admin tarafından gönderilen her şey
-
Konularına Göre Şiir Türleri
Konularına Göre Şiir Türleri1. Lirik ŞiirDuygu ve düşüncelerin coşkulu bir dille anlatan şiire lirik şiir denir. Eski Yunan edebiyatında şairler şiirlerini Lyra (lir) denilen bir sazla söyledikleri için bu tür şiirlere lirik denilmiştir. Lirik şiir, dünya edebiyatında en çok işlenen ve sevilen şiir türüdür. Lirik şiirler insan yüreğine seslenen, okunduğunda insanı duygulandıran, coşkulandıran şiirlerdir. Batı edebiyatında Rönesans devrim şairlerinin (Petrerca, Ronsard) daha sonra da ilke olarak içe dönüklüğü benimseyen romantik şairlerin (Lamartine, Hugo, Goethe, Schiller) duygusal ve öznel bir nitelik gösteren şiirlerin bu türün başarılı örnekleridir. Ne zaman seni düşünsem Bir ceylan su içmeye iner Çayırları büyürken görürüm Her akşam seninle Yeşil bir zeytin tanesi Bir parça mavi deniz Alır beni Seni düşündükçe Gül dikiyorum elimin değdiği yere Atlara su veriyorum Daha bir seviyorum dağları (İlhan BERK) Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak, Ben aşkımla bahar getirdim sana; Tozlu yollarından geçtiğim uzak İklimden şarkılar getirdim sana. Ahmet Muhip Dıranas Kara dutum, çatal karam, çingenem Nar tanem, nur tanem, bir tanem, Ağaç isem dalımsın salkım saçak Petek isem balımsın oğulum Günahımsın vebalimsin. Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan Yoluna bir can koyduğum, Gökte ararken yerde bulduğum Karadutum, çatal karam çingenem Daha nem olacaktın bir tanem? (Bedri Rahmi EYÜBOĞLU) ENDÜLÜSTE RAKS Zil, şal ve gül. Bu bahcede raksın bütün hızı… Şevk akşamında endülüs üc defa kırmızı. Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir İspanya neş'esi ile bu akşam bu zildedir. Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri, İşveyle devriliş, örtünüşleri… Her rengi istemez, gözümüz şimdi aldadır. İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.. Alnında halka halka aşüfte kakülü Gögsünde yosma gırnatanın en güzel gülü… Yahya Kemal BEYATLI ************************************** Gönül gurbet ele çıkma Ya gelinir ya gelinmez Her dilbere meyil verme Ya sevilir ya sevilmez Erzurumlu Emrah Hani, o bırakıp giderken seni Bu öksüz tavrını takmayacaktın Alnına koyarken veda buseni Yüzüme bu türlü bakmayacaktın Orhan Seyfi Orhon *********************************** 2. Pastoral ŞiirÇoban ve kır yaşamını, doğa güzelliklerini anlatan şiirlere pastoral şiir denir. Pastoral şiirlerin her türlü süsten, yapmacıktan, gösteriş ve söz oyunlarından uzak bir yapısı vardır. Bunlara bukolik şiir (çoban şiiri) de denir. Pastoral şiirin iki biçimi vardır: İDİL: Bir ozanın ya da çobanın ağzından yazılıp kır yaşamının çekiciliğini, güzelliğini anlatan çobanın aşkı yansıtan kısa şiirlere denir. EGLOG: BİR kaç çobanın karşılıklı konuşmaları yoluyla oluşturulan, aşk, kır yaşamı üzerine duygu ve düşüncelerini yansıtan pastoral şiirlere denir. Avludan geçtiğini gördü gelinin Suya gidiyordu öğle güneşinde Ardında bebesi yalınayak Geride Karabaş Tozlu yoldan Söğütlerin oradaki çeşmeye Yalağında bulutlar yıkanan çeşmeye Oktay RIFAT ************************************** Gümüş bir dumanla kapandı her yer Yer ve gök bu akşam yayla dumanı Sürüler, çeşmeler, sarı çiçekler Beyaz kar, yeşil çam, yayla dumanı Ömer Bedrettin UŞAKLI ****************************************** BİNGÖL ÇOBANLARI Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum. Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum. Bekçileri gibiyiz ebenced buraların, Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun Nadir duyabildiği taze bir heyecanla, Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla Bingöl yaylalarının mavi dumanlarına, Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına. Kemalettin Kamu ************************************ ÇOBAN ÇEŞMESİ Derinden derine ırmaklar ağlar, Uzaktan uzağa çoban çeşmesi, Ey suyun sesinden anlıyan bağlar, Ne söyler su dağa çoban çeşmesi. Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi, Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar, Tarihe karıştı eski sevdalar. Beyhude seslenir, beyhude çağlar, Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi… Faruk Nafiz ÇAMLIBEL ******************************************** 3. Epik ŞiirEpik sözcüğü, Yunancada destan anlamındaki epope den gelmektedir. Yazının bulunuşundan önceki dönemlerde ulusların hayatında derin izler bırakan tarihsel olayları dile getiren destanlar epik şiir sayılır. Epik şiirlerde yiğitlik, kahramanlık, savaş. temaları işlenir. Her epope ( destan) ya da epik şiirlerde tarihsel bir gerçek vardır. Epik şiir bu gerçekten kaynaklanır. Epik şiirlerin çoğu, okuyucuyu coşkulandırdığı için lirik özellikler de taşır. Durduk, süngü takmış kafir ayakta Bizde süngü yok Bir hayret kızıllığı akardı üstümüzden Dehşetten daha çok Durduk, süngüsü düşmanın pırıl pırıl, Önümüze çıktı bir gündüz,bir gece Korku değil haşa Bir büyük düşünce. F.Hüsnü DAĞLARCA ************************************************* Kalktı göç eyledi Avşar elleri, Ağır ağır giden eller bizimdir. Arap atlar yakın eder ırağı, Yüce dağdan aşan yollar bizimdir. Belimizde kılıcımız Kirmani, Taşı deler mızrağımın temreni. Hakkımızda devlet etmiş fermanı, Ferman padişahın, dağlar bizimdir. Dadaloğlu'm bir gün kavga kurulur, Öter tüfek davlumbazlar vurulur. Nice Koçyiğitler yere serilir, Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir. Dadaloğlu ******************************************* 4. Didaktik ŞiirBelli bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt, bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan, duygu yönü zayıf şiir türüdür. Eski çağlarda ozanların eğitici öğretici bir kişi