Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine
Sağlık tarafından Sosyal Bilimler'de yazılan bir grup blogu
  • Konu

    44
  • Yorum

    3
  • görüntüleme

    3.753

Bu bloğa katkıda bulunanlar

Bu Blog Hakkında

Beslenme danışmanlığı, psiko-sosyal destek, fizyoterapi, çocuk gelişimi, bağımlılıkla ve obeziteyle mücadele, sağlıklı yaş alma ve toplumun yaşam kalitesini sağlık konuları..

Entries in this blog

HERPES (UÇUK) NEDİR?

Genital Herpes (uçuk) nedir? Nasıl anlaşılır?

Herpes (uçuk), Herpes Simpleks 1 (HSV-1) ve Herpes Simpleks 2 (HSV-2) virüsü olarak adlandırılan virüslerin yol açtığı enfeksiyondur. Ağız ve genital bölgede enfeksiyonlara yol açan bu virüsler toplumda oldukça yaygındır. Enfeksiyon ağız çevresinde olduğu zaman oral herpes, genital bölgede olduğunda ise genital herpes olarak adlandırılır. Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezi Klinik Direktörü Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Seval Taşdemir, Mynet okurları için yazdı.

Genital Herpes'in bulguları nelerdir?

Virüs bulaştıktan sonra 10 gün içinde genital bölgede sivilceler çıkar. Bu sivilceler kaşınır ve bir süre sonra ağrılı ülserler haline gelir. Yorgunluk, ateş, ağrı, idrar yaparken yanma ve vajinal akıntı da bu bulgulara eşlik edebilir. Herpes enfeksiyonları bazen hiçbir bulgu vermez ve kişi Herpes virüsü taşıdığını bilmeyebilir. İlk atak iyileştikten haftalar veya aylar sonra enfeksiyon tekrarlar. Erişkinler yılda 5-8 Herpes atağı geçirebilir.

Herpes nasıl yayılır?

Dokunma ile vücudun bir bölgesinden diğerine yayılır. Cinsel ilişki eşler arasında hastalığın yayılmasına yol açar. Virüsün en kolay bulaştığı dönem Herpes lezyonlarının (uçuk yaralarının) aktif olduğu dönemdir. Herpes virüsünün enfeksiyonun aktif olmadığı dönemde de bulaşması mümkündür. Özellikle ağız, gözler ve genital organlar gibi nemli olan bölgelere virüs kolay bulaşır.

Herpes enfeksiyonları her zaman tekrarlar mı?

Enfeksiyonu almış olan kişilerin %50'sinde Herpes tekrarlar. Herpes lezyonlarının ilk görüldüğü yerlerde yeni lezyonlar çıkar. Tekrarlayan ataklardaki yakınmalar daha hafiftir. Bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlar, başka enfeksiyonların varlığı, stres, cerrahi işlemler, derinin tahriş olması, menstruasyon (adet kanaması) ve cinsel ilişkide bulunmak ataklara yol açabilir.

Herpes enfeksiyonlarının tanısı nasıl konur?

Muayene sırasında görülen Herpes lezyonlarından alınan örneklerden virüs kültürü yapılarak veya kanda virüse karşı üretilmiş antikorlar tespit edilerek enfeksiyonun tanısı kesinleştirilir.

Gebelikte geçirilen Herpes enfeksiyonları bebeği nasıl etkiler?

Herpes virüsünü taşıyan gebelerin çok az bir kısmı enfeksiyonu bebeklerine geçirir. Gebeliğin son döneminde Herpes virüsü ile ilk kez karşılaşan anne adaylarının virüsü doğum sırasında bebeklerine geçirme riski %30-50'dir. Bu bebeklerde beyin iltihabı ve körlük görülebilir. Aktif enfeksiyon geçiren gebelerde erken doğum riski de artar. Gebeliğin erken dönemlerinde geçirilen Herpes enfeksiyonları düşüklere yol açar. Gebelik sırasında tekrarlayan Herpes enfeksiyonlarının bebeğe geçme olasılığı daha düşüktür.

Yenidoğan bebekleri Herpes enfeksiyonlarından korumak için ne gibi önlemler alınmalıdır?

Siz veya eşiniz bugüne kadar Herpes virüs enfeksiyonu geçirdiyseniz hekiminizi bilgilendirmeniz gerekir. Eşiniz virüsü taşıyorsa mutlaka kondom kullanarak cinsel ilişkide bulunmanız gerekir. Herpes virüsünü taşıyan anne adaylarının sezaryen ile doğum yapması önerilir.

Herpes enfeksiyonları nasıl tedavi edilir?

Herpes enfeksiyonları antiviral ilaçlar (virüslere karşı etkili olan ilaçlar) ile tedavi edilir. Bu ilaçlar atağın süresini ve yakınmaların şiddetini azaltır. Yılda altıdan fazla atak geçiren kişilere düşük dozda ve sürekli ilaç kullanmaları önerilir, bu uygulama atakların sıklığını azaltır.Rahat ve pamuklu iç çamaşırlarının giyilmesi, ılık banyo alınması,lezyonların üzerine soğuk kompres ve buz uygulanması ve ağrı kesicilerin kullanulması yakınmaları azaltabilir.

Herpes enfeksiyonları kansere yol açar mı?

Herpes enfeksiyonları, tek başına kansere yol açmaz fakat Papilloma virüsü ile enfekte olan kişilerde rahim ağzı kanseri görülme ihtimalini arttırır. Cinsel temas yolu ile bulaşan enfeksiyonları geçiren tüm kadınların rahim ağzı kanseri yönünden düzenli olarak kontrol edilmesi gerekir.

Herpes enfeksiyonlarından korunmak ve enfeksiyonların yayılmasını engellemek için ne gibi önlemler alınması gerekir?

- Aktif enfeksiyon olduğu sırada cinsel ilişkide bulunulmamalıdır.

- Herpes virüsünü taşıyan kişilerin cinsel ilişkide bulunurken kondom kullanmalıdır.

- Uçuk lezyonlarına dokunulmaması, dokunulduğunda elleri mutlaka çok iyi yıkanması gerekir.

HEPATİT'E DOĞADAN MUCİZE

Hepatit'e doğadan mucize

Herbalist Tarkan Güveloğlu, çok özel bitki özlerini ve bazı bitkileri Hepatit B ve C hastalığının tedavisi için kullanıyor.

Güveloğlu, Şu an tıpta doğrudan hepatit virüslerini öldürecek, yok edecek bir ilaç yok. Fakat insan vücudu, bağışıklık sistemi bu virüsü bazı bitki özleri, bitkiler ve besin takviyeleri ile yenebiliyor diyor.

Hepatit B ve C, tüm dünyada birçok kişiyi ilgilendiren çok önemli hastalıklar oluşturan virüsler... Bu virüsler kişilere bulaştıktan sonra maalesef klasik yöntemlerle, ilaçlarla vücuttan atılamıyor. Tedavisi için her yıl dünya çapında milyon dolarlar harcanıyor. Yani şu an dünyada bu virüsleri öldürecek bir ilaç henüz yok. Kullanılan ilaçlar ancak virüsün karaciğere verdiği hasarları azaltan ilaçlar. Dolayısıyla bitkisel tedavi, bu tip hastaların bu alanda en çok başvurduğu yöntemlerden biri.

Herbalist Tarkan Güveloğlu, Hepatit B ve Cnin tedavisinde kullanılmasını önerdiği bazı bitkiler, saf bitki özleri ve bitkisel besinlerin önemine değiniyor: Bu bitkisel maddeler arasında en etkilisi damla halinde içilerek kullanılan saf bitki özleridir. Her zaman belirttiğim gibi, bu tip önemli rahatsızlıkların tedavisinde sadece bitki çayı veya macunlar falan işe yaramaz. Bahsettiğim saf bitki özleri, bitkilerin yoğunlaşmış olanlarıdır. Bunlar hastalığa karşı ciddi etki yapıyor diyor herbalist.

Bu saf bitki özleri hepatit virüslerine nasıl etki yapıyor?

Şu an dünyada doğrudan hepatit virüslerini öldürecek, yok edecek bir ilaç yok. Fakat insan vücudundaki güçlendirilen bağışıklık sistemi, bu virüsle savaşabiliyor. Bazı bitki özleri, bitkiler ve besin takviyeleri ile hastalık yenilebiliyor. Hepatit virüsü, vücuda girdiğinde, karaciğere yerleşip harabiyet yaratmaya başlıyor. Karaciğer enzimleri yükseliyor. Ama bazı kişilerde uzun yıllar hiçbir belirti vermeden sadece taşıyıcı olarak kalabilir. Fakat bu kişilerde bile herhangi bir sebepten dolayı (başka bir rahatsızlık, ağır bir grip vakası bile, yoğun üzüntülü dönem) bağışıklık sistemi zayıfladığı zaman, bu virüs aktif hale geçip karaciğerde harabiyeti hızlandırıyor diyor Tarkan Güveloğlu. Bahsettiği saf bitki özleri damlası, 5-6 cins bitki ve bazı besinlerle birlikte uygulanıyor. Birkaç aylık uygulamanın ardından, Hepatit virüsünün direnci azaltıyor. Aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendiren ve karaciğerin çalışmasını artıran bu bitkiler ve besinler sayesinde de vücutta, yüz güldürücü sonuçlar ortaya çıkabiliyor.

Tarkan Güveloğlu bu konuda şunları söylüyor: Bu çok özel bitki özleri ve bitkileri belirli bir düzen içerisinde kullanarak SGOT, SGPT gibi enzimler yükselmişse bile, bu bitkisel tedavi sonrasında, (ilk 2 aydan itibaren) seviyesi normale inmeye başlıyor. Kişi, 2 ay sonraki durumuna göre bitkisel terkipte, bazı değişiklikler yapıp, 2 ay daha kullanmaya devam ettiğinde, çok olumlu neticelerle karşılaşabiliyor. Bazı ihtimaller de değiniyor Güveloğlu... 4 veya en fazla 6 ayın sonunda, vücudun hepatit virüsünü yenme ihtimali vardır. Fakat kesin değildir. Ama antikor kazanmasa (yani negatif çıkmaz ise) bile virüsün direnci azalıp, karaciğerin çalışması düzenlenebiliyor. Bağışıklık sistemi güçlendiği için, bu virüs vücuda zarar vermeyecek hale gelebiliyor."

Not: Bu arada, Herbalist Tarkan Güveloğlu bu konuda ve bitkisel tedavi ile ilgili bir çok konuda, sorularınıza bu bölümde yanıt verecek.

GRİP NEDİR?

Grip, burun, bronşlar ve akciğerden oluşan solunum sisteminde meydana gelen, Influenza A, Influenza B ve Influenza C virüslerinin neden olduğu yüksek derecede bulaşıcı viral bir enfeksiyondur. 1-2 hafta içinde hastalar genellikle iyileşirler ancak etkileri haftalarca devam edebilir. Bazı hastalardaysa hayatı tehdit edici komplikasyonlar (zatürre gibi) gelişebilir. Sonbahar ve Kış aylarında görülür. En fazla görüldüğü yaptığı aylar Ekim - Mart aylarıdır. Grip son derece ciddi bir hastalık olup, en fazla görüldüğü kış mevsiminin en şiddetli hastalıklarından biridir. İşgücü kaybı açısından bakıldığında en yüksek maliyete yol açan hastalıkların başında yer almaktadır

Soğukalgınlığı Nedir?

Soğuk algınlığı sonucu oluşan enfeksiyonlarda etken %90 virüslerdir. Soğuk algınlığına neden olan 200 kadar değişik virüs tanımlanmıştır.

En sık görülen virüsler,

Rhinovirus %15-40

Coronavirüsler %10-20

Parainfluenza Virüsü %5-10

Respiratuar Sinsisyal Virüs %6

Soğukalgınlığı kişiden kişiye bulaşır. Başlangıçta bu bulaşmanın "damlacık enfeksiyonu" ile yani aksırma, öksürme ile etrafa saçılan damlacıkların içindeki virüslerin havada kalması ile olduğu sanılmaktaydı. Ancak şimdi mevcut kanıtlar bulaşmanın virüsü almış hastanın elinden hassas insanlara geçmesi ve hassas bireylerin de nazal (ağız-burun) mukozalarına sürmeleri ile olduğu yönündedir. Bu nedenle soğuk algınlığının bulaşmasını engellemenin yolu ellerin sık yıkanmasıdır.

