-
-
KÜÇÜK MUTFAKLARA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Mutfağınız küçükse, birkaç basit değişiklikle, daha kullanışlı hale getirmek mümkün. İşte size pratik çözümler: - Çöp kovasını, tezgah altındaki dolap kapaklarından birine monte ederek yer kazanabilirsiniz. - Köşe dolaplarınız varsa, içine döner sepet mekanizması yerleştirerek daha çok eşyayı alan ve kullanışlı bir dolap elde edebilirsiniz. - Kapaktan sürgü sistemli boy kiler dolaplar, kuru bakliyat, makarna ve kavanozlar için çok iyi depolama sistemi oluştururlar. Üstelik kullanımları da çok rahattır. - Eviye seçiminizi, içinde bir buçuk göz olanlardan yana kullanın. Ne kadar işe yaradığını göreceksiniz. - Tek raflı dolaplar yerine, içi bölünebilen çekmeceleri tercih edin. Hem sizi dağınıklıktan kurtarırlar, hem de fazla alan elde etmiş olursunuz. - Çelik ya da beyaz lake gibi ışığı yansıtan malzemeler, mutfağınızı olduğundan daha büyük gösterecektir. - Canlı renk ve desenlerde duvar kağıtları mutfağınıza hareket getirecektir. Seçtiğiniz duvar kağıdının silinebilir olmasına özen gösterin. - Çekmeceler, dolaplardan daha fazla yer kapladığı için, küçük mutfaklarda son derece kullanışlı olurlar. Üstelik derin çekmeceler, çok ağır eşyaları kaldırabilecek şekilde yapılmaktadır. - Tavanınız yüksekse, yukarıdan sarkan sepetler çok işe yarayacaktır. - Açık raf sistemleri, kullanım kolaylığı sağlamasının yanı sıra ferahlık duygusu da yaratacaktır. - Kupa ve fincanları dolap içlerinden çıkarın. Duvara asacağınız demir boru üzerine çengeller yerleştirin. Tüm kulplu bardakları bu çengellere yerleştirin. Renk ve boy sırasına göre asacağınız bardaklar, hem dolaplarınızdaki yerleri boşaltacak, hem de şık ve güzel bir görüntü elde etmenizi sağlayacaktır. - Erzakları saklayacağınız kavanoz ve kutuları, kare ve dikdörtgen olanlardan seçerseniz, daha az kullanılanları alt sıraya, sık kullanılanları üste koyarak hem yerden tasarruf edersiniz, hem de düzenli bir görünüş elde ederseniz. - Dolaplarınız çok kalabalık ise tabaklıklı bir raf edinin. Bu raflar hem modern hem de klasikmobilyalara uyum sağlamaktadır. - Tezgah üstüne oturan panjur kapak sistemli dolaplar, küçük ev aletlerini saklamak için ideal bir çözüm oluşturacaktır. - Meyve ve sebzeleri saklamak için, hava sirkülasyonu olan çekmeceleri tercih edebilirsiniz. - Mutfakta tekdüzeliği kırmanın yollarından biri de farklı malzemeleri bir arada kullanmaktır. Tezat yaratmak için ahşap ile el boyaması ürünleri bir arada kullanabilirsiniz
-
CAM KAVANOZDA BİTKİLER
Bahçeniz olmayabilir ama yine de bitki yetiştirmek, onları izlemek isteyebilirsiniz. Eğer onları bir kavanoz içinde yetiştirirseniz, daha yakından gözleyebilirsiniz. Nelere ihtiyacınız var? Bir adet şeffaf, büyük; cam kavanoz (Kapaklı olmasına özen gösterin. Ayrıca ağzı geniş bir kavanozla çalışmak da size kolaylık sağlayacaktır). Birkaç küçük yeşil bitki (yavaş büyüyen ve küçük kalabilen bitkilere ihtiyacınız var. Biraz çakıl Kömür briketleri Bir plastik çanta Bir çekiç Süzgeç Saksı toprağı Bir parça katı kağıt Gazete Ne yapacaksınız? Kavanozu dikkatlice yıkayın. Su ve deterjan kullanın. İyice duruladıktan sonra, kurumaya alın. Çalışacağınız mekanı temiz tutmak için gazete yayın. Çakıllarınızı yıkayın. İki kat çakıl taşını şişenizin dibine yayın (2-3 cm kalınlığında). Kömürü ufak parçalara bölün. İşte ortalığı kirletmeyecek bir yol: Kömürleri plastik torbaya koyup çekiçle vurun. Bu işi bir büyükten rica edin. Daha sonra bu ufalanmış parçaları süzgeçe koyup, musluğun altında iyice yıkayın. Çakıl taşı katmanının üstüne ufalanmış kömür parçacıklarını koyun. Kömür katmanınız da aşağı yukarı 1.5 cm kalınlığında olmalı. Bir parça kağıdı yuvarlayıp, huni haline getirin. Huniyi şişenin tepesine yerleştirin. Saksı toprağını yavaşça boşaltın. Bu, şişenizin kenarlarını kirlenmekten kurtaracaktır. Derinliği 5 cm olmalıdır. Şimdi sıra bahçenizi planlamaya geldi. Bir parça kağıda, bahçenizle eş büyüklükte olan bir daire çizin. Bitkileri kağıt üzerinde belirleyin. Planınızı tamamladıktan sonra bunu şişenizin içinde uygulayın. Bahçenizi kalabalıklaştırmayın. Unutmayın ki, bitkiler yavaşça büyüyüp, boşlukları dolduracaktır. Bitkileriniz için toprakta çukurlar açın. Nazik bir şekilde bitkileri kavanoz içinde boşluklara yerleştirin. Eğer isterseniz bitkilerin arasına ufak dekorasyonlar ekleyebilirsiniz. Bir deniz kabuğu mesela. Bahçeyi sulayın. Islak değil fakat nemli olmalıdır. Kavanozun kapağını kapalı tuttuğunuz müddetçe, bahçeniz her hafta sadece birkaç damla su isteyecektir. Bahçenizi, toprak kuru göründüğünde, hafıfçe sulayın. Şişe çokça buğulanırsa bu, fazla su verdiğinizi belirtir. Kuruması için kapağını birkaç gün açık bırakın. Kavanoz bahçenizi ışık alan bir yere koyun. Ancak direkt güneş altında bırakmayın.
