Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

Bloglar

Öne Çıkan Yazılar

Topluluk Bloglarımız

  1. Tarih ve Sanat

    Tarih ve Sanat tarafından Sosyal Bilimler'de yazılan bir grup blogu
    • 16 Konu
    • 0 Yorum
    • 2014 görüntüleme

    Kültür, tarih, sanat temalı haber ve içeriklerin paylaşıldığı bölüm.

    1. Cumhuriyet Öncesi Dönem

    Türk sanatının, 1700den itibaren Batıya yönelmesiyle birlikte, saraya yabancı sanatçıların yerleştiği bilinmektedir. O dönemlerde, sarayda usta-çırak ilişkileriyle süren sanat eğitimi, babadan oğula, ustadan çırağa devam ettirilmiştir.

    1793 yılında, Mühendishanede ve Harbiye Mektebinde, doğa gözlemine bağlı resim derslerinin programa alınmasıyla birlikte, sanat eğitimi, gerçek anlamda başlamış oldu. Harbiye ve Askeri İdadi Mektebindeki ilk sanat dersleri, daha çok mesleki gaye ile programda yer almış olsalar bile, bugün ulaşılan seviyenin ilk hareketleri olması bakımından önemlidir.

    Ülkemizde, Cumhuriyet öncesi ilk sanat eğitimi hareketleri içinde, bugünkü akademik seviyede kurulmuş olan Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi/bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi)nin haklı bir yeri vardır. 1883 yılında Osman Hamdi Bey tarafından kurulan Sanayi-i Nefise Mektebinin müdürlüğüne, 2 Aralık 1883 yılında, hükümetin kararıyla yine kendisi atanmış, 24 Şubat 1910da ölene kadar bu görevde kalmıştır. Bu okulun kurulmasıyla birlikte askerî ressamlar, yerlerini yavaş yavaş bu okullardan mezun olan sivil sanatçılara terketmişlerdir. Böylelikle ilk defa resim öğrenimi sivillere geçmiştir.

    1911 yılında, kız öğrencilerinin de sanat öğrenmelerine imkan sağlayan İnas Sanayi-i Nefise Mektebi Sami Beyin müdürlüğünde açıldı. Kısa bir süre sonra ise müdürlüğe Mihri Müşfik getirilmiştir. Kısa süreler içersinde birkaç müdür değişikliği yaşayarak öğrenim hayatını devam ettiren okuldan, bir çok kadın sanatçı yetişmiştir.

    Akademi çıkışlı ressamlar, sanatçı olmaları yanında uzun yıllar resim-iş öğretmenliği de yapmışlardır. Ne var ki bu sanatçı-eğitimciler çocukları kendi yetişme biçimlerine göre eğittikleri gerekçesiyle yetersiz bulunmuş ve eleştirilmişlerdir. Daha sonra, 1927de Akademi içinde, resim öğretmeni olmak isteyenlere bir öğretmenlik formasyonu veren kurs açılmıştır.

    2. Cumhuriyet Sonrası Dönem

    Cumhuriyetin ilanıyla birlikte kültür ve sanat sorunlarına oldukça önem veren Atatürk, devletin görevleri arasına bu konularla uğraşmayı da katmış, sanata ilgiyi devlet politikası haline getirmiştir. Sanatın, temel kültür sorunlarından biri olduğu sık sık vurgulanır; sanat eğitiminin sorunları milli eğitim sorunlarından bağımsız düşünülmez. Atatürkün sanat ve eğitim sorunlarına yaklaşımı ve oluşturduğu devlet politikası ile, özellikle resim sanatçıları güçlerini birleştirerek oluşturdukları birlikler ile Türk Sanatını olgunlaştırmaya çalışmışlardır. Bu amaçla 1921de Türk Ressamlar Cemiyeti kurulmuştur. 1924den itibaren ise, bilgi, birikim ve deneyim kazanma yanında Avrupa sanatını kaynağında inceleyebilmek amacıyla yurt dışına bir çok sanatçı burslu olarak gönderilmiştir.

