Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine
Kategori Dışı Konular tarafından Sosyal Bilimler'de yazılan bir grup blogu
  • Konu

    61
  • Yorum

    14
  • görüntüleme

    6.742

Bu bloğa katkıda bulunanlar

Bu Blog Hakkında

Kategori Dışı Konular

Entries in this blog

HOŞÇAKAL

Ben veda etmeyi pek beceremem. Duygularımı da pek açığa vuramam zaten, hele bu veda çok daha zor geliyor. Aslında hiç böyle bir son görüşmeye gerek yoktu. Ama insanın kanı durmuyor işte., ne varsa bu son anlarda.?

Senden hatırlamanı bile istemiyorum., sadece temizliği ve saflığı yaşatalım bu aşkı kalbimizin bir kuytu köşesinde!...

Ne güzel başlamıştı. İkimizde gençtik deli doluyduk, coşkunluğumuzun son safhasında kanımızın kaynadığı bir anda gördük birbirimizi, sevdalandık.

Geceler boyu uykusuz kaldık birbirimizi düşünmekten, en güzel heyecanları, en güzel bakışları yaşadık. Hemen aşkı yaşadık, zamanı durdurup utançları ve sitemleri yaşadık. Kavgaların en güzellerini de biz yaptık. Çünkü barışmakta ayrı bir zevk veriyordu bize.

Sevdik, sevildik, doruğuna vardık kutsal duyguların. Aşk yeminleri ettik tutamayacağımızı bile bile. Günlerce aylarca yalnız ikimiz varmış gibi yaşadık. Ne alaylı bakan gözlere, ne karşı çıkan büyüklere, ne de dost sözüne aldandık. Kendi ateşimizde yandık, en önemlisi bir birimizi anladık.

Romantik şarkıları serin akşam üstleri yaşadık seninle. En güzel çiçekleri verdin bana. Rüyalarda bile hep ikimiz vardık. Gerçek aşkı tattık bunu sende biliyorsun.

Öyleyse hep aynı duygularla kalmalı değil mi? Biz birlikte olmasak da... güzel başlayan çok güzel yaşanan bu aşkı aynı temiz duygularla bitirmeliyiz. Şimdi de ayrılığın en güzelini en acısını yine biz yaşıyoruz...

Ne dersin bu da Allah'ın bir lütfu değil mi bize? Lütfen ağlama. Neden benimkilerle yarışıyor göz yaşların? Sen benim güçlü kocaman sevgilim değil misin? Güçlüsündür sen... seni hep böyle hatırlamak istiyorum, haydi sil gözyaşlarını. Hava da kararmak üzere, zaman bize hep acımasızdı zaten. Yine öyle çabuk olmamızı istiyor herhalde.

Sana bir şey söylemek istiyorum. Mavi gömleğin sana çok yakışıyor bir daha kız tavlamaya niyetlenirsen bu sözlerim aklında bulunsun. Bir de küçük bir istek arkana dönüp bakma tamam mı her şey burada bitsin, hoşça kal...

GİDİYORUM

Olmayacaksam senin, açmayacaksam vuruşlarına kapımı, haramsa nefesin nefesime

Toprak helaldir bedenime!!

Aşkın didaktik maddeleri olamıyor işte, koyamıyorsun sınırları, cümlelerin yapman gerekenlerle kurulamıyor.. Onlarda tıpkı benim gibi yarım yamalak gözlerin önünde..

İnzivalara gebe yarınlar biriktiriyorum sana, korkagın tekiyim geçemiyorum ki karşına..

Diyemiyorum, canımsın, seninim gel!!! Ne OLuRRR diye..

Anlatmıyor mu duruşum..Bu kadar mı aciz bakışlarım..Bu kadar mı küçücügüm karşında..

Kallavi hayalperestliklerim, adına yakılmış düşler arşivimde saklı..

Ben sana ait olsam ne çıkar, sen başkasının olduktan sonra..

başkasına bakıp, başkasına dokunduktan sonra

Başkasına yanıp başkasına emanet etmişken kalbini, biçareligimi nasıl atarım küçücük bedenim üzerinden

Taksiratım affedilir mi mahşerde..

Ben canıma degil sevdama kıymaya gidiyorum..

Sevdam sevdama kıyacak kadar büyük çünkü!!

Çünkü sen böylesi sevdamı göremeyecek kadar sevdalısın sevdalına..

Dar geliyor sokaklar, kaldırımlar kaçırmıyor beni senden..

Lambalar aydınlatmıyor uzaklarımı..Ayaklarım kaçak ve militan sesler çıkarırken, gece her adımda bagıra bagıra usanmadan yazarken seni içime, ve yıldızlar bile anlayamıyorken sebeb-i terk-i diyarı,

bir tek sana ait olanlar ilişemiyor, taş koyamıyor sessiz yolculu uma..

Çünkü sana ait olan her şey onun..

Geçipte karşıma, ona sahip bakışını yerleştirirsen gözlerim önüne, ölüme giden bir yaşanmışlık bile bırakmazsın zaten kefenime..

Herşeyi ardıma koydum..

Ve almadım düşlerimi de yanıma, rastlarsın zamanı silik bir mekanda..

Gidiyorum..

BIR YANIM EKSİK

Sen baharın yağmurla getirdiği özlemdin içimdeki, sen çiğ tanesi kadar saf ve ne olduğunu asla anlayamadığım yanımdın benim ve denize düşüp de ıslanmaktan korkutan bir savaştın yüreğimde...

Özlemini her gece koynumda hissettiğim ve hiçbir zaman seni sevmekten vazgeçmediğim için özeldin. Sonra gözlerle yüzüme baktığında ya da her kavga edişimizde fırtınalar kopardı yüreğimde, sen hiç bilmezdin. Benim susuşum senin kaçışını desteklerdi belki de. Belki de gerçekten söyleyemediğim sözlerle doldu kalbim ve sen her seferinde gün batışını anımsattın bana, onun kadar güzel onun kadar huzur verici. Aslında hem onun kadar uzaktın bana hem de yakınımda hissettim seni, uzanıp tutacak kadar yakınımda.

Uzaktan sevmeyi hiç sevmiyordum ama uzaktan sevmek zorundayım. Kimse bilmemeliydi seni sevdiğimi , sonra kopup giderdin benden, arkadaş bile kalmazdın bilirdim. Bir sevdiğin vardı konuşurlarken duymuştum. Sonrada sen anlattın bana sevgilini. Hiç görmediğim birinden nefret ettim onu sevdiğin için. Ve sonra dayanamaz oldu gönlüm bu ağırlığa. Seni görmekten acımaya kanamaya başladı. Tükeniş başladı benim için ömrümün baharında.

Çok tatlıydın o gülen koskoca gözlerinle rüyalarımda gördüm seni. Kumsalda dolaştığımızı, ay ışığında dans ettiğimizi gördüm ve her gerçeğe dönüşümde hayaller biraz daha uzaklaşmaya başladı benden. Artık biliyordum seni benden ayıracak hiçbir şey kalmamıştı. Yüreğimden seni söküp atacak hiçbir güç bulamadım.

Bir sonbahardı hatırlıyorum. Sararmış yapraklar caddelerde telaşlı insanlarla doluydu ve ben ilk kez hatırlıyordum yaşamanın ne demek olduğunu. Kuşların öttüğünü fark ettim ve denizin mavi olduğunu ve dünyanın senin etrafın altında dönmediğini. Hala seni seviyorum, hala seni görüşümde yüreğim kanatlanıp uçacakmış gibi hissediyorum. Ama artık biliyorum aşk tek kişilikte yaşanabilir ve zaten sen bunu anladığım günden beri daha yakınsın bana. Belki de beklediğim buydu güvenmemdi kendime. Şimdi her şeyi fark ederek yaşıyorum ve her şeyin tadına varıyorum ama hala bir yerim eksik biliyorsun. Ama bende biliyorum ki hiçbir şey eksik kalamaz. Elmanın bile iki ayrısı vardır ve benim eksik tarafım sensin.

SEVGİ NEDİR?

Sevmek inanmaktır.

Sevmek yaşamaktır.

Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır.

Sevmek sevdiği olmaktır.

Sevmekte ikilikler kalkar, bir olmalara gidilir. İki ten, iki kalp, iki gönül yoktur sevgide. Tek bir kalp olunur, tek bir yürek olunur.

Sevmek paylaşmaktır . Sevdiğiyle sevdiğini paylaşmaktır. Sevdiğiyle kalbini bölüşmektir sevmek. Ki tek kalp olunsun.

Sevgide son yoktur. Sevgiler hiçbir zaman son bulmazlar. Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardır. Vazgeçiş de yoktur sevgide. Yaşandıkça yaşatılır sevilen. Ama kimi zaman sevgili için kimi zamansa sevginin bir gereği olarak saklanır bu aşklar. Vazgeçiş yoktur, vazgeçmiş gibi görünmek vardır o yüzden.

Sevmekte istemek yoktur. Sevgilinin olduğu yerde son bulur istekler. Bir şey varsa istediğin bu senin için değil, sevgili için istediğindir. Ondan O'nun adına istersin. O'nu daha sonsuz sevebilmek için istersin. Sevme özgürlüğünü istersin, kabul edilmesini istersin. İstersin ama bir gün gelir bu istekler de son bulur. Kendinden istersin artık. Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden. Sonsuz kılmak istersin. Bu yolda sevgili olur mu, olmaz mı bunu sevgilinin isteği belirler.

Sevmek sevgiliyi istememeyi öğrenmektir. Sevmek sevgiliyi sevgili olmadan sevmektir.