-
ESKİ SANDIK MUTFAK DOLABI OLDU
Kenarda köşede sakladığınız o koca sandığı çıkarın. İşe yarama vakti geldi. Malzemeler Ahşap kasa sandık. (50x50x140 cm) 1 Çamaşır suyu. Ahşap boyalar. (İskandinav grisi, eski Çin kırmızısı, uyuyan mor) Baskı ruloları. Burgulu ahşap matkabı. Sote testere. (oyma işlemi için yuvarlak kesme ağızlı) Zımpara kağıdı. (orta sertlikte) Çok yönlü 4 tekerlek. Vida. Yapılışı Sandığı temizleyin. Silin ve zımpara kağıdı ile pürüzsüz hale getirin. İçini ve dışını çamaşır suyuyla silin ve kurumaya bırakın. Sandık kapısını çıkartarak orta kısmına motifinizi kurşun kalemle çizin. Kesme işlemi için burgulu ahşap matkap ile ortasını delin. Testere ağzını deliğe sokun ve kalem izlerini takip ederek ahşabı kesin. Orta sertlikteki zımpara kağıdı ile kestiğiniz yeri zımparalayın. Sandığın dış kısımlarına iki kat gri boya, iç kısımlarına iki kat kırmızı boya, kapının iç kısmına da iki kat mor boya sürerek, boya işlemini yapın. Baskı rulolarını yerleştirin ve boyaya batırın. Tasarımda kırmızı zemin üzerine mor, mor zemin üzerine de kırmızı boya ile baskı yapılıyor. Ruloyu düzenli ve yavaş hareketlerle zemin üzerinde gezdirin. Üst yüzeylerde dikey, yan taraflarda yatay baskılar yapabilirsiniz. Bir önceki aşamada yaptığınız işlemin aynısını renkleri değiştirerek raflar için de yapın. Ardından rafları yerlerine yerleştirin. Sandığı kurumaya bırakın ve uygun vidalar kullanarak alt kısmının 4 köşesine gelecek şekilde tekerlekleri monte edip yerleştirin. Öneri: Kapının açma çengeline kartonpiyer kağıt, ponpon veya aynı tonlarda şeritler tutturabilirsiniz.
-
RENKLİ VE PRATİK BİR FİKİR
Kurdele sadece paket bağlamak ya da giysileri süslemek için mi kullanılır? Farklı amaçlar için aldığınız, elinizde kalan kurdele ve boncukları yaratıcılığınızı kullanarak dekorasyon stilinize biraz değişiklik katabilirsiniz. Malzemeler 2 adet çıta. 1 adet çift taraflı yapışkan Pant. 1 adet makas. 2 adet kırmızı kurdele. 2 adet turuncu kurdele. 2 adet pembe kurdele. (ince) 2 adet mor kurdele. 1 adet sarı saten kurdele. (ince) 1 adet yeşil saten kurdele. (ince) Metal paralar. Renkli boncuklar. Yapılışı Yapı marketlerden alacağınız 1 metre uzunluğundaki 2 çıtayı, perdeyi asacağınız kapının ölçülerine göre kesin. Daha sonra çift taraflı bandı çıtanın bir yüzeyine boydan boya yapıştırın. Kurdeleleri yapıştırmaya başlamadan önce kapının boyuna göre, perdenizi hangi uzunlukta istediğinize karar vermelisiniz. Ölçüye göre kestiğiniz kurdeleleri zevkinize göre çıtanın üzerine yapıştırın. Perdenizin daha hareketli olmasını istiyorsanız kurdelelerin aralarına eski kumaş parçaları, artan fistolar, renkli kalın ipler ya da boncuk dizilerini de ekleyebilirsiniz. Tüm kurdeleler yapıştırıldıktan sonra ikinci çıtayı birinci çıtanın üzerine yine çift taraflı bant kullanarak yapıştırın. Son dokunuşlar Yapıştırdığınız çıtanın üzerini her iki çıtayı da kaplayacak kalınlıkta bir kurdele ile dönüp, üzerini metal paralarla süsleyebilirsiniz. Dilerseniz bütünlüğü yakalamak için metal paralardan birkaç tane kurdelelere de dikebilirsiniz. Nerden bulabilirsiniz? Kurdele, boncuk gibi malzemeler için hem uygun fiyatlı hem de pek çok çeşidi bir arada bulabileceğiniz en uygun adres Tahtakale. Özellikle Mercan'dan Mısır Çarşısı'na doğru inerken sağlı sollu tuhafiyecilere göz atabilirsiniz. Ancak bu perdenin amacı evde kullanılmayan atıl kurdele ve diğer malzemeleri değerlendirmekti. Siz perdenin uzunluğunu dikkate alarak değişik renklerde ve ebatlarda malzeme seçeneğini artırabilirsiniz.