olduğu kabul ediliyordu. Eski Yunan edebiyatında Hesiodos bu türün ilk örneklerini vermiştir. Türk edebiyatında "ta'limî" terimi de aynı anlamda kullanılmıştır. Manzum hikâyeler ve fabllar da bu gruba girer. KARGA İLE TİLKİ Bir dala konmuştu karga cenapları; Ağzında bir parça peynir vardı. Sayın tilki kokuyu almış olmalı; Ona nağme yapmaya başladı: "Ooooo! Karga cenapları, merhaba! "Ne kadar güzelsiniz; ne kadar şirinsiniz "Gözüm kör olsun yalanım varsa "Tüyleriniz gibiyse sesiniz "Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın." Keyfinden aklı başından gitti bay karganın; Göstermek için güzel sesini Açınca ağzını düşürdü nevâlesini. Tilki kapıp onu dedi ki: "Efendiciğim, Size küçük bir ders vereceğim; Alıklar olmasa iş kalmaz açık gözlere; Böyle bir ders de değer sanırım bir peynire" Karga şaşkın, mahcup biraz da geç ama, Yemin etti gayrı faka basmayacağına. Çev: Orhan Veli ****************************************** Şunlar ki çoktur malları Gör nice oldu halleri Sonucu bir gömlek imiş Anında yoktur yenleri Yunus EMRE ************************************** Tembellikten vazgeçelim, Okumayı yol seçelim, Okumak, bilmektir derim, Daha çok okumak gerek… Bülent Özcan *************************************** Kitap en iyi arkadaş Bana neyi sorsam söyler. Ne anlatsa en sonunda Çalış, iyi, doğru ol der Fazıl Hüsnü Dağlarca Güzel dil, Türkçe bize, Başka dil, gece bize. İstanbul konuşması En saf, en ince bize Ziya Gökalp ****************************************** 5. Satirik ŞiirEleştirici bir anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Bunlarda didaktik özellikler de görüldüğünden, didaktik şiir içinde de incelenebilir. Ancak açık bir eleştiri olduğundan ayrı bir sınıfa alınması daha doğru olur. Bu tür şiirlere Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, yeni edebiyatımızda ise yergi verilir. KUYRUKLU ŞİİR Uyuşamayız, yollarımız ayrı; Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi; Senin yiyeceğin kalaylı kapta; Benimki arslan ağzında, Sen aşk rüyası görürsün, bense kemik. Ama seninki de kolay değil kardeşim, Kolay değil hani, Böyle kuyruk sallamak Tanrının günü. Orhan Veli KANIK ******************************** Pek rengine aldanma felek eski felektir Zira feleğin meşreb-i nâ-sâzı dönektir Allaha sığın şahs-ı halimin gazabından Zira yumuşak huylu atın çiftesi pektir Yaktı nice canlar o nezaketle tebessüm Şirin dahi kasdetmesi cana gülerektir Bed asla necabet mi verir hiç üniforma Zerdüz palan ursan eşek yine eşektir Bed mâye olan anlaşılır meclis-i meyde İşret, güher-i âdemi temyize mihenktir Nush ile yola gelmeyeni etmeli tektir Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir Nâdânlar eder sohbet-i nâdânla telezzüz Divânelerin hemdemi divâne gerektir Aff ile mübeşşer midir eshâb-ı meratip Kanun-i ceza âcize mi hâs demektir Milyonla çalan mesned-i izzetde serefrâz Bir kaç kuruşu mürtekibin câyı kürektir İman ile din, akçadır erbâb-ı gınâda Namus ü hamiyyet sözü kaldı fukarada (Ziya Paşa) Benim bu gidişe aklım ermiyor Fukara halini kimse sormuyor Padişah sikkesi selam vermiyor Kefensiz kalacak ölümüz bizim 6. Dramatik ŞiirTiyatroda kullanılan şiir türüdür. Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi. Bu durum dram tiyatro türünün (19. yy.) çıkışına kadar sürer. Bundan sonra tiyatro metinleri düz yazıyla yazılmaya başlanır. Dramatik şiir harekete çevrilebilen şiir türüdür. Başlangıçta trajedi ve komedi olmak üzere iki tür olan bu şiir türü dramın eklenmesiyle üç kere çıkmıştır. Bizde dramatik şiir türüne örnek verilmemiştir. Çünkü bizim Batı'ya açıldığımız dönemde (Tanzimat) Batı'da da bu tür şiirler yazılmıyordu; nesir kullanılıyordu. Bizim tiyatrocularımız da tiyatro eserlerini bundan dolayı nesirle yazmışlardır. Ancak nadirde olsa nazımla tiyatro yazan da olmuştur. Abdülhak Hamit Tarhan gibi… Batı edebiyatında Corneille, Racine, Shakespeare;Türk edebiyatında Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Faruk Nafiz Çamlıbel dramatik şiirin en güzel örneklerini vermişlerdir. Halketsem esirlerle leşker, Mahveylesem ordularla asker, Olsa bana hep mülûk çâker; Cinsince o iktidar münker, Fevkimde uçar tuyûr-u kemter! Âvâze-i dehr iken tanînim, Gördüm ana değmiyor enînim; Milletlere karşı âhenînim; Bir âfete karşı nazenînim. Afetse de ey ilâh göster! Bilmem bana ân mı, şân mı lâzım? Gülbün mü ya kehkeşân mı lâzım? Âguuş-u vefâ-nişân mı lâzım? Bir pençe-i hun-feşân mı lâzım? Canan mı güzel, cihan mı hoş-ter? Abdülhak Hâmit TARHAN
-
BU ELLER MİYDİ
- TÜRKÜLER AŞKI ANLATSA
Sen değil misin aşk Şu türküleri yazdıran, Dillerde acı acı söyletip, Gözlerde yaşı akıtan, Çok seviyorum Ama yok bir türkü Bütün özlemiyle aşkımı anlatan... Her türkü ihaneti anlatıyor, Bir de ayrılığı.. Seviyorum onu ama Dokunamıyorum aslında, Olsun gene de yazsınlar aşkı da, Atmasınlar ayrılığı ortaya... Ne tuhaftır seversin Sevilmezsin.. Dokunmak ister dokunamazsın Unuturum deme yapamazsın, Çığlıklar atmak ister ama bağıramazsın, Çok düşünürsün ama sende bu gidişleri anlayamazsın Türkülerle anlatmak istersin ama isyansız türkü bulamazsın...- DÜZCE KÖFTESİ
Püreyi hazırlamak için patatesleri haşlayıp,kabuklarını soyarak rendeleyin. Zeytinyağı,tuz ve limon suyunu ekleyerek iyice ezin.Pürüzsüz kıvama gelince kaşıkla şekil vererek servis tabağına alın. Köfteler için kıymaya yumurta,mısır unu rendelenmiş soğan,yenibahar,karabiber,kimyon tuz ve tereyağını ilave ederek yoğurun. İyice yoğuduktan sonra yuvarlak ve yassı köfteler hazırlayın.Önceden kızdırmış olduğunuz yağda arkalı önlü kızartarak patates püresiyle servis yapın. NOT: isterseniz püre yerine kızarmış patates ile servis yapabilirsiniz. AFİYET OLSUN...- ÖZGÜRSÜN...