Yapılan araştırmalar havanın soğukluğunun soğuk algınlığı hastalığının başlaması ve seyretmesi ile ilişkili olmadığını göstermiştir. Üstelik bu araştırmalara göre psikolojik stres, üst solunum yollarını etkilleyen alerjiler ve adet dönemlerinin hastalığa yakalanma riskini artırdıkları saptanmıştır.

Soğuk algınlığına bir çok virüs sebep olabileceği için de vücut hiçbir zaman bu virüslerin tümüne direnç geliştiremez. Bu sebeple her sene tekrar tekrar soğuk algınlığı geçirilebilir.

Soğuk algınlığında,

Soğuk algınlığı tanısını koyup var olan belirtileri belirlenmelidir.

Belirtilere göre tedavi yapılmalıdır.

DOĞUM İÇİN İDEAL YAŞ

Doğum için en ideal yaşın 20-30 arası olduğu belirtildi.

Konuyla ilgili açıklama yapan Trabzon Fatih Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr.Dr. Şükrettin Yeşilçiçek, anne adaylarına uyarılarda bulunarak, 35 yaş üzerindeki annelerde problemli gebelik riskinin yüksek olduğunu söyledi.

Doğurganlığın yaşla birlikte azaldığına dikkat çeken Dr. Yeşilçiçek Doğum için en uygun yaşlar 20 ile 30 arasıdır. Doğum aralıklarının en az 2 yıl olmasını sağlayarak hem kendinizi hem de bebeğin sağlığını daha iyi koruyabilirsiniz. 35 yaş üzerindeki annelerde problemli gebelik riski yüksektir, ancak sağlıklı ve kendine dikkat eden annelerde bu risk azalır. 18 yaşından küçük kadınlarda ise ölü doğum ve düşük kilolu bebek doğurma riski yüksektir. Doğurganlık yaşla birlikte azalmaktadır. 20 yaşında doğum kontrol yöntemi kullanmayan, düzenli ilişkiye giren ve bir çocuk isteyenlerin yüzde 20'si başarıya ulaşıyor. Bu oran 30 yaşında yüzde 15'e ve 35 yaşında yüzde 10'a iniyor. 40 yaşında ise bu oran yüzde 5'e iniyor. Hamilelik hangi yaşta olursa olsun risksiz değildir ama yaşın ilerlemesi ile bu risk artar.

Bu risklerin en önemlisi Down Sendrom'lu bir çocuk doğurmaktır. Down Sendromu görülme sıklığı anne yaşı ile beraber artar. Bu risk, anne 20 yaşında iken 10 binde 1, anne 35 yaşındayken binde 3, anne 40 yaşındayken ise yüzde 1'dir. Down Sendromu ve başka kromozomsal anormalliklerin yaşlı annelerde daha sık olmasının nedeni annenin yumurtalarının yaşlanması ve zaman içinde zararlı madde, kimyasal, röntgen ve enfeksiyonlara daha çok maruz kalmasından olduğu düşünülmektedir dedi.

Hamile döneminde soğuk algınlıkları ve dengeli beslenmeye dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Dr. Yeşilçiçek, anne adaylarına şu önerilerde bulundu:

Kadınların çoğu dokuz aylık gebelikleri döneminde hiç değilse bir kez soğuk algınlığına veya gribe yakalanırlar. Çok rahatsızlık verici olsa da böyle hafif bir hastalık gebeliğinizi etkilemeyecektir. Yatarken yada uyurken nefes almayı kolaylaştırmak için başınızı hafifçe yüksek tutun. Soğuk algınlığı süresince aç kalmanız ne hastalığınıza ne de bebeğe yarar sağlar. Bu yüzden gerekirse kendinizi zorlayın ve iştahınız olsun, olmasın dengeli beslenmeyi sürdürün. Her gün turunçgillerden bir miktar yiyin ama tavsiye olmadan C vitamini takviyesinden kaçının. Bol miktarda sıvı alın. Ateş, aksırıklar, sürekli akan bir burun vücudunuzu da sıvı kaybına yol açar. Ateşinizi doğal yollarla düşürün. Soğuk suyla duş alın ya da banyo yapın, hafif giyinin. Eğer ateşiniz 39 derece ya da üstündeyse hemen doktora gidin.

DİYETTE PÜF NOKTALARI.

Sağlıklı kilo vermek ve ince kalmak herkesin istediği birşeydir. Bu nedenle de birçoğumuz diyetlere yöneliriz. Ancak hangi diyetleri seçmemiz doğrudur? Dengeli ve doğru bir beslenme nasıl olmalıdır?

Birçoğumuz zaman zaman diyet denemelerine girişmişse de sonuç genellikle olumsuz olmaktadır. Bunun da nedeni beslenme düzensizliği veya pes etmektir. Diyetlerin yaklaşık olarak 500 kadarında görülen şudur ki diyet yapanların çoğu diyet süresince kilo vermiş olsa da diyeti bırakınca tekrar eski kilolarına kavuşmuştur. Veya diyet sonrası eski kilolarından çok daha kiloludurlar. Bu nedenle diyet yaparken azap verici anlamsız açlıklarla boğuşmak yerine diyet kriterlerinizi çok iyi belirlemeli ve ona göre beslenmelisiniz. İşte size diyet seçerken dikkat etmeniz gerekenler;

Tabular

Yapacağınız diyetin oldukça az yasak içermesine dikkat edin. Bir diyet, beslenme açısından ne kadar tek taraflı olursa o derece kusurlu olur. Bu tür diyetler kişinin fiziksel yeteneklerini kısıtlar, hatta çoğu zaman kişinin yemek krizine girmesine neden olabilir ve bunun sonucunda da diyet bırakılır.

Yaklaşım

Fazla kiloların ana nedeni yanlış beslenme alışkanlıklarıdır. Bu nedenle iyi bir diyet sizi adım adım doğru beslenmeye yönlendirip, ömür boyu koruyabileceğiniz yeni alışkanlıklar edinmenize neden olur. yapacağınız diyete yaklaşımınız zayıflamak yerine düzenli beslenme olmalı...

Kaloriler

Gün boyu yedikleriniz en az 1200 kalori içermelidir. Daha az kalori almak daha fazla kilo vermek anlamına gelse de vücut derhal dar boğaz pozisyonuna geçerek besinleri yakmayı sıklaştırır. Ancak bunun sonucunda da hızlı kilo verilip tekrar geri kilo alınır. Bu nedenle yediğiniz besinlerin kalorilerine dikkat edin.

Çok çeşit

Çok çeşitli bir diyette özellikle meyve ve sebze (gün içinde 400 700 gr. arası) çok bulunmalıdır. Ayrıca bir diyette buğday ürünleri de sıkça verilmeli. Uygulanılacak diyet çok az et içermeli. Haftada 2 kez et ve çok az yağ olmalı. bol yeşillik tüketilmeli ve arada bir de şeker oranını eşitleyecek gıdalar verilmeli.

Uygulama

Önemli olan bir diyetin günlük yaşamınıza kolayca uyum sağlamasıdır. Örneğin iş kadınları öğlen yemeklerinde birşeyler pişirmek yerine kafeteryadakilerle veya yemekhanedeki yemeklerle diyet yapabilmeli. Uygulama konusunda oluşabilecek ufak prüzler bile zaman zaman diyetin bırakılmasına neden olur.

Hazırlık

İyi bir diyet modern ve düşük kalorili pişirme tekniklerine dayanır. Örneğin az yağ ile kızartma yapmayı, salatayı yağ ve limon yerine yoğurt ile hazırlamayı ve soslardaki yağları azaltmayı öğrenirsiniz. Bu şekilde diyet için hazırlık yapar ve aynı zamanda da kendinizi daha sağlıklı beslenmek için eğitirsiniz.

Hareket

Vücudunuzdaki kas oranına göre kalori talebi artar. Bu nedenle diyet esnasında vücudunuzdaki kaslarda bir azalma gerçekleşmemesi için spor yapmak yeni beslenme programınızın bir parçası olmalıdır. ister düzenli olarak spor salonuna gidin, ister evde yapın.

DİYET HATALARI

Şişmanlık; vücut ağırlığının istenilenden fazla olmasıdır.Vücut ağırlığını, gıdalarla alınan enerji ile harcanan enerjinin birbirine eşit olmasıyla dengede tutabiliriz. Eğer alınan enerji harcanan enerjiden fazla ise vücutta fazla miktarda yağ depolanır ve bu da şişmanlığa neden olur.

Şişmanlığa; çok yemek yeme, fiziksel aktivitenin az olması, psikolojik bozukluklar, metabolik ve hormonel bozukluklar sebep olabilir. Bunlar arasındaki en büyük etmen de çok fazla yemek yemektir. Zayıflamak için kişinin harcadığı enerjinin, aldığı enerjiden daha çok olmasına dikkat etmeli ve fiziksel aktivitesini artırmalıdır.

Bireyin zayıflamaya karar verdikten sonra bazı kurallara dikkat etmesi gerekmektedir;

· İlk etapta birey, diyette başarılı olmak istiyorsa beyin olarak diyete hazır olup olmadığını düşünmesi gerekir. Eğer kişi buna hazır değilse diyeti tam olarak uygulayamayacak, kaçamaklar yapacak ve başarısızlığa uğrayacaktır. Başarısız oldukça da umutsuzluğa düşecektir.

· Bireyin hedeflerini, yani kaç kilo vereceğini ve bu kiloyu ne kadar sürede verebileceğinin belirlenmesi gerekir. Kişi hiçbir zaman kısa sürede kilo kaybetmeyi planlamamalı, bu şekilde uygulanan diyetlerle belki hedeflere ulaşabilir. Fakat daha sonra koruma safhasına geçildiğinde başarılı olunamaz. Hatta birey diyet yapmaya başladığı kilonun da üzerine çıkabilir.

· Standart diyet yoktur, her diyet kişiye özel olmalıdır. Bir diyet uzmanı tarafından, o kişinin beslenme alışkanlıklarına, yaşına,cinsiyetine, iş koşullarına, bazal metabolizma hızına ve sağlık problemlerine (yüksek kolesterol, tansiyon, diyabet ) uygun diyet programı belirlenmelidir. Herkesin aynı diyeti yapması söz konusu olamaz. Her bireyin kişisel özellikleri farklı olacağından diyete vereceği cevap da farklı olacaktır. Kimi sağlıklı bir şekilde kilo verirken diğer bir kişi hiç kilo veremediği gibi metabolizmasına uygun olmadığı için birçok, geri dönüşü zor sağlık problemleri ile karşılaşabilir.

· Diyette öğünler, azar azar ve sık tüketilecek şekilde düzenlenmeli, öğün atlanılmamalıdır. Genelde diyet yapan bireyler tüm gün boyunca aç kalıp, metabolizmalarını zayıflatırlar ve metabolizmanın en zor çalıştığı akşam saatlerinde çok daha fazla yemek tüketirler, buna paralel olarak hızlı bir şekilde kilo alırlar. Akşam yemekleri en geç 19.00-19.30 saatleri arasında yenilmelidir.

· Diyetler genelde 3 ana ve 3 ara öğün olacak şekilde düzenlenir. Fakat ana öğünler kadar önemli olan ara öğünler her zaman ihmal edilir ve atlanılır. Kan şekeri, kişi öğününü tükettikten 2-2,5 saat sonra yavaş yavaş düşmeye başlar ve böylece açlık hissi doğar. Buradaki ara öğünlerin amacı da kan şekerinin düşmesini ve açlık duyulmasını engellemektir. Bu nedenle de ara öğünlere gereken önem verilmeli.