-
KARTONPİYERDEN HARİKALAR YARATIN
90'ların başında hayatımızdan çıkardığımız kartonpiyere yeniden kucak açıyoruz. Onunla yapılabilecek çok şey var. Deneme yanılma yöntemiyle yola çıksanız bile harika işlere imza atabilirsiniz. Yatak başında Kartonpiyerden yatak başı yapmak her ne kadar akla aykırı gelse de ortaya çıkan sonuç oldukça başarılı. Nalbur dükkanlarında veya kartonpiyer satan firmalardan temin edebileceğiniz strafor kartonpiyerleri, yatak başınızın çevresine göre kestikten sonra duvara sabitlemeniz yeterli. Gerçek rengi beyaz olan, ancak istenilen renklere boyanabilen kartonpiyerler eviniz için farklı dekorasyon çözümleri yaratıyor. Panoda Özellikle çalışma köşelerinde sıkça kullandığımız panolar çoğu zaman sıradan olabiliyor. Bu sorunu da kartonpiyerle rahatlıkla çözebilir ve panonuzu aynı zamanda bir dekorasyon objesi haline getirebilirsiniz. İstediğiniz ölçülerde keseceğiniz kartonpiyerler, panonuzun çerçevesini oluşturacak. İsteğinize göre panonun üzerini duvar kağıdıyla kaplayabilir ve bir tabloymuş gibi duvarınızda sergileyebilirsiniz. Kartonpiyerin şeklini seçme konusunda da serbestsiniz. İster işlemeli, ister düz, kalın veya ince pek çok seçenek bulunuyor. Duvarda Duvara kartonpiyer uygulaması aslında çok eskiye dayanan bir çözüm. Siz de bunu benimsiyor ve evinizin duvarlarında görmek istiyorsanız alçı gibi inşaat işleriyle uğraşmanıza gerek yok. Kullanacağınız kartonpiyerin ebadını ve biçimini belirlemek tamamen size kalmış. Ortasına da ister bir tablo veya ayna, ister bizim yaptığımız gibi yuvarlak göbeklerden yapıştırabilirsiniz. Kapıda Kapınıza kartonpiyer uygulaması yapmak için düz bir kapınızın olması, ortaya çıkacak sonuç bakımından daha elverişli. İnce şeritler halinde satılan kartonpiyerleri, kapınızda görmek istediğiniz şekle göre, önce ölçüp sonra maket bıçağıyla kesin. Ardından tutkal ve benzeri yapıştırıcılar yardımıyla kapınıza yapıştırın. İşin sonunda bambaşka bir kapıya sahip olacaksınız. Malzemeler: Yapım aşamasında kullanılan gereçler tutkal, tutkalı sürecek kestirme fırçası, maket bıçağı, gönye ve su terazisi. Nereden bulunur? Strafor kartonpiyerleri çeşitli nalburlarda veya kartonpiyer üreten firmalarda bulmak mümkün. Strafor kartonpiyerler iki metrelik şeritler halinde satılıyor. İpuçları: Kartonpiyerlerin köşelerini birbirini eşit şekilde denk getirmek için, şeritleri doksan derecelik açıyla sabitleyin ve köşeleri birbirine oturacak şekilde kesin. Kartonpiyerlerin köşeleri düzgün kesilmediyse ve birbiri üzerine oturmuyorsa, yapıştırdıktan sonra çekomastik ile köşelerin boş kalan yerlerini doldurun. Kartonpiyerin rengini değiştirmek için su bazlı plastik boya; parlak bir görünüm yakalamak istiyorsanız selülozik boya kullanabilirsiniz.
