Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

alperutku92

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

  1. Bir kadına bir erkek. Yakışığı budur. "Yalnızlık allaha mahsus." Doğru laf. Bıraksalar gül gibi geçinip gidecek bu iki cins ama rahat vermiyorlar ki. Örneğin, ıssız bir adada, çift başlarına yaşamaya bile kalksalar, ağacında sakin sakin öten kuşun cinsi bile aralarında tartışma konusu olur. "Bence saksağan...." "Bana kalırsa baykuş." "Saçmalama baykuş puuu lar" "Saksağan da uzun uzun ötmez." Saksağan...baykuş ...derken biri o geceyi sahilde, diğeri de kamıştan kulübede geçirir. Dedim ya kimse rahat vermez şu ikiliye. Ne ötüyorsun şimdi durup dururken değil mi? Araya nifak sokmanın ne manası var. Şimdi hal böyle olunca, aynı mekan dahilinde gece uykularını ayrı geçirmeye başladı mı bu ikili, ikili olma sözleşmesininim ihlali tohumları atılmaya başlanmıştır. Çiftlerin birbirlerine en trip ceza şeklidir. "Nnnnnevet ben bu gece salonda uyuyacağım, neredeydi ekose battaniye???" O gece ayrı yattın mı, cezanı verdin. Artık kendine mi, O'na mı belli değil. Gitmişsin 109 taksite bir yatak almışsın battal boy, sonra yaptığına bak...neden şiddetli ya da şiddetsiz kavga sonraları, bir kişi kendini bu ortopedik zevkten mahrum etsin? Hayatta etmem, etsin de istemem. Dön arkanı uyu, ya da dönme istediğin yönde yat. Anlam yüklü bohçanın içinden şunları çıkarabiliriz : Sana değmek istemiyorum, sana katlanamıyorum, seni çekemem, sinirime dokunuyorsun, madem eşim gibi olamıyorsun, neden yanında yatayım vs... Yani beraber uyumak demek, aşk demek. Aşk demek, beraber uyumak demek. Bu sonuca varıyoruz en mikrodan. Aşk demek, birbirlerinin kurallarına kayıtsız şartsız uymak demek. Kurallara uydun mu da yanında yatmaya hak kazanırsın. İşte bu kadar! İhlal demek, ihmal demek aşk kitabında. Yirmi yaşına kadar oku, kırk yaşına kadar hayattan sille ye, ders almak adına; emekli olana kadar da bağkur mu, sigorta mı daha çok prim veriyor acaba endişesi ile geçsin ömrün... Ne kaldı şurada ölümüne; en iyi niyetten on-yirmi sene kalmışken de yanındaki insanın hayat arkadaşın olduğunun anca bilincine var. Muhallebi yerken takma dişlerin kırılmaya başladığı yıllarda anlarsın aslında, kuşları seslerinden tanıyabilen tarafın bir diğerinden kişilik olarak üstün olmadığını. O zaman anlarsın ancak, saksağanlar ve baykuşlar ilahi adalet için değil, sadece çeşit olsun diye indirilmiştir yeryüzüne. Didişmeyi taaa o zaman bırakırsın. Eşinin tansiyon-kolestrol ilacını, o zaman hatırlatmaya başlarsın. Yıllar öncesinde başının ağrısını umursamazken, şimdi, yalnız kalma korkusu ile paspası olursun O'nun. Değer mi oysa değmeden uyumak, değmeden yaşamak, bir gün bile. Aşk demek değmek demek. Tenine, ruhuna, acısına, sevincine değmek demek. İnadına, didiştiğiniz günün akşamları değin birbirinize. Ya da daha kolay bir çözüm, işgüzarlık edip de battaniye falan almayın evinize.
