Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine
Kategori Dışı Konular tarafından Sosyal Bilimler'de yazılan bir grup blogu
  • Konu

    61
  • Yorum

    14
  • görüntüleme

    6.754

Bu bloğa katkıda bulunanlar

Bu Blog Hakkında

Kategori Dışı Konular

Entries in this blog

İMKANSIZIN

27 yaşında bir kadın öğretmenim. Uzun bir süre önce bir öğrencimin bana karşı bir şeyler hissettiğini fark ettim. Yada kendi kafamdan böyle bir senaryo yarattım. Ben bazen yaparım bunu ... Çünkü aşka aşığım...

Ben de ona karşı bir şeyler hissetmeye başladım. Bu duygu büyüdü büyüdü, sonuçta ben de bunalımlar, bocalamalar başladı. Kendimden utanıyordum, bir başkası anlasa ne yapardım?

İnsanların şekillendirdiği ve bizim hiçbir söz hakkımızın olmadığı değer yargıları olmasa bu yaşadığım normal sayılır. Duygular yargılanmamalı ve özgürce yaşanmalı.

Sonuçta benden 10 yaş küçük, tam olgunluğa erişmemiş ama çocukta sayılmayan öğrencime bağlandım. Sanki o dünyamdaki diğer yarımdı. Ölünceye kadar aynı duygularla sevebileceğim tek kişi. Ben onu yalnız bu dünyada değil, öldükten sonra da sevmek isteyen, onun yanından bir saniye bile ayrılmak istemeyen, onu canımdan bir parça gibi gören bir deliyim. Onu dünyanın en güzel yaratığı, en harika varlığı olan bir çılgınım. Onunla bir gelecek imkansız, bunu biliyorum... ama isterdim ki hiç olmazsa ona olan duygularımı kendime rahatça söyleyebileyim...

O, bu sene mezun olacak. Benim onu görebilme şansım büyük ihtimalle hiç yok. O nasıl, ne yapıyor, iyimi, hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Böyle bir olay var mıdır sizce? Konuşamadığım, soramadığım, haber alamadığım, bakamadığım, göremediğim, kendi içimde bile yaşayamadığım aşk, sevgi, ya da her neyse...

Böyle bir acı var mı? İsterdim ki evlendiğini, mutlu, sağlıklı olduğunu göreyim... onun hayatının her döneminden haberdar olayım, yeter ki o varken ölmüş farz ederek yaşamayayım. Beni anlamıyorsunuz değil mi? Tanrıdan şunu diliyorum; tekrar başka bir hayatta olabilme imkanım olursa, beni onunla aynı şartlarda, aynı yerde, hiç ayrılmamak üzere buluştursun... lütfen beni ve duygularımı anlamaya çalışın.

İÇİMDEKİ BEN

Hayatın anahtarı kendimi keşfetmemde sanki! Kendimi keşfetmem de hayatın ta kendisi...

İçimde dolaşıp duran harfler var.

Kelimeler ve cümleler var yakalayamadığım..

Bir türlü bir araya gelemeyen, ama var olduğunu hep bildiğim...

Olduğum bir ben var,

Olmak istediğim bir ben daha var..

Bir kıyı var, uzak mı yakın mı bilemediğim..

Huzur ve sükuneti bulurum sandığım..

Farklı pencereler, bakamadığım..

Uzak ülkeler kadar uzak bir ben var!

Aynadaki kadar yakın bir ben daha!..

Bir çocuk var yine içimde oradan oraya koşturan ve bir ihtiyar derin çizgileriyle geriye bakan..

Hiçbir şey için "Benimdir" deme

Sadece de ki; "Yanımdadır."

Çünkü ne altın, ne toprak,

Ne sevgili, ne hayat,

Ne ölüm, ne huzur, ne de keder,

Daima seninle kalmaz.

D.H. Lawrance

Saklambaç oynayan dünyalar içimde, sobeleyemediğim..

Aralayamadığım kapılar,

Bulamadığım anahtarlar,

Açamadığım kilitler var yine...

Mavi ve beyaz çoğu zaman.

Özgür ve temiz...

Biri deniz, bir beyaz bir martı.

Yağmurun ardından nefis bir toprak kokusu içime çektiğim. Hayatla ölüm arasında kısacık, incecik bir çizgi var çözemediğim. İçimde, içimi anlatan bir kilim var dilini sökemediğim...

Balonlar var rengarenk, bilerek ipini bıraktığım..

