Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine
Kategori Dışı Konular tarafından Sosyal Bilimler'de yazılan bir grup blogu
  • Konu

    61
  • Yorum

    13
  • görüntüleme

    3.920

Bu bloğa katkıda bulunanlar

Bu Blog Hakkında

Kategori Dışı Konular

Entries in this blog

2025 Modasında Favoriler

Her yıl olduğu gibi bu yılda yaz sezonuyla birlikte özellikle kendini gösteren In ve outlar mevcut, neden özellikle yaz sezonuyla diyorum çünkü; kış aylarında her ne kadar moda’yı takip etsek de moda kabanımızın içinde kalıyor…

           Moda da ın'lere baktığımızda; 90’ların o nostaljik havasıyla vatka, bu yaz da omuzları süsleyecek. Bazılarımıza göre vatka kurtarıcıyken bazı geniş omuzlara sahip arkadaşlarımızın korkulu rüyası olabilir. Abartmış gibi görünsem de haklıyım, nedeni de şu ki; bir mağazaya gidiyorsunuz çok beğendiğiniz bir bluz ve aman Allah'ım o da ne, omuzlarında kocaman kauçuklar …

           Bir diğer ın ise, bu kış da her kıyafette detaylandırılan deri … ama bu defa detay olarak değil dar bir pantolon olarak gardrobumuzu süslüyor. Bunun yanı sıra bir de, boyfriend pantolon dediğimiz bol kesim erkek tipi pantolonlar, özellikle rahatlığıyla ön palanda söylemedi demeyin! bu yıl anlaşılan kadın modanda erkeklere özenti var çünkü sanki erkek arkadaşınızın ceketini giymişsiniz gibi uzun ve bol kesim ceketler yine ın’ler arasında ...

         Kış aylarında fazlasıyla gördüğümüz bilekte biten botları, bahar aylarında ve yaz aylarında da görmeye devam edeceğiz çünkü; çok sevildiğini düşünen ünlü ayakkabı markaları bu defa da burnu açık ve bantlı modellerle vitrinlerde yer almaya başladı bile….

         Takı modasına gelince bir süredir devam eden kaba diye tabir edebileceğimiz, büyük ve renkli taşlı takılar ın olmayı koruyor. Bunun yanı sıra bazen renk uyumu bazense uyumsuzluğuyla yakaladığımız şıklığı yaz aylarının vazgeçilmezi bilezik bilekliklerle tamamlamak ın…

         işte bir 90 lı çılgınlığı daha, bundan 5yıl önce yüksel bel denildiğinde ‘ıyyy o ne be’ cevabını veren gençlere şimdi sorun bakalım yüksek bel  ne ifade ediyor, ve hepsinin dolabında en az bir tane var mı yok mu ?

Bir dişi hayvanın yavrularını yuttuğunu duysanız, herhalde onun ne kadar vahşi olduğunu düşünürsünüz.

Halbuki Avustralya`da yasayan bir tur kurbağa, yavrularını vahşiliğinden değil, merhametinden yutmaktadır.

Rheobatrachus silus adi verilen kurbağanın yumurtadan çıkmak üzere olan yavrularını yutma sebebi, onların emniyetli bir şekilde gelişmesini sağlamaktadır. Acaba anne kurbağanın midesine inen yavrular, mide tarafından . hazmedilmeyecek mi?

Elbette hayır.

Çünkü bütün kainatta görülen İlahi rahmet, bu yavruları da ihmal etmeyecektir. Yeni doğan aciz yavrulara anında sut yetiştirerek

merhametini gösteren Zat, mideye inen yavruların hazmedilmemesi için de, kurbağanın midesindeki sindirim faaliyetini durdurur. Dişi kurbağanın daha önce midesine doldurduğu gıda maddeleri bağırsağa iletilir ve midenin şekli ile yapısı tamamen değişerek, yavrular için sıcak ve emniyetli bir beşik suretine girer.

Oburluğu ile tanınan bu kurbağanın iştahı, aynı rahmet sahibi tarafından sonra tamamen kesilecek ve kuluçka devresi tamamlanıncaya kadar hayvan tam 2 ay aç kalacaktır. Kuluçkanın ileri safhasında mide büyüyerek akciğere dayanır. Ve onun faaliyetinin durmasına sebep olur.

Ancak İlahi Rahmet burada da imdada yetişir ve akciğerleri devreden çıkan kurbağa, derisi vasıtasıyla nefes almaya baslar.

Yumurtadan çıkan kurbağalar daha sonra yemek borusundan tırmanır ve anne kurbağanın ağzından aşağı atlayarak, gün ışığına çıkarlar.

Mide yavruların tamamen çıkmasından 8 gün sonra normal haline gelir ve vazifesini yerine getiren kurbağa, yiyip içmeye baslar.

Avustralya'nın Adelade Üniversitesinden Zoolog Michael J. Tyler ile yardımcısı David Carter tarafından ortaya çıkarılan bu esrarengiz hadise, fizyoloji olarak bilinen ilim dalını alt-üst etmiştir.

İlim adamları ülserin tedavisinde yeni bir ümit olarak gördükleri bu olağanüstü olayın nasıl gerçekleştiğini ve midedeki faaliyetin nasıl durdurulduğunu aramakla meşguller...

HOŞÇAKAL

Ben veda etmeyi pek beceremem. Duygularımı da pek açığa vuramam zaten, hele bu veda çok daha zor geliyor. Aslında hiç böyle bir son görüşmeye gerek yoktu. Ama insanın kanı durmuyor işte., ne varsa bu son anlarda.?

Senden hatırlamanı bile istemiyorum., sadece temizliği ve saflığı yaşatalım bu aşkı kalbimizin bir kuytu köşesinde!...

Ne güzel başlamıştı. İkimizde gençtik deli doluyduk, coşkunluğumuzun son safhasında kanımızın kaynadığı bir anda gördük birbirimizi, sevdalandık.

Geceler boyu uykusuz kaldık birbirimizi düşünmekten, en güzel heyecanları, en güzel bakışları yaşadık. Hemen aşkı yaşadık, zamanı durdurup utançları ve sitemleri yaşadık. Kavgaların en güzellerini de biz yaptık. Çünkü barışmakta ayrı bir zevk veriyordu bize.

Sevdik, sevildik, doruğuna vardık kutsal duyguların. Aşk yeminleri ettik tutamayacağımızı bile bile. Günlerce aylarca yalnız ikimiz varmış gibi yaşadık. Ne alaylı bakan gözlere, ne karşı çıkan büyüklere, ne de dost sözüne aldandık. Kendi ateşimizde yandık, en önemlisi bir birimizi anladık.

Romantik şarkıları serin akşam üstleri yaşadık seninle. En güzel çiçekleri verdin bana. Rüyalarda bile hep ikimiz vardık. Gerçek aşkı tattık bunu sende biliyorsun.

Öyleyse hep aynı duygularla kalmalı değil mi? Biz birlikte olmasak da... güzel başlayan çok güzel yaşanan bu aşkı aynı temiz duygularla bitirmeliyiz. Şimdi de ayrılığın en güzelini en acısını yine biz yaşıyoruz...

Ne dersin bu da Allah'ın bir lütfu değil mi bize? Lütfen ağlama. Neden benimkilerle yarışıyor göz yaşların? Sen benim güçlü kocaman sevgilim değil misin? Güçlüsündür sen... seni hep böyle hatırlamak istiyorum, haydi sil gözyaşlarını. Hava da kararmak üzere, zaman bize hep acımasızdı zaten. Yine öyle çabuk olmamızı istiyor herhalde.

Sana bir şey söylemek istiyorum. Mavi gömleğin sana çok yakışıyor bir daha kız tavlamaya niyetlenirsen bu sözlerim aklında bulunsun. Bir de küçük bir istek arkana dönüp bakma tamam mı her şey burada bitsin, hoşça kal...

BIR YANIM EKSİK

Sen baharın yağmurla getirdiği özlemdin içimdeki, sen çiğ tanesi kadar saf ve ne olduğunu asla anlayamadığım yanımdın benim ve denize düşüp de ıslanmaktan korkutan bir savaştın yüreğimde...

