doğru gelişme olmuştur. Halbuki daha sonraları ne kadar ince buluşlar ortaya çıkmıştır. Onları da inşâallah ileriki sayılarda anlatacağız.
  11. Güçlüklere, bir başına da olsa, karşı koyan insan güçlü insan olmalı. Ben bunu yalnız kalıp da umutsuzluk içinde olduğumu hissettiğim anlarda daha iyi anladım. Bununla birlikte, yıllardanberi, o kadar çok zamanlar yalnız kaldım ki, bu duruma neredeyse alışır, üstelik güçlü olmanın gururunu duyabilmek için zaman zaman yalnızlığı arar oldum. Şu anda gurur diye adlandırdığım bu duygu, başlangıçta bir avunma yoluydu. Yaşamlarının, benim gibi, acılarla dolu olduğunu sananlar, buna benzer bir sürü avunma çareleri bulmuşlardır. Bu çareler, yalnız kalmış insanların yalnızlık anlarındaki arkadaşlarıdır. Yaşamın karşısında sırasında ölümün bile karşısında, ancak bu arkadaşların yardımıyla tutunabiliriz. Benim, yukarıda sözünü ettiğim gurura benzer birkaç 'arkadaşım daha var. Vakit olsa da sizinle, onlar hakkında konuşabil-sem. Ne iyi olur! ama, Garip için yazacağım bir yazıda işi dertleşmeğe dökersem belki de bana kızarsınız. Onun için, size şimdilik, bunların yalnız bir tanesinden sözedeyim. «Hiçbir yaptığımdan pişman olmayacağım,» diye bir karar vermişliğiniz var mıdır? Benim vardır. Çok da yararını gördüm. Yıllar öncesinde böyle bir karar vermemiş olsaydım, üzüntülü günlerimin sayısı kuşkusuz daha fazla olurdu. Bu arada «1951 yılında Garip adlı bir kitap yayınlamıştım,» diye döğünür durur, hele onun yeniden basılmasına dünyada yanaşmazdım. Garip yeniden basılırken, içimde böylece, «yiğitlik bende kalsın» dermişim gibi bir duygu var. Şiirdeki 'garip' kavramı üzerinde bugün bir yazı yazmağa kalksam herhalde aynı şeyleri yazmam. Ama, bundan dolayı kim beni haksız bulabilir? Onları beş yıl önce yazmıştım. Beş yıl sonra da aynı şeyleri söyleyecek olduktan sonra ne diye yaşadım? O günden ölseydim olmaz mıydı? 1941 yılında söylediklerim, 1616 yılında 52 yaşında iken ölen Shakespeare'in, 377 yaşında söylemesi gereken sözlerdi. Aynı biçimde, bundan yüz yıl sonra yaşayacak bir ozanın sözleri de benim yüz otuz bir yaşında düşüneceğim şeyleri anlatmalıdır. Bir oluş, bir kendimize geliş dönemindeyiz. Dilimizin, günden güne bile, ne kadar değiştiğini fark etmiyorsanız, benim bir bu yazıma, bir de o zamanlar yayımladığım Gartp'e bakın. Göreceksiniz ki fark çok büyük. Bu farkın bütün günahını sakın benim omuzlarıma yüklemeyin; aynı deneyimi, başka yazarların yazıları üzerinde de yineleyin; işin, değişen, daha ileriye, daha güzele giden bir toplumun işi olduğunu anlarsınız. Bu gidişe ayak uyduramamış insanlarla da karşılaşmanız olasıdır. Ama her ileriye gidişte bir sürü döküntü bırakmıyor, bir sürü fire vermiyor muyuz? Üstelik, çoğu kez, o döküntüler ayaklarımıza takılıp bizim de yolumuzda yürümemize engel olmuyorlar mı? Yazdıkça fark ediyorum; Garip'in savunusuna kalkışmış gibi bir görünüşüm var. Garip'i kimseye karşı değil, kendime karşı savunmak isterim. Bunun, çevremi hiçe sayışımdan geldiğini de sanmayın. Garip'i başkalarından önce kendime karşı savunmak isteyişim, ondaki kusurları, başkalarından çok, kendim bildiğim içindir. «Benden başka bilen yoktur,» demiş gibi de olmayayım; başkalarından kastım, kitabım hakkında söz söylemiş olanlardır. Bunların içinde, üzerinde durulmaya değer, bir tek eleştri yazısı hatırlıyorum. O eleştiriyi yazan kişi, düşüncelerine gerçekten inandığım bir dostumdu. Topluma bağlı bir sanatın, bireyin ruhsal yaşamıyla ilgilenemeyeceğini söylüyordu. Ben bireyin ruhsal yaşamının, toplumdan büsbütün ayrı bir şey olduğunu ileri sürmemiştim ki. Yoksa o dostum mu işi böyle