-
ZAMAN VE MEKAN
Kabuslar görüyorum günlerdir korkunç ve dayanılmaz, yüreğim çatlayacak gibi atıyor kan ter içinde uyanıyorum uykudan duvarlar üzerime devriliyor tırnaklarımı etime geçiriyorum soluksuz kalmamak için. karanlık sınır tanımıyor, uçsuz bucaksız savrulup gidiyorum derinliklerinde hiçbir yörüngeye oturmadan bir göktaşı, bir astreoid gibi çakılmak istiyorum dünyanın kalbine yanmadan atmosferi geçebilirsem yada kozmik ışınlar parçalamazsa beni çakılmak tüm şiddetimle yok olmak pahasına yok etmek yani bir kumar oynadığım hayatla kaybedeceğimi bile bile. Kara bir bulut gibi,çöküyor üzerime yokluğun Koca bir yumruk gibi tıkanıyor boğazıma Haykırışlarım Tırnaklarımı bir kez daha etime geçiriyorum Söküp atmak istiyorum içimden Bir hayatın bitişini, Durdurmak istiyorum ömrümün tükenişini, Tükenmeden ve yenilmeden zamana. Zaman ve mekan tükeniştir insan için Akreple yelkovanın amansız yarışı Ve bizi bir meçhule doğru sürükleyen O hırçın çağlayanın akışı Saydamlaştırıyor ömrümüzü, aksettikçe Varoluşun karşıtını görüyoruz Yok olmaya yola çıkmışız zaten İstemesek de paralel yaşıyoruz Zamanla ve mekanla Sınırlanıyor ömrümüz demirden çitlerle Oysa karşılığı sınırsız geçmeli Tüm ansiklopedilerde Bağlanmak özgürlüğün bittiği yerde başlar Bağlanmak teslim olmaktır, Teslim olmak bitmek, yok olmak Ve kabuslar görmek yaşamın her sürecinde Korkunç ve dayanılmaz, Bazen tırnaklarını etine geçirmekte yetmez Sonsuz yaşamalı hayatı insan, Bir kuyruklu yıldızın arkasına düşüp Çekip gidebilmeli gerektiğinde, Gerektiğinde çıkarıp yüreğini Derin okyanuslara atmalı Gözlerindeki parıltıyla Tüm gökyüzünü ışıklarla donatmalı, Bağlanmadan yaşamalı, sonsuz ve soluksuz Tırnaklarını etine geçirmeden, Ve uykusunda kabuslar görmeden...
-
ÜTOPYANN SONU
Günler geçip gidiyor,mevsimlerin peşine takılıp, Ömrüm tükeniyor,direncim bitiyor, Daha akşam olmadan güneş batıyor Bir ayraç oluyor ufuktaki kızıllık Ölümle yaşam arasına, Hüzün sarısına bürünüyor tüm renkler Sinsi bir ayak izi bırakıyor sadece gerisinde, Sonrasında sürükleyip getiriyor karanlığı. Kent sanki savaş sonrası bir harabe, Öyle sessiz,öyle yıkık,tıpkı bana benziyor, Tüm binalar eski birer tapınak gibi, Bu ürperten atmosfer Gitgide öğütüyor bedenimi, Tüm odalar binlerce yıllık birer lahit sanki, Uzatmaya korkuyorum kapılara ellerimi, Meşale gibi yanıyor cadde boyu ışıklar Çıkardıkları is,kentin iliklerine kadar işliyor Nefes alamıyor kent,ölümün eşiğinde, Ben penceremin ardından izliyorum Yani kendi lahit?imin içinden, Bu işkencenin sonu yok biliyorum, Özgürlüğü özlüyorum çok uzaklarda Karanlığı yırtan bir tebessüm Şimşek aydınlığı gibi beliriyor yanaklarımda, Ayağımdaki pranga sesleri Bir esaret türküsü oluyor kulaklarımda Dinliyorum gözlerimi kapatarak, Derken bir sağanak boşalıyor kentin üstüne, Yanağımla yağmur arasında ince bir cam parçası Yinede hissediyorum serinliğini, Nehirler taşıyor yüreğimde, Meşaleler sönüyor gecenin bir vakti Simsiyah isleri kalıyor ellerimde, Ellerimi yağmura uzatıyorum Kanıyor. Kaldırım kenarlarına sürtünerek Akıp gidiyor zaman, Yani akreple yelkovan arası bir mesafe, Yani bir kovalamaca, Geçerli hiçbir içeriği olmayan, Yörüngeye oturmuş tüm yalnızlığım Bir girdaba dönüşüyor içerimde, Bir çölün ortasında kalmış gibiyim Akbabalar didişiyor ömrümde, Sonrası keskin tırnaklarında kalıyor Bir ütopyanın çürümüş parçaları. Bir karartma başlıyor yaşamın belleğinde o güzel dostlar artık hatırlanmıyor, serüven artığı ölümlerden ise bu devirde efsane kahramanlar yaratılmıyor...