Özlemini her gece koynumda hissettiğim ve hiçbir zaman seni sevmekten vazgeçmediğim için özeldin. Sonra gözlerle yüzüme baktığında ya da her kavga edişimizde fırtınalar kopardı yüreğimde, sen hiç bilmezdin. Benim susuşum senin kaçışını desteklerdi belki de. Belki de gerçekten söyleyemediğim sözlerle doldu kalbim ve sen her seferinde gün batışını anımsattın bana, onun kadar güzel onun kadar huzur verici. Aslında hem onun kadar uzaktın bana hem de yakınımda hissettim seni, uzanıp tutacak kadar yakınımda.

Uzaktan sevmeyi hiç sevmiyordum ama uzaktan sevmek zorundayım. Kimse bilmemeliydi seni sevdiğimi , sonra kopup giderdin benden, arkadaş bile kalmazdın bilirdim. Bir sevdiğin vardı konuşurlarken duymuştum. Sonrada sen anlattın bana sevgilini. Hiç görmediğim birinden nefret ettim onu sevdiğin için. Ve sonra dayanamaz oldu gönlüm bu ağırlığa. Seni görmekten acımaya kanamaya başladı. Tükeniş başladı benim için ömrümün baharında.

Çok tatlıydın o gülen koskoca gözlerinle rüyalarımda gördüm seni. Kumsalda dolaştığımızı, ay ışığında dans ettiğimizi gördüm ve her gerçeğe dönüşümde hayaller biraz daha uzaklaşmaya başladı benden. Artık biliyordum seni benden ayıracak hiçbir şey kalmamıştı. Yüreğimden seni söküp atacak hiçbir güç bulamadım.

Bir sonbahardı hatırlıyorum. Sararmış yapraklar caddelerde telaşlı insanlarla doluydu ve ben ilk kez hatırlıyordum yaşamanın ne demek olduğunu. Kuşların öttüğünü fark ettim ve denizin mavi olduğunu ve dünyanın senin etrafın altında dönmediğini. Hala seni seviyorum, hala seni görüşümde yüreğim kanatlanıp uçacakmış gibi hissediyorum. Ama artık biliyorum aşk tek kişilikte yaşanabilir ve zaten sen bunu anladığım günden beri daha yakınsın bana. Belki de beklediğim buydu güvenmemdi kendime. Şimdi her şeyi fark ederek yaşıyorum ve her şeyin tadına varıyorum ama hala bir yerim eksik biliyorsun. Ama bende biliyorum ki hiçbir şey eksik kalamaz. Elmanın bile iki ayrısı vardır ve benim eksik tarafım sensin.

SON SÖZÜM

Soğuk bir kış günüydü ve yerler bembeyazdı. Birbirimizi görünce yüreğimizi öyle bir sıcaklık kapladı ki ikimiz de aşk ateşiyle yanıyorduk artık. Günler birbirini kovalıyor ,saatler öylesine güzel geçiyordu ki zamanın farkına bile varmıyorduk.

Bu güzellik onun benden sakladığı o kocaman yalanı öğrenene kadar devam etti.

Evet, o evliydi... Ve de çocuğu vardı. Benden bunu saklamıştı. Öğrendiğim o an dünya başıma yıkıldı. Kalbimdeki sızıyı tarif edemiyordum. Göz yaşlarım sel olmuş akıyordu. Gittim ,ondan uzaklaştım. Arkama bile bakmadım. Yüreğimdeki o büyük aşkla beraber ben de yok olmuştum. Bana yapılanları, söylenen yalanları kendime yakıştıramıyordum. Ama o benden vazgeçmemişti. Çok savaştı yeniden birlikte olmak için. Aileme kabul ettirmeyi başardım ve yeniden başladık. O eşinden ayrılmıştı.

Daha da kenetlenmiştik. İleriye yönelik planlar yapıyorduk. Hayaller kuruyorduk. Evlilik fikrini aileme de anlatmıştım. Mutlu olacağına inanıyorsan sen istediğini yap dediler. Mutluydum. O küçücük yüreğim pıt pıt atıyordu. Ama yine ters giden bir şeyler vardı. O yine değişmişti ve benden uzaklaşıyordu. Buna dayanamayıp bitmesi gerektiğini söyledim ona. Tereddütsüz kabuk etti. Telefonlara yanıt vermiyor, beni aramıyordu. Doğum gününde onu aradım. Ama telefona çıkan bir kadındı. Yine yıkıldım. Öğrendim ki benden ayrıldığı süre içinde ikinci kez evlenmişti. Üstelik de ondan da kısa süre içinde ayrılmış sekreteri ile çıkmaya başlamıştı. Yaşadıklarıma inanamıyordum. Bu durumu birde aileme anlatmak vardı. Neyse ki onlar çok olgun davrandılar. Ama ben hala o yalancı insanı düşünüyordum. Aradan altı ay geçti kendimi zar zor toparlamıştım. Bir gün beni aradı.

Beni sevdiğini unutamadığı her şeyi unutup yeniden başlayabileceğimizi söyledi. O anda içimdeki büyük sevgi nefrete dönüştü. Ve onu reddettim. Şimdi ayrılığımızın yedinci ayındayız onu unutmadım. Hayatıma kimseyi sokmadım. Erkeklerden hep korktum. Yine aynı şeyleri yaşamak, yine aynı acıları çekmekten korktum. Biliyorum ki hayatımda kimse olmayacak. Çünkü o beni bu genç yaşımda hayata küstürdü, toprağa gömdü. Ona son sözüm şu: Bana bunları yaşattığın için hayatın boyunca sende mutlu olma.

İMKANSIZIN

27 yaşında bir kadın öğretmenim. Uzun bir süre önce bir öğrencimin bana karşı bir şeyler hissettiğini fark ettim. Yada kendi kafamdan böyle bir senaryo yarattım. Ben bazen yaparım bunu ... Çünkü aşka aşığım...

Ben de ona karşı bir şeyler hissetmeye başladım. Bu duygu büyüdü büyüdü, sonuçta ben de bunalımlar, bocalamalar başladı. Kendimden utanıyordum, bir başkası anlasa ne yapardım?

İnsanların şekillendirdiği ve bizim hiçbir söz hakkımızın olmadığı değer yargıları olmasa bu yaşadığım normal sayılır. Duygular yargılanmamalı ve özgürce yaşanmalı.

Sonuçta benden 10 yaş küçük, tam olgunluğa erişmemiş ama çocukta sayılmayan öğrencime bağlandım. Sanki o dünyamdaki diğer yarımdı. Ölünceye kadar aynı duygularla sevebileceğim tek kişi. Ben onu yalnız bu dünyada değil, öldükten sonra da sevmek isteyen, onun yanından bir saniye bile ayrılmak istemeyen, onu canımdan bir parça gibi gören bir deliyim. Onu dünyanın en güzel yaratığı, en harika varlığı olan bir çılgınım. Onunla bir gelecek imkansız, bunu biliyorum... ama isterdim ki hiç olmazsa ona olan duygularımı kendime rahatça söyleyebileyim...

O, bu sene mezun olacak. Benim onu görebilme şansım büyük ihtimalle hiç yok. O nasıl, ne yapıyor, iyimi, hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Böyle bir olay var mıdır sizce? Konuşamadığım, soramadığım, haber alamadığım, bakamadığım, göremediğim, kendi içimde bile yaşayamadığım aşk, sevgi, ya da her neyse...

Böyle bir acı var mı? İsterdim ki evlendiğini, mutlu, sağlıklı olduğunu göreyim... onun hayatının her döneminden haberdar olayım, yeter ki o varken ölmüş farz ederek yaşamayayım. Beni anlamıyorsunuz değil mi? Tanrıdan şunu diliyorum; tekrar başka bir hayatta olabilme imkanım olursa, beni onunla aynı şartlarda, aynı yerde, hiç ayrılmamak üzere buluştursun... lütfen beni ve duygularımı anlamaya çalışın.

SON ŞARKI

Hiç inanmamıştım aşkım, hem de hiçbir zaman inanmamıştım. Beni kendime düşman edip kalbimin bir yarsını söküp alıp gideceğine... Benden başka herkes biliyordu oysa, senin günün birinde beni yarı yolda bırakıp gideceğini.