    İlk Cumhuriyet kuşağı sanatçıları, yurt dışındaki eğitimlerini tamamlayıp Türkiyeye döndüklerinde, sanat hayatımızda canlılık ve hareketlilik başlamış ve özellikle ressamlar çok aktif etkinliklere girişmişlerdir. 1926 yılında Türk Sanayi-i Nefise Birliği daha sonra da adı değiştirilerek Güzel Sanatlar Birliği ve 1928 yılında da Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği kurulmuştur.

    1925 yılından itibaren, örgün eğitimde resim, elişi ve müzik derslerinin koyulması ve yaygın eğitimde 1932 yılında açılmaya başlanan Halkevleri ve daha da kabarık sayıdaki Halkodaları ve nihayet Halk Eğitim Merkezleri, sanat eğitimini geniş kitlelere götürmeyi amaçlıyordu. Halkevleri, güzel sanatlar yoluyla vatandaşları çalışmaya yöneltmek, yurdu güzelleştirmek, güzel sanatları sevdirmek ve yaymak için kurulmuştu. O yıllarda, sanatçıların eserlerini sergileyebileceği sanat galerilerinin bulunmaması sorununa çözüm getiren Halkevlerinin, sanatımızın desteklenmesi ve geliştirebilmesi yolunda önemli bir yeri vardır. 1950de altmış üç ilde 477 Halkevi ve 4332 Halkodası varken, çok partili döneme geçişte Halkevleri kapatılmış ve Kız Enstitülerine öğretmen yetiştirmek amacıyla Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okullarına dönüştürülmüştür.

    Cumhuriyetle birlikte eğitimde, kültürde, sanatta çok yönlü bir gelişmeyi hedefleyen Türkiye, yurt dışından bir çok eğitim uzmanı getirtmiştir. Bunlardan J. Deweynin raporu 1926 yılında uygulamaya koyulmuştur. Bu raporda sanat eğitimi açısından şu görüşlere yer verilmiştir:

    Okullarda, bütün donanımlarıyla birlikte resim ve iş atölyeleri kurulmalı.

    Yükseköğrenime devam etmeyecek kişiler için, kendilerine bilgi ve beceri kazandıracak uygulamalı çalışmalara özellikle de el işlerine önem verilmeli.

    Resim, çizgi, boya sanatları gibi görsel sanat etkinlikleri, kişisel ve toplumsal önemi ve yararı açısından yeteneklerin geliştirilmesine önem verilmelidir.

    Bu rapor doğrultusunda, ortaokullara öğretmen yetiştirmek amacıyla 1926 yılında Ankarada Gazi Öğretmen Okulu (Gazi Eğitim Enstitüsü) açılır ve ilk, orta lise Resim-İş programları değiştirilir; okullarda resim-iş atölyeleri ya da odaları kurulur. Daha sonra 1932-1933 öğretim yılında, Gazi Öğretmen Okulu bünyesinde Resim Bölümü açılır. Batıda gelişen El İşleri Hareketi olarak bilinen bir akımın etkisiyle daha sonra Resim Bölümünden bağımsız İş bölümü kurulur. Daha sonra bu iki bölüm birleşerek Resim-İş Bölümü adını almıştır.

    Zamanla, İş eğitimi gittikçe yozlaşarak, ya yarara yönelik eşyanın küçük modelini yapmaya ya da ne olduğu belirsiz işlerin yapımına dönüşür. 1972 yılında İş Dersi, bir program değişikliğiyle İş ve Teknik Eğitimi dersine dönüştürüldü. Bu ders ile, iş çalışmaları yaratıcı düşünceyi geliştirmeye yönelik amaçlar öne çıkmıştı. Amaç, ne salt el becerisi ne de kısa yoldan hayata hazırlamaktı. Ne var ki, her ne kadar çağdaş yaklaşımlarla daha iyiyi, daha güzeli ve çağı yakalamayı hedefleyen programlar ortaya koyulmuşsa da, pratik ile uygulama farklı olmuştur. Bunun bir sonucu olarak da, İş ve Teknik Eğitimi dersinin esas amacından zamanla uzaklaşmaya başlanılmış, el becerisi ve yararlı olma amacı dersin amacı haline dönüştürülmüştür.

