Sülükler bir tür parazitik solucandır. Tıp alanında “hirudoterapi” olarak tanımlanan ve 2 bin 500 yıl öncesine kadar dayanan sülük tedavisi, kan dolaşımını artırmak, kan akışını iyileştirmek ve iyileşmeyi desteklemek için yaraya sülük uygulanmasını içerir. Uygulaması zaman içinde değişiklik gösterse de, modern cerrahide kullanılmaya devam etmektedir.Günümüzde çoğunlukla plastik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılmaktadırlar. Bunun nedeni, sülüklerin kan pıhtılaşmasını önleyen peptitler ve proteinler salgılamasıdır. Bu salgılar aynı zamanda antikoagülan olarak da bilinir . Bu, yaraların iyileşmesine yardımcı olmak için kan akışını sağlar.Sülük tedavisinin kullanılabileceği çeşitli durumlar vardır. Fayda görebilecek kişiler arasında diyabetin yan etkileri nedeniyle uzuv kaybı riski taşıyanlar, kalp hastalığı teşhisi konanlar ve yumuşak dokularının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan estetik ameliyat geçirenler bulunur.Aşağıdaki videoyu sonuna kadar izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.Not: Kulüpler menüsü altındaki Kadınlar Kulübünde sadece kadınlar, Erkekler Kulübünde ise sadece erkekler kendi aralarında paylaşım ve soru cevap şeklinde bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. Bu paylaşımlar üyeler dışında (arama motorları dahil) hiçbir şekilde görüntülenemez.
Günler geçip gidiyor,mevsimlerin peşine takılıp,
Ömrüm tükeniyor,direncim bitiyor,
Daha akşam olmadan güneş batıyor
Bir ayraç oluyor ufuktaki kızıllık
Ölümle yaşam arasına,
Hüzün sarısına bürünüyor tüm renkler
Sinsi bir ayak izi bırakıyor sadece gerisinde,
Sonrasında sürükleyip getiriyor karanlığı.
Kent sanki savaş sonrası bir harabe,
Öyle sessiz,öyle yıkık,tıpkı bana benziyor,
Tüm binalar eski birer tapınak gibi,
Bu ürperten atmosfer
Gitgide öğütüyor bedenimi,
Tüm odalar binlerce yıllık birer lahit sanki,
Uzatmaya korkuyorum kapılara ellerimi,
Meşale gibi yanıyor cadde boyu ışıklar
Çıkardıkları is,kentin iliklerine kadar işliyor
Nefes alamıyor kent,ölümün eşiğinde,
Ben penceremin ardından izliyorum
Yani kendi lahit?imin içinden,
Bu işkencenin sonu yok biliyorum,
Özgürlüğü özlüyorum çok uzaklarda
Karanlığı yırtan bir tebessüm
Şimşek aydınlığı gibi beliriyor yanaklarımda,
Ayağımdaki pranga sesleri
Bir esaret türküsü oluyor kulaklarımda
Dinliyorum gözlerimi kapatarak,
Derken bir sağanak boşalıyor kentin üstüne,
Yanağımla yağmur arasında ince bir cam parçası
Yinede hissediyorum serinliğini,
Nehirler taşıyor yüreğimde,
Meşaleler sönüyor gecenin bir vakti
Simsiyah isleri kalıyor ellerimde,
Ellerimi yağmura uzatıyorum
Kanıyor.
Kaldırım kenarlarına sürtünerek
Akıp gidiyor zaman,
Yani akreple yelkovan arası bir mesafe,
Yani bir kovalamaca,
Geçerli hiçbir içeriği olmayan,
Yörüngeye oturmuş tüm yalnızlığım
Bir girdaba dönüşüyor içerimde,
Bir çölün ortasında kalmış gibiyim
Akbabalar didişiyor ömrümde,
Sonrası keskin tırnaklarında kalıyor
Bir ütopyanın çürümüş parçaları.
Bir karartma başlıyor yaşamın belleğinde
o güzel dostlar artık hatırlanmıyor,
serüven artığı ölümlerden ise bu devirde
efsane kahramanlar yaratılmıyor...