Uçurtmalar var kocaman enginlere saldığım..

Oyuncaklar sonradan bulduğum..

Ve kuşlar salıverdiğim..

Aydede var ucunda sallandığım..

Papatya tarlaları, içinde kaybolduğum..

Bir gül bahçesi var içinden geçtiğim.....

İçimde dolaşıp duran harfler var.

Kelimeler ve cümleler de...

Doğru yerde bir virgül, yanlış yerde bir nokta var..

Soru işaretlerinin yağmuru, ünlemlerin şaşkınlığı var..

Satır başları ve araları..

Yapısına uymayan, yarım kalmış cümlelerim var bir yerlerde, var olduğunu hep bildiğim...

Mektuplar var henüz yazılmamış..

Korkular var yine içimde yapışkan ve soğuk..

Olduğum bir ben var...

Olmak istediğim bir ben daha var..

Ümitlerim var gökkuşağının arkasında..

Filize dönmüş tohumlar..

Günü karşılayan, geceye karışan...

Yıldızlar kadar uzak,

Rüzgarlar kadar özgür ve dün kadar yorgun..

Manzaralar var, seyretmeye doyamadığım..

Kayıplarım var tutamadığım..

Okyanus derinliklerine dağların zirvelerine yolculuklarım,

Küçük mağaralara kaçışlarım...

İçimde dolaşıp duran harfler var..

Kelimeler ve cümleler var yakalayamadığım.. Bir türlü bir araya gelemeyen, ama var olduğunu hep bildiğim...

HOŞÇAKAL

Ben veda etmeyi pek beceremem. Duygularımı da pek açığa vuramam zaten, hele bu veda çok daha zor geliyor. Aslında hiç böyle bir son görüşmeye gerek yoktu. Ama insanın kanı durmuyor işte., ne varsa bu son anlarda.?

Senden hatırlamanı bile istemiyorum., sadece temizliği ve saflığı yaşatalım bu aşkı kalbimizin bir kuytu köşesinde!...

Ne güzel başlamıştı. İkimizde gençtik deli doluyduk, coşkunluğumuzun son safhasında kanımızın kaynadığı bir anda gördük birbirimizi, sevdalandık.

Geceler boyu uykusuz kaldık birbirimizi düşünmekten, en güzel heyecanları, en güzel bakışları yaşadık. Hemen aşkı yaşadık, zamanı durdurup utançları ve sitemleri yaşadık. Kavgaların en güzellerini de biz yaptık. Çünkü barışmakta ayrı bir zevk veriyordu bize.

Sevdik, sevildik, doruğuna vardık kutsal duyguların. Aşk yeminleri ettik tutamayacağımızı bile bile. Günlerce aylarca yalnız ikimiz varmış gibi yaşadık. Ne alaylı bakan gözlere, ne karşı çıkan büyüklere, ne de dost sözüne aldandık. Kendi ateşimizde yandık, en önemlisi bir birimizi anladık.

Romantik şarkıları serin akşam üstleri yaşadık seninle. En güzel çiçekleri verdin bana. Rüyalarda bile hep ikimiz vardık. Gerçek aşkı tattık bunu sende biliyorsun.

Öyleyse hep aynı duygularla kalmalı değil mi? Biz birlikte olmasak da... güzel başlayan çok güzel yaşanan bu aşkı aynı temiz duygularla bitirmeliyiz. Şimdi de ayrılığın en güzelini en acısını yine biz yaşıyoruz...

Ne dersin bu da Allah'ın bir lütfu değil mi bize? Lütfen ağlama. Neden benimkilerle yarışıyor göz yaşların? Sen benim güçlü kocaman sevgilim değil misin? Güçlüsündür sen... seni hep böyle hatırlamak istiyorum, haydi sil gözyaşlarını. Hava da kararmak üzere, zaman bize hep acımasızdı zaten. Yine öyle çabuk olmamızı istiyor herhalde.

Sana bir şey söylemek istiyorum. Mavi gömleğin sana çok yakışıyor bir daha kız tavlamaya niyetlenirsen bu sözlerim aklında bulunsun. Bir de küçük bir istek arkana dönüp bakma tamam mı her şey burada bitsin, hoşça kal...