    Milli Eğitim Şuralarının bazıları, Türkiyedeki sanat eğitiminin yapılandırılması çalışmaları doğrultusunda önemli bir yer tutar. Bunlardan 1949, 1962, 1974 ve 1981 Milli Eğitim Şuralarında sanat eğitimine ayrı ayrı yer verilmiştir. 1962deki yedinci şurada, eğitim, kültür ve sanat konularına geniş yer verilerek, Kültür İşleri ve Güzel Sanatlar Komisyonunun hazırladığı raporda dile getirilen önerilerle, sanat eğitiminin bazı temel ilke ve amaçları benimsenmiştir. 1974deki dokuzuncu şurada da, ortaöğretim kurumlarında öğrencilerin ilgi ve isteklerine göre seçecekleri kol faaliyetleriyle sanat eğitiminin desteklenmesi öngörülmüş; lise ve dengi okullarda da sanat eğitimi dersleri seçmeli dersler arasına konulmuştur.

    Sanat eğitimi derslerinin, anaokulundan başlayarak, sanat alanında profesyonel olarak sanatçı ya da sanat eğitimcisi vb. eleman yetiştiren fakülte ya da yüksekokulların dışında, başka mesleklere yönelik eğitim veren fakülte ve yüksekokullarda da sürdürülmesine karar verildi. 1988-1989 öğretim yılında 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 5. maddesinin 1. fıkrasında Güzel Sanatlar eğitimi; Fakülte ve Yüksekokulların birinci sınıflarından itibaren eğitime başlayanlara seçmeli dersler olarak uygulanmaktadır denmektedir. Böylece, tüm yüksekokul kademelerinde, plastik sanatlar eğitimi alanlarından biri seçmeli ders olarak verilmiş; 1991-1992 öğretim yılında ise, bu kapsama Müzik dersi de alınmıştır.

    1991 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı bünyesinde oluşturulan Resim Dersi Öğretim Programlarını Geliştirme Özel İhtisas Komisyonunca hazırlanıp daha sonra kabul edilen İlköğretim Kurumları resim-İş Dersi Öğretim Programı, 1992-1993 öğretim yılından itibaren denenip geliştirilmek üzere uygulamaya konulmuştur.

    Son olarak da, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) ve Dünya Bankasının 1994-1997 yılları arasında yürüttüğü Milli Eğitimi Geliştirme Projesi çerçevesinde, eğitim fakültelerinin yapılanması yeniden düzenlenmiş, Resim-İş Bölümleri, Müzik Eğitimi Bölümü ile birlikte, kurulan Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümünde; Sınıf Öğretmenliği Bölümleri de yeni kurulan İlköğretim Öğretmenliği Bölümünde Anabilim dalları olarak yer almıştır. İdari yapılanmanın yanısıra, her iki bölümdeki sanat derslerinin yarıyıllara göre ders dağılımları, kredileri ve içerikleri de değiştirilmiş ve 1998-1999 öğretim yılından itibaren uygulamaya konulmuştur.

    Türkiyedeki sanat eğitiminin tarihi seyrine bakıldığında, daha çok akademik seviyede değişim ve gelişimin olduğu gözlenmektedir. Ne var ki, bu kademelere gelmeden önce, özellikle zorunlu eğitim kademelerindeki öğrencilerin sanat eğitimine özel bir itina ve önem verilmeli, geçmişe bakıp geleceğe daha iyi yön verilmelidir. Sanat ve onun eğitiminin, eğitim kurumlarında hak ettiği ağırlığı yakalayabilmesi, serpilip gelişebilmesi, onun gerekliliğine ve önemine inanmış insanlar tarafından sağlanabilir. Bu özelliklerde yetişecek olan insanların mimarları da, çağın gereklerini yakalayabilmiş bir eğitim politikası ve kararlılığı, gerekli donanım ile etkili bir programla yetişmiş olan eğitimciler olacaktır. Bu sebeple, her alanda olduğu gibi sanatın eğitiminde de çok iyi yetişmiş sanat eğitimcileri, bu misyonu yakalamada en temel yapı taşları olarak yerlerini alacaklardır.

    Son Eklenenler

  2. Felsefe

    Felsefe tarafından Sosyal Bilimler'de yazılan bir grup blogu
    • 13 Konu
    • 0 Yorum
    • 1438 görüntüleme

    Felsefe düşünce sanatı olarak da bilinir. Tüm felsefe konuları...

    Kurucusu Alman Filozof Edmund Husserldir.