· Diyet içersinde, her besin grubunda bulunan besinler dengeli bir şekilde dağıtılmak koşulu ile bulunmalıdır. Tek tip besinlerle yapılan diyetlerin çoğu en başta kilo kaybetmeyi sağlamakta fakat başlangıçtaki hızlı kilo kaybından sonra eskisinden daha çok kilo alınmasına neden olmaktadır.

· Diyet sırasında en az 2 2,5 litre su içilmelidir. Herhangi bir sağlık problemi yok ise, bu miktarın üzerinde içilen su böbrekleri gereksiz yere çalıştıracaktır. Sular yemeklerden önce içilmeli yemek arası veya yemekten hemen sonra içilmemelidir.

· Diyet sırasında koşullar el verdiği sürece spor yapmalıyız. Ne yazık ki günümüz şartlarında spora pek vaktimiz kalmıyor. Bu nedenle günlük hayatta mümkün olduğunca hareketli olalım. Mesela yürüyen merdivenler ve asansörler yerine merdivenleri, çok yakın mesafelerde yürümeyi tercih edelim. Genelde beyaz ekmek tüketenler diyet sırasında kalorisi azalacağı düşüncesi ile ekmeği kızartırlar. Fakat bu şekilde sadece ekmekte su kaybı olurken, kalorisinde hiç bir değişiklik olmamaktadır. Aynı zamanda bu uygulamayla protein kaybı da söz konusudur.

· Yine aynı şekilde sabahları aç karnına içilen sıcak su veya limonlu su gibi içeceklerinde vücuttaki yağları erittiği düşülür. Bunların vücuttaki yağları eritmek gibi fonksiyonları yoktur ama aç karnına içilen bu içecekler bağırsakları harekete geçirir ve kabızlığı ortadan kaldırır.

· Meyve ve sebzelere diyette çok daha fazla önem verilmelidir. Bu besinler vitamin ve mineral açısından oldukça zenginlerdir. Aynı zamanda posa içeriği yüksektir. Posa içeriğinin yüksek oluşu kişide kabızlık problemi varsa onun tedavisine yardımcı olurken bir çok sağlık probleminin de tedavisine yardımcı olacaktır.

· Kepekli ekmek, meyve ve sebzeler gibi posa oranı yüksek bir besindir. Beyaz ekmek yerine tercih edilmesi birçok avantaj doğurur. Bağırsak hareketlerinin düzenlenmesinde, kan şekerinin ve kan yağlarının dengelenmesinde, midede şişerek tokluk hissinin artmasında etkilidir. Aynı zamanda kalori değeri daha düşüktür.

· Kalorisi düşük olduğu için içeriğinde tatlandırıcı bulunan ürünler diyet süresince fazlasıyla tercih edilir. Fakat bunlar zayıflama diyetlerine yönelik ürünler değillerdir. Bu ürünler (reçeller, çikolatalar, baklavalar... vb. ) diyabet (şeker) hastalığı olan insanlara yönelik geliştirilmiş ürünlerdir.

· Yapılan en büyük hatalardan biri de zayıflama dönemi bittikten sonraki dönemdir. Genelde kilonun korunması gereken bu dönemde, diyete başlamadan önceki, şişmanlamaya neden olan kötü beslenme alışkanlıklarına geri dönüş yapılır. Burada yapılması gereken, sağlıklı beslenme alışkanlığının bir yaşam tarzı haline getirilmesi ve diyet süresince belirlenen ilkelerin bu dönemde de benimsenmesidir. Bu beslenme alışkanlıklarını benimsenmesinin yanında bazı davranış değişiklikleri de yapmak gerekir.

Örneğin;

· Alışverişe giderken liste yapıp onun dışına çıkmamak, her zaman tok karnına alış veriş yapmak,

· Tabağı çok doldurmamak,

· Yemek yerken yiyecekleri çok çiğnemek ve gereksiz yere masa başında vakit geçirmemek,

· Fast-food türü besinlere, hamur işlerine ve tatlılara ağırlık verilmemek, gibi örnekleri geniş tutmak mümkündür.

DİYET GÜNLÜĞÜ

Bir kez forma girmeyi aklına koyanlar için kolaylık sağlayacak bir yol yiyecek ve egzersizin günlüğünü tutmaktır. Kendinize şöyle güzel ve canınızın yazmak isteyeceği bir defter alırsanız, bu işi zevkle yapabilirsiniz. Defterinizi aldıktan sonra ilk önce bütün vücut ölçülerinizi yazın. Karşısına da ulaşmak istediğiniz ölçüleri not edin. Sonra sabah kalktığınız andan yatana kadar bütün yediklerinizi, ölçüleriyle birlikte bu deftere yazın. Bunu bir tür kontrol mekanizması olarak düşünebilirsiniz. Ayrıca yemek yerken moralinizin nasıl olduğunu da not etmenizde yarar var. Gerçekten aç olduğunuz için mi, stresli olduğunuz için mi yoksa mutlu olduğunuz için mi yediniz? Yaptığınız egzersizleri ve ne kadar süreyle yaptığınızı da not alabilirsiniz. Bir saat mi, yarım saat mi yoksa 20 dakika mı egzersiz yaptınız ve gün içindeki genel moral durumunuz nasıldı? Böylece tuttuğunuz günlük sayesinde her gün formunuzu korumak için ne yaptığınızı görebilir ve hedeflediğiniz ölçülere sistemli bir şekilde ulaşabilirsiniz.

Enerjinizi Doğru Kullanın

Kendiniz zorlamadan da kalorilerinizden kurtulabilirsiniz. Bunu için bazı küçük ipuçlarını öğrenmeniz yeterli.

Ağırlık çalışın: Kaslar, metabolik olarak yağlardan daha aktiftir. Yarım kilo kas kütlesi günde 30-50 kaloriye ihtiyaç duyarken yarım kilo yağ kütlesi sadece iki kalori yakar. Bu yüzden kaslarınızı çalıştırmalısınız.

Egzersiz sürenizi iyi ayarlayın: Yapılan son araştırmalarda haftada üç kere 40 dakikalık egzersiz yapan bir grubun, hafta da iki kez daha fazla yağ yaktığı ortaya çıkarılmış.

Kahvaltı şart: Kahvaltıyı atladığınız zaman vücudunuz yarı- ölü derecesinde açlık durumuna geçer.uyandıktan sonra bir-iki saat içerisinde karbonhidrat, meyve ve protein içeren 200-300 kalorilik bir kahvaltı yapmak en iyisidir.

Sigarayı Bıraktığım Zaman Kilo Alır mıyım?

Yapılan çalışmalar sonucu, sigarayı bırakan kadınların %70nin yaklaşık beş kilo kadar aldıkları ortaya çıkmış. Bunu sebebiyse, günde bir paket sigara içenlerin metabolizmalarının yavaşlaması ve 200 kalori daha az yakmalarıdır. Sigarayı bıraktıktan sonra diyet yapmaya çalıştığınız zaman stresiniz daha da artabilir. Onun yerine fiziksel aktivitelerinizi arttırmanızı öneriyoruz. 200 kalori veya daha fazlasını yakmanızı sağlayacak bazı sporları yapabilirsiniz; yarım saat aerobik, yirmi dakika yüzme ya da kırkbeş dakika yürüme gibi.

Beslenin

Genel Sağlık Bülteninde yer alan bir habere göre, çok öğüne bölünmüş beslenme alışkanlığı, kandaki kolesterol seviyesini düşürerek, kalp sağlığını olumlu yönde etkiliyor. Yeni Zelandada dokuzu erkek, onu kadın olmak üzere toplam ondokuz kişi üzerinde bir araştırma gerçekleştirilmiş. Araştırmaya katılan denekler, aynı miktar enerji içeren bir diyeti günde üç ya da dokuz öğün şeklinde uygulamak üzere rastgele gruplandırılmış ve her iki grupta yer alan kişilerin kolesterol düzeylerinde değişiklikler olduğu gözlenmiş. Sonuçta dokuz öğüne bölünmüş bir diyet uygulanan gruptaki kişilerin kan kolesterol seviyelerinde belirgin bir düşüş görülmüş.

Ağrıyan Kaslara Hızlı Çözümler

Isınma: Egzersiz yapmak kasların kısalmasına neden olur.egzersizden önce ve sonra yaptığınız ısınma hareketleri ise, esnekliği arttırır ve gerginliğinizi ortadan kaldırır.

Buz gibi su: Sıcacık bir banyo yapmayı aklınızdan çıkarmalısınız. Soğuk su kan damarlarının büzüşmesini sağlar ve dolaşımı düzene sokar.

Masaj: Yaptığınız çalışma zorlaştıkça daha sık masaj yapmalısınız. Çünkü masaj, stres ve gerilimi azaltmanın en iyi yollarından biridir ve egzersizle birlikte vücudun şekillenmesine yardımcı olur.

Spor Yapmak için En İyi Zaman

Uzmanlar spor yapmak için en uygun zamanın öğleden sonra veya akşamları olduğunu söylüyorlar. Çünkü bu zamanlarda kuvvet ve esneklik dorukta oluyor. Ama eğer yarış gibi bir aktiviteye katılacaksanız, vücudunuzun alışık olduğu ve performansının en yüksek olduğu zamanı değerlendirebilirsiniz.

Göz Egzersizi

Vücudunuzun diğer bütün bölgelerini çalıştırmak için spor yapabilirsiniz ama hiç göz egzersizi yapmayı denediniz mi? Göz egzersizi, göz küresinde ki ve göz çevresindeki kasların gerginliğini azaltan bir egzersizdir. Bunların ilki şöyle: Rahatlama tekniği için gözlerinizi ellerinizle kapatın. Her gün 20 dakika boyunca avuç içlerinizi bombeli şekilde gözlerinizin üzerine kapatın. Bir diğer egzersiz de şöyle: odanın ortasında gözleriniz açık bir şekilde durun. Vücudunuzun üst tarafını öne, arkaya, sağa ve sola olmak üzere 90 derecelik açı yapacak şekilde bükün.

Zayıflama

Fiziksel görünüm her çağda ve her yaşta önemini korumuş. Tıp literatüründe bir hastalık olan şişmanlık psikolojik, sosyal, kalıtsal ve beslenme şekliyle geleneksel çok boyutlu bir sorun. Aslında şişmanlık, beslenme alışkanlığındaki bir tür bozukluk olarak yorumlanmalı. Tedavisi ve önlenmesi pekala mümkün. Öncelikle siz kilolarınızın neden kaynaklandığını, hangi düşmanla savaşacağınızı bilmelisiniz. Sorunu ancak bu şekilde çözüp savaştan galip çıkabilirsiniz. Neden çok yiyorsunuz? Düşündüğünüzde açlık dışında da sebepler bulacaksınız. Yorgunluk, sıkıntı, moral bozukluğu, depresyon, stres, yanlış beslenme, geçirdiğiniz ameliyat ve doğumlar, hormonal ve genetik sorunlardan kaynaklandığı için olabilir mi? Zayıflamanın bir diğer tanımının, gerektiği gibi dengeli beslenme olduğunu unutmamalısınız ve bunu yaşamınız boyunca alışkanlık haline getirmelisiniz.

Fazla kilolar cilt altı yağ dokusunda ki yağ hücrelerinin hem hacim hem de sayı olarak artmasıyla ortaya çıkıyor. Bir kişiye şişman diyebilmek için, normal kilosunun yüzde onbeşi kadar daha kilolu olması gerekiyor. Normal kilonun yüzde 20 fazlası ise aşırı şişmanı gösteriyor. Çeşitli yöntemlerle fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz. Uygulayacağınız farklı diyetlere göre yapmanız gerekenler de değişiyor; bir diyet sistemine göre kalori hesabı yaparak boğazınıza hakim olmak zorundasınız, bir diğerine göre, gönlünüzce yiyerek kilo verebilirsiniz. Ama gerçek olan şu ki; diyet beyinde başlıyor. Buna karar verecek olan kesinlikle sizsiniz, etrafınız değil. Zayıflamaya karar verdikten sonra bunu ne için yaptığınız önemli. Sağlığınız için mi? Estetik için mi? Kararınızı verdikten sonra mutlaka ama mutlaka bir doktor ve diyetisyene başvurmalısınız. Çünkü, her beden tipi özel. Bu yüzden herkesin farklı türde bir diyet yapması gerekiyor.

