Liderlik Tablosu
-
likevoyager
ÜyePuan2.408Gönderi -
deryadeniz79
ÜyePuan143Gönderi -
-
Popüler İçerik
10-09-2025'den beri en yüksek itibara sahip içerik gösteriliyor Blog Gönderileri içinde
-
2025 Ev Tasarımında Mutfak Trendleri
2025'in en çok beğenilen 24 mutfak trendleri1 point
-
VARİKOSEL DAHİL, TOPLARDAMARI AÇMAK İÇİN YARATILMIŞ SÜLÜK
Sülükler bir tür parazitik solucandır. Tıp alanında “hirudoterapi” olarak tanımlanan ve 2 bin 500 yıl öncesine kadar dayanan sülük tedavisi, kan dolaşımını artırmak, kan akışını iyileştirmek ve iyileşmeyi desteklemek için yaraya sülük uygulanmasını içerir. Uygulaması zaman içinde değişiklik gösterse de, modern cerrahide kullanılmaya devam etmektedir. Günümüzde çoğunlukla plastik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılmaktadırlar. Bunun nedeni, sülüklerin kan pıhtılaşmasını önleyen peptitler ve proteinler salgılamasıdır. Bu salgılar aynı zamanda antikoagülan olarak da bilinir . Bu, yaraların iyileşmesine yardımcı olmak için kan akışını sağlar. Sülük tedavisinin kullanılabileceği çeşitli durumlar vardır. Fayda görebilecek kişiler arasında diyabetin yan etkileri nedeniyle uzuv kaybı riski taşıyanlar, kalp hastalığı teşhisi konanlar ve yumuşak dokularının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan estetik ameliyat geçirenler bulunur. Aşağıdaki videoyu sonuna kadar izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz. Not: Kulüpler menüsü altındaki Kadınlar Kulübünde sadece kadınlar, Erkekler Kulübünde ise sadece erkekler kendi aralarında paylaşım ve soru cevap şeklinde bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. Bu paylaşımlar üyeler dışında (arama motorları dahil) hiçbir şekilde görüntülenemez.1 point
-
ANZAKLI ÖMERİN HİKAYESİ
ANZAKLI ÖMERİN HİKAYESİ
kaptan, deryadeniz79 için blog girişi'e tepki verdi
1 pointTürk olmanın nasıl bir şey olduğunu unutanlara hatırlatmak için, Türk olmanın tadına varmak için, lütfen okuyun. Bu hakiki hikâyeyi aktaran, sayın Dr. Ömer Musoğlu 85 yaşındadır ve halen MODA/ İstanbul’da oturmaktadır. Anzaklı Ömer’in Hikayesi 1957 Yılında İstanbul Tıp Fakültesinden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD’ye giden doktor Ömer Muşluoğlu, görev yaptığı hastanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor: Amerika ya gittiğim ilk yıllar... New Yorkda Medical Center Hospital’da görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak, elektrokardiyografi çekmek gibi işler... Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direkt olarak hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor. Diğer zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum. Bir hastaya gittim. Yaşlıca bir adam, tahminen yetmiş beş yaşlarında... -Kan alacağım kolunuzu açar mısınız?" dedim. Adamcağız kanserdi ve aynı zamanda kansızdı... Kolunu açtım, baktım pazusunda bir Türk bayrağı dövmesi var. Çok ilgimi çekti, kendisine sormadan edemedim: -Siz Türk müsünüz? -Kaşlarını yukarıya kaldırarak "hayır" manasına bir işaret yaptı. -Ama ben hala merak ediyorum. "Peki bu Kolunuzdaki Türk bayrağı nedir?" -Aldırma öylesine bir şey işte, dedi. Ben yine ısrarla: -Fakat benim için bu çok önemli, çünkü bu benim milletimin bayrağı, benim bayrağım... Bu söz üzerine gözlerini açtı. Derin derin yüzüme baktı ve mırıltı halinde sordu: -Siz Türk müsünüz? -Evet Türk’üm...." İhtiyar gözlerime tanıdık bir göz arıyor gibi baktı… Anlatmaya başladı: "Yıl 