Gidiyorsun öyle mi? farklı bir veda bu. gözlerime bakmıyorsun, dönmeyeceksin eylül gidişi değil bu, farklı diğerlerinden, biliyorum. başka bir kadın desem?.yok değil. gözlerindeki ışıltı. özgürlüğün resmi yanılmıyorum şimdi git birgün dönersen ben burada,bıraktığın yerdeyim gitme desem?gideceksin işte o zaman ben seni tamamen kaybedeceğim onun için git şimdi özgürsün?. N.Ayan- SAYGI
Dolu başak eğilirmiş, Sen eğilmedin ki. Biraz ukala,biraz küstah, Saygı nedir bilmedin ki, Şişirilmiş balon gibi, Havalanma sakın öyle, Bir iğneye bakar havan. Saygı nedir bilmedin ki. Olduğun gibimisin, Olmak istediğin gibi mi, Gerçek sen hangisi Bunu anlamadım ki. Havalanıp durma öyle, Onunda bir sonu vardır. Tepetaklak geliverirsin. Saygı nedir bilmedin ki. Nuran Ayan- ÖZLEDİM...
Sisli,puslu bir sabah yine buralarda?. Hayatımda herşeye yön verdim de, Duygularıma söz geçiremiyorum yine, Özledim seni. Mavini özledim,gri sabahlarını, Hergün yetişmek için koştuğum, Şehir hatları vapurunu, Bir de Babıali yokuşunu, Şaşırdın değil mi? Senden ne kadarda şikayet etmiştim oysa, Yokuşundan,trafiğinden,akmayan sularından, Özledim işte Hayatımda her şeye yön verdim de, Şu yüreğime söz geçiremedim Doğduğum şehir İSTANBUL Özledim seni?. N.Ayan- Serenay ÖZKAN Hakkında
Biyografi Serenay Özkan, 10 Ekim 2004 tarihinde İstanbul'un Beykoz ilçesinde doğmuştur. Çocukluğunu Kastamonu’nun Bozkurt ilçesinde geçirmiş, ortaokul döneminde şiire yönelmiş, lise yıllarında Viata adlı ilk şiir kitabı Dorlion Yayınları tarafından 2019 yılında yayımlayarak yazarlık kariyerine adım atmıştır. Şiirleri çeşitli dergilerde ve fanzinlerde yayımlanmıştır. Farklı Bir Mehtap adlı hikâye kitabı, Yol Akademi Yayın Grubu kapsamında düzenlenen aylık edebiyat yarışmasında yayımlanmaya değer görülerek basım hakkı kazanmış ve 11 Kasım 2025'te yayımlanmıştır. Eğitim hayatına İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü'nde devam etmektedir. Sizlere yeni eserim olan Farklı Bir Mehtap ile geldim. Kitap henüz yayımlanmadı, görsel tanıtım amaçlıdır. Farklı Bir Mehtap kırklı yaşlarındaki yalnız bir adamın İstanbul ‘un en eski semti olan Beyoğlu’nda uyuduğu gecelerin hakkını vermek istemesiyle başlar. Çok yakında sizlerle. SERNAY ÖZKAN ŞİİRLERİ İÇİN TIKLAYIN- Gülşen SARIOĞLU Hakkında
10. Kasım 1962 Samsun Çarşamba doğumlu - Geçimlerini çiftçilikle ve Gurbetlerden çalışarak sağlayan, babanın dokuz evladından biridir. (Dokuz evladın Dört tanesi bakımsızlıktan vefat etmiştir) İlkokulu doğduğu köyde bitirmiştir. Ortaokula Çarşamba, Merkezde devam etmiştir, Küçük yaşta evlendirilmiş eğitim hayatına son verilmiştir. Cehaletin acısını çok erken yaşta yaşamıştır. İki kız ve bir erkek evladı vardır. Çocuklarını büyütürken, kendi de hayatın içinden acı tatlı günleri yaşayarak Hayat Okuluna devam etmiştir. Çocukları okula başlayınca kendine iş yeri açar ve birkaç yıl çalışma hayatına devam eder. Daha sonra iş yerini kapatır değişik sektörlerde, çalışma hayatına devam eder...- Miyaser GÜLŞEN Hakkında
1958 Bayburt doğumlu (aslen Rizeli) . Ailesi ile birlikte Hamburg'da yaşadı. İlk şiirlerini Hamburg'da yazdı. Şiir ve güfteleri muhtelif gazete, dergi ve kitaplarda yayınlanmakta. Bir çok şiiri çeşitli antolojilerde yayınlandı. Bazı şiirleri Azeri Türkçesine çevrilerek Azerbaycan'da yayınlandı. Kadıköy Belediyesinin düzenlediği şiir yarışmasında "Güzel Kadıköy" isimli şiiri ile birinci olmuştur. TRT Repertuarında güftelerini yazdığı bir çok şarkısının yanısıra, hem Kahraman Ordumuz için, hem de Atatürk için yazdığı Sn. Pınar KÖKSAL tarafından bestelenen iki adet Marşı da mevcut (Genelkurmay Başkanlığı repertuvarında da bulunmakta) Güftelerini besteleyen bazı bestekarlar: Ahmet Kadri RİZELİ, Asım KÜLAH, Ayşe Pınar KÖKSAL, Cem ADALI, Emin ÖZYER, Erol GÜNGÖR, Ferhat SARMUSAK, Güray SOĞANCI, Hasan DEMİRCİ, Hüseyin BİTMEZ, Hüseyin SOYSAL, İsmail Zafer GÖKÇE, İsmet Nedi- Galip SERTEL Hakkında
Öğretmen, Şair; Bulgaristan'ın Silistre ili, Bistra (Akpınar) köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu Bezmer (Abdullah) köyünde tamamladı. 1960'da Dobriç (Hacıoğlu Pazarcık) şehri Pedagoji Öğretmen Okulu'ndan mezun olup Doğruca'nın muhtelif köylerinde öğretmenlik yaptı. Bu yıllarda Dobruca ve Deliorman yöresinde Ahmet Cebeci'nin kurduğu illegal "Gençler Birliği" teşkilatına katıldı. Silistre sancağında Türkçe yayınlanan Ziya gazetesinde çalıştığı 1968'de rejim karşıtı "aksi inkılapçı", Türk milliyetçisi vb. suçlamalara maruz kalıp görevden alındı, Bulgar Komünist Partisi gençlik kolları Komsomol teşkilatından ihraç edildi. Çeşitli kurumlarda memur, işçi olarak çalıştı. 