Kilo alma nedenleri:

Lezzet ağırlıklı beslenmenin ön plana çıkması; kırmızı et ve şarküteri alkol, fazla yağlı, rafine gıdaların tüketilmesi; zaman darlığından dolayı pratik gıdalara yönelinmesi, teknolojik gelişmeler, bedensel hareketlerin oldukça azalması, metabolizmada gereksiz zorlamalar oluşturan vitamin ve doping kullanılması, sinir sisteminin, kendini ağız yoluyla tatmini arzulaması, stres, stres sonucu düşen kan şekerini artırmak için şekerli gıdalara yönelinmesi, düzensiz beslenme, iyi çiğnememe, acele ve ayakta yemek yemek,

Fazla Kilolarla Gelen Hastalıklar

Şişmanlık, özellikle ileri yaşlarda pek çok hastalığın temelini oluşturduğu gibi çok ciddi bir dengesizlik yaratır vücutta.Yüksek tansiyon, şeker, kalp, dolaşım bozuklukları, nefes darlığı, eklem ve kas rahatsızlıklarıyla sosyal ve psikolojik sorunlar hep fazla kiloyla bağlantılıdır. Vücut sisteminin tüm hücrelere kan pompalaması, gıda, oksijen göndermesi ve temizlemesi gerekir. Oysa her fazla kilo bedene ekstra yük getirir ve gittikçe bir yetersizlik başlar. Bu yüzden bir çok doktor şişmanlığın temel bir rahatsızlık olduğunu düşünür.

Ilık Su İçin

Kokusuz, renksiz ve kendine has tadıyla su, milyonlardır hayatımızda ki önemini koruyor. su gibi aziz olun dedirtecek kadar baş tacı edilen bu sihirli sıvı vücudumuz için vazgeçilmezlerin başında geliyor. Organizmanın yüzde 60ını su oluşturuyor.Bunun 2,5 litresi her gün idrar, ter ve solunum yollarıyla tükeniyor. Dolayısıyla vücudun ihtiyacı olan su miktarının 1/3ünü besinlerden, geri kalanını ise sıvı içeceklerden karşılamalıyız. Bunun da başında su geliyor. Bir günde ortalama 1,5 2 litre su içilmeli. Suyun zayıflatıcı özelliğini ise unutmamalı. Ancak ılık veya sıcak içildiği sürece. Çünkü su soğudukça hücre içine girme özelliği azalır ve metabolizmayı hızlandırma özelliği düşer. Sıcak su ise hem hücre zarından içeri rahatlıkla girer hem de yağları eritir. Suyun ısısı arttıkça sahip olduğu kinetik enerji artar ve bu da metabolizmayı hızlandırır.

Bitkisel Çaylar

Organizmayı temizlemek, dolaşımı hızlandırmak, yağları eritmek ve enzimleri harekete geçirmek için bitkilere de ihtiyacımız var. Doğrusunu seçmek ve kullanmayı öğrenmek şartıyla. Bitkiler, zayıflama diyetlerinin destekleyicisidirler. Bitki örtüsü açısından zengin bir ülkede yaşadığımızı unutmayın. Aktarlardan veya herbalistlerden dilediğiniz bitkileri bulabilirsiniz. Yaşamınızı bitkisel çaylarla renklendirerek sağlıklı ve zayıf kalabilirsiniz. En ideali rezene ve adaçayıdır.

Mutlaka Yürüyün

Yapacağınız diyeti herhangi bir egzersizle de destekleyebilirsiniz. Ama ideali en ideali yürüyüş yapma. Üstelik en kolay egzersizde yürüyüş. İstediğiniz her yerde, her zaman yürüyebilirsiniz... Yürümek, duraklamadan, aynı tempoda, aynı adımlarla ilerlemek demek. Yürüyüşten en üst düzeyde yararlanabilmek için bir program dahilinde uygulamalısınız. Saptayacağınız günlerde, aynı saatte yürümeye gayret edin. Vücut biyoritiminizin yüksek olduğu, yani sizin için en uygun ve en enerjik olduğu zamanı seçmelisiniz. Yürüyüş, her şeyden önce kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar. Bu yeni alışkanlığınızdan ilk kazançlı çıkacak olan kalp ve damar sisteminiz olur. Beyin dokularınız daha çok oksijene kavuşur ve daha sağlıklı düşünürsünüz. Vücudunuzdaki kaslar çalışır, kan dolaşımı harekete geçer, böylece vücudunuzdaki yağlar kasa dönüşmeye başlar. Yağlar kasa dönüşmeye başlayarak forma girersiniz. Fazla kilolardan da yavaş yavaş kurtulursunuz. Düzenli yürüyüş sonunda vücudunuz dayanıklılık kazanır. Yürüyüşün daha pek çok yararları var:menopoza bağlı olarak kırılganlaşan kemiklerin yoğunluğunu korur, tansiyonu düşürür, yorgunluğa karşı direncinizi artırır, stresi ortadan kaldırarak gerilimi giderir, rahat uyumanıza yardımcı olur, vücut kaslarını dinlendirip gevşetmesinin yanı sıra kuvvetlendirerek, enerjik olmanızı sağlar.

Yürüyüş yaparken en ideali spor bir ayakkabı giymeniz; ayağınızın tabanını destekleyen adımların vücudunuzda oluşturacağı darbeleri azaltan ve esnek tabanlı bir ayakkabı seçmelisiniz. Yürüyüş sırasında göğüsleriniz ve omuzlarınız ileride, karın içeride ve dik olmalısınız. Gereğinden fazla ileri hamle yaparak yürümeyin. Adım aralıklarınızın eşit olmasına dikkat edin. Dirseklerinizi çok fazla geniş bir açıyla tutmayın, birbirine yakın olmasına dikkat edin. Yürüyüşe yavaş yavaş başladıktan sonra hızınızı artırın ama bunu asla abartmayın. Vücudunuzun sesini dinleyin; eğer çok yorulduysanız biraz yavaşlayın. Hızlı nefes alıp verdiğiniz halde bu sizi rahatsız etmiyorsa, hızınızı kesmeye gerek yok demektir. Unutmayın, daha uzun yürümek için koşarcasına hızlanmasına gerek yok; on dakikalık tempolu bir yürüyüş beş dakikalık çok hızlı bir yürüyüşten daha yararlıdır.

DİYABET NEDİR?

Diyabet, insülin üretimi ve/veya kullanımındaki bozukluk sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalıktır. Kan şekeri yükselmesiyle karakterizedir.

İnsülin Direnci Nedir?

İnsülin direnci, hedef dokuların (kas, karaciğer ve yağ dokusu) insüline olan cevabının azalmasıdır. İnsülin direncinin, tip 2 diyabetin gelişmesinin altında yatan primer defektlerden biri olduğu düşünülmektedir. Tip 2 diyabet hastalarının yaklaşık %85'inde insülin direnci vardır.

İnsülin direncinin genetik komponentlere bağlı olduğu düiünülmektedir. Ancak obezite, yaşlanma ve sedanter yaşam biçimi gibi edinilen faktörlerin, insülin direncinin gelişimine ve sonuçta tip 2 diyabete katkıda bulunduğuna inanılmaktadır.

İnsülin direnci, kas ve yağ dokusuna glukoz alımını bozar ve karaciğerin glukoz üretimini arttırır.

İnsülin Direncinin Sonuçları

Karaciğer, kas ve yağ dokusuna glukoz alımı azalır.

Karaciğer tarafından glukoz üretimi artar.

Bunun sonucunda kan şekeri yükselir (hiperglisemi oluşur).

İnsülin direnci, insüline bağımlı glukoz alımında ve kullanımındaki bozukluk, glukozun kas ve karaciğerde glikojen şeklinde insülin-bağımlı depolanmasında azalma olarak kendini göstermektedir.

İnsülin direncine reseptör düzeyinde defektler neden olmaktadır. Post-reseptör insülin direnci, anormal sinyal transdüksiyonu ile ilişkilidir. Reseptör düzeyinde insülin direncine, azalmış reseptör sayısı ya da insülinin bağlanmasındaki azalma neden olmaktadır. Pre-reseptör insülin direnci, tipik olarak anormal insülin ya da anti-insülin antikorlarının sonucudur. Böylece insülin, insülin reseptörlerine bağlanamaz ve insülin yanıt dizisi başlamaz.

İnsülin Direnç Sendromu Nedir?

Diyabetik olmayan bireylerde, insülin direncinin, ileride gelişebilecek tip 2 diyabetin önceden tahmin edilebilmesinde önemli bir rolü vardır. Buna ek olarak insülin direnci, artan kardiyovasküler risklere işaret olarak kabul edilen, metabolik bozukluklarla birliktelik göstermektedir.

"İnsülin Direnç Sendromu" veya "Sendrom X" olarak bilinen bu durum, hiperinsülinemi, hiperglisemi, hipertansiyon ve dislipidemiyi (düşük HDL düzeyleri, artmış serbest yağ asidi düzeyleri ve hipertrigliseridemi) içermektedir.

İnsülin direnci sendromuyla birlikte olan bu metabolik bozuklukların ve hipertansiyon ile dislipidemi gibi makrovasküler durumların,aynı zamanda tip 2 diyabetli hastalarda kardiyovasküler komplikasyonlar için bağımsız risk faktörleri olduğu gösterilmiştir.

Dismenore Adet Sancısı Nedir ?

Kadınların yarısından fazlasında adet döneminde az ya da çok ağrı olur. Ancak yaklaşık %10 kadında adet dönemindeki sancı oldukça şiddetli olur ve kadının 1-3 gün boyunca çoğu durumda kendini iş göremeyecek kadar kötü hissetmesine neden olur.

Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniklerine yapılan acil başvurularının yaklaşık %10'u adet sancısı nedeniyle olmaktadır.

Dismenore, yani sancılı adet görme başvuru yapıldığı takdirde gerekli incelemeler sonrası etkili bir şekilde tedavi edilebilir.

Neden sancılı adet görülür?

Sancılı adet görme aslında normal adet görme mekanizmasının önemli bir parçası olan uterus kasılmalarının kadın tarafından ağrı şeklinde hissedilmesidir. Bu uterus kasılmalarının amacı uterus iç tabakasının atılarak yenilenmesi esnasında oluşan kanama miktarını en az seviyede tutmaktır. Bu kasılmalar esnasında uterusta bölgesel olarak prostaglandin adı verilen bazı maddeler salgılanır. Ağrıya yolaçan olayın bu prostaglandinlerin ya aşırı miktarda salgılanması ya da kadında prostaglandinlere ağrı şeklinde bir aşırı duyarlılık cevabı oluşması olduğu kabul edilmektedir. Prostaglandin salgısı yumurtlama sonrasında oluşan bir olay olduğundan tipik olarak adet görmeden kısa süre önce başlayan ve adet bittikten sonra tümüyle kaybolan adet sancısı yumurtlama olduğunun güvenilir belirtilerinden biridir.

Sancılı adet görmenin nadir görülen nedenleri arasında serviks (rahimağzı) girişinin kürtaj, enfeksiyon gibi nedenlere bağlı olarak daralmış olması ve buna bağlı olarak adet kanının "zorlukla atılması" ve spiral kullanımı gibi nedenler yeralır.

Ne gibi belirtiler oluşur?

Adet sancısı genellikle adet görmeden önceki ilk 24 saat içinde başlar, adet görmekle beraber şiddeti kısa süreli olarak artar ve adet döneminin bitmesine kadar giderek hafifler.

Bulantı-kusma, halsizlik, ishal, kramplara ek olarak şiddetli belağrısı ve başağrısı sancıyla beraber sık görülen diğer belirtilerdir. Ağrının çok şiddetli olduğu durumlarda bayılma bile ortaya çıkabilir.

