Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine
Kategori Dışı Konular tarafından Sosyal Bilimler'de yazılan bir grup blogu
  • Konu

    61
  • Yorum

    16
  • görüntüleme

    8.740

Bu bloğa katkıda bulunanlar

Bu Blog Hakkında

Kategori Dışı Konular

Entries in this blog

SENİ SEVİYORUM

Seni seviyorum diyorum sürekli, ama artık içimden.. Sessiz sessiz yapıyorum konuşmalarımı, ne sen duy ne ben duyabileyim.. Kimse bakmasın gözlerime.. Kimse konuşmasın hatta benimle çünkü kendimden çok sendeyim son günlerde.. Sessizliğim bundan.. İçinde huzursuzluk çıkartmayayım diye çabalıyorum.. Söylediğim tek cümle var, nakarat oldu; seni seviyorum..

Sen, huysuz bir ev sahibi gibisin aslında.. Sürekli atmaya çalışıyorsun beni yüreğinden.. Yada kendine bile yabancı biri.. İnsan bunca zaman emin olduğu şeylerde yanılır mı.. Bu kadar uzak, kayıtsız nasıl davranabilir ki.. Anlamadım ben seni.. Anlayamadım.. Artık ne görüyorsam kendime aldığım o.. Altında yatanlara ulaşmaya çalışmıyorum.. Hatta seninle göz göze gelmek kabusum son günlerde, nedendir ki savunduklarımı görmek istemiyorum senin gözlerinden akan..

Şimdi ben gidiyorum.. Daha doğrusu uzaklığım seni kaybetmek istemediğimden aslında.. Ama misinalar var elimde fark etmediğini sanarak yakın olmaya çalışıyorum çoğu zaman ve bu o kadar rasyonalize halde oluyor ki kendime inkarım kolaylaşıyor.. Kızıyorum sana.. Neydik ne olduk diyorum sonrasında.. Başlıyor durduramadığım göz yaşlarım ve hıçkırıklarla adını anıyorum.. Yine aynı cümle sessizliğimde aklımdan geçen ve yüreğimde avazı çıktığı kadar bağıran; seni seviyorum..

Zamansızım aslında.. İlerleyen hayat beni içine alıyor gibiyim.. Rutinler devam ediyor, biraz sen varsın aralarında o kadar.. Zaman sızım oluyor bir anlamda da.. Senden uzaklaşıyorum ve bunu kabul etmek zorluyor.. Canımı acıtan şarkılarda güçleniyorum şimdi.. Giderim diyorum.. Denedim diyorum.. Sevda yerine dokunmadım onun diyorum.. Ve ne var biliyor musun.. Değersizliği görüyorum en çok, senin duvarlarına çarptığım yerlerime bakıyorum o değersizlikle.. Sonrası boşluk.. Sonrası yalnızlık biraz.. Ve sonrası yine her şeye rağmen sessiz sedasız bir seni seviyorum..

İçimdekileri bildiğini sanırdım.. Gülümsediğinde sıcacık olurdum.. Anladıklarımı anlattığım yerde vardın diye düşünmüştüm.. Ama yoksun.. Şans mı şanssızlık mı bu yaşantılar.. Biz demeye çalışmak şimdi zor.. Senin sessizliğin benden de öte.. Duyamıyorum.. Sadece içimden düşüşünü fark ediyorum.. Sıyıra sıyıra geçiyorsun yüreğimin sen yerlerinden.. Kanıyorum.. Ve biliyor musun bu yaralar kapanmayacak.. Kendime ulaşamıyorum artık sende var olan.. Yaşatıyor musun bilmiyorum beni iç dünyanda.. Var olmasam bile son cümlelerim yine sitemle karışık; seni seviyorum..

Anlamıyorsun beni diyorsun ya hep, evet anlamıyorum.. Anlamayacağım da..Çünkü senin aşk demeye çalıştığın, ömrü en çok bir günlük kelebek.. Sen beni anlamayı denesen birbirimizi sevmek için elde olan nedenlerin sonu yok, göreceksin.. Nefes aldığım her saniyede çünkü ile bağladığım seni seviyorumlar var içimde..

Baktığın yer neresi şimdi duygulara bilmiyorum.. Her görüş ve her uzaklık eski yakınlıklarla yan yana duracak hep.. Üzüleceğim ben.. Sen ne yaşıyorsun artık bilmiyorum.. Evet yaralıyor bu da.. Gülümsemeye mecalim yok, biraz senin yüzünden aslında.. Bende kalanları istediğin zaman alabilirsin diyeceğim ama sen bana hangi duygunu bırakmıştın ki.. Sana verdiklerimi almayacağım merak etme çünkü onlar gibisi olmayacak bundan sonra sana sunulan sevgilerde.. Sakla.. Göz yaşların ıslatır bir gün.. Korkma sessiz sessiz söyleyerek cümlemi, kendine bırakıyorum kiracısı olduğum yüreğini.. Zarar ziyan yok.. Hissettiklerin için mücadele edersin sanmıştım, yanıldım.. Kendinle kal şimdi.. Avuntu sevdalarda yalnızlığınla kal.. Son kez içimdeki sen tarafıma söylüyorum ben; seni seviyorum..

Kendimizi tanıdıkça öteki dediğimiz yabancıya yakınlaşır ruhumuz. Hayatta var oluşumuzu sürdürebilmemizin en önemli başarılarından biri, dışımızdan akan seslere ve görüntülere aynı netlikle yaklaşabilme yeteneğimizi geliştirebilmemizdir. Ötekine baktıkça ne kadar farklı olduğumuzu ve yine ötekine baktıkça ne kadar aynı olduğumuzu anlama yeteneğimizdir bizi insan yapan. Çünkü tek olduğunu bilmek ve çok olduğunu unutmamak evrenin sunduğu sihirli bir oyundur.

Bu oyunu oynarken sembollere ihtiyaç duyan insan harfleri hecelere, heceleri kelimelere, kelimeleri de cümlelere yansıtarak anlatmaya başlamış içinin yankılarını. Gün gelmiş ve cümleler bitince iç sesin dinginliği sarmış evreni insan ötekine anlatamadıkları yazmaya başlamış. Tıpkı benim gibi...

Beynimin kıvrımlarında dönen heceler yan yana gelip bir anlam ifade ederken "gitmek" kelimesini yüklendi ruhum. "Gitmek ama niye, nereye?" diye nili -çivit rengi mavinin parlak bir tonu- bir renk belirdi içimde. Aslolan gitmek değil gidebilmektir. Kendi iç yolculuğunda gitmek, aşkın içinden geçip dünyanın içinden gitmek. Gitmek bir keşiftir aslında. Yinede seyyah gittiği, gidebildiği yere -yükü ne kadar ağır olursa olsun- kendini taşıdığını ve kendi iç yolculuğunda beyninin ve gönlünün kapılarını açamadığı müddetçe sadece gitmek eylemini yapmış olmakla kalacağını bilir. Kendi keşfini tamamlamaya çalışan ve yolculuğunu sürdüren insan ötekini keşfeder. Kendinizi keşfedemediyseniz ötekini keşfetmeniz sirke tadında bir haz bırakır damağınızda.

Kelimelerin bana hibe ettiği en güzel hediye gitmek istediğimde gitmemdir. Bugün gitmek istiyorum... "Kelimeler ya da yollar beni nereye götürürse oraya" Nar ekşisi hayatlardan, yapaylaşmış dostluklardan, asaletini yitirmiş aşklardan çıkıp gitmek istiyorum. İçimde duyduğum bu acı biliyorum ki bir kambur gibi benimle beraber gelecek, ama olsun ben yeni hayatlar tanımak, yeni yüzler görmek, hiç bilmediğim dillerini anlamadığım insanlarla iletişim kurmaya çalışmak... Başka yerlerde başka acılar duymak, dirilmek, delirmek, şaşırmak, aslolmak, hasret çekmek, yalnız kalmak.. En çokta yalnız kalmak için, yalnızlığın içinde kendi keşfimi sürdürmek için gitmek istiyorum.

Kendi iç yolculuğunuzda gidebildiğiniz yere kadar gitmeniz dileğiyle...

SENİ ÖZLEMEK

Seni ilk gördüğüm gün başka kim varsa silinip gitti hayatımdan. Tatlı anılar bir yana, hangi olay varsa zihnimden silindi. Yepyeni, tertemiz bir başlangıçtı bu. Çıplağım, karşında arınmış durumdayım. Yaşamın iki yüzlülüğünü, yalancılığını, ihanetlerini, kalleşliklerini soyunup karşına en saf, en yalın benliğimle çıktım.

Sana ait olanı yaşamak istiyorum ben. Aşksa aşk, sevinçse sevinç, hüzünse hüzün, acıysa acı... Senden gelen hiçbir şey korkutmuyor beni. Sen yanımda olduktan sonra her şeye dayanabileceğimi biliyorum. Gözlerindeki derin uçurumlarda bir dağcı edasıyla gezinmek mutlu ediyor beni. Seni her gün yeniden keşfediyorum. Bu keşifte yolumu kaybetmeme imkan yok. Pusulamda rehberimde sensin. Karanlık yollarda ışığımda sensin.

Demet demet çiçek oluyorsun. Ben o çiçek tarlasının acemi bahçıvanı, birini koklasam diğerinin hatırı kalır diye üzülüyorum. Neyse ki her gün yeniden açıyorsun. Ve ben o renk renk çiçekleri bir daha koklama şansına sahip oluyorum.

Ne desem de sevda mı anlatsam diye düşünüyorum. Bu güne kadar söylenmiş en güzel sevda sözcükleri bile sana duyduğum aşkı ifade edemeyecek diye korkuyorum. Dünyanın bütün dilleriyle Seni Seviyorum desem yetmeyecek biliyorum.

Bana dokunduğunda tatlı bir ürperti kaplıyor bedenimi. Hafif bir meltem nasıl gıdıklarsa insanın vücudunu öyle oluyorum işte. Ama senin dokunuşların bu dünyadan uzaklaştırıyor beni. Kendimi lacivert bir okyanusun ortasında buluyorum. İçimdeki sonsuzluk duygusu büyüyor. Hiç bitmesin istiyorum dokunuşların.

Nereye gidersem gideyim yanımda götürüyorum seni. Hiç yalnız değilim bu yüzden. Ne gecelerim sensiz geçiyor, ne gündüzlerim. Yaptığım her şeyde, attığım her adımda mutlaka sen de varsın.

Özlemek aşkın yaramaz çocuğu. Ben o çocuğu bile uslandırdım artık. Özlenen sensin çünkü

Sen benim için bu dünyada özlenmeye değer tek şeysin. Karşıma nasıl çıktığının önemi yok. Biz buna hayatın sürprizi diyelim.

Hani bir piyango bileti alır cüzdanında unutursun da haftalar sonra hatırlayıp listeye baktığında ikramiye kazandığını görür, sevinirsin ya...

İşte Sen Benim Hayatımın Büyük İkramiyesisin !

SEN BİLMEDİN

Bir gün hayatımdan ördürürcesine çıkacaksın ve ben seni hep son günkü halinle hatırlayacağım. Senin en güzel halin neydi diye düşünüyorum. Ve içimden bir ses yıllar öncesine götürüyor beni...

Seni her halükarda içimde hissedebiliyorum. İşte olayımın en güzel yanı bu. Sen ne kadar anlayabilirsin bilemiyorum. Ama benim gibi her şeyden ve herkesten uzak bir hayatın olmasaydı bunun ne demek olduğunu anlardın. Seni anlıya biliyorum sevdiklerin ve sana destek veren herkesin yanında ağlamak bile senin doğal. Benim için lüks olan her şey sana doğal geliyor.

