Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine
Kategori Dışı Konular tarafından Sosyal Bilimler'de yazılan bir grup blogu
  • Konu

    61
  • Yorum

    14
  • görüntüleme

    6.738

Bu bloğa katkıda bulunanlar

Bu Blog Hakkında

Kategori Dışı Konular

Entries in this blog

SEVEBİLİYORMUYUZ

İnsanlar sevgi kıvılcımlarından fazlaca taşısalardı, dünyanın bu karamsar yüzü kesin değişirdi. Çünkü bu dünyanın merkezi insandır. Odur sevginin tadına varan. Bütün güzel şeyler sevmeyi amaç bilen insan düşüncesinden oluşmuştur. Bütün sevgiler insan kokuşludur. Sıcağı sıcağına.

Yalnız sevgide buluruz doğruları. Bu yüzden seven kimseler daha mutludur. Sevgiden yoksun kimseler çelişkiler içinde bocalar durur. Bu bocalayışlar,hırçınlıklar yaratır ve sonra da hem kendisine hem de çevresine zarar vermekle devam eder.

Seven kimseler mutludur dedik; Yürekleri gerçek sevgiyle çarpan kimselerin gözleri,çevreye bir başka tatlılıkla bakar. Böyle tatlı bakışlarla karşılaşanların,gözlerinden gönüllerine tatlı ve ılık bir yakınlaşma duygusu yayılır. Çünkü sevgi kaynağı zengin olan kişiler ,samimi ve etkileyicidir. İnsanları içten sever,neşelidir,güler yüzlüdür,aranan kişidir o.Kendi mutluluğu yanında başkalarının da mutlu olmasını,iyiliğini yürekten ister. Gösterişten uzak,samimi duygular içinde dostluk kurar. Mutluluğa giden yolları kendisi bulduğu gibi başkalarına da gösterir. Menfaatsiz sever,karşılık beklemez,gerçek dosttur. Bu tür insanların umudu daima başının altında yastığıdır. Hayatı sevdiği gibi,sevdirir de. Karşılaştığı problemleri insanlık sevgisinde çözer,eritir. Onların yüreklerine attıkları sevgi tohumları en taze biçimde filizlenir ve çiçek, çiçek sunulur. Yaşadığı ortam ne olursa olsun bir kardelen gibi açmayı bilir,çevresiyle hep barışık kalır.

Evet,böylesine sevebiliyor muyuz? Sevginin tadına varabiliyor muyuz? O zaman bu dünyadan ,yaşamdan,yaşamaktan korkmamıza hiç gerek yok. Başarı bizimdir,mutluluklar bizim içindir.

Böylesine bir sevgiye sahip olmak da elbette kolay değildir,biliyorum. İnsan ve insanlık sevgisinin kolay, kolay kazanılmadığını da biliyorum. Kendimizden başka diğer insanların mutluluğunu yürekten istemek ve böyle bir mertebeye kolay erişilemeyeceğini de biliyorum, fakat mutlu insanları görmek ve onların arasında mutlu yaşamak isteyenler, bunlardan daha sihirli bir çare söylenebilir mi.

Bu temiz dilekler bizim en kuvvetli tarafımız olsun ve bunları yüreğimizdeki sevgi kaynağının zenginlik derecesiyle gerçekleştireceğimize inanalım. İnsanlık yolunda dostça niyetlerimizi çevremize taşırarak sergileyelim. İçimizdeki sevgi pınarımız çoraklaşmadıkça bir gün bizi anlayanlar çıkacaktır. Gerçek sevgi gözelerimiz kurumadıkça çözemediğimiz sorunlar kalmayacaktır. Mutluluğun kapıları bizlere,ancak bütün insanları derinden sevme özelliğimizle, ardına kadar açılacağına inanalım.

Tertemiz ve engin bir sevginin aydınlatamayacağı hiçbir karanlık yoktur ve bu sihirli anahtarın kolaylıkla açamayacağı bir insan yüreği de yoktur.

Unutmayalım,bizim için önemli olan zoru başarmaktır. Çünkü o zor yapılan şeyler en çok sevilenlerdir.

SENİ ÖZLEMEK

Seni ilk gördüğüm gün başka kim varsa silinip gitti hayatımdan. Tatlı anılar bir yana, hangi olay varsa zihnimden silindi. Yepyeni, tertemiz bir başlangıçtı bu. Çıplağım, karşında arınmış durumdayım. Yaşamın iki yüzlülüğünü, yalancılığını, ihanetlerini, kalleşliklerini soyunup karşına en saf, en yalın benliğimle çıktım.

Sana ait olanı yaşamak istiyorum ben. Aşksa aşk, sevinçse sevinç, hüzünse hüzün, acıysa acı... Senden gelen hiçbir şey korkutmuyor beni. Sen yanımda olduktan sonra her şeye dayanabileceğimi biliyorum. Gözlerindeki derin uçurumlarda bir dağcı edasıyla gezinmek mutlu ediyor beni. Seni her gün yeniden keşfediyorum. Bu keşifte yolumu kaybetmeme imkan yok. Pusulamda rehberimde sensin. Karanlık yollarda ışığımda sensin.

Demet demet çiçek oluyorsun. Ben o çiçek tarlasının acemi bahçıvanı, birini koklasam diğerinin hatırı kalır diye üzülüyorum. Neyse ki her gün yeniden açıyorsun. Ve ben o renk renk çiçekleri bir daha koklama şansına sahip oluyorum.

Ne desem de sevda mı anlatsam diye düşünüyorum. Bu güne kadar söylenmiş en güzel sevda sözcükleri bile sana duyduğum aşkı ifade edemeyecek diye korkuyorum. Dünyanın bütün dilleriyle Seni Seviyorum desem yetmeyecek biliyorum.

Bana dokunduğunda tatlı bir ürperti kaplıyor bedenimi. Hafif bir meltem nasıl gıdıklarsa insanın vücudunu öyle oluyorum işte. Ama senin dokunuşların bu dünyadan uzaklaştırıyor beni. Kendimi lacivert bir okyanusun ortasında buluyorum. İçimdeki sonsuzluk duygusu büyüyor. Hiç bitmesin istiyorum dokunuşların.

Nereye gidersem gideyim yanımda götürüyorum seni. Hiç yalnız değilim bu yüzden. Ne gecelerim sensiz geçiyor, ne gündüzlerim. Yaptığım her şeyde, attığım her adımda mutlaka sen de varsın.

Özlemek aşkın yaramaz çocuğu. Ben o çocuğu bile uslandırdım artık. Özlenen sensin çünkü

Sen benim için bu dünyada özlenmeye değer tek şeysin. Karşıma nasıl çıktığının önemi yok. Biz buna hayatın sürprizi diyelim.

Hani bir piyango bileti alır cüzdanında unutursun da haftalar sonra hatırlayıp listeye baktığında ikramiye kazandığını görür, sevinirsin ya...

İşte Sen Benim Hayatımın Büyük İkramiyesisin !