HAYALLER

İnfaazın hacmine sığmayan kaypak bir ruh. Konuşmuyor belkide bunda bi fayda olmadığının farkında. Geç kalmış bir anlam hüznü bastırmaya çalışıyor sivri hatlarında. Canı yanmıyor artık. İnce bir tizle akan serum damlalarına bakarken anımsıyor. Camlarını imdirdiği binaları, günahlarını aldığı insanları ve elindeki en sevdiği şarap sişesini. Kafasını usulca beyaz tavana doğrultuyor. Kurudu sandığı asi gözyaşları süzülüyor uzamış sakallarının arasından. Gözyaşını saklamak için elini oynatmaya calıştığında anlıyor bedeninin artık söndüğünü. Gözlerini kapatıp dalıyor...

Çıkaramadığı bir melodi çınlıyor beyninin içinde ses yükseldikçe rüzgar azıyor. Bir asırdır tadamadığı huzur gelip oturuyor içine. Talan olmuş dudakları sütliman. Üşümüyor artık çıplak olmasına rağmen. Melodinin arkasından derin bir soluk sesi duyuyor. Ne serum izi var kollarında, nede neşterlenmek istenen bir bedeni. Bir kelebek hışmıyla aralıyor odasının kapısını. Ve arkasına bir daha asla bakamamak üzere felaketin yüreğine doğru yürürken kayboluyor hastane koridorundan.

HAYAL

14.01.2006

HAYELLER İNSANIN EN BÜYÜK DÜŞMANIDIR.GERÇEKLERDEN UZAKLAŞTIRIR HAYATA YABANCILAŞTIRIR İNSANLARI HAYELLER ÜLKESİNE TAŞIR VE GERÇEK YAŞAMLA BÜTÜN BAĞLARINI KOPARIR.

HİÇ BİR ZAMAN GERÇEKLEŞMESE BİLE KENDİMİZİ BİR GÜN GERÇEKLEŞEŞECEĞİNE İNANDIRIRIZ VE BU DÜŞÜNCEMİZİ KİMSE YIKAMAZ. BU BÖYLECE SÜRER GİDER BİR GÜN O DERİN UYKUDAN UYANIRIZ BİRDE BAKARIZKİ HAYEL DENİLEN ŞEY BİR YALANDAN İBARETTİR .HANİ DERLERYA İNSAN HAYELLERİYLE YAŞAR BU SÖZÜN GERÇEKLE HİÇ BİR İLGİSİ YOKTUR SADECE YALANDAN İBARETTİR.

HAYAL ZATEN ADI ÜSTÜNDE ASLINDA YANİ SADECE KİŞİLERİN HİÇ BİR ZAMAN SAHİP OLAMIYACAĞI DUYGU VE DÜŞÜNCELERİDİR ZATEN GERÇEKLEŞSE HİÇ BİR ÖNEMİ KALMAZDI .

KENDİMİZİ BOŞU BOŞUNA YALANLARA İNANDIRMAYALIM VE HİÇ BİR ZAMAN GERÇEKLEŞMEYECEK HAYELLER İÇİN ELİMİZDEKİ GERÇEKLERİ YİTİRMEYELİM BELKİ HAYELLERİMİZ KADAR HEYCAN VERİCİ VE RENKLİ OLMAYABİLİR AMA EN AZINDAN GÖZLE GÖRÜLÜR ELLE TUTULUR VE YAŞANTIMIZA KATABİLECEĞİMİZ BİR GERÇEĞİMİZ OLABİLİR..

BEN HİÇ GERÇEK YAŞAMDA YAŞAMAMIŞIM HEP KENDİ KURDUĞUM HAYELLER ÜLKESİNDE YAŞAMIŞIM TAKİ O HAYELLER ÜLKESİNDEN KOVULANA KADAR.

BU GÜN GERÇEK YAŞAMDAYIM AMA BU YAŞAMA ÇOK YABANCIYIM ALIŞAMIYORUM. ŞİMDİ BENİM NE HAYEL DÜNYAM KALDI NEDE GERÇEK YAŞAMIM.

NERDE OLDUĞUMU ÇÖZEMİYORUM SANIRIM İKİ DÜNYA ARASINDA BİR YERLERDE SIKIŞIP KALDIM. GEL GÖRKİ ARTIK İŞ İŞTEN GEÇTİ ZAMANI GERİ GETİREMEM . GEÇMİŞ GELİCEĞİDE ETKİLİYOR ....