1915. Çanakkale diye bir yer var Türkiye’de.. Orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben, Avustralya Anzaklarındanım. İngilizler bizi toplayıp dediler ki: -Barbar Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda... Birlik olup üzerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir. Biz de inandık sözlerine ve savaşmak isteyenler arasına katıldık... Beynimizi yıkayan İngilizler Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale’ye sevk ediyormuş. Bizi gemilere doldurup Mısıra getirdiler, orada birkaç ay talim gördük, sonra da bizi alıp Çanakkale’ye getirdiler. Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor, gökyüzünde havai fişekler gibi geceyi gündüze çeviriyordu. Her taarruzda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu. Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve cesareti gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer, bu barbarlıktan değil, kalplerindeki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş. Biz karaya çıktık. Taarruz edeceğiz, bizi püskürtüyorlar... Tekrar taarruz ediyoruz, bizi gene püskürtüyorlar. Tekrar taarruz ediyoruz... Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir dipçik darbesiyle kendimden geçmişim. Gözlerimi açtığımda kendimi yabancı insanların arasında buldum. Nasıl korktuğumu anlatamam. İngilizler bize Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya... Ama dikkat ettim, bana hiç de öfkeli bakmıyorlar, yaralarımı sarmışlar. İyice kendime gelince bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. İyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şok olmuştum doğrusu... Dedim ki kendi kendime: -Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler, ama öldürmüyorlar... Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi... Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler... Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. Bu duygularla “Yazıklar olsun bana” dedim. Böyle asil insanlarla ben niye savaşıyorum, niye savaşmaya gelmişim? Bu İngiliz milleti ne yalancıymış, ne kadar Türk düşmanıymış diyerek pişman oldum... Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsam diye düşündüm durdum günlerce... Nihayet bizi serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. İşte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu Türk bayrağı dövmesini yaptırdım. Bu bayrağın esrarı bu işte..." Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti: Talihin cilvesine bakın ki, o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarf eden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra yine iyileştirmeye çaba sarf eden bir Türk... Ne garip değil mi? Avustralya’dan Amerika’ya gelirken bir Türk’le karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar, buna bütün kalbimle inanıyorum. Peşinden nemli gözlerle… -Bana adınızı söyler misiniz? dedi. "Ömer" cevabını verdim… Merakla tekrar sordu: -Peki niçin Ömer ismini vermişler sana?" -Babam Müslümanların ikinci halifesinin isminden ilham alarak bana Ömer adını vermiş. -Senin adın Müslüman adı mı? Ben, -Evet, Müslüman adı" deyince yüzüme baktı, doğrulmak istedi. Onun yatakta oturmasına yardım ettim. Gözleri dolu doluydu. Yüzüme bakarak dedi ki: -Senin adın güzelmiş. Benim adım şimdiye kadar Josef Miller idi, şimdiden sonra "Anzaklı Ömer" olsun. -"Olsun" dedim. -"Peki doktor beni Müslüman eder misin? Müslüman olmak zor mu ?" Şaşırdım, nasıl da