-
LACİVERT AKŞAMLAR
Her akşam üzeri lacivert bir renge bürünür tüm duygularım, uzak diyarlardan eski bir rüzgar eser, yaşanmamış günlerin ezikliğini getirir bırakır gözlerime, içime selvilerin gölgesi çökmüş bir mezar hüznü düşer, sessiz bir dünya kurarım kendime, bir mezar taşıyla kapatırım üzerini yarınlarımın. Her akşamüzeri omuzlarım çöker,beynim durgunlaşır, ruhuma ektiğim ayrılık Tohumları güneşin batışıyla daha da olgunlaşır, bir sigara yakarım, bir gün daha yaşanmadan kayıp gider ellerimden, ve nedendir bilinmez hep yanlış rüzgarlar eser dallarımda, döker tüm yapraklarını ömrümün, köklerimi sıkıca sararım yaşamın derinliklerine ve ölümsüz kılarım acılarımı. Her akşamüzeri bir eylül hüznüne asarım yalnızlığımı, dudaklarım en hüzzam şarkılarla kucaklaşır, hayat ağırlaşır, ayrılıklara denk düşer ömrüm, çekip gider bir sevgili daha, yaşlı gözler ve buruk izler bırakarak ardında, bir yıldız kayar,bir rüzgar eser titrer ellerim, bir gül yaprağından bir damla çiğ düşer, anıların altında kalır tüm hayallerim üşürüm cehennemlerin ortasında. Her akşamüzeri sen gelirsin karanlıkla beraber, saçlarında çöl iklimleri tadında Ilık bir esinti, bakışlarında yağmur ormanlarının ferahlığı, hiç yaşanmamış hatıralarla dolar geçmişim, kollarımı açarım akşamlara asırlık bir özlemle, kucaklarım kaybettiğim tüm anıları, herkes sıcak bir yuvada geceye soyunurken, ben ömrüme giyerim lacivert akşamları...
-
HATIRALARIMI HATIRLAMIYORUM
Hala bıraktığım yerde hatıralarım Direncim gün geçtikçe azalıyor Boş bir sayfaya ömrümü karalıyorum Ne kadar düşünsem de bugünlerde Hatıralarımı hatırlamıyorum. Derin bir orman kokusu çekiyorum içime, Rüzgar ağaçlara çarptıkça Yapraklar bir türkü tutturuyor Bir ıslık gibi geçip gidiyor rüzgar Ben üşüyorum, Havadaki nem kemiklerime işliyor, Çatlamış dudaklarım ise Bir bardak sıcak çayın özleminde, Sözlerin gibi, yüzün gibi Sıcacık, Oysa dostluğunu özledim, Ve doğmamış güneşlere orantıladım Hayatın anlamını. Hiçbir şeyi hatırlamak istemiyorum, Belki de tek bir şeyi unutmak istiyorum, İçimden kopup gelen, Bir ırmak bir nehir,bir şelale gibi En sonunda dökülecek okyanusa Ve kaybolup gidecek Okyanusun köpüren dalgaları arasında ömrüm. Başka bir boyuta geçişin anatomisi Yüreğimdeki dağınıklık, Ömrümün içindeki kök salmış bu tezat Çarpıp kayalıklara, Bin parça olacak birazdan. Hatırlamak istedikçe İçine gömülüyorum geçmişin Şimşekler çakıyor Anlık bir aydınlık kaplıyor her yanı, Sonra her şey kendi karanlığına gömülüyor. Beynim, Bir demirci ustasının örs ve çekici arasında Vurdukça vuruyor, Ama bir türlü şekle girmiyor, Ustada şaşırıyor bu işe. Geçmişimi bir teleskopun arkasından izliyorum Uzak yıldızlar gibi, Karanlığa serpiştirilmiş birkaç nokta, Hiç biri seçilmiyor, Derken onlarda kayboluyor bir gün ağartısında Ve ben geçmişsiz kalıyorum Geleceğe merhaba bile demeden. ne acıdır ki kayıp bir kent gibi hatıralarımda kayboluyor, belirsiz bir çizgi oluyor yaşam sonsuza doğru uzanan, bilmeden, bilinmeden sınırsızca yaşanan...