-
-
YİNE AKLIMA SEN DÜŞTÜN HASRET AKŞAMLARIMDA
Yine sen Düştün aklıma, Hasret akşamlarımda, Hâlbuki unutmuş sayıyordum, Aklımda çıkaramadığım anılarımla her geçe seni? Ne yapsam, sensiz olmuyor, Bana her şey seni hatırlatıyor?. Kelimeler geliyor Aklıma da, Düğümleniyor her sözcükte dilimin üçün da? Söyleyemiyorum? Söyleyemiyorum? Gitme? Gitme diye? ? Gözü yaşlı güneş batmakta, Denize nazır bir şekilde, Ay korkuşunda karanlık geceye mum tutmuş, Rüzgâr eşmekte karayelden adını fısıldayarak, Hayat bestelediği şarkıyı söylenmekte, Ağaç yapraklarında ki fısıltılarla, Aşk, Aşk, Aşk diye? Sensiz yitip giden ömrüme, Köhne vicdanlar tuzak kurmuş, Kuytu bir sokak da, Geçmişe nazire edercesine? Yokluğun uğramakta bazen, Kimsesiz hayallerime, Kaçıncı perdede sesler fısıldamakta beynime, beynime? Kelimeler geliyor Aklıma da, Düğümleniyor her sözcükte dilimin üçün da? Söyleyemiyorum? Söyleyemiyorum? Gitme? Gitme diye? ? Oturmuşum Çakıl taşlarında, Akşamsefasında, Güneşe nazır bir şekilde? Tutulmayı yaşarım, Gözlerinin yakamozunda? Aklımda isminin baş harfi, Yüreğimde ağıtlar, Cebimde sende resimlerle? Bir türkü tüttürtmüşüm gidenlerin ardında? Kelimeler geliyor Aklıma da, Düğümleniyor her sözcükte dilimin üçün da? Söyleyemiyorum? Söyleyemiyorum? Gitme? Gitme diye? ?.. Biter bir gün bütün aşklar, Yürekte acılar, Akılda anılar? Hüznün sarkıları söyler gözler? Sanırsın ki gide dönecektir bir gün geri, Giden gitmiştir dönmez bir daha geri? Arasın aşkı el ele dolaştığın gölgelerde, Gün batımında denizin mavi prangaların da, Yalnızlık karşında gülmekte kahkahayla? Gözünün önünde geçer hatıralar, Ağlamak istersin gururun engeller... Her aşk bir gün biter, Hatırası kalır gönüllerde, Birde akılda kalan aşka özlem?. Zamane yıllar umursamadan tüketti, Gençliği? Birde bakarsın ki evrimin kar beyaz saçlarda, Dökülesi gözyaşların, değnek olmuş elinde, Bilmem kaçıncı yaşta, bilmen kaçıncı yılda, Sararmış ve kopyalanmış hayatlar ardında? Kelimeler geliyor Aklıma da, Düğümleniyor her sözcükte dilimin üçün da? Söyleyemiyorum? Söyleyemiyorum? Gitme? Gitme diye? C.N.Noyan 22.04.2011
-
ORADAYMIŞSIN
Güneşin doğuşuyla beraber, sebepsiz hikâyeler başlar ardımızda. Hayat tozpembedir diyenlere inat, zaman geçtikçe pembesi gidip, geriye sadece tozu kalıyor her şeyin? *** Artık sabahları erken uyanıyorum. Kadife sesli imamlar, ezanlar okuyor göbeğinde şehrin. Arka mahallede çan sesleri kulaklarımı çınlatıyor. Balat kıyılarını soracak olursan, bugünlerde inadıma durgun. İlk defa çay içtiğimiz o medrese parkına ne zaman gitsem; Yokluğuna kokuyor simitler, poğaçalar? *** Gittiğinden beri, yokluğunu direklere çekiyorum. Sensiz akşamların imbatlarından sonra, okşayarak uyuduğun, sarıldığın yorganımla, gitmişliğine ısmarlanmış zamanları yaşıyorum. Ara sıra, cumbalı pencere kenarlarından sokağın suskunluğuna dalıp gidiyorum. Yarınların umutlarına ömür verdiğimiz, gönülden gönül'e yaşlandığımız o yerde, yokluğuna alışmayı deniyorum? *** Çocuksu öyküler gibi, hüzünlü bir sayeye duruyor mahrem yüzler. Eskiden bizim diyebildiğimiz şarkılar, şimdi kim bilir nerelerde söyleniyor? Ve kim bilir hangi denizin kıyısında, hangi akşamların sabahında, rıhtımlara kelepçeleniyor? *** Senin için sakladığım umutlar, geçmişe gömdüğüm tüm yaşanmışlıklar, her gün yavaş yavaş öldürüyor beni. Nemli kıyıların hüzünlü dalgaları hala kulağımda. Vanilya kokulu sevdalar