  2. Ay dünyamızın tek doğal uydusu, atmosferi olmayan üzeri kraterlerle kaplı toz ve kayalarla dolu bir küre parçasıdır. Bu kürenin biz dünyada yaşayan insanlara ne gibi faydaları vardır? Ayın önemini anlayabilmek için kendimize şu soruyu sorabiliriz. Ay olmasaydı Dünya nasıl olurdu? Önce Ayı dünyamız ile karşılaştıralım. Ay dünyanın yarıçapını ¼ü kadarlık bir yarıçapa sahip, hacmi dünyanınkine göre 1/50 oranında küçük ve kütlesi ise dünyaya göre 1/80 oranındadır. Ay dünyaya göre daha az yoğun bir gök cismidir. Zaten dünyamız güneş sisteminin en yoğun gök cismidir. Gelelim Ay olmadığı zaman Dünya üzerinde ne tür değişiklikler olacağına. En başta gel-git olayları olmaz dersek bu tamamen doğru olmayacaktır. Çünkü gel-git olaylarının 2/3üne Ay sebep olmaktadır. Eğer Ay olmasaydı, gel-git olayları 1/3 oranına düşecekti ama gene olacaktı. Bu gel-git ise Güneşin meydana getirdiği bir etkidir. Gel-git olaylarına sebep kütle-çekim kuvvetidir. Bu kuvvet cisimlerin birbirlerini çekmesini ve bulundukları yerde tutulmasında etkilidir. Kütle-çekim kuvveti Ay tarafından dünyaya uygulandığı gibi dünya tarafından da eşit miktarda Aya uygulanmaktadır. Bu kuvvetin diğer bir etkisi ise gel-gitler sebebiyle dünya üzerinde bir sürtünme kuvveti oluşturmasıdır. Bu kuvvet olmazsa (yani ay olmazsa) sürtünme kuvveti kalkacağı için dünya daha hızlı dönmeye başlayacaktır. Böylece bir gün 24 saat değil yaklaşık 8 saat olacaktır. Zaten bildiğimiz gibi Ay dünyadan her yıl biraz biraz uzaklaşmaktadır. Yaklaşık 400 milyon yıl önce Ayın dünyaya daha yakın olduğu zamanlarda, dünyanın şimdikinden 4 kat daha yavaş döndüğü yapılan araştırmalarda görülmüştür. Bu şu demek oluyor: Eğer Ay bir gün bizi bırakırsa yada yok olursa Dünya divane olacak ve serseri bir top gibi çok hızlı dönmeye başlayacaktır. Hızlı dönen Dünyamız ekvatordan başlamak üzere atmosferini kaybetmeye başlayacaktır. Dünyanın ekvatordaki çizgisel hızı fazla olduğundan buradaki cisimler merkezkaç kuvvetten dolayı daha hafif oluyorlar. Dünya hızlı dönmeye başlayınca Dünyanın çekim kuvvetini aşan moleküller atmosferi bir bir terk edecekler. Ekvatorda oluşan alçak basınçtan dolayı kutuplardan buraya doğru şiddetli rüzgarlar esmeye başlayacak. Bu rüzgarlar, Dünya atmosferini tamamen kaybedinceye kadar devam edecek. Dünya atmosferini kaybetmese dahi Dünyanın hızlı dönmesi rüzgarların hızlarını etkileyecektir. Örneğin Jüpiter bir tam dönüşünü 10 saatte tamamladığı için üzerinde yaklaşık 150 -300 km/h hızında kasırgalar gözlenmektedir. Dünyamızda da bu hızda fırtına ve kasırgalar oluşacak bu ise hayatı kötü şekilde etkileyecektir. Diğer bir etki ise mevsimlerin oluşumunda gözlemlenecektir. Mevsimler, Dünyanın düşey ekseniyle yaptığı 23 derecelik açı sonucunda oluşmaktadır. Ay olmasaydı veya olmasa bu durumda bu açı 23o değil 90o olacaktı. Bunun sonucunda kutuplar ekvatorla yer değiştirecek ve böylece kutuplar ekvator kadar sıcak, ekvatorda kutuplar kadar soğuk olacaktı. Tabi bu sıcaklık değişimleri çok hızlı gerçekleşeceğinden bir anda dondurucu soğuklar bir anda ise 100 ºC'ye varan kavurucu, öldürücü sıcaklar insan yaşamını yada genel anlamda yaşamı olumsuz olarak ekilecekti. Görüldüğü gibi basit bir gök cismi olarak düşündüğümüz uydumuz Ay, bir sistemin önemli bir parçasıdır. Bilim adamlarının Ay hakkında söyledikleri en veciz ifade şudur: Eğer bir gün her şeyiyle dünyanın kopyası bir gezegen bulursak ve bu gezegenin bizim uydumuz gibi bir uydusu yoksa, bu gezegen de hayat olmasına imkân yoktur. İşte sizlere dünya üzerinde hayatın olması için gerekli milyonlarca şartlardan bir tanesi.
  3. Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... Nereden çıktın bu vakitte dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; gözünün dilini bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı... Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı... En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz... Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin. Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi... Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş.. Gözbebekleri bulutlandığında, yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş... Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri... Parkurun bütün zorluklarına rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız diyebilmeli... Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa ama ümit var bir yazıyı yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz: Bunu da aşacağız! İmza: Bir dost!...