Şu kahrolası dünyada bir ben vardım zaten sana inanan, güvenen, seven ve her zaman her şartta destek olan. Ama sen sana inanmayanları haklı çıkardın ve beni terk ettin.

Seninle birlikte kurduğum dünyayı yerle bir edip gitmene ne sebep oldu bilmiyorum. Ben yalnızca sana aşık değildim sen benim en iyi dostumdun. Neler yapacaksam danışırdık birbirimize, hayatımızı paylaşırdık. Ağlamaktan korkmazdım. Biliyordum ki ağladığımda sen yanımda olup göz yaşlarımı silerdin. Artık ağlamıyorum bile. Seninle ilgili her hatıra acıtıyor yüreğimi. Gecen gün markette senin o çok sevdiğin acı biberlerden alacaktım . birden aklıma geldin ve ben boğulacağımı sandım. Tıkandım. Nefes alamadım. Ağlayamadım. Patates böreği yemiyorum. Ebru Gündeş'i dinlemiyorum. Bütün resimlerimizi kaldırdım. Kimsenin senin hakkında konuşmasına izin vermiyorum. Ve günde bir paket sigara içiyorum. Hayatta en nefret ettiğin şeyi yapıyorum yani. Artık uzun yıllar yaşamanın pek anlamı yok öyle değil mi? Ne için yaşayacağım ki!

Seninle birlikte hayallerimi de kaybettim ben. Tek katlı bahçeli ve bahçesinde köpekleri olan bir evim olmayacak artık. Domates, biber, sebze yetiştirmeyi de öğrenemeyeceğim. salonumuzun tavanını balıkçı ağıyla süsleyemeyeceğiz. Sana sürpriz yapacaktım, yatak odamızın duvarlarını sana yazdığım aşk mektuplarıyla ve en güzel fotoğraflarımızla süsleyecektim. Bütün hayallerime evime çocuklarımıza, mutlu geleceğimize emin olduğum geleceğimize veda etmek kolay mı olacak sanıyorsun. Seni aramıyorum diye, bu kez peşinden gelmedim diye unuttuğumu zannetme. Her zamankinden daha çok seviyorum seni. Şu an şu saniye uğrunda ölebilecek kadar çok seviyorum. Öfkem de aşkımda dinmek bilmiyor.

Senden sonra ben nasıl yaşarım bilmiyorum, ama senin hep mutlu olmanı isterim. Birlikte geçirdiğimiz yıllar içinde seninle yaşadığım her an özeldi, her anı doyasıya yaşadım. Beni çok mutlu ettin. Zaman içinde kızgınlığım geçince seni hep o güzel günlerimizdeki hatıralarla anacağım. Yıllar sonra ben eğer aklına gelirsem bil ki pencerenin önünde en sevdiğin şarkıyı mırıldanıyorumdur yıldızlara Dün akşam yine benim yollarıma bakmışsın

SEN BİLMEDİN

Bir gün hayatımdan ördürürcesine çıkacaksın ve ben seni hep son günkü halinle hatırlayacağım. Senin en güzel halin neydi diye düşünüyorum. Ve içimden bir ses yıllar öncesine götürüyor beni...

Seni her halükarda içimde hissedebiliyorum. İşte olayımın en güzel yanı bu. Sen ne kadar anlayabilirsin bilemiyorum. Ama benim gibi her şeyden ve herkesten uzak bir hayatın olmasaydı bunun ne demek olduğunu anlardın. Seni anlıya biliyorum sevdiklerin ve sana destek veren herkesin yanında ağlamak bile senin doğal. Benim için lüks olan her şey sana doğal geliyor.

Şimdi yatıyorsundur. Bir sigara yakmış yatağının ucunda yaşadıklarını ve benim sana söylediklerimi ve hatta yaşadıklarının bir hata olduğunu düşünüyorsundur. Kanayan yarayım senin için biliyorum. Bir hata. Bir yanlış. Oysa sadece sevmiştim seni. Hala aklımın bir ucundan çıkmıyorsun. Son kez çıkmayan olacaksın. Seni asla unutmayacağım. Yerlerde sürünüp yok olsam, evlenip çocuk sahibi olsan ve adım bir yana, dünyada olduğumu unutsan ben yine bıraktığın yerde olacağım.

Parktaki çocuklara bakıp seni yaşayacağım. Söküp atmam gerek içimden seni. Hayatımın kalanını sensiz yaşamayı öğrenmeliyim. Ve öyle ki hiç sızlamamalı içim seni gördüğümde. Sen utanmalı, sen başını eğmelisin. Yaptıklarından utanmalı, iliklerine kadar üşümelisin yazın kavurucu sıcaklığında...

Ama olmaz bunu sana yakıştıramam. Sen bunları yaşamamalı, görmemelisin. Korkma yavrucuğum ben gizli bir köşeden seyreder sonra usulca kaybolurum. Sen hiç görmezsin beni. Belki bir gün ortak bir tanıdığımızdan haberlerimi alırsın. Olur da hakkımda kötü bir şeyler duyarsan ne olur kulak asma yalandır mutlak. Senin üzülmen için söylenmiştir.

İçim yanıyor kimseye anlatamıyorum. Hoş sen bile anlayamadıktan sonra kim anlasın. Bana güldüklerini biliyorum bunu iliklerime kadar biliyorum. Varsın olsun, gülsünler, ben biliyorum içimdekileri. Yorgun bedenimi yıldızlara taşıyacaklar bu benim en mutlu günüm olacak. Sevdiklerimi oradan görebileceğim. Bir kahve telvesi, bir sigara dumanı kadar yakın olacağım sana. Sana ve sevdiğim tüm insanlara.

Son bir sevgi son bir mutluluk yakaladım seninle, belki de çok kısaydı kimileri için. Nereden bilsinler benim için bir ömre bedel olduğunu. Ben gözlerimde yaşadım bu aşkı ve yine gözlerimde bıraktım umutlarımı. Bunları bir gün okuyacak mısın? Okurken ağlayacak mısın bilemiyorum. Ama beni anlayabilmen için çok zaman geçmesi gerekiyor belki yüzyıllar. Yalnızları oynuyorum sen bile farkında olmadan. İşte ben buyum, kimsenin istemediği, kimsenin anlamadığı. Anlamak istemediği. Uykuların en tatlısı senin için olsun canımın içi...

SEVGİ NEDİR?

Sevmek inanmaktır.

Sevmek yaşamaktır.

Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır.

Sevmek sevdiği olmaktır.

Sevmekte ikilikler kalkar, bir olmalara gidilir. İki ten, iki kalp, iki gönül yoktur sevgide. Tek bir kalp olunur, tek bir yürek olunur.

Sevmek paylaşmaktır . Sevdiğiyle sevdiğini paylaşmaktır. Sevdiğiyle kalbini bölüşmektir sevmek. Ki tek kalp olunsun.

Sevgide son yoktur. Sevgiler hiçbir zaman son bulmazlar. Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardır. Vazgeçiş de yoktur sevgide. Yaşandıkça yaşatılır sevilen. Ama kimi zaman sevgili için kimi zamansa sevginin bir gereği olarak saklanır bu aşklar. Vazgeçiş yoktur, vazgeçmiş gibi görünmek vardır o yüzden.

Sevmekte istemek yoktur. Sevgilinin olduğu yerde son bulur istekler. Bir şey varsa istediğin bu senin için değil, sevgili için istediğindir. Ondan O'nun adına istersin. O'nu daha sonsuz sevebilmek için istersin. Sevme özgürlüğünü istersin, kabul edilmesini istersin. İstersin ama bir gün gelir bu istekler de son bulur. Kendinden istersin artık. Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden. Sonsuz kılmak istersin. Bu yolda sevgili olur mu, olmaz mı bunu sevgilinin isteği belirler.

Sevmek sevgiliyi istememeyi öğrenmektir. Sevmek sevgiliyi sevgili olmadan sevmektir.

Sevmek; sevmek istemektir.

Sevmek, beklememektir. Beklentilerin son bulduğu bir duraktır o. Öyle ki tüm gerçekler, tüm dünya silinir gider. Ne O'ndan anlasılmayı beklersin, ne onu anlamayı. Ne onun gelmesini beklersin, ne onun Leyla, Mecnun olmasını. Beklediğin bir şey yoktur sevmeyi becermek dışında.