Şimdi yatıyorsundur. Bir sigara yakmış yatağının ucunda yaşadıklarını ve benim sana söylediklerimi ve hatta yaşadıklarının bir hata olduğunu düşünüyorsundur. Kanayan yarayım senin için biliyorum. Bir hata. Bir yanlış. Oysa sadece sevmiştim seni. Hala aklımın bir ucundan çıkmıyorsun. Son kez çıkmayan olacaksın. Seni asla unutmayacağım. Yerlerde sürünüp yok olsam, evlenip çocuk sahibi olsan ve adım bir yana, dünyada olduğumu unutsan ben yine bıraktığın yerde olacağım.

Parktaki çocuklara bakıp seni yaşayacağım. Söküp atmam gerek içimden seni. Hayatımın kalanını sensiz yaşamayı öğrenmeliyim. Ve öyle ki hiç sızlamamalı içim seni gördüğümde. Sen utanmalı, sen başını eğmelisin. Yaptıklarından utanmalı, iliklerine kadar üşümelisin yazın kavurucu sıcaklığında...

Ama olmaz bunu sana yakıştıramam. Sen bunları yaşamamalı, görmemelisin. Korkma yavrucuğum ben gizli bir köşeden seyreder sonra usulca kaybolurum. Sen hiç görmezsin beni. Belki bir gün ortak bir tanıdığımızdan haberlerimi alırsın. Olur da hakkımda kötü bir şeyler duyarsan ne olur kulak asma yalandır mutlak. Senin üzülmen için söylenmiştir.

İçim yanıyor kimseye anlatamıyorum. Hoş sen bile anlayamadıktan sonra kim anlasın. Bana güldüklerini biliyorum bunu iliklerime kadar biliyorum. Varsın olsun, gülsünler, ben biliyorum içimdekileri. Yorgun bedenimi yıldızlara taşıyacaklar bu benim en mutlu günüm olacak. Sevdiklerimi oradan görebileceğim. Bir kahve telvesi, bir sigara dumanı kadar yakın olacağım sana. Sana ve sevdiğim tüm insanlara.

Son bir sevgi son bir mutluluk yakaladım seninle, belki de çok kısaydı kimileri için. Nereden bilsinler benim için bir ömre bedel olduğunu. Ben gözlerimde yaşadım bu aşkı ve yine gözlerimde bıraktım umutlarımı. Bunları bir gün okuyacak mısın? Okurken ağlayacak mısın bilemiyorum. Ama beni anlayabilmen için çok zaman geçmesi gerekiyor belki yüzyıllar. Yalnızları oynuyorum sen bile farkında olmadan. İşte ben buyum, kimsenin istemediği, kimsenin anlamadığı. Anlamak istemediği. Uykuların en tatlısı senin için olsun canımın içi...

SANADIR BU SATIRLARIM

Sanadır bu satırlarım...

Yangınlarda olan yüreğimin geri dönüşünde bıraktığı küllerin serzenişidir.

Birlikteliğin özgür hazzından sonra, ayrılığın prangalara vurduğu esaretidir.

Senden ayrı geçen zamanın fırtınasıdır bu.

Her aklıma gelince yumruk yumruk dökülen göz yaşlarımdır

Giderken bir daha dönmem demiştin ya;

Seni unutmak için kaç şehir dolaştım,

Alıp başımı nice engin dağları aştım,

Gah sırtımı taşa dayadım, gâh yorgun bir ağaca...

Nice dertler demlendi volkan yüreğimde,

Ezdi, yaktı bütün bedenimi hunharca.

Her şehirde sokak sokak tellâl oldum.

Hep bir adres sordum önüme gelene,

Yüzüme bakıp başını salladı herkes

Bilmiyorum demekti bu baş sallaması.

Yalnız olduğumu hissettim, sevgili edindim,

Her sevgilinin kusuru vardı bende terk ettim.

Ne yaptımsa, her gittiğim yolun sonu başa dönüyordu.

Boşa dolaşmışım onca şehri,

Boşuna her şehrin sokaklarını adımlayıp

Her önüme gelene adres sormuşum.

Yalnızlığımı paylaşmak için boşu boşuna sevgili edinmişim.

Günahım yetmez gibi birde onlarım günahına girmişim...

Ben alıp başımı giderken deliymişim oysa.

Bir daha geri dönmem derken kendimi kandırmışım.

Oysa oysa bir tanem dolaştığım her seni ararmışım,

Herkese senin adresini sorarmışım.

Elbette başını sallayıp bilmiyorum diyecekler.

Kim nerden bilsin senin adresini?

Bir bilirim, hemde ezbere bilirim,

Gözüm kapalı zifiri karanlıkta aksamadan gelirim..!

Her sevgilide kusur arayıp terk ettim ya, meğer sana benzesin istermişim,

Yada ne bileyim işte, bir sen daha ararmışım.

Olmuyor bir tanem sensiz asla olmuyor.

Ne senin yaşadığın şehir gibi şehir var,

Ne senin oturduğun sokak gibi bir sokak daha.

Ve en önemlisi;

Yok senin gibi bir sen daha...

REKREASYON VE SPOR

Çağımızın tekdüze günlük yaşamı içerisinde insanların yaşam zorunlulukları dışında kalan zamanlarını değerlendirmeleri sağlıklı kalabilmeleri için çok önemlidir. Teknolojik gelişmelere bağlı olarak çalışma saatleri giderek azalmakta ve insanların kendilerini gerçekleştirmek için sahip oldukları zaman artmaktadır.

Yabancı terminolojide bir hastalıktan sonra eski haline gelmek, tazelenmek, yorgunluğu giderek eski iş ve başarısını kazanmak anlamlarına gelen rekreasyon, zamanla eğitime de girmiş ve bir anlamda insanların boş zamanlarının değerlendirilmesini ifade etmeye başlamıştır. Rekreasyon insanın öz benliğine uygun ve yapmaktan zevk aldığı bir faaliyete katılması ile monoton modern hayat ve yaşam kavgasının sıkıcı havasından sıyrılarak kendisini bulması ve kendi duygularına ortak olacak diğer insanlarla kaynaşarak zevk içinde sosyal bir kişilik kazanmasıdır (4, 1). Boş zaman ve boş zaman değerlendirme aynı anlama gelmeyen iki kavram olup; boş zaman kişinin çalışmadığı, yaşam zorluklarının ve biçimsel görevlerinin dışında kalan ve kişinin kendi isteği yönünde harcayabileceği zamandır. Boş zamanı değerlendirme ise, boş zamanda yapılan etkinliklerle ilgilidir. Boş zamanı değerlendirme bu iki kavramın uygulamadaki karşılığı olarak geliştirilmiştir ve kullanılmaktadır (1, 7). Boş zamanları değerlendirme etkinlikleri içeriklerine ve yapıldığı mekanlara göre çok çeşitlidir. Bu etkinliklerden hangisinin tercih edileceği kişinin yapısına, cinsiyetine, eğitimine, sahip olduğu olanaklara ve yeteneklerine bağlıdır.

Eski tarih kayıtları arasında insanların boş zamanlarında müzik, resim ve çeşitli spor faaliyetlerini kullandığı görülmektedir. Ayrıca ilkel kavimlerin yaşantısında da pek zengin bir boş zaman organizasyonu olduğu belirlenmiştir. Yontma taş devrinde mağaraların duvarlarına çeşitli hayvan ve insan resimleri yapan insanlar, algılamaları ve bunların neticesinde duygularını aksettirme olanağını boş zaman uğraşıları içinde şekillendirmişlerdir (3, 6). On dokuzuncu yüzyıla kadar boş zaman değerlendirme uğraşları yeterli zamanı parası ve dinlenme hakkı olan insanlarla sınırlı kalmıştır. O zamanlar sınırlı sayıda insanın ayrıcalığı olan bu etkinlikler şimdi çoğunluk için bir hak durumundadır ve tabii bu hakkın kullanımı serbesttir (2, 355). Ancak ülkemizdeki sosyal eşitsizlik nedeniyle hala pek çok insan için bunun geçerli olmadığını kabul etmek durumundayız. Sadece spor, özellikle de spora pasif katılım sinema, tiyatro, konser, kitap okuma gibi diğer rekreatif etkinlere göre herkesin istediği takdirde ilgilenebileceği bir olanak olarak karşımıza çıkmaktadır.

Spor, rekreasyonun en kapsamlı, çeşitli ve ilgi çeken alanlarından birini oluşturmaktadır. Spor ve rekreasyon karşılıklı olarak birbirlerini etkilerler. Spor insanların rekreatif gereksinimlerini karşılamada önemli bir hareket alanı sağlarken, rekreasyon da, sporun toplumsal yaygınlaşmasında ve sportif başarılar elde edilmesinde önemli roller üstlenmiştir. Spor bu rolünü genellikle herkes için spor veya sağlık için spor gibi etkinlik rollerini yerine getirerek gerçekleştirmektedir (6, 18). Spor bir boş zaman uğraşısı olarak yani amatörce yapılan şekliyle rekreatif faaliyet özelliği taşımaktadır. Dumas'a göre spor, insanın emrinde ve hizmetinde olursa rekreasyon faaliyeti, eğer insan sporun emrine girerse o zaman da spor bir meslek özelliği taşıyarak rekreasyon faaliyeti kapsamı dışında kalmaktadır (7, 28). Kitle iletişim araçları sayesinde ülkenin hatta dünyanın hemen her yerinde gerçekleşen değişik spor aktiviteleri, evimizin içine kadar gelmektedir. Bu durumda oldukça zahmetsiz ve ucuz bir şekilde isteyen herkes sporla pasif olarak ilgilenebilmektedir.

İnsanların boş zamanlarını değerlendirme ihtiyaçlarının gündeme geldiği ilk yıllardan günümüze kadar, spor aktivitelerine seyirci olarak katılım çok yoğun bir şekilde devam etmektedir. Günümüze nazaran rekreasyon faaliyetlerine seyirci olarak katılımın daha yoğun olduğu 19. yüzyılın başlarında tiyatrolar, sirkler, sinemalar ve büyük stadların tribünlerinde çeşitli sanatsal ve sportif faaliyetleri seyredenler, evlerinde radyo dinleyenler büyük yığınları oluşturmaktaydı. Bu yüzden rekreasyonun pasif türleri gelişim göstermekteydi (5, 17). İnsanların sadece seyirci oldukları bir takım spor dallarının cazibesine kapılarak zamanla o dallardan bazılarına sporcu olarak yönlenmeleri göz önüne alındığında pasif katılımın, aktiviteye geçişi özendirici bir durum olduğu da ortaya çıkmaktadır. Spor seyircisinin bu özellikleri onu bir sinema veya tiyatro seyircisinden ayırmaktadır. Diğer yandan sporun pasif yönünün teşvik edilmesi, eğitimsizlikle beraber, öncelikle rekreasyonun ticari bir değer taşıdığı anlayışından ileri gelmektedir ki, bu yüzden sporu aktif olarak yapanların değil, sporu seyredenlerin sayılarında artış meydana gelmektedir. Ancak toplumsal, ekonomik ve teknolojik gelişmenin de etkisiyle durumun tersine çevrilmeye başladığı görülmektedir (7, 29). İnsanlar giderek, hekimlerin önerileriyle teknolojik gelişmelerin yol açtığı hareketsizlik nedeniyle ortaya çıkan sağlık sorunları karşısında spora aktif olarak katılmayı tercih etmektedirler. Sporcuların toplum içindeki statülerinin yükselmesi de ebeveynlerin çocuklarını öğrenimleri dışında spora katılmaya teşvik etmesine yol açmış, çocukların rekreatif etkinliklerinde spor ilk sıralarda yerini almıştır.