Ne zaman jinekolojik değerlendirme gerekir?

Adet sancıları ağrı kesicilerle kontrol altına alınabiliyorsa ve başka bir jinekolojik belirti yoksa jinekolojik muayene gerekli degildir. Ancak adet sancıları çok şiddetli olup genel iyilik halini etkilemeye başlamışsa ve/veya iş kaybına neden oluyorsa mutlaka jinekolojik değerlendirme yapılmalı etkili bir tedavi uygulanmalıdır.

Jinekolojik değerlendirmenin çok önemli bir amacı vardır. Endometriozis (rahim iç tabakasının normaldışı bölgelerde bulunması), kronik enfeksiyon, yapışıklıklar, yumurtalık kistleri, uterus miyomları ve diğer bazı jinekolojik hastalıklar kendilerine özgü belirtiler dışında aynen adet sancısı gibi belirtiler de verebilirler. Yapılan jinekolojik muayene bu durumların varlığını ortaya çıkarır ve böyle durumlarda tedavi tamamen farklı olur.

Nasıl tedavi edilir?

Eğer jinekolojik muayenede adet sancısını taklit edecek bir durum sözkonusuysa (endometriozis, yumurtalık kisti, miyom, spiral, enfeksiyon gibi) öncelikle saptanan hastalık tedavi edilmelidir. Yetersiz değerlendirme sonucu yapılan tedavinin başarılı olma şansı düşüktür.

Jinekolojik muayenede hiç bir jinekolojik patoloji saptanmadığında ilk basamak tedavi ağrı kesicilerdir. Kullanılacak ağrı kesiciler "nonsteroid anti inflamatuar analjezikler" adı altında gruplandırılan ve ağrı kesme dışında iltihap giderici özellikleri de buılunan ağrı kesiciler olmalıdır. Bu ilaçlar ağrıyı kesmeleri dışında prostaglandin üretimini de azaltarak çift yönlü tedavi yaparlar. Adet başlamadan 24 saat öncesinde doktor önerisine göre değişen dozlarda tercihan naproksen sodyum içeren ilaçlar kullanılır ve sancı devam ettiği sürece ilaçlar alınmaya devam edilir.

Ağrı kesici ilaçlara yanıt alınamayan durumlarda ikinci basamak tedavi doğum kontrol haplarıdır. Dismenore ile yumurtlama arasında yakın bir ilişki sözkonusu olduğundan yumurtlamanın doğum kontrol haplarıyla ortadan kaldırılması ağrıları çoğu durumda etkili bir şekilde kontrol altına alır.

İkinci basamak tedaviden de fayda görmeyen kadınlarda ileri inceleme gerekir. Bu amaçla gerekli ön hazırlığı takiben laparoskopi adı verilen yöntemle karın boşluğu incelenir. Bu incelemede genellikle saptanan patoloji endometriozistir ve tedavisi daha farklıdır.

Olayın psikolojik kompoonentinin varlığından şüphelenildiği durumlarda doktor önerisine göre psikiyatri konsultasyonu gerekebilir.

Yoga, transandantal meditasyon, biofeedback, gevşeme gezersizi gibi yöntemler de usulüne uygun olarak uygulandıklarında faydalı olabilir.

ÇOCUKLAR NEDEN ŞİŞMANLIYOR

Hiçbir anne-baba çocuğunun zayıf, çelimsiz olmasını istemez ancak bunun uğruna da, "yeter ki yesin" diyerek çocuklarınızın sağlıksız besinlerle çok kilo almalarına neden olabilirsiniz. Dr. Kuşhan'ın çocuk şişmanlığı üzerine yaptırdığı araştırmaya göre, beslenme konusunda ülke olarak çok bilinçsiz olduğumuz ortaya çıktı.

Şişman çocukların yüzde 80'inin yaşamları boyunca şişman kaldıkları ve zayıflamalarının ise sonradan şişmanlayanlara göre çok daha zor olduğu tespit edildi.

Günümüzde insan sağlığını tehdit eden ve birçok hastalığa zemin hazırlayan şişmanlık sorunu, yaşam kalitesini düşüren en büyük problemlerden biri. Özellikle de çocuklarda görülen şişmanlık her geçen gün artıyor. Bunun en önemli sebeplerinden biri ise yanlış ve düzensiz beslenme. Çocuk yaşta alınan fazla kiloların en büyük tehlikesi de, yetişkin şişmanlığının nedenlerinden biri olarak görülmesi. Yani çocuk yaşta şişmansanız, yetişkinliğinizde de şişman olmanız kuvvetle muhtemel.

Şişman sayısının hızla artması ve bunun bir tehdit olarak görülmesi nedeniyle yapılan sağlık harcamaları, ülke ekonomilerine de büyük zararlar veriyor. Maalesef dünyanın her yerinde çocuklar, şişmanlıktan yana neredeyse erişkinler kadar payını almış durumda. Amerika başta olmak üzere birçok ülkede kanunlarla çocuk şişmanlığının önüne geçilmeye çalışılıyor. Bazı önlemler şöyle:

- Okullarda tüm gazlı, şekerli ve yüksek kalorili içeceklerin satılması yasaklandı.

- Fast-food yiyeceklerin birçoğu kaldırıldı.

- Daha sağlıklı yiyecekler tüketilmeye başlandı.

- Şişman çocukların aileleri okula çağrılıp, şişmanlığın giderilmesi için okulla işbirliği yapmaları sağlanıyor.

- Okuldaki beslenme; doktor, beslenme uzmanı işbirliğiyle oluşturuluyor ve çocuklara psikolojik destek veriliyor.

- Kanunen çocukların her gün 20 dakika yürüyüş yapma zorunluluğu getirildi. Bu tedbirlere her gün yenileri ekleniyor.

Ülkemizde de çocuk şişmanlığı ne yazık ki gittikçe artıyor. Başta İstanbul olmak üzere birçok ilde çeşitli orta dereceli okullarda binlerce öğrenci arasında yapılan araştırmalar bunu teyit ediyor. Yaptığımız detaylı araştırmada ortaya çıkan dikkat çekici hususlar şöyle:

1- Ailelerin beslenme konusunda yeterince bilinçli olmadığı ve çocuklarının da aynı bilinçsiz ve sağlıksız, şişmanlatıcı beslenme şeklini benimsedikleri,

2- Çocukların çok küçük yaştan itibaren çikolata, gofret, dondurma, bisküvi, çeşitli şekerleme ve benzeri şekerli unlu yiyeceklerle mutlu edilmeye çalışıldığı,

3- Çocukların aşırı derecede televizyon seyrettikleri; reklamı yapılan çok sağlıksız ve şişmanlatıcı yiyecek ve içeceklere özenip onları tükettikleri,

4- Hamburger, cheeseburger, ekmek arası döner, lahmacun gibi yerli ve yabancı fast-food'lar onların beslenmelerinin vazgeçilmezi haline gelmesi,

5- Okul kantinlerinin ve okulda verilen yemeklerin çocukların şişmanlaması için büyük katkıda bulundukları gözlemlendi.

Şişmanlığın temel nedenleri

- Yanlış ve düzensiz beslenme

- Hormonal düzensizlik

- Kalıtımsal etkiler

- Hareketsizlik

- Psikolojik problemler

Şişmanlığın neden olduğu hastalıklar

- Kalp hastalıkları

- Tip 2 diyabet

- Ortopedik rahatsızlıklar

- Cilt bozuklukları

- Psikolojik bozukluklar

Beslenme yanlışları

- Çocuğun besin gereksinimlerini bilmeme nedeni ile tabağına fazla yemek koymak, bitirmesi için zorlamak.

- Sabah kahvaltısının atlanması ya da bu öğünde reçel, marmelat, çikolata, kakaolu, yiyecekler yenmesi.

- Akşam öğününde fazla yemek tüketilmesi. Okul çocukları yeterli ve dengeli beslenmedikleri için bazı öğünleri atlayıp, bazı öğünlerde daha çok yiyecek tüketiyorlar.

- Enerjisi zengin besinlerin fazla tüketilmesi. Şekerli içecekler, bisküvi, cips, şekerlemeler, çikolata vb.

- Okul yemeklerinin sevilmemesi, çocukların daha çok kantinden fast food ile beslenmesi.

- Evdeki yemek düzeninde fazla yağlı yiyeceklerin kullanılması. Kızartmaların, yemeklere fazla yağ eklenmesinin,

böreklerin, hamur tatlılarının, pastaların beslenmede çok yer alması.

- Evde öğünler dışında bisküvi, kraker, kola, çikolata gibi besinlerin yenmesine izin verilmesi.

Dr. Kuşhan'dan ailelere öneriler

- Beslenme konusunda, bebeklikten itibaren çocuk doktoruna danışarak onun tavsiyelerini uygulayınız. Unutmayın ki, şişmanlığın beslenme açısından tohumları bebek ve küçük yaşta atılıyor.

- Çocuğunuza sofrada oturarak yemek yeme alışkanlığı kazandırın. Sofra dışında düzensiz zamanlarda yemek yeme alışkanlığını önleyin.

- Büyüme çağında günlük alınan protein miktarı, erişkinlere göre iki misli fazla olmalıdır. Yani et, tavuk, balık, deniz, ürünleri, süt, yoğurt, yumurta gibi hayvansal protein kaynakları daha çok tüketilmeli.

- Bitkisel protein kaynağı olarak, haftada en az bir defa kuru fasulye, nohut, mercimek, bezelye soya fasulyesi tüketilmeli.

- Ayrıca aşırıya kaçmamak şartıyla, fındık, ceviz, badem gibi kuru yemişler de yedirilmelidir.

- Çocuğunuzu mutlaka salata yemeye alıştırın.

- Onlara, evde pişmiş sebze yemekleri alışkanlığı kazandırın.

- Zeytinyağlı ve etli sebzeleri sofradan eksik etmeyin.

- Çocuklarınızı kahvaltıda reçel, marmelat, çikolata ve kakaolu yiyeceklerden uzak tutun. Onun yerine süt, peynir,

doğal tahıl gevrekleri, margarinsiz tostlar ve meyveye alıştırın.

- Çikolata, gevrek, şekerleme, kek, bisküvi gibi şeker içeren yiyecek maddelerinden uzak tutun. Çocuğunuzun tatlılara ihtiyacı yoktur.

- Tatlı yerine meyve yeme alışkanlığı kazandırın.

- Dışarıya yemeye götürdüğünüz zaman asla hamburger, Amerikan pizzası, patates kızartması gibi yemeklere alıştırmayın.

- Çocuğunuzun beslenme çantasına her gün değişik sandviçler, salata ve meyve koyun. Okulda onları tüketmesi şişmanlaması açısından alınacak en önemli önlemlerden biridir.

ÇOCUKLAR NASIL BESLENMELİ

Çocuklarda normal büyüme ve gelişmenin izlenmesi, normalden sapmaların tespiti yoluyla hastalıkların belirlenmesi ve önlenmesi için gereklidir. Sağlıklı çocuk takibinde düzenli olarak boy, ağırlık ve baş çevresi ölçümleri yapılmalıdır.

Her şeyden çok sevdiğiniz bebeğinizin büyümesi, gelişmesi ve sağlıklı bir yaşam sürmesi şüphesiz ona sağlayacağınız imkanlarla mümkündür. Düzenli olarak doktora götürmek, kilosunu ve boyunu ölçtürmek, aşılatmak ve uygun besinlerle beslemek suretiyle iyi gelişmesini ve sağlıklı kalmasını sağlayabilirsiniz. Belirli bir çocukta saptanan değerler normal sınırlar içinde olsa bile, zaman içinde çocuğun kendine özgü büyüme grafiğinden sapmalar olabilir.

"Çocukluk Çağında Beslenme" adını verdiğim bu kılavuzda, doğduğu andan itibaren 5 yaşına gelinceye dek çocuğunuzun büyüme gelişmesindeki önemli aşamaları esas alarak, beslenme konusunda yol göstermeyi amaçladım. Her şey çocuklarımızın sağlığı için ..