Sevmek, gücenmemektir.

Sevmek sevgililerin hiçbir sözüne üzülmemeyi öğrenmek demektir.

Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek. Onun vuruşuna, onun tokadına alınmamaktır, sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü kabullenmektir. İhanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden gelen öl emrine bile ölürüm diyebilmektir. Kendi elleriyle kalbini bir bıçak ucuna koymaktır sevmek.

Sevmek ölmektir.

Sevmek, ölmesini bilmektir.

Sevgili için yaşamaktır. Onun eli, kolu, gözü, kalbi olmaktır. Ama artık onun bir şeyi olunmadığı bir zaman ölmesini bilmektir! Sevmek, vermektir. Sevmek sevdiği için almasını bilmektir. Almamaya yemin ederek vermektir. Ama almalarda kurtaracaksa sevgiliyi almasını bilmektir sevmek!

Sevmek, tükenmektir. Sevmekten ölürken tekrar var olmaktır o sevgiden.

Sevmek sevgilinin gel deyişine hayır demektir. Sevgilinin aşkıyla boğuşurken, yüzerken o aşk denizinde sevgilinin uzanan eline hayır demektir.

Sevgilinin bakan gözüne bakmamaktır sevmek. Ağlayan gözlere şefkat ve tebessümle yanıt verebilmektir.

Sevmek, sevgili olmaktır. Sevgilinin yüzündeki gülücük olmaktır. Onu yaşama döndürecek bir damla su olmaktır. Sevmek sevgilinin limanı olmaktır. Sevmek sevdiğinin canı olmaktır. Onun ölümü isteyebileceği canı olmaktır. Sevmek yangın olmaktır. Yanmaktır, kor olmaktır. Dağ olmaktır, evren olmaktır. Her şey olmaktır, hiç olmaktır. Alev olup girmektir gönüllere.

Sevmek yürümektir gönüllerde.

Sevmek güvenmektir.

Sevmek onaylanmaktır.

Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek çok ötelerde olsa bile yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye. Yakınlıktır, doğallıktır, özdeşliktir sevmek.

Yalansızdık, içtenlik, ölümsüzlüktür sevmek. İlk insanın, Havva'nın Adem'in saflığını ve temizliğini, çocuk masumluğunu taşımaktır sevmek.

Gözyaşı olmaktır, yağan yağmur olmaktır. Bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır sevmek.

Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir.

Sevmek üşümektir. Sevgilinin yokluğuna üşümektir.

Sevgiliyle her şeyi göze almaktır sevmek. Ki sevgilinin olduğu cehenneme yürümektir. Sevgilinin olmadığı Cennete de gitmemektir sevmek.

Sevmek, sevgiliyi cennet etmektir.

Sevmek bir olmaktır.

Sevmek yaşamaktır.

Ve sevmek inanmaktır.

Sevmek bir başkasının hayatını yaşamaktır.

Sevmek sevmesini hak etmektir.

Sevmek sevgilinin baktığı yerde, sustuğu yerde olmaktır.

Sevmek sevgilisiz geçen gecelerin sabahına varmaktır. Sevmek saz benizli sabahlarda yaşamaktır sevgiliyi.

Sevmek sevmesini bilmektir.

Sevmek ölmesini bilmektir.

Sevmek SEVMEK olmaktır.

AŞK olmaktır.

Aşk bir kere sevmektir.

Sevmek aşkın kendisi olmaktır.

Ölümü Özlemeyen Aşkı Anlayamaz..

SENSİZLİK

Önce kolunu çekerdin başımın altından, sonra sırtını

dönerdin. Usulca

sarılırdım sana arkandan, seninle ya da sensiz geçen yılların

hasretiyle...

Ardından yavaş yavaş kollarımın arasından

sıyrılırdın...Yıllardır taşımaktan

yorulmadığım hasretin, tenimden tenime akan o ateş, ağır gelirdi

bedenine...

Uyuyamıyorum, nefes alamıyorum, lütfen sarılma, derdin... Yatağın

bir ucuna

sığınmış bedeninden kovulmak, hayatından kovulmak gibiydi benim

için.

Sığındığım, soluk aldığım tek cennetten kovulmak gibiydi. Beni

uykunda terk

etmen, gerçek hayatta terk edişinden bile ağır gelirdi.

Yanıbaşındaki

sensizlik, o rutubetli evimdeki, o baştan ayağa sen olan evimdeki..

SONBAHAR DEĞİL

Diyorsun ki....

Üşüyorum artık, serin esiyor rüzgar penceremden.

Akşamlar erken olmaya başladı. Korkuyorum, bir tuhaf sallanıyor ağaçlar.

Gördüm bende;

Bir yaprak düştü kaldırım üstüne zamana direnerek.

Ve güneş erken gitmenin telaşında ısınmadaki sırasını bekleyenlere...

Kamelyada oturan insanlar da yok şimdilerde, kesildi sohbetleri...

Yaz bitti gülüm, yaz gitti!

Bohçana bir çeyiz daha koydum zamandan, sonradan açman için.

Çenesini bastona dayamış ihtiyarlar gibiyim

Boy aynamda beni bekliyor özlem dedikleri...

Günler sarı, akşamlar kırmızı, hüzün kokuyor bütün çiçekler.

Leylaklar sümbüller birden gidiverdi, göçmen kuş kanatlarında.

'Cam kenarları soğudu

beklemekten ayaklarım uyuştu,

artık uykulara yenik düşüyorum, gel' diyorsun.

Can sıkıntısına birebir çakıl taşları, denize atıyorum

Her birinde hayatla yeni sözleşme yapıyorum, yeniden düzenliyorum kendimi

Sigaram bitinceye değin tümü, ağzım zehir zıkkım,

Beni alıp gidecek dalgaya söz kesiyorum.

Beni alıp gidecek rüzgara, adını üflüyorum.

Yüreğimin kelepçelerine çaresiz bakıyorum usuldan okşayarak.

Geleceğim gülüm bekle söz veriyorum bir başka bahar...

SEVEBİLİYORMUYUZ

İnsanlar sevgi kıvılcımlarından fazlaca taşısalardı, dünyanın bu karamsar yüzü kesin değişirdi. Çünkü bu dünyanın merkezi insandır. Odur sevginin tadına varan. Bütün güzel şeyler sevmeyi amaç bilen insan düşüncesinden oluşmuştur. Bütün sevgiler insan kokuşludur. Sıcağı sıcağına.

Yalnız sevgide buluruz doğruları. Bu yüzden seven kimseler daha mutludur. Sevgiden yoksun kimseler çelişkiler içinde bocalar durur. Bu bocalayışlar, hırçınlıklar yaratır ve sonra da hem kendisine hem de çevresine zarar vermekle devam eder.

Seven kimseler mutludur dedik; Yürekleri gerçek sevgiyle çarpan kimselerin gözleri, çevreye bir başka tatlılıkla bakar. Böyle tatlı bakışlarla karşılaşanların, gözlerinden gönüllerine tatlı ve ılık bir yakınlaşma duygusu yayılır. Çünkü sevgi kaynağı zengin olan kişiler ,samimi ve etkileyicidir. İnsanları içten sever, neşelidir, güler yüzlüdür, aranan kişidir o. Kendi mutluluğu yanında başkalarının da mutlu olmasını, iyiliğini yürekten ister. Gösterişten uzak, samimi duygular içinde dostluk kurar. Mutluluğa giden yolları kendisi bulduğu gibi başkalarına da gösterir. Menfaatsiz sever, karşılık beklemez, gerçek dosttur. Bu tür insanların umudu daima başının altında yastığıdır. Hayatı sevdiği gibi, sevdirir de. Karşılaştığı problemleri insanlık sevgisinde çözer, eritir. Onların yüreklerine attıkları sevgi tohumları en taze biçimde filizlenir ve çiçek, çiçek sunulur. Yaşadığı ortam ne olursa olsun bir kardelen gibi açmayı bilir, çevresiyle hep barışık kalır.