Yapılan araştırmalar, rekreasyon amaçlı sportif faaliyetleri tercih eden insanların sayısının, diğer faaliyetlere katılanların sayılarından daha fazla olduğunu göstermektedir. Örneğin Almanya'da halkın %61'ri boş zaman etkinliklerinden sporu tercih etmektedirler. Ayrıca 1987 yılında Almanya'da 6-16 yaş arasındaki 190. 000 kişi üzerinde anket yoluyla yapılan bir araştırmada gençlerin %60'ının boş zamanlarını spor yaparak geçirdikleri görülmüştür. Boş zamanlarda sportif faaliyetlere aktif katılmayı tercih etme oranının yüksek olmasındaki temel nedenler, sporun kişisel ve toplumsal özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca sportif faaliyetlerin katılım kolaylığı, çalışma rahatlığı, her yaşın, her cinsin ve herkesin zevk ve isteklerine yanıt verebilecek tercih olanağı vardır. Sosyalleştirici, toplumsal birliği sağlayıcı, sağlık kazandırıcıdır. Sanatsal ve folklorik değeri vardır. Bütün bunların yanında rekreasyonla daha yakın ilgisi bakımından sporun çeşitlilik, değişkenlik ve hareket özelliklerinden bahsedebiliriz (7, 30). Rekreatif bir etkinlik olarak spora ilginin artması çeşitli toplumsal kurumları bu konuda organizasyonlar yapmaya yöneltmektedir. Okullar, spor kulüpleri, çeşitli dernekler ve devlet kuruluşları müsabaka niteliği taşımayan rekreatif amaçlı sportif etkinlikleri düzenlemeye başlamışlardır. Trakking, jogging, rafting gibi yeni bir takım spor branşları bu organizasyonlarla gündeme gelmeye başlamış, böylece sporun yeni çeşitlerinin tanıtılması ve yaygınlaşması da sağlanmıştır. Rekreasyon eğitimi için düzenlenen kampanyalarının artarak rağbet görmesi bir yandan sportif aktivitelerin insanların günlük yaşamının bir parçası haline gelmesine katkıda bulunurken diğer yandan da ortak ilgi ve heyecanların paylaşıldığı ortamlar yaratarak kişileri yabancılaşmaktan kurtarmakta hoşgörü, gelişmiş sosyal ilişkiler ve sosyal uyum yaratmaktadırlar.

KAYNAKLAR

1- Bucher, C. A. , Bucher, R. D. , Rekreation for Today's Society, New Jersey, 1974

2- Davis, R. J, . Bull, C. R. , Roscoe J. V. , Roscoe D. A. , Physical Education and The Study of Sport, Wolf Publishing, England, 1991

3- Dikici K. Adana ili Lise Öğrencilerinin Boş zamanlarını Değerlendirme Alışkanlıkları, Yayınlanmamış master tezi, ADANA , 1994

4- Erkan, N. , Boş Zamanı Değerlendirme, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisi Ders Notları, ANKARA, 1995

5- Huntchinson, J. L. , Principles of Rekreation, New YORK, 1949 6- Karaküçük, S. , Rekreasyon, Seren Matbaacılık, ANKARA, 1995

6- Şahin, H. , Sporcuların Performans Sporunu bıraktıktan Sonraki Yaşamlarında Boş Zaman Değerlendirme İlgilerinin Araştırılması, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, ADANA. 1997

ÖPÜŞTÜĞÜMÜZDE!

Seni anlamadığımı mı sandın..? Umursamadığımı mı..? Eğer öyleyse

yanıldın bebeğim, ya da ben yanılttım seni.

Hezeyanlarımla kol kola geçerken günlerim, usul usul özledim senide

farkettirmedim... Çocukluğuma ver.

Bana her seni seviyorum deyişinde, bende seni derdim de kırılırdın ya

gizlice... Tembelliğime ver.

Hani seni kıskanırdım da belli etmezdim ya, hani uğraşırdın kasıtlı,

kızdırmak için ama ben tepki vermezdim... Aptal gururuma ver aslında

delirirdim.

Sen her buluşmamızda gözlerini ayırmazken benden, ben sağa sola

bakardım da bir türlü uzun uzun bakamazdım ya sana... Ürkekliğime ver

Öpüştüğümüzde sıkı sıkı sarılırdın da bana, ben kollarından nazikçe

sıyrılır arkamı dönerdim ya sana ... Rengime ver, kıpkırmızı olurdum o

anda...

Ve bir gün sen gittin, giderken seni hep saklıyacağım dedinde ben

ağzımı dahi açamadım ya...Sabrıma ver arkandan çok ağladım oysa

NEYDİ

Hani hayallerimiz vardı bi evin içinde sadece ikimiz olacaktık sen beni öperek koklayarak uyandıracaktın bense sana sarılarak atıcaktım gecenin ve uykunun sarhoşluğunu...içimizdeki büyük sonsuz aşk hiç bitmicekti bana her baktığında bin defa aşık olucaktın...bende sana... Neydi bu hayalleri yarıda bıraktıran neydi beni senden koparan yar? canım acıyor sensizken derdin ben tamda tamamen senin olmaya gelirken sen yarı yolda bıraktın beni şimdi benim canımı acıyor sevgilim...gittiğini kabullenmek açık bi yaraya tuz basmak gibi his veriyor bana naparım sensiz nasıl nefes alırım sen yapabilicekmisin bensiz...unutucakmısın yaşadıklarımızı...Gidene dur demek bana göre değildir bilirsin ama dur yar dur gitme bırakma böyle yarım bizi yüreğim sıkışıyor daha şimdiden çok özledim kokunu ben her sabaha sen varsın diye uyanırdım şimdi uyanmak için sebebim yok gitme yar bitirme bu deli sevdayı bilirsin aşk hiç ortalarda yaşamadım ben ya zirvesindeyim ya en dibinde dibe vurdum bitanem gelde tut elimden yine zirvelere taşıyalım sevda bayrağımızı ....

MODANIN AÇILIMI

Moda; Özellikle toplumların kendisini eğitememiş insanlarının kötü taklitsel yaşamlarıdır.

Çevrenize bir bakın birbirlerine gerek yaşamsal,gerek kültürel anlamda çok benzeyen insanlar benzemekten öteye kopya yaşamlar işte bu moda olgusunun sonucudur.

Nedir bu modayı belirleyen yada topluma pompalayan etmenler? Medya başta olmak üzere toplumda önde gelen (medyatik) kişiler elbette..

Ülkemizde de bu anlamda taklit yaşamlar son dönemde bir hayli artmış durumda.Tek kanal dönemimden büyük bir seçenek yelpazesine kavuşan görsel medya bu anlamda önemli bir güç olmuştur

Uzağa gitmeyin çevrenize şöyle bir bakın hatta aynaya bakın.

Yakınlarımızda dizi kahramanlarından o kadar çok var ki.. Onlar gibi giyinen,onlar gibi konuşan,onlar gibi yaşamaya çalışan.. İşte çevrenizdeki bu kişiler maalesef kendini geliştirememiş ve kendine bir tarz oluşturamadan önüne ne konursa onu alan ve kullanan tüketim toplumunun birer bireyleri olmaktan öte geçememiş kişilerdir..

Moda diye aynı şeyleri giymenin manası nedir?

Sokaklarda dolaşan yüzlerce aynı tip ayakkabı, aynı renk elbise giyen insanları buna iten sebep nedir? Yolda yürümesini engelleyen bir ayakkabıyı bile, bile moda diye giymek, çok çirkin görünmesini sağlayan bir tarzda saçını şekillendirmek neden? İnsan elbette kendisini farklı şekillerde ifade edebilir farklı giyinebilir, saçını şekilden şekle sokabilir ama bunu herkesle aynı olsun diye yapmanın mantığı nedir?

Hatta ilişkilerini bile buna paralel olarak yönlendirmek, sevdiği dizideki kahramanı taklit ederek benzer ilişkiler aramak, onun gibi sevmek, onun gibi yaşamaya çalışmak yada onun ihanetlerini veya intikamlarını örnek almak kişiliğimize neler katmaktadır..

Uyanın insanlar, kendiniz gibi olun artık.Empoze yaşamların yerine kendiniz gibi giyinin, böyle sevin, böyle yaşayın. Otokontrolünüzle size sunulan suni yaşamları değiştirin.. Siz ancak siz olduğunuzda daha güzel olacaksınız..

Saygılar...

MEKTUP

Yine sessiz bir kış seheri, odamın perdeleri açık, kar usul usul yağıyor şehrime. Dört tane duvar , yaylı yatağım , yatağımın baş ucunda duran ahşap sehpa ve üzerindeki içi boş vazo; geçen sene vardı içinde bir şeyler ama zamana, birazda susuzluğa yenik düştüler. Kocaman dev blokları olan dillere destan bir konağın arkasına saklanmış küçük ,ahşap bir evdeyim işte. Kimim kimsem yok, annemi hiç görmedim , babam; bir yaz akşamıydı iyi hatırlıyorum , sofada oturmuş gümüş kabzalı tabancasını temizliyordu, ben yan odada elimi kafese daldırmış babamın kanaryasını tutmaya uğraşıyordum . Babam sinirli adamdı kızdığı zaman eline ne geçerse fırlatır, yeri göğü inletirdi, bana hiç kızmamıştı belki o silah patlamasaydı bir gün bana da sinirlenecek belki bir tokat patlatacaktı yanağıma . Silah sesini duydum öyle bir irkildim ki masadaki kafes yere yığılı verdi , bir an kuşun delicesine çırpınışını gördüm, içim korkuyla dolmuştu hemen sofaya koştum babam yerde öylesine yatıyordu ki korkudan yaklaşamadım bile . küçük kanaryamda ölmüştü babam da, artık hiç kimsem yoktu. İlk başlarda böyle olmadığını sanıyordum baba tarafımdan akrabalarım vardı, iki üç yıl sonra kendimi sokaklarda buldum . Ne babam vardı ne de bir yakınım. Yirmilerimde bir kız sevdim! İşte şimdi bu küçük kasabadayım yalnızlığımda pek bir değişiklik yok ama biraz yaşlandık galiba gelecek ay elliyi devireceğim. Neyse ağır ağır çıkmak gerek rahat musalla taşından, eh şimdilik rahat tabi arkamıza cemaat gelirde Allahuekber denilince sırtımız ya rahatta olur yada azapta. Adamın çıkası da gelmiyor sıcacık yorganın altından, şimdi sen tut buz gibi havada kalk işe git olacak iş mi yahu! Tak tak , ha! sen kimsin be seher bülbülü sabahın köründe? geldim geldim ses soluk yok gitti mi acaba? Ceketim nerede yahu bulamıyorum, hay aksi , yerlerde buz kesmiş .Eee neredesin seher bülbülü? Öyle geçerken ihtiyarı yatağından kaldırayım diye mi uğradın? Yoksa yuvanı mı şaşırdın?

Buda nesi be eski toprak! Aman, aman şaka maka iyice yaşlandın eski toprak baksana yerden bir kağıdı bile alamıyorsun, tamamdır işte sabahları hep böyle olur cıvatalar soğuktan sıkılaşıyor eğilemiyorsun ,eğilirsen doğrulamıyorsun.

Sen benim kadar sevebilir misin? hah ha haaaa ne bu eski toprak? Bizim bilmediğimiz bir gizli hayranın mı var? Baksana sabahın altısında kapıya bırakılan pembe bir mektup hem isimsiz, hem aşklı meşkli. Neyse bu arada iliklerim dondu gir içeri ne demeye kapının önünde alık alık bekliyorsun sanki bırakan geri dönecekmiş gibi,! Şöyle sıcak bir çay iyi gider yediğimiz bu soğuğun üstüne, bu arada da şu alacalı bulacalı mektubu rahat rahat okuruz.

Ohhh içim ısındı ciğerlerimiz cana geldi be eski toprak. Ne diyor bizim seher bülbülü bir bakalım. Hah tamam! Bohça sarar gibi sarmış mübarek kat kat, adam mektubu açarken yoruluyor inşallah içindekiler bizi bu kadar yormaz.

Bu mektubu sana hem çok uzaklardan hem de çok yakınından yazıyorum sevdiğim!

Hep birini sevmek istemiştim, yitikte olsa yalanda olsa , yanımda olmasa da sevmeyi delicesine ve sen çıktın karşıma..