    Bu akım,fenomenleri ve bilincin verilerini inceleyerek fenomenin içindeki özü yakalamaya çalışır.Bir başka temsilcisi ise Max Scheler(1874-1982)dir.

    Edmund Husserl (1859-1938):Husserl felsefede özneden yola çıkar.Öznenin temeli Husserle göre bilinçtir.Bilinç,kendi içine kapanmış olmayan,atılım ve ve nesnesine yönelim içinde bulunan bir varlıktır.

    Husserle göre insan bilinci ile nesne arasındaki söz konusu yönelim ilişkisinin iki farklı türü vardır.Birincisinde bilinç nesneyi sezgisel yoldan ve asli bir şekilde kavrar.Diğerinde ise bilinç,boş bir yönelim aracılığı ile yalnızca nesneyi gözlemleyebilir.O,bu çerçeve içinde bilincimizin bir ses ya da renk gibi duyusal (beş duyu ile algılanabilen) nesneleri tecrübe etmekle kalmadığını;,buna ek olarak, algıladığı nesnelerin saf anlamlarını ve mantıksal özlerini de kavradığını söyler.

    Bu anlayışa göre öz fenomenin içindedir ve bilinç,bu özü sezgi yoluyla yakalayabilir ve kavrayabilir.Ona göre bir nesnenin özünü kavrayabilmek için; onun özüne ait olmayan tüm tesadüfi özelliklerin,ilgisiz görüşlerin bir kenara bırakılması parantez içine alınması gerekir.Varlıkları belirleyen, bir takım önemsiz özellikler değil de onları meydana getiren özelliklerdir.Bunları ise yalnızca bilinç ortaya çıkarabilir.

    Örneğin insanın özü akıldır,akıllılıktır.Bu özü yalnızca insana anlam veren bilinç yakalayabilir.Bundan dolayı saf bilince ulaşabilmek ve bilincin tecrübe ettiği özleri yakalayabilmek için duyuların sağladığı tüm verilerden ,hatta dış dünyanın var oluşundan bile vazgeçilmelidir.Bunun için de günlük yaşam,din,bilim ve tarihin sağladığı tüm görüş,kanaat ve önyargılar parantez içine alınır.Böylece insanın öze ulaşmasını engelleyen,öze ait olmayan öğeler,kısa bir süre için yok sayılır.

    Son Eklenenler

  3. Teknoloji

    Teknoloji tarafından Sosyal Bilimler'de yazılan bir grup blogu
    • 1 Entry
    • 0 Yorum
    • 1616 görüntüleme

    Teknoloji konuları, Teknoloji sektörü uzmanlarının ortaya çıkan teknolojiler, dijital politikalar ve inovasyonu yönlendiren güçler üzerine analizleri ve kışkırtıcı yorumlar

    Geçtiğimiz günlerde iş dünyasının geleceğini tartıştığım bir paneldeydim ve bir panelist arkadaşım tüyler ürpertici bir istatistik paylaştı. Araştırmalarında, sosyal medya platformu Discord'u izlemişler ve yaklaşık 5.000 çocuğun aktif ve açık bir şekilde intiharı tartıştığı bir sunucu bulmuşlar.

    Bu konuşmalar, neredeyse hiç yetişkin gözetimi olmayan dijital bir alanda, geleceğimizi inşa etmesi beklenen nesil arasında umutsuzluğun kol gezdiği internetin karanlık bir köşesinde gerçekleşiyordu. Bu gerçeklik, teknoloji tarihindeki trajik bir dipnottan çok daha fazlası; hem ebeveynlik hem de eğitim alanında felaket bir başarısızlığın habercisi olan gürültülü bir siren.

    Toplumu yeniden şekillendirecek bir yapay zeka devriminin eşiğinde dururken, çocuklarımızı bugünün dünyasında yol almaları için gereken duygusal dayanıklılıkla donatmakta başarısız oluyoruz; yarının dünyasında başarılı olmaları için gereken beceri ve amaçlardan ise hiç bahsetmiyoruz.

    Çocuklarımızın okula dönüş sürecinde duygusal ve dijital dayanıklılıklarını artırmanın acil ihtiyacından bahsedelim ve ardından Haftanın Ürünüm olan yeni Pixel 10 Pro Fold ile bitirelim.

