ARAPLARDAN FİLİSTİN'E HAYIR YOK
Arap liderleri İsrail-Filistin sorununun çözülmesini gerçekten istiyorlar mı? Bu da sorulur mu demeyin. Zira Filistin devleti kurulursa birçok otoriter Arap rejimi zor duruma düşecektir. Bir Ortadoğu düşünün ki, Filistin halkı nihayet hak ettiği devlete kavuşmuş ve komşusu İsrail ile barış içinde yaşıyor. Bu durumda komşu Arap ülkeleri için dış politikadaki en önemli sorun hallolmuş olacak. Peki o zaman genç ve işşiz Arap kamuoyunun dikkati nereye yönelecek? İçerdeki sorunlara. Bu sorunların başında da rejimlerin baskıcı karakteri ve genel başarısızlığı gelecek. O halde Filistin sorununun ortadan kalkması Arap rejimleri için demokratikleşme baskısının artması demek. Siz bir diktatör olsanız halkın öfkesinin içeriye değil dışarıya akmasını tercih etmez misiniz? O halde Filistin sorunu Arap otokrasilerinin ömrünü uzatıyor diye düşünmek mümkün.
Bu basit fakat doğruluk payı olan analiz Amerika'da oldukça yaygın. Ortadoğu konusunda kafa yoran birçok Amerikalı: "Bakmayın Arap ülkelerinin Filistin için gözyaşı döktüklerine, bu zengin ülkeler isteseler Filistinli mülteci sorununu bir günde hallederler" diyorlar. İşin aslı şu ki bu analiz çoğu zaman İsrail'i korumak ve suçsuz kılmak için yapılıyor. Fakat her şeye rağmen bu durum Arap rejimlerinin günahını azaltmıyor. Zaten Arafat'ın hayattayken birçok Arap lideriyle arası biraz da bu nedenle bozuktu. Arafat tarih sahnesinden çıkıp partisi Fetih'in yerine Hamas iktidara gelince işler daha da çetrefilleşti. Bir bakıma Arap ülkelerinin Filistin meselesindeki ikiyüzlülüğü daha da açık bir şekilde ortaya çıktı.
Mısır ve Ürdün
Gazze'ye bitişik Mısır'ı ele alalım. Mısır'daki en önemli muhalefet akımı Müslüman Kardeşler. Filistin'deki iktidar, yani Hamas, bu Müslüman Kardeşler hareketinin Filistin kolu. Aynı ideolojiye sahip. Mısırlı Müslüman Kardeşler halkın gözünde aynen Hamas gibi çok güçlü. Mısır'da demokratik bir seçim yapılsa aynen Hamas gibi iktidara gelecekler. Geçen yıl yapılan anti-demokratik seçimlerde bile Müslüman Kardeşler oy oranlarını beş misli artırdılar. Baskıcı ve sözde laik Hüsnü Mübarek rejiminin Hamas'a nasıl baktığını artık siz düşünün. Mübarek Hamas'ın başarısız olması için elinden geleni yapmaya hazır. Zira Hamas başarılı olursa Mısır'daki İslamcı güçler daha da güçlenecek.
Peki ya Ürdün. O da Batı Şeria'ya bitişik, nüfusunun yüzde 70'ine yakını Filistin kökenli. Ancak gelin görün ki Kral Abdullah'a karşı en ciddi muhalefet hareketi gene Müslüman Kardeşler. Yani bir bakıma Hamas'la aynı parti. Ürdün'de serbest seçimler yapılsa orda da Müslüman Kardeşler'in iktidara gelmesi mümkün. İşte Filistin meselesiyle doğrudan bağlantılı iki Arap ülkesinin Hamas'a bakış açısının bir fotoğrafı. Mısır ve Ürdün Filistin'de Hamas'ı zor duruma düşürecek her eylemin arkasında yer almaya hazırlar. Peki ya Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt ve diğer Körfez emirlikleri. Onlar nerede? Bu ülkelerin başları zaten kendi İslamcıları ile dertte. Kendi ülkelerinde Müslüman Kardeşler tipi ve daha da radikal birçok grup cirit atıyor ve ABD destekli rejimden nefret ediyor. Bu şartlar altında Suudların ve Arap emirliklerinin en istemedekleri şey Filistin'deki yeni demokratik iktidara yardım etmek. Durum böyle olunca Hamas'ın kasası tam takır. Dört aydır Filistin'de maaş ödenemiyor. Bir düşünün. Arap âleminin en önemli davası Filistin. Ülke işgal altında. Ekonomi ve üretim adına ortada hiçbir şey kalmamış. İşsizlik oranı yüzde 70. Serbest seçimler yapılmış Hamas hakkıyla seçimleri kazanmış. Amerika ve Avrupa, yani şu meşhur 'uluslararası camia' Hamas'ın tutumu nedeniyle Filistinlilere mali ve ekonomik ambargoya karar vermiş. Tanıdık deyimle Filistin 70 cent'e muhtaç durumda.