1985'te Bulgaristan'da komünist rejim tarafından dünya camiası önünde tantanalı söylemlerle propagandası yapılan, aslında dini İslam olan azınıklara karşı ırkçı, azgın bir şoven yaptırım olan "soya dönüş" adlı soykırım sürecinde Roman toplama kampında tutuklu kaldı. Bulgaristan'ın demokrasiye geçiş günlerinde Silistre şehri Hak ve Özgürlükler Hareketinin kurucularındandır. İl Koordinatörü HOH Merkez Yürütme Kurulu üyeliğine seçilen Sertel, 1990'da Türkiye'ye göç edip İstanbul'a yerleşti. İstanbul'da öğretmen ve idareci olarak çalışan Sertel 2005'te emekli olmuştur. Şair, evli ve iki çocuk babasıdır. Sertel'in edebiyata ilgisi daha çocukluk günlerinde başlamıştır. Çocuk denecek yaşlarda Türkçe, Bulgarca gazete ve dergilerde şiir, hikâye, söyleşileri yayınlanmıştır. Sertel, Taş Toprak Dobruca adlı şiir kitabında Bulgaristan Türklerinin 1985-1989 yılları arasında maruz kaldıkları işkenceleri, yaşadıkları acıları son derece trajik bir anlatımla ifade eder. Sertel; her bir şiir, tiyatro sahnesini andıran birçoğu şiir-hikâye örneği olan bu metinlerde Bulgaristan Türklerinin asimilasyon karşısındaki tavırlarını, göç sürecini, ana vatana uyum sağlama çabalarıyla öz yurda dinmeyen hasret duygularını psikolojik ve sosyolojik boyutlarıyla destansı bir anlatımla dramatize eder.- Louis ARAGON Hakkında
Louis Aragon, siyasal eylemci ve komünist şair, romancı ve deneme yazarı. Bugünkü Fransız ozanlarının en önemlilerinden biri olarak bilinir. Özellikle, Türkçeye Mutlu Aşk Yoktur adıyla çevrilen şiiriyle tanınır. 1959'dan sonra Nobel Edebiyat Ödülü'ne sık sık aday gösterilmiştir. Vikipedi Doğum: 3 Ekim 1897, Paris, Fransa Ölüm tarihi ve yeri: 24 Aralık 1982, Paris, Fransa Eşi: Elsa Triolet (e. 1939–1970) Filmler: Gülüm Elsa, Video 50, La Rose et le Réséda Etkilendiği kişi: André Breton, Tristan Tzara, Vladimir Mayakovski Ebeveynleri: Louis Andrieux, Marguérite Toucas-Masillon- Kazım DEMİR Hakkında
1977’de doğdu. İlkokul üçüncü sınıfta ilk şiir ve öykülerini yazdı. 2001 yılında “öteki şiir” birimini kurdu. Şiir üzerine araştırmaların yanı sıra, şiir ve tiyatro birleşimiyle ses ve görselliği müzik ritimleriyle bütünleştirdi. 2005 yıllında ilk şiir kitabı “kirpikleri ıslak gri”yi çıkardı. Aynı yıl ekin şiir atölyesini kurdu. Şiir çalışmalarını atölye çerçevesinde geliştirip, şiir üzerine birçok etkinlik düzenledi. 2006 yıllında Önsöz Sanat Edebiyat dergisinde “bir işçinin günlüğü” adlı anı dizisini 5yıl yayımladı. Ulusal gazetelerde kısa dönemli yazılarının yanı sıra sanat edebiyat dergilerinde ve antolojilerde şiirlerine yazılarına yer verildi. 2009’da “el izlerim” şiir kitabı yayımlandı. Birçok seminere konferansa katıldı. Kitap fuarlarında ve çeşitli illerde adına imza günleri söyleşiler düzenledi.- Cemil ARSLAN Hakkında
1967 yılında Tokat’ın Niksar ilçesinde doğdu. İlkokulu Niksar Şahinli Köyü’nde, ortaokulu İstanbul Gaziosmanpaşa İmam Hatip Ortaokulu, liseyi Üsküdar İmam Hatip Lisesi’nde bitirdi. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Lise ve üniversite yıllarında, üniversiteyi bitirdikten sonra İstanbul’da özel sektörde uzun süre farklı alanlarda çalıştı ve bir süre yöneticilik yaptı. Toplumsal sorumluluk ve insani duyarlılık konusundaki çalışmaları, projeleri ve etkinlikleri; Milliyet, Hürriyet, Akşam, Posta, Habertürk, Sözcü, Cumhuriyet, Yeni Şafak, Yeni Mesaj, Sabah, Star, Doğru Haber, Vatan gazetelerinde yayınlandı. Yine çalışmaları Kanal 60, Güneş TV, Kanal T, SRT, Kanal D, ATV, A Haber, TGRT Haber, TRT Haber, Fox TV, Kanal A ve Ulusal TV kanallarında haber olarak yer aldı. Uluslararası faaliyetleriyle dünyamızı aydınlatan Yeryüzü Doktorları Derneği, aynı zamanda Üsküdar İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği ve ÖNDER İmam Hatipliler Derneği’nin üyesi. Yaklaşık 50 adet TÜBİTAK projesinde gönüllü olarak görev aldı. Ayrıca çeşitli sivil toplum örgütlerinde üyelik, yönetim kurulu üyeliği, genel sekreterlik, genel denetleme kurulu başkanlığı ve il başkanlığı yaptı. Halen eğitimciliğe, psikolojik ve sosyolojik araştırmalara devam etmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.- Tayfun KARAKAŞ Hakkında
- Mahmut AYAZ Hakkında
Kars’ta doğdu. İlk ve ortaokuldan sonra üniversitede Sosyoloji Bölümünde okudu. Üniversiteyi bitirdikten sonra, serbest çalışma hayatına atılarak radyoculuk ve gazetecilik yaptı. Çalışmalarını İzmir'de sürdürmektedir. Şair Mehmet Ayaz’ın şiirleri 2000 yılından itibaren 2000'e Doğru, Berfin Bahar dergileri ile Aydınlık gazetesinde yayımlandı. Yüzün Bir Hüzün (1998), Düşlerime Gömdüm Seni (2000), Aşk Utandı (2004) adında üç şiir kitabı ve Chat Geyikleri: Kafesteki Şempanzeler (2001) adlı bir araştırma kitabı bulunmaktadır. Mahmut Ayaz şiirlerinde; kirlenen bir çağı, kirlenen insanlığı, hızla uzaklaşan aydınlık temalarını işlemektedir ve Ayaz’ın şiirinde sistemin dayattıklarını reddetme teması ağır basar. Chat Geyikleri: Kafesteki Şempanzeler (2001) adlı araştırma kitabında; insan hayatını her alanda büyük ölçüde etkilemeye başlayan ve kitle iletişim araçları arasında gittikçe hastalık derecesinde yaygınlaşan internet üzerinden yazılı konuşmayla iletişim kurma olgusu ele alınır.- Koray FEYİZ Hakkında