yorumluyor? Yapmaması gerek. Çünkü karşıt kuramların benim kadar uzlaştırıcı olmayan yandaşları bile, sırasında, kendi düşüncelerini karşı tarafın savlarıyla tamamlıyorlar. Sözgelimi hiçbir Freud'cü yoktur ki bilinçaltı'na itilen eğilimlerin oraya toplumlar tarafından itildiğini, dolayısıyla bilinçaltı dediğimiz dünyanın oluşmasında toplumun pek büyük bir payı olduğunu kabul etmesin. O zaman söylememişsem şimdi söyleyeyim; bilinçaltı'm bir varlık değil, bir düşüncenin açıklanması için ileri sürülmüş bir kavram diye kabul ediyorum. Hani birtakım insanların Tanrıyı kabul etmeleri gibi. Bu konuyu derinleştirmek isterdim. Ama söyleyeceğim sözlerin bilgince olmasından korkuyorum. Şiir hakkında bilgince olmadan da söylenebilecek sözler var. Fakat Garip'i yazdığım zaman, daha çok, garipliğin nereden geldiğini düşünmüş, şiirin değerleri üzerinde o kadar durmamıştım. Gerçi o değerleri, o vakitler, pek de bilmiyordum ya. Ama bugün öyle değil. Şiir üzerinde hem deneyimim çok, hem bilgim. Bununla birlikte o deneyimleri, o bilgileri anlatmak bana, şu anda, o günkünden daha güç görünüyor. Daha doğrusu, anlatılmasından çok, anlaşılmasının güç olacağını sanıyorum. Hoş, böyle olmasa da, söyleyeceğim sözler neye yarayacak bilmem. Düşünce tarihi, bir düşünce madrabazlığı tarihinden başka bir şey değil. Bugüne gelinceye kadar bir sürü şeyler söylenmiş. Ama, gerçek olarak ne söylenmiş? Bir aralık, bir arkadaşım, «Sanat konularında, karşıtını kanıtlayamayacağım hiçbir sorun yoktur,» demişti. Karşıtı kanıtlanamayacak sorun yoktur demek, kanıtlanacak sorun yoktur demektir. Madem ki kanıtlanacak sorun yok; ne diye düşünüyor, ne diye konuşuyor, ne diye yazıyoruz? Sanattan sözetmek de, sanatla uğraşmak gibi, kaçınılmaz, onulmaz bir hastalık mı yoksa? * Türk şiirinde yakın bir döneme damgasını vurmuş bu büyük ozanın, özellikle bir tür manifesto niteliği taşıyan bu önsözlerini, kitabı basıma hâzırlarken, daha da anlaşılır kılabilmek amacıyla, bugün kullanılan dile aktarmayı düşündüm. Ailesinden izin alarak, «Orhan Veli bugün yaşasaydı bu önsöz'leri bu sözcüklerle yazardı,» düşüncesiyle, eskimiş sözcükleri bugünkü karşılıklarıyla yenileyerek bu sorumluluğu yüklendim. Kitap basıma girerken, son dakikada yaptığım bu değişikliklerle, birtakım yanlışlıklar yapmayı da göze alarak, bu önsözleri daha kolay okunabilir, daha iyi anlaşılabilir duruma getirdiğime inanıyorum. Tarihsel bir belge niteliği taşıyan bu her iki önsöz'ün asıllarını da kitabın sonuna eklemeyi kaçınılmaz buldum. Her iki metni karşılaştıranlar, güzel Türkçemizin kısa sürede nereden 'nereye geldiğini de görmüş olacaklardır.
  12. Birincisi o incecik, o dal gibi kız. Şimdi galiba bir tüccar karısı. Ne kadar şişmanlamıştır kimbilir. Ama yine de görmeyi çok isterim, Kolay mı? ilk gözağrısı. ………………… çıkar ………………. dururduk mahallede ……………………. halde ……..adlarımız yan yana yazılırdı duvarlara ………………… yangın yerlerinde. Üçüncüsü Münevver Abla, benden büyük Yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları Gülmekten katılırdı, okudukça. Bense bugünmüş gibi utanırım O mektupları hatırladıkça. Dördüncüsü azgın bir kadın, Açık saçık şeyler anlatırdı bana. Bir gün de önümde soyunuverdi Yıllar geçti aradan, unutamadım, Kaç defa rüyama girdi. Beşinciyi geçip altıncıya geldim Onun adı da Nurünnisa. Ah güzelim Ah esmerim Ah Canımın içi Nurünnisa. Yedincisi Aliye, kibar bir kadın Ama ben pek varamadım tadına, Bütün kibar kadınlar gibi, Küpe fiyatına, kürk fiyatına. Sekizinci de o bokun soyu: Sen elin karısında namus ara, Kendinde arandı mı, küplere bin. Üstelik kendinde de Yalanın düzenin bini