Evet, böylesine sevebiliyor muyuz? Sevginin tadına varabiliyor muyuz? O zaman bu dünyadan ,yaşamdan, yaşamaktan korkmamıza hiç gerek yok. Başarı bizimdir, mutluluklar bizim içindir.

Böylesine bir sevgiye sahip olmak da elbette kolay değildir, biliyorum. İnsan ve insanlık sevgisinin kolay, kolay kazanılmadığını da biliyorum. Kendimizden başka diğer insanların mutluluğunu yürekten istemek ve böyle bir mertebeye kolay erişilemeyeceğini de biliyorum, fakat mutlu insanları görmek ve onların arasında mutlu yaşamak isteyenler, bunlardan daha sihirli bir çare söylenebilir mi.

BENİ SEVMEDİN

Belki dahada güzel olabilirdi herşey... sensiz yada seninle...

bilmiyorum...

olmalı mısın olmamalı mısın bilemiyorum. beni anlayamıyorsun ben

artık kendimi bile anlayamıyorum belki

herşey çok uzak yada yakın senin gibi sen bana yakın mısın ki?

böyle bomboş çaresiz sadece düşünüyorum elimden başka hiç birşey

gelmiyorki

bu bi şiir değil sana yazılan sadece düz bir yazı içimden gelen

sadece yazıyorum boş bir sayfa buldum ve yazıyorum

okumayacağını bile bile...

sevdim mi???

sevdim....

çok fazla sevdim galiba seni fazla değer verdim.

anlamadın hiç bi zaman ve ben anlamanı bile beklemedim

ben sadece sevdim

bomboş bir kalp buldum ve sevdim

sen sevdin mi beni???

bilmiyorum...

tek bir cevap ve bitti bütün sorun çözüldü

bilmiyorum.. bilmemek... insan ne hissettiğini bilmezmi???

herkes herşeyi sever; ailesini sever, köpeğini sever, saksıdaki

çiçeğini sever, bebeğini sever...

ben ailemi sevdim, köpeğimi sevdim, çiçeğimi sevdim...

ama en çok seni sevdim

AŞK... aşık oldum sana...

sen aileni sevdin, köpeğini sevdin, çiçeğini sevdin,

BENİ SEVMEDİN... en çok beni sevmedin sen...

o kocaman kalbinde ufacık bi yerim bile olmadı. herkese yer vardı

bana yoktu.

GİTTİM... bende gittim

Yokum artık koltuğuna yaslan ve ayaklarını uzat televizyon karşısında

maç izlerken ve biranı yudumlarken

beni düşünme yorgunluğunu at sana aşık olan bir kalbin...

bende yorgumluğunu atıcam sana aşık olan bir kalbin...

......HOŞÇAKAL.....

BİTTİ DİYORSAN...

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,

Kendimi bulduğumda anladım.

Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,

Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..

Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,

Neden hiç ağlamadığını anladım..

Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,

Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım...

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,

Yüreğini elime koyduğunda anladım.....

sana ihtiyacım var, gel ! diyebilmekmiş güçlü olmak,

Sana git dediğimde anladım..

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,

Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım

Özür dilemek değil, affet beni diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,

Gerçekten pişman olduğumda anladım..

Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş, sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,

Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

Sevgi emekmiş,

Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

Sen mutlu olacaksan eğer, bana sadece senin tebessümün de yeter .

Bitti diyorsan bunuda anlarım...

SANADIR BU SATIRLARIM

Sanadır bu satırlarım...

Yangınlarda olan yüreğimin geri dönüşünde bıraktığı küllerin serzenişidir.

Birlikteliğin özgür hazzından sonra, ayrılığın prangalara vurduğu esaretidir.

Senden ayrı geçen zamanın fırtınasıdır bu.

Her aklıma gelince yumruk yumruk dökülen göz yaşlarımdır

Giderken bir daha dönmem demiştin ya;

Seni unutmak için kaç şehir dolaştım,

Alıp başımı nice engin dağları aştım,

Gah sırtımı taşa dayadım, gâh yorgun bir ağaca...

Nice dertler demlendi volkan yüreğimde,

Ezdi, yaktı bütün bedenimi hunharca.

Her şehirde sokak sokak tellâl oldum.

Hep bir adres sordum önüme gelene,

Yüzüme bakıp başını salladı herkes

Bilmiyorum demekti bu baş sallaması.

Yalnız olduğumu hissettim, sevgili edindim,

Her sevgilinin kusuru vardı bende terk ettim.

Ne yaptımsa, her gittiğim yolun sonu başa dönüyordu.

Boşa dolaşmışım onca şehri,

Boşuna her şehrin sokaklarını adımlayıp

Her önüme gelene adres sormuşum.

Yalnızlığımı paylaşmak için boşu boşuna sevgili edinmişim.

Günahım yetmez gibi birde onlarım günahına girmişim...

Ben alıp başımı giderken deliymişim oysa.

Bir daha geri dönmem derken kendimi kandırmışım.

Oysa oysa bir tanem dolaştığım her seni ararmışım,

Herkese senin adresini sorarmışım.

Elbette başını sallayıp bilmiyorum diyecekler.

Kim nerden bilsin senin adresini?

Bir bilirim, hemde ezbere bilirim,

Gözüm kapalı zifiri karanlıkta aksamadan gelirim..!

Her sevgilide kusur arayıp terk ettim ya, meğer sana benzesin istermişim,

Yada ne bileyim işte, bir sen daha ararmışım.

Olmuyor bir tanem sensiz asla olmuyor.

Ne senin yaşadığın şehir gibi şehir var,

Ne senin oturduğun sokak gibi bir sokak daha.

Ve en önemlisi;

Yok senin gibi bir sen daha...

Aralasam penceremi usulca sokulur musun geceme..?

Dönsem yüzümü rüzgara ve sana..

Çeksem bana sunduğu kokuyu,"seni" taa içime..

Islansa dudaklarım özleminin akıttığı gözyaşlarıyla..

Hayalin canlanıp siler mi parmak uçlarıyla..?

Sokulsam usulca koynuna..

Nefes almaya korkarak dalsam gözlerine..

Hiç kıpırtısız,heykele dönüşmüş bir bedenle

gidersem özlemimi..

Susmasan..

Hep konuşsan..

Anlatsan bana beni..

Sendeki hikayemi..belki de bizi..

Usulca haritasını çıkarsam yüzünün parmaklarımla..

Küçük buselerle teyid etsem çıkardığım her adresi..

Ve sen olsam..Sendeki ben olsam..

Benim olsan..

Damarlarıma doldurduğum sen ile uzasa gece..

Biriktirdiğim kelimelerimi döksem bir bir..

Toplasan benden dökülenleri..alıp yüreğine yerleştirsen..

Tıpkı hep hayal ettiğim gibi..

Şımarsam azıcık ama fazlasıyla seni şımartsam..

Öpsem..Koklasam..Sımsıkı sarsam..

Yetinmesem gördüklerimle aksam içine nefesinle..

Sen olsam..

Ah sen olsam..

Başkaldırsam herşeye yaşananlara inat..

Dimdik dikilsem mazinin önüne..

Kazısam hiç olmamış gibi..

Yok etsem..

Dolaşırken parmakların saçlarımda kondurken

küçük buselerini omuzuma mayışsam..

Sımsıkı kilitlediğim gözlerimde oluşturduğum

hayal dünyamızda kanatlansam..

Seni de sürüklesem peşimden konduğum her buluta..

Sek sek oynasak elele..

Gülsek.. Eğlensek.. Çocuk olsak birlikte..

Sonra sen yine bir anda büyüyüp bastırsan

sıkıca göğsüne beni..

Nefesimi kessen..

Ürpersem hissettiğim teninle..

Uzun iç çekişlerle kokunu çeksem ciğerlerime..

Huzur olsan..Huzurum olsan..

Canıma katasım var seni yine..

Hadi kat kokunu rüzgara yolla bana..

Ta uzaklardan buralara

Ya da daha iyisi bak gözlerimin içine

İlk gördüğümdeki gibi, bakarak uzat elini..