GİTME

Gidiyorsun yine gitme desemde

benim için kendinden vazgeçiyorsun herşeyi bir kenara koyup sonsuz çok uzaklara gidiyorsun yanlız kalacağını zannediyorsun ama şunu unutma ki ben seni tüm kalbimle sevdim bazen yüzümde gülümseme uyandırdın bazen se kalbimde bir kıpırtı

anlamalı bilmediğim daha birçok şey ...

kulağımda bir melodi oldun

gözlerimde bir ışıntı

ve en önemlisi bir daha sevmemeyi de senden öğrendim

şimdi kilit vuruyorum yüreğime

sonsuz umutları yüreğimin bir kenarına koyuyorum

belki gelirsin diye

uzaklara dalıyor gözlerim

ta o günlere....

biz umutluluğu kısa zamanda yakaladık ama

bir o kadar da mutsuzluğu da

yarım kalan bir sevgiydi bizimkisi

belkide başlamaması gereken

artık ikimizde bir mazi olduk

her seven gibi...

YAĞMURLA GELEN

Bu sabah yağmur var bu sokaklarda

Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmezliğe.

Anne sözü dinler gibi masum,

Ağladım bu sabah, bu sokaklarda

Bu sabah yağmur var bu sokaklarda , tıpkı şarkıda söylendiği gibi. Şimdilik ince ince yağıyor yağmur. Hava bulutlu, gri ve puslu. Arabalar geçiyor, Ağaçların nazlı nazlı süzülüşlerini seyrediyorum. Karşıda, Paşa Lojmanının yeşillikler arasındaki gri silueti. Ve ıslak, nemli toprağın kokusu...İçimde garip bir huzur.

Yağmuru hep sevdim. Yağmurla birlikte garip bir hüzün ve ardından büyük bir huzur kaplar içimi, ferahlarım, hafiflerim. Bilmem Sizin için ne ifade eder yağmur. Yağmuru sever misiniz? Yoksa hiç sevmeyen, hatta nefret edenlerden misiniz?

Çocukken annenizden izin alıp, ya da bir kaçamak yapıp, yağmur şakır şakır yağarken sokağa fırladınız mı? Minicik ayaklarınızda belki naylondan kırmızı renkli bir çizme , belki de her tarafı delikli sandaletinizle, küçük göletlerin içine girip çıktınız mı? En çok sevdiğiniz arkadaşınızla birlikte, göletlere batıp çıktıkça sevinç çığlıkları atıp, çocuk şarkıları söylediniz mi?

Hiç yağmurda yürüdünüz mü ? Saçım bozuldu, ayaklarım ıslandı diye üzülmeden, sırılsıklam ıslandığınız halde içinizde çocuksu bir coşkuyla, sokaklarda kayıp gittiniz mi? Ne güzeldir yağmurda ıslanmak. İçinizde çocuk kalan yanınıza göre tabi. Eğer hiç kalmamışsa çocuk yanınız, ya da derin bir uykudaysa süresiz, yağmurda ıslanmak, hoş değildir şüphesiz.

Sevgilinizle yağmurda dolaştınız mı? Yol boyunca karşılıklı olarak dizilmiş ağaçların, dallarıyla birbirini kucakladığı geniş sokaklarda, kocaman bir şemsiyenin altında, sevgilinizle sarmaş dolaş yürümekteyken, nemli ve temiz havayı içinize çekerken, sevgilinizin kulağınıza fısıldadığı tatlı aşk sözcükleriyle sarhoş oldunuz mu? Yağmurlar içinize içinize yağdı mı?

Dışarıda yağmur bardaktan boşanırcasına yağarken, hiçbir şey yapmayıp, sadece pencerenizden yağmuru ve oradan oraya koşuşturan insanları seyrettiniz mi? Sıcacık evinizde , kömür sobasının üzerinde demlenen çayın tatlı tıkırtısı kulağınızdayken, çay bardağınızı, çay kaşığınızla çıngır çıngır karıştırıp, nefis çayınızdan kocaman bir yudum aldınız mı? Her yudumla birlikte içinizin ısındığını, yumuşadığınızı hissettiniz mi?

Yağmurlu bir günde her şeye boş verip, tüm planlarınızı erteleyip, tüm görüşmelerinizi, buluşmalarınızı iptal edip, sıcacık yatağınızda, sobanın yanında mindere kıvrılıp yatıvermiş bir kedi edasıyla, mışıl mışıl uyudunuz mu?

Yağmurda ağladınız mı? Gözyaşlarınız yağmura karışırken, ağladığınızın hiç fark edilmemiş olmasını dilediniz mi? Ya da yağmurda ağlamak yerine, gözyaşlarınızı yağmur gibi içinize akıttınız mı?

Sahi bunların tamamını ya da bir kaçını yağmurda yaptınız mı? Yoksa yağmur, kar , çamur demeden, yağmurun yağdığını bile fark etmeden ya da yağmura hiç aldırış etmeden, planlarınız gereği bir şeyleri yetiştirmek için oradan oraya koşuşturmakla mı geçti günleriniz? Eğer öyleyse, çok şey kaybettiniz.

Şimdi yavaşlayın, hatta durun. Pencerenizi açın ve yağmurun sesini dinleyin. Gözlerinizi yumun. Sadece Siz ve yağmurun sesi. Düşlere dalın, uzaklara gidin. Çocukluğunuzu yakalayın. İlk aşkınızı hatırlayın. İnanın hayal kurmak için hiç geç kalmadınız. Yağmurda çılgınlık yapmak için de. Koşun, ıslak sokaklar Sizi bekliyor...

Yağmurda huzur, yağmurda hüzün, yağmurda dans ve yağmurda aşk, hepsi Sizinle olsun...

Hadi ne duruyorsunuz

Bugün yağmur bana yağıyor

Ta içime akıyor

YETER ARTIK

Yeter artık bırak yakamı...

Sıkıldım her akşam seninle yatıp her sabah seninle uyanmaktan.

Sıkıldım artık anlıyor musun? SI-KIL-DIM...

Elimdeki elinden, dilimdeki isminden herşeyinden sıkıldım. Nedir benden istediğin? Bırak peşimi kendi hayatımı yaşayayım. Bırakta biraz hayal kurayım içinde sen olmayan. Bırak biraz hayatı kendi gözlerimle göreyim.

İlgilenme artık benimle. Lütfen sabah uyandırmak için öpme yanağımdan, okşama saçımı işe geç kaldığımı söylerken. İlikleme düğmelerimi giyinirken ve uğurlama kapıdan çıkarken. Ben giderim...

Yürüme yanımda artık. Yalnız yürümek istiyorum bu sokaklarda. Sarılma lütfen, ellerim cebimde kalsın. İkaz etme ben kendim göreyim yanımdan geçen arabaları...

Karışma artık aldığım kararlara sana danışmayacağım...

Silme artık göz yaşlarımı ben böyle mutluyum. Dokunma yanağıma...

Bakma gözlerime öyle. Bakma artık...

Sus... Sus ve söyleme artık beni sevdiğini. Sonra çekip gidiyorsun...