Sevmek; sevmek istemektir.

Sevmek, beklememektir. Beklentilerin son bulduğu bir duraktır o. Öyle ki tüm gerçekler, tüm dünya silinir gider. Ne O'ndan anlasılmayı beklersin, ne onu anlamayı. Ne onun gelmesini beklersin, ne onun Leyla, Mecnun olmasını. Beklediğin bir şey yoktur sevmeyi becermek dışında.

Sevmek, gücenmemektir.

Sevmek sevgililerin hiçbir sözüne üzülmemeyi öğrenmek demektir.

Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek. Onun vuruşuna, onun tokadına alınmamaktır, sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü kabullenmektir. İhanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden gelen öl emrine bile ölürüm diyebilmektir. Kendi elleriyle kalbini bir bıçak ucuna koymaktır sevmek.

Sevmek ölmektir.

Sevmek, ölmesini bilmektir.

Sevgili için yaşamaktır. Onun eli, kolu, gözü, kalbi olmaktır. Ama artık onun bir şeyi olunmadığı bir zaman ölmesini bilmektir! Sevmek, vermektir. Sevmek sevdiği için almasını bilmektir. Almamaya yemin ederek vermektir. Ama almalarda kurtaracaksa sevgiliyi almasını bilmektir sevmek!

Sevmek, tükenmektir. Sevmekten ölürken tekrar var olmaktır o sevgiden.

Sevmek sevgilinin gel deyişine hayır demektir. Sevgilinin aşkıyla boğuşurken, yüzerken o aşk denizinde sevgilinin uzanan eline hayır demektir.

Sevgilinin bakan gözüne bakmamaktır sevmek. Ağlayan gözlere şefkat ve tebessümle yanıt verebilmektir.

Sevmek, sevgili olmaktır. Sevgilinin yüzündeki gülücük olmaktır. Onu yaşama döndürecek bir damla su olmaktır. Sevmek sevgilinin limanı olmaktır. Sevmek sevdiğinin canı olmaktır. Onun ölümü isteyebileceği canı olmaktır. Sevmek yangın olmaktır. Yanmaktır, kor olmaktır. Dağ olmaktır, evren olmaktır. Her şey olmaktır, hiç olmaktır. Alev olup girmektir gönüllere.

Sevmek yürümektir gönüllerde.

Sevmek güvenmektir.

Sevmek onaylanmaktır.

Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek çok ötelerde olsa bile yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye. Yakınlıktır, doğallıktır, özdeşliktir sevmek.

Yalansızdık, içtenlik, ölümsüzlüktür sevmek. İlk insanın, Havva'nın Adem'in saflığını ve temizliğini, çocuk masumluğunu taşımaktır sevmek.

Gözyaşı olmaktır, yağan yağmur olmaktır. Bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır sevmek.

Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir.

Sevmek üşümektir. Sevgilinin yokluğuna üşümektir.

Sevgiliyle her şeyi göze almaktır sevmek. Ki sevgilinin olduğu cehenneme yürümektir. Sevgilinin olmadığı Cennete de gitmemektir sevmek.

Sevmek, sevgiliyi cennet etmektir.

Sevmek bir olmaktır.

Sevmek yaşamaktır.

Ve sevmek inanmaktır.

Sevmek bir başkasının hayatını yaşamaktır.

Sevmek sevmesini hak etmektir.

Sevmek sevgilinin baktığı yerde, sustuğu yerde olmaktır.

Sevmek sevgilisiz geçen gecelerin sabahına varmaktır. Sevmek saz benizli sabahlarda yaşamaktır sevgiliyi.

Sevmek sevmesini bilmektir.

Sevmek ölmesini bilmektir.

Sevmek SEVMEK olmaktır.

AŞK olmaktır.

Aşk bir kere sevmektir.

Sevmek aşkın kendisi olmaktır.

Ölümü Özlemeyen Aşkı Anlayamaz..

YALNIZLIK KORKUSU

Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi.

Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün...

Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir.

Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken...

Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı?

Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi..

Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi?

Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi?

Gene ayni korkular, ayni endişeler...

Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz?

Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için..

O değere sahipken de, yitirdiğimizde de..

Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK..

İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak..

Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak,

o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki?

Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için.

Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz..

Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz.

Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli,

doğrularımız her zaman tek doğrudur.

Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları...

Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız?

Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki?

Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ?

Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz.

Sonuç YALNIZLIK .

Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri,

paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz

değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar.

O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz.

Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi?

Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku??

Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır.

Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen...

Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki...

Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır.

Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur.

Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın.

Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin.

Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar.

Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var

Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil

Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü

AYRILANLAR HALA SEVGILI..

SENİ ÖZLEMEK

Seni ilk gördüğüm gün başka kim varsa silinip gitti hayatımdan. Tatlı anılar bir yana, hangi olay varsa zihnimden silindi. Yepyeni, tertemiz bir başlangıçtı bu. Çıplağım, karşında arınmış durumdayım. Yaşamın iki yüzlülüğünü, yalancılığını, ihanetlerini, kalleşliklerini soyunup karşına en saf, en yalın benliğimle çıktım.

Sana ait olanı yaşamak istiyorum ben. Aşksa aşk, sevinçse sevinç, hüzünse hüzün, acıysa acı... Senden gelen hiçbir şey korkutmuyor beni. Sen yanımda olduktan sonra her şeye dayanabileceğimi biliyorum. Gözlerindeki derin uçurumlarda bir dağcı edasıyla gezinmek mutlu ediyor beni. Seni her gün yeniden keşfediyorum. Bu keşifte yolumu kaybetmeme imkan yok. Pusulamda rehberimde sensin. Karanlık yollarda ışığımda sensin.

Demet demet çiçek oluyorsun. Ben o çiçek tarlasının acemi bahçıvanı, birini koklasam diğerinin hatırı kalır diye üzülüyorum. Neyse ki her gün yeniden açıyorsun. Ve ben o renk renk çiçekleri bir daha koklama şansına sahip oluyorum.

Ne desem de sevda mı anlatsam diye düşünüyorum. Bu güne kadar söylenmiş en güzel sevda sözcükleri bile sana duyduğum aşkı ifade edemeyecek diye korkuyorum. Dünyanın bütün dilleriyle Seni Seviyorum desem yetmeyecek biliyorum.

Bana dokunduğunda tatlı bir ürperti kaplıyor bedenimi. Hafif bir meltem nasıl gıdıklarsa insanın vücudunu öyle oluyorum işte. Ama senin dokunuşların bu dünyadan uzaklaştırıyor beni. Kendimi lacivert bir okyanusun ortasında buluyorum. İçimdeki sonsuzluk duygusu büyüyor. Hiç bitmesin istiyorum dokunuşların.

Nereye gidersem gideyim yanımda götürüyorum seni. Hiç yalnız değilim bu yüzden. Ne gecelerim sensiz geçiyor, ne gündüzlerim. Yaptığım her şeyde, attığım her adımda mutlaka sen de varsın.

Özlemek aşkın yaramaz çocuğu. Ben o çocuğu bile uslandırdım artık. Özlenen sensin çünkü

Sen benim için bu dünyada özlenmeye değer tek şeysin. Karşıma nasıl çıktığının önemi yok. Biz buna hayatın sürprizi diyelim.

Hani bir piyango bileti alır cüzdanında unutursun da haftalar sonra hatırlayıp listeye baktığında ikramiye kazandığını görür, sevinirsin ya...

İşte Sen Benim Hayatımın Büyük İkramiyesisin !

SENSİZLİK

Önce kolunu çekerdin başımın altından, sonra sırtını

dönerdin. Usulca

sarılırdım sana arkandan, seninle ya da sensiz geçen yılların

hasretiyle...

Ardından yavaş yavaş kollarımın arasından

sıyrılırdın...Yıllardır taşımaktan

yorulmadığım hasretin, tenimden tenime akan o ateş, ağır gelirdi

bedenine...

Uyuyamıyorum, nefes alamıyorum, lütfen sarılma, derdin... Yatağın

bir ucuna

sığınmış bedeninden kovulmak, hayatından kovulmak gibiydi benim

için.

Sığındığım, soluk aldığım tek cennetten kovulmak gibiydi. Beni

uykunda terk

etmen, gerçek hayatta terk edişinden bile ağır gelirdi.

Yanıbaşındaki

sensizlik, o rutubetli evimdeki, o baştan ayağa sen olan evimdeki..

NEYDİ

Hani hayallerimiz vardı bi evin içinde sadece ikimiz olacaktık sen beni öperek koklayarak uyandıracaktın bense sana sarılarak atıcaktım gecenin ve uykunun sarhoşluğunu...içimizdeki büyük sonsuz aşk hiç bitmicekti bana her baktığında bin defa aşık olucaktın...bende sana... Neydi bu hayalleri yarıda bıraktıran neydi beni senden koparan yar? canım acıyor sensizken derdin ben tamda tamamen senin olmaya gelirken sen yarı yolda bıraktın beni şimdi benim canımı acıyor sevgilim...gittiğini kabullenmek açık bi yaraya tuz basmak gibi his veriyor bana naparım sensiz nasıl nefes alırım sen yapabilicekmisin bensiz...unutucakmısın yaşadıklarımızı...Gidene dur demek bana göre değildir bilirsin ama dur yar dur gitme bırakma böyle yarım bizi yüreğim sıkışıyor daha şimdiden çok özledim kokunu ben her sabaha sen varsın diye uyanırdım şimdi uyanmak için sebebim yok gitme yar bitirme bu deli sevdayı bilirsin aşk hiç ortalarda yaşamadım ben ya zirvesindeyim ya en dibinde dibe vurdum bitanem gelde tut elimden yine zirvelere taşıyalım sevda bayrağımızı ....