(o kendini biliyor)

Kendimizi tanıdıkça öteki dediğimiz yabancıya yakınlaşır ruhumuz. Hayatta var oluşumuzu sürdürebilmemizin en önemli başarılarından biri, dışımızdan akan seslere ve görüntülere aynı netlikle yaklaşabilme yeteneğimizi geliştirebilmemizdir. Ötekine baktıkça ne kadar farklı olduğumuzu ve yine ötekine baktıkça ne kadar aynı olduğumuzu anlama yeteneğimizdir bizi insan yapan. Çünkü tek olduğunu bilmek ve çok olduğunu unutmamak evrenin sunduğu sihirli bir oyundur.

Bu oyunu oynarken sembollere ihtiyaç duyan insan harfleri hecelere, heceleri kelimelere, kelimeleri de cümlelere yansıtarak anlatmaya başlamış içinin yankılarını. Gün gelmiş ve cümleler bitince iç sesin dinginliği sarmış evreni insan ötekine anlatamadıkları yazmaya başlamış. Tıpkı benim gibi...

Beynimin kıvrımlarında dönen heceler yan yana gelip bir anlam ifade ederken "gitmek" kelimesini yüklendi ruhum. "Gitmek ama niye, nereye?" diye nili -çivit rengi mavinin parlak bir tonu- bir renk belirdi içimde. Aslolan gitmek değil gidebilmektir. Kendi iç yolculuğunda gitmek, aşkın içinden geçip dünyanın içinden gitmek. Gitmek bir keşiftir aslında. Yinede seyyah gittiği, gidebildiği yere -yükü ne kadar ağır olursa olsun- kendini taşıdığını ve kendi iç yolculuğunda beyninin ve gönlünün kapılarını açamadığı müddetçe sadece gitmek eylemini yapmış olmakla kalacağını bilir. Kendi keşfini tamamlamaya çalışan ve yolculuğunu sürdüren insan ötekini keşfeder. Kendinizi keşfedemediyseniz ötekini keşfetmeniz sirke tadında bir haz bırakır damağınızda.

Kelimelerin bana hibe ettiği en güzel hediye gitmek istediğimde gitmemdir. Bugün gitmek istiyorum... "Kelimeler ya da yollar beni nereye götürürse oraya" Nar ekşisi hayatlardan, yapaylaşmış dostluklardan, asaletini yitirmiş aşklardan çıkıp gitmek istiyorum. İçimde duyduğum bu acı biliyorum ki bir kambur gibi benimle beraber gelecek, ama olsun ben yeni hayatlar tanımak, yeni yüzler görmek, hiç bilmediğim dillerini anlamadığım insanlarla iletişim kurmaya çalışmak... Başka yerlerde başka acılar duymak, dirilmek, delirmek, şaşırmak, aslolmak, hasret çekmek, yalnız kalmak.. En çokta yalnız kalmak için, yalnızlığın içinde kendi keşfimi sürdürmek için gitmek istiyorum.

Kendi iç yolculuğunuzda gidebildiğiniz yere kadar gitmeniz dileğiyle...

Tam da bir bahar akşamıydı rastladığım sana, daha yenice düşmüştü papatyaların tohumu yağmurdan sonra toprağa. Boğazıma takıldı sözcükler ,dilim dolaştı,bir merhaba diyemedim ben sana.Kalbimin ilk koşusuydu ,AŞK maratonunda! öylede güvenişi vardı ki sorma! sanki dünya birinciliğine adaydı,hem de daha ilk koşusun da

Ellerimle tutmasam belki de alacaktı altın kupayı ama korktum!!sonuncu gelip mağlup olmakta vardı işin ucunda!! hem daha bilmiyordum ki kimdin neydin sen? gökten mi düşmüştün yere, cennetten kaçan bir melekmiydin? Yoksa ademle havadan sonra sende mi kovuldun cennetten sende mi aynı elmadan kopardın.

Yoksa melek kılığına girmiş Azrail miydin canımı almayanı gelmiştin gözlerinde miydi

Hançerin ondan mı titremişti yüreğim ilk baktığın da, gözlerime gözlerin..

Sen kimsin ? ellerindeki bu sıcaklık niye niye böyle yanıyor yüreğim geldiğin gibi gideceksin diye

Sormayacağım artık tamam küsme bana, küsüp de gitme sakın! geldin ya, kal! uzun uzun ,kal! İstersen kimliğini gizle hiç söyleme..

İster meleğim ol varlığıma, ister Azrail ol canıma ama gitme daha yeni tanıyorum seni yeni yeni öğreniyor kalbim seninle AŞK ı

Tam da bir bahar akşamında rastladım sana tam da yağmurlardan sonra kokusu düşmüşken toprağa çimenlerin , beklide kimbilir sen baharsın bu karanlık kışıma , hiç gitmeyeceksin söz değilmi??...

Daha Aşk'ın yazını öğreneceğim senden bahardan sonra, şimdi mevsim bende bahar seninle

Önümüzde daha kocaman bir YAZ var AŞK bizimle ,kapkara kışlar ise şimdi çok uzaklarda kalan başka yüreklerde...

ÖPÜŞTÜĞÜMÜZDE!

Seni anlamadığımı mı sandın..? Umursamadığımı mı..? Eğer öyleyse

yanıldın bebeğim, ya da ben yanılttım seni.

Hezeyanlarımla kol kola geçerken günlerim, usul usul özledim senide

farkettirmedim... Çocukluğuma ver.

Bana her seni seviyorum deyişinde, bende seni derdim de kırılırdın ya

gizlice... Tembelliğime ver.

Hani seni kıskanırdım da belli etmezdim ya, hani uğraşırdın kasıtlı,

kızdırmak için ama ben tepki vermezdim... Aptal gururuma ver aslında

delirirdim.

Sen her buluşmamızda gözlerini ayırmazken benden, ben sağa sola

bakardım da bir türlü uzun uzun bakamazdım ya sana... Ürkekliğime ver

Öpüştüğümüzde sıkı sıkı sarılırdın da bana, ben kollarından nazikçe

sıyrılır arkamı dönerdim ya sana ... Rengime ver, kıpkırmızı olurdum o

anda...

Ve bir gün sen gittin, giderken seni hep saklıyacağım dedinde ben

ağzımı dahi açamadım ya...Sabrıma ver arkandan çok ağladım oysa

Her sabah hüzünle karışık bir umut var içimde. Sensizliğin hüznünü, yeni bir günün seni getireceği umuduyla bastırıyorum. Her doğan gün yeni bir umut, yeni bir arayış benim için. Belki sana kavuşacağım zamana bir gün daha yaklaşıyorum, bugün değilse yarın... Kim bilir beklide yalnızca kendimi avutuyorum. Gittiğinden beri hep yalnızlık şiirlerine takılıyor gözüm. Bir başıma değilim sensizlikten yalnızım.

Terk edilip gitmek en çok nasıl koyar insanı bir ben bilirim. Gitmelerin gidenlerin arkalarında bıraktığı çaresizlikleri, en koyu özlemleri... Senin gidişin bişr ateş gibi çöktü yüreğime. Hiç bir yağmur yetmedi içimdeki hasret ateşini küllendirmeyi. Hiç bir sevgi yetmedi senin özlemini gidermeyi. Ben her sabah beni sana götürecek yollarda yürüdüm, senin duyacağın şarkıları söyledim yalnızca. Ve gelmeyişinin her akşamında aslında doğduğunu hiç anlamadığım güneşle beraber ben de battım bir kez daha...

Geceleri hep uyudum, uyudum; gün boyu çektiğim hasreti rüyalarımda biraz olsun giderebilmek için. Her şeye iyi gelen yaraları iyileştiren zaman hiç bu kadar acıtmamıştı yüreğimi. Bin bir umutla sarıldığım sabahlar artık hiç doğmaz oldu. Benim günümde gecemde karanlık şimdi. Ne ay uğurluyor gecelerimi ne sana benzettiğim yıldızlar parlıyor. Elimde kaldı umutlarım.

Sensizlik öyle kötü bir yara oldu ki artık., içimde öyle büyük bir boşluk açtın ki, bir gün olurda geri dönersen kendi yaptığın boşluğu sen bile yetmeyeceksin. Orası hep bomboş paramparça kalacak. Büsbütün çam kırıklarıyla kaplı kalbim. Ne zaman seni düşünsem, seni hatırlatacak en ufak bir şey görsem o kırıklarla dolu yeri batmaya başlıyor yüreğime. Artık sabahları yalnızca hüzünle uyanıyorum. Hiç bir şey beklemiyorum günden. Seni bile.