ÇOCUKLUK DÖNEMLERİNE GÖRE BESLENME

0 - 4 Aylık Bebeğin Beslenmesi

4 - 9 Aylık Bebeğin Beslenmesi

9 - 12 Aylık Bebeğin Beslenmesi

1 - 5 Yaş Çocuk Beslenmesi

0 - 4 AYLIK BEBEĞİN BESLENMESİ:

Anne sütü mükemmel besin içeriği ile kolay hazmedilir, etkili bir biçimde kullanılır. Bebeğinizi hastalıklardan korur, mamalarla beslenmeden daha ucuza mal olur. Bunun ötesinde emzirmek suretiyle, anne bebek bağının kurulması kolaylaşır, yeni bir gebeliğin gecikmesi ve annenin sağlıklı kalması mümkün olur.

Doğumdan sonraki ilk 4 ayda yalnızca anne sütüyle beslenen bebekler ishal ve zatürree gibi bulaşıcı hastalıklara, alerjik rahatsızlıklara daha az yakalanırlar, daha sağlıklı büyürler. Bu nedenle;

İlk 4 ay bebeğinizi tek başına anne sütüyle besleyiniz. Bu aylarda anne sütüyle birlikte verilen ek besinler bebeğin anne sütünden yeterince yararlanmasını engeller.

Bebeğinizin yalnızca anne sütüyle beslendiği bu dönemde, su kaybına yol açan hastalık halleri dışında ilave su gereksinimi yoktur! Eğer ishal gibi mutlaka su verilmesi gereken bir durum söz konusuysa kaynatılmış su veriniz.

İlk günlerde gelen anne sütü çok besleyicidir. Bebeğinizi istedikçe ve sık sık emzirerek bu sütten yararlanmasını sağlayınız. Anne sütünün artmasını sağlamak için sık emzirme birinci koşuldur. Bebeğinizin emmediği durumlarda, göğsünüzde süt birikimi söz konusu olduğunda tırle adı verilen pompalarla boşaltma işlemi yapabilirsiniz. Bu pompalar hemen her eczaneden kolaylıkla temin edilebilmektedir.

Tüm annelerin sütü yararlıdır. Başlangıçta oldukça koyu olan sütünüz zamanla sulu bir hal alır; bu, anne sütünün genel özelliğidir ve tamamen doğal bir durumdur. Benim sütüm bebeğime yaramıyor gibi sözlerin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü her annenin sütü kendi bebeği için özeldir.

Bebeğiniz her beslenmeden sonra az miktarda kaka yapabilir, bu durum bazen yanlışlıkla ishal olarak değerlendirilir. Oysaki altın sarısı renkte, kötü kokmayan, sulu, günde 7 - 8 kereye kadar olabilen bu dışkı tamamen normaldir. Yine aynı özellikleri taşıyan ama 3 günde bir bol miktarda yapılan kaka da normal kabul edilir. Ancak dışkı çok sert ise nedeni araştırılmalıdır.

Göğüs uçlarında meydana gelen çatlaklar genel kanının aksine, temizlikteki yetersizlikten değil, uygun emzirme pozisyonunun ve tekniğinin sağlanamamasından ileri gelir. Bebek, memenin sadece ucunu değil renkli kısmın önemli bir bölümünü bir ağız dolusu almalı, çene ucu meme cildine temas eder vaziyette ve alt dudak dışa kıvrılmış olmalıdır. Bu şekilde bebeğin yanaklarında şişlik oluşur ve yutkunarak annesinin sütünü aldığı kolayca fark edilir. Eğer çatlak meydana gelmişse doğru pozisyonda ve uygun emzirme tekniğiyle sorun kısa sürede halledilir. Beslenme sonrası bir miktar anne sütünün çatlak bölgelere sürülerek kurutulmasının yararlı olduğu düşünülmektedir.

Emziren anneler her zaman bol ve pamukludan yapılma sutyen giymelidirler.

Bebeklere ilk yaşın sonuna kadar kaynatılmamış su verilmemesi tavsiye edilir.

Bebeklerini emziren annelerin iyi beslenmesi anne bebek sağlığı açısından çok önemlidir. Bu nedenle annelerin; günde 2 litre (10 su bardağı) kadar sulu gıdalar (su, süt, az şekerli limonata, komposto çorbalar, vb.) almaları önerilir.

4 - 9 AYLIK BEBEK BESLENMESİ

Yalnız anne sütüyle beslenen bebeklerde ek gıdalara dördüncü aydan sonra başlanır. 4-6 ay arasında anne sütüyle yeterli büyüme gelişme sağlanıyorsa sadece anne sütüyle beslemeye devam edilir, bu durumda ek gıdalara altıncı aydan sonra başlanır.

Bu dönemde çocuğunuza verdiğiniz ek gıdalar anne sütünün tamamlayıcısıdır.

Ek Gıdalar:

Çocuğun ayına uygun büyüme ve gelişme sürecini destekleyen, değişik tatlarla tanışmak suretiyle sonraki aylarda kolay yeme alışkanlığı kazandıran, besleyici değeri yüksek ama allerji yapma niteliği az olan besinlerdir. Meyve suyu veya meyve püresi, sebze çorbası veya sebze püresi, muhallebi, yoğurt, peynir, reçel, bisküvi, ekmek, yumurta bebek beslenmesinde önde gelen ek gıdalardır.

Ek gıdaları kaşık ya da bardakla veriniz.

Yeni deneyeceğiniz yiyecekleri çocuk açken alışık olduğu yiyeceklerden önce veriniz. Miktarı daima azdan başlayarak arttırınız.

Yeni gıdaların allerji yapıp yapmadığına dikkat ediniz. Bu nedenle aynı gün içinde birden fazla yeni besin denemeyiniz. Şüpheli bir gıdayı kestiğinizde belirtilerin geçip geçmediğini kontrol ediniz. Bir iki gün sonra yeniden deneyiniz.

Bebeğinizin hoşlanmadığı önemli yiyecekleri zaman zaman yeniden deneyiniz.

Meyve Suyu:

Elma ve şeftali gibi meyvelerin suları taze olarak 1-2 tatlı kaşığı miktarından başlanarak verilir ve yavaş yavaş arttırılır. Portakal ve mandalina suyunun daha ileri aylarda verilmesi uygun olur.

Sebze Çorbası:

Meyve suyuna başlandıktan iki hafta kadar sonra öğle öğününde verilmek üzere patates, havuç, pirinç ve taze sebzelerden günlük olarak hazırlanır. Bir iki tatlı kaşığından başlanarak yavaş yavaş arttırılır. Dört haftalık bir süre içinde tam sebze püresine geçilir.

1. Hafta (sebze çorbası): 3-4 su bardağı su, 2 orta boy havuç, 1 orta boy patates 45 dakika kapaklı kapta pişirilir. Tel süzgeçle hiç ezmeden suyu bir başka kaba alınır. Bir çay kaşığı irmik ilavesiyle tekrar 5-10 dakika pişirilir. Sıvı miktarı 200 gram olacak şekilde ayarlanır.

2. Hafta (basit sebze püresi): Aynı şekilde pişirilir. Havuç ve patatesler tel süzgeçten tamamen ezilerek püre olarak geçirilir. Bu pürenin içine yine irmik katılarak mamanın hazırlanması tamamlanır.

3. Hafta (karışık sebze püresi): Havuç ve patatesin yanına 1 çay kaşığı pirinç ve her gün bir yenisi ilave edilmek üzere mevsimlik sebzeler eklenir. Örneğin ilk gün 3-4 yaprak maydanoz, ertesi gün maydanoz ve bir kaç yaprak ıspanak, sonraki gün ilaveten dörtte bir enginar, daha sonra dörtte bir domates gibi .. Tel süzgeçten ya da blenderden geçirilerek elde edilen püreye yine bir çay kaşığı irmik eklenerek 5 dakika daha pişirilir.

4. Hafta (tam sebze püresi): Ayrıntılarıyla anlattığım şekilde hazırlanan püreye 1 çay kaşığı zeytin yağı veya pastörize tereyağı katılır.

Altıncı aydan itibaren sebze çorbası ya da püresine 1 yemek kaşığı kıyma (3 kez çekilmiş yağsız sinirsiz dana) eklenmelidir.

Muhallebi:

Sebze püresinden 1-2 hafta kadar sonra genellikle 5. aydan itibaren akşam (gece değil) öğünü olarak verilir. 1 su bardağı süt, bir tatlı kaşığı pirinç unu, 1 tatlı kaşığı toz şekerle yapılır. Soğuk sütün bir kısmıyla pirinç unu iyice ezilir, kalan süt eklenir karıştırılarak pişirilir. Ateşten indirmeye yakın şeker eklenir. İlk günlerde süt sulandırılabilir.

Yoğurt:

Süt kaynatılır, elin dayanabileceği sıcaklığa kadar soğutulur. 1 litre süt içine bir çorba kaşığı yoğurt 1-2 kaşık sütle sulandırılarak eklenir, yavaşça karıştırılır. Hareket ettirmeksizin sıcaklığını koruyabilecek şekilde 3-4 saat bekletilir. Bir kase kadar ikindi öğünü olarak verilir.

Kahvaltı:

Çocuk altı ya da yedi ayını bitirdikten, sebze püresi, muhallebi, yoğurt gibi gıdalara iyice alıştıktan sonra kahvaltılara başlanır. Süt, beyaz peynir, reçel, pekmez, ekmek veya bebe bisküvisi başlıca malzemelerdir. Tuzu alınmış bir parça beyaz peynir ve reçel sütle ezilir. Karışıma ekmek içi katılır. Bu amaçla 3-4 bebe bisküvisi kullanılabilir. Kahvaltıya önce 1-2 tatlı kaşığı olarak başlanır, miktarı giderek arttırılır. Bal allerji yapma olasılığı nedeniyle bir yaşından önce tercih edilmez. İstenirse 1 çay kaşığı yağ eklenebilir. Bir süre sonra peynir, reçel, yağ ve ekmek sütten ayrı olarak verilebilir.

Yumurta:

Katı olarak pişirilmiş yumurtanın sarısı 1 çay kaşığı miktarından başlanıp giderek arttırılmak suretiyle kahvaltıya ilave olarak verilir. Bir haftanın sonunda bebeğiniz bir tam yumurta sarısı yiyebilir. İyice alışmış olan çocuklara yumurta kayısı kıvamında verilebilir. Yumurtanın beyazının bir yaşında önce verilmesi genellikle tercih edilmez.

Tahıllı Çorbalar:

Mercimek, yoğurtlu yayla, acısız tarhana çorbası gibi gıdalar, taze sebze çorbalarına alıştırılmış olan bebeklere 7. aydan sonra değişik tatları öğretmek amacıyla verilebilir.

Köfte:

Sebze çorbasıyla birlikte, yağsız sinirsiz üç kez çekilmiş dana kıymasından baharatsız olarak hazırlanmış 1-2 köfte 6. Aydan itibaren verilebilir.

Balık ve Tavuk:

Bebeğiniz yedi sekiz aylık olduğunda kıymaya alternatif olarak püre halinde öğle öğününde tavuk ve kılçıksız balık eti verebilirsiniz.

Karaciğer:

Kuzu ciğeri tercih edilir. Az tuzlu suda haşlanır, zarı çıkarılır, rendelenerek balık ve tavuk etleriyle dönüşümlü olarak sebze çorbalarıyla birlikte verilir.

Çay:

Çayın besleyici hiç bir değeri yoktur. Aksine diğer gıdaların besleyici değerini düşürür, barsaklardan demir emilimini bozarak kansızlığa yol açabilir. Bu bakımdan süt çocuğu beslenmesinde yeri yoktur.

