Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

gokcenakarsu

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

  1. helin-aylin, gokcenakarsu'yi takip etmeye başladı
  2. admin, gokcenakarsu'yi takip etmeye başladı
  3. seda22, gokcenakarsu'yi takip etmeye başladı
  4. deren_25, gokcenakarsu'yi takip etmeye başladı
  5. asucan22, gokcenakarsu'yi takip etmeye başladı
  6. baby876, gokcenakarsu'yi takip etmeye başladı
  7. hayat, gokcenakarsu'yi takip etmeye başladı
  8. kaptan, gokcenakarsu'yi takip etmeye başladı
  9. ?Seven ne yapmaz? şarkısı'nın ayrı bir yeri vardır bende. Ne zaman bu şarkı radyoda çalsa, o delice âşık olduğum adam Fikret gelir aklıma. Bu şarkı'nın her notasında o büyük aşkımın ruhu gezer. Istırap dolu günlerimi, onsuz geçen her dakikamı resimledim tuvallere. Bestekâr'ın da dediği gibi: Seven Ne Yapmaz! Bana kollarını uzatsan biraz Sana kul olurum Seven ne yapmaz Gel öldür bu ömür böyle tükensin Sana bin can feda Seven ne yapmaz Bu gönül uğruna neye katlanmaz Öl desen ölürüm Seven ne yapmaz Fikret'i görünce, kalbim deli gibi çarpardı. Zaman dururdu, o dakika. Ya o güzel gözleri; bebeğim diyen mükemmel sesi? Ve benim sonum olan o gün, yani Fikret'in Mahalle'den ansızın mavi bir gecede gidişi. Yıllarca onu bekledim ve hatıralarla dans ettim mavi düşlerde. Hiç üşümedim, o gecelerde. Bekledim hep bekledim? Beklemek yormadı beni, şikâyet edemem; çünkü beklenen sevgili; sadece özlem var, mavi düşlerimde. Fikret'i her zamanki gibi yine bekleyeceğim, mavilerin biri hep camda olacak, yoksa nasıl yaşar bu ruh, bu ten, bu yürek? Ben öğrendim ki; hayat acımasız, kader zalim. Yaşam, sevenlere kötü bir oyun oynamada. Fikret, o mavi ıssız gecelerde sıcacık nefesiyle Selma'm derdi bana. Yağmur yağarken penceremde, üşüyen bedenimi ısıtırdı; kahverengi gözleriyle. Fikret'in o sıcacık bakışları, beni öldürürdü, bazen öyle kalbim çarpardı ki; mavileri kaçırırdım, kahverengilerden bakamazdım. Öyle özlüyorum ki; onu! Neredesin kahve gözlüm, sıcak nefesim, içimin en sıcak yanı, neredesin! Neredesin şiir sözlüm! Susma artık, cevap ver bana, neredeysen söyle, uçayım yanına yarana ilaç; dudağına mavi bir su olayım? Ne olursa olsun kahve gözlüm Fikret'im seni, ömrümün sonuna kadar bekleyeceğim! Pekiyi ya siz; bekler miydiniz? Böylesine sever miydiniz delicesine? GÖKÇEN AKARSU (21.02.06)
  10. Kadın çok mutluydu, nasıl mutlu olmasın ki; o yanındaydı. Bütün gece gramofonda o plak çaldı. Gece?nin mavi yerinde öyle güzellerdi ki, bir ressamın ısrarla aradığı, modellerdi. İkisi de biraz sonra olacaklardan habersizdi. Adam, bir anda inlemeye başladı. Ağrıdan olduğu yere bırakıverdi, güçsüz bedenini. Kadın korkmuş mavi gözlerle ?Haluk? diye bağırdı. Fakat ne çare Haluk onu duymuyordu. Belki de bir daha hiç duymayacaktı. Bir an adam yorgun gözlerle, ağlayan kadına baktı. Ve sadece; Haluk: ?Ağlama Bebeğim? dedi. Yeşim: ?Beni bırakma Haluk ? diye inledi. Haluk bayılmıştı. Yeşim tedirgin mavilerle hemen telefona koştu, ambulans istedi, Haluk?un yanına koştu. Yeşim deli gibi ağlıyordu. Birden zil çaldı ve Yeşim