Dönme bana arkanı yine. Bak gidiyorsun işte beni tekrar amansız karanlık bir sabaha terkediyorsun.

Sana yeter artık diyorum. Günler, haftalar, aylar geçti beni sensiz, beni bensiz bırakalı... Sen hala her akşam bana aynı işkenceleri yapıyorsun ve her sabah dönüp arkanı aynı o günkü gibi çekip gidiyorsun...

Yeter artık bırak yakamı...

Yoksa... Yoksa ben bırak gideceğim bu hayatı...

HAYALLER

İnfaazın hacmine sığmayan kaypak bir ruh. Konuşmuyor belkide bunda bi fayda olmadığının farkında. Geç kalmış bir anlam hüznü bastırmaya çalışıyor sivri hatlarında. Canı yanmıyor artık. İnce bir tizle akan serum damlalarına bakarken anımsıyor. Camlarını imdirdiği binaları, günahlarını aldığı insanları ve elindeki en sevdiği şarap sişesini. Kafasını usulca beyaz tavana doğrultuyor. Kurudu sandığı asi gözyaşları süzülüyor uzamış sakallarının arasından. Gözyaşını saklamak için elini oynatmaya calıştığında anlıyor bedeninin artık söndüğünü. Gözlerini kapatıp dalıyor...

Çıkaramadığı bir melodi çınlıyor beyninin içinde ses yükseldikçe rüzgar azıyor. Bir asırdır tadamadığı huzur gelip oturuyor içine. Talan olmuş dudakları sütliman. Üşümüyor artık çıplak olmasına rağmen. Melodinin arkasından derin bir soluk sesi duyuyor. Ne serum izi var kollarında, nede neşterlenmek istenen bir bedeni. Bir kelebek hışmıyla aralıyor odasının kapısını. Ve arkasına bir daha asla bakamamak üzere felaketin yüreğine doğru yürürken kayboluyor hastane koridorundan.

YALNIZLIK KORKUSU

Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi.

Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün...

Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir.

Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken...

Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı?

Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi..

Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi?

Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi?

Gene ayni korkular, ayni endişeler...

Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz?

Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için..

O değere sahipken de, yitirdiğimizde de..

Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK..

İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak..

Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak,

o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki?

Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için.

Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz..

Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz.

Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli,

doğrularımız her zaman tek doğrudur.

Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları...

Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız?

Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki?

Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ?

Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz.

Sonuç YALNIZLIK .

Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri,

paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz

değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar.

O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz.

Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi?

Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku??

Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır.

Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen...

Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki...

Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır.

Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur.

Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın.

Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin.

Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar.

Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var

Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil

Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü

AYRILANLAR HALA SEVGILI..

MEKTUP

Yine sessiz bir kış seheri, odamın perdeleri açık, kar usul usul yağıyor şehrime. Dört tane duvar , yaylı yatağım , yatağımın baş ucunda duran ahşap sehpa ve üzerindeki içi boş vazo; geçen sene vardı içinde bir şeyler ama zamana, birazda susuzluğa yenik düştüler. Kocaman dev blokları olan dillere destan bir konağın arkasına saklanmış küçük ,ahşap bir evdeyim işte. Kimim kimsem yok, annemi hiç görmedim , babam; bir yaz akşamıydı iyi hatırlıyorum , sofada oturmuş gümüş kabzalı tabancasını temizliyordu, ben yan odada elimi kafese daldırmış babamın kanaryasını tutmaya uğraşıyordum . Babam sinirli adamdı kızdığı zaman eline ne geçerse fırlatır, yeri göğü inletirdi, bana hiç kızmamıştı belki o silah patlamasaydı bir gün bana da sinirlenecek belki bir tokat patlatacaktı yanağıma . Silah sesini duydum öyle bir irkildim ki masadaki kafes yere yığılı verdi , bir an kuşun delicesine çırpınışını gördüm, içim korkuyla dolmuştu hemen sofaya koştum babam yerde öylesine yatıyordu ki korkudan yaklaşamadım bile . küçük kanaryamda ölmüştü babam da, artık hiç kimsem yoktu. İlk başlarda böyle olmadığını sanıyordum baba tarafımdan akrabalarım vardı, iki üç yıl sonra kendimi sokaklarda buldum . Ne babam vardı ne de bir yakınım. Yirmilerimde bir kız sevdim! İşte şimdi bu küçük kasabadayım yalnızlığımda pek bir değişiklik yok ama biraz yaşlandık galiba gelecek ay elliyi devireceğim. Neyse ağır ağır çıkmak gerek rahat musalla taşından, eh şimdilik rahat tabi arkamıza cemaat gelirde Allahuekber denilince sırtımız ya rahatta olur yada azapta. Adamın çıkası da gelmiyor sıcacık yorganın altından, şimdi sen tut buz gibi havada kalk işe git olacak iş mi yahu! Tak tak , ha! sen kimsin be seher bülbülü sabahın köründe? geldim geldim ses soluk yok gitti mi acaba? Ceketim nerede yahu bulamıyorum, hay aksi , yerlerde buz kesmiş .Eee neredesin seher bülbülü? Öyle geçerken ihtiyarı yatağından kaldırayım diye mi uğradın? Yoksa yuvanı mı şaşırdın?

Buda nesi be eski toprak! Aman, aman şaka maka iyice yaşlandın eski toprak baksana yerden bir kağıdı bile alamıyorsun, tamamdır işte sabahları hep böyle olur cıvatalar soğuktan sıkılaşıyor eğilemiyorsun ,eğilirsen doğrulamıyorsun.

Sen benim kadar sevebilir misin? hah ha haaaa ne bu eski toprak? Bizim bilmediğimiz bir gizli hayranın mı var? Baksana sabahın altısında kapıya bırakılan pembe bir mektup hem isimsiz, hem aşklı meşkli. Neyse bu arada iliklerim dondu gir içeri ne demeye kapının önünde alık alık bekliyorsun sanki bırakan geri dönecekmiş gibi,! Şöyle sıcak bir çay iyi gider yediğimiz bu soğuğun üstüne, bu arada da şu alacalı bulacalı mektubu rahat rahat okuruz.

Ohhh içim ısındı ciğerlerimiz cana geldi be eski toprak. Ne diyor bizim seher bülbülü bir bakalım. Hah tamam! Bohça sarar gibi sarmış mübarek kat kat, adam mektubu açarken yoruluyor inşallah içindekiler bizi bu kadar yormaz.

Bu mektubu sana hem çok uzaklardan hem de çok yakınından yazıyorum sevdiğim!

Hep birini sevmek istemiştim, yitikte olsa yalanda olsa , yanımda olmasa da sevmeyi delicesine ve sen çıktın karşıma..

Ben Leyla isem benim sevdiğim Mecnun olsun isterim , yan yana olmasak da , beden toprağa kavuşsa da ruhlarımız hiç ayrılmasın isterim. Sen böyle sevebilir misin? Ben severim diyorum kendi kendime en az ölüm kadar gerçek. Keşke şimdi yanımda olsaydın, ama yoksun! Olsun diyorum, ben seni öylesine sevmedim ki! Ben seni sıcak tenin içinde sevmedim , ben seni ruhunla sevdim. Ben seni! Ben seni zifiri bir karanlıkta sevdim .