birdenbire Müslüman olmaya karar vermişti. Meğer o bunu hep düşünüyormuş da kimseyle konuşup soramadığı için gerçekleştirememiş... -"Tabii" dedim... "Müslüman olmak çok kolay." Sonra kendisine imanın ve İslamın şartlarını anlattım, kabul etti. Hem kelime-i şahadet getiriyor, hem de ağlıyordu… Mırıldandı: -Siz Müslümanlar tespih çekersiniz, bana da bir tespih bulsan da ben de yattığım yerden tespih çekerek Allah’ımı ansam olur mu? Bu sözden de anladım ki dedelerimiz savaş esnasında Hakkı zikretmeyi ihmal etmiyormuş. Hemen bir tespih bulup kendisine getirdim. Hasta yatağında tespih çekiyor, biz de tedavisiyle ilgileniyorduk. Bir gün yanına gittiğimde samimi bir şekilde rica etti. -Beni yalnız bırakma olur mu?" -Ne gibi Ömer amca? -Ara sıra gel de bana İslamiyeti anlat!.. Sen çok güzel şeylerden bahsediyorsun. O sözleri duydukça kalbim ferahlıyor. O günden sonra her gün yanına gittim, bildiğim kadarıyla dinimizi anlattım. Fakat günden güne eriyip tükeniyordu. Kaç gün geçti tam hatırlamıyorum, hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum; "Doktor Ömer, lütfen 217 numaralı odaya gidin!” Hemen yukarı çıktım. Ömer amca’nın odasına vardığımda gördüğüm manzara aynen şöyleydi: Sağ elinde tespih, açık duran sol kolunun pazusunda dövme Türk bayrağı, göğsünde imanı ile koskoca -Anzaklı Ömer- son anlarını yaşıyordu. Hemen başucuna oturdum, kendisine kelime-i şahadet söylettirdim, o şekilde kucağımda ruhunu teslim etti... Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Yıllar sonra da olsa Müslüman Türk. Milletine olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu. Ne yalan söyleyeyim, ağladım..."1 point -
YAKIN (MAKRO) ÇEKİM
YAKIN (MAKRO) ÇEKİM
seda22, likevoyager için blog girişi'e tepki verdi
1 pointDiğer ismi makro olan çekimler için uzun odaklı objektiflere ya da close-up lens, konvektör veya extension tupe denilen ve objektifin odak uzaklığını değiştiren küçük borular gibi yardımcı malzemelere ihtiyacımız olacaktır. Genellikle piyasadan alacağımız fotoğraf makineleri ile gelen 50 mm.lik normal açılı objektifler makro çekimi için uygun değildir. Bu objektiflerle konuya 45-50 cm.den daha fazla yaklaşmak mümkün değildir. Oysa tele objektifler aynı mesafeden konunun daha az (ayrıntıyı) bir bölümünün film üzerine düşmesini sağlar. Konuya daha fazla yaklaşarak ayrıntıların fotoğraflarını çekmek için tele veya Zum objektifler kullanılır. Makro çekimlerde, alan derinliği çok kısıtlıdır, dar açılı objektif ve konuya yaklaşma alan derinliğini azaltır. Bunun yanı sıra birde açık diyafram tercih edildiğinde alan derinliği bazen santimlerle (kullandığınız objektif ve yaklaşma durumunuza bağlı olarak bazen milimetre bile olabilir) ifade edilecek kadar azalır. Alan derinliğinin azalması, konunun can alıcı yerinin net, geri planın tamamen netsiz olması fotoğrafa ayrı bir anlatım katar. Böylece belirtmek istediğiniz konu çevresinden ayrılıp ön plana çıkar. Makro çekimlerde doğru noktanın seçilerek netlik ayarının yapılması gereklidir. Netliği etkileyen diğer önemli bir nokta ise, bu tür için kullanılan objektiflerin genellikle ağır olmasıdır. Bu ağırlık yüzünden makine ve objektif titremeye müsaittir. İlkbahar aylarında bir çiçek makrosu çekmek istediğiniz de ortamda ki rüzgar çiçeğin sallanmasına sebep olacaktır, bu yüzden doğru netlik noktasını bulmanız hemen hemen imkansız bir hale gelecektir. Bu durumlarda en uygun çekim için rüzgarın en az olduğu saatlerin tercih edilmesi ve çekimde sehpa kullanmaktır. Geniş açılı (balıkgözü) objektiflerle makro çekimler yapıldığında objede meydana gelecek perspektif kaymaları ilginç görüntüler meydana getirebilir.1 point -