irkildi. Ambulansı istediğini hatırladı, hemen kapıya koştu. Sağlık görevlileri sedyeyle, Haluk?u alıp tam gideceklerken; Yeşim bağırarak ince bacaklarıyla merdivenlerden inerek, Yeşim: ?Beni de bekleyin Ben de geleceğim? dedi. Yeşim de hemen ambulansa bindi, İzmir sokakları Haluk?a ağlıyordu artık. Acı bir melodi çalıyordu, Karşıyaka da, Bornova da, Gaziemir de, Yeşilyurt da, Buca da... Nihayet Ege Üniversitesi Hastanesi?ne misafir oluyor, Haluk. Onu selamlıyor; duvarlar, hastalar, Hastane kokusu, Doktorlar, Hemşireler? Haluk, hemen ameliyata alınıyor, Yeşim, içeri giremiyor, tabi. Bitkin ve yorgun ince bedenini, Hastane Koridoru?nun kucağına bırakıyor. Zaman geçmiyor, sanki akrep ve yelkovan ant içmişler, buluşmamak üzere. Ve bir türlü barışmıyorlar. Yeşim: ?Hadi Hadi bırakın artık küskünlüğü, bakın Sevgilim içerde can çekişiyor, bitsin bu ızdırap? diyor. Doktor, üstü başı kırmızılarla çıkıyor, yolculuk tünelinden. Doktor?un yorulmuş gözleri Yeşim?in dikkatini çekiyor. Yeşim: ?Doktor Bey! Şey Haluk nasıl?? diyor. Doktor: ?Biz elimizden geleni yaptık? diyor. Ümitsizce ve kaçamak gözlerle. Yeşim; Doktorun yakasına yapışıyor. Yeşim: ?Nasıl yani?? diyor. Doktor: ?Hastayı kaybettik, maalesef ama inanın elimizden geleni yaptık? diyor. Yeşim: ?Pekiyi, hastalığı neymiş? Bana söylemedi? diyor. Doktor, şaşkın gözlerle bakarak: ?Beyninde ur varmış, hem de kötü huyluymuş? diyor. Ve hızlı adımlarla oradan uzaklaşıyor. Yeşim bunu duyunca deliriyor. Hemen kendini Hastane?nin Bahçesi?ne beyaz bir bank?a atıyor. Elleri ve bedeni titriyor. Sanki ikisi de yolcuydu, Ebede. Birden rüzgâr; çıkıyor. Yeşim?in sarı saçları da titriyor, bu acı senfonide. O rüzgâr Haluk?u da Yeşim?i de Ebede götürüyor. Çünkü Yeşim çok iyi biliyordu ki; Haluk?suz asla yaşayamazdı. Rüzgâr onları buluşturdu, bir ?Perşembe Günü Saat: 23_45? de. Daha nice ?Yeşimler ve Haluklar? gelecek, bu Mavi Dünya?ya; umarız ki, onların da kaderi böyle olmasın! GÖKÇEN AKARSU (16.02.2006)
  11. Kadın bütün gece uyuyamadı yorgun yüzüyle bahçeye çıktı. Havuza baktı su muhteşem görünüyordu. Beyaz geceliğini çıkarıp havuza atladı. Yüzmeyi çok seviyordu. Yüzdüğü zamanlarda çok rahatlıyordu. Kadının evi şehre oldukça uzaktı. Kadın atları bir başka severdi. Saatlerce ata binerdi. Bu onu çok rahatlatırdı. Çünkü o anlarda kendini özgür hissederdi. Sarı saçları rüzgârla yarışırdı. Hayatında atları, yazıları, resimleri vardı sadece. Kimseyi sevememişti sevmek istememişti. İncinmekten korkmuştu belki de. Çatı katına çıkar ve saatlerce renklerle oynardı resim yapmayı çok severdi. Tuvallerine atlar da yansırdı çoğu zaman. Bazen de yaşamayı düşlediği hayatı resimlerdi. Şömine?nin yanındaki mindere oturup hayallerini yazardı sayfalara. Kimseyi aramazdı yanında. Çünkü verecek sevgisi kalmamıştı yaşama. Yorgundu mavi düşlerden. Bu yüzden hayalindeki sevgiliyi anlatırdı yazılarında. Kahverengi gözlü kumral bir genç düşlerdi mavi yaşamadan. Bu sevgili tutku dolu, içten, dürüst, esprili, akıllı? İnsanlardan soyutlamıştı kendini. Çünkü onun deli olduğunu düşünüyordu en yakınındakiler. İşte