6-8 AYLIK BEBEKTE BESLENME ŞEMASI:

1. Öğün (saat 06.00-07.00)

Kahvaltı + Anne Sütü

Ara Öğün (saat 09.00-09.30)

Meyve Suyu

2. Öğün (saat 11.30-12.30)

Et + Sebze Maması + Anne Sütü

Ara Öğün (saat 15.30-16.00)

Yoğurt + Meyve Püresi + Ekmek

3. Öğün (saat 18.30-19.30)

Sütlü Muhallebi + Anne Sütü

Gece Öğünü

Anne Sütü (1-2 kez)

Anne sütü verilmeyen bebeklerde bunun yerine uygun şekilde hazırlanmış hazır mama verilebilir. Ancak unutulmamalıdır ki hiç bir mama anne sütünün tam olarak yerini tutamaz. Bu nedenle bebeğinizi kendi sütünüzle beslemek için olabildiğince gayret gösteriniz.

9-12 AY ARASI BEBEĞİN BESLENMESİ:

Çocuğunuz için bu dönemde özel yiyecekler hazırlamanıza gerek yoktur. Yetişkinler için pişirilen tüm ev yemekleri az yağlı püreler halinde bebeğe verilebilir.

Örnek Mönü:

Sabah: Kahvaltı

1 Bardak şekersiz süt

1 Yumurta sarısı

1 Tatlı kaşığı reçel ya da pekmez

1 Çay kaşığı yağ

1 İnce dilim ekmek veya 3-4 adet bisküvi

Ara: Meyve püresi

Öğle: Kıymalı sebze püreleri

Dolma içleri, sebzeli köfteler

Kuru baklagil püreleri

Bir dilim ekmek içi (sebzelerle)

Akşam: Muhallebi (veya öğle öğünün aynısı)

Sebze olarak bakla ve patlıcan bebek beslenmesinde tercih edilmez. Bir yaşına basan bebekler aile sofrasına oturtulur, kendi kendine yemesi için teşvik edilir. Diğer sütlü besinlerin yanı sıra günde bir bardak süt içmesine özen gösterilir.

1-5 YAŞ ÇOCUK BESLENMESİ:

Dokuz aydan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkan anne sütü 2 yaşına dek anne için uygun olan bir zamanda kesilebilir.

Bir yaşından sonra 13-14 aylık olan çocuğa, çatal kaşık kullanma alıştırmaları yapılabilir. Ailenin diğer fertleriyle birlikte sofrada oturan çocuğun ayrı tabağı olmalı, neyi ne kadar tükettiğine dikkat edilmelidir.

Bu dönemde de çocuklar günde dört öğün beslenmeli, temel besin gruplarından (süt ve sütlü gıdalar .. etler, yumurta ve baklagiller .. sebze ve meyveler .. unlu ve nişastalı besinler) yeterli ve dengeli tüketmelidirler.

Ülkemizde en sık yapılan hatalardan biri çocuğu yemek suyuyla beslemektir. Hiç bir besleyici değeri olmayan bu beslenme biçimi uygulanmamalıdır.

Her gün yarım litre süt çocuklara verilmelidir. Süt her şekilde verilebilir. Sütün içerdiği kalsiyum çocukların gelişimi için çok önemlidir. 25 gram peynirde de 200 gram sütteki kadar kalsiyum vardır.

Her gün et ve baklagillerden bir ikisi beslenme listesinde bulunmalıdır. Her gün bir yumurta yedirilmelidir. Düzenli et verilen çocuklara gün aşırı olabilir. Günde bir ya da iki kez sebze verilmelidir.

Günde bir iki kez meyve yenmelidir. Fazladan bir öğün meyve vermek sebzenin yerini tutabilir. Meyve suları da meyvenin yerine geçebilir.

Günde bir iki kez nişastalı besinler ve üç dilim ekmek beslenme listesinde bulunmalıdır. Çocuklara olabildiğince erken dönemde kendi kendilerine çatal kaşık kullanarak yemeleri öğretilmelidir.

Her çeşit şekerleme, pasta, kek, dondurma sık sık verilmemesi gereken yiyeceklerdir. Öğünler arasında çocuğa şekerleme vermek iştahı azaltarak yetersiz beslenmeye yol açtığı gibi diş çürüklerinin de önde gelen nedenidir.

Dışarısı sıcak olduğunda cildiniz de yanmaya başlar. İşte size sıcak havalarda cildinizi koruyacak bir kaç yöntem:

1. Bazı güneş yağları cildinize zarar verebilir. Bu nedenle cilt tipinize uygun bir güneş kremi seçmelisiniz.

2. Bazı ilaçlar da cildinizi kötü yönde etkileyebilir. Örneğin doğum kontrol hapları.

3. Kanserlerin yüzde ellisi cilt kanseri olarak ortaya çıkar. Cildinizi koruma şekliniz önemlidir. 15 korumalıdan az güneş kremi kullanmamalısınız. Eğer bir kumsaldaysanız ve bütün gününüzü orada geçirmeyi planlıyorsanız mutlaka 30 korumalı bir güneş yağı kullanın.

4. Denizden ya da havuzdan çıktığınızda mutlaka duş alın. Denizdeki tuz ve havuzdaki klor cildinize zarar verebilir.

5. Nemlendiricilerinizi ve güneş yağlarınızı buzdolabında saklamalısınız. Böylece sürdüğünüzde cildiniz serinleyecektir. Bu da sıcak günler için oldukça yararlıdır.

Eğer dışarıdaysanız ve yürüyosunuz

1. Bir şapka takın. Güneş üzerinize direk gelmediğinde ne kadar rahat olacağınızı unutmayın.

2. Gölgede durun.

3. Yürüyüşe çıkmadan önce su için.

4. Sabahın erken saatlerinde yürüyüşe çıkın, daha sonra çok sıcak olacaktır.

5. Çantanızda bandanaya sarılmış buz koyun ve sıcakladıkça boynunuzun etrafına sürün.

CİLDE ZARARLI 7 YANLIŞ

Aynaya baktığınızda özellikle sabahları, yorgun, sararmış, kurumuş bir ciltle mi karşılaşıyorsunuz?

Peki neden cildiniz bu kadar kötü görünüyor? Zaman zaman hepimizin cildimize karşı işlediği ve bazen de alışkanlık haline dönüştürdüğü yedi yanlış vardır. cilt düşmanı alışkanlıklardan kaçınmak gerekir.

Peki nedir bu 7 yanlış;

1 . Sigara ve içki:

İkisi de vücudunuzu zehirler ve geriye pörsümüş sarkık bir cilt bırakır. Sigara ayrıca ağız kenarındaki çizgilerin derinleşmesini hızlandırır.

2. Yetersiz uyku:

Geç yatılmış bir gecenin izleri hemen grileşmiş yorgun görünümlü bir ciltle kendini ele verir. Eğer yeterli derecede uyuyamıyorsanız, bunu uyandığınızda kan dolaşımını sağlayacak hareketler ve yüzünüze soğuk su çarparak telafi etmeye çalışın. Uykusuzluğun yol açtığı çizgileri kapatmak için hafif bir nemlendirici sürün.

3. Makyaj Temizlemeden Yatmak:

Gözenekleri tıkayarak toksinlerin cilt yüzeyine çıkıp atılmasını önler. Göz makyajı silinmediği takdirde bir göz iltihabına neden olabilir.

4. Sivilcelerle Oynamak:

Deri dokularına zarar verir. Ayrıca enfeksiyonun çevreye yayılmasına neden olarak sorunu büyütür. Sivilcelerle hiçbir zaman oynamayın. Enfeksiyonlu bölgeye antiseptik merhem sürün.

5. Yüzü Ovmak ya da Aşırı Fırçalamak:

Yüzünüzdeki ölü deriyi temizlemek için satılan bazı toz ya da kremler deriniz için fazla kaba gelebilir. Cilt tipiniz ne olursa olsun yüzünüze daima nazik davranın.

6. Çok Sıcak Suyla Yıkamak:

Yıkanırken suyun kaynar derecede sıcak olmaması için önlem alın. Aşırı sıcak, cildi kurutur ve dokuları zedeler.

7. Yanlış Beslenme:

Sağlıksız besleniyorsanız deriyi koruyucu yaşamsal maddeleri alamıyorsunuz demektir. Ayrıca ultraviyole ışınlarından da uzak durun

BİTKİ ÇAYI ZAYIFLATMIYOR

Sağlık Bakanlığı, zayıflamak uğruna sürekli bitki çayı içenleri boş hayale kapılmamaları için uyardı. Bakanlık, "Bazı bitkiler bağırsakları çalıştırır ve idrar sökücü özellik gösterir. Ama hiç bir bitki çayı zayıflatmaz" uyarısında bulundu.

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Gıda Güvenliği Daire Başkanlığı'nca hazırlanan, "Gıda, Su ve Beslenme Konusunda Sık Sorulan Sorular" isimli kitapta yer alan bilgilere göre, bitki çaylarının hiç bir zayıflatıcı özelliği bulunmuyor. Bazı bitkilerin bağırsakları çalıştırdığını, bazı bitkilerin ise idrar sökücü özelliği bulunduğunu belirten Sağlık Bakanlığı, "Ancak hiçbir bitki zayıflatmaz. zayıflamak için uzman kişilerin hazırladığı beslenme programları uygulanmalıdır" uyarısı yaptı.

Su içmenin zayıflamaya olumlu etki yapacağını vurgulayan bakanlık, diyet yaparken vücudun susuz kalmamasına dikkat edilmesi önerisinde bulundu. Suyun midede doluluk hissi uyandırması ve bağırsak hareketlerini artırması gibi etkilerinden dolayı zayıflatıcı özelliği bulunduğunun altını çizen bakanlık, ancak zayıflama diyetleri uygulanırken su içme isteğinin azalabildiğini, bu durumda vücudun su ihtiyacının mutlaka karşılanmasını istedi.

Zayıflığı, "Vücut ağırlığının olması gerekenden daha düşük olması" olarak nitelendiren Sağlık Bakanlığı, söz konusu kitapta zayıf kişilere şu önerilerde bulunuyor: "Zayıflık uzun süren eksi enerji dengesi sonucu oluşur. Çocukluk ve gençlik yıllarındaki eksi enerji dengesi, büyümeyi etkiler. Yetişkinlikte çalışma verimini düşürür. Vücudun dış etkenlere ve enfeksiyonlara karşı direncini azaltır. Zayıflığın nedeni ortaya konduktan sonra önlenmesine geçilmelidir. Eğer zayıflık yiyeceklerin vücutta kullanılmasıyla ilgili bir bozukluktan ileri geliyorsa örneğin barsak parazitleri varsa öncellikle bu tedavi edilmelidir. Diyet tedavisinde, enerji bireyin harcamasından daha yüksek olmalı mümkünse proteinin kalitesi yüksek olmalıdır. Enerji artışına bağlı olarak vitamin ve mineral alımı artırılmalıdır. Diyette özellikle enerji değeri yüksek besinlere yer verilmelidir. Sütlü tatlılar, meyve suları ve yağlı tohumlar diyette yer almalıdır. Normal ağırlığa yaklaşıldıktan sonra diyetten şekerlerin ve tatlıların gerekirde tahılların bir kısmı azaltılarak o ağırlığı sürdürecek şekilde kalori ayarlaması yapılmalıdır."

KİLO KONTROLÜ İÇİN ALTIN ÖNERİLER

Sağlık Bakanlığı, kilolu kişilerin zayıflamasının yararlı olacağını, ancak hızlı kilo vermenin sağlığı bozabileceğini kaydetti. Hızlı kilo verme riskinin şişmanlığın oluşturduğu risklerden daha fazla olduğunu ifade eden bakanlık, "Her kişi için verilebilecek en fazla kilo, o kişinin fazla kilosuna, yaşına ve yaşam şekline göre farklılık gösterir. Haftada yarım, en fazla bir kilo ağırlık kaybı hedeflenmelidir. Yavaş verilen kilolar daha kalıcı olur, hızlı verilen kilolar hızla geri alınır. Amaç hızlı ve çok kilo vermek değil, sağlığımızı bozmadan zayıflamak olmalıdır" açıklaması yaptı.