GÜNBATIM FOTOĞRAFI ÇEKİMİ
GÜNBATIM FOTOĞRAFI ÇEKİMİ
pinkgirl, likevoyager için blog girişi'e tepki verdi
1 pointHemen her yaş grubu için günbatımı renkleri ve romantik havası coşkulu duygular uyandırır. Ve yine hemen her fotoğrafçı da güzel günbatımı fotoğrafları çekmeyi ister. Genellikle çıplak göz ile görülen günbatımı manzarasının, fotoğrafı çekildiğinde ortaya çıkan kare ise donuk ve zevksiz bir hale dönüşmektedir. Bu esnada daha önceden belirlenebilecek birkaç ufak kural ile bu sorunu çözmek mümkündür. Gün batımı sırasında ışık şiddeti çok düşeceği için fotoğraf makinemize yüksek hızlı filmler takabiliriz. Yüksek hızlı filmler daha az ışık ile çalışma prensibi ile geliştirildikleri için içindeki ışığa duyarlı parçacıkların (gren) ebatları daha büyüktür. Bu gren yapısı yüzünden çekilen fotoğraf üstünde renkli bir takım bozulmalar olacaktır. Bunu engellemenin yolu, normal hızlı filmler kullanmak ve fotoğraf makinesi ile çekim yaparken makineyi biraz uzun pozlamaktır. Uzun pozlamalar için tripod kullanmak en doğru çözüm olacaktır. Bu şekilde film hızımızdan ödün vermeden gren sorununu çözmüş oluruz. Makinemiz ve filmimiz tamam, ayak da aldık yanımıza, şimdi geldi en önemli yere. Günbatımı fotoğrafında açı gerçekten çok önemlidir. O zaman mümkün olduğu kadar geniş açılı bir objektif tercih etmeliyiz gün batımı fotoğrafı için. Fotoğrafı çekmeyi planladığımız mekânı bir iki gün gözlemlemek, en iyi açıyı ve en iyi fotoğraf saatini belirlemek için idealdir. Buna rağmen fotoğrafı çekeceğimiz gün çekim bölgesine belirlediğimiz çekim saatinden biraz erken gitmek faydalı olur. Bununla beraber gün batımı fotoğrafının en önemli ayrıntısı bulutlardır. Bulutların olmadığı bir günde günbatımı fotoğrafı çekmenin pek anlamı yoktur. Özellikle bahar aylarında güneş ışınlarının yatay olarak geldiği zamanlar, fotoğraf çekmek için uygun bir dönemdir. Bu tür fotoğraflarda amaç güneşin batışını anlatmak değil, güneşin batışı sırasında gerek güneşteki, gerekse bulutlarda ve doğadaki renk değişimlerinin ahengini ve esprisini yakalamaktır. Bu nedenle fotoğraflarımızda güneş olmadan da günbatımının bu renk cümbüşünü ifade eden fotoğraflar çekilebilir. Günbatımı fotoğrafı çekerken, günbatımı ile aranıza alacağınız ya da almayacağınız objeler anlamı güçlendirecektir. Günbatımını deniz kenarında fotoğraflıyorsanız kareye bir balıkçı teknesi ya da olta ile balık avlayan bir objenin konması iyi olacaktır. Günbatımı fotoğrafı çekerken araya girecek objeler arkadan aydınlandığın için genellikle siluet olarak düşecektir fotoğraf karesine, bu durum hoş görüntüler çıkmasına sebep olabilir. Ama siz bu objenin daha belirgin olmasını isteyebilirsiniz. Bu gibi bir durumda dolgu ışığı kullanmakta fayda vardır. Dolgu ışığını en kolay flaş kullanarak elde edilebilir. Kullandığınız flaşın özelliklerine göre çekim esnasında objenin üstüne ne kadar ışık düşeceğine karar verip uygun anda flaşı patlatabilirsiniz. Bunu yaparken flaşı ister makine üstünde, isterseniz de elinizde kullanabilirsiniz. Makine üstünde flaş kullanacaksanız pozlamanın başladığı anda flaşın patlayacağını (makine üstünde başka bir ayar yok ise) unutmamanız gerekir. Flaş elde kullanılacaksa pozlamanın başı ile sonu arasında patlatmaya dikkat etmemiz gerekir.1 point -