İNSANIN ELİNDE NE KADAR GERÇEĞİ VARSA O KADAR YAŞIYORDUR. NE KADAR HAYELİ VARSA O KADAR YAŞAMIYORDUR. DERYA .DENİZ

GÜL KOKULUM

Enez in güzel yaz günlerinden biriydi. Her sabah ki gibi ormana koşmaya gittim. En yakın arkadaşımda yanımda denize girdik eğlendik. Akşamüzeri can sıkıntısı 3 kişi bulduk. Okeye dördüncü aranıyor.

Ya ben yanlış görüyorum yada karşıdan maviş gözlü, kumral, şirin mi şirin güler yüzlü bir masal perisi geliyor. O an sanki büyülenmiştim. Okey oynamayı bir yana bir yana bırakın iki de bir taşları düşürür, ıstakayı devirir olmuştum. Ama galiba ben onun pek ilgisini çekememiştim. Okey bitti arkasına bakmadan gitti.

Sonradan öğrendim ki arkadaşımın yeğeniymiş ve uzun süreli bir beraberliği varmış .

" E be kardeşim dedim içimden...

Yine bir yaz akşamı top oynamaktan geliyoruz. Kan ter içinde kalmışız, saç baş toz toprak içinde... Az ileriden birisi seslenir gibi oldu. Baktım aman Allahım yine o güzel gözlü kız. Tabii hemen havaya girdim bana "iyi aksamlar" dedi. Arkadaşım mavi gözü periye nasıl baktığımı görmüştü.

Yaz bitiyordu ve biz İstanbul'a dönnüyorduk. Mavi gözlü perim aklımdan çıkmıyordu. Fakat sonunda kafamdan atmayı zor da olsa başarmıştım.

Bir gün arkadaşımın ablası bizim bir yeğen var birbirinize çok yakışırsınız diye öyle bir söyledi. Ben pek önemsemedim meğerse abla arada aracılık ediyormuş. Tabiki bunlar sonradan su yüzüne çıktı. Bu arada bir detayı atladım. Uzun süre beraber olduğu gençten problemler dolayısıyla ayrılmış.

Arkadaşımda oturduğum günlerden birinde aablası "Haydi gel kahve içmeye misafirliğe gidiyoruz dedi." Bende "Gidelim bakalım dedim" Aslında biz ne bilelim her şey daha önceden planlanmış. Maviş gözlü perimin evine gittik. Ben onu görünce elim ayağım dolaşmaya başladı. Hatta kahve fincanını elimde unuttu benim güzelim. Gece eve gelince bu konuyu ayrıntılarıyla düşündüm. Sanki içime doğdu. İlk başından beri tahmin ediyordum uzun bir beraberliğe, hatta ölümüne beraberliğe adım atacağımı. İçimden bir ses "Neden olmasın be Serhat diyordu." Ertesi gün yine onlarınn evinde bir tesadüf yapıldı. Beraberliğimizin ilk cümlelerini kurdum sonunda. Eh zor da olsa, kan ter içinde kalsam bile şu an üç yıllık güzel bir beraberliğim var. Dile kolay üç uzun yıl. Aman Allah bozmasın tahtaya vuralım. Biz yıldızlara astık yüreğimizi... Bizim aşkımız gül soylu bir aşk. Allah' tan herkesin kaderine benimki gibi güzel, temiz ve gül kokan bir aşk yazmasını dilerim.

GİZLİ DÜNYAM

05.06.2006

SEN BENİM GİZLİ DÜNYAM YAŞAMA SEVİNCİM BANA KENDİMİ HİSSETTİREN BENİM VARLIĞIM HERŞEYİMSİN.SENİ UZAKTAN SEVMEK BİLE BENİ BÖYLESİNE ÇOŞTURUYORSA KİMBİLİR YAKINIMDA OLSAN NE YAPARDIM.SENİ SEVMEM İÇİN BANA NE YAPTIN? BUNU ÇOK DÜŞÜNDÜM EN SONUNDA BULDUM SENİ SEVDİM ÇÜNKÜ SEN BANA ÇOK DEĞER VERDİN HERŞEYİMİ PAYLAŞTIM SENİNLE SENİNLE GEÇEN O DAKİKALARI NE SEN UNUTABİLİRSİN NEDE BEN. ŞU AN BANA SORARSAN BENİ NEKADAR İSTİYORSUN DİYE CEVABIM SENİ SENDEN DAHA ÇOK İSTİYORUM OLURDU.