-
BİR KENTİN İHANETİ
Yaz bitti, kışa doğru hummalı bir göç başladı yüreğimde, bu kent karanlık ve ihanet dolu dostluklar kapkara bir renge bürünmüş şimdilerde, yapacak tek şey kalıyor öyleyse, bu kentten çekip gitmek, ne zaman geleceği belli olmayan, yeni bir yaza dek. Kuşlar çoktan gitti oysa, uzaktaki yakın dostların yanına artık penceremden göremiyorum kanat çırpışlarını, belki kolay olanı seçtiler, çünkü savaşmak yiğitlik işidir, yürek ister, oysa bir okyanusun dalgaları arasında kaybolmak daha kolaydır, yada mercan kayalıklarında bir tutam yosun olmak daha kolaydır, peki ya insan olmak, yüreğinin derinliklerinde hissetmek bütün dayanılmazlığıyla tarifsiz acıları, ve orantılamak hayatına. Dedim ya, bu kent artık çok yabancı bize, çekip gitmek vaktidir, oysa çocukluğumuz beraber geçmişti bu sokaklarda, kısa pantolonla gezdiğimiz o günler aklımda hala, tüm çocuksu duyguları, çocukçasına yaşamıştık, gençliğimizi elimizde boyalarla, bu kentin duvarlarına yazmıştık, hani hatırlarsın ilk yapıştırdığımız afişleri ve sokak aralarında koşarak kayboluşumuzu, filtresiz tek sigaramızı birlikte içtiğimiz, sinemaların önünden parasız geçtiğimiz o günleri, bu kentte paylaşacak bir şey kalmadı artık her taraf ihanetlerle doldu, hem kuşlarda gitti, artık yolculuk sırası bizde, çekip gitmek gerek ardına bakmadan. Günlerdir gözlerime uyku girmedi, tarifsiz bir sıkıntı içerimde, hep seni düşündüm, o günleri özledim, caddelerde paylaşmanın o sihirli buğusunu aradım, ben bu karanlık ve küflü kaldırımlarda gezerken o ne yapıyor dedim acaba, hala o eski günlerdeki gibimi yaşıyor, gözleri ışıltılı, yoksa yaptığımız hataları almış karşısına, geçmişimizi mi yargılıyor, yada yüreğindeki tohumlar çatlayıp boy mu veriyor çiçek açmak için yarınlarda yeni baharlara. Sen yoktun, kuşlar yoktu, bir başıma kalmıştım bu kentte, yorgundum, çekip gitmişti dostlarım, ve onların sıcak yüreklerinde kalmıştı tüm umutlarım, hatıralarımsa hiç yaşanmamış gibi anımsamıyorum artık, sinemaların önündeyse, yeni nesil gençler, yeni versiyon filmler, yatılı bir hüzün çöküyor üstüme ve bastırıyor karanlık. Yürürken, bir liseli kız görüyorum kaldırımlarda, sana benziyor, gözleri en az senin kadar güzel, oda benim gibi umarsızca yürüyor, bir rüzgar esiyor, saçları gözüne düşüyor göz göze geliyoruz, ben ona bakıyorum ama o beni görmüyor, belli ki oda küskün bu kente, dedim ya, bu kent artık çok yabancı bize çekip gitmek vaktidir, hem kuşlarda gitti, artık yolculuk sırası bizde, çekip gitmek gerek ardına bakmadan...
atilla031
Üye
-
Katıldı
-
Son Giriş
Jump to content