GÜL KOKULUM

Enez in güzel yaz günlerinden biriydi. Her sabah ki gibi ormana koşmaya gittim. En yakın arkadaşımda yanımda denize girdik eğlendik. Akşamüzeri can sıkıntısı 3 kişi bulduk. Okeye dördüncü aranıyor.

Ya ben yanlış görüyorum yada karşıdan maviş gözlü, kumral, şirin mi şirin güler yüzlü bir masal perisi geliyor. O an sanki büyülenmiştim. Okey oynamayı bir yana bir yana bırakın iki de bir taşları düşürür, ıstakayı devirir olmuştum. Ama galiba ben onun pek ilgisini çekememiştim. Okey bitti arkasına bakmadan gitti.

Sonradan öğrendim ki arkadaşımın yeğeniymiş ve uzun süreli bir beraberliği varmış .

" E be kardeşim dedim içimden...

Yine bir yaz akşamı top oynamaktan geliyoruz. Kan ter içinde kalmışız, saç baş toz toprak içinde... Az ileriden birisi seslenir gibi oldu. Baktım aman Allahım yine o güzel gözlü kız. Tabii hemen havaya girdim bana "iyi aksamlar" dedi. Arkadaşım mavi gözü periye nasıl baktığımı görmüştü.

Yaz bitiyordu ve biz İstanbul'a dönnüyorduk. Mavi gözlü perim aklımdan çıkmıyordu. Fakat sonunda kafamdan atmayı zor da olsa başarmıştım.

Bir gün arkadaşımın ablası bizim bir yeğen var birbirinize çok yakışırsınız diye öyle bir söyledi. Ben pek önemsemedim meğerse abla arada aracılık ediyormuş. Tabiki bunlar sonradan su yüzüne çıktı. Bu arada bir detayı atladım. Uzun süre beraber olduğu gençten problemler dolayısıyla ayrılmış.

Arkadaşımda oturduğum günlerden birinde aablası "Haydi gel kahve içmeye misafirliğe gidiyoruz dedi." Bende "Gidelim bakalım dedim" Aslında biz ne bilelim her şey daha önceden planlanmış. Maviş gözlü perimin evine gittik. Ben onu görünce elim ayağım dolaşmaya başladı. Hatta kahve fincanını elimde unuttu benim güzelim. Gece eve gelince bu konuyu ayrıntılarıyla düşündüm. Sanki içime doğdu. İlk başından beri tahmin ediyordum uzun bir beraberliğe, hatta ölümüne beraberliğe adım atacağımı. İçimden bir ses "Neden olmasın be Serhat diyordu." Ertesi gün yine onlarınn evinde bir tesadüf yapıldı. Beraberliğimizin ilk cümlelerini kurdum sonunda. Eh zor da olsa, kan ter içinde kalsam bile şu an üç yıllık güzel bir beraberliğim var. Dile kolay üç uzun yıl. Aman Allah bozmasın tahtaya vuralım. Biz yıldızlara astık yüreğimizi... Bizim aşkımız gül soylu bir aşk. Allah' tan herkesin kaderine benimki gibi güzel, temiz ve gül kokan bir aşk yazmasını dilerim.

SONBAHAR DEĞİL

Diyorsun ki....

Üşüyorum artık, serin esiyor rüzgar penceremden.

Akşamlar erken olmaya başladı. Korkuyorum, bir tuhaf sallanıyor ağaçlar.

Gördüm bende;

Bir yaprak düştü kaldırım üstüne zamana direnerek.

Ve güneş erken gitmenin telaşında ısınmadaki sırasını bekleyenlere...

Kamelyada oturan insanlar da yok şimdilerde, kesildi sohbetleri...

Yaz bitti gülüm, yaz gitti!

Bohçana bir çeyiz daha koydum zamandan, sonradan açman için.

Çenesini bastona dayamış ihtiyarlar gibiyim

Boy aynamda beni bekliyor özlem dedikleri...

Günler sarı, akşamlar kırmızı, hüzün kokuyor bütün çiçekler.

Leylaklar sümbüller birden gidiverdi, göçmen kuş kanatlarında.

'Cam kenarları soğudu

beklemekten ayaklarım uyuştu,

artık uykulara yenik düşüyorum, gel' diyorsun.

Can sıkıntısına birebir çakıl taşları, denize atıyorum

Her birinde hayatla yeni sözleşme yapıyorum, yeniden düzenliyorum kendimi

Sigaram bitinceye değin tümü, ağzım zehir zıkkım,

Beni alıp gidecek dalgaya söz kesiyorum.

Beni alıp gidecek rüzgara, adını üflüyorum.

Yüreğimin kelepçelerine çaresiz bakıyorum usuldan okşayarak.

Geleceğim gülüm bekle söz veriyorum bir başka bahar...

SON SÖZÜM

Soğuk bir kış günüydü ve yerler bembeyazdı. Birbirimizi görünce yüreğimizi öyle bir sıcaklık kapladı ki ikimiz de aşk ateşiyle yanıyorduk artık. Günler birbirini kovalıyor ,saatler öylesine güzel geçiyordu ki zamanın farkına bile varmıyorduk.

Bu güzellik onun benden sakladığı o kocaman yalanı öğrenene kadar devam etti.

Evet, o evliydi... Ve de çocuğu vardı. Benden bunu saklamıştı. Öğrendiğim o an dünya başıma yıkıldı. Kalbimdeki sızıyı tarif edemiyordum. Göz yaşlarım sel olmuş akıyordu. Gittim ,ondan uzaklaştım. Arkama bile bakmadım. Yüreğimdeki o büyük aşkla beraber ben de yok olmuştum. Bana yapılanları, söylenen yalanları kendime yakıştıramıyordum. Ama o benden vazgeçmemişti. Çok savaştı yeniden birlikte olmak için. Aileme kabul ettirmeyi başardım ve yeniden başladık. O eşinden ayrılmıştı.

Daha da kenetlenmiştik. İleriye yönelik planlar yapıyorduk. Hayaller kuruyorduk. Evlilik fikrini aileme de anlatmıştım. Mutlu olacağına inanıyorsan sen istediğini yap dediler. Mutluydum. O küçücük yüreğim pıt pıt atıyordu. Ama yine ters giden bir şeyler vardı. O yine değişmişti ve benden uzaklaşıyordu. Buna dayanamayıp bitmesi gerektiğini söyledim ona. Tereddütsüz kabuk etti. Telefonlara yanıt vermiyor, beni aramıyordu. Doğum gününde onu aradım. Ama telefona çıkan bir kadındı. Yine yıkıldım. Öğrendim ki benden ayrıldığı süre içinde ikinci kez evlenmişti. Üstelik de ondan da kısa süre içinde ayrılmış sekreteri ile çıkmaya başlamıştı. Yaşadıklarıma inanamıyordum. Bu durumu birde aileme anlatmak vardı. Neyse ki onlar çok olgun davrandılar. Ama ben hala o yalancı insanı düşünüyordum. Aradan altı ay geçti kendimi zar zor toparlamıştım. Bir gün beni aradı.

Beni sevdiğini unutamadığı her şeyi unutup yeniden başlayabileceğimizi söyledi. O anda içimdeki büyük sevgi nefrete dönüştü. Ve onu reddettim. Şimdi ayrılığımızın yedinci ayındayız onu unutmadım. Hayatıma kimseyi sokmadım. Erkeklerden hep korktum. Yine aynı şeyleri yaşamak, yine aynı acıları çekmekten korktum. Biliyorum ki hayatımda kimse olmayacak. Çünkü o beni bu genç yaşımda hayata küstürdü, toprağa gömdü. Ona son sözüm şu: Bana bunları yaşattığın için hayatın boyunca sende mutlu olma.

GİTME

Gidiyorsun yine gitme desemde

benim için kendinden vazgeçiyorsun herşeyi bir kenara koyup sonsuz çok uzaklara gidiyorsun yanlız kalacağını zannediyorsun ama şunu unutma ki ben seni tüm kalbimle sevdim bazen yüzümde gülümseme uyandırdın bazen se kalbimde bir kıpırtı

anlamalı bilmediğim daha birçok şey ...

kulağımda bir melodi oldun

gözlerimde bir ışıntı

ve en önemlisi bir daha sevmemeyi de senden öğrendim

şimdi kilit vuruyorum yüreğime

sonsuz umutları yüreğimin bir kenarına koyuyorum

belki gelirsin diye

uzaklara dalıyor gözlerim

ta o günlere....

biz umutluluğu kısa zamanda yakaladık ama

bir o kadar da mutsuzluğu da

yarım kalan bir sevgiydi bizimkisi

belkide başlamaması gereken

artık ikimizde bir mazi olduk

her seven gibi...

YETER ARTIK

Yeter artık bırak yakamı...

Sıkıldım her akşam seninle yatıp her sabah seninle uyanmaktan.

Sıkıldım artık anlıyor musun? SI-KIL-DIM...

Elimdeki elinden, dilimdeki isminden herşeyinden sıkıldım. Nedir benden istediğin? Bırak peşimi kendi hayatımı yaşayayım. Bırakta biraz hayal kurayım içinde sen olmayan. Bırak biraz hayatı kendi gözlerimle göreyim.

İlgilenme artık benimle. Lütfen sabah uyandırmak için öpme yanağımdan, okşama saçımı işe geç kaldığımı söylerken. İlikleme düğmelerimi giyinirken ve uğurlama kapıdan çıkarken. Ben giderim...