semtimize uğrayalı beri sen başka bir memleket, ben başka bir manzara!? *** Bakıyorum da, her şey bir toz şeridi gibi. O zamanların üzerinden bir yığın zaman geçmiş. Yaşam kılık değiştirdiğinden beri, hepsi çok gerilerde kalmış? *** Sen ve ben, hasımız artık? Okunan şiirlerin, yürünen yolların, otantik aşkların, soylu bakışların onurlu sonrasıyız? Bütün ikiyüzlü öyküler gibi, kitabın son sayfasıyız? *** Şimdi ben; Hep severek ve hep yücelerek, yalnızlığa doğru çoğalmakta sana doğru ufalmaktayım? Dile düşmüş yarınların, yarım kalmış zamanların, ve bütün terk edilmiş anıların kana bulaştığı yerde, bir rüya görmüşüm! Bizi bekleyen gün ışığında, uyanmışım? Ve sen, hep oradaymışsın? Ergin BOROBEY
-
AŞK A'DIR
Aşktır bu. Tutarsız kılandır. Hangi filme gidileceğine, hangi şarkının insanın içine işleyeceğine karar verendir. Bütün şarkıların adında, içinde, nakaratında, bestesinde, sebebinde yerini alandır. Gittiğiniz her yolun başında onu görürsünüz. Yolları kendine çıkarandır. Vurulduğunuz, yakalandığınız ya da tutulduğunuz ilk anda artık kuralları koyandır. Sizden yana gibi dururken, sizi en delik deşik yerinizden vurandır Yağmur yağar, o mu gelmiştir. Kapı çalar, onun sesidir. Radyoda şarkı duyarsınız, o söylemektedir. Gazetelerdeki resimler onun suretidir. Her gördüğünüz O dur. Her yemek onun en sevdiğidir. Yeni taşınan komşunuzdur. Bindiğiniz metro ona gitmektedir. Kediler onun dilinden konuşur. Giydiğiniz elbise onun, baktığınız aynada gördüğünüz kendisidir. Bu yüzden Aşk A dır. Neden korkuyorsanız artık korkmazsınız. Karanlık hoşunuza gider. Trafiğe gece yarılarında tersten girmeyi, bağırarak uluorta şarkılar söylemeyi, tanımadığınız insanlarla yarenlik etmeyi öğretir. İyi ki vardır. İyi ki öyledir. İyi ki yaşanmaktadır. Korkusuzluktur Bütün otobüslere son anda koşarak binebilirsiniz. Vapurlara iskeleden açıldıktan sonra atlayabilirsiniz. Trenlerden dışarı sarkabilirsiniz. Nasıl olsa bir şey olmayacaktır. Nasıl olsa Aşk A dır. Anne merhametinin ötesinde, firavun gazabının üstesindedir. Aşk dağlayandır. Aşk paramparçadır. Aşk için ağlanıyorsa gözyaşı ateştir, nardır. Aşk, annedir. Kıskançtır. Dağlıdır aşk, yalnız ve kimliksiz bir derviştir. Taşları kaynatıp çorba yapan, umudunu yitirmeyendir. Aşk, acımaktır. Dayanmaktır hep. Belkidir yani. Ya gelirsedir, daha çok da ya dönersedir. Bekleyen şarkıların öznesidir aşk. Madem ki gidiyorsunların tatlı telaşında son bir tesellidir. Pencere camlarının buğusuna çizilen ırmakların, büyük ağaçların, derin yağmurların resmidir. Aşk, kimsesizdir. Öksüzdür. Annesizliğin kırılganlığıdır. Dur gitmeleri aşmışlıktır aşk. Nasılsa gidecektiri bilmektir. Meryem dir aşk. Gözyaşı kurutandır. Sonsuz elemin, büyük nefretin, tam imanın, asıl gurbetin çetelesidir. Aşk, çocuktur. Asiliğin en yakışanı, hesapsızlığın en şövalyesidir. Şaşırtandır. Garip kılandır. Bağdatın gülü, Kahirenin avazı, İstanbulun duruşudur. Aşk, onbir yaşında Muhammed in annesidir. Derin acılar, olmayacak sınanmalar kapısını çaldığı zaman buyur etmesini bilendir. Aşk, böyledir. Dile kolay, hayata müşküldür. Aşk, Hacer dir. Kimsenin kimseye hayrı olmadığı yerde yine de ilk akla gelendir. Sonsuz karanlıkların ortasında vurgun yemiş bir çığlıkla çerağlar yakandır. Koşmaktır Aşk. Aşk, Safa ile Merve arasıdır. Ordadır ve o kadardır. Tutunmaktır. Nasıl olsa aşk A dır.. İBRAHİM SADRİ
-
ANAYIM BEN ANLIYOR MUSUN?