1961’de İstanbul-Üsküdar’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini parasız yatılı olarak İstanbul TED Kolejinde yaptı. 1978’ de İTÜ’ de başladığı Harita Mühendisliği lisans öğrenimini siyasi olaylar nedeniyle, ancak 1983’de KTÜ’de tamamlayabildi.1980’de sıkıyönetimce tutuklandı ve bir süre hapis yattı. 1990’da ODTÜ’de Şehircilik yüksek lisans öğrenimine başladı.1992’de master derecesini aldı. 2000’de Fulbright bursuyla, İngiltere’ye gitti. London Technıcal Instıtute’ de “Şehir Psikolojisi” konusunda doktora tezi çalışmasına başladı. 2005 yılında doktorasını bitirdi. İyi derecede Fransızca ve İngilizce biliyor. PEN Yazarlar Derneği,Türkiye Yazarlar Sendikası ve Edebiyatçılar Derneği üyesi. İlk şiiri; Varlık dergisinde 1987 yılında yayımlandı. Varlık, Adam Sanat, Milliyet Sanat, Hürriyet Gösteri, Yasakmeyve, İnsancıl, Evrensel Kültür, Damar, Yarın, Yazıt, Temmuz, Parantez, Şiir Ülkesi, Dönemeç, Çağdaş Türk Dili, Cumhuriyet Kitap, Edebiyat ve Eleştiri, Su, Kıyı, Yazko Edebiyat, Patika, Yaba Öykü, Lacivert, Dar Sokak, Taflan, Edebiyat 81, Sincan İstasyonu, Mühür, Deliler Teknesi, Şiir Saati, Düşünbil, Ekin Sanat, Söyleşi, Denizsuyukâsesi, Zalifre Yazıları,Yedi İklim, Litras Falsas (Güney Amerika), Four Branches (ABD), The Tower Journal (ABD) vb. dergilerde şiir ve yazıları yayımlandı. Şiirleri İngilizce, Arapça ve İzlandacaya çevrildi. Kitapları: Mezarlar Eskimedi (İz-1987), Bir Mektupta İki Yalnızlık (Engin-1988), Ben O Issız O Yorgun Şehir (Prospero-1995), Uhrevi Zorba (Ürün-1995), Seni Bağışladım Çünkü Beni Çok Üzdün (Hera-1999), Su Yarası (Artshop-2010)- Yusuf DURSUN Hakkında
Şair, yazar, öğretmen Yozgat/Musabeyli’de dünyaya gelen Yusuf Dursun 1968’de Yozgat Öğretmen Okulu'nu, 1971’de Erzurum Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nü bitirdi. 1991’de Anadolu Üniversitesi'nde lisansını tamamladı. Hozat, Tokat, Banaz, Bafra, Çarşamba ve Elazığ’daki çeşitli okullarda 25 yıl Türkçe/Edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra emekli oldu. Bu tarihten sonra çeşitli özel öğretim kurumlarında 17 yıl daha öğretmenlik yaptı. 1998’de İstanbul’a yerleşti. Edebî çalışmalarına halen bu şehirde devam etmektedir. Eserleriyle ilgili ilk değerlendirme yazısı, Türk Edebiyatı dergisinin 1974 Aralık sayısında çıktı. İlk şiiri, 1984’te Töre dergisinde, ilk kitabı ise Zaman Perdesinde Değirmen Taşı adıyla 1994’te yayımlandı. Katıldığı pek çok şiir yarışmasında aldığı ödüllerin yanında 2004’te ESKADER Çocuk Edebiyatı ve 2009’da Divanyolu Dergisi Yılın Şairi Ödülü'nü aldı. Şiirleri Milli Eğitim Bakanlığınca okul ders kitaplarına alındığı gibi, bazı şiirleri de bestelendi. Eserlerinden birkaçı İngilizce, Arapça, Farsça, Boşnakça ve Malayca gibi dillere çevrildiği gibi Azerbaycan Türkçesine de aktarıldı. 2000’li yılların başından itibaren çocuk edebiyatı sahasına yönelen Yusuf Dursun’un şiir, masal ve roman türünde olmak üzere basılmış toplam 40 eseri vardır. Zaman Perdesinde Değirmen Taşı adlı şiir kitabı ile edebiyat kamuoyunun karşısına çıkan Yusuf Dursun, lirik söyleyişteki özgünlüğünü halk şiirinin biçimsel formlarından yararlanarak dile getirirken şiirlerinin merkezine “sevgi” sözcüğünü oturtur. Onun şiirlerindeki lirik üslup çoğunlukla bu sevgi sözcüğünün kontrolünde yürür. Evrensel anlamdaki insani duyuşları, kendi topraklarının beslenme kaynakları ile ifade etmeye çalışan şair, önemli ölçüde halk şiirinin etkisinde kalmakla birlikte gerek biçimsel, gerekse söyleyiş açısından özgün örnekler de vermiştir. 2005’te yayımlanan En Gür Seda İstiklal Marşı adlı romanı ile anlatı türüne yönelen Yusuf Dursun, 2007’de Masal Okulu adlı çalışması ile çocuk edebiyatına ve masal türüne, 2008’de de Tatlı mı Tatlı Duam Kanatlı adlı eseri ile de hikâye türüne yönelir. Şiirden anlatı türlerine geçtiği gibi lirizmden de mistisizme doğru geçiş yapar. Ancak sonraki yıllarda yazacağı hikâye, şiir, masal ve roman türlerinin tamamında mistik bir duyuş, lirik bir söyleyiş, tarihsel bir konumlanış dikkati çeker. İnsanı, özellikle çocuğu ilgilendiren pek çok tema, onun eserlerinde kendisine yer bulur. Bu bakımdan onun eserlerinin hemen tamamı çocuk edebiyatı açısından ayrı bir öneme sahiptir. Eserlerinin içinde kendisi veya ailesi, kimi zaman açık veya gizli “özne” olarak sesini hissettirir olsa da bu ses kolektif bir duyuşun, milli romantik yönelişin ve lirik üslubun sesi olarak okura ulaştırılmak istenir. Tarih, vatan, dil, din gibi kültürel ögeler ile merhamet, acıma, sevgi, aşk, adalet gibi insani değerleri Türkçenin söyleyiş güzelliklerinden de yararlanarak bir arada işler.- Kemal DOĞULAR Hakkında