Yürüme yanımda artık. Yalnız yürümek istiyorum bu sokaklarda. Sarılma lütfen, ellerim cebimde kalsın. İkaz etme ben kendim göreyim yanımdan geçen arabaları...

Karışma artık aldığım kararlara sana danışmayacağım...

Silme artık göz yaşlarımı ben böyle mutluyum. Dokunma yanağıma...

Bakma gözlerime öyle. Bakma artık...

Sus... Sus ve söyleme artık beni sevdiğini. Sonra çekip gidiyorsun...

Dönme bana arkanı yine. Bak gidiyorsun işte beni tekrar amansız karanlık bir sabaha terkediyorsun.

Sana yeter artık diyorum. Günler, haftalar, aylar geçti beni sensiz, beni bensiz bırakalı... Sen hala her akşam bana aynı işkenceleri yapıyorsun ve her sabah dönüp arkanı aynı o günkü gibi çekip gidiyorsun...

Yeter artık bırak yakamı...

Yoksa... Yoksa ben bırak gideceğim bu hayatı...

ÖPÜŞTÜĞÜMÜZDE!

Seni anlamadığımı mı sandın..? Umursamadığımı mı..? Eğer öyleyse

yanıldın bebeğim, ya da ben yanılttım seni.

Hezeyanlarımla kol kola geçerken günlerim, usul usul özledim senide

farkettirmedim... Çocukluğuma ver.

Bana her seni seviyorum deyişinde, bende seni derdim de kırılırdın ya

gizlice... Tembelliğime ver.

Hani seni kıskanırdım da belli etmezdim ya, hani uğraşırdın kasıtlı,

kızdırmak için ama ben tepki vermezdim... Aptal gururuma ver aslında

delirirdim.

Sen her buluşmamızda gözlerini ayırmazken benden, ben sağa sola

bakardım da bir türlü uzun uzun bakamazdım ya sana... Ürkekliğime ver

Öpüştüğümüzde sıkı sıkı sarılırdın da bana, ben kollarından nazikçe

sıyrılır arkamı dönerdim ya sana ... Rengime ver, kıpkırmızı olurdum o

anda...

Ve bir gün sen gittin, giderken seni hep saklıyacağım dedinde ben

ağzımı dahi açamadım ya...Sabrıma ver arkandan çok ağladım oysa

Aralasam penceremi usulca sokulur musun geceme..?

Dönsem yüzümü rüzgara ve sana..

Çeksem bana sunduğu kokuyu,"seni" taa içime..

Islansa dudaklarım özleminin akıttığı gözyaşlarıyla..

Hayalin canlanıp siler mi parmak uçlarıyla..?

Sokulsam usulca koynuna..

Nefes almaya korkarak dalsam gözlerine..

Hiç kıpırtısız,heykele dönüşmüş bir bedenle

gidersem özlemimi..

Susmasan..

Hep konuşsan..

Anlatsan bana beni..

Sendeki hikayemi..belki de bizi..

Usulca haritasını çıkarsam yüzünün parmaklarımla..

Küçük buselerle teyid etsem çıkardığım her adresi..

Ve sen olsam..Sendeki ben olsam..

Benim olsan..

Damarlarıma doldurduğum sen ile uzasa gece..

Biriktirdiğim kelimelerimi döksem bir bir..

Toplasan benden dökülenleri..alıp yüreğine yerleştirsen..

Tıpkı hep hayal ettiğim gibi..

Şımarsam azıcık ama fazlasıyla seni şımartsam..

Öpsem..Koklasam..Sımsıkı sarsam..

Yetinmesem gördüklerimle aksam içine nefesinle..

Sen olsam..

Ah sen olsam..

Başkaldırsam herşeye yaşananlara inat..

Dimdik dikilsem mazinin önüne..

Kazısam hiç olmamış gibi..

Yok etsem..

Dolaşırken parmakların saçlarımda kondurken

küçük buselerini omuzuma mayışsam..

Sımsıkı kilitlediğim gözlerimde oluşturduğum

hayal dünyamızda kanatlansam..

Seni de sürüklesem peşimden konduğum her buluta..

Sek sek oynasak elele..

Gülsek.. Eğlensek.. Çocuk olsak birlikte..

Sonra sen yine bir anda büyüyüp bastırsan

sıkıca göğsüne beni..

Nefesimi kessen..

Ürpersem hissettiğim teninle..

Uzun iç çekişlerle kokunu çeksem ciğerlerime..

Huzur olsan..Huzurum olsan..

Canıma katasım var seni yine..

Hadi kat kokunu rüzgara yolla bana..

Ta uzaklardan buralara

Ya da daha iyisi bak gözlerimin içine

İlk gördüğümdeki gibi, bakarak uzat elini..

(o kendini biliyor)

BENİ SEVMEDİN

Belki dahada güzel olabilirdi herşey... sensiz yada seninle...

bilmiyorum...

olmalı mısın olmamalı mısın bilemiyorum. beni anlayamıyorsun ben

artık kendimi bile anlayamıyorum belki

herşey çok uzak yada yakın senin gibi sen bana yakın mısın ki?

böyle bomboş çaresiz sadece düşünüyorum elimden başka hiç birşey

gelmiyorki

bu bi şiir değil sana yazılan sadece düz bir yazı içimden gelen

sadece yazıyorum boş bir sayfa buldum ve yazıyorum

okumayacağını bile bile...

sevdim mi???

sevdim....

çok fazla sevdim galiba seni fazla değer verdim.

anlamadın hiç bi zaman ve ben anlamanı bile beklemedim

ben sadece sevdim

bomboş bir kalp buldum ve sevdim

sen sevdin mi beni???

bilmiyorum...

tek bir cevap ve bitti bütün sorun çözüldü

bilmiyorum.. bilmemek... insan ne hissettiğini bilmezmi???

herkes herşeyi sever; ailesini sever, köpeğini sever, saksıdaki

çiçeğini sever, bebeğini sever...

ben ailemi sevdim, köpeğimi sevdim, çiçeğimi sevdim...

ama en çok seni sevdim

AŞK... aşık oldum sana...

sen aileni sevdin, köpeğini sevdin, çiçeğini sevdin,

BENİ SEVMEDİN... en çok beni sevmedin sen...

o kocaman kalbinde ufacık bi yerim bile olmadı. herkese yer vardı

bana yoktu.

GİTTİM... bende gittim

Yokum artık koltuğuna yaslan ve ayaklarını uzat televizyon karşısında

maç izlerken ve biranı yudumlarken

beni düşünme yorgunluğunu at sana aşık olan bir kalbin...

bende yorgumluğunu atıcam sana aşık olan bir kalbin...

......HOŞÇAKAL.....

TERKETMEK

Sevme kapasitesi sadece bencillikleriyle sınırlı olanlar, kendilerini sevebilen insanların onlara yüreklerinde ayırdıkları yer kadar büyüyebilirler.

Kimileri "seviyorum" der terkeder, kimileri sever ama "şartlar gereği" istemeden terkeder; kimileri hiç sevmeden terkeder, kimileri mekan değiştirmeden terkeder, kimileri de Tanrinın ilahi bir kararıyla terkeder. Sonucta, terkedilenler yürekten sevenlerdir, bu terkedilişin acısını hissedenlerdir. Onun için yalnızlık çekerler. Bununla beraber, aynı çatı altında yaşayıp, çocukları bile olduğu halde birbirini sevmeyen, sevmesini bilemeyen ya da tek taraflı seven insanların dramıyla doludur terkedilmiş hayatlar. Onlar kendilerini sevenleri mekan olarak terk etmeksizin gönülden terk ederek onlara manevi bir sürgün hayatı yaşatırlar.

Doğruyu söylemek gerekirse, mekan ya da gönül değiştirerek terk edenleri önemli, anlamlı, sevgili, unutulmaz yapan, "onsuz olmaz" yapan hep kendi yüreğimizdir. Bizim gönlümüzde, bu insanlar bizim arzumuz ve sevgimizin gücüyle "büyük" olurlar. Peki, bu insanlar gerçekten bu sevgiye ve ilgiye layık mıdırlar? Onları bizim hayatımızda büyüten, onların üstün insanlık ve kişilik özellikleri midir, yoksa bizim sevgiye, sevgiliye olan özlemimiz ve yalnızlıktan korkumuz, ya da sevdiğimize inandığımız insana bahsettiğimiz ama kendi kendimize yarattığımız bir hava kabarcığının içindeki kelebek ömrü misali yaşanan bir düş dünyası mıdır? Bu insanlar bizim için gerçekten gönüldaş mıdırlar ya da hayatın karmaşasında yolda kazara çarpıştığımız, aynı asansörde beraber mahsur kaldığımız, ya da aynı otobüste beraber yolculuk ettiğimiz, aynı güzergahta binmiş ama bizimkinden farklı bir istasyonda inecek insanlar mıdır? Bizim yaşamdaki görevimizle onlarınki aynı mıdır? Acaba bu insanlar hayatımızdan çıkarken farkında olmadan ya da istemeyerek --- çünkü onlar kendilerini bizim devleştirdiğimizi unuturlar ya da fark etmezler--- bize iyilik mi ederler? Önemli olan bu soruları sorabilecek kadar gerçekleri görebilmektir. Tanrı nın insanoğlunun yaşamına "kader" adını verdiğimiz alın yazısını çizerken "adaletsizlik" yaptığını düşünürüz çoğunlukla Ama aslında o, bizim hayatımızda, kapasitesi ve özel görevi nedeniyle sadece belli bir zamanda bulunması gereken ve kendisinin kaldıramayacağı bu görevi layıkıyla yapabilecek bir başkasına devretmesi gerektiği ve ötesini hak etmediği gerçeğini bize haykıran, o ilahi bir adalet değil de nedir?