Üşüyorum mezarda, İkliminize ihtiyacım var, gönlünüzün sıcak yerlerine alın beni. Yüreğinizin ince tüllerine sarın, üşüyorum... Soluğum dumanlı soğuk bir kış mevsimi. Duyuyor musunuz? ... Bu kuş uçmaz kervan geçmez diyarlarda kimsesiz bıraktınız beni? Dilsiz ve sükut? Sancı dolu, acı dolu, keder dolu bir kısık feryat'ım şimdi... Anayım ben ey oğulcuklarım, kızlarım, kıza nlarım, çocuklarım, ben Perihan Ana bu yerlerin öz Anası, bu yerlerin öz gelini, bahtsız, kimsesiz, tesellisiz kalmışım şimdi... Nerdesiniz? Hasta yatağımda kıvranırken de yoktunuz, mezarım kazılırken de, mezarımın üzerini otlar kaplarken de yoksunuz.... 'Yaşlı bir çınarım ben ulu mu ulu duyun beni ey, tanıyın beni ben Zaza güzeli, ben kürt kızıyım ben yörük esmeri. ben laz gelini ne kadar bağırsam da duyulmuyor sesim kıbeleyim ben, helenim, belkısım kezbanım, nergizim mezopotanyayım, likyalı prensesim fatmayım, emineyim, cankızım namert ellerimle doğurdum sizi duyun beni tanıyın beni ben Anadoluyum' Ben Kezban nine, Perihan Ana Cafer ağanın yeni gelini, Anadolunun özbeöz Anası. Bahar kadar güzelim, toprak kadar kavruk, dünya kadar yaşlı... Munzur kadar acılı... Nerdesiniz? ... Terkedip gittiniz buraları... Ben kocası savaşta dönmeyen Peri gelin, ben gencecik oğlunu yitirmiş Gülsüm Ana, ben Sırma teyze, ben Periza Ana, Elif Ana, ekmeğinizi pişiren, çamaşırınızı yıkayan, sizi doğuran, üzerinize titreyen Zilif Ana... Ben bir Anayım anadoluda yas içinde yaşadım, karalar içinde her gün küçük çocuğumu kilitleyip evime yanıma alıp kızamıklısını her sabah belime bağladığım ekmek çıkınıyla çapaya, çifte, oduna gittim... Şimdi kanadı kırık kuş olmuşum üşüyorum mezarımda, üzerimde bir dua okuyan, hani yılda bir kez de olsa bir anan, arayan, soran yok. Üşüyorum mezarımda... Sesinize hasret kalmışım. Öyle kimsesiz, yetim, kadersiz... Ah ne kadar da uzağımdasınız.... Bilemezsiniz? Ana yüreği nasıl yanar, anne kokusu nedir? Unuttunuz hepsini. Bilemezsiniz sizi dokuz ay karnımda nasıl taşıdığımı, hastalandığınızda dizlerime yatırıp uyuttuğumu, şefkatli ellerimle saçlarınızı nasıl okşadığımı, beşiğinizi sallayıp ninniler söylediğimi sabahlara kadar, sizin için gülüp, sizin için ağladığımı... Ben bir anayım Anadoluda yoksuluk içinde yaşadım, yamalı giysiler içinde kazma saplarında, buğday başaklarında haziranın kırk derece sıcağında yoldaş olup erime orak biçtim tarlalarda ellerim nasır, tabanlarım yarık çatlak çatlaktı dudaklarım demedim kimseye niye çatladığını... Bilemezsiniz ana yüreği nasıl ağlar, nasıl yanar cayır cayır, nasıl ızdırap damlar gözlerinde yavrusu ayrıldığında, bilemezsiniz? ... Bilemezsiniz hastalandığınızda, okula başladığınızda, askere gittiğinizde, kızını gelin verdiğinde, asker mektubu aldığında nasıl ağlar bir Anne? ... İşte güz geldi yine, yine yoksunuz. Dökülen her yaprak yaralıyor yüreğimi, nasıl da üşürüm kimsiz, kimsesiz, sahipsiz... Mezarımın üstünde solan gül, boyun büken sümbül nasıl da burkuyor içimi. Gözümden her damlada fırtınalar eser, haykırır başı karlı dumanlı dağlara.. Üzerimde geçip gittiğinde Turnalar, kanat çırpışını duyduğumda nasıl da özlerim sizi, nasıl da haber bekler gözlerim... Gelmeseniz de yanı başıma yılda bir kez de olsa, yine canınız yandığında Ah! Anne diye haykırdığınızda içim parçalanır.... Taş olsam dayanırım, toprak olsam dayanır ama ben bir anayım Bir an olsun aklımdan, yüreğimden çıkaramam sizi. Ben Anne'yim. Anadolu'yum yani hep sizi düşünen.... Sizin için üzülen... Bilmelisiniz ki, en sıkıntılı anlarınızda, etrafınızda kimsenin bulunmadığı anda hep yanınızdayım, sizinleyim, ben anayım çünkü.... Anneyim ben, annelerin en acılısı en fedakarı... Anneyim ben, sevgiyim, şefkatim, baştan sona hasret....Ah bir bilseniz aklımdan neler geçer? Yüreğimde neler var? Bilemez siniz? ... Koyunlarım, kuzularım dağılmış, kurt dalmış sürüme yoktur sahip çıkanım, ocaklar sönmüş artık duman çıkmıyor bacalardan... Dağlar ıssız, hasretler susuz... Kapılar kilitli, Köyler viran, kuşlar eskisi gibi ötmüyor artık... Ben bir ölüyüm artık, sahipsiz yıkık bir mezar... Bir rüzgar kokunuzu getirir bazan yüreğim sızlar... Hayalinizi görürüm bazen, dokunmak isterim dokunamam, ellerim bağlı, kollarım kırık... Konuşmak isterim konuşamam, dillerim bağlı... Ağlarım öylesine sahipsiz, öksüz, kimsiz, kimsesiz... Her sabah rüzgarında titrer yüreğim mezarımın üstündeki otlar gibi... Üşürüm öylesine, üşürüm... Üşürüm... Nerdesiniz... 'Anne girdin düşüme. Yorganın olsun duam; Mezarında üşüme'. diyen kimsem yok artık... Nuri CAN
-
ESKİDEN UTANINCA YÜZÜ KIZARIRDI...