Sevdim mi acaba? Gerçek sevgi bu mu? İçimi cayır cayır yakan bu ateşin adı aşk mı? Yoksa ,yoksa her şeyin yapmacık olduğu şu küçücük dünyada daha da küçülen insanların adını aşk koydukları bir heyecan mı sadece? Eğer bu gerçek aşk değilse gerçeğini hayal bile etmek istemem. Şu an hissettiklerim bile beni ağır ağır boşluğa çekiyor bundan fazlasını ne hislerim ne yüreğim ne de ruhum kaldırır. Sadece bir tek cevap ver. Ben senin kalbinde hiç olmasam da artık sana sarılamasam da unutma ki bu ateş hiç sönmeyecek değil mi? Ta ki ruhum ölene dek. Sevdanın adını anan tek bir yürek kalmasa da , tüm kalplere mühür vurulsa da , seven gönülleri kor ateşle dağlasalar da, benim kalbim seni anar , benim sevdam tüm mühürleri söker , ben de dağlanacak tam bin yürek var her biri Arş kadar.

Tekrar soruyorum Sen beni böyle sevebilir misin?

Dur ! sakın söyleme, ben duyamıyor olsam da , kim bilir belki karanlık kıskanır, belki yalnızlık çekemez sevdamızı. Belki de ışıklar küser gözlerime . Bir sel olur çağlar yüreğim aşkın yıkımında . Ne olur sarmaşıklar girmesin aramıza ; zehirli sarmaşıklar. Tut elimden ne olursun beni sensiz sadece sensiz bırakma. Bir gün olurda duyarsan çekildiğini bedenimin toprağa gülmeyen bir yüzü vardı yazsınlar mezar taşıma. Sonra gelip güldür beni bir tanem. Ay ışığında gel mezarıma , bir demet papatya bırak mezarımın başucuna, ellerini üstüme yığılı toprağa sok ve hisset hayattayken sana anlatamadıklarımı. Dedimya ben zifiri karanlıkta sevdim; kuşkusuz, amaçsız, ölesiye sevdim, tabi adı sevdaysa bu çilenin.

Adına her ne diyorlarsa acı, ızdırap , keder tarifi her neyse bu duygunun ben kabulüm sen yanımdaysan.

Şu içimden geçenlerin sadece birini tutup çıkarabilsem seni sana onunla anlatabilsem ne yazmaya kalem ne de satırlarıma kağıtlar yeterdi. Çünkü sen benim içimdesin ruhumun deli sarmaşığı!

Seni seviyorum, seni seviyorum

Öylesine değil , ölümüne, bir bulmacanın karelerinde yok olmacasına!

Hatırlar mısın? hep seher bülbülüm derdin bana ben sana seni öldükten sonrada seveceğim derdim de sen hep gülerdin, hiç inanmazdın bana belki ben öyle hissederdim, sanki fersahlar vardı aramızda ben senin başucundayken. Hep boşluğa dalardı gözlerin sanki bir benim yanımdaydın bir boşluğun içindeki düşlerde. Bak işte aradan nice yıllar geçti ben toprak oldum sen Eski Toprak!

Hani papatyalarımız vardı cam vazoda sakladığımız arada bir alıp seviyor sevmiyor oynadığımız papatyalar. Şimdi boş görüyorum vazoyu aşkımız soldu mu yoksa sevdiğim?

Ben seni böyle sevdim, beşikten mezara kadar değil , ruhum yok olana kadar.

Sen beni böyle sevebilir misin?

Sensiz geçen her gün ufkuma göz yaşı yağıyor , ben zaten gözyaşı olmuşum! Hatıralarının sıcaklığı tüm ruhumu ısıtıyor aradan geçen onca yıla rağmen. Hatırlar mısın sevdiğim? Hani gözlerinde kendimi görmeye çalışırdım da sen hep ağlardın da puslu bir hayal olurdum gözlerinin içinde , ellerini tutarken, sana sarılırken yutkunurdun hep öyle ağlamaklı. Bugün ruhlar semada ölümle dans ediyorlar yırtık kefenlerinde. Bugün yıldızlar bizim için parlıyor farkında mısın?

Senden ayrılmadan; yani seni terk etmeden önce saçlarından bir tutam aldım, şimdi avuçlarımın içindeler. Hani ben ölmüştüm de sen bana sarılıp ağlamıştın da ben kıpırdayamamıştım , usul usul gel kollarıma sevdiğim kainatı kıskandırmadan gel ben seni işte böyle sevdim!

İÇİMDEKİ BEN

Hayatın anahtarı kendimi keşfetmemde sanki! Kendimi keşfetmem de hayatın ta kendisi...

İçimde dolaşıp duran harfler var.

Kelimeler ve cümleler var yakalayamadığım..

Bir türlü bir araya gelemeyen, ama var olduğunu hep bildiğim...

Olduğum bir ben var,

Olmak istediğim bir ben daha var..

Bir kıyı var, uzak mı yakın mı bilemediğim..

Huzur ve sükuneti bulurum sandığım..

Farklı pencereler, bakamadığım..

Uzak ülkeler kadar uzak bir ben var!

Aynadaki kadar yakın bir ben daha!..

Bir çocuk var yine içimde oradan oraya koşturan ve bir ihtiyar derin çizgileriyle geriye bakan..

Hiçbir şey için "Benimdir" deme

Sadece de ki; "Yanımdadır."

Çünkü ne altın, ne toprak,

Ne sevgili, ne hayat,

Ne ölüm, ne huzur, ne de keder,

Daima seninle kalmaz.

D.H. Lawrance

Saklambaç oynayan dünyalar içimde, sobeleyemediğim..

Aralayamadığım kapılar,

Bulamadığım anahtarlar,

Açamadığım kilitler var yine...

Mavi ve beyaz çoğu zaman.

Özgür ve temiz...

Biri deniz, bir beyaz bir martı.

Yağmurun ardından nefis bir toprak kokusu içime çektiğim. Hayatla ölüm arasında kısacık, incecik bir çizgi var çözemediğim. İçimde, içimi anlatan bir kilim var dilini sökemediğim...

Balonlar var rengarenk, bilerek ipini bıraktığım..

Uçurtmalar var kocaman enginlere saldığım..

Oyuncaklar sonradan bulduğum..

Ve kuşlar salıverdiğim..

Aydede var ucunda sallandığım..

Papatya tarlaları, içinde kaybolduğum..

Bir gül bahçesi var içinden geçtiğim.....

İçimde dolaşıp duran harfler var.

Kelimeler ve cümleler de...

Doğru yerde bir virgül, yanlış yerde bir nokta var..

Soru işaretlerinin yağmuru, ünlemlerin şaşkınlığı var..

Satır başları ve araları..