Sevenler ve sevmesini bilenler, sevilmeseler dahi büyümeğe devam ederler. Sevme kapasitesi sadece menfaatleri ve bencillikleriyle sınırlı olanlar, kendilerini sevebilen insanların onlara yüreklerinde ayırdıkları yer kadar büyüyebilirler. Seven insan, sevdikçe İNSANLIK katında yüceleşir, verdikçe büyür, Tanrı katında melekleşir. İşte böyle bir hayat tecrübesi sayesinde DOSTLUK kavramının yüceliğinin ve içindeki sevginin anlamının fark edilmesi fırsatı doğar. İşte o an, insanın iç dünyasındaki Rönesans uyanışıdır. Devrimlerim en anlamlısı, özgürlüğe açılan bayrakların en güzelidir. Dostluk sıradan bir kavram gibi görünmekle beraber, evrenin düzeninde ve yaşamımızda varoluş kadar bir öneme sahiptir. Karşımızdaki insanı olduğu gibi sevebilmemiz için, önce onunla ve inandığı değerlerle dost olmamız gerekiyor. Evrende de bütün cisimler arasında bir kütlesel çekim gücü vardır. Aşkta, karşımızdaki insanı olduğu gibi sevmeyiz aslında, olduğu şekilde göremeyiz çünkü bizim gözümüzde olması gerektiği şekilde görürüz herşeyi; ona olduğu gibi değil, kendi hayal dünyamızda olması gerektiği gibi bakarız. Tıpkı çölde susuzluktan ölüme mahkumken bir vaha görmemiz gibi

Dostlar terketmez. Ama, aşıklar terkeder. Çünkü aşk, bir sinema filmi gibidir. O filmde oynadığınız rol, film süresince vardır. Bir başka filmde farklı bir rolde olacağınız için, bir önceki rolünüzle ilginiz kalmaz. Dostluk üzerine bir aşk kurabilirsiniz. Ama aşk üzerine dostluk milyonda birdir. O tür bir aşkın temelinde az oranda bulunan başka duygularla karışmış olmakla beraber, dostluk duygusu baskın miktardadır mutlaka. Aşk, sevgi başta olmak üzere her türlü duygunun karışık bir şekilde bir araya geldiği bir manevi yoğunluk olarak çıkar karşınıza. Bu yüzden, aşkın barometresindeki ibrenin sevgiyle nefret, coşkuyla öfke, iyiyle kötü, ruhla beden arasında gidip gelmesine hiç şaşmamak gerekir. Size "Bu insana neden aşıksınız?" diye sorulsa, genellikle vereceğiniz cevaba kendinizden başka kimse anlam veremeyecektir. Hatta sizin bile çoğunlukla kendi cevabınıza anlam vermekte zorluk çekme olasılığınız çok yüksektir. Çünkü böylesine karmaşık yapılı bir duygunun sizce anlamı ya da derinliği değil, sadece var olması, bir morfin gibi sizi yalnızlık denen başka bir karmaşık duygunun zindanından mümkün olduğu kadar uzun bir süre için almasıdır önemli olan. Oysa ki, çok derin bir dostlukla bağlandığınız bir insana olan sevginizi anlatmak için fazla zorlanmazsınız. Davranış ve tavırlarınızla anlatırsınız sevginizi, ona verdiğiniz değeri Söylenecek çok şey vardır, ama sözlerin yerini bakışlar, davranışlar ve sadece sizin ikinizin konuşabildiği bir dil alır. Yıllar sonra bile, yine o kaldığınız yerden başlayabilirsiniz sohbetinize. Aşktaysa, insanlar birbiriyle bir daha o ayni dili konuşamazlar; ne kaldıkları yeri hatırlarlar ne de ne söyleyeceklerini. Çünkü aşk dinamik bir yapıdır, belli bir yoğunluk derecesinde ve etkileşim kıvamında olmak zorundadır. Duygunun olumlu ya da olumsuz olmasına bakmaksızın yoğunluk açısından üst düzeyde olması gerekir. Hangi insanoğlu nasıl bir insanüstü enerjiyle böyle bir duyguyu sürekli aynı düzeyde tutabilir ki?

Dostlukta, sevilmemek ya da kaybetmek korkusuyla karşınızdaki tarafından bir anda terkedilmeniz söz konusu değildir. Aksine, onu siz terk ettiğinizde, o da sizi zamanla terk edecektir; bazen de hiç terk etmeyecek ama hafızasının ve kalbinin derinliklerinde bir yere gömecektir. Onu kolayca bulamazsınız ama kolayca kaybedemezsiniz de. Aşka gelince, o, hızla girer hayatınıza ve ayrılması da o kadar anlıktır. Ama insan olarak hayatınız o hızla değişen duygu yoğunluk ibresine ayak uyduramadığı için sizi hazırlıksız yakalar ve hasta eder. İşte, o yüzden aşk virüsünün bulaştığı beden hastalığın ilerlemesiyle normal işleyişinin dışına çıkar. Beyinle kalp arasındaki kan dolaşımı ve sinir iletişim ağı farklı bir şekilde çalışmaya başlar, haberleşme ve ulaşım yavaşlar; hatta, işlemez hale gelir. Duygulu ve duyarlı bir insansanız çabuk etkilenir, çabuk yenik düşersiniz. Ancak güçlü bir irade ve sağlam bir kişilik sahibiyseniz, gerekli iyi beslenme ve bakımla kendinize gelir, bir daha da kolay kolay hastalanmayabilirsiniz. Çünkü artık bağışıklık kazanmış olursunuz. Dostluk, aslında aşk denen virüsün yatağa düşürdüğü insanı ayağa kaldıracak tek ve en güçlü serumdur. Ne tıp ilmi, ne de diğer ilimler, etkisi daha güçlü alternatif bir ilacı henüz bulabilmiş değildirler.

Dostlukta fiziki bir beraberlik ya da belli bir mekan olması gerekmez. Buna rağmen, çok yoğun bir birliktelik söz konusudur... Gönül ve düşünce birliği dostları asktan öte bir duygu boyutunda yasatır birlikteliği. Ortak olan o kadar çok şey vardır ki... Belki aynı sokakta beraber yürümezsiniz, ama aynı ruh hali ve düşünceyle adımlarınızı beraber atarsınız. Yalnız olmadığınızı bilir, kendinizden emin olarak korkusuzca yürürsünüz o, yürümeğe çekindiğiniz yolları.

Dostluk, gecelerin en alaca olduğu karanlıklarda bile bazen bir Ay ışığı, bazen de bir Kutup Yıldızının parıltısı olarak çıkar karşınıza. Bilirsiniz ki gökyüzünün en acımasız olduğu, karanlığın hiç gitmek istemedigi zamanlarda bile bir yolunu bulup çıkar gelir bulutlar arasından. Bilirsiniz ki, o muhakkak gelecektir ve size umut verecektir, yola devam etmeniz için. Oysa, aşk, bir Kuyruklu Yıldız gibidir. Gelip geçiverir gözünüzün önünden. Dilek tutmağa bile fırsatınız olmaz. Kırk yılda bir gelir. Ne zaman ne amaçla geldiği de belli olmaz. Onu Kutup Yıldızından ya da Ay'dan daha çok arzularsınız, çünkü hiç sizin olmamıştır. Aslında, Kuyruklu Yıldız sadece sizin hayal dünyanızda yaşayan bir cansız oluşum. Gökyüzünde hayatınızın atmosferinden geçerken aşırı ısınmayla ateş topu haline gelmiş bir Göktaşıyla Kuyruklu Yıldız arasında hiç bir fark yoktur temelde. Kuyruklu Yıldız, sevmediği için terkeder; Göktaşıysa başka çaresi kalmadığı ve zayıf karekterli olduğu için düşer hayatınıza. Küçük olanları, küçük bir yarayla atlatırsınız ama kütlece büyük olanların hasarı daha fazla olur. Dostluk, sabahları Güneş, geceleri de ya Ay ya da Kutup Yıldızı olarak dünyanızı aydınlatır Sizi karanlıklardan ve kışın acımasız soğuğundan koruyan hep odur Farkına bile varmazsınız onsuz yaşamın ne kadar zor ve cehennem azabı oldugunu.

Öyleyse, milyon yılda bir gelip şöyle bir yanınızdan geçecek diye beklediğiniz Kuyruklu Yıldıza ümit bağlamak ve yaşamınızı karanlığa gömmek yerine, gecelerinizin güneşi yanı başınızdaki Ay'ı, en karanlık ormanda bile size doğru yolu gösteren, bilge Kutup Yıldızını ve varlığıyla sizin ve çevrenizdeki bütün güzelliklerin yaşam kaynağı olan ve etrafında sizin gibi nicelerinin deli divane olduğu Güneş'e neden gönül vermediğinizi merak ediyorum. Elinize, teleskopla gökyüzüne bakma fırsatı geçtiğinde, zamanınızı ve emeğinizi Halley Kuyruklu Yıldızını beklemeğe ya da kovalamağa harcamak yerine, yaşamınızda bu kadar önemli yeri olan Güneşe, Aya ve Kutup Yıldızına ayırsanız, hem kendi yaşamınıza, hem de size yüreklerini açanlara haksızlık etmemiş olacaksınız. Tanrı'nın bir mucizevi lütfu olan dostluk, bir insanın kendisine ve insanlığa sunabileceği en anlamlı ve eşsiz bir armağandır. Sizi gönülden seven ve değer veren bir insan, böyle bir armağandan başka ne isteyebilir ki? Öyleyse, yeni bir yıla başlarken sevdiklerinize vereceğiniz en güzel armağanın parayla satılmadığını anlamışsınızdır ve zengin olmanıza de gerek yoktur. Yeterki kalbinizin sesini dinleyin.