Eskiden, Utanınca, Yüzü kızarırdı tüm ergenlik kızların, Şimdi, Yüzü kızarınca utanır oldularsa, Suçu kimde bunların? Eminim eskiden, Anneleri yaprak kuruturlardı defterlerinde, Adları Ayşe, Adları Fatma, Nesrin, Gülsüm en çok da masum, İçinden ok geçen karalama kalpler çizerlerdi, Hepsi biraz kareli defter, biraz kurşun kalem, Biraz da teneffüs saati gülerlerdi, Sevmek o zaman yaralı bir kalpti, Sevmek o zaman utanmak demekti, Aşk, henüz ayağa düşmemişti! Sevmek belki de biraz utanmaktı. Eskiden, Utanınca, Yüzü kızarırdı tüm ergenlik kızların, Şimdi yüzü kızarınca utanır oldularsa Şuçu kimde bunların? Eminim, Eskiden, Anneleri okuldan çıkınca, İlk adres eve giderlerdi, Gölgelerine bile değmekten çekinir Sevdiği de olsa bir oğlanın gölzeri akıverse bakışlarından, Kirlendiğini düşünüp, Gözyaşlarıyla silerdi sevdiğinin hayalini gözlerinden, Sevmek o zaman tertemiz bir hayaldi, Sevmek o zaman yabanıl bir umudun değmediği, Sevmek, şıpsevdi bir iştah değil, Sevmek, Uzak... Çok uzak bir evin penceresinde, Sabırlı bir beklemeyle sulanan, Bembeyaz bir menekşeydi, Kuzum, değişmeyen neydi, Eskiyen ne. Zaman mıydı değişen, Yoksa değişmek kirlenmek için bir bahanemiydi. Biz mi büyüdük, Ar, yıkanmaz mı artık utançla, Geç mi kaldık yoksa? Geç mi kaldık avuçlarımızdan kayıp giden sabahla... BEDİRHAN GÖKÇE .
-
SEN VE BEN - Sedat Büyük
Sen ve ben, Bir sahneyiz siyah beyaz filmlerden. Bir masalız gecelerde öykülenen. Gölgelerin hüzünle dinlediği Bir aşk hikâyesiyiz, Siyah ve beyaz gibi. Sen ve ben, Bir şarkıyız yalnızlıkta söylenen. Bir ezgiyiz en aksak ritimlerden. Dansa yasak bir aşk bestesiyiz, Sözleri bilinmeyen. Sen ve ben, Yosun tutmuş kelimelerden Yarım kalmış bir cümleyiz, noktasız. En sessiz harflerden Bir kelimeyiz, anlamsız. Biz olmayı becerememiş, İki yalnız heceyiz, amaçsız. Aşka dair bir şiiriz, Kısa ve kafiyesiz. Sen ve ben, Bir tabloyuz en aykırı renklerden. Tuvali umut olan düşlerden, Bir portreyiz aşkı resimleyen. Sen ve ben, Rüyalar âleminde birlikte yaşarken, Zamansız uyandık, Ve ayrıldık, Hiç birleşmeden... Aralık 2000 İstanbul Sedat Büyük
-
BİR KERE TUTTU MU İNSAN HAYATIN ELİNDEN
Bir daha bırakmamalı Zira, onun ne zaman elini gevşeteceği ya da bırakacağı hiç bilinmez. Bir kere tuttumu hayat insanın elini, İlk nefesi, ilk çığlığı hediye ettiğinde Her şeyin başlangıcı ve bitişi birbirine o kadar yakınken Tırnakları iyice geçirmeli tutunmak için, Zira onun ne zaman şapkayı alıp kapıdan çıkacağı belli olmaz Kocaman bir saçmalıkken hayat başlı başına Alınan her nefes arasında bir saçmalık da kendi katmamalı insan Minnacık kalbini taşıyabileceğinden fazla yükle doldurmamalı Bir deniz kıyısında oh çekerken Bir dağ yamacında derin bir nefes almalı. Yaşam katili insanların yüzüne En alaycısından bir bakış atıp Ağzını yayık ayran kıvamında bükebilmeli insan. Minik kalbinin üzerine yapışan kırgınlık lekelerini Ön yıkamalı programda Uzun uzun çitilemeli Yaşamaya yatmalı insan Bugün var yarın yok, olan zamanın içinde Tasa hamallığı yapmak yerine Neşe tüccarlığından geçinmeli Tepesi attığında insan Haydaaa! deyip bir harmandalı