    Anonimlik Çağında Ebeveynlik

    Discord anekdotu çok daha büyük bir hastalığın belirtisi. Önceki nesillerin ebeveynleri çocuklarının parkta ne yaptıkları konusunda endişelenirken, günümüz ebeveynleri 7/24 işleyen, sınırsız ve anonim bir dijital dünyayla mücadele etmek zorunda.

    Discord gibi platformlar topluluk odaklı tasarlanmıştır, ancak dikkatli bir denetim olmadan, ergenlik çağındaki çocukların yaşadığı sıkıntıların en tehlikeli yönlerinin yankı odalarına dönüşebilirler. Platformun güvenlik özellikleri, etkili olması için genellikle gencin iş birliğini gerektirir ve ebeveyn rehberliğinin olması gereken yerde büyük bir boşluk bırakır.

    Bu denetim eksikliği , sosyal medyanın baskılarıyla daha da kötüleşen, iyi belgelenmiş bir gençlik ruh sağlığı krizinin zemininde gerçekleşiyor .

    Çocuklarımızın, anlamadığımız ve kontrol edemediğimiz ortamlarda, algoritmalar ve anonim akranlar tarafından yetiştirilmesine izin veriyoruz. Onları yapay zekanın şekillendirdiği bir geleceğe hazırlamaya başlamadan önce, çevrimiçi yaşamlarına yeniden dahil olarak, sağlam sınırlar çizerek ve çevrimiçi ortamda karşılaştıkları tehlikeler hakkında açık iletişimi teşvik ederek onları dijital uçurumdan kurtarmalıyız.

    Eğitim Sisteminin Kırık Pusulası

    Ebeveynler evlerinde zorluklarla boğuşurken, eğitim sistemimiz sistemsel düzeyde başarısızlığa uğruyor. Hâlâ, hızla yok olan işler için uyumlu çalışanlar yetiştirmek üzere tasarlanmış, endüstri dönemi eğitim modelini kullanıyoruz. Müfredat, ezberciliğe ve standart testlere odaklanıyor; yapay zekanın halihazırda herhangi bir insandan daha iyi performans gösterebildiği beceriler bunlar.

    Reuters/Ipsos'un bu ay yaptığı bir anket , Amerikalıların %71'inin yapay zekanın çok sayıda insanın işini kaybetmesine yol açacağından endişe duyduğunu ortaya koydu. Ancak okullarımız, öğrencileri mezun olduklarında henüz var olmayabilecek kariyer yollarına yönlendirmeye devam ediyor.

    Kariyer danışmanlığı, eğer varsa, genellikle yetersiz finanse edilen ve yapay zeka destekli bir iş piyasası için gerekli rehberliği sağlayamayan bir sonradan akla gelen düşüncedir. Öğrencilere ne düşünmeleri gerektiğini öğretiyoruz, ama nasıl düşünmeleri gerektiğini öğretmiyoruz. Onları öngörülebilir, doğrusal kariyerlerin olduğu bir dünyaya hazırlıyoruz; ancak karşılaşacakları gerçeklik, sürekli değişim ve bozulmalarla dolu.

    Sonuç, artık var olmayan bir geleceğe işaret eden, eskimiş bilgilerle donanmış, kırık bir pusulaya sahip bir nesildir.

    Çalışma Karşıtı Nesil: Bir Amaç Krizi

    Bu eğilim, derinden endişe verici bir kültürel değişime yol açıyor. Günümüzde birçok genç, işi bir tatmin kaynağı olarak değil, katlanılması veya tamamen kaçınılması gereken bir şey olarak görüyor. İşi katlanılması gereken bir şey olarak görmek tembellik değil; gördükleri dünyaya rasyonel bir tepki. Ezici bir borçla gig ekonomisine adım atıyor, becerilerinin otomatikleştirilebileceği bir geleceğe bakıyor ve çoğu zaman tükenmişlikten başka bir şey sunmayan bir kurumsal dünya görüyorlar.