Ve unutmayın, dostlukta terkedilmek ya da sevilmemek korkusuna yer yoktur, siz dostu ve sevgiyi terk etmediğiniz sürece

AFFET BENİ

Burnu bir karış havada, gözü yükseklerdeydi ben onu sevdiğimde.

Hele hele benim aşkımı yerden yere vurup, nasıl kırmıştı kalbimi zalim.

Dudaklarından dökülen acı sözleri; öyle ki, bugün bile unutamadım.

Ne tebessümdü o, zehirden beter.

Her olayda içim paramparça, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı olurdu.

Yorgun düşerdim onsuz geçen, onunla dolu, koyu siyah gecelerden.

Pişmanlıktan kendime lanetler eder,

Sevgimi söylediğim günü düşündükçe,

Kaleme sarılıp yazardım ona nefretin aşkla kucaklaştığı o uzun mısralarımı.

Derdim ki; alın yazımdı, onbeşimin çocuksu aşkıydı.

Nasıl da gülerdi canı istedi mi...

En anlamlı bakışlarıyla önce ümitlendirir,

Ardından bir uçurumun kenarına yapayalnız bırakır giderdi.

Ben çaresiz, ben yorgun, ben bıkkın bu sevdadan.

Ah bilirdi o insafsız, diri diri yanardım o böyle yaptıkça...

Şubatın buz gibi kasvetli soğuğunda; onda ne bulduğumu bugün bile bilemem.

Ama o günlerde hayatımın amacı, varolma gibi gelirdi bana.

Çocukluk mu, yoksa gençliğimin safça tutkusu muydu bu kölesiye bağlanış,

İçten içe kopan fırtınalar, bu delice yakarış?

Kimbilir, belki de sevilmeye muhtaç bir kalbin bitmek bilmeyen kaprisi...

Ondan hiçbir şey istememiştim.

Sadece sevgi...

Evet, şimdi yıllar sonra ben, onu düşünüyorum ilk defa kucağımda resimler, hatıralarla.

Hava yine soğuk, yine kasvetli gözleri gözlerimde yine sevgi, derin yüreğimde.

Unuttum sanırdım, meğer aldanmışım, ağladım saatlerce.

Bu onun "ölüm yıldönümü"dür.

17'sinde toprakla kucaklaşan, o zalimin hikayesidir anlatılan.

Bir melodidir kırık, umutsuz...

Doldururken sensizlik o an odayı gönlüm hala boş, kafam yine dumanlı.

Bir feryat yankılanmıştı acı dolu tam 15 yıl önce bugün bomboş kırlarda.

Deli gibi koştum sınıfa, sırası boştu.

Benim kadar çaresizdi her köşe.

Kendi kendime konuşarak yaklaştım sırasına;

"Sen ölemezsin; canımsın, sevgimsin, emelimsin...

Dileğince nefret et, alay et duygularımla ..

Kızmam sana ...

Ama ne olur bir yalan olsun, acı bir şaka.

Evet, evet beni üzmek için yapıyorsun.

Herşeyini özledim...

Allahım son defa göreyim yeter bana"

Bu sensiz yakarış defalarca sürmüştü...

ta ki, ölümün o sinsi kokusunu içimde duyana kadar.

Hıçkıra hıçkıra ağladım, sıraya kazıdığın ismini öptüm.

Sonra, ona ait birşeyler bulmak için aradım her köşeyi...

Yalnızca buruşturulmuş bir sayfa, rengi solmuş.

Yazı, onun yazısı.

Bir mektuptu, özenilerek yazılmış, belki de çok emek verilmiş her satırına...

Çok şaşırdım, mektup bana hitabendi.

Korkakça, kaybolmasından korkarak,

Acıyla okudum her cümleyi kalbimde büyüyen bir özlemle...

Hele hele o ilk satırı...

Öyle ki, bugün bile unutamam, okudukça ağlarım.

"İnsan sevdiğini yerden yere vururmuş bir tanem, AFFET BENİ !!!..."

YILDIZ GÖZLÜM

İlk önce sen bu satırları okurken ben bu dünyada olmayacağım. Ve de özür diliyorum senden " seni " karanlık ve de koyu yalnızlık deminde sevgisiz bıraktığım icin özür dilerim bahar gözlüm

İlk defa seni sevmiştim: yüreğimdeki sevda ateşini yalnız senin için yakmıştım ve ben ölsem de sen yasadıkça bu sevda ateşi hiç sönmeyecek..Belki bu satırları okurken bir masum güvercinin ürkekliğini ve de gözlerimden süzülen gözyaşlarımın ıslaklığını ; ben yazarken ki ağlayışlarıma sen okurken eşlik edeceksin

Can özüm, Beyaz kelebeğim

İlk defa sana açmıştım kalbimin kilitli olan kapılarını. Güneşe kapalı olan gönlümün perdelerini senin tatlı gülüşlerin için aralamıştım. Senin için akıttığım gözyaşlarımı ve de seni üzdüğüm gecelerde uykuların bana haram olduğunu yazmalıyım sevda kokan satırlarıma. İlk öpüştüğümüz bahar sabahı hala aklımda ve solgun dudaklarım hala dudaklarının sarhoşluğunda

Seninle mutluydum. Seninleyken Cennetteki Leyla ile Mecnun gibiydik. Yalnız ve karanlık gecelerimde üşümemek için hep senin hayallerine sarılıp uyuyordum. Sabahları hayata seninle merhaba diyebilmek için gözlerimin önüne senin tatlı tebessümlerini getiriyorum.

Sunu bil ki MELEK KALPLİM; Sensiz Cennette yasamaktansa seninle Cehennemde alev alev yanmaya razıyım ben. Son nefesimde bile ismin olacak dudaklarımda. Kalbimde senin sevgin ve de dudaklarımda ateşin olacak. Gözlerindeki gözyaşlarını sadece ben silmeliyim sadece ben ölmeliyim senin için

Dileğim ; tüm dileklerinin gerçekleşmesi, sana umutlarım kurdun tüm hayallerinin sabahına gerçeğe dönüşmesi Tek istediğim Rabbimden ben gidince gözlerinden süzülecek her gözyaşı damlası için gökyüzünden binlerce mutluluk damlası bırakması..

Ve gidiyorum iste senden uzaklara sessizce ve de seni severek gidiyorum. Gözlerimi yıldızlara , tebessümlerimi güllere kalbimi senin sıcak yüreğine emanet ediyorum.Ve de hiçbir zaman unutma beni senin gözyaşlarını ben uzaklarda olsam da hissederim. Kıyamam gözyaşlarına Sakın ağlama bahar gözlüm..

Acılarını ve de hüzünlerini sahildeki kumlara bırak ki bir rüzgar estiğinde hemen kaybolsun. Mutluluklarını ve de sevinçlerini her zaman gözlerinde sakla ve gülüşlerinde mutlu ol.. Mutluluklarında ve sevinçlerinde sevgim ve ben olacağım..

Gidiyorum ve gitmeliyim ama unutma giderken kalbimi yüreğine armağan ediyorum. Ona iyi bak Ben yıldızlar kadar uzak olsam da gerçekte bir nefes kadar yakın olacağım.

Bir gün yanıma gelirsen beni saran kara toprağın üzerinde karları temizle ve de orada bir nazeninin bir sevda tomurcuğu bulacaksın dokun ona. Ve onun yapraklarında sana yazılmış binlerce " seni seviyorum" kelimesi bulacaksın. Belki bedenim toprağın altında çürüse de unutma ruhum ve de kalbim her zaman seninle olacak. Ben senin Cennetin kapısında Leyla'sını bekleyen Mecnun misali bekliyor olacağım. ,

Elveda YILDIZ GÖZLÜM...

Her sabah hüzünle karışık bir umut var içimde. Sensizliğin hüznünü, yeni bir günün seni getireceği umuduyla bastırıyorum. Her doğan gün yeni bir umut, yeni bir arayış benim için. Belki sana kavuşacağım zamana bir gün daha yaklaşıyorum, bugün değilse yarın... Kim bilir beklide yalnızca kendimi avutuyorum. Gittiğinden beri hep yalnızlık şiirlerine takılıyor gözüm. Bir başıma değilim sensizlikten yalnızım.

Terk edilip gitmek en çok nasıl koyar insanı bir ben bilirim. Gitmelerin gidenlerin arkalarında bıraktığı çaresizlikleri, en koyu özlemleri... Senin gidişin bişr ateş gibi çöktü yüreğime. Hiç bir yağmur yetmedi içimdeki hasret ateşini küllendirmeyi. Hiç bir sevgi yetmedi senin özlemini gidermeyi. Ben her sabah beni sana götürecek yollarda yürüdüm, senin duyacağın şarkıları söyledim yalnızca. Ve gelmeyişinin her akşamında aslında doğduğunu hiç anlamadığım güneşle beraber ben de battım bir kez daha...

Geceleri hep uyudum, uyudum; gün boyu çektiğim hasreti rüyalarımda biraz olsun giderebilmek için. Her şeye iyi gelen yaraları iyileştiren zaman hiç bu kadar acıtmamıştı yüreğimi. Bin bir umutla sarıldığım sabahlar artık hiç doğmaz oldu. Benim günümde gecemde karanlık şimdi. Ne ay uğurluyor gecelerimi ne sana benzettiğim yıldızlar parlıyor. Elimde kaldı umutlarım.