Bu şartlar bir yandan Filistin halkını açlık sınırına getiriyor, diğer yandan şiddet ve savaş iklimini körüklüyor. Ve İsrail bu ateşe körükle gidiyor. Filistin halkının vergi gelirine el koyuyor. Bölgeye giriş-çıkışı engelliyor. Suçsuz sivilleri, çoluk çocuk demeden geçen hafta Gazze plajında yaptığı gibi acımasızca hedef alıyor. Üstelik yeni Başbakan Ehud Olmert Hamas'ın iktidarda olmasından son derece memnun. Konuşacak muhatap yok diyerek, Filistin toprakları üzerinde duvar çekmeye devam ediyor. Utanmadan bir de bu duvarı dünyaya tek taraflı, barışcıl, ve adil bir çözüm olarak pazarlıyor.
Peki Filistin halkı için hayat gittikçe çekilmez hale gelirken, Arap âlemi ne yapıyor? Seyderiyor. Hiçbir Arap ülkesinden doğru dürüst bir para yardımı gelmiyor. Üstelik bu rejimlerin çoğu son iki yılda üç misli artmış petrol gelirlerini ne yapacaklarını bilemiyor durumdalar. İşte size Filistin konusundaki "dillere destan" Arap dayanışması. Bu şartlar altında iş gene Avrupa Birliği'ne düşüyor. AB Komisyonu bu hafta sonu aldığı kararla en azından Filistinli sağlık görevlileri için para yardımı yapmaya karar veriyor.
Ne yapılmalı?
AB üstüne düşeni fazlasıyla yapıyor. Bu şartlar altında Hamas'a, İran'a, ABD'ye ve Türkiye'ye çok iş düşüyor. Haddimiz değil ama ne yapılması konusundaki fikirlerimizi sunalım. Hamas yapıcı ve yaratıcı davranarak Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'a İsrail ile masaya oturma yetkisi vermeli. Aksi takdirde Ehud Olmert bütün dünyayı müzakere için muhatap bulamadığına inandıracak ve maksimalist duvarını meşrulaştıracak. İran'a düşen görev ise ABD ile masaya oturmak ve sadece nükleer enerji konusunu değil İsrail ve bölgesel barış sürecini de kapsayan bir "genel pazarlık" önermek. Bu öneriyi 2002 yılında Hatemi yapmıştı ama ABD kabul etmemişti.
Ancak bugün ABD hem İran hem de Irak konusunda köşeye sıkışmış durumda. O nedenle İran'ın genel pazarlık teklifini kabul etmeye daha yatkın. Hatta Washington bu teklifi kabul edip İran'la müzakereye Irak'taki en önemli Şii merci olan İran kökenli Ayetullah Sistani'yi de davet edebilir. Washington böylece sadece İran değil aynı zamanda Irak konusunda da barış için mesafe kat edebilir. Bilindiği gibi Ayetullah Sistani henüz hiçbir Amerikalı ile bire bir temas kurmuş değil. Türkiye ise iki şey yapmalı. Birincisi bu sefer Halid Meşal'ı değil, Filistin Başbakanı İsmail Haniye'yi Ankara'ya davet ederek Mahmud Abbas'a müzakereci olarak destek vermesini isteyebiliriz. Ankara bunun karşılığında gerekirse Filistin hükümetine AB'nin yaptığı gibi ekonomik yardım konusunu bile düşünmeli. Araplardan Filistin'e hayır yok. Bari biz tarihi sorumluluğumuzu yerine getirelim. İkinci girişim ise İran ve ABD konusunda yapılmalı. Hem Tahran hem de Washington'a ikili görüşmelerinin bizi de ilgilendiren Irak'la ilgili bölümlerinde yer almak istediğimizi bildirmeliyiz. Şunu unutmayalım: İran ve ABD gerçekten masaya oturup bir genel pazarlık yaparlarsa, Ortadoğu'da başarı şansı Oslo'ya oranla çok daha yüksek bir barış süreci başlayacaktır. Bu sürece ev sahipliği yapmak için elimizden geleni yapmalıyız.
Dr. Ömer Taşpınar: Brookings Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü
Kaynak : Radikal
Jump to content
Önerilen Yorumlar