Varlığında sensizliği yaşamaktansa içimdeki boşluklarla, kırıklarla, boş umutlarımla sensizken alışırım, alışmaya çalışıyorum yokluğuna...

Bitmez tükenmez martıların haykırışı var yüreğimde sana dair uçup gelen. Bir yarım sesle sesleniyorum beni duyar mısın? Ayın o acılı suratının ardından gün doğduğunda, kanatlarını çırpan bir küçük kuş olduğunda sabah, sen yüreğini geçmişin kirinden arındırıp benim ellerime koyacakmısın?

Beni sevebilir misin? Niyetli misin buna ? Sen ilk yazın kuçağında uyurken yağmurlu serin akşamları düşünüp ödünç verilmiş yataklarda geçirdiğin sevişmeleri hatırlayıp kahrolacak kadar niyetli misin buna? Toğrağın iliğine ve kemiğine işleyen çok eski bir yağmur kadar beni içinde barındıracak mısın? Ay düşmüş toprakta menekşe kokulu öpüşmelerle geçikmiş iklimlerin ortasındayız seninle.

Zaman durdu sanki birden tartışmalar bitti. Güneşe dönüyor ayçiçeği gün hızlandığında ve ben her güne uyandığımda sana dönmeye niyetli. Sana diyor ki gözlerim; sen bir kırlangıç gibisin. Hayatın sana verdiği uslanmaz ruhun içinde her baharda bana dönen ama güzün hep göç eden... Ve ben korkuyorum seni sevmekten.

Bitmeyen şarkılarla avunmayacağım bundan böyle. Bak şimdi gökyüzüne, hayali bir gölgeye dönüşüyor benim bedenim. Her nefesinde solumaya başladın bile beni. Ve ben korkuyorum. Bir kasımpatı çiçek açıyor sarı taç yapraklarıyla. Ve gözlerim tiryakisi olduğum kahvenin tadında. Bunu biliyorum gece parçalanıyor, yıldızlar çıkıyor yüreğimden. Kirpiklerim titremeye başlıyor. Bu kız çoçuğu yüreğine yumulmuş ve bir daha ağlamak istemiyor, anlıyor musun?

GÜL KOKULUM

Enez in güzel yaz günlerinden biriydi. Her sabah ki gibi ormana koşmaya gittim. En yakın arkadaşımda yanımda denize girdik eğlendik. Akşamüzeri can sıkıntısı 3 kişi bulduk. Okeye dördüncü aranıyor.

Ya ben yanlış görüyorum yada karşıdan maviş gözlü, kumral, şirin mi şirin güler yüzlü bir masal perisi geliyor. O an sanki büyülenmiştim. Okey oynamayı bir yana bir yana bırakın iki de bir taşları düşürür, ıstakayı devirir olmuştum. Ama galiba ben onun pek ilgisini çekememiştim. Okey bitti arkasına bakmadan gitti.

Sonradan öğrendim ki arkadaşımın yeğeniymiş ve uzun süreli bir beraberliği varmış .

" E be kardeşim dedim içimden...

Yine bir yaz akşamı top oynamaktan geliyoruz. Kan ter içinde kalmışız, saç baş toz toprak içinde... Az ileriden birisi seslenir gibi oldu. Baktım aman Allahım yine o güzel gözlü kız. Tabii hemen havaya girdim bana "iyi aksamlar" dedi. Arkadaşım mavi gözü periye nasıl baktığımı görmüştü.

Yaz bitiyordu ve biz İstanbul'a dönnüyorduk. Mavi gözlü perim aklımdan çıkmıyordu. Fakat sonunda kafamdan atmayı zor da olsa başarmıştım.

Bir gün arkadaşımın ablası bizim bir yeğen var birbirinize çok yakışırsınız diye öyle bir söyledi. Ben pek önemsemedim meğerse abla arada aracılık ediyormuş. Tabiki bunlar sonradan su yüzüne çıktı. Bu arada bir detayı atladım. Uzun süre beraber olduğu gençten problemler dolayısıyla ayrılmış.

Arkadaşımda oturduğum günlerden birinde aablası "Haydi gel kahve içmeye misafirliğe gidiyoruz dedi." Bende "Gidelim bakalım dedim" Aslında biz ne bilelim her şey daha önceden planlanmış. Maviş gözlü perimin evine gittik. Ben onu görünce elim ayağım dolaşmaya başladı. Hatta kahve fincanını elimde unuttu benim güzelim. Gece eve gelince bu konuyu ayrıntılarıyla düşündüm. Sanki içime doğdu. İlk başından beri tahmin ediyordum uzun bir beraberliğe, hatta ölümüne beraberliğe adım atacağımı. İçimden bir ses "Neden olmasın be Serhat diyordu." Ertesi gün yine onlarınn evinde bir tesadüf yapıldı. Beraberliğimizin ilk cümlelerini kurdum sonunda. Eh zor da olsa, kan ter içinde kalsam bile şu an üç yıllık güzel bir beraberliğim var. Dile kolay üç uzun yıl. Aman Allah bozmasın tahtaya vuralım. Biz yıldızlara astık yüreğimizi... Bizim aşkımız gül soylu bir aşk. Allah' tan herkesin kaderine benimki gibi güzel, temiz ve gül kokan bir aşk yazmasını dilerim.

NEYDİ

Hani hayallerimiz vardı bi evin içinde sadece ikimiz olacaktık sen beni öperek koklayarak uyandıracaktın bense sana sarılarak atıcaktım gecenin ve uykunun sarhoşluğunu...içimizdeki büyük sonsuz aşk hiç bitmicekti bana her baktığında bin defa aşık olucaktın...bende sana... Neydi bu hayalleri yarıda bıraktıran neydi beni senden koparan yar? canım acıyor sensizken derdin ben tamda tamamen senin olmaya gelirken sen yarı yolda bıraktın beni şimdi benim canımı acıyor sevgilim...gittiğini kabullenmek açık bi yaraya tuz basmak gibi his veriyor bana naparım sensiz nasıl nefes alırım sen yapabilicekmisin bensiz...unutucakmısın yaşadıklarımızı...Gidene dur demek bana göre değildir bilirsin ama dur yar dur gitme bırakma böyle yarım bizi yüreğim sıkışıyor daha şimdiden çok özledim kokunu ben her sabaha sen varsın diye uyanırdım şimdi uyanmak için sebebim yok gitme yar bitirme bu deli sevdayı bilirsin aşk hiç ortalarda yaşamadım ben ya zirvesindeyim ya en dibinde dibe vurdum bitanem gelde tut elimden yine zirvelere taşıyalım sevda bayrağımızı ....

HAFIZAYI GÜÇLENDİRMEK

Hafızanızı basit alıştırmalarla güçlendirebilirsiniz. Kolaylıkla her yerde çok zaman harcamadan yapabileceğiniz bu 10 alıştırmayla güçlü bir hafızaya sahip olabilirsiniz. Uzmanlar düzenli uygulandığında çok başarılı sonuçlar elde edildiğini belirtiyor.

Ters el alıştırması: Sağ elinizi kullanıyorsanız, biraz da sol elinizi çalıştırmaya başlayın. Saçlarınızı sol elinizle tarayın veya çayınızı kaşıkla alışık olduğunuz yönün tersine karıştırın. Kalemi ters elinizle tutun. Biraz üreticiliğinizi kullanın ve daha neleri tersten yapabileceğinizi bulun. Tabii bulduklarınızı da hemen deneyin. Sonuç olarak, rutin alışkanlıklarınızı kırar ve beyninizin kullanmadığınız diğer yarısını da harekete geçirmiş olursunuz.