Yapısına uymayan, yarım kalmış cümlelerim var bir yerlerde, var olduğunu hep bildiğim...

Mektuplar var henüz yazılmamış..

Korkular var yine içimde yapışkan ve soğuk..

Olduğum bir ben var...

Olmak istediğim bir ben daha var..

Ümitlerim var gökkuşağının arkasında..

Filize dönmüş tohumlar..

Günü karşılayan, geceye karışan...

Yıldızlar kadar uzak,

Rüzgarlar kadar özgür ve dün kadar yorgun..

Manzaralar var, seyretmeye doyamadığım..

Kayıplarım var tutamadığım..

Okyanus derinliklerine dağların zirvelerine yolculuklarım,

Küçük mağaralara kaçışlarım...

İçimde dolaşıp duran harfler var..

Kelimeler ve cümleler var yakalayamadığım.. Bir türlü bir araya gelemeyen, ama var olduğunu hep bildiğim...

TERKETMEK

Sevme kapasitesi sadece bencillikleriyle sınırlı olanlar, kendilerini sevebilen insanların onlara yüreklerinde ayırdıkları yer kadar büyüyebilirler.

Kimileri "seviyorum" der terkeder, kimileri sever ama "şartlar gereği" istemeden terkeder; kimileri hiç sevmeden terkeder, kimileri mekan değiştirmeden terkeder, kimileri de Tanrinın ilahi bir kararıyla terkeder. Sonucta, terkedilenler yürekten sevenlerdir, bu terkedilişin acısını hissedenlerdir. Onun için yalnızlık çekerler. Bununla beraber, aynı çatı altında yaşayıp, çocukları bile olduğu halde birbirini sevmeyen, sevmesini bilemeyen ya da tek taraflı seven insanların dramıyla doludur terkedilmiş hayatlar. Onlar kendilerini sevenleri mekan olarak terk etmeksizin gönülden terk ederek onlara manevi bir sürgün hayatı yaşatırlar.

Doğruyu söylemek gerekirse, mekan ya da gönül değiştirerek terk edenleri önemli, anlamlı, sevgili, unutulmaz yapan, "onsuz olmaz" yapan hep kendi yüreğimizdir. Bizim gönlümüzde, bu insanlar bizim arzumuz ve sevgimizin gücüyle "büyük" olurlar. Peki, bu insanlar gerçekten bu sevgiye ve ilgiye layık mıdırlar? Onları bizim hayatımızda büyüten, onların üstün insanlık ve kişilik özellikleri midir, yoksa bizim sevgiye, sevgiliye olan özlemimiz ve yalnızlıktan korkumuz, ya da sevdiğimize inandığımız insana bahsettiğimiz ama kendi kendimize yarattığımız bir hava kabarcığının içindeki kelebek ömrü misali yaşanan bir düş dünyası mıdır? Bu insanlar bizim için gerçekten gönüldaş mıdırlar ya da hayatın karmaşasında yolda kazara çarpıştığımız, aynı asansörde beraber mahsur kaldığımız, ya da aynı otobüste beraber yolculuk ettiğimiz, aynı güzergahta binmiş ama bizimkinden farklı bir istasyonda inecek insanlar mıdır? Bizim yaşamdaki görevimizle onlarınki aynı mıdır? Acaba bu insanlar hayatımızdan çıkarken farkında olmadan ya da istemeyerek --- çünkü onlar kendilerini bizim devleştirdiğimizi unuturlar ya da fark etmezler--- bize iyilik mi ederler? Önemli olan bu soruları sorabilecek kadar gerçekleri görebilmektir. Tanrı nın insanoğlunun yaşamına "kader" adını verdiğimiz alın yazısını çizerken "adaletsizlik" yaptığını düşünürüz çoğunlukla Ama aslında o, bizim hayatımızda, kapasitesi ve özel görevi nedeniyle sadece belli bir zamanda bulunması gereken ve kendisinin kaldıramayacağı bu görevi layıkıyla yapabilecek bir başkasına devretmesi gerektiği ve ötesini hak etmediği gerçeğini bize haykıran, o ilahi bir adalet değil de nedir?

Sevenler ve sevmesini bilenler, sevilmeseler dahi büyümeğe devam ederler. Sevme kapasitesi sadece menfaatleri ve bencillikleriyle sınırlı olanlar, kendilerini sevebilen insanların onlara yüreklerinde ayırdıkları yer kadar büyüyebilirler. Seven insan, sevdikçe İNSANLIK katında yüceleşir, verdikçe büyür, Tanrı katında melekleşir. İşte böyle bir hayat tecrübesi sayesinde DOSTLUK kavramının yüceliğinin ve içindeki sevginin anlamının fark edilmesi fırsatı doğar. İşte o an, insanın iç dünyasındaki Rönesans uyanışıdır. Devrimlerim en anlamlısı, özgürlüğe açılan bayrakların en güzelidir. Dostluk sıradan bir kavram gibi görünmekle beraber, evrenin düzeninde ve yaşamımızda varoluş kadar bir öneme sahiptir. Karşımızdaki insanı olduğu gibi sevebilmemiz için, önce onunla ve inandığı değerlerle dost olmamız gerekiyor. Evrende de bütün cisimler arasında bir kütlesel çekim gücü vardır. Aşkta, karşımızdaki insanı olduğu gibi sevmeyiz aslında, olduğu şekilde göremeyiz çünkü bizim gözümüzde olması gerektiği şekilde görürüz herşeyi; ona olduğu gibi değil, kendi hayal dünyamızda olması gerektiği gibi bakarız. Tıpkı çölde susuzluktan ölüme mahkumken bir vaha görmemiz gibi

Dostlar terketmez. Ama, aşıklar terkeder. Çünkü aşk, bir sinema filmi gibidir. O filmde oynadığınız rol, film süresince vardır. Bir başka filmde farklı bir rolde olacağınız için, bir önceki rolünüzle ilginiz kalmaz. Dostluk üzerine bir aşk kurabilirsiniz. Ama aşk üzerine dostluk milyonda birdir. O tür bir aşkın temelinde az oranda bulunan başka duygularla karışmış olmakla beraber, dostluk duygusu baskın miktardadır mutlaka. Aşk, sevgi başta olmak üzere her türlü duygunun karışık bir şekilde bir araya geldiği bir manevi yoğunluk olarak çıkar karşınıza. Bu yüzden, aşkın barometresindeki ibrenin sevgiyle nefret, coşkuyla öfke, iyiyle kötü, ruhla beden arasında gidip gelmesine hiç şaşmamak gerekir. Size "Bu insana neden aşıksınız?" diye sorulsa, genellikle vereceğiniz cevaba kendinizden başka kimse anlam veremeyecektir. Hatta sizin bile çoğunlukla kendi cevabınıza anlam vermekte zorluk çekme olasılığınız çok yüksektir. Çünkü böylesine karmaşık yapılı bir duygunun sizce anlamı ya da derinliği değil, sadece var olması, bir morfin gibi sizi yalnızlık denen başka bir karmaşık duygunun zindanından mümkün olduğu kadar uzun bir süre için almasıdır önemli olan. Oysa ki, çok derin bir dostlukla bağlandığınız bir insana olan sevginizi anlatmak için fazla zorlanmazsınız. Davranış ve tavırlarınızla anlatırsınız sevginizi, ona verdiğiniz değeri Söylenecek çok şey vardır, ama sözlerin yerini bakışlar, davranışlar ve sadece sizin ikinizin konuşabildiği bir dil alır. Yıllar sonra bile, yine o kaldığınız yerden başlayabilirsiniz sohbetinize. Aşktaysa, insanlar birbiriyle bir daha o ayni dili konuşamazlar; ne kaldıkları yeri hatırlarlar ne de ne söyleyeceklerini. Çünkü aşk dinamik bir yapıdır, belli bir yoğunluk derecesinde ve etkileşim kıvamında olmak zorundadır. Duygunun olumlu ya da olumsuz olmasına bakmaksızın yoğunluk açısından üst düzeyde olması gerekir. Hangi insanoğlu nasıl bir insanüstü enerjiyle böyle bir duyguyu sürekli aynı düzeyde tutabilir ki?