ŞU AN ODAMDAYIM AMA YALNIZ DEĞİLİM ÇÜNKÜ SEN VARSIN YANIMDA VE SENİNLE HARŞAYİMİ PAYLAŞMANIN DERİN İÇ HUZURUNU YAŞIYORUM. SENSİZ GEÇİRDİĞİM BİR KAÇ GÜNÜ SANA ANLATAMAM SANA OLAN HASRETİMİN NE KADAR BÜYÜDÜĞÜNÜ TAHMİN EDEBİLİRSİN. ASLINDA BİR YANDAN ACI ÇEKİYORUM AMA BİR YANDANDA GARİP BİRŞEKİLDE SENİ NE KADAR ÇOK İSTEDİĞİMİ DÜŞÜNÜYORUM. BU İKİ DUYGU ARASINDA GEL GİTLER YAŞASAMDA BİLDİĞİM VE EMİN OLDUĞUM TEK ŞEY BANA SENİ KİMSE UNUTTURAMAZ.SEN HERZAMAN BENİMSİN VE ÖYLE KALICAKSIN.

d.denizim..

GİTME

Gidiyorsun yine gitme desemde

benim için kendinden vazgeçiyorsun herşeyi bir kenara koyup sonsuz çok uzaklara gidiyorsun yanlız kalacağını zannediyorsun ama şunu unutma ki ben seni tüm kalbimle sevdim bazen yüzümde gülümseme uyandırdın bazen se kalbimde bir kıpırtı

anlamalı bilmediğim daha birçok şey ...

kulağımda bir melodi oldun

gözlerimde bir ışıntı

ve en önemlisi bir daha sevmemeyi de senden öğrendim

şimdi kilit vuruyorum yüreğime

sonsuz umutları yüreğimin bir kenarına koyuyorum

belki gelirsin diye

uzaklara dalıyor gözlerim

ta o günlere....

biz umutluluğu kısa zamanda yakaladık ama

bir o kadar da mutsuzluğu da

yarım kalan bir sevgiydi bizimkisi

belkide başlamaması gereken

artık ikimizde bir mazi olduk

her seven gibi...

GİDİYORUM

Olmayacaksam senin, açmayacaksam vuruşlarına kapımı, haramsa nefesin nefesime

Toprak helaldir bedenime!!

Aşkın didaktik maddeleri olamıyor işte, koyamıyorsun sınırları, cümlelerin yapman gerekenlerle kurulamıyor.. Onlarda tıpkı benim gibi yarım yamalak gözlerin önünde..

İnzivalara gebe yarınlar biriktiriyorum sana, korkagın tekiyim geçemiyorum ki karşına..

Diyemiyorum, canımsın, seninim gel!!! Ne OLuRRR diye..

Anlatmıyor mu duruşum..Bu kadar mı aciz bakışlarım..Bu kadar mı küçücügüm karşında..

Kallavi hayalperestliklerim, adına yakılmış düşler arşivimde saklı..

Ben sana ait olsam ne çıkar, sen başkasının olduktan sonra..

başkasına bakıp, başkasına dokunduktan sonra

Başkasına yanıp başkasına emanet etmişken kalbini, biçareligimi nasıl atarım küçücük bedenim üzerinden

Taksiratım affedilir mi mahşerde..

Ben canıma degil sevdama kıymaya gidiyorum..

Sevdam sevdama kıyacak kadar büyük çünkü!!

Çünkü sen böylesi sevdamı göremeyecek kadar sevdalısın sevdalına..

Dar geliyor sokaklar, kaldırımlar kaçırmıyor beni senden..

Lambalar aydınlatmıyor uzaklarımı..Ayaklarım kaçak ve militan sesler çıkarırken, gece her adımda bagıra bagıra usanmadan yazarken seni içime, ve yıldızlar bile anlayamıyorken sebeb-i terk-i diyarı,

bir tek sana ait olanlar ilişemiyor, taş koyamıyor sessiz yolculu uma..

Çünkü sana ait olan her şey onun..

Geçipte karşıma, ona sahip bakışını yerleştirirsen gözlerim önüne, ölüme giden bir yaşanmışlık bile bırakmazsın zaten kefenime..

Herşeyi ardıma koydum..

Ve almadım düşlerimi de yanıma, rastlarsın zamanı silik bir mekanda..

Gidiyorum..

BİTTİ DİYORSAN...

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,

Kendimi bulduğumda anladım.

Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,

Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..

Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,

Neden hiç ağlamadığını anladım..

Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,

Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım...

