Sülükler bir tür parazitik solucandır. Tıp alanında “hirudoterapi” olarak tanımlanan ve 2 bin 500 yıl öncesine kadar dayanan sülük tedavisi, kan dolaşımını artırmak, kan akışını iyileştirmek ve iyileşmeyi desteklemek için yaraya sülük uygulanmasını içerir. Uygulaması zaman içinde değişiklik gösterse de, modern cerrahide kullanılmaya devam etmektedir.Günümüzde çoğunlukla plastik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılmaktadırlar. Bunun nedeni, sülüklerin kan pıhtılaşmasını önleyen peptitler ve proteinler salgılamasıdır. Bu salgılar aynı zamanda antikoagülan olarak da bilinir . Bu, yaraların iyileşmesine yardımcı olmak için kan akışını sağlar.Sülük tedavisinin kullanılabileceği çeşitli durumlar vardır. Fayda görebilecek kişiler arasında diyabetin yan etkileri nedeniyle uzuv kaybı riski taşıyanlar, kalp hastalığı teşhisi konanlar ve yumuşak dokularının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan estetik ameliyat geçirenler bulunur.Aşağıdaki videoyu sonuna kadar izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.Not: Kulüpler menüsü altındaki Kadınlar Kulübünde sadece kadınlar, Erkekler Kulübünde ise sadece erkekler kendi aralarında paylaşım ve soru cevap şeklinde bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. Bu paylaşımlar üyeler dışında (arama motorları dahil) hiçbir şekilde görüntülenemez.
Bu gün her ne yaparsan, yârın çıkar karşına,
Allah'a gizli yoktur, O, her şeye âşinâ.
Sonra hiç unutma ki, bir damla sudur aslın,
Sonra ölüp bir avuç, toz toprak olacaksın!
İstifâde ettiğin, şu güzelim âzâlar,
Allahü teâlânın, sana ihsânıdırlar.
Akıl, şuur ve idrâk, el ayak, göz ve kulak,
Hepsini senin için, bahşetti cenâb-ı Hak.
Hepsi âhenk içinde, çalışır muntazaman,
Bu nîmetin şükrünü, yapabilir mi insan?
Hak teâlâ sana hem, ayrıca da bir nîmet,
Verdi ki, senin emrin, altındadır şu millet.
Lâkin bu insanların, hesâbı âhirette,
Tek be tek hepsi senden, sorulacak elbette.
Başladı ağlamaya, sultan duygulanarak,
İçi yanıp birinden, su istedi bir bardak.
Getirilen o suyu, tam içerken bu defâ,
"Dur, hemen içme" dedi, sultana Ebü'l-Vefâ.
Buyurdu: "Bir sahrâda, farz et bulunuyorsun,
İçmeğe bir damla su, bile bulamıyorsun.
Susuzluğun o kadar, çoğalsa ki, sonra da,
Ölecek gibi olsan, nihâyet o sahrâda.
Son anda biri gelse ve elinde şu bardak,
Geçip senin karşına, o bardağı tutarak,
Dese ki: "Servetinin, yarısını verirsen,
Suyu sana veririm", ne cevap verirsin sen?"
Dedi: "İstediğini, veririm hemen elbet,
Zîrâ ben ölüyorken, neye yarar o servet?"
Buyurdu ki: "Pekâlâ, verdin istediğini,
Suyu içip ölümden, halâs ettin kendini.
Ve lâkin bu sefer de, idrâr yapamıyorsun,
Öyle ki sancısından, bir an duramıyorsun.
O zaman da o kimse, dese ki sana yine,
"Kavuşturabilirim, seni ben sıhhatine.
Ve lâkin servetinin, öbür yarısını da,
Vermelisin" der ise, verir misin onu da?"
Sultan hiç tereddütsüz, dedi: "Elbet veririm,
Zîrâ ben kıvranırken, neye yarar servetim?"
Buyurdu ki: "Öyleyse, şu bir bardak su kadar,
Değeri bulunmayan, bir servet neye yarar?
Ârif olan, bu mala, verir mi değer kıymet?
Kalbinde hiç besler mi, ona sevgi, muhabbet?"
Sultan, Ebü'l-Vefâ'nın, öperek ellerini,
Dedi: "Çok haklısınız, affedin lütfen beni."