Dostlukta, sevilmemek ya da kaybetmek korkusuyla karşınızdaki tarafından bir anda terkedilmeniz söz konusu değildir. Aksine, onu siz terk ettiğinizde, o da sizi zamanla terk edecektir; bazen de hiç terk etmeyecek ama hafızasının ve kalbinin derinliklerinde bir yere gömecektir. Onu kolayca bulamazsınız ama kolayca kaybedemezsiniz de. Aşka gelince, o, hızla girer hayatınıza ve ayrılması da o kadar anlıktır. Ama insan olarak hayatınız o hızla değişen duygu yoğunluk ibresine ayak uyduramadığı için sizi hazırlıksız yakalar ve hasta eder. İşte, o yüzden aşk virüsünün bulaştığı beden hastalığın ilerlemesiyle normal işleyişinin dışına çıkar. Beyinle kalp arasındaki kan dolaşımı ve sinir iletişim ağı farklı bir şekilde çalışmaya başlar, haberleşme ve ulaşım yavaşlar; hatta, işlemez hale gelir. Duygulu ve duyarlı bir insansanız çabuk etkilenir, çabuk yenik düşersiniz. Ancak güçlü bir irade ve sağlam bir kişilik sahibiyseniz, gerekli iyi beslenme ve bakımla kendinize gelir, bir daha da kolay kolay hastalanmayabilirsiniz. Çünkü artık bağışıklık kazanmış olursunuz. Dostluk, aslında aşk denen virüsün yatağa düşürdüğü insanı ayağa kaldıracak tek ve en güçlü serumdur. Ne tıp ilmi, ne de diğer ilimler, etkisi daha güçlü alternatif bir ilacı henüz bulabilmiş değildirler.

Dostlukta fiziki bir beraberlik ya da belli bir mekan olması gerekmez. Buna rağmen, çok yoğun bir birliktelik söz konusudur... Gönül ve düşünce birliği dostları asktan öte bir duygu boyutunda yasatır birlikteliği. Ortak olan o kadar çok şey vardır ki... Belki aynı sokakta beraber yürümezsiniz, ama aynı ruh hali ve düşünceyle adımlarınızı beraber atarsınız. Yalnız olmadığınızı bilir, kendinizden emin olarak korkusuzca yürürsünüz o, yürümeğe çekindiğiniz yolları.

Dostluk, gecelerin en alaca olduğu karanlıklarda bile bazen bir Ay ışığı, bazen de bir Kutup Yıldızının parıltısı olarak çıkar karşınıza. Bilirsiniz ki gökyüzünün en acımasız olduğu, karanlığın hiç gitmek istemedigi zamanlarda bile bir yolunu bulup çıkar gelir bulutlar arasından. Bilirsiniz ki, o muhakkak gelecektir ve size umut verecektir, yola devam etmeniz için. Oysa, aşk, bir Kuyruklu Yıldız gibidir. Gelip geçiverir gözünüzün önünden. Dilek tutmağa bile fırsatınız olmaz. Kırk yılda bir gelir. Ne zaman ne amaçla geldiği de belli olmaz. Onu Kutup Yıldızından ya da Ay'dan daha çok arzularsınız, çünkü hiç sizin olmamıştır. Aslında, Kuyruklu Yıldız sadece sizin hayal dünyanızda yaşayan bir cansız oluşum. Gökyüzünde hayatınızın atmosferinden geçerken aşırı ısınmayla ateş topu haline gelmiş bir Göktaşıyla Kuyruklu Yıldız arasında hiç bir fark yoktur temelde. Kuyruklu Yıldız, sevmediği için terkeder; Göktaşıysa başka çaresi kalmadığı ve zayıf karekterli olduğu için düşer hayatınıza. Küçük olanları, küçük bir yarayla atlatırsınız ama kütlece büyük olanların hasarı daha fazla olur. Dostluk, sabahları Güneş, geceleri de ya Ay ya da Kutup Yıldızı olarak dünyanızı aydınlatır Sizi karanlıklardan ve kışın acımasız soğuğundan koruyan hep odur Farkına bile varmazsınız onsuz yaşamın ne kadar zor ve cehennem azabı oldugunu.

Öyleyse, milyon yılda bir gelip şöyle bir yanınızdan geçecek diye beklediğiniz Kuyruklu Yıldıza ümit bağlamak ve yaşamınızı karanlığa gömmek yerine, gecelerinizin güneşi yanı başınızdaki Ay'ı, en karanlık ormanda bile size doğru yolu gösteren, bilge Kutup Yıldızını ve varlığıyla sizin ve çevrenizdeki bütün güzelliklerin yaşam kaynağı olan ve etrafında sizin gibi nicelerinin deli divane olduğu Güneş'e neden gönül vermediğinizi merak ediyorum. Elinize, teleskopla gökyüzüne bakma fırsatı geçtiğinde, zamanınızı ve emeğinizi Halley Kuyruklu Yıldızını beklemeğe ya da kovalamağa harcamak yerine, yaşamınızda bu kadar önemli yeri olan Güneşe, Aya ve Kutup Yıldızına ayırsanız, hem kendi yaşamınıza, hem de size yüreklerini açanlara haksızlık etmemiş olacaksınız. Tanrı'nın bir mucizevi lütfu olan dostluk, bir insanın kendisine ve insanlığa sunabileceği en anlamlı ve eşsiz bir armağandır. Sizi gönülden seven ve değer veren bir insan, böyle bir armağandan başka ne isteyebilir ki? Öyleyse, yeni bir yıla başlarken sevdiklerinize vereceğiniz en güzel armağanın parayla satılmadığını anlamışsınızdır ve zengin olmanıza de gerek yoktur. Yeterki kalbinizin sesini dinleyin.