Aralık 1962 yılında Burdur ili, Çavdır ilçesinde gözlerini açmış dünyaya. İlkokulu ve ortaokulu doğduğu ilçede ; liseyi Antalya’ da, Endüstri Meslek Lisesinde okudu. Daha sonraki yıllarda, Ankara Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Elektrik Bölümünü bitirdi. Öğretmenlik görevine şehirlerin sultanı İstanbul'da başladı. Beş yıl bu ilde çalıştı. Ankara Polatlı Topçu ve Füze Okulunda, dört aylık yd.sb. öğrenciliğinden sonra, bir yıl asker öğretmen olarak Mardin ilinin tarih kokulu Midyat ilçesinde görev yaptı. Daha sonraki yıllarda; Antalya ilinin yaylaları kardelenlerin bin bir çeşidiyle dolu Akseki ilçesinde; son olarak, Cennetin arka bahçesi Alanya ilçesinde görevine devam etmekte olup, evli ve bir kız çocuğu babasıdır. Şair şiir yazmaya ortaokul yıllarında başladığını söyler. Şaire göre şiir; yaşamı paylaşma biçimidir. O’na sorarsanız şiir ne zaman yazılır? Acıları, sevinçleri, özlemleri paylaşacak kimse yoksa, eksik kaldıysa yaşamda bir şeyler ruhunda veya kişinin yanında: O zaman; bir kalem, bir sigara veya peçete kâğıdı bulur şair, paylaşır duygularını; o kalem ve kağıtla ! ... İşte şiir yazmak, o zaman başlar ! ...- Mustafa ÖZKE Hakkında
13 Ocak 1969’da Selanik asıllı bir ailenin çocuğu olarak Adana’da doğdu. İlk, orta, lise eğitimini Adana’da tamamladı. İktisat Fakültesi’nin 2. sınıfından ayrıldı. Gazeteciliğe 1989 yılında Yeni Adana’da başladı. Çeşitli ulusal ve yerel gazetelerde çalıştıktan sonra emekli oldu. Evli ve iki kız babasıdır.- Seyit UZUN Hakkında
1966 yılında Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Mersin’de tamamladı. Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden 1992 yılında mezun oldu. Çeşitli illerde öğretmenlik yapmıştır. Halen Mersin de Salim Yılmaz Anadolu Lisesinde idareci olarak görevine devam etmektedir. Çeşitli dergi, gazete ve ders kitaplarında hikâyeleri, şiirleri ve makaleleri yayınlanmıştır. Yazarın yayınlanmaya hazır, “İtikadi ve İktisadi Yozlaşma Karşısında Hz Şuayb” adlı araştırma eseri bulunmaktadır. Bunların yanı sıra “Aşk Yarası” “Aşk Cehennemi” isimli romanlarıyla birlikte; “Biraz Hüzün Biraz Tebessüm İşte Hayat” “Doğmamış Çocuktan Mektuplar” adlı denemeleri, “İmdat babam Sigara İçiyor” isimli çocuk öykü kitapları bulunmaktadır. Ve bunların yanında yayınlanmaya hazır yeni masal setleri bulunmaktadır. Yazar evli ve beş çocuğu vardır.- Sezai KARAKOÇ Hakkında
Şair, yazar ve düşünür Sezai Karakoç; 22 Ocak 1933’te Ergani’de doğdu. Babası Yasin Bey, I. Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi’nde çarpışırken Ruslara esir düşmüş orta halli bir tüccardı. Dedesi Hüseyin Bey de Plevne Savaşı’na katılmış, Gazi Osman Paşa’nın takdirini kazanmış yiğit bir kişidir. Annesi Emine Hanım ev hanımıydı. Sezai Karakoç’un çocukluğu Ergani, Maden ve Piran’da geçti. İlkokulu Ergani’de okudu. Maraş Ortaokuluna parasız yatılı olarak kaydoldu. Gaziantep Lisesinde yine parasız yatılı olarak lise öğrenimini tamamladı. Aynı yıl (1950) Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine başladı. Bu okulun Maliye bölümünden 1955 yılında mezun oldu. İlkokul öğrenciliği yıllarında Battal Gazi kitaplarını, Ahmediye ve Muhammediyeleri okuyarak, dinleyerek büyüdü. Ortaokuldayken Namık Kemal, Ziya Paşa, Tevfik Fikret, Ziya Gökalp; okuduğu, bildiği yazarlar arasındadır. Lisede okuma listesine Batı klasiklerini de ekledi. Üniversite öğrenimine başladığında Doğu ve Batı klasiklerinin çoğunu okumuştu. Üniversite öğrenimi sırasında, henüz birinci sınıftayken asistanlık teklifi aldıysa da bu teklifin üzerinde durmadı. Liseyi bitirince felsefe öğrenimi görmek istemişti, sonra ilahiyat okumak istedi. Ancak bu iki okul türünde de öğrenim görmesi mümkün olmadı. Siyasal Bilgiler Fakültesinden sonra 30 Kasım 1955 tarihinde Maliye Bakanlığında Hazine Genel Müdürlüğü Dış Tediyeler Muvazenesi bölümünde çalışmaya başladı. 11 Ocak 1956’da maliyede müfettiş yardımcısı oldu. 3 Şubat 1959’da İstanbul’da gelirler kontrolörü olarak tanındı. Edebiyat çalışmalarına daha çok vakit ayırabilmek için 21 Haziran 1965 tarihinde resmî görevinden istifa etti fakat 1971 yılında tekrar Bakanlıktaki görevine döndü. Daha sonra Gelirler Genel Müdürlüğü İdari Davalar Müşavirliği görevini yürüttü. Ne var ki yine aynı gerekçeyle 1973 yılında resmî görevinden istifa etti ve bundan sonra herhangi bir resmî görev almadı. Sezai Karakoç, Büyük Doğu’yla ortaokul yıllarında tanışmıştı. Ortaokul ve lise yıllarında tutkulu bir Büyük Doğu okuyucusu oldu. İlk yazıları 1950’li yıllarda Büyük Doğu’da yayımlanan Sezai Karakoç, o yıllarda bizzat tanıştığı Necip Fazıl’dan bir daha ömrü boyunca ayrılmadı; Büyük Doğu’nun edebiyat, sanat sayfalarını yönetti. Karakoç’un günlük yazıları düzenli bir şekilde 1963’ten itibaren Yeni İstanbul gazetesinde çıkmaya başladı. Bu tarihten önce de çeşitli aralıklarla haftalık Yeni İstiklal gazetesinde çeşitli yazıları çıkmıştı. 4 Aralık 1967’de Bâbıâli’de Sabah gazetesinde yazmaya başlayan Sezai Karakoç’un buradaki yazarlığı on ay sürdü. 1 Temmuz 1974’te Millî gazetede “Sûr” başlığı altında devam eden gazete yazarlığı 31 Ağustos 1974’te tamamlandı. “Diriliş”i tekrar çıkarabilmek için buradaki yazarlığına son verdi, bu tarihten itibaren “Diriliş” dergisi dışında hiçbir yerde yazmadı. Diriliş dergisi ve düşüncesi Sezai Karakoç adıyla özdeşleşti. Karakoç, dünya savaşlarından yenik çıkan İslam dünyasının yeniden dirilişini amaç edindi. Bu uğurda yazı hayatı boyunca “diriliş” kavramı çerçevesinde zinde bir bilinç uyandırmaya çalıştı; başta şiir, siyaset ve düşünce olmak üzere dünya Müslümanlarının uyanışına eserleriyle katkı sundu. 