Ben Leyla isem benim sevdiğim Mecnun olsun isterim , yan yana olmasak da , beden toprağa kavuşsa da ruhlarımız hiç ayrılmasın isterim. Sen böyle sevebilir misin? Ben severim diyorum kendi kendime en az ölüm kadar gerçek. Keşke şimdi yanımda olsaydın, ama yoksun! Olsun diyorum, ben seni öylesine sevmedim ki! Ben seni sıcak tenin içinde sevmedim , ben seni ruhunla sevdim. Ben seni! Ben seni zifiri bir karanlıkta sevdim .

Sevdim mi acaba? Gerçek sevgi bu mu? İçimi cayır cayır yakan bu ateşin adı aşk mı? Yoksa ,yoksa her şeyin yapmacık olduğu şu küçücük dünyada daha da küçülen insanların adını aşk koydukları bir heyecan mı sadece? Eğer bu gerçek aşk değilse gerçeğini hayal bile etmek istemem. Şu an hissettiklerim bile beni ağır ağır boşluğa çekiyor bundan fazlasını ne hislerim ne yüreğim ne de ruhum kaldırır. Sadece bir tek cevap ver. Ben senin kalbinde hiç olmasam da artık sana sarılamasam da unutma ki bu ateş hiç sönmeyecek değil mi? Ta ki ruhum ölene dek. Sevdanın adını anan tek bir yürek kalmasa da , tüm kalplere mühür vurulsa da , seven gönülleri kor ateşle dağlasalar da, benim kalbim seni anar , benim sevdam tüm mühürleri söker , ben de dağlanacak tam bin yürek var her biri Arş kadar.

Tekrar soruyorum Sen beni böyle sevebilir misin?

Dur ! sakın söyleme, ben duyamıyor olsam da , kim bilir belki karanlık kıskanır, belki yalnızlık çekemez sevdamızı. Belki de ışıklar küser gözlerime . Bir sel olur çağlar yüreğim aşkın yıkımında . Ne olur sarmaşıklar girmesin aramıza ; zehirli sarmaşıklar. Tut elimden ne olursun beni sensiz sadece sensiz bırakma. Bir gün olurda duyarsan çekildiğini bedenimin toprağa gülmeyen bir yüzü vardı yazsınlar mezar taşıma. Sonra gelip güldür beni bir tanem. Ay ışığında gel mezarıma , bir demet papatya bırak mezarımın başucuna, ellerini üstüme yığılı toprağa sok ve hisset hayattayken sana anlatamadıklarımı. Dedimya ben zifiri karanlıkta sevdim; kuşkusuz, amaçsız, ölesiye sevdim, tabi adı sevdaysa bu çilenin.

Adına her ne diyorlarsa acı, ızdırap , keder tarifi her neyse bu duygunun ben kabulüm sen yanımdaysan.

Şu içimden geçenlerin sadece birini tutup çıkarabilsem seni sana onunla anlatabilsem ne yazmaya kalem ne de satırlarıma kağıtlar yeterdi. Çünkü sen benim içimdesin ruhumun deli sarmaşığı!

Seni seviyorum, seni seviyorum

Öylesine değil , ölümüne, bir bulmacanın karelerinde yok olmacasına!

Hatırlar mısın? hep seher bülbülüm derdin bana ben sana seni öldükten sonrada seveceğim derdim de sen hep gülerdin, hiç inanmazdın bana belki ben öyle hissederdim, sanki fersahlar vardı aramızda ben senin başucundayken. Hep boşluğa dalardı gözlerin sanki bir benim yanımdaydın bir boşluğun içindeki düşlerde. Bak işte aradan nice yıllar geçti ben toprak oldum sen Eski Toprak!

Hani papatyalarımız vardı cam vazoda sakladığımız arada bir alıp seviyor sevmiyor oynadığımız papatyalar. Şimdi boş görüyorum vazoyu aşkımız soldu mu yoksa sevdiğim?

Ben seni böyle sevdim, beşikten mezara kadar değil , ruhum yok olana kadar.

Sen beni böyle sevebilir misin?

Sensiz geçen her gün ufkuma göz yaşı yağıyor , ben zaten gözyaşı olmuşum! Hatıralarının sıcaklığı tüm ruhumu ısıtıyor aradan geçen onca yıla rağmen. Hatırlar mısın sevdiğim? Hani gözlerinde kendimi görmeye çalışırdım da sen hep ağlardın da puslu bir hayal olurdum gözlerinin içinde , ellerini tutarken, sana sarılırken yutkunurdun hep öyle ağlamaklı. Bugün ruhlar semada ölümle dans ediyorlar yırtık kefenlerinde. Bugün yıldızlar bizim için parlıyor farkında mısın?

Senden ayrılmadan; yani seni terk etmeden önce saçlarından bir tutam aldım, şimdi avuçlarımın içindeler. Hani ben ölmüştüm de sen bana sarılıp ağlamıştın da ben kıpırdayamamıştım , usul usul gel kollarıma sevdiğim kainatı kıskandırmadan gel ben seni işte böyle sevdim!

İMKANSIZIN

27 yaşında bir kadın öğretmenim. Uzun bir süre önce bir öğrencimin bana karşı bir şeyler hissettiğini fark ettim. Yada kendi kafamdan böyle bir senaryo yarattım. Ben bazen yaparım bunu ... Çünkü aşka aşığım...

Ben de ona karşı bir şeyler hissetmeye başladım. Bu duygu büyüdü büyüdü, sonuçta ben de bunalımlar, bocalamalar başladı. Kendimden utanıyordum, bir başkası anlasa ne yapardım?

İnsanların şekillendirdiği ve bizim hiçbir söz hakkımızın olmadığı değer yargıları olmasa bu yaşadığım normal sayılır. Duygular yargılanmamalı ve özgürce yaşanmalı.

Sonuçta benden 10 yaş küçük, tam olgunluğa erişmemiş ama çocukta sayılmayan öğrencime bağlandım. Sanki o dünyamdaki diğer yarımdı. Ölünceye kadar aynı duygularla sevebileceğim tek kişi. Ben onu yalnız bu dünyada değil, öldükten sonra da sevmek isteyen, onun yanından bir saniye bile ayrılmak istemeyen, onu canımdan bir parça gibi gören bir deliyim. Onu dünyanın en güzel yaratığı, en harika varlığı olan bir çılgınım. Onunla bir gelecek imkansız, bunu biliyorum... ama isterdim ki hiç olmazsa ona olan duygularımı kendime rahatça söyleyebileyim...

O, bu sene mezun olacak. Benim onu görebilme şansım büyük ihtimalle hiç yok. O nasıl, ne yapıyor, iyimi, hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Böyle bir olay var mıdır sizce? Konuşamadığım, soramadığım, haber alamadığım, bakamadığım, göremediğim, kendi içimde bile yaşayamadığım aşk, sevgi, ya da her neyse...

Böyle bir acı var mı? İsterdim ki evlendiğini, mutlu, sağlıklı olduğunu göreyim... onun hayatının her döneminden haberdar olayım, yeter ki o varken ölmüş farz ederek yaşamayayım. Beni anlamıyorsunuz değil mi? Tanrıdan şunu diliyorum; tekrar başka bir hayatta olabilme imkanım olursa, beni onunla aynı şartlarda, aynı yerde, hiç ayrılmamak üzere buluştursun... lütfen beni ve duygularımı anlamaya çalışın.

İÇİMDEKİ BEN

Hayatın anahtarı kendimi keşfetmemde sanki! Kendimi keşfetmem de hayatın ta kendisi...

İçimde dolaşıp duran harfler var.

Kelimeler ve cümleler var yakalayamadığım..

Bir türlü bir araya gelemeyen, ama var olduğunu hep bildiğim...

Olduğum bir ben var,

Olmak istediğim bir ben daha var..

Bir kıyı var, uzak mı yakın mı bilemediğim..

Huzur ve sükuneti bulurum sandığım..

Farklı pencereler, bakamadığım..

Uzak ülkeler kadar uzak bir ben var!

Aynadaki kadar yakın bir ben daha!..

Bir çocuk var yine içimde oradan oraya koşturan ve bir ihtiyar derin çizgileriyle geriye bakan..

Hiçbir şey için "Benimdir" deme

Sadece de ki; "Yanımdadır."

Çünkü ne altın, ne toprak,

Ne sevgili, ne hayat,

Ne ölüm, ne huzur, ne de keder,

Daima seninle kalmaz.

D.H. Lawrance

Saklambaç oynayan dünyalar içimde, sobeleyemediğim..

Aralayamadığım kapılar,

Bulamadığım anahtarlar,

Açamadığım kilitler var yine...

Mavi ve beyaz çoğu zaman.

Özgür ve temiz...

Biri deniz, bir beyaz bir martı.

Yağmurun ardından nefis bir toprak kokusu içime çektiğim. Hayatla ölüm arasında kısacık, incecik bir çizgi var çözemediğim. İçimde, içimi anlatan bir kilim var dilini sökemediğim...

Balonlar var rengarenk, bilerek ipini bıraktığım..

Uçurtmalar var kocaman enginlere saldığım..

Oyuncaklar sonradan bulduğum..

Ve kuşlar salıverdiğim..

Aydede var ucunda sallandığım..

Papatya tarlaları, içinde kaybolduğum..

Bir gül bahçesi var içinden geçtiğim.....

İçimde dolaşıp duran harfler var.

Kelimeler ve cümleler de...

Doğru yerde bir virgül, yanlış yerde bir nokta var..

Soru işaretlerinin yağmuru, ünlemlerin şaşkınlığı var..

Satır başları ve araları..

Yapısına uymayan, yarım kalmış cümlelerim var bir yerlerde, var olduğunu hep bildiğim...

Mektuplar var henüz yazılmamış..

Korkular var yine içimde yapışkan ve soğuk..

Olduğum bir ben var...

Olmak istediğim bir ben daha var..

Ümitlerim var gökkuşağının arkasında..

Filize dönmüş tohumlar..

Günü karşılayan, geceye karışan...

Yıldızlar kadar uzak,

Rüzgarlar kadar özgür ve dün kadar yorgun..

Manzaralar var, seyretmeye doyamadığım..

Kayıplarım var tutamadığım..

Okyanus derinliklerine dağların zirvelerine yolculuklarım,

Küçük mağaralara kaçışlarım...

İçimde dolaşıp duran harfler var..

Kelimeler ve cümleler var yakalayamadığım.. Bir türlü bir araya gelemeyen, ama var olduğunu hep bildiğim...

HOŞÇAKAL

Ben veda etmeyi pek beceremem. Duygularımı da pek açığa vuramam zaten, hele bu veda çok daha zor geliyor. Aslında hiç böyle bir son görüşmeye gerek yoktu. Ama insanın kanı durmuyor işte., ne varsa bu son anlarda.?

Senden hatırlamanı bile istemiyorum., sadece temizliği ve saflığı yaşatalım bu aşkı kalbimizin bir kuytu köşesinde!...

Ne güzel başlamıştı. İkimizde gençtik deli doluyduk, coşkunluğumuzun son safhasında kanımızın kaynadığı bir anda gördük birbirimizi, sevdalandık.

Geceler boyu uykusuz kaldık birbirimizi düşünmekten, en güzel heyecanları, en güzel bakışları yaşadık. Hemen aşkı yaşadık, zamanı durdurup utançları ve sitemleri yaşadık. Kavgaların en güzellerini de biz yaptık. Çünkü barışmakta ayrı bir zevk veriyordu bize.

Sevdik, sevildik, doruğuna vardık kutsal duyguların. Aşk yeminleri ettik tutamayacağımızı bile bile. Günlerce aylarca yalnız ikimiz varmış gibi yaşadık. Ne alaylı bakan gözlere, ne karşı çıkan büyüklere, ne de dost sözüne aldandık. Kendi ateşimizde yandık, en önemlisi bir birimizi anladık.

Romantik şarkıları serin akşam üstleri yaşadık seninle. En güzel çiçekleri verdin bana. Rüyalarda bile hep ikimiz vardık. Gerçek aşkı tattık bunu sende biliyorsun.