bu yüzden hayattan bir beklentisi kalmamıştı. Artık üzülmek de istemiyordu bu yüzden böyle yaşamak en doğrusuydu. Sadece babasını özlüyordu bazı zamanlar onunla geçirdikleri vakitler ne de güzel oludu. Beraber Türk Sanat Müziği faslı yaparlardı bu zamanlar bir başka geçerdi. Fakat onu da Tanrı almıştı yanına. Kadın biliyordu ki evrendeki hiçbir şey bizim değildi. Bu yüzden hayatı pek önemsemiyordu. Tanrıya hep dua ederdi babası ve tabiî ki kendisi için. O zamanlar huzur dolardı ruhu. Kadın sessizliği çok severdi geceler bir başka güzeldi bu yüzden. Lacivert geceler keman sesi kadar büyüleyiciydi. İşte yine böyle bir gece gece?nin bir yarısı kapısı çaldı. Kadın şaşırdı. Beklediği biri yoktu. Çıplak ayaklarıyla kapıya koştu. Kadın tedirgin görünüyordu, ürkmüştü. Kapıya yaklaştı evet tam kapı?nın karşısında duruyordu. Ürkek bir ses tonuyla: Kim O? Dedi. Ses yoktu kadın titremeye başladı. Oda karanlıktı hiçbir ses yoktu sadece kadı?nın üstündeki mini mavi gecelik geceye parlıyordu. Artık dayanamıyordu. Ne olursa olsun kapıyı açacaktı ya kapıdaki acele yardım bekleyen biriyse diye içinde geçirdi. Ve hızla kapıyı açtı kadın. Gözlerine inanamadı. Çünkü karşısında o duruyordu? GÖKÇEN AKARSU (04.02.2006)
  12. Madam Emma çok korkmuştu. Şömine deli gibi yanıyordu. Adam, çizdiği atı gösteriyordu, kadın çok etkilendi, fakat adama belli etmedi. Aniden kapı çaldı, adam kapıya koştu. Karşısında Mösyö Vasse duruyordu. Mösyö Benveniste?yi görünce hemen konuşmaya başladı. Mösyö Vasse: ?Size şampanya getirdim; istemiştiniz ya!? Mösyö Benveniste: ?Ha! Evet, tamam! Tamam! Evet, istemiştim, günlerdir onu bekliyordum.? Mösyö Vasse, adamın eline şampanya kasasını verdi ve kahverengi atına binip hızla taşlı sokağın karanlığına karıştı. Madam Emma çok üşüyordu. Şömine deli gibi yanıyordu, fakat Madam titriyordu; sararmıştı ince yüzü ve şömineye iyice yaklaştı. Oradaki mindere çöküverdi. Alevi gördükçe içi daha da titriyordu. Madam Emma?ya doktor kanser olduğunu söylemişti, fakat o bunu kimsenin bilmesini istemiyordu. Mavi eteğinden dantelle işlenmiş mendilini çıkardı. Şiddetli öksürükler bitmek bilmiyordu; öksürükleri duyulmasın diye mendili pembe dudağına yapıştırdı. Öksürdükçe öksürüyordu. Beyaz mendili kırmızıya boyanmıştı, hemen mendilini cebine koydu. Mösyö Benveniste ise bu öksürüklerin sadece geçici ağır bir gripten kaynaklandığını sanıyordu. Madam, Mösyö?nün adımlarını işitti. Mösyö Benveniste: ?Al, biraz şampanya iç, bu seni rahatlatır. Biraz dinlen lütfen!? Madam çok sıkıntılıydı; hiç düşünmeden ince uzun elleriyle adamın elindeki kadehi aldı ve şampanyayı bir yudumda, acıyla içti. Madam zor günler yaşıyordu, artık hiçbir şey düşünemez olmuştu. Kan aklını da buruşturuyordu. Sanki beyni sulanıyordu. Sık sık başı dönüyor, elleri titriyordu. O nazik elleri keman çalmaya da güç yetiremiyordu; en büyük zevki keman çalmaktı, fakat onu da yitirmişti. Hayattan bir beklentisi de kalmamıştı. Canı hiçbir şey istemiyordu. Eski bir evi vardı, fazla eşyası da yoktu. Evine gelmişti; ikinci kata çıktı, koridorun en sonunda, sağ taraftaki odaya girdi. Bu odada başka bir huzur bulurdu, saatlerce orada kalırdı. Yıpranmış bir gramafonu vardı. Ona Mozart?