1954 kışında bir arkadaşıyla birlikte Yeni Ay adlı bir dergi çıkarmaya karar verdi. Bu dergi edebiyat kadar -hatta daha ziyade- siyasete de yer verecekti. Karakoç, şiirle ilgili görüşlerini yazmaya başladığı dönemlerden itibaren şiir anlayışını da yazmıştır. Bu konudaki düşüncelerini “Edebiyat Yazıları” adını verdiği üç kitapta toplayan Karakoç'un şiirimizde son derece özgün bir yeri vardır. Onun şiiri, metafizik bir şiirdir. Karakoç geleneksel şiire de yaklaşır, ancak dili farklıdır. Modern şiirin diliyle şiirlerini yazmıştır. Modern sanattaki soyutlamanın İslam anlayışına uygun olduğu düşüncesindedir ve şiirlerini bu yönde geliştirmiştir. Edebiyat Yazıları I'deki ilk yazısı metafizik ile ilgilidir. Bu, hangi kavramlara önem verdiğini göstermesi bakımından önemlidir. Poetikasını anlattığı ikinci yazısı soyutlama ile ilgilidir. Nitekim modern sanat, genel anlamda soyutlamaya dayanır. Ona göre şair, şiiri soyutlamada bırakırsa eksik bırakmış olur; tamamlaması için şairin tekrar somutlaştırması yani soyutlaştırdığı şeyi tekrar bir bağlama oturtması gerekir ki Karakoç bunu “diriliş” kavramına bağlar. Sezai Karakoç, şairin genel çizgilerini, “pergünt üçgeni” dediği üç ilkeyle anlatır. Karakoç, Pergünt'ün, hayatında bu ilkeleri yaşadığını belirtir ve bu ilkeleri şiire şöyle tatbik eder: Şairkendi kendisi olmalı şair, kendine yetmeli, şair kendinden memnun olmalı. Karakoç’un ailesinin nâmı “Leventoğlu” dur. Leventoğlu ailesi, soyunda sipahi ağaları da buluna köklü bir ailedir. Soyadı Kanunu çıktığında aile “Leventoğlu” soyadını almak istemiş fakat “paşa, zâde, oğlu…” gibi unvanları kullanmak yasaklandığı için “Karakoç” soyadını almıştır. Sezai Karakoç şiirlerinde; Mehmet Leventoğlu, Sezai Karakoç, Zülküf Canyüce, Sait Yeni, M. Cemil, Mehmet Yasin, M. Yasin, Mehmet Yasinoğlu, Zafer Karip, M. B. Y., S. K., S. Y., M. L., M. Y., M. S. Karakoç, Mehmet C. Güneş müstearlarını kullanmıştır. Diriliş dergisinde birçok yazısını “Diriliş” veya “D.” olarak imzalamış, birçok yazısına da imza koymamıştır. Sezai Karakoç’la birlikte 1950’li yıllardan itibaren Türk şiirinde yeni bir dönem başladı. İlk şiirlerinde Orhan Veli akımına (Garip) karşı duran, bir hece ısrarı gösteren Sezai Karakoç “Mona Rosa” şiiriyle Necip Fazıl’ı bütünüyle önemsediğini gösterdi. “Mona Rosa” şiiriyle bir yandan geçmiş şiir kültürümüze sahip çıkarken bir yandan da sonradan II. Yeni olarak adlandırılacak yeni şiirin birçok unsurunu bünyesinde taşıdı. 1950’li yılların başlarında yazdığı şiirler kadar şiir eleştirileriyle de kuşağının etkili bir adı oldu. Sezai Karakoç’un önderliğinde Orhan Veli etkisini aşarak gerçek karakterini bulan modern şiirimiz, yine gerçek anlamda serbest vezne geçti. Din ve inanç yoluyla fizik ötesi kaygıları yenmiş mistik bir şair olan Karakoç; anlatımdaki kapalılık, karanlık imaj evreninden dolayı II. Yeni sayılmaktadır. Şair; II. Yeni şairleri arasında kendine özgü imgelerle, mistik ve İslamî içeriğe yer veren şiirleri ile dikkat çekmiştir. Şiirlerinin en önemli noktasını özü olarak gören şair, şiirlerinde ölüm ve kadın konusuna çokça yer vermiştir. Bir ülke düşler, o ülkede “gül” kurtarıcı bir imgedir. Şiirlerinde kutsal kitaplardaki kıssaları çağdaş bir anlatımla okuyucusuna sunması, modern Fransız şiirinden ve dinsel kaynaklardan yararlanması; onun büyük bir bilgi birikiminin olduğunu göstermektedir. Şiir ve yazılarında, dergilerinde, kitaplarında ortaya koyduğu dünyayı gerçekleştirmek için 26 Mart 1990’da "güller açan gül ağacı" amblemiyle Diriliş Partisi'ni kurdu. Yedi yıl bu partinin genel başkanlığı görevini yürüttü. Ancak bu parti 19 Mart 1997'de üst üste iki defa genel seçime girmediği için kapatıldı. 2007’de Kültür ve Turizm Bakanlığı “2006 Kültür ve Sanat Büyük Ödülü” ile ödüllendirildi.Bakanlığa, ödülün para kısmının kültür sanat işlerine harcanmasını, diğer kısmınınsa posta ile bildirdiği adrese yollanmasını rica ettiği bir mektup yolladı. 2007 yılında Yüce Diriliş Partisi'ni kurdu ve halen partinin genel başkanlık görevini yürütmektedir. Karakoç, edebiyat alanında 2011 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görüldü; fakat kendisine verilen plaket ve para ödülünü reddederek bu ödülü almaya gitmedi. 