EVLİLİĞİN HİKAYESİ
EVLİLİĞİN HİKAYESİ
admin, deryadeniz79 için blog girişi'e tepki verdi
1 pointBen 32 yaşında evlilikte altı yılını doldurmuş bir kadınım. Eşim ile 2000'in Ekim'in de çalıştığım bir klinikte karşılaştım. Onu ilk defa merdivenlerden inerken gördüm. Gözlerimi ondan alamamıştım oda bana ısrarla bakmıştı. Oysa hiç beğeneceğim bir tip değildi. Sarışındı üniversite öğrencisi idi ve benden küçüktü. Ama ben bir anda ona kapılmıştım. Bir süre sonra odama yanını bir doktor arkadaşla geldi. Onunla tanışmak istediğimi söyledim ve tanıştım. Tanışmamızdan sonra hemen her gün çeşitli sebeplerle kliniğe geliyordu. Bu çok hoşuma gidiyordu. 3-4 gün sonra benimle çıkmak istediğini, ve niyetinin ciddi olduğunu belirtti. Bu beni biraz korkutmuştu. Teklifini yaşı nedeniyle kabul edemeyeceğini söyledim. Ama o ısrarlıydı. Biraz düşünmemi söyledi. Yine de kabul etmeyecektim. Çünkü ondan 2,5 yaş büyüktüm ve bu benim için önemliydi. Ama bir başka doktor arkadaşın ısrarı üzerine onunla çıkmaya karar verdim. Kendinden emin konuşması bana güven verdi. Onun yanında kendimi mutlu hissediyordum. Tanışmamızın üzerinden 1 ay geçmişti ve artık evlilik planları yapıyorduk. Ama ailesi evlilik planımıza karşı çıktı. O bir su istasyonu işletiyordu, bende bir klinikte çalışıyordum. Ailesi bizim geçinemeyeceğimizi söylüyordu. En önemlisi ben tesettürlüydüm. Ailesinin tehditlerine rağmen biz gizli bir evlilik yaptık. O gün bizim için hem mutlu hem üzücü bir gündü. Nikahta ikimizin ailesinden kimse yoktu. Biz yine de çok mutluyduk ve hala da mutluyuz. Geçirdiğimiz maddi ve manevi zorluklara rağmen ona olan aşkım her geçen gün büyüyor. Ona her baktığımda içimde sevgi ve mutluluk doluyor ve bu 6 yılın sonunda ondan gün içindeki birkaç saatlik ayrılık bile bana zor geliyor. Onu çok özlüyorum. Emin olun onunla evlendiğim için Allah a şükrediyorum, ömrümün sonuna kadar da hislerimin aynı şekilde devam etmesini istiyorum. Evlenmeye karar verdiğim zaman ona böyle aşık olacağımı düşünmemiştim. Sadece benim için uygun bir kişi diye düşünmüştüm. Oysa şimdi ona gerçekten aşık olduğumu ve her geçen gün aşkımın arttığını hissediyorum. Çünkü ben onu kendimden çok seviyorum. İki bedenin bir bedende olabileceğini düşünmezdim ama oluyormuş. Onu kaybetmem demek kendimi kaybetmem demek. Onsuzluğu düşünmek bile istemiyorum. Herkesin bu duyguyu hissedebilmesini istiyorum...1 point -
BEŞAMEL SOSLU TAVUK
1 pointMalzemeler: - 1 adet bütün tavuk, - 1 bardak haşlanmış bezelye, - 1 bardak haşlanmış havuç, - 1 bardak haşlanmış patates, - Kaşar peyniri, - Tuz, karabiber, kırmızı pul biber. Beşamel Sos İçin: - 2 su bardağı süt, - 2 kaşık margarin, - 2 kaşık un, - Tuz. Yapılışı: Tavuk haşlanır ve küçük parçalar halinde didilir. Borcamın dibi yağlanır ve tavuklar içine koyulur. Üstüne haşlanmış olan bezelye ve küp küp doğranmış ve haşlanmış olan havuç ve patatesler ilave edilir. Tuz ve karabiber eklenir. Ayrı bir tencerede yağ ile un 1-2 dakıka kavrulur. Üzerine süt eklenir ve koyu bır kıvama gelene kadar pişirilir. Borcama koyulan malzemelerin üzerine dökülür ve karıştırılıp, üzeri düzlenir. Rendelenmiş bol kaşar peyniri üzerine dökülür. Pul biber serpilir. Fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirilir. Afiyet Olsun.1 point
Bu liderlik tablosu Istanbul/GMT+03:00 olarak ayarlandı
Jump to content