oynamalı Dizleri yere vura vura Sıkıntının ağırlığını toprağa bırakmalı Sabah uyanıp, görünce suretini aynada Ne güzelsin bugün deyip deyip Öpebilmeli kendini insan. Her şeyin geçip gittiğini, Gidiyor olduğunu Ve hep gideceğini Bile bile Söyleye söyleye... Bir kere tuttu mu insan hayatın elinden Bir kere tuttu mu hayat insanın elini, Tüm saçmalığın içinde değmez be, deyip deyip Sen yoksan dünya da yok'u terennüm ederek El el yürüyüp gitmeli işte netten alıntı
-
ANLATAMADIĞIM HERŞEYSİN
Sen benim yazamadığım şiirim Düşünemediğim hikayem Uygulayamadığım düşlerimsin Kısacası anlatamadığım herşeysin Anam, babam, bacım, kardeşim Bazen sevgilim, arkadaşım Kim olduğun hala meçhul Ama şu bir kesin Anlatmaya hiç başlamadım seni Bitiremediğim bir şiirde saklı kaldın sen.
-
KÜLLERİNDEN TUTUŞTU BU YÜREK
Küllerinden tutuştu bu yürek Anlasalardı seni ne çok sevdiğimi yine bu sessizlik surermiydi. Kalbimde bir aşkı sakladığımı bilselerdi kalbimi yerinden sökmezler miydi? Kıskanç eller seni almak istemezimiydi yüreğimden.. Tertemiz dupduru sevdi seni bu yürek. Bazen yandı ateşinle bazen kırıldı yokluğuna hüsranla, kederle Ama yinede sevdi seni tüm olumsuzluklara rağmen hem; de çok sevdi, Aşk kelimesinin açısını öylesine çekmedi bu yürek, Senle attı senle duruldu Senin yokluğunda sevişti seninle! Bu kap seni inan çok sevdi. Adını duyduğunda senden bir söz senle ilgili bir ışık Alevlenmesine yetiyordu bu yüreğin Küllerinden yandı tütüştü bu yürek İçinde kıyametler koptu acılar çekti kendine hançerler batırdı Ama yineden senden geçemedi bu yürek. Anladım, anladık artık Sen içimde hapis olmuş bir mahkûm ben o mahkûmun bekçisi. Ne sen gidebilirsin bu yürekten ne de ben bıraka bilirim aşkınla yanan yüreğimi Yanında olmam, Benimle kalmazsın sevdiğim. İçimdeki seni kalbimdeki aşkınla Yaşayacağım Sadece bil istedim senin askını sen olmadan da yasarım Sen mutlu ol yeter Ben seni sen olmadan da severim Bu yürek mahkûm senin aşkına...
-
AH YİNE MAVİLERDE BU DELİ YÜREK..
bütün soruları silmek istiyor yüreğim anlamını yitirdi hepsi bir bir.. bildiğim sana, maviye hasretliğim sol yanım maviye tutsak… mavi de sensin.. sol yanım da sen yoksun… mavilerim saat kadranına, umutlar bir sonraki vuruşa gülüşleri hiç sorma.. gece mavilerindeyim… sabahı yudumlamak sevdasına.. Diyorsun ki; Gece ne kadar mavi olursa olsun gün ışığını gizemine sarmalar mavi ne kadar yaşanasıdır o zaman? Gün batımı kızıllığı ve mavi ötesi dokunuşlarda hangi çizgiler barındırır kaçak yolcu yüreğimi? ama örtse de karanlık zifiri renksizliğiyle yine de tüm gece mavilerine, gün-batımlarının en yakan kızıllığına inat bir yerde solarken hiç dokunulmamış dokunuşlarda, bin yerde halâ gün ışığı olacak bu korsan sevda.. tüm gün batımlarına karşı yaşayacak yüreğinde hiç solmayacak mavilerim tek yürek.. tek beden.. ve mavinin tüm coşkusu… Teşekkürler sevdam… sunduğun her mavi dokunuş, ve umuda kesmiş her vuruşu için yüreğimizin… …En Sol yanım Ve İsmi yasaklanmıslığım… Nerdesin? Yokluğunda yüreğini soluyup, Aşkına her rengi yazdığım Resim resim yüreğime işlediğim sevdam… Evina Berfin
Jump to content