Öyleyse hep aynı duygularla kalmalı değil mi? Biz birlikte olmasak da... güzel başlayan çok güzel yaşanan bu aşkı aynı temiz duygularla bitirmeliyiz. Şimdi de ayrılığın en güzelini en acısını yine biz yaşıyoruz...

Ne dersin bu da Allah'ın bir lütfu değil mi bize? Lütfen ağlama. Neden benimkilerle yarışıyor göz yaşların? Sen benim güçlü kocaman sevgilim değil misin? Güçlüsündür sen... seni hep böyle hatırlamak istiyorum, haydi sil gözyaşlarını. Hava da kararmak üzere, zaman bize hep acımasızdı zaten. Yine öyle çabuk olmamızı istiyor herhalde.

Sana bir şey söylemek istiyorum. Mavi gömleğin sana çok yakışıyor bir daha kız tavlamaya niyetlenirsen bu sözlerim aklında bulunsun. Bir de küçük bir istek arkana dönüp bakma tamam mı her şey burada bitsin, hoşça kal...

HAYALLER

İnfaazın hacmine sığmayan kaypak bir ruh. Konuşmuyor belkide bunda bi fayda olmadığının farkında. Geç kalmış bir anlam hüznü bastırmaya çalışıyor sivri hatlarında. Canı yanmıyor artık. İnce bir tizle akan serum damlalarına bakarken anımsıyor. Camlarını imdirdiği binaları, günahlarını aldığı insanları ve elindeki en sevdiği şarap sişesini. Kafasını usulca beyaz tavana doğrultuyor. Kurudu sandığı asi gözyaşları süzülüyor uzamış sakallarının arasından. Gözyaşını saklamak için elini oynatmaya calıştığında anlıyor bedeninin artık söndüğünü. Gözlerini kapatıp dalıyor...

Çıkaramadığı bir melodi çınlıyor beyninin içinde ses yükseldikçe rüzgar azıyor. Bir asırdır tadamadığı huzur gelip oturuyor içine. Talan olmuş dudakları sütliman. Üşümüyor artık çıplak olmasına rağmen. Melodinin arkasından derin bir soluk sesi duyuyor. Ne serum izi var kollarında, nede neşterlenmek istenen bir bedeni. Bir kelebek hışmıyla aralıyor odasının kapısını. Ve arkasına bir daha asla bakamamak üzere felaketin yüreğine doğru yürürken kayboluyor hastane koridorundan.

HAYAL

14.01.2006

HAYELLER İNSANIN EN BÜYÜK DÜŞMANIDIR.GERÇEKLERDEN UZAKLAŞTIRIR HAYATA YABANCILAŞTIRIR İNSANLARI HAYELLER ÜLKESİNE TAŞIR VE GERÇEK YAŞAMLA BÜTÜN BAĞLARINI KOPARIR.

HİÇ BİR ZAMAN GERÇEKLEŞMESE BİLE KENDİMİZİ BİR GÜN GERÇEKLEŞEŞECEĞİNE İNANDIRIRIZ VE BU DÜŞÜNCEMİZİ KİMSE YIKAMAZ. BU BÖYLECE SÜRER GİDER BİR GÜN O DERİN UYKUDAN UYANIRIZ BİRDE BAKARIZKİ HAYEL DENİLEN ŞEY BİR YALANDAN İBARETTİR .HANİ DERLERYA İNSAN HAYELLERİYLE YAŞAR BU SÖZÜN GERÇEKLE HİÇ BİR İLGİSİ YOKTUR SADECE YALANDAN İBARETTİR.

HAYAL ZATEN ADI ÜSTÜNDE ASLINDA YANİ SADECE KİŞİLERİN HİÇ BİR ZAMAN SAHİP OLAMIYACAĞI DUYGU VE DÜŞÜNCELERİDİR ZATEN GERÇEKLEŞSE HİÇ BİR ÖNEMİ KALMAZDI .

KENDİMİZİ BOŞU BOŞUNA YALANLARA İNANDIRMAYALIM VE HİÇ BİR ZAMAN GERÇEKLEŞMEYECEK HAYELLER İÇİN ELİMİZDEKİ GERÇEKLERİ YİTİRMEYELİM BELKİ HAYELLERİMİZ KADAR HEYCAN VERİCİ VE RENKLİ OLMAYABİLİR AMA EN AZINDAN GÖZLE GÖRÜLÜR ELLE TUTULUR VE YAŞANTIMIZA KATABİLECEĞİMİZ BİR GERÇEĞİMİZ OLABİLİR..

BEN HİÇ GERÇEK YAŞAMDA YAŞAMAMIŞIM HEP KENDİ KURDUĞUM HAYELLER ÜLKESİNDE YAŞAMIŞIM TAKİ O HAYELLER ÜLKESİNDEN KOVULANA KADAR.

BU GÜN GERÇEK YAŞAMDAYIM AMA BU YAŞAMA ÇOK YABANCIYIM ALIŞAMIYORUM. ŞİMDİ BENİM NE HAYEL DÜNYAM KALDI NEDE GERÇEK YAŞAMIM.

NERDE OLDUĞUMU ÇÖZEMİYORUM SANIRIM İKİ DÜNYA ARASINDA BİR YERLERDE SIKIŞIP KALDIM. GEL GÖRKİ ARTIK İŞ İŞTEN GEÇTİ ZAMANI GERİ GETİREMEM . GEÇMİŞ GELİCEĞİDE ETKİLİYOR ....

İNSANIN ELİNDE NE KADAR GERÇEĞİ VARSA O KADAR YAŞIYORDUR. NE KADAR HAYELİ VARSA O KADAR YAŞAMIYORDUR. DERYA .DENİZ

HAFIZAYI GÜÇLENDİRMEK

Hafızanızı basit alıştırmalarla güçlendirebilirsiniz. Kolaylıkla her yerde çok zaman harcamadan yapabileceğiniz bu 10 alıştırmayla güçlü bir hafızaya sahip olabilirsiniz. Uzmanlar düzenli uygulandığında çok başarılı sonuçlar elde edildiğini belirtiyor.

Ters el alıştırması: Sağ elinizi kullanıyorsanız, biraz da sol elinizi çalıştırmaya başlayın. Saçlarınızı sol elinizle tarayın veya çayınızı kaşıkla alışık olduğunuz yönün tersine karıştırın. Kalemi ters elinizle tutun. Biraz üreticiliğinizi kullanın ve daha neleri tersten yapabileceğinizi bulun. Tabii bulduklarınızı da hemen deneyin. Sonuç olarak, rutin alışkanlıklarınızı kırar ve beyninizin kullanmadığınız diğer yarısını da harekete geçirmiş olursunuz.

Çocuk oyunu alıştırması: İşe veya alışverişe giderken, tıpkı bir çocuk gibi merak içinde bütün duyularınızı harekete geçirin. Bakın, dokunun, dinleyin, koklayın. Çiçek açan ağacın kokusunu keşfetmeye çalışın. Fırında satılan taze ekmeklerin kokularını algılamaya çalışın. Yürüdüğünüz zeminin özelliklerini hissedin. Caddede duyduğunuz sesleri ayrıştırın. Yanınızdan geçen insanların tek tek konuşmalarını dinleyin. Evinizde gözlerinizi kapatarak bir yerlere ulaşmaya çalışın. Kısacası, duyularınızı alışık olmadığınız tarzda kullanın. Bu şekilde çok ender yaptığınız bağlantıları canlandırır, beyninizin kapasitesini arttırırsınız. Eğer bu yaptıklarınızdan zevk alır ve insan veya olayları detaylı algılamayı sürdürürseniz, hafızanız her zaman canlı kalmaya devam eder. Duyu organlarınızın ne kadar fazlasını kullanırsanız, unutmak istemedikleriniz o kadar sağlam kalır.

Harf alıştırması: Elinize bir gazete ve bir fosforlu kalem alın. Sırasıyla paragrafları okuyun ve çift yazılmış harflerin üzerini çizin. Örneğin, çift T ve M lerin üzerini işaretleyin. Bir sonraki aşamada, kelime içinde birden fazla geçen harflerin üzerini çizin. Alıştırmayı yaparken, kelimelerin üzerinde fazla düşünmeyin ve hemen işaretleyin. Böylelikle konsantrasyon gücünüzün ne kadar uyarıldığını hemen hissedeceksiniz. Başarılı olma isteğiniz ve aldığınız zevk zihnin canlanmasını arttırır.

Polisiye alıştırması: Dün akşam şu saatte ne yaptım, neredeydim, iki saat önce ne yaptım? gibi, genellikle polisiye romanlarında veya filmlerinde sorulan soruları kendinize yöneltin. Ve tabii cevaplamayı da unutmayın. Bu alıştırma sonucunda yaptıklarınıza karşı dikkatinizi geliştirebilirsiniz. Ayrıca kısa hafızanızı da harekete geçirmiş olursunuz.

Yürüyüş alıştırması: Asker yürüyüşü gibi olduğunuz yerde hareket edin. Sol bacağınızı her kaldırdığınızda, önce sağ elinizle, sonra sol elinizle dizinize dokunun. Bu esnada o kadar esnek hareket edin ki, bacağınızı indirirken, kolunuz başınızın üzerine gelecek kadar yükselmeli. Bu hareketleri birkaç kez tekrarlayın. Bunu yaparken sadece kan dolaşımınız hızlanmaz, aynı zamanda koordinasyon yeteneğiniz de artar. Böyle çaprazlama hareketlerle beyninizin her iki tarafını kullanmış olursunuz.

Ressam alıştırması: Burnunuzun ucunda bir fırça olduğunu hayal edin. Bununla havaya en sevdiğiniz renkte yatay bir sekiz çizin. Bu hareketi gevşek ve dengeli yapın. Kendinizi Leonardo da Vinci veya sevdiğiniz bir başka ressamın yerine koyun. Bu çizim hareketleri, yorgun zihninizi hemen canlandırır. Aynı zamanda beyni bloke eden stresi etkili biçimde yok eder.

Ajan alıştırması: Bu alıştırmayı daha çok sokakta yapacaksınız. Çevrenizde bulunan arabaların plakalarına bakın ve plakadaki harflerden kelimeler, hatta cümleler türetmeye çalışın. Böylece, sadece sıkışık trafiğin eğlenerek çabuk geçmesini sağlamaz, aynı zamanda kelime hazinenizi geliştirir ve beyninizi canlandırırsınız. Bu alıştırma, acil plaka ezberlemeniz gerektiği durumlarda çok işinize yarayabilir.

Resim alıştırması: Bu alıştırmayla alışveriş listelerini çok kolay ezberleyebilir, hafızanızı güçlendirebilirsiniz. Bunun için kalem kağıt alın ve kağıdın üzerine bir tane mum, bir kuğu, üç kollu bir kaktüs, üç yapraklı bir yonca, beş parmaklı bir el, hortumunu yukarı kaldırmış bir fil, sola dalgalanan bir bayrak, saatli bir yumurta, sapının üzerinde duran bir pipo, davul yanında duran bir adam, iki deniz feneri ve bir saat çizin. Her resim bir sayıyı sembolize ediyor. Ardından sembolleri sayılara göre ezberleyin. Örneğin, mum biri, kuğu ikiyi, kaktüs üçü ifade ediyor. Bu sıralamaya hakim olduğunuzda, sembollere aklınızda tutmanız gereken bir listeyi koyabilirsiniz. Eğer bu bir alışveriş listesiyse, mumun süt şişesinin üzerinde durduğunu, kuğunun boynunda portakal filesinin asılı olduğunu hayal edebilirsiniz. Bu alıştırmayla, zihninizde listeler oluşturmayı daha kolay başarırsınız.

Otobiyografi alıştırması: Düşünün ki hayat hikayenizi tekrar yazmanız gerekiyor. Burada, işe gittiğiniz ilkokuldan başlayabilirsiniz. Bunun için en yakın arkadaşınızın kim, tipinin nasıl olduğunu hatırlamanız gerekiyor. Tabii sınıfınızın düzenini, görüntüsünü de. Ayrıca sınıfınızın penceresinden neler göründüğünüzü de hayalinizde canlandırmaya çalışın. Bu alıştırmayla, kişilerle ilgili hafızanızı harekete geçirirsiniz.