Sensizlik öyle kötü bir yara oldu ki artık., içimde öyle büyük bir boşluk açtın ki, bir gün olurda geri dönersen kendi yaptığın boşluğu sen bile yetmeyeceksin. Orası hep bomboş paramparça kalacak. Büsbütün çam kırıklarıyla kaplı kalbim. Ne zaman seni düşünsem, seni hatırlatacak en ufak bir şey görsem o kırıklarla dolu yeri batmaya başlıyor yüreğime. Artık sabahları yalnızca hüzünle uyanıyorum. Hiç bir şey beklemiyorum günden. Seni bile.

Varlığında sensizliği yaşamaktansa içimdeki boşluklarla, kırıklarla, boş umutlarımla sensizken alışırım, alışmaya çalışıyorum yokluğuna...

Tam da bir bahar akşamıydı rastladığım sana, daha yenice düşmüştü papatyaların tohumu yağmurdan sonra toprağa. Boğazıma takıldı sözcükler ,dilim dolaştı,bir merhaba diyemedim ben sana.Kalbimin ilk koşusuydu ,AŞK maratonunda! öylede güvenişi vardı ki sorma! sanki dünya birinciliğine adaydı,hem de daha ilk koşusun da

Ellerimle tutmasam belki de alacaktı altın kupayı ama korktum!!sonuncu gelip mağlup olmakta vardı işin ucunda!! hem daha bilmiyordum ki kimdin neydin sen? gökten mi düşmüştün yere, cennetten kaçan bir melekmiydin? Yoksa ademle havadan sonra sende mi kovuldun cennetten sende mi aynı elmadan kopardın.

Yoksa melek kılığına girmiş Azrail miydin canımı almayanı gelmiştin gözlerinde miydi

Hançerin ondan mı titremişti yüreğim ilk baktığın da, gözlerime gözlerin..

Sen kimsin ? ellerindeki bu sıcaklık niye niye böyle yanıyor yüreğim geldiğin gibi gideceksin diye

Sormayacağım artık tamam küsme bana, küsüp de gitme sakın! geldin ya, kal! uzun uzun ,kal! İstersen kimliğini gizle hiç söyleme..

İster meleğim ol varlığıma, ister Azrail ol canıma ama gitme daha yeni tanıyorum seni yeni yeni öğreniyor kalbim seninle AŞK ı

Tam da bir bahar akşamında rastladım sana tam da yağmurlardan sonra kokusu düşmüşken toprağa çimenlerin , beklide kimbilir sen baharsın bu karanlık kışıma , hiç gitmeyeceksin söz değilmi??...

Daha Aşk'ın yazını öğreneceğim senden bahardan sonra, şimdi mevsim bende bahar seninle

Önümüzde daha kocaman bir YAZ var AŞK bizimle ,kapkara kışlar ise şimdi çok uzaklarda kalan başka yüreklerde...

Kendimizi tanıdıkça öteki dediğimiz yabancıya yakınlaşır ruhumuz. Hayatta var oluşumuzu sürdürebilmemizin en önemli başarılarından biri, dışımızdan akan seslere ve görüntülere aynı netlikle yaklaşabilme yeteneğimizi geliştirebilmemizdir. Ötekine baktıkça ne kadar farklı olduğumuzu ve yine ötekine baktıkça ne kadar aynı olduğumuzu anlama yeteneğimizdir bizi insan yapan. Çünkü tek olduğunu bilmek ve çok olduğunu unutmamak evrenin sunduğu sihirli bir oyundur.

Bu oyunu oynarken sembollere ihtiyaç duyan insan harfleri hecelere, heceleri kelimelere, kelimeleri de cümlelere yansıtarak anlatmaya başlamış içinin yankılarını. Gün gelmiş ve cümleler bitince iç sesin dinginliği sarmış evreni insan ötekine anlatamadıkları yazmaya başlamış. Tıpkı benim gibi...

Beynimin kıvrımlarında dönen heceler yan yana gelip bir anlam ifade ederken "gitmek" kelimesini yüklendi ruhum. "Gitmek ama niye, nereye?" diye nili -çivit rengi mavinin parlak bir tonu- bir renk belirdi içimde. Aslolan gitmek değil gidebilmektir. Kendi iç yolculuğunda gitmek, aşkın içinden geçip dünyanın içinden gitmek. Gitmek bir keşiftir aslında. Yinede seyyah gittiği, gidebildiği yere -yükü ne kadar ağır olursa olsun- kendini taşıdığını ve kendi iç yolculuğunda beyninin ve gönlünün kapılarını açamadığı müddetçe sadece gitmek eylemini yapmış olmakla kalacağını bilir. Kendi keşfini tamamlamaya çalışan ve yolculuğunu sürdüren insan ötekini keşfeder. Kendinizi keşfedemediyseniz ötekini keşfetmeniz sirke tadında bir haz bırakır damağınızda.

Kelimelerin bana hibe ettiği en güzel hediye gitmek istediğimde gitmemdir. Bugün gitmek istiyorum... "Kelimeler ya da yollar beni nereye götürürse oraya" Nar ekşisi hayatlardan, yapaylaşmış dostluklardan, asaletini yitirmiş aşklardan çıkıp gitmek istiyorum. İçimde duyduğum bu acı biliyorum ki bir kambur gibi benimle beraber gelecek, ama olsun ben yeni hayatlar tanımak, yeni yüzler görmek, hiç bilmediğim dillerini anlamadığım insanlarla iletişim kurmaya çalışmak... Başka yerlerde başka acılar duymak, dirilmek, delirmek, şaşırmak, aslolmak, hasret çekmek, yalnız kalmak.. En çokta yalnız kalmak için, yalnızlığın içinde kendi keşfimi sürdürmek için gitmek istiyorum.

Kendi iç yolculuğunuzda gidebildiğiniz yere kadar gitmeniz dileğiyle...

MEKTUP

Yine sessiz bir kış seheri, odamın perdeleri açık, kar usul usul yağıyor şehrime. Dört tane duvar , yaylı yatağım , yatağımın baş ucunda duran ahşap sehpa ve üzerindeki içi boş vazo; geçen sene vardı içinde bir şeyler ama zamana, birazda susuzluğa yenik düştüler. Kocaman dev blokları olan dillere destan bir konağın arkasına saklanmış küçük ,ahşap bir evdeyim işte. Kimim kimsem yok, annemi hiç görmedim , babam; bir yaz akşamıydı iyi hatırlıyorum , sofada oturmuş gümüş kabzalı tabancasını temizliyordu, ben yan odada elimi kafese daldırmış babamın kanaryasını tutmaya uğraşıyordum . Babam sinirli adamdı kızdığı zaman eline ne geçerse fırlatır, yeri göğü inletirdi, bana hiç kızmamıştı belki o silah patlamasaydı bir gün bana da sinirlenecek belki bir tokat patlatacaktı yanağıma . Silah sesini duydum öyle bir irkildim ki masadaki kafes yere yığılı verdi , bir an kuşun delicesine çırpınışını gördüm, içim korkuyla dolmuştu hemen sofaya koştum babam yerde öylesine yatıyordu ki korkudan yaklaşamadım bile . küçük kanaryamda ölmüştü babam da, artık hiç kimsem yoktu. İlk başlarda böyle olmadığını sanıyordum baba tarafımdan akrabalarım vardı, iki üç yıl sonra kendimi sokaklarda buldum . Ne babam vardı ne de bir yakınım. Yirmilerimde bir kız sevdim! İşte şimdi bu küçük kasabadayım yalnızlığımda pek bir değişiklik yok ama biraz yaşlandık galiba gelecek ay elliyi devireceğim. Neyse ağır ağır çıkmak gerek rahat musalla taşından, eh şimdilik rahat tabi arkamıza cemaat gelirde Allahuekber denilince sırtımız ya rahatta olur yada azapta. Adamın çıkası da gelmiyor sıcacık yorganın altından, şimdi sen tut buz gibi havada kalk işe git olacak iş mi yahu! Tak tak , ha! sen kimsin be seher bülbülü sabahın köründe? geldim geldim ses soluk yok gitti mi acaba? Ceketim nerede yahu bulamıyorum, hay aksi , yerlerde buz kesmiş .Eee neredesin seher bülbülü? Öyle geçerken ihtiyarı yatağından kaldırayım diye mi uğradın? Yoksa yuvanı mı şaşırdın?

Buda nesi be eski toprak! Aman, aman şaka maka iyice yaşlandın eski toprak baksana yerden bir kağıdı bile alamıyorsun, tamamdır işte sabahları hep böyle olur cıvatalar soğuktan sıkılaşıyor eğilemiyorsun ,eğilirsen doğrulamıyorsun.

Sen benim kadar sevebilir misin? hah ha haaaa ne bu eski toprak? Bizim bilmediğimiz bir gizli hayranın mı var? Baksana sabahın altısında kapıya bırakılan pembe bir mektup hem isimsiz, hem aşklı meşkli. Neyse bu arada iliklerim dondu gir içeri ne demeye kapının önünde alık alık bekliyorsun sanki bırakan geri dönecekmiş gibi,! Şöyle sıcak bir çay iyi gider yediğimiz bu soğuğun üstüne, bu arada da şu alacalı bulacalı mektubu rahat rahat okuruz.

Ohhh içim ısındı ciğerlerimiz cana geldi be eski toprak. Ne diyor bizim seher bülbülü bir bakalım. Hah tamam! Bohça sarar gibi sarmış mübarek kat kat, adam mektubu açarken yoruluyor inşallah içindekiler bizi bu kadar yormaz.