    Z kuşağı ve milenyum kuşağı üzerinde yapılan anketler, amaç odaklı bir işe ve sağlıklı bir iş-yaşam dengesine duyulan derin bir arzuyu sürekli olarak gösteriyor; mevcut sistemin bunları sağlamaya yeterli olmadığı görülüyor. Eğitim, öğrenmeyi tutku ve amaçla ilişkilendiremediğinde ve işin geleceği belirsiz ve tatmin edici görünmediğinde, hayal kırıklığı duygusunun yerleşmesi şaşırtıcı değildir.

    Eğer bu amaç krizini çözmezsek, sadece beceri uyumsuzluğu nedeniyle işsiz değil, aynı zamanda bir kariyerin neşe ve anlam kaynağı olabileceği hiçbir zaman gösterilmediği için çalışmak istemeyen bir nesil yetiştirme riskiyle karşı karşıya kalırız.

    Yapay Zeka Çağı İçin Yeni Müfredat

    Zorluk çok büyük, ancak ileriye giden yol açık. Eğitim sistemimizde, yapay zekanın neler yapabileceğinden neler yapamayacağına odaklanan köklü bir değişikliğe ihtiyacımız var . Geleceğin müfredatı, benzersiz insan becerileri temeline dayanmalıdır.

    Öncelikle, eleştirel düşünme ve karmaşık problem çözme becerilerine öncelik vermeliyiz. Öğrencilerden cevabı ezberlemelerini istemek yerine, onlara doğru soruları nasıl soracaklarını ve birden fazla kaynaktan gelen bilgileri nasıl değerlendireceklerini öğretmeliyiz. Yapay zekâ bu süreçte güçlü bir araç olabilir.

    Eğitimciler, öğrenciler için Sokratik bir ortak, varsayımlarını sorgulayabilen, sorgulayıcı sorular sorabilen ve onları akıl yürütmelerini savunmaya zorlayan yorulmak bilmez bir eğitmen olarak yapay zekadan yararlanabilirler. Öğrenciler, bir cevap bulmak için yapay zekayı kullanmak yerine, düşüncelerini geliştirmek için yapay zekayı kullanmayı öğrenebilirler.

    İkincisi, yaratıcılığı ve duygusal zekâyı geliştirmeliyiz. Bu beceriler, insanların yapay zekâ ile birlikte çalışarak yeni değerler yaratmasına olanak tanıyan empati, iş birliği ve yenilikçiliği geliştirir. Bir raporda belirtildiği gibi, okulların bu "yumuşak becerileri" temel müfredata entegre etmesi gerekir.

    Üçüncüsü, yapay zeka destekli simülasyonlar aracılığıyla sınıf ile gerçek dünya arasındaki boşluğu kapatmak için teknolojiyi kullanabiliriz. Çocuklarımızı bekleyen dünya karmaşık ve dinamiktir. Sürükleyici simülasyonlar, gerçek zamanlı geri bildirimlerle zor kararlar alma pratiği yapmaları için güvenli ve kontrollü bir ortam sağlayabilir.

    Öğrencilerin karmaşık bir iş görüşmesinde ilerlediğini, simüle edilmiş bir iklim krizine müdahale ettiğini veya sanal bir iş yerinde etik bir ikilemi çözmek için iş birliği yaptığını hayal edin. Bu deneyimler sadece bilgi değil, aynı zamanda pratik bilgelik ve dayanıklılık da kazandırarak, onları derslerin ve ders kitaplarının asla başaramayacağı bir şekilde gelecekteki kariyerlerinin baskılarına ve belirsizliklerine hazırlar.

    Son olarak, uyum sağlamayı ve yaşam boyu öğrenmeyi öğretmeliyiz. Tek bir meslek öğrenme fikri artık geçerli değil. Eğitim, öğrencilere sürekli öğrenmeyi, öğrendiklerini unutmayı ve yeniden öğrenmeyi öğreterek bir "gelişim zihniyeti" aşılamalıdır. Bu hedefe ulaşmak, yeni ve kişiselleştirilmiş öğrenme teknolojilerini benimsemeyi ve bireyleri yalnızca ilk 18 yıl boyunca değil, tüm kariyerleri boyunca destekleyen bir sistem oluşturmayı gerektirir.

    Özet

    Umutsuzluğun kolektif dünyasında kaybolan binlerce çocuğun görüntüsü, kolektif başarısızlığımızın çarpıcı bir yansımasıdır. Yapay zekanın getireceği derin ekonomik ve sosyal değişimlere hazırlıksız ve gözetimsiz bir şekilde büyüyen bir neslin acısını yaşıyoruz.