Hipnoz alıştırması: Özellikle stresli anlarınızda veya kaygıya kapıldığınızda olumlu kelimelerden destek almaya bakın. Bunlarla olumsuz düşüncelerinizi yok eder, hedeflerinize daha kolay ulaşmanızı sağlarsınız. Eğer önemli bir görüşmeden önce, hafızanızın sizi yarı yolda bırakacağından korkuyorsanız, her gün gözlerinizi kapatarak kendi kendinize tekrarlayacağınız bir cümle belirleyin. Örneğin, Benim için gerekli olan her şeyi biliyorum ve çok sakinim cümlesini tekrarlayabilirsiniz. Ayrıca kısa hafızanızı çalıştırmada önemli olan, bunu her gün uygulamanız.

GÜL KOKULUM

Enez in güzel yaz günlerinden biriydi. Her sabah ki gibi ormana koşmaya gittim. En yakın arkadaşımda yanımda denize girdik eğlendik. Akşamüzeri can sıkıntısı 3 kişi bulduk. Okeye dördüncü aranıyor.

Ya ben yanlış görüyorum yada karşıdan maviş gözlü, kumral, şirin mi şirin güler yüzlü bir masal perisi geliyor. O an sanki büyülenmiştim. Okey oynamayı bir yana bir yana bırakın iki de bir taşları düşürür, ıstakayı devirir olmuştum. Ama galiba ben onun pek ilgisini çekememiştim. Okey bitti arkasına bakmadan gitti.

Sonradan öğrendim ki arkadaşımın yeğeniymiş ve uzun süreli bir beraberliği varmış .

" E be kardeşim dedim içimden...

Yine bir yaz akşamı top oynamaktan geliyoruz. Kan ter içinde kalmışız, saç baş toz toprak içinde... Az ileriden birisi seslenir gibi oldu. Baktım aman Allahım yine o güzel gözlü kız. Tabii hemen havaya girdim bana "iyi aksamlar" dedi. Arkadaşım mavi gözü periye nasıl baktığımı görmüştü.

Yaz bitiyordu ve biz İstanbul'a dönnüyorduk. Mavi gözlü perim aklımdan çıkmıyordu. Fakat sonunda kafamdan atmayı zor da olsa başarmıştım.

Bir gün arkadaşımın ablası bizim bir yeğen var birbirinize çok yakışırsınız diye öyle bir söyledi. Ben pek önemsemedim meğerse abla arada aracılık ediyormuş. Tabiki bunlar sonradan su yüzüne çıktı. Bu arada bir detayı atladım. Uzun süre beraber olduğu gençten problemler dolayısıyla ayrılmış.

Arkadaşımda oturduğum günlerden birinde aablası "Haydi gel kahve içmeye misafirliğe gidiyoruz dedi." Bende "Gidelim bakalım dedim" Aslında biz ne bilelim her şey daha önceden planlanmış. Maviş gözlü perimin evine gittik. Ben onu görünce elim ayağım dolaşmaya başladı. Hatta kahve fincanını elimde unuttu benim güzelim. Gece eve gelince bu konuyu ayrıntılarıyla düşündüm. Sanki içime doğdu. İlk başından beri tahmin ediyordum uzun bir beraberliğe, hatta ölümüne beraberliğe adım atacağımı. İçimden bir ses "Neden olmasın be Serhat diyordu." Ertesi gün yine onlarınn evinde bir tesadüf yapıldı. Beraberliğimizin ilk cümlelerini kurdum sonunda. Eh zor da olsa, kan ter içinde kalsam bile şu an üç yıllık güzel bir beraberliğim var. Dile kolay üç uzun yıl. Aman Allah bozmasın tahtaya vuralım. Biz yıldızlara astık yüreğimizi... Bizim aşkımız gül soylu bir aşk. Allah' tan herkesin kaderine benimki gibi güzel, temiz ve gül kokan bir aşk yazmasını dilerim.

GİZLİ DÜNYAM

05.06.2006

SEN BENİM GİZLİ DÜNYAM YAŞAMA SEVİNCİM BANA KENDİMİ HİSSETTİREN BENİM VARLIĞIM HERŞEYİMSİN.SENİ UZAKTAN SEVMEK BİLE BENİ BÖYLESİNE ÇOŞTURUYORSA KİMBİLİR YAKINIMDA OLSAN NE YAPARDIM.SENİ SEVMEM İÇİN BANA NE YAPTIN? BUNU ÇOK DÜŞÜNDÜM EN SONUNDA BULDUM SENİ SEVDİM ÇÜNKÜ SEN BANA ÇOK DEĞER VERDİN HERŞEYİMİ PAYLAŞTIM SENİNLE SENİNLE GEÇEN O DAKİKALARI NE SEN UNUTABİLİRSİN NEDE BEN. ŞU AN BANA SORARSAN BENİ NEKADAR İSTİYORSUN DİYE CEVABIM SENİ SENDEN DAHA ÇOK İSTİYORUM OLURDU.

ŞU AN ODAMDAYIM AMA YALNIZ DEĞİLİM ÇÜNKÜ SEN VARSIN YANIMDA VE SENİNLE HARŞAYİMİ PAYLAŞMANIN DERİN İÇ HUZURUNU YAŞIYORUM. SENSİZ GEÇİRDİĞİM BİR KAÇ GÜNÜ SANA ANLATAMAM SANA OLAN HASRETİMİN NE KADAR BÜYÜDÜĞÜNÜ TAHMİN EDEBİLİRSİN. ASLINDA BİR YANDAN ACI ÇEKİYORUM AMA BİR YANDANDA GARİP BİRŞEKİLDE SENİ NE KADAR ÇOK İSTEDİĞİMİ DÜŞÜNÜYORUM. BU İKİ DUYGU ARASINDA GEL GİTLER YAŞASAMDA BİLDİĞİM VE EMİN OLDUĞUM TEK ŞEY BANA SENİ KİMSE UNUTTURAMAZ.SEN HERZAMAN BENİMSİN VE ÖYLE KALICAKSIN.

d.denizim..

GİTME

Gidiyorsun yine gitme desemde

benim için kendinden vazgeçiyorsun herşeyi bir kenara koyup sonsuz çok uzaklara gidiyorsun yanlız kalacağını zannediyorsun ama şunu unutma ki ben seni tüm kalbimle sevdim bazen yüzümde gülümseme uyandırdın bazen se kalbimde bir kıpırtı

anlamalı bilmediğim daha birçok şey ...

kulağımda bir melodi oldun

gözlerimde bir ışıntı

ve en önemlisi bir daha sevmemeyi de senden öğrendim

şimdi kilit vuruyorum yüreğime

sonsuz umutları yüreğimin bir kenarına koyuyorum

belki gelirsin diye

uzaklara dalıyor gözlerim

ta o günlere....

biz umutluluğu kısa zamanda yakaladık ama

bir o kadar da mutsuzluğu da

yarım kalan bir sevgiydi bizimkisi

belkide başlamaması gereken

artık ikimizde bir mazi olduk

her seven gibi...

GİDİYORUM

Olmayacaksam senin, açmayacaksam vuruşlarına kapımı, haramsa nefesin nefesime

Toprak helaldir bedenime!!

Aşkın didaktik maddeleri olamıyor işte, koyamıyorsun sınırları, cümlelerin yapman gerekenlerle kurulamıyor.. Onlarda tıpkı benim gibi yarım yamalak gözlerin önünde..

İnzivalara gebe yarınlar biriktiriyorum sana, korkagın tekiyim geçemiyorum ki karşına..

Diyemiyorum, canımsın, seninim gel!!! Ne OLuRRR diye..

Anlatmıyor mu duruşum..Bu kadar mı aciz bakışlarım..Bu kadar mı küçücügüm karşında..

Kallavi hayalperestliklerim, adına yakılmış düşler arşivimde saklı..

Ben sana ait olsam ne çıkar, sen başkasının olduktan sonra..

başkasına bakıp, başkasına dokunduktan sonra

Başkasına yanıp başkasına emanet etmişken kalbini, biçareligimi nasıl atarım küçücük bedenim üzerinden

Taksiratım affedilir mi mahşerde..

Ben canıma degil sevdama kıymaya gidiyorum..

Sevdam sevdama kıyacak kadar büyük çünkü!!

Çünkü sen böylesi sevdamı göremeyecek kadar sevdalısın sevdalına..

Dar geliyor sokaklar, kaldırımlar kaçırmıyor beni senden..

Lambalar aydınlatmıyor uzaklarımı..Ayaklarım kaçak ve militan sesler çıkarırken, gece her adımda bagıra bagıra usanmadan yazarken seni içime, ve yıldızlar bile anlayamıyorken sebeb-i terk-i diyarı,

bir tek sana ait olanlar ilişemiyor, taş koyamıyor sessiz yolculu uma..

Çünkü sana ait olan her şey onun..

Geçipte karşıma, ona sahip bakışını yerleştirirsen gözlerim önüne, ölüme giden bir yaşanmışlık bile bırakmazsın zaten kefenime..

Herşeyi ardıma koydum..

Ve almadım düşlerimi de yanıma, rastlarsın zamanı silik bir mekanda..

Gidiyorum..

FAIR PLAY

Bu kelime ilk kez İngiliz Kolejleri'nde kullanılmaya başlandı. Ve genelde birbirine çok yakın olarak üç anlam taşır. Öncelikle iyi oyun anlamına gelecek biçimde kullanıldı. Sonra iyi oyunu ortaya koyacak ruh hali ve sporcuya yakışan davranış biçimi diye, değerlendirildi. Daha sonradan da iyi oyunu temin edebilmek için, oyuna katılanların tümünün mutlak olarak yerine getirmek zorunda oldukları davranış biçimlerinin tümü olarak değerlendirildi. Zamanla Fransa'da da hem spor alanlarında, oyun alanlarında hem de günlük yaşantıdaki tüm dürüstlüğü ifade eder biçimde kullanıldı.

Ülkemizde ise bu kavram genelde sportmenlik veya sportmence kavramı olarak kullanılıyordu. Ama Son yıllarda artık fair play kavramı da dilimize yerleşmiş oldu.

Uluslararası platformda fair play kavramı için iki ayrı belge hazırlanmıştır. 1974 yılında Uluslararası Fair Play Komisyonu tarafından hazırlanan Fair Play Deklerasyonu tüm üye ülkelere gönderildi.

Bu belgede özet olarak Kendisine ve dolayısıyla diğerlerine (rakibine, takım arkadaşlarına, hakemlere, izleyicilere ve kamuoyuna) saygıya dayanan bir hayat görüşüdür. Bu görüş her ne pahasına olursa olsun kazanmayı, başarılı olmayı reddetmektedir, yazmaktaydı.

Bu kavram sadece sporcular için değil, yöneticiler, hakemler, izleyiciler, coachlar ve yarışmalarla ilgilenen tüm medya kurumları içinde geçerliydi. Onlar da doğrudan veya dolaylı olarak yarışmaların yukarıda ifade edildiği biçimde cereyan etmeleri için çaba sarf etmeleri gerekmektedir.

Özünde fair play olgusu ahlak felsefesi üzerine kurulmuştur. Gerek ahlaklı davranışlar, gerekse olumsuz davranışlar hem Antik Çağ'daki spor olaylarında, hem de günümüzdeki modern olimpiyatlarda karşılaşılan olaylardır.

ÜZÜCÜ OLAYLAR

Milat'tan Sonra 146 yılında Romalılar , Yunanistan'ı işgal edince Roma İmparatoru Neron Olimpiyat Oyunlarında yarışmadan kendisinin şampiyon ilan edilmesini istemiştir. Buna tepki gösterilmiş, sonra Neron 5000 kişilik koruma ordusu ile birlikte olimpiyatlara gelmiş ve atlı araba yarışmalarına katılmıştır. Yarışmayı sürekli önde götüren Neron, bir dönemeci dönerken arabası devrilmiştir. Bunun üzerine diğer yarışmacılar durup, onun arabasını düzeltip, yarışa tekrar başlamasını beklemişlerdir. Neron yarışı doğal olarak birinci bitirmiştir.