Sağlık Bakanlığı, sağlıklı kilo kontrolünde dikkat edilmesi gereken konuları ise şöyle sıralıyor:

- Boya uygun ağırlık hedeflenmeli, ideal olanlar kilo almaktan kaçınmalıdır.

- Şişman olanlar önce fazla ağırlık artışını önlemeli, daha sonra sağlıklarını korumak için ağırlık kaybedilmesini hedeflemelidir.

- Az yağ eklenmiş sebze, yağsız beyaz et, kuru baklagiller, yağı azaltılmış süt-yoğurt, meyve ve tam tahıl ürünleri tüketerek sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanılmalıdır.

- Düzenli olarak fiziksel aktivite yapılmalıdır.

- Alınan enerjiyle tüketilen enerji miktarı dengelenmelidir.

- Günde en az 3 öğün düzenli yemek yenilmeli, öğün atlanmamalı, öğünlerde enerjisi yüksek hamur işleri, tatlılar, yağlı çerezler tüketilmemelidir.

- Bol su ve şekersiz bitkisel çaylar tercih edilmelidir.

BİLİNÇSİZ ZAYIFLAMAYIN

Kulaktan dolma, reklamlarda gördüğünüz yöntemlerle kilo vermeye çalışırken dikkat! Zayıflayayım derken, iyice şişmanlayabilir, sağlığınızdan olabilirsiniz. Dünyada ve Türkiye de son yıllarda sağlıklı bir vücuda sahip olabilmek için harcanan zaman, efor ve maddi olanaklara bakıldığında, şişmanlık konusunda çok fazla bir mesafe katedilmediği görülebilmektedir.

Şişman insanlar vücutlarında bulunan yağlardan kurtulmak için sihirli ilaçlar, metotlar aramakta, görsel, yazılı basından gördüğü reklamlarla bu yöntemleri uygulamaktadır. Şişmanlıktan kurtulmak için uygulanan bu yöntemler şöyle sıralanabilir:

1 - İlaç tedavileri

2 - Naylon eşofman

3 - Bölgesel egzersizler

4 - Elektrik stimulasyonu veren cihazlar

5 - Düşük kalorili diyetler

6 - Diuretik maddeler içeren gıda maddeleri (sıvı kaybı sağlayan)

7 - Tek tip gıda maddeleriyle beslenme.

Aslında bu yöntemlerin hepsi kilo vermenizi sağlamaktadır, ama birinci ve önemli amaç, vücuttaki yağ oranımızı dengelemek, yani vücutta bulunan yağ kitlesinden sağlıklı biçimde kurtulmaktır.

Yukarıda sayılan yöntemlerle istediğiniz kiloya inebilseniz dahi, vücudunuzun istediğiniz görüntüye ve sağlığa kavuşmasını sağlayamayabilirsiniz. Eskiden yağlı ama yine de sert kol ve bacaklarınız ölçü olarak biraz daha incelse de, vücudunuz o eski sertliğini yitirebilir, kas kitlesi azalacağı için uzuvlarınız yağların iyice belirginleştiği bir şekilde ortaya çıkabilir.

Bu yöntemlerle kilo veren insanlar daha sonra alacakları kilolarla vücutlarındaki yağ oranını daha da artıracak, böylece sağlığını iki misli tehlikeye sokmuş olacaktır. Kısacası bilinçsizce uygulanan bu geçici yöntemlerle, vücudumuz için çok gerekli kas kitlelerini kaybetme riski büyüktür. Kaslar yağları yakan fabrikalar olduğundan, amacın kas kütlesi yitirilmeden yağ kitlesinden kurtulmak olduğu unutulmamalıdır.

Şişmanlıktan kurtulmak için uyguladığınız katı diyetler ve uzun yürüyüşlerle, vücutta yakacağınız yağ sınırlı olacaktır.

Yağ yakmak için, metabolizmanın sağlıklı ve düzenli çalışmasını sağlayacak gıda maddelerinin dengeli olarak alınmasının yanında, kas - yağ oranına göre vücudu çalıştırma sistemi belirlenmeli, set ve tekrar sayıları kişinin fiziki ve fizyolojik yapısı gözönünde bulundurularak hazırlanmalıdır.

Kas çalışmalarının yanında mutlaka yürüme, koşma, bisiklet ve kürek çekme gibi aktivitelerden biri seçilerek, yaşa göre hesaplanacak nabız sayısında egzersiz yapılmalıdır. Ağırlık çalışmaları yapılmaksızın diyetle birlikte uygulanan uzun süreli yürüyüş, koşu vs. gibi aktiviteler ise, kas kitlesini küçültecek, böylece hem görüntü hem sağlık olarak bazal metabolizmayı olumsuz etkileyecektir. Bundan kurtulmak için ağırlık çalışmaları, yürüyüş, koşu, bisiklet türündeki çalışmalar, doğru beslenme programıyla birlikte yürütülmelidir. Bazal metabolizma vücuttaki kas kitlesinin azalıp çoğalmasına göre hızlanmakta veya azalmaktadır. Şişmanlık tedavisi için uygulanacak egzersiz programları bireye özgü hazırlanmalı, grup egzersizlerinde her katılımcının kendine özgü kilo, yağ oranı, cinsiyet, yaş, egzersiz yapıp yapmadığı, kondüsyon durumu, beslenme alışkanlığı gözönünde bulundurulamalıdır.

Beslenmeyi biliyor muyuz? Yağ ve şeker vücudumuza enerji sağlar. Ancak bunların fazlaca tüketilmesiyse, kilo almamıza neden olur. Bu konuyla ilgili her birinizin çok ya da az bilgisi olduğunu biliyorum. Ayrıca artık günümüzün en önemli akımlarından biri olan; dengeli ve bilinçli beslenme ve böylece sağlıklı yaşamakla ilgili size kendi tecrübelerimden aktarımlar yapmak istiyorum.

Biliyorsunuz ben bir yemekçiyim, ama kimyacı olmamdan dolayı bilimsel araştırmaları çok daha kolay algılayıp, anlayabilirim. İşte size anlatacaklarım da kendi analiz ve sentezlerimin yanısıra, iyi bir yemekçi olmanın bana kazandırdığı gözlemlerdir. Sağlıklı bir beslenme, aşağıda sizler için sınıflandırdığım beş ana grup yiyeceği gerektiği kadar almanızla sağlanabilir. Yani yiyeceklerimizi, besleyicilik değerleri bakımından 5 ana grupta topladım.

1. Et ve Bakliyat Grubu Bu grup yiyeceklerle protein, B vitamini ve demir ihtiyacımızı karşılarız. Kırmızı et, tavuk, balık, yumurtaya ek olarak; bakliyat grubundan, mercimek, kuru fasulye ve nohutu hemen sayabiliriz.

2. Süt ve Süt Ürünleri Grubu Bu yiyeceklerle de kalsiyum ve fosfor minerali ihtiyacımızı karşılarız. Kalsiyum kemik gelişimi için çok gerekli olmasının yanı sıra, yine kalsiyum ve fosfor mineralleri, yiyeceklerin emilerek vücuda yararlı hale gelmesinde de rol alır. Peynir, süt, yoğurt, çökelek ve sütlü tatlılar bu grubun temel yiyecekleridir.

3. Sebze ve Meyve Grubu C vitamini gereksinimimizi ağırlıklı olarak sebze ve meyveden karşılarız. Ispanak, lahana, kabak, elma, armut gibi yiyecekler ilk sıralamada aklıma gelenler.

4. Yağ ve Şeker Grubu Aslında yağ, şeker, salça ve baharatı, yemeklerimize lezzet vermesi için kullanırız. Diğer taraftan, yağ ve şeker vücudumuza enerji de sağlar. Ancak bunların fazlaca tüketilmesiyse, kilo almamıza neden olur.

5. Tahıl Grubu Bu grup yiyeceklerle hem B vitamini ihtiyacımızı hem de günlük enerji gereksinimimizin büyük bir kısmını karşılarız. Makarna, ekmek, pirinç, şehriye, kek, bisküvi, irmik gibi besinler hemen aklıma gelenler.

Kadınların uyguladıkları ağır diyet ve spor programlarının kısırlığa yol açabileceği belirtildi.

Kadınların son yıllarda uyguladıkları ağır diyet ve sporla bünyelerindeki yağ oranını tükenmeye yakın hale getirdikleri için hamile kalmakta zorlandıklarını belirten uzmanlar, kısırlığın gelecek yıllarda 2 katına çıkacağının tahmin edildiğini kaydediyor.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aşırı zayıflığın da aşırı şişmanlıkta olduğu gibi kısırlığa yol açabileceğini belirterek, kadınları, spor ve diyet yaparken aşırıya kaçmamaları konusunda uyardı.

Kadınların, son yıllarda uyguladığı ağır diyet ve spor programlarının bünyelerindeki yağ oranını tükenmeye yakın hale getirdiğini söyleyen Yaralı, bunun hormonları olumsuz yönde etkilediğini ve adet düzensizliklerine yol açtığını söyledi.

ALERJIK NEZLE

Alerjik nezle, hapşırma, burunda tıkanıklık, kızarıklık, kaşıntı ve akıntı ile seyreden ve toplumda sık görülen bir hastalıktır. Alerjik nezle mevsimsel bir seyir izleyebilir ya da belirtiler yıl boyunca hiç azalmadan devam edebilir.

Mevsimsel seyir izleyen tip daha sıktır, ilkbahar ve sonbaharda çeşitli polenlerin ortaya çıkması ile belirtilerde artış gözlenir. Yıl boyunca süren alerjik nezleye ise sebep olarak ev tozu gibi sürekli ortamda bulunabilen alerjenler gösterilmektedir.

Alerjik nezlenin tedavisi için temel amaç alerjiye neden olan uyaranın ortamdan uzaklaştırılmasıdır. Polenlerden korunmak için bahar aylarında pencereleri kapalı tutmak ve hava filtresi kullanmak düşünülebilir. Sabah erken saatlerde, kuru ve sıcak havalarda dışarıya çıkmamak polenlerden kaçınmak için çözüm olabilir. Tatil zamanlarını bahar aylarının dışında planlamak da faydalı bir önlem olabilir.

Evcil hayvanların tüy, salya, dışkı ve idrarları ile temas etmemeye özen göstermek gerekir. Ev ve işyerinde küf oluşmaması için gerekli önlemler alınmalıdır.

Akarlar ev tozu üzerinde yaşarlar ve dışkıları ile alerjik nezleye neden olurlar. Akarları ortamdan uzaklaştırmak için düzenli olarak elektrik süpürgesi ile temizlik yapmak ve yatak takımları ile perdeleri sıcak suyla yıkamak yerinde olacaktır.

Özelikle diyete başladığınız zaman, tatlı gıdalara karşı duyulan özlemi bilirsiniz, insanda olağanüstü bir istek uyandırır. Bu isteği bastırmak için size beş öneride bulunacağım:

· Açlık hissini duyar duymaz hemen bir şeyler atıştırmaya kalkmayın ve on dakika bekleyiniz. Belki bu süre içinde ortaya çıkan o açlık arzusunun önüne geçmiş veya açlık durumunuz herhangi bir gıda almadan da azalmış olacaktır.

· Bu durumda hemen bir bardak su içiniz. Mideniz dolduğunda doyma refleksi sayesinde açlık hissinizi kandırmış olacaksınız. Mide dolduğu için açlığı daha iyi tolere edebilirsiniz.

· Yanınızda limon varsa bir dilim kesip suyunu içiniz.İçilen bir dilim limon suyu açlık hissini azaltacaktır.

· Büyük öğünler yerine daha sık aralıklarla az gıda yiyiniz. Doyma dorumu beyinde kontrol edilen bir merkez sayesinde yapılmaktadır. Ara öğünleri zevk alarak bekleyiniz.

· Açlık hissinden uzak durmanın diğer bir şekli ise hareket halinde olmaktır. Sadece kalorinin sınırlanması ile olan bir diyet uzun vadede başarılı olamaz. Onun için kalorinin sınırlanmasının yanı sıra aynı zamanda egzersiz yapmak ve hareket halinde olmak bir o kadar önemlidir.