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,

Yüreğini elime koyduğunda anladım.....

sana ihtiyacım var, gel ! diyebilmekmiş güçlü olmak,

Sana git dediğimde anladım..

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,

Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım

Özür dilemek değil, affet beni diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,

Gerçekten pişman olduğumda anladım..

Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş, sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,

Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

Sevgi emekmiş,

Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

Sen mutlu olacaksan eğer, bana sadece senin tebessümün de yeter .

Bitti diyorsan bunuda anlarım...

BIR YANIM EKSİK

Sen baharın yağmurla getirdiği özlemdin içimdeki, sen çiğ tanesi kadar saf ve ne olduğunu asla anlayamadığım yanımdın benim ve denize düşüp de ıslanmaktan korkutan bir savaştın yüreğimde...

Özlemini her gece koynumda hissettiğim ve hiçbir zaman seni sevmekten vazgeçmediğim için özeldin. Sonra gözlerle yüzüme baktığında ya da her kavga edişimizde fırtınalar kopardı yüreğimde, sen hiç bilmezdin. Benim susuşum senin kaçışını desteklerdi belki de. Belki de gerçekten söyleyemediğim sözlerle doldu kalbim ve sen her seferinde gün batışını anımsattın bana, onun kadar güzel onun kadar huzur verici. Aslında hem onun kadar uzaktın bana hem de yakınımda hissettim seni, uzanıp tutacak kadar yakınımda.

Uzaktan sevmeyi hiç sevmiyordum ama uzaktan sevmek zorundayım. Kimse bilmemeliydi seni sevdiğimi , sonra kopup giderdin benden, arkadaş bile kalmazdın bilirdim. Bir sevdiğin vardı konuşurlarken duymuştum. Sonrada sen anlattın bana sevgilini. Hiç görmediğim birinden nefret ettim onu sevdiğin için. Ve sonra dayanamaz oldu gönlüm bu ağırlığa. Seni görmekten acımaya kanamaya başladı. Tükeniş başladı benim için ömrümün baharında.

Çok tatlıydın o gülen koskoca gözlerinle rüyalarımda gördüm seni. Kumsalda dolaştığımızı, ay ışığında dans ettiğimizi gördüm ve her gerçeğe dönüşümde hayaller biraz daha uzaklaşmaya başladı benden. Artık biliyordum seni benden ayıracak hiçbir şey kalmamıştı. Yüreğimden seni söküp atacak hiçbir güç bulamadım.

Bir sonbahardı hatırlıyorum. Sararmış yapraklar caddelerde telaşlı insanlarla doluydu ve ben ilk kez hatırlıyordum yaşamanın ne demek olduğunu. Kuşların öttüğünü fark ettim ve denizin mavi olduğunu ve dünyanın senin etrafın altında dönmediğini. Hala seni seviyorum, hala seni görüşümde yüreğim kanatlanıp uçacakmış gibi hissediyorum. Ama artık biliyorum aşk tek kişilikte yaşanabilir ve zaten sen bunu anladığım günden beri daha yakınsın bana. Belki de beklediğim buydu güvenmemdi kendime. Şimdi her şeyi fark ederek yaşıyorum ve her şeyin tadına varıyorum ama hala bir yerim eksik biliyorsun. Ama bende biliyorum ki hiçbir şey eksik kalamaz. Elmanın bile iki ayrısı vardır ve benim eksik tarafım sensin.

BENİ SEVMEDİN

Belki dahada güzel olabilirdi herşey... sensiz yada seninle...

bilmiyorum...

olmalı mısın olmamalı mısın bilemiyorum. beni anlayamıyorsun ben

artık kendimi bile anlayamıyorum belki

herşey çok uzak yada yakın senin gibi sen bana yakın mısın ki?

böyle bomboş çaresiz sadece düşünüyorum elimden başka hiç birşey

gelmiyorki

bu bi şiir değil sana yazılan sadece düz bir yazı içimden gelen

sadece yazıyorum boş bir sayfa buldum ve yazıyorum

okumayacağını bile bile...

sevdim mi???

sevdim....