16 Kasaım 2021 tatrihinde vefat etmiştir. Sezai Karakoç’un şiirleri; Büyük Doğu, Hisar (1951-1954), Mülkiye (1952-1953), İstanbul (1953-1957), Şiir Sanatı (1955), Hamle (1955), Pazar Postası (1957-1958), Türk Yurdu (1959), Hür Söz (1961), Soyut (1965), Hilâl (1965) ve Diriliş (1960-1992) dergilerinde yayımlandı. ÖDÜLLERİ 1968 Milli Türk Talebe Birliği Millî Hizmet Armağanı Ödülü 1970 Sürgündeki Macar Yazarları Gümüş Madalya Ödülü 1982 Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Hikâyecisi Ödülü 1988 Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Üstün Başarılı Kültür Adamı, Üstün Hizmet Ödülü 1991 Dünya Sanat ve Kültür Akademisi Ödülü 2007 Kültür ve Turizm Bakanlığı 2006 yılı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü 2011 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü Eserleri: ŞİİRLERİ: Körfez (1959), Şahdamar (1962), Hızırla Kırk Saat (1967), Sesler (1968), Taha’nın Kitabı (1968), Gül Muştusu (1969), Şiirler I (Hızırla Kırk Saat) (1974), Şiirler II (Taha’nın Kitabı, Gül Muştusu) (1974), Şiirler III (Körfez, Şahdamar, Sesler) (1974), Şiirler IV (Zamana Adanmış Sözler) (1975), Şiirler V (Ayinler) (1977), Şiirler VI (Leylâ ile Mecnun) (1980), Şiirler VII (Ateş Dansı) (1987), Şiirler VIII (Alınyazısı Saati) (1989), Şiirler IX (Mona Rosa) (1998), Gün Doğmadan (Bütün Şiirleri) (2000) HİKÂYELERİ:Hikâyeler I (Meydan Ortaya Çıktığında) (1978), Hikâyeler II (Portreler) (1982) ELEŞTİRİ YAZILARI:Edebiyat Yazıları I (1982), Edebiyat Yazıları II (1986), Edebiyat Yazıları III (1996) İNCELEME-ARAŞTIRMA YAZILARI:Yunus Emre (1965), Mehmet Âkif (1968), Mevlâna (1996) TİYATRO ESERLERİ:Piyesler (1982), Armağan (1997) DÜŞÜNCE YAZILARI:İslam’ın Dirilişi (1967), İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü (1967), Dirilişin Çevresinde (1967), Yazılar (1967), İslam (1967), Kıyamet Aşısı (1968), Mağara ve Işık (1969), Allah’a İnanma ve İnsanlık (1970), Ölümden Sonra Kalkış (1970), Ruhun Dirilişi (1974), Çağ ve İlham I (1974), Yitik Cennet (1976), İnsanlığın Dirilişi (1976), Diriliş Neslinin Âmentüsü (1976), Çağ ve İlham II (1977), Gündönümü (1977), Çağ ve İlham III(1980), Makamda (1980), Diriliş Muştusu (1980), Çağ ve İlham IV (1986), Düşünceler I (1986), Fizik Ötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi I (1995), Fizik Ötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi II (1995), Fizik Ötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi III (1995), Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı I (1996), Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı II (1996), Unutuş ve Hatırlayış (1996), Varolma Savaşı (1997), Düşünceler II (Kurumlar) (1997), Samanyolunda Ziyafet (2004) GÜNLÜK YAZILARI:Sütun I (1967), Farklar (1967), Sütun II (1969), Sûr (1975), Gün Saati (1986) ÇEVİRİLERİ:Batı Şiirinden (Şiir) (1976), Şiir Anıtlarından (Şiir) (1976), Çağdaş Batı Düşüncesinden (1997), Armağan (Fuzulî’nin Hadîkat-üs Suada’sından Uyarlama) (1997) RÖPORTAJ: Tarihin Yol Ağzında (1996) KONFERANSLARI: Çıkış Yolu I (2002), Çıkış Yolu II (2002), Çıkış Yolu III (2003)- Hayrullah GÜRDAĞ Hakkında
Adana´da doğdu. Edirne ve Rize fen liselerinde görev yaptı. Maraton koşucusu, yürüyüşçü, doğasever. Şair. Şeytanı etkisiz hale getirmek için yeminli kalemini kılıç gibi kullanma gayretinde. Yediiklim, İtibar, Temmuz, Arkakapak dergilerinde şiir ve yazıları yayınlandı, yayınlanıyor. Maişet yayınlanmış şiir kitabıdır. Ezel-Ebed arasındaki kısa çizgide uyku modundan uyanmak istiyor. 2018 yılı itibariyle okulumuzda görev yapmaya başladı. Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler.- Yurdagül ERDOĞAN Hakkında
Yurdagül Erdoğan, 1985 yılında Sivas'ın Altınyayla ilçesine bağlı Kürkçüyurdu köyünde doğmuştur. Babasının adı Abdülkadir, annesinin adı Günayar'dır. Beş çocuklu bir ailenin ilk çocuğudur (Turan 2014: 511). Âşıklık geleneğinin yaşatıldığı bir aileden gelen Yurdagül'ün annesi Günayar Erdoğan, teyzesi Zülbiye Sığırcı, dayıları Şahin ve Murtaza Yılmaz da halk şairidir. Şiirde dayısı Murtaza Yılmaz'ın etkisindedir (Turan 2014: 511).- Cafer YILDIRIM Hakkında
Şair ve yazar. 17 Kasım 1961, Seyitgazi / Eskişehir doğumlu. Yunus Emre Öğretmen Lisesi (1978), Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü (1984) mezunu. Kars’ta başladığı edebiyat öğretmenliğini 1989’dan itibaren İstanbul’da sürdürdü. İlk şiiri 1987 yılında Temmuz dergisinde, sonraki ürünleri Gerçek Sanat, Evrensel Kültür, İnsancıl, Damar, Eski Broy, Ötekisiz, Papirüs, Şiir Ülkesi, Aykırı Sanat gibi dergilerde yayımlandı. Zaman Üşürken adlı dosyası İbrahim Yıldız Şiir Ödülünde övgüye değer bulundu. Aynı şiir dosyasıyla 1998 Hasan Ali Yücel Şiir Ödülünde ikincilik ödülünü kazandı. Şiirlerinde toplumsal konuları ele aldı. “Cafer Yıldırım, halk şiiri öğelerinden yararlanmasını çok iyi biliyor ‘Ömrün ki bir yangın sanki ve daha çok küldür / isteme büyümesin aşk da mevsimlerle yaşanır’. ‘dön de bir bak / neden her hayat / sevdasından vurulur’ ‘turnalardan kanat iste / iklimlerden rüzgâr dilen / kendimden bir ağırlık taşıyorum / dağ-taş onca zaman’ gibi dizelerde gördüğümüz gibi, hüznü umuda taşıma kaygısıyla yüklü ve siyasal tavrı öne çıkan şiiriyle Yıldırım kendi şiirini kurma yolunda önemli adımlar atmış durumda.” (Öner Yağcı) ESERLERİ: ŞİİR: Türküler Kimin İçin (1988), Bir Firariyse Umut (1992), Yurtsuz Sevda (1995), 2x2 Dört Sincaptır Belki (çocuk şiirleri, 2000), Zerefşan (2004). İNCELEME: Şamandan Şaire Türk Şiiri (1987), Şiir Hayatları (2004). Ayrıca ders kitapları hazırladı. - TÜRKÜLER AŞKI ANLATSA
Jump to content