Bir başka ilginç olay da Milattan Önce 322de yapılan olimpiyatlar sırasında Atinalı Kalipso adlı bir atlet, pentatlonda kendisine rakip olabilecek sporcuları satın almıştır. Kendisine rakip olacak bir sporcuya 300 Drahmi vermiş ve yarışı kazandıktan sonra bunu gururla söylemiştir.

Siteler arası rekabetin yoğun olduğu Milattan Önce 400 yılında Sykion ve Kleora siteleri Telekias adlı bir atletin kendilerine ait olduğunu ileri sürerek paylaşmamak için atleti diri diri parçalamışlardır.

GÜZEL OLAYLAR

Bu çirkin olayların üzerine spor tarihinden sizlere bazı fair play olaylarını aktarmak istiyorum.

Önce Antik Çağ'dan bir örnek. Homeros olayı şöyle anlatıyor:

Atlı Araba yarışında Nestor'un oğlu Antilos, Menelaosun çift koşumunu bir dar geçitte yarışma kurallarına aykırı geçtiğini farkedince galibiyet ödülünü Menelaosa verir. O ise Antilos'un bu dürüst davranışına öyle sevinir ki ödül olarak verilen kısrağı ona geri verir.

1964 Innsburg Kış Olimpiyatlarında Bobsleigh Çiftler yarışmasında en iyi dereceyi İtalyan Monti yapar. Sıra İngiliz Tony Nash ve eşine geldiğinde, kızağının bir parçasının kırık olduğu görülür. Monti, kendi kızağından o parçayı söker ve yarışacak olan Nash'e verir.Ve Nash, Mnoti'nin verdiği parça ile tamir ettiği kızağında olimpiyat şampiyonu olur. Monti ise yarışmadan şampiyonluğu geri çevirmiştir.

1965 de ABD'de yapılan Salon Atletizm Müsabakalarında uzun atlamada İngiliz Şampiyonu Mary Rand yerdeki çizgileri karıştırınca üçüncü hakkında elenir. Willie White ise onun haksızlığa uğradığını söylerek hakem heyetine bir şans daha verilmesi talebinde bulunur. Dördüncü atlayışında Rand daha iyi bir derece yaparak yarışmayı kazanır. Burada White, rakibinin cezalandırılması sonucu galip gelmeyi reddetmiştir.White 1965 Fair Play ödülünü aldı.

1968 Dünya Kupası özel slalom yarışında Polonyalı Andrzej Bachleda sıralamada birinci ilan edilir. O buna itiraz eder ve bir kapı atladığını açıklar. Yarışmadan diskalifiye edilir. Kazanmadığı ünvanı, kabul etmez.

1966 ABDde Toledo'da Dünya Greko Romen Şampiyonası sırasında Yugoslav Horvat müsabakada favori idi. Rakibi diskalifiye edilince o galip ilan edildi. Horvat, buna itiraz etti ve bir şans daha verilmesini istedi.İkinci denemede yine galip geldi ve Zafer kazanılmalıdır mantığı ile hareket ettiği için 1966 Fair Play ödülünü aldı.

1967 yılında Hamburg'da Uluslararası Almanya Tenis Turnuvasında Macar Gulsay, Çekoslavak Kukal ile başabaş bir maç çıkarıyordu. Bir ara Kukal bir kramp ile düştü ve devam edemeyecek hale geldi. Kurallara göre Gulsay'a puan verilmesi gerekiyordu. Ama o doktor çağrılmasını istedi. Doktor müdahalesinden sonra Kukal maça devam etti ve maçı kazandı.

2 Kasım 1969'da İspanya'da Madrid'te Bernabeu Stadyumu'nda Real Madrit-Sabadell ile şampiyonluk maçı oynuyordu. 50. dakikada durum berabere iken Sabadell forveti Pedro Zaballa top ile ilerleyip, tam rakip kaleye şut atacağı sırada, Real Madrid kalecisi ve bekinin çarpışıp bayıldığını gördü. O şutunu atmadı ve kasti bir hentbole neden oldu. Maçı Real Madrid 1-0 kazandı. Maç sonrası Sabadell Kulübü , Zaballa'ya ceza vermek amacıyla toplandı. Ama tüm İspanyol basını Zaballa'yı mükemmel bir sporcu ilan etmesi ve sonra Uluslararası Komite onu Zafer Kupası ile ödüllendirdi.

1967 yılında Fransa Atletizm Şampiyonası'nda 200 metre yarışında Sylvie Telliez altın madalyayı Cabrielle Mayer'e bıraktı. Çünkü, o yarışının bitimine çok az kala düşmüştü.

23 Agustos 1967'da Zdenka Zarubnicka paraşütle atlama yarışında paraşütü açılmayan rakibine yardımda bulundu ve onun hayatını kurtardı.

İtalya Su Kayağı yarışında Cianni Lonzi rakibinin hayatını boğulmak üzereyken kurtardı.

İsveçli oto yarışcısı Beat Fehr Casserta diğer yarışmacıların hayatını kurtarmak isterken kendi hayatını kaybetti.

Ülkemizde de ilk kez 1983 yılında Konya mahalli kümesinde, kümede kalma maçında takımın kalecisi İsmet Karababa koruduğu kaleye atılan bir gol için tartışma çıkınca, hakeme gidip golün nizami olduğunu söyledi. Bu İsmet'e o yıl Paris'te yılın Fair Play Ödülü'nü getirdi.

TÜRKİYE'DE FAİRPLAY

Türkiye'de fair play hareketi, TMOK bünyesinde Erdoğan Arıpınar'ın girişimleri ile kurulan bir komisyonla başlatıldı. Bu komisyon çeşitli etkinliklere imza attı. Ayrıca, Erdoğan Arıpınar kısa adı EFPM olan Avrupa Fair Play Hareketi 'nin kuruluşunda yer aldı ve ikinci başkanlığı görevini yürütmektedir.

DOPİNG NEDİR?

Doping, sporcunun yarışma sırasında fiziksel ve zihinsel performansını arttırmak amacı ile, "Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) tarafından yasaklanmış madde veya yöntemlerin sporcu tarafından bilinçli veya bilinçsiz olarak kullanımı" olarak tanımlanmaktadır. Doping hem haksız rekabete zemin hazırlaması, hem de sporcu sağlığını kısa ve uzun süreli olarak bozar ve hatta olası ölüm risklerinin oluşmasına neden olmasından dolayı spor etiğine aykırıdır. Bu nedenlerle doping WADA, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), FIFA, UEFA, FIBA, IAAF, FIG gibi uluslararası spor organizasyonları tarafından yasaklanmıştır.

Doping maddelerinin zararları nelerdir?

Doping maddelerinin hemen hepsi vücutta kısa ya da uzun süreli yan etkilere neden olurlar. özellikle sporcular tarafından en çok kullanılan erkeklik hormonu benzeri maddelerin kalp krizi, iyi ve kötü huylu tümör oluşumu, karaciğer fonksiyon bozukluğu, kısırlık gibi rahatsızlıklara neden olduğu bilinmektedir. Bu maddeleri kullanan sporculardan bazılarının, sportif yaşamları sırasında ya da sporu bıraktıktan sonra bu maddelerin kullanımı nedeniyle oluşan hastalıklar yüzünden öldüğü bilinmektedir.

Yasaklı madde sınıfları nelerdir?

IOC tarafından bildirilen yasaklı maddeler 5 ana grup altında toplanmaktadır:

1-Uyarıcılar (Amfetamin, efedrin v.b.)

2-Narkotik Analjezikler (Morfin v.b.)

3-Anabolik Ajanlar (Testosteron v.b.)

4-Diüretikler (Furosemid v.b)

5-Peptid hormonlar ve benzerleri (Eritropoietin, büyüme hormonü, v.b.)

Ayrıca çeşitli kısıtlamalara girmiş bulunan ilaç sınıfları nelerdir?

IOC tarafından bildirilen ve sporcular tarafından kullanımı kısıtlı olan maddeler 5 ana grup altında toplanır:

1- Alkol

2- Marihuana

3- Lokal anestezikler

4- Kortikosteroidler

5- beta-blokörler

UYARICILAR

Uyarıcılar merkezi sinir sistemi üzerine doğrudan etkiyle uyarım yapan maddelerdir. Metabolizma hızına, beyin, omurilik ve kalp üzerine uyarıcı etkileri vardır.Uyarıcılar sınıflaması içinde yer alan efedrin, psödoefedrin, fenilpropanolamin gibi maddeler grip ilaçlarında da bulunabilirler. Birçok sporcu içinde yasaklı madde olduğunu bilmeden aldığı ilaçlar yüzünden ceza almıştır. Karşılaşma öncesi ilaç kullanmadan önce mutlaka ilacın yasaklı madde içerip içermediği kontrol edilmelidir.

UYARICILARIN YAN ETKILERI

Uyarıcıların yan etkileri, doza, süreye ve kullanım sıklığına bağlıdır. Düşük dozlarda bile yan etkiler görülebilir, yüksek dozlarda olumsuz etkiler daha da belirgindir. Kalp ve diğer hayati organların düzenli çalışması bozulabilir. Uzun süre ve sıcak ortam gibi ciddi koşullarda spor yapıldığında yan etkiler şiddetlenir. Uzun süre kullanımda aynı etkiyi alabilmek için dozu artırmak gereklidir. çünkü bu tür maddelere zaman içinde tolerans gelişir.

NARKOTİK ANALJEZİKLER

Narkotik analjezik ilaçlar hangileridir ve etkileri nelerdir?

Bu grup ilaçlar, morfin ve morfinin kimyasal ve farmakolojik benzerleri olup, öncelikle ağrı kesici olarak kullanılmaktadır. Ağrıyı hissetmemek için kullanılan narkotiklerin pek çoğu solunum depresyonuna neden olup, fiziksel ve psikolojik bağımlılık gibi oldukça tehlikeli yan etkileri bulunmaktadır.

Sporcu, bir rahatsızlıktan dolayı ağrı kesiciye gereksinim duyarsa ne yapmalıdır?

Hafif ya da orta derecedeki ağrıların tedavisinde kullanılabilecek çeşitli doping sınıfına girmeyen ağrı kesiciler bulunmaktadır. Sporcu, bu konuyu spor hekimine danışarak çözebilir.

ANABOLIK - ANDROJENIK STEROIDLER

Anabolik-androjenik steroidler sporcular tarafından ençok kullanılan doping maddelerindendir, vücutta üretilen doğal bir steroid olan testosteron hormonuna benzer etkilere sahip sentetik maddelerdedir. Doğal testosteron "anabolik" (kas yapıcı) ve "androjenik" (erkeğe özgü hal ve davranış) etki sağlar.

Kas gücü ve kas kitlesini artırmak amacıyla kuvvet ve sürat sporlarında kullanılır. Diğer doping maddeleri yarışmadan kısa bir süre önce kullanılırken, anabolik steroidlerin etkili olabilmesi için karşılaşmadan aylarca önce ve normal tedavi dozlarının 10-100 katı dozlarda kullanılması gereklidir.

ANABOLIK - ANDROJENIK STEROIDLERIN YAN ETKILERI

Sportif performansı artırabilmek için anabolik steroidlerin yüksek doz ve uzun süreler kullanılması gereklidir. Kısa süreli ve düşük dozlarda bile yan etkiler oluşabilmektedir. Anabolik steroidler hemen hemen vücuttaki tüm organlarda yan etkiler oluşturabilir. Anabolik ajanlar, normal hormon fonksiyonunu etkiler. Anabolik steroidler karaciğer hastalığı riskini artırır, kan basıncını yükseltir, yüksek yoğunluklu lipidlerin düzeyini yükselterek kardiyovasküler olay riskinin artmasına neden olur. Bu etkilerinin yanı sıra psikolojik etkileri de bulunmaktadır.