çok fazla sevdim galiba seni fazla değer verdim.

anlamadın hiç bi zaman ve ben anlamanı bile beklemedim

ben sadece sevdim

bomboş bir kalp buldum ve sevdim

sen sevdin mi beni???

bilmiyorum...

tek bir cevap ve bitti bütün sorun çözüldü

bilmiyorum.. bilmemek... insan ne hissettiğini bilmezmi???

herkes herşeyi sever; ailesini sever, köpeğini sever, saksıdaki

çiçeğini sever, bebeğini sever...

ben ailemi sevdim, köpeğimi sevdim, çiçeğimi sevdim...

ama en çok seni sevdim

AŞK... aşık oldum sana...

sen aileni sevdin, köpeğini sevdin, çiçeğini sevdin,

BENİ SEVMEDİN... en çok beni sevmedin sen...

o kocaman kalbinde ufacık bi yerim bile olmadı. herkese yer vardı

bana yoktu.

GİTTİM... bende gittim

Yokum artık koltuğuna yaslan ve ayaklarını uzat televizyon karşısında

maç izlerken ve biranı yudumlarken

beni düşünme yorgunluğunu at sana aşık olan bir kalbin...

bende yorgumluğunu atıcam sana aşık olan bir kalbin...

......HOŞÇAKAL.....

Bitmez tükenmez martıların haykırışı var yüreğimde sana dair uçup gelen. Bir yarım sesle sesleniyorum beni duyar mısın? Ayın o acılı suratının ardından gün doğduğunda, kanatlarını çırpan bir küçük kuş olduğunda sabah, sen yüreğini geçmişin kirinden arındırıp benim ellerime koyacakmısın?

Beni sevebilir misin? Niyetli misin buna ? Sen ilk yazın kuçağında uyurken yağmurlu serin akşamları düşünüp ödünç verilmiş yataklarda geçirdiğin sevişmeleri hatırlayıp kahrolacak kadar niyetli misin buna? Toğrağın iliğine ve kemiğine işleyen çok eski bir yağmur kadar beni içinde barındıracak mısın? Ay düşmüş toprakta menekşe kokulu öpüşmelerle geçikmiş iklimlerin ortasındayız seninle.

Zaman durdu sanki birden tartışmalar bitti. Güneşe dönüyor ayçiçeği gün hızlandığında ve ben her güne uyandığımda sana dönmeye niyetli. Sana diyor ki gözlerim; sen bir kırlangıç gibisin. Hayatın sana verdiği uslanmaz ruhun içinde her baharda bana dönen ama güzün hep göç eden... Ve ben korkuyorum seni sevmekten.

Bitmeyen şarkılarla avunmayacağım bundan böyle. Bak şimdi gökyüzüne, hayali bir gölgeye dönüşüyor benim bedenim. Her nefesinde solumaya başladın bile beni. Ve ben korkuyorum. Bir kasımpatı çiçek açıyor sarı taç yapraklarıyla. Ve gözlerim tiryakisi olduğum kahvenin tadında. Bunu biliyorum gece parçalanıyor, yıldızlar çıkıyor yüreğimden. Kirpiklerim titremeye başlıyor. Bu kız çoçuğu yüreğine yumulmuş ve bir daha ağlamak istemiyor, anlıyor musun?

AYRILIK

Vakti geldiğinde bir uçağı seferinden alıkoyabilirim.

ama yazın daha başlarında; bir yaprağın dal ucunda erken gelen ayrılığa direnmesi, anlam sızısıdır...

Her ayrılıkta yitip giden bir parçamız var.

Her ayrılık yavaş yavaş öldüğümüzün habercisi, her ayrılık bir sonbahar...

Neredeyse hergün geçtiğim bu yolda, daha dün, neden farketmemiştim ayaklarımın altındaki bu kadar çok ayrılmışları?..

Onlarla aramdaki yakınlığı hissedebilmem için gözlerimden yanaklarıma giden yolun kaldırımdan geçmesi mi gerekiyormuş?..

Her çekip giden bunlar gibi ayaklar altında mı kalıyor?..

Öyleyse neden ben başaramıyorum dalından erken ayrılan yaprakarı topuklarımın altında ezebilmeyi?..

Her dil; ayrılığı aynı kelimelerle mi anlatır ve her düşen yaprak dünyanın her yerinde bir ağıt mıdır?..

Eğildim ve bir tanesini alıp ellerim arasında sıkıca bastırdım göğsüme. Her sızıma batsın istiyordum, diken gibi...

Olmuyordu;

vakitsiz düşen yaprak bile,

bir yürek sızısına batmak yerine,

kendisini parçalıyordu unufak...

Bir yaprak kadar olamamıştı işte aşk.

Her zerreme işlemiş

ve bir anda veda etmişti,

bütün dünyamı ayaklar altına alarak.