ın ?PIANO SONATAS, ALLA TURCA? plağını koyar ve dinlerdi. Onu dinlerken kendini bir rüyanın içinde bulurdu. Hep kendini uçsuz bucaksız bir yerde, beyaz bir İngiliz atına binmiş olarak hayal ederdi. Sarı saçlarının rüzgarla dans ettiğini, ruhunun uçtuğunu, mini beyaz, dantelli eteğinin toprakla şarkı söylediğini, atını dört nala koşturduğunu hayal ederdi, fakat bilmediği tek şey, bunun son hayali olduğuydu. Başının ağrısı iyice artmıştı. Sandalyesinde oturması bile onu yoruyordu. Yine deli gibi öksürmeye başladı. Öksürdü, öksürdü, öksürdü? Yüzünü masaya dayadı, masa örtüsü, ağzından kan geliyordu. Açık yeşil masa örtüsü kana bulanmıştı. Mavi gözleri donuklaştı, korkmuştu, ağlamaya başladı mavi; yüksek sesle ağlıyor, gözyaşları daha da hırçınlaşıyordu. Saat sabahın üç buçuğuydu. Hiçbir şeye mecali kalmamıştı, bütün vücudu ağrıyordu, belki onlar da ağlıyordu maviyle birlikte. Madam, sabahın dört kırk beşinde, sonsuza dek uyudu. Mavi de? GÖKÇEN AKARSU. (03.02.2006.BURSA.)
  13. Parke döşeme bir salon, Oda boş, Gece ayaz, Şömine yanmakta, Yerde iki büyük minder, Biri mor biri turuncu, Sevgilimin dizine yatmışım, Onun güzel gözlerine bakıyorum. Sevgilim saçımı okşuyor; mavi bir geceye. Odanın köşelerinde ve şöminenin yanında büyük mumlar var. Sevgilim, keman taksimini koyuyor odaya, Mavi kadın, şiirini okuyor gözlerime bakarak, Mavi ile kahverengi dans ediyor, Keman ve şiir de dans ediyor şimdi. Sevgilim şiiri bitiriyor, Sigara uzatıyor bana, sigarayı alıyorum. Ardından çakmağı çakıyor ve sigaramı yakıyorum. Karşılıklı sigara içiyoruz yıldızlı gecede. Keman taksimi de bitiyor, gecedeki rolü de. Birden bir ses geliyor, sokaktan. Merak edip balkona çıkıyoruz. Keman çalan bir adam, gitar çalan bir kadın, Akordiyon çalan, kırmızı şapkalı bir adam, Ve şarkı söyleyen bir kadın. Sevgilimle birbirimize bakıyoruz şaşkın gözlerle? Sonra akordiyon çalan adam, hey biziz tanımadınız mı, diyor. Hemen Tarık, diyoruz ikimiz birden. Tarık, kırmızı şapkasını çıkarıp, Selam veriyor, Ve diğer arkadaşlar selam veriyor. Bunlar, mavi tiyatrodan arkadaşlarımız, Hemen yukarıya davet ediyoruz, dostlarımızı. Hava serin ya; üşümüş nazlı elleri, Isınsınlar diye kırmızı şarap ikram ediyoruz, Ve başlıyorlar çalmaya, geceye. ?Yıldızların altında?şarkısıyla. Sor, hoşuna gider mi, sarı odalar, gemiler, zor aşk? Sabaha dek sürüyor bu sevgi gecesi. Herkes mutlu. Sevgilim ve ben de, Şömine sönmüş, yeni bir geceyi bekliyor Âşık olmak için geceye. Ve biz de mavi bir geceyi bekliyoruz daha da yanmak için gözlerimize. Kahverengiler ben de Maviler sevgilim de kalıyor böyle yıldızlı bir gecede? (EŞİM MURAT AKARSU?YA) GÖKÇEN AKARSU. ( 09.06.06)
  14. Sabahın en ayaz yerinde Kaldırdı beni mavi yatağımdan Lacivert sisler Donuk bir surat Uyuyan bir sabah Hüzünlü suskun bir dudak Kemansız bir aşk Kurumuş mavi bir gül Kuşlar?ın mavi senfonisi Buruk bir çarşaf Yorgun bir çizgi İnce bir el Yüzük, gizem, aşk? GÖKÇEN AKARSU (30.01.2006)