    Bu kriz, teknolojinin çözebileceği bir sorun değil; insani bir çözüm gerektiren insani bir sorun. Ebeveynlerin hem gerçek hem de dijital dünyada rehber rollerini yeniden vurgulamalarını gerektiriyor. Eğitim sistemimizin endüstri çağı kabuğundan çıkıp, gelecek yüzyılda en önemli olacak becerileri geliştirecek şekilde dönüşmesini gerektiriyor.

    Eğer harekete geçmezsek, yapay zekanın inanılmaz vaadiyle değil, geride bıraktığımız neslin kayıp potansiyeliyle tanımlanan bir gelecekle karşı karşıya kalma riskiyle karşı karşıya kalırız.

    classroom-digital-learning.jpg

  4. Et Yemekleri

    Et Yemekleri tarafından Yemek Tarifleri'de yazılan bir grup blogu
    • 1 Entry
    • 0 Yorum
    • 820 görüntüleme

    Et Yemekleri konuları

    Püreyi hazırlamak için patatesleri haşlayıp,kabuklarını soyarak rendeleyin.

    Zeytinyağı,tuz ve limon suyunu ekleyerek iyice ezin.Pürüzsüz kıvama gelince kaşıkla şekil vererek servis tabağına alın.

    Köfteler için kıymaya yumurta,mısır unu rendelenmiş soğan,yenibahar,karabiber,kimyon tuz ve tereyağını ilave ederek yoğurun. İyice yoğuduktan sonra yuvarlak ve yassı köfteler hazırlayın.Önceden kızdırmış olduğunuz yağda arkalı önlü kızartarak patates püresiyle servis yapın.

    NOT: isterseniz püre yerine kızarmış patates ile servis yapabilirsiniz.

    AFİYET OLSUN...

  5. Hamur İşleri

    Hamur İşleri tarafından Yemek Tarifleri'de yazılan bir grup blogu
    • 1 Entry
    • 0 Yorum
    • 1378 görüntüleme

    Hamur İşleri

    Derin bir kabın içine yoğurt, yumurta, peynir konulup iyice karıştırılır.

    Daha önceden yıkanmış ve ince ince kıyılmış maydanozlar eklenir. Sırasıyla un, tuz ve karbonat eklenerek ele yapışmayacak kıvamda bir hamur elde edilir. En son olarak istediğiniz şekil verilerek kızgın yağda pembeleşinceye kadar kızartılır.

    Not:Şekil vermeyi bitirdikten sonra kızartmaya başlayın, çünkü çabuk kızarıyorlar.

  6. Ebru Sanatı

    Ebru Sanatı tarafından Hobi & Sanat'de yazılan bir grup blogu
    • 0 Konu
    • 0 Yorum
    • 512 görüntüleme

    Ebru Sanatı konuları

    Henüz blog gönderisi yok

  7. Koleksiyonculuk

    Koleksiyonculuk tarafından Hobi & Sanat'de yazılan bir grup blogu
    • 0 Konu
    • 0 Yorum
    • 498 görüntüleme

    Koleksiyonculuk konuları

    Henüz blog gönderisi yok

  8. Salatalar

    Salatalar tarafından Yemek Tarifleri'de yazılan bir grup blogu
    • 0 Konu
    • 0 Yorum
    • 458 görüntüleme

    Salatalar konuları

    Henüz blog gönderisi yok

  9. Pilavlar

    Pilavlar tarafından Yemek Tarifleri'de yazılan bir grup blogu
    • 0 Konu
    • 0 Yorum
    • 472 görüntüleme

    Pilavlar konuları

    Henüz blog gönderisi yok

  10. Turşular

    Turşular tarafından Yemek Tarifleri'de yazılan bir grup blogu
    • 0 Konu
    • 0 Yorum
    • 484 görüntüleme

    Turşular

    Henüz blog gönderisi yok

  11. Tatlılar

    Tatlılar tarafından Yemek Tarifleri'de yazılan bir grup blogu
    • 0 Konu
    • 0 Yorum
    • 458 görüntüleme

    Tatlılar

    Henüz blog gönderisi yok