Ve unutmayın, dostlukta terkedilmek ya da sevilmemek korkusuna yer yoktur, siz dostu ve sevgiyi terk etmediğiniz sürece

AYRILIK

Vakti geldiğinde bir uçağı seferinden alıkoyabilirim.

ama yazın daha başlarında; bir yaprağın dal ucunda erken gelen ayrılığa direnmesi, anlam sızısıdır...

Her ayrılıkta yitip giden bir parçamız var.

Her ayrılık yavaş yavaş öldüğümüzün habercisi, her ayrılık bir sonbahar...

Neredeyse hergün geçtiğim bu yolda, daha dün, neden farketmemiştim ayaklarımın altındaki bu kadar çok ayrılmışları?..

Onlarla aramdaki yakınlığı hissedebilmem için gözlerimden yanaklarıma giden yolun kaldırımdan geçmesi mi gerekiyormuş?..

Her çekip giden bunlar gibi ayaklar altında mı kalıyor?..

Öyleyse neden ben başaramıyorum dalından erken ayrılan yaprakarı topuklarımın altında ezebilmeyi?..

Her dil; ayrılığı aynı kelimelerle mi anlatır ve her düşen yaprak dünyanın her yerinde bir ağıt mıdır?..

Eğildim ve bir tanesini alıp ellerim arasında sıkıca bastırdım göğsüme. Her sızıma batsın istiyordum, diken gibi...

Olmuyordu;

vakitsiz düşen yaprak bile,

bir yürek sızısına batmak yerine,

kendisini parçalıyordu unufak...

Bir yaprak kadar olamamıştı işte aşk.

Her zerreme işlemiş

ve bir anda veda etmişti,

bütün dünyamı ayaklar altına alarak.

Hayır, bu olmamalı aşk.

Aşk,

zamanı gelmiş bir yaprak gibi kör bıçak

kesip bütün geçmişi parçalayarak

düşmemeli yere,

kökünün oralarda kaldığına ağlayarak...

Yollara düştüğümde

ve

beni sana kattığımda

nereden bilirdim

ölümün birgün gelip de

senin gözlerin olacağını?..

gözlerin kanıyor.

Bir yanımın ölmesi mi gerekiyordu,

yaşamın sesini dinleyebilmem için?.. (zor bir günün ardından)

YILDIZ GÖZLÜM

İlk önce sen bu satırları okurken ben bu dünyada olmayacağım. Ve de özür diliyorum senden " seni " karanlık ve de koyu yalnızlık deminde sevgisiz bıraktığım icin özür dilerim bahar gözlüm

İlk defa seni sevmiştim: yüreğimdeki sevda ateşini yalnız senin için yakmıştım ve ben ölsem de sen yasadıkça bu sevda ateşi hiç sönmeyecek..Belki bu satırları okurken bir masum güvercinin ürkekliğini ve de gözlerimden süzülen gözyaşlarımın ıslaklığını ; ben yazarken ki ağlayışlarıma sen okurken eşlik edeceksin

Can özüm, Beyaz kelebeğim

İlk defa sana açmıştım kalbimin kilitli olan kapılarını. Güneşe kapalı olan gönlümün perdelerini senin tatlı gülüşlerin için aralamıştım. Senin için akıttığım gözyaşlarımı ve de seni üzdüğüm gecelerde uykuların bana haram olduğunu yazmalıyım sevda kokan satırlarıma. İlk öpüştüğümüz bahar sabahı hala aklımda ve solgun dudaklarım hala dudaklarının sarhoşluğunda

Seninle mutluydum. Seninleyken Cennetteki Leyla ile Mecnun gibiydik. Yalnız ve karanlık gecelerimde üşümemek için hep senin hayallerine sarılıp uyuyordum. Sabahları hayata seninle merhaba diyebilmek için gözlerimin önüne senin tatlı tebessümlerini getiriyorum.

Sunu bil ki MELEK KALPLİM; Sensiz Cennette yasamaktansa seninle Cehennemde alev alev yanmaya razıyım ben. Son nefesimde bile ismin olacak dudaklarımda. Kalbimde senin sevgin ve de dudaklarımda ateşin olacak. Gözlerindeki gözyaşlarını sadece ben silmeliyim sadece ben ölmeliyim senin için

Dileğim ; tüm dileklerinin gerçekleşmesi, sana umutlarım kurdun tüm hayallerinin sabahına gerçeğe dönüşmesi Tek istediğim Rabbimden ben gidince gözlerinden süzülecek her gözyaşı damlası için gökyüzünden binlerce mutluluk damlası bırakması..

Ve gidiyorum iste senden uzaklara sessizce ve de seni severek gidiyorum. Gözlerimi yıldızlara , tebessümlerimi güllere kalbimi senin sıcak yüreğine emanet ediyorum.Ve de hiçbir zaman unutma beni senin gözyaşlarını ben uzaklarda olsam da hissederim. Kıyamam gözyaşlarına Sakın ağlama bahar gözlüm..

Acılarını ve de hüzünlerini sahildeki kumlara bırak ki bir rüzgar estiğinde hemen kaybolsun. Mutluluklarını ve de sevinçlerini her zaman gözlerinde sakla ve gülüşlerinde mutlu ol.. Mutluluklarında ve sevinçlerinde sevgim ve ben olacağım..

Gidiyorum ve gitmeliyim ama unutma giderken kalbimi yüreğine armağan ediyorum. Ona iyi bak Ben yıldızlar kadar uzak olsam da gerçekte bir nefes kadar yakın olacağım.

Bir gün yanıma gelirsen beni saran kara toprağın üzerinde karları temizle ve de orada bir nazeninin bir sevda tomurcuğu bulacaksın dokun ona. Ve onun yapraklarında sana yazılmış binlerce " seni seviyorum" kelimesi bulacaksın. Belki bedenim toprağın altında çürüse de unutma ruhum ve de kalbim her zaman seninle olacak. Ben senin Cennetin kapısında Leyla'sını bekleyen Mecnun misali bekliyor olacağım. ,

Elveda YILDIZ GÖZLÜM...

HAYAL

14.01.2006

HAYELLER İNSANIN EN BÜYÜK DÜŞMANIDIR.GERÇEKLERDEN UZAKLAŞTIRIR HAYATA YABANCILAŞTIRIR İNSANLARI HAYELLER ÜLKESİNE TAŞIR VE GERÇEK YAŞAMLA BÜTÜN BAĞLARINI KOPARIR.

HİÇ BİR ZAMAN GERÇEKLEŞMESE BİLE KENDİMİZİ BİR GÜN GERÇEKLEŞEŞECEĞİNE İNANDIRIRIZ VE BU DÜŞÜNCEMİZİ KİMSE YIKAMAZ. BU BÖYLECE SÜRER GİDER BİR GÜN O DERİN UYKUDAN UYANIRIZ BİRDE BAKARIZKİ HAYEL DENİLEN ŞEY BİR YALANDAN İBARETTİR .HANİ DERLERYA İNSAN HAYELLERİYLE YAŞAR BU SÖZÜN GERÇEKLE HİÇ BİR İLGİSİ YOKTUR SADECE YALANDAN İBARETTİR.