Bu mektubu sana hem çok uzaklardan hem de çok yakınından yazıyorum sevdiğim!

Hep birini sevmek istemiştim, yitikte olsa yalanda olsa , yanımda olmasa da sevmeyi delicesine ve sen çıktın karşıma..

Ben Leyla isem benim sevdiğim Mecnun olsun isterim , yan yana olmasak da , beden toprağa kavuşsa da ruhlarımız hiç ayrılmasın isterim. Sen böyle sevebilir misin? Ben severim diyorum kendi kendime en az ölüm kadar gerçek. Keşke şimdi yanımda olsaydın, ama yoksun! Olsun diyorum, ben seni öylesine sevmedim ki! Ben seni sıcak tenin içinde sevmedim , ben seni ruhunla sevdim. Ben seni! Ben seni zifiri bir karanlıkta sevdim .

Sevdim mi acaba? Gerçek sevgi bu mu? İçimi cayır cayır yakan bu ateşin adı aşk mı? Yoksa ,yoksa her şeyin yapmacık olduğu şu küçücük dünyada daha da küçülen insanların adını aşk koydukları bir heyecan mı sadece? Eğer bu gerçek aşk değilse gerçeğini hayal bile etmek istemem. Şu an hissettiklerim bile beni ağır ağır boşluğa çekiyor bundan fazlasını ne hislerim ne yüreğim ne de ruhum kaldırır. Sadece bir tek cevap ver. Ben senin kalbinde hiç olmasam da artık sana sarılamasam da unutma ki bu ateş hiç sönmeyecek değil mi? Ta ki ruhum ölene dek. Sevdanın adını anan tek bir yürek kalmasa da , tüm kalplere mühür vurulsa da , seven gönülleri kor ateşle dağlasalar da, benim kalbim seni anar , benim sevdam tüm mühürleri söker , ben de dağlanacak tam bin yürek var her biri Arş kadar.

Tekrar soruyorum Sen beni böyle sevebilir misin?

Dur ! sakın söyleme, ben duyamıyor olsam da , kim bilir belki karanlık kıskanır, belki yalnızlık çekemez sevdamızı. Belki de ışıklar küser gözlerime . Bir sel olur çağlar yüreğim aşkın yıkımında . Ne olur sarmaşıklar girmesin aramıza ; zehirli sarmaşıklar. Tut elimden ne olursun beni sensiz sadece sensiz bırakma. Bir gün olurda duyarsan çekildiğini bedenimin toprağa gülmeyen bir yüzü vardı yazsınlar mezar taşıma. Sonra gelip güldür beni bir tanem. Ay ışığında gel mezarıma , bir demet papatya bırak mezarımın başucuna, ellerini üstüme yığılı toprağa sok ve hisset hayattayken sana anlatamadıklarımı. Dedimya ben zifiri karanlıkta sevdim; kuşkusuz, amaçsız, ölesiye sevdim, tabi adı sevdaysa bu çilenin.

Adına her ne diyorlarsa acı, ızdırap , keder tarifi her neyse bu duygunun ben kabulüm sen yanımdaysan.

Şu içimden geçenlerin sadece birini tutup çıkarabilsem seni sana onunla anlatabilsem ne yazmaya kalem ne de satırlarıma kağıtlar yeterdi. Çünkü sen benim içimdesin ruhumun deli sarmaşığı!

Seni seviyorum, seni seviyorum

Öylesine değil , ölümüne, bir bulmacanın karelerinde yok olmacasına!

Hatırlar mısın? hep seher bülbülüm derdin bana ben sana seni öldükten sonrada seveceğim derdim de sen hep gülerdin, hiç inanmazdın bana belki ben öyle hissederdim, sanki fersahlar vardı aramızda ben senin başucundayken. Hep boşluğa dalardı gözlerin sanki bir benim yanımdaydın bir boşluğun içindeki düşlerde. Bak işte aradan nice yıllar geçti ben toprak oldum sen Eski Toprak!

Hani papatyalarımız vardı cam vazoda sakladığımız arada bir alıp seviyor sevmiyor oynadığımız papatyalar. Şimdi boş görüyorum vazoyu aşkımız soldu mu yoksa sevdiğim?

Ben seni böyle sevdim, beşikten mezara kadar değil , ruhum yok olana kadar.

Sen beni böyle sevebilir misin?

Sensiz geçen her gün ufkuma göz yaşı yağıyor , ben zaten gözyaşı olmuşum! Hatıralarının sıcaklığı tüm ruhumu ısıtıyor aradan geçen onca yıla rağmen. Hatırlar mısın sevdiğim? Hani gözlerinde kendimi görmeye çalışırdım da sen hep ağlardın da puslu bir hayal olurdum gözlerinin içinde , ellerini tutarken, sana sarılırken yutkunurdun hep öyle ağlamaklı. Bugün ruhlar semada ölümle dans ediyorlar yırtık kefenlerinde. Bugün yıldızlar bizim için parlıyor farkında mısın?

Senden ayrılmadan; yani seni terk etmeden önce saçlarından bir tutam aldım, şimdi avuçlarımın içindeler. Hani ben ölmüştüm de sen bana sarılıp ağlamıştın da ben kıpırdayamamıştım , usul usul gel kollarıma sevdiğim kainatı kıskandırmadan gel ben seni işte böyle sevdim!

Bitmez tükenmez martıların haykırışı var yüreğimde sana dair uçup gelen. Bir yarım sesle sesleniyorum beni duyar mısın? Ayın o acılı suratının ardından gün doğduğunda, kanatlarını çırpan bir küçük kuş olduğunda sabah, sen yüreğini geçmişin kirinden arındırıp benim ellerime koyacakmısın?

Beni sevebilir misin? Niyetli misin buna ? Sen ilk yazın kuçağında uyurken yağmurlu serin akşamları düşünüp ödünç verilmiş yataklarda geçirdiğin sevişmeleri hatırlayıp kahrolacak kadar niyetli misin buna? Toğrağın iliğine ve kemiğine işleyen çok eski bir yağmur kadar beni içinde barındıracak mısın? Ay düşmüş toprakta menekşe kokulu öpüşmelerle geçikmiş iklimlerin ortasındayız seninle.

Zaman durdu sanki birden tartışmalar bitti. Güneşe dönüyor ayçiçeği gün hızlandığında ve ben her güne uyandığımda sana dönmeye niyetli. Sana diyor ki gözlerim; sen bir kırlangıç gibisin. Hayatın sana verdiği uslanmaz ruhun içinde her baharda bana dönen ama güzün hep göç eden... Ve ben korkuyorum seni sevmekten.

Bitmeyen şarkılarla avunmayacağım bundan böyle. Bak şimdi gökyüzüne, hayali bir gölgeye dönüşüyor benim bedenim. Her nefesinde solumaya başladın bile beni. Ve ben korkuyorum. Bir kasımpatı çiçek açıyor sarı taç yapraklarıyla. Ve gözlerim tiryakisi olduğum kahvenin tadında. Bunu biliyorum gece parçalanıyor, yıldızlar çıkıyor yüreğimden. Kirpiklerim titremeye başlıyor. Bu kız çoçuğu yüreğine yumulmuş ve bir daha ağlamak istemiyor, anlıyor musun?

İMKANSIZIN

27 yaşında bir kadın öğretmenim. Uzun bir süre önce bir öğrencimin bana karşı bir şeyler hissettiğini fark ettim. Yada kendi kafamdan böyle bir senaryo yarattım. Ben bazen yaparım bunu ... Çünkü aşka aşığım...

Ben de ona karşı bir şeyler hissetmeye başladım. Bu duygu büyüdü büyüdü, sonuçta ben de bunalımlar, bocalamalar başladı. Kendimden utanıyordum, bir başkası anlasa ne yapardım?

İnsanların şekillendirdiği ve bizim hiçbir söz hakkımızın olmadığı değer yargıları olmasa bu yaşadığım normal sayılır. Duygular yargılanmamalı ve özgürce yaşanmalı.

Sonuçta benden 10 yaş küçük, tam olgunluğa erişmemiş ama çocukta sayılmayan öğrencime bağlandım. Sanki o dünyamdaki diğer yarımdı. Ölünceye kadar aynı duygularla sevebileceğim tek kişi. Ben onu yalnız bu dünyada değil, öldükten sonra da sevmek isteyen, onun yanından bir saniye bile ayrılmak istemeyen, onu canımdan bir parça gibi gören bir deliyim. Onu dünyanın en güzel yaratığı, en harika varlığı olan bir çılgınım. Onunla bir gelecek imkansız, bunu biliyorum... ama isterdim ki hiç olmazsa ona olan duygularımı kendime rahatça söyleyebileyim...

O, bu sene mezun olacak. Benim onu görebilme şansım büyük ihtimalle hiç yok. O nasıl, ne yapıyor, iyimi, hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Böyle bir olay var mıdır sizce? Konuşamadığım, soramadığım, haber alamadığım, bakamadığım, göremediğim, kendi içimde bile yaşayamadığım aşk, sevgi, ya da her neyse...

Böyle bir acı var mı? İsterdim ki evlendiğini, mutlu, sağlıklı olduğunu göreyim... onun hayatının her döneminden haberdar olayım, yeter ki o varken ölmüş farz ederek yaşamayayım. Beni anlamıyorsunuz değil mi? Tanrıdan şunu diliyorum; tekrar başka bir hayatta olabilme imkanım olursa, beni onunla aynı şartlarda, aynı yerde, hiç ayrılmamak üzere buluştursun... lütfen beni ve duygularımı anlamaya çalışın.