Çocuk oyunu alıştırması: İşe veya alışverişe giderken, tıpkı bir çocuk gibi merak içinde bütün duyularınızı harekete geçirin. Bakın, dokunun, dinleyin, koklayın. Çiçek açan ağacın kokusunu keşfetmeye çalışın. Fırında satılan taze ekmeklerin kokularını algılamaya çalışın. Yürüdüğünüz zeminin özelliklerini hissedin. Caddede duyduğunuz sesleri ayrıştırın. Yanınızdan geçen insanların tek tek konuşmalarını dinleyin. Evinizde gözlerinizi kapatarak bir yerlere ulaşmaya çalışın. Kısacası, duyularınızı alışık olmadığınız tarzda kullanın. Bu şekilde çok ender yaptığınız bağlantıları canlandırır, beyninizin kapasitesini arttırırsınız. Eğer bu yaptıklarınızdan zevk alır ve insan veya olayları detaylı algılamayı sürdürürseniz, hafızanız her zaman canlı kalmaya devam eder. Duyu organlarınızın ne kadar fazlasını kullanırsanız, unutmak istemedikleriniz o kadar sağlam kalır.

Harf alıştırması: Elinize bir gazete ve bir fosforlu kalem alın. Sırasıyla paragrafları okuyun ve çift yazılmış harflerin üzerini çizin. Örneğin, çift T ve M lerin üzerini işaretleyin. Bir sonraki aşamada, kelime içinde birden fazla geçen harflerin üzerini çizin. Alıştırmayı yaparken, kelimelerin üzerinde fazla düşünmeyin ve hemen işaretleyin. Böylelikle konsantrasyon gücünüzün ne kadar uyarıldığını hemen hissedeceksiniz. Başarılı olma isteğiniz ve aldığınız zevk zihnin canlanmasını arttırır.

Polisiye alıştırması: Dün akşam şu saatte ne yaptım, neredeydim, iki saat önce ne yaptım? gibi, genellikle polisiye romanlarında veya filmlerinde sorulan soruları kendinize yöneltin. Ve tabii cevaplamayı da unutmayın. Bu alıştırma sonucunda yaptıklarınıza karşı dikkatinizi geliştirebilirsiniz. Ayrıca kısa hafızanızı da harekete geçirmiş olursunuz.

Yürüyüş alıştırması: Asker yürüyüşü gibi olduğunuz yerde hareket edin. Sol bacağınızı her kaldırdığınızda, önce sağ elinizle, sonra sol elinizle dizinize dokunun. Bu esnada o kadar esnek hareket edin ki, bacağınızı indirirken, kolunuz başınızın üzerine gelecek kadar yükselmeli. Bu hareketleri birkaç kez tekrarlayın. Bunu yaparken sadece kan dolaşımınız hızlanmaz, aynı zamanda koordinasyon yeteneğiniz de artar. Böyle çaprazlama hareketlerle beyninizin her iki tarafını kullanmış olursunuz.

Ressam alıştırması: Burnunuzun ucunda bir fırça olduğunu hayal edin. Bununla havaya en sevdiğiniz renkte yatay bir sekiz çizin. Bu hareketi gevşek ve dengeli yapın. Kendinizi Leonardo da Vinci veya sevdiğiniz bir başka ressamın yerine koyun. Bu çizim hareketleri, yorgun zihninizi hemen canlandırır. Aynı zamanda beyni bloke eden stresi etkili biçimde yok eder.

Ajan alıştırması: Bu alıştırmayı daha çok sokakta yapacaksınız. Çevrenizde bulunan arabaların plakalarına bakın ve plakadaki harflerden kelimeler, hatta cümleler türetmeye çalışın. Böylece, sadece sıkışık trafiğin eğlenerek çabuk geçmesini sağlamaz, aynı zamanda kelime hazinenizi geliştirir ve beyninizi canlandırırsınız. Bu alıştırma, acil plaka ezberlemeniz gerektiği durumlarda çok işinize yarayabilir.

Resim alıştırması: Bu alıştırmayla alışveriş listelerini çok kolay ezberleyebilir, hafızanızı güçlendirebilirsiniz. Bunun için kalem kağıt alın ve kağıdın üzerine bir tane mum, bir kuğu, üç kollu bir kaktüs, üç yapraklı bir yonca, beş parmaklı bir el, hortumunu yukarı kaldırmış bir fil, sola dalgalanan bir bayrak, saatli bir yumurta, sapının üzerinde duran bir pipo, davul yanında duran bir adam, iki deniz feneri ve bir saat çizin. Her resim bir sayıyı sembolize ediyor. Ardından sembolleri sayılara göre ezberleyin. Örneğin, mum biri, kuğu ikiyi, kaktüs üçü ifade ediyor. Bu sıralamaya hakim olduğunuzda, sembollere aklınızda tutmanız gereken bir listeyi koyabilirsiniz. Eğer bu bir alışveriş listesiyse, mumun süt şişesinin üzerinde durduğunu, kuğunun boynunda portakal filesinin asılı olduğunu hayal edebilirsiniz. Bu alıştırmayla, zihninizde listeler oluşturmayı daha kolay başarırsınız.

Otobiyografi alıştırması: Düşünün ki hayat hikayenizi tekrar yazmanız gerekiyor. Burada, işe gittiğiniz ilkokuldan başlayabilirsiniz. Bunun için en yakın arkadaşınızın kim, tipinin nasıl olduğunu hatırlamanız gerekiyor. Tabii sınıfınızın düzenini, görüntüsünü de. Ayrıca sınıfınızın penceresinden neler göründüğünüzü de hayalinizde canlandırmaya çalışın. Bu alıştırmayla, kişilerle ilgili hafızanızı harekete geçirirsiniz.

Hipnoz alıştırması: Özellikle stresli anlarınızda veya kaygıya kapıldığınızda olumlu kelimelerden destek almaya bakın. Bunlarla olumsuz düşüncelerinizi yok eder, hedeflerinize daha kolay ulaşmanızı sağlarsınız. Eğer önemli bir görüşmeden önce, hafızanızın sizi yarı yolda bırakacağından korkuyorsanız, her gün gözlerinizi kapatarak kendi kendinize tekrarlayacağınız bir cümle belirleyin. Örneğin, Benim için gerekli olan her şeyi biliyorum ve çok sakinim cümlesini tekrarlayabilirsiniz. Ayrıca kısa hafızanızı çalıştırmada önemli olan, bunu her gün uygulamanız.

GİDİYORUM

Olmayacaksam senin, açmayacaksam vuruşlarına kapımı, haramsa nefesin nefesime

Toprak helaldir bedenime!!

Aşkın didaktik maddeleri olamıyor işte, koyamıyorsun sınırları, cümlelerin yapman gerekenlerle kurulamıyor.. Onlarda tıpkı benim gibi yarım yamalak gözlerin önünde..

İnzivalara gebe yarınlar biriktiriyorum sana, korkagın tekiyim geçemiyorum ki karşına..

Diyemiyorum, canımsın, seninim gel!!! Ne OLuRRR diye..

Anlatmıyor mu duruşum..Bu kadar mı aciz bakışlarım..Bu kadar mı küçücügüm karşında..

Kallavi hayalperestliklerim, adına yakılmış düşler arşivimde saklı..

Ben sana ait olsam ne çıkar, sen başkasının olduktan sonra..

başkasına bakıp, başkasına dokunduktan sonra

Başkasına yanıp başkasına emanet etmişken kalbini, biçareligimi nasıl atarım küçücük bedenim üzerinden

Taksiratım affedilir mi mahşerde..

Ben canıma degil sevdama kıymaya gidiyorum..

Sevdam sevdama kıyacak kadar büyük çünkü!!

Çünkü sen böylesi sevdamı göremeyecek kadar sevdalısın sevdalına..

Dar geliyor sokaklar, kaldırımlar kaçırmıyor beni senden..

Lambalar aydınlatmıyor uzaklarımı..Ayaklarım kaçak ve militan sesler çıkarırken, gece her adımda bagıra bagıra usanmadan yazarken seni içime, ve yıldızlar bile anlayamıyorken sebeb-i terk-i diyarı,

bir tek sana ait olanlar ilişemiyor, taş koyamıyor sessiz yolculu uma..

Çünkü sana ait olan her şey onun..

Geçipte karşıma, ona sahip bakışını yerleştirirsen gözlerim önüne, ölüme giden bir yaşanmışlık bile bırakmazsın zaten kefenime..

Herşeyi ardıma koydum..

Ve almadım düşlerimi de yanıma, rastlarsın zamanı silik bir mekanda..

Gidiyorum..