bir para. Ayten'di dokuzuncunun adı, Barlarda göbek atar İş başında şunun bunun esiri, Ama bardan çıktı mı, Kiminle isterse onunla yatar. Onuncusu akıllı çıktı Bıraktı gitti beni1 Ama haksız da değildi hani, Sevişmek zenginlerin harcıymış İşsizlerin harcıymış. İki gönül bir olunca Samanlık seyranmış ama, İki çıplak da —olsa olsa— Bir hamama yakışırmış. İşine bağlı bir kadındı on birinci Hoş, olmasın da ne yapsın? Bir zalimin yanında gündelikçi; Adı Luksandra. Geceleri odama gelir, Sabahlara kadar kalır Konyak içer, sarhoş olur, Sabahı da, işbaşı yapardı şafakla.. Gelelim sonuncuya. Ona bağlandığım kadar Hiçbirine bağlanmadım. Sade kadın değil, insan. Ne kibarlık budalası, Ne malda, mülkte gözü var. Eşit olsak, der, Hür olsak, der. İnsanları sevmesini de bilir, Yaşamayı sevdiği kadar. (Son Yaprak, 1.2.1951) * Şairin ölümünden sonra, bu şiirin elyazması, diş fırçasına sanlı bir kâğıtta bulunmuştur. Fakat bazı parçaları okunamamıştır
  13. I Biliyorum, kolay değil yaşamak, Gönül verip türkü söylemek yâr üstüne; Yıldız ışığında dolaşıp geceleri Gündüzleri günışığında ısınmak; Şöyle bir fırsat bulup yarım gün, Yan gelebilmek Çamlıca tepesine… -Bin türlü mavi akar Boğaz’dan_ Herşeyi unutabilmek maviler içinde. II Biliyorum, kolay değil yaşamak; Ama işte Bir ölünün hâlâ yatağı sıcak, Birinin saati işliyor kolunda., Yaşamak kolay değil ya kardeşler, Ölmek de değil; Kolay değil bu dünyadan ayrılmak. (Aile, 1951, Sayı 17)
  14. Cep delik, cepken delik. Kol delik, mintan delik. Yen delik, kaftan delik. Kevgir misin be kardeşlik. (Yeditepe, 1 .12.1950)
  15. Cep delik cepken delik Yen delik kaftan delik Don delik mintan delik Kevgir misin be kardeşlik, (Yeni Dergi, l Mart 1951)
  16. İstanbul'dan ayva da gelir, nar gelir, Döndüm baktım, bir edalı yâr gelir, Gelir desen dar gelir; Gün aşırı alacaklılar gelir. Anam anam, Dayanamam, Bu iş bana zor gelir. (Varlık, 1.1.1951)
  17. Denizden yeni mi çıkmıştı, neydi; Saçları, dudakları, Deniz koktu sabaha kadar; Yükselip alçalan göğsü deniz gibiydi. Yoksuldu, biliyorum —Ama boyuna da yoksulluk sözü edilmez ya— Kulağımın dibinde, yavaş yavaş, Aşk türküleri söyledi. Neler görmüş, neler öğrenmişti kimbilir, Denizle boğaz boğaza geçen hayatında! Ağ yamamak, ağ atmak, ağ toplamak, Olta yapmak, yem çıkarmak, kayık temizlemek... Dikenli balıklan hatırlatmak için Elleri ellerime değdi. O gece gördüm, onun gözlerinde gördüm; Gün ne güzel doğmuş meğer açık denizde! Onun saçları öğretti bana dalgayı; Çalkandım durdum rüyalar içinde. (1943/Yaprak, 15.6.1950)
  18. Küçüktüm, küçücüktüm, Oltayı attım denize; Bir üşüşüverdi balıklar, Denizi gördüm. Bir uçurtma yaptım, telli duvaklı; Kuyruğu ebemkuşağı renginde; Bir salıverdim gökyüzüne; Gökyüzünü gördüm. Büyüdüm, işsiz kaldım, aç kaldım; Para kazanmak gerekti; Girdim insanların içine, İnsanları gördüm. Ne yârdan geçerim, ne serden; Ne denizlerden, ne gökyüzünden ama Bırakmıyor son gördüğüm, Bırakmıyor geçim derdi. Oymuş, diyorum, zavallı şairin Görüp göreceği; (Yaprak, 15.3.1950)
  19. Her şey birdenbire oldu. Birdenbire vurdu gün ışığı yere, Gökyüzü birdenbire oldu; Mavi birdenbire. Her şey birdenbire oldu; Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan; Filiz birdenbire oldu. tomurcuk birdenbire. Yemiş birdenbire oldu. Birdenbire, Birdenbire; Her şey birdenbire oldu. Kız birdenbire, oğlan birdenbire; Yollar, kırlar, kediler, insanlar... Aşk birdenbire oldu. Sevinç birdenbire. (Yaprak, 1.4.1950)
  20. Şu kavga bir bitse dersin, Acıkmasam dersin, Yorulmasam dersin; Çişim gelmese dersin, Uykum gelmese dersin; Ölsem desene! (Yaprak. 1.2.1950)