  4. Bitmedi mi Göz kapaklarıma kelimeler takıldı İzlerim izlerim izlerim Dikenli bahçelerde öterim Birinci sahne ikinci sahne İzlemekten yorulmam Heyhat sahnedekiler Siz yorulmadınız mı bitmedi mi oyunlarınız Hatice Ener
  5. Hayal treni hayal otobüsü Tek yolcu´su ben Bileti sudan ucuz Konforu beş yıldız Karanlıklardan geçer Yeşil ovalardan En zoru Çetin dağ yollarında Havada uçuşur gelincikler Yakalamaya çalışırım Ellerim paramparça 18-05-2005 Avusturya Hatice Ener
  6. Kalemin dev adımları Yüreğinin ipini zıplatan Seni yazmaya mahkum eden Zemzem suyuna degil Havanın nemine batır alnını Benim şarkımı asla öğrenemezsin Çakal zulasına yılan bıraktım Kaç fakir doyar Senin tavaf uçuslarına Hatice Ener
  7. Sevgiye dostluğa sürdüm kendimi Diken degil çiçek oldum Fakirliğe açlığa sürdüm beni Yine de zengin çıktım Sonu belli savaşa sürdüm kendimi Ben barış oldum Bütün küfürleri savurdum kendime Yine de Asil çıktım Dünyanın kulağından tutup etrafımda döndürdüm Ve ben deli çıktım Aşka sürdüm kendimi İnanır mısınız divane çıktım Hatice Ener
  8. Ben barış bugün benim günüm Bir lokma ekmek bir yudum su Bir de kızıl pelerin sana 100 metrelik koşuda Ulaşamadığın insanlık madalyasını kazandırırım İnsanlık nedir bilmezsin kanla beslenirsin Ben sadık kölen sevgilim Köleni memleketinin fakir pazarında pazarla Çocuklara ayakkabı şeker al ellerine barış uçurtması ver Uçsun uçsun sonsuz barışlara kardeşliklere Ne atom molekülü ne de şarapnel parçası yetişsin Çocukların gümüş oyunu galip gelsin Midas`ın piyesine Bu gün barış günü sevgilim İçimizde edebiyat odalarında aydın sohbetlerinde kaldı barış Duy sesimi; Maymunun ayak izlerini taşıyan insan İnsanlık insanlık olgusunu maymunluk iç güdüsüne sattınız Nerde insanlık parçalanan bedenler Barış elektrik sandelyelerinde dar ağaçlarında kaldı Sizin insanlığınız kan kin nefretle beslenir kana doymayan cellatlar Sınırları arşınlarsın Sen yürekleri arşınlayan gözyaşını bilirmisin Görebilirmisin barışa hasret cıvıl cıvıl türküleri halayları Yoruldum indirin dünyayı omuzlarımdan Borçluyum gözyaşlarına akan kanlara borcumu ödemeliyim Boynum kıldan ince Kanıyla toprağını sulayan gözyaşıyla bağrını serinleyen halkımın Tek göz odada 10 nüfusla çaresizliğine çare olmazsam utanırım Karanlığına ışık olmazsam yıkılır giderim Hatice Ener
  9. Artık kendi kendime gülebilir Kendi kendime konuşabilirim Nasıl olsa taş duvarlar anlamıyor Deli diyecekler varsin desinler Aşık bir delinin Kuyuya atacağı taştan ne olur Atılan taşları sayıyorum Taş duvara ekliyorum Ve hepsi sırıtıyor Hatice Ener
  10. Hayat çok zor degil mi? Yüzün çizgilerle dolu. Şu penbe yanğının altındaki hangi çileyi çekerken kaldı? Anlatsana nene Şu derin çizgiyi diyorum, Penbe yanağının altındakini! Hayat çok zor gençliğimi benimle değişirmisin nene? -Anlatayım yavrum masal değil uyan genç ses -Canlan genç nefes nedir bu kırılmışlık, nedir bu küskünük. -Hayatı görmek istersen başka gözlerle değil, -Işte o zaman nifak tohumları ekilir gerçeğe -Sabır da var azim de bunları taşıyacak koruyacak -Çelikten göğüste var. -Bak yavrum belki bu çelik göğsü yaracak, -Herşeyden yoksun bir kılıç olabilir sen aldanma, -Kendini bırakma onun keskinliğine acı vermesine -Sen sabrınla azminle inandığın gerçekten ibaret -Çelik ten göğsünle, karşısında dimdik durursun -Yıkılmadan ayakta kalırsan -İzi kalmış çok mu yavrum 21-04-1986 Zincirlikuyu Hatice Ener
  11. Kan şekerim düştü yine Bir kaşık bal bana Bir kaşık bal sana Benim kan şekerim yükselecek Senin de biliyorum Yine anarşistliğin tutacak Tozu dumana katacaksın Olsun be güzelim Seni herhalinle seviyorum...... Hatice Ener
  12. Al puşiyi başıma bağladım Çektim kalemimi Yollarına nokta yüreğine kelime Gel yaşamı didik didik edelim Bakraçta altın kaynatalım Kalbimize dökelim Paslanmaz çürümez Asırlara meydan okur Sende yürek bende aşk Umutları altın yürekte kaynatalım Geleceğe dökelim 24 ayar bir gelecek Kim istemez Hatice Ener 09-11-2005 Avusturya Hatice Ener