Hayır, bu olmamalı aşk.

Aşk,

zamanı gelmiş bir yaprak gibi kör bıçak

kesip bütün geçmişi parçalayarak

düşmemeli yere,

kökünün oralarda kaldığına ağlayarak...

Yollara düştüğümde

ve

beni sana kattığımda

nereden bilirdim

ölümün birgün gelip de

senin gözlerin olacağını?..

gözlerin kanıyor.

Bir yanımın ölmesi mi gerekiyordu,

yaşamın sesini dinleyebilmem için?.. (zor bir günün ardından)

AFFET BENİ

Burnu bir karış havada, gözü yükseklerdeydi ben onu sevdiğimde.

Hele hele benim aşkımı yerden yere vurup, nasıl kırmıştı kalbimi zalim.

Dudaklarından dökülen acı sözleri; öyle ki, bugün bile unutamadım.

Ne tebessümdü o, zehirden beter.

Her olayda içim paramparça, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı olurdu.

Yorgun düşerdim onsuz geçen, onunla dolu, koyu siyah gecelerden.

Pişmanlıktan kendime lanetler eder,

Sevgimi söylediğim günü düşündükçe,

Kaleme sarılıp yazardım ona nefretin aşkla kucaklaştığı o uzun mısralarımı.

Derdim ki; alın yazımdı, onbeşimin çocuksu aşkıydı.

Nasıl da gülerdi canı istedi mi...

En anlamlı bakışlarıyla önce ümitlendirir,

Ardından bir uçurumun kenarına yapayalnız bırakır giderdi.

Ben çaresiz, ben yorgun, ben bıkkın bu sevdadan.

Ah bilirdi o insafsız, diri diri yanardım o böyle yaptıkça...

Şubatın buz gibi kasvetli soğuğunda; onda ne bulduğumu bugün bile bilemem.

Ama o günlerde hayatımın amacı, varolma gibi gelirdi bana.

Çocukluk mu, yoksa gençliğimin safça tutkusu muydu bu kölesiye bağlanış,

İçten içe kopan fırtınalar, bu delice yakarış?

Kimbilir, belki de sevilmeye muhtaç bir kalbin bitmek bilmeyen kaprisi...

Ondan hiçbir şey istememiştim.

Sadece sevgi...

Evet, şimdi yıllar sonra ben, onu düşünüyorum ilk defa kucağımda resimler, hatıralarla.

Hava yine soğuk, yine kasvetli gözleri gözlerimde yine sevgi, derin yüreğimde.

Unuttum sanırdım, meğer aldanmışım, ağladım saatlerce.

Bu onun "ölüm yıldönümü"dür.

17'sinde toprakla kucaklaşan, o zalimin hikayesidir anlatılan.

Bir melodidir kırık, umutsuz...

Doldururken sensizlik o an odayı gönlüm hala boş, kafam yine dumanlı.

Bir feryat yankılanmıştı acı dolu tam 15 yıl önce bugün bomboş kırlarda.

Deli gibi koştum sınıfa, sırası boştu.

Benim kadar çaresizdi her köşe.

Kendi kendime konuşarak yaklaştım sırasına;

"Sen ölemezsin; canımsın, sevgimsin, emelimsin...

Dileğince nefret et, alay et duygularımla ..

Kızmam sana ...

Ama ne olur bir yalan olsun, acı bir şaka.

Evet, evet beni üzmek için yapıyorsun.

Herşeyini özledim...

Allahım son defa göreyim yeter bana"

Bu sensiz yakarış defalarca sürmüştü...

ta ki, ölümün o sinsi kokusunu içimde duyana kadar.

Hıçkıra hıçkıra ağladım, sıraya kazıdığın ismini öptüm.

Sonra, ona ait birşeyler bulmak için aradım her köşeyi...

Yalnızca buruşturulmuş bir sayfa, rengi solmuş.

Yazı, onun yazısı.

Bir mektuptu, özenilerek yazılmış, belki de çok emek verilmiş her satırına...

Çok şaşırdım, mektup bana hitabendi.

Korkakça, kaybolmasından korkarak,

Acıyla okudum her cümleyi kalbimde büyüyen bir özlemle...

Hele hele o ilk satırı...

Öyle ki, bugün bile unutamam, okudukça ağlarım.

"İnsan sevdiğini yerden yere vururmuş bir tanem, AFFET BENİ !!!..."