Anabolik ajanların kadınlarda kullanımları sonucu oluşan etkiler:

-Erkeksi karakterlerin oluşması

- Artan agresiflik, ruh halinde dalgalanmalar, depresyon,

- Anormal menstrual sikluslar ve mensturasyonun fonsiyon görmesinin bakılanması,

- Yüz ve vücutta fazla tüylenme,

- Klitorisin genişlemesi,

- Sesin kalınlaşması

Anabolik ajanların erkeklerde kullanımları sonucu oluşan etkiler:

- Akne

- Artan agresiflik, ruh halinde dalgalanmalar, depresyon,

- Testislerin boyutlarının küçülmesi,

- Azalmış sperm üretimi,

- Karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında azalma,

- Göğüslerde büyüme,

- Vaktinden evvel oluşan kellik,

- Prostat bezinin genişlemesi,

Bu etkiler uzun kullanımda kalıcı olabilir.

Anabolik ajanların büyüme çağındaki çocuklarda kullanımının etkileri

- Vücut ve yüzde oluşan akneler,

- Kemiklerdeki kıkırdak dokusunun erken sertleşmesi sonucu boyda uzamanın ve büyümenin durması.

Diüretik nedir?

Diüretikler, böbrek üzerinde etkili olan ve fazla miktarlarda suyun vücuttan atılmasına neden olan bir ilaç grubudur. Bunlar genellikle sporcular tarafından, belirli ağırlık sınıflarına girebilmek için (örneğin güreş, boks v.b) geçici ağırlık kaybı ve diğer bileşikler ile ilaçların vücuttan atılmalarını sağlayarak doping testlerinden kaçmak amacıyla kullanılmaktadır.

Diüretikler neden yasaklıdır?

Diüretikler, kullanımları sonucu ortaya çıkabilecek sağlık risklerine ek olarak, idrar numunelerinin seyretilmesi veya daha düşük ağırlık sınıflarında yarışmak amacıyla kilo kaybında kullanılabildiği için yasaklanmıştır. Ayrıca diüretiklerin kullanımı, hakça bir yarışmada sporun ruhuna aykırı olduğu için de yasaktır.

Diüretikler vücuda nasıl zararlı olabilir?

Diüretiklerin kullanımı, dehidratasyona, kas zayıflamasına, kramplara, kan basıncının düşmesine ve elektrolit dengesizliğiyle oluşan kalp düzensizliklerine neden olabilir. Diüretikler, sporcuların sıcaklığı tolere etme yeteneklerini etkileyebilirler.

PEPTİD HORMONLAR

Peptid hormonlar doğal hormonlardır ve diğer hormonların salınımını kontrol ederler. Büyümeyi artıran ve ağrıyı azaltan etkileri vardır. Analoglar sentetiktir ve peptid hormonlara benzer etkide bulunurlar.

Doping kontrolleri nasıl yapılır?

Doping Kontrolleri Ulusal ve Uluslararası Dopingle Mücadele Kuruluşları tarafından organize edilmekte ve yönetilmektedir. Dünyadaki Dopingle Mücadele çalışmaları Dünya Anti-Doping Ajansı (World Anti-Doping Agency WADA) tarafından konulan kurallarla organize edilmektedir.

Ulusal ve Uluslararası Dopingle Mücadele Kuruluşları doping kontrollerini kabul edilen uluslararası standartlara uygun yapmak zorundadır. Bu standartlar Dünya Anti-Doping Ajansı ve/veya Uluslararasi Spor Federasyonları tarafından yayınlanmaktadır. Sporcudan idrar ve/veya kan örneği alan görevliler (Bağımsız Doping Kontrol Görevlileri) bu standartlara uymak zorundadır. Sporcu ve doping kontrolü sırasında ona eşlik eden diğer görevlilerin de (antrenör, yönetici, doktor, vs) doping kontrol örnek alma standartlarını bilmeleri gerekir. Standartlara aykırı bir işlemin yapılması durumunda sporcunun ve / veya ona eşlik eden görevlinin doping kontrol işlemine itiraz etme yetkisi vardır. Itiraz yetkili Ulusal ve Uluslararası Dopingle Mücadele Kuruluşları tarafından değerlendirilip gerekli işlemler yapılır.

Türkiye Cimnastik Federasyonu

Pazartesi, 17 Nisan 2006

ÇAPKINLAR İÇİN BURÇ REHBERİ

Çapkınlar İçin Burç Rehberi

Boğa burcunu iyi bir restoran etkiler. Koçu parfümler. İşte astrolog Claire Petulengroya göre, insanı burcuna göre aşık etme yolları...

Koç Burcu: Önce güzel kokup kokmadığınıza özen gösterin. Lüks ve pahalı kokuları severler. Ucuz giyinmeyin.

Boğa Burcu: Hayatları yemek, seks ve para üzerine kurulduğundan iyi bir restoran, gece kulübünden daha etkili olur.

İkizler Burcu: Onu yeni açılmış bir yere götürün. Çok zor elde edilen rolü de oynamaya kalkmayın.

Yengeç Burcu: Biraz uzak durun. Onlar sırlarını koruyanlardan hoşlanırlar. Size güvenmesi zaman alacaktır.

Aslan Burcu: Ne kadar para kazandığınızı, başarınızın göstergesi olarak algılayacağı için kazancınızı bilmek ister.

Başak: Detaya çok dikkat ettiklerinden giyiminize ve saçınıza özen gösterin.

Terazi: Gülmeyi pek severler. Komik fıkralar ve hikayeler anlatın. Ama şarkı söylediklerinde sakın gülmeyin. Müziğe karşı kabiliyetleri olduğunu sanırlar.

Akrep: Kendiniz olun. Farklı görünmeye çalışanlardan hoşlanmazlar.

Yay: Onlarlayken alışılmış ve denenmiş metotlar kullanmayın. Yenilik severler.

Oğlak: Onun için ne kadar kazandığınız, hangi ülkeleri gördüğünüz, kimleri tanıdığınız önemlidir. iltifatı sever.

Kova: Kendilerini beğenmiş gibi görünürler ama aslında değildirler. Aptal hiç değildir. Romantiktirler.

Balık: Denizle ilgili her şeyi severler. İnsanlar hakkındaki kararlarında genelde yanılmazlar.

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ

Kağıt Parayı Kimler İcat Etti ?

Para icat edilmeden önce, deniz kabuğundan kıymetli metallere kadar çeşitli mallar değişim aracı olarak kullanılmıştır. Tarihi kayıtlara göre, M.Ö. 118 yılında Çinliler deri para kullanmışlardır. İlk kağıt para ise M.S. 806 yılında yine Çinde ortaya çıkmıştır.

Batıda kağıt paraların basılması ve kullanılması 17 nci yüzyılın sonlarına rastlamaktadır. İlk kağıt paranın 1690lı yıllarda Amerika Birleşik Devletlerinde Massachusetts Hükümeti, İngiltere'de ise "Goldsmiths" ler tarafından basıldığı ve dolaşıma çıkarıldığı, 1694 yılında İngiliz Merkez Bankası ve daha sonra diğer ülke merkez bankalarının kurulması ile de yaygınlaştığı görülmektedir.

"Kağıt icat edildi, paranın kağıt olması yüzyıllar sürdü."

Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir ?

Bu şarkı "Happy birthday to you" dur. Şarkının asıl kaynağı Amerikalı iki kız kardeşe aittir. Orijinal adı "Good Morning to All" yani "hepinize günaydın"dır. Daha sonra güftesi değiştirilerek bütün dünyaya yayılmıştır. Fakat telif hakkı kardeşlere aittir, onlardan sonra da Warner/chappel müzik şirketine geçmiştir. Müzik ticari amaçlı kullanıldığı zaman şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır.

Mezara niçin çiçek konulur ?

İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon' nun milattan önce 1346 da öldüğünde mezarının çiçekten taçlarla kaplandığı saptanmıştır. Kuzey Avrupa da ise M.Ö 2000 yıllara kadar mezara çiçek konduğu belirlenmiştir. O zamanlarda bu çiçeklerin amacı iyi ruhları çekme, kötü ruhları kovma amacıylaydı. Sonradan ise asıl amaç cesetler çürürken çıkan kokuyu kamufle etme amacını taşır. Servi ağacı da bu nedenle mezarlıklarda kullanılır. Ağacın yaprakları rüzgarı önler, kendine özgü ferah kokusu vardır. Cenaze törenlerinde siyah giyinmenin amacı da mezarlıklarda hayaletlerden sakınmak amacı taşımaktadır.

İnsanlar saatlerini niçin sol kollarına takarlar ?

Özel bir durum veya farklı olma düşüncesi yoksa insanların çoğu saatlerini sol kola takar. Çünkü çoğunluk sağ elini kullanmaktadır ve bu kolun daha hareketli olması nedeniyle saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığı yüksektir. Zaten saatin kurma düğmesi 3 rakamının yanındadır. İnsanlar saati kurmak istedikleri zaman onu bilekten çıkarmadan sağ elle uzattıkları sol kollarındaki saati kurabilirler.

Satrançta şah niçin o kadar pasiftir ?

Çünkü şah koruma altındadır. Zaten satrançta amaç şahı almaktır. O yüzden bütün taşlar onu korumakla görevlidir. Vezir ise başkumandan gibi şaha yardım eder. İleri geri, çapraz her yöne gidebilir. Batıda vezire Kraliçe adı verilmiştir. Bununla Kraliçe'nin Kralın en büyük desteği olduğunu işaret etmektir. Satranç 6. yüzyılda Hindular tarafından oynanmaya başlanmış, oradan dünyaya yayılmıştır.

Bir hafta niçin 7 gündür ?

Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile güneş ve ayın sayısının 7 oluşu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde göğün 7 kat oluşu ve doğadaki ana renk sayısının 7 oluşu, müzik notalarının 7 oluşu sayının önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasına geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.

Niçin otellerin kapıları döner kapıdır ?

Döner kapıların tek amacı enerji ve yer tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da içeri girmesini engeller. Üstelik tüm bu işlev kapı çapı kadar yer alır.

Bardaktaki buzlar niçin birbirlerine yapışırlar ?

Buzun erimesi için yalnızca sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların kayma nedeni de budur. Basınçla alt tabaka erir ve kayma oluşur. Bir kabın içinde ya da bir bardakta üst üste duran buzların her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktada çok küçük kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda iki buz küpçüğünün birleştiği noktada tekrar donar. İki buz parçası kaynak yapılmışçasına birbirlerine yapışır ve orada bir daha erime olmaz.

Neden evlilik yüzüğü yüzük parmağına takılır biliyor muydunuz ?

Evlilik yüzüğü neden hep aynı parmağımızdadır da, neden

işaret parmağı baş parmak ya da serçe parmak değil de neden yüzük

parmağı...

Evlilik yüzüğünü ilk defa eski mısır prensesi nefertiti takmıştır...o yıllardaki

Tıbbın ne kadar ilerde olduğu ayrı bir tartışma konusudur ama yüzyıllar

Sonra anlaşılmıştır ki direk kalbe giden tek damar evlilik yüzüğünü taktığımız Parmaktadır..

Başka hiç bir parmağımızdan direk kalbe giden bir damar yoktur

BİTTİ DİYORSAN...

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,

Kendimi bulduğumda anladım.

Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,

Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..

Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,

Neden hiç ağlamadığını anladım..

Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,

Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım...

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,

Yüreğini elime koyduğunda anladım.....

sana ihtiyacım var, gel ! diyebilmekmiş güçlü olmak,

Sana git dediğimde anladım..

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,

Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım

Özür dilemek değil, affet beni diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,

Gerçekten pişman olduğumda anladım..

Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş, sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,

Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

Sevgi emekmiş,

Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

Sen mutlu olacaksan eğer, bana sadece senin tebessümün de yeter .

Bitti diyorsan bunuda anlarım...