Sülükler bir tür parazitik solucandır. Tıp alanında “hirudoterapi” olarak tanımlanan ve 2 bin 500 yıl öncesine kadar dayanan sülük tedavisi, kan dolaşımını artırmak, kan akışını iyileştirmek ve iyileşmeyi desteklemek için yaraya sülük uygulanmasını içerir. Uygulaması zaman içinde değişiklik gösterse de, modern cerrahide kullanılmaya devam etmektedir.Günümüzde çoğunlukla plastik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılmaktadırlar. Bunun nedeni, sülüklerin kan pıhtılaşmasını önleyen peptitler ve proteinler salgılamasıdır. Bu salgılar aynı zamanda antikoagülan olarak da bilinir . Bu, yaraların iyileşmesine yardımcı olmak için kan akışını sağlar.Sülük tedavisinin kullanılabileceği çeşitli durumlar vardır. Fayda görebilecek kişiler arasında diyabetin yan etkileri nedeniyle uzuv kaybı riski taşıyanlar, kalp hastalığı teşhisi konanlar ve yumuşak dokularının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan estetik ameliyat geçirenler bulunur.Aşağıdaki videoyu sonuna kadar izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.Not: Kulüpler menüsü altındaki Kadınlar Kulübünde sadece kadınlar, Erkekler Kulübünde ise sadece erkekler kendi aralarında paylaşım ve soru cevap şeklinde bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. Bu paylaşımlar üyeler dışında (arama motorları dahil) hiçbir şekilde görüntülenemez.
Ne günlerdi o günler, hey gidi günler hey !
Yetmişli yıllardı, henüz Kıbrıs’a girilmemişti,
Uçaklar uçuşuyordu, küçük kağıtlar, bayraklar atıyorlardı havadan,
Bağırıyorduk biz de el ele tutup ‘’ Ya Ya Ya Şa Şa Şa………..’’
Uçakların peşine koşuyorduk.
Ne günlerdi o günler, hey gidi günler hey !
Annem bana boya sandığı almıştı, ne de sevinmiştim,
İlk annemin meslerini boyadım, öyle öğrendim ayakkabı boyamayı.
Dokuz yaşındaydım, kocaman adam olmuştum,
Boya sandığını sırtıma alıp arkadaşlarıma hava attım,
Arkadaşlarım nasıl da bakardı bana imrenerek.
Mutluydum, o benim ilk ekmek teknemdi.
Kızmıştı adamın biri çoraplarını boyadım diye, para da vermemişti.
Ne günlerdi o günler, hey gidi günler hey !
Okula giderdik yürüyerek, okul servisleri yoktu,
Hoş olsaydı ne olacaktı ki.
Bir simidi iki teneffüste yerdik, okul önlüğünü üç-dört sene giyerdik.
Sınıfta iki kişinin ansiklopedisi vardı,
Nedense onlar okumazdı hep biz okurduk.
Öğretmenimizden hem korkardık hem çok severdik,
O da bizi severdi, belli etmezdi, ama biz anlardık.
Çünkü bize simit alırdı, başımızı şefkatle okşardı.
Ne günlerdi o günler, hey gidi günler hey !
Kibrit çöplerinden gazoz kapaklarından oyunlar icad ederdik,
Damlarda ateş yakıp çorba pişirir içerdik,
Evden patates çalıp ateşte pişirirdik,
Ekmeyin arasına sosis değil şeker koyar yerdik,
Arkadaşlarımıza da verir, küsünce haram ederdik.
Ne günlerdi o günler, hey gidi günler hey !
Arkadaşlarla kavga da ederdik tabi ki,
Her anne çocuğuna kızardı, komşuya değil,
Çünkü komşu komşuyu severdi,
Çünkü yan yana karşı karşıyaydık,
Çünkü komşu komşunun külüne muhtaçtı.
Damdaki karı kürürken komşunun damını da kürürdü habersizce,
Teşekkür bile beklemeden,
Hem teşekkür de edilmezdi, böyle şeylere.
Ne günlerdi o günler, hey gidi günler hey !