HAYAL ZATEN ADI ÜSTÜNDE ASLINDA YANİ SADECE KİŞİLERİN HİÇ BİR ZAMAN SAHİP OLAMIYACAĞI DUYGU VE DÜŞÜNCELERİDİR ZATEN GERÇEKLEŞSE HİÇ BİR ÖNEMİ KALMAZDI .

KENDİMİZİ BOŞU BOŞUNA YALANLARA İNANDIRMAYALIM VE HİÇ BİR ZAMAN GERÇEKLEŞMEYECEK HAYELLER İÇİN ELİMİZDEKİ GERÇEKLERİ YİTİRMEYELİM BELKİ HAYELLERİMİZ KADAR HEYCAN VERİCİ VE RENKLİ OLMAYABİLİR AMA EN AZINDAN GÖZLE GÖRÜLÜR ELLE TUTULUR VE YAŞANTIMIZA KATABİLECEĞİMİZ BİR GERÇEĞİMİZ OLABİLİR..

BEN HİÇ GERÇEK YAŞAMDA YAŞAMAMIŞIM HEP KENDİ KURDUĞUM HAYELLER ÜLKESİNDE YAŞAMIŞIM TAKİ O HAYELLER ÜLKESİNDEN KOVULANA KADAR.

BU GÜN GERÇEK YAŞAMDAYIM AMA BU YAŞAMA ÇOK YABANCIYIM ALIŞAMIYORUM. ŞİMDİ BENİM NE HAYEL DÜNYAM KALDI NEDE GERÇEK YAŞAMIM.

NERDE OLDUĞUMU ÇÖZEMİYORUM SANIRIM İKİ DÜNYA ARASINDA BİR YERLERDE SIKIŞIP KALDIM. GEL GÖRKİ ARTIK İŞ İŞTEN GEÇTİ ZAMANI GERİ GETİREMEM . GEÇMİŞ GELİCEĞİDE ETKİLİYOR ....

İNSANIN ELİNDE NE KADAR GERÇEĞİ VARSA O KADAR YAŞIYORDUR. NE KADAR HAYELİ VARSA O KADAR YAŞAMIYORDUR. DERYA .DENİZ

GİZLİ DÜNYAM

05.06.2006

SEN BENİM GİZLİ DÜNYAM YAŞAMA SEVİNCİM BANA KENDİMİ HİSSETTİREN BENİM VARLIĞIM HERŞEYİMSİN.SENİ UZAKTAN SEVMEK BİLE BENİ BÖYLESİNE ÇOŞTURUYORSA KİMBİLİR YAKINIMDA OLSAN NE YAPARDIM.SENİ SEVMEM İÇİN BANA NE YAPTIN? BUNU ÇOK DÜŞÜNDÜM EN SONUNDA BULDUM SENİ SEVDİM ÇÜNKÜ SEN BANA ÇOK DEĞER VERDİN HERŞEYİMİ PAYLAŞTIM SENİNLE SENİNLE GEÇEN O DAKİKALARI NE SEN UNUTABİLİRSİN NEDE BEN. ŞU AN BANA SORARSAN BENİ NEKADAR İSTİYORSUN DİYE CEVABIM SENİ SENDEN DAHA ÇOK İSTİYORUM OLURDU.

ŞU AN ODAMDAYIM AMA YALNIZ DEĞİLİM ÇÜNKÜ SEN VARSIN YANIMDA VE SENİNLE HARŞAYİMİ PAYLAŞMANIN DERİN İÇ HUZURUNU YAŞIYORUM. SENSİZ GEÇİRDİĞİM BİR KAÇ GÜNÜ SANA ANLATAMAM SANA OLAN HASRETİMİN NE KADAR BÜYÜDÜĞÜNÜ TAHMİN EDEBİLİRSİN. ASLINDA BİR YANDAN ACI ÇEKİYORUM AMA BİR YANDANDA GARİP BİRŞEKİLDE SENİ NE KADAR ÇOK İSTEDİĞİMİ DÜŞÜNÜYORUM. BU İKİ DUYGU ARASINDA GEL GİTLER YAŞASAMDA BİLDİĞİM VE EMİN OLDUĞUM TEK ŞEY BANA SENİ KİMSE UNUTTURAMAZ.SEN HERZAMAN BENİMSİN VE ÖYLE KALICAKSIN.

d.denizim..

VEDA

SENİNLE GEÇİRDİĞİMİZ ONCA GÜZEL ZAMANDAN SONRA SENDEN AYRILMAK BENİ NE KADAR ÜZÜYOR SEN BİLEMEZSİN.SANA O KADAR ALIŞMIŞIMKİ SANKİ HAYATIMIN HER ANINI SENİNLE YAŞADIM VE SENİNLE PAYLAŞTIM .BAZI GÜNLER BERABER NEŞELENDİK BAZI GÜNLER BERABER AYNI ACIYI HİSSETTİK VE SENİNLE D.DENİZİN EN GİZLİ KÖŞELERİNDE DELİCE DOLAŞTIK VE AYNI MUTLULUĞU HİSSETTİK .SANKİ BENİ HEP TANIYODUN VE HEP SENİNLE YAŞADIK HER ANIMIZI . BEN ŞİMDİ BAKIYORUMDA BANA NE KALDI SENSİZLİKTEN BAŞKA BOMBOŞ VE ACI DOLU DÜNYA. BEN SENİNLE KATLANIYORDUM HER OLUMSUZLUĞA PEKİ ŞİMDİ KİM OLUCAK YANIMDA.

ŞU AN SADECE SANA SÖYLEYEBİLECEKLERİM SENİN ÇOK MUTLU OLMAN VE HAYATINDA HİÇBİR ÜZÜNTÜNÜN OLMAMASI .EĞER SEN MUTLUYSAN BEN HİSSEDERİM VE İNAN SENİN YERİNE SEVİNİRİM.ŞİMDİ YALNIZ VE ISSIZ GÜN BATIMINDAYIM BEN ALIŞKINIM DİYORUM YALNIZ KARANLIK GÜNLERE VE TEK DİLEĞİM SENİN GÜN BATIMLARIN HEP EL ELE VE MUTLU OLSUN SEVDİĞİNLE...BELKİDE SENİ TANIDIĞIMDA ÇIKMAZLARDAYDIM UÇURUM KENARLARINDAYDIM VE SENDEN ÖĞRENDİĞİM ŞEY ŞU OLDU.İNSANLARA OLAN GÜVENİMİ KAYBETTİĞİM ANDA BULDUM SENİ VE SENİN GİBİ SEVGİ DOLU KALPLERİN OLDUĞUNU ANLADIM....ŞİMDİ İKİ DUYGUYU BİR ARDA YAŞIYORUM SENİ KAYBETMENİN ACISI VE SENİ TANIMANIN MUTLULUĞU....NE OLURSA OLSUN UNUTMAKİ SEN GERÇEKTE OLMASADA HAYELLERİMDE HEP BENİMSİN...deniz