Sülükler bir tür parazitik solucandır. Tıp alanında “hirudoterapi” olarak tanımlanan ve 2 bin 500 yıl öncesine kadar dayanan sülük tedavisi, kan dolaşımını artırmak, kan akışını iyileştirmek ve iyileşmeyi desteklemek için yaraya sülük uygulanmasını içerir. Uygulaması zaman içinde değişiklik gösterse de, modern cerrahide kullanılmaya devam etmektedir.Günümüzde çoğunlukla plastik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılmaktadırlar. Bunun nedeni, sülüklerin kan pıhtılaşmasını önleyen peptitler ve proteinler salgılamasıdır. Bu salgılar aynı zamanda antikoagülan olarak da bilinir . Bu, yaraların iyileşmesine yardımcı olmak için kan akışını sağlar.Sülük tedavisinin kullanılabileceği çeşitli durumlar vardır. Fayda görebilecek kişiler arasında diyabetin yan etkileri nedeniyle uzuv kaybı riski taşıyanlar, kalp hastalığı teşhisi konanlar ve yumuşak dokularının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan estetik ameliyat geçirenler bulunur.Aşağıdaki videoyu sonuna kadar izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.Not: Kulüpler menüsü altındaki Kadınlar Kulübünde sadece kadınlar, Erkekler Kulübünde ise sadece erkekler kendi aralarında paylaşım ve soru cevap şeklinde bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. Bu paylaşımlar üyeler dışında (arama motorları dahil) hiçbir şekilde görüntülenemez.
Güneşin doğuşuyla beraber,
sebepsiz hikâyeler başlar ardımızda.
Hayat tozpembedir diyenlere inat,
zaman geçtikçe pembesi gidip,
geriye sadece tozu kalıyor her şeyin?
***
Artık sabahları erken uyanıyorum.
Kadife sesli imamlar, ezanlar okuyor göbeğinde şehrin.
Arka mahallede çan sesleri kulaklarımı çınlatıyor.
Balat kıyılarını soracak olursan, bugünlerde inadıma durgun.
İlk defa çay içtiğimiz o medrese parkına ne zaman gitsem;
Yokluğuna kokuyor simitler, poğaçalar?
***
Gittiğinden beri,
yokluğunu direklere çekiyorum.
Sensiz akşamların imbatlarından sonra,
okşayarak uyuduğun, sarıldığın yorganımla,
gitmişliğine ısmarlanmış zamanları yaşıyorum.
Ara sıra, cumbalı pencere kenarlarından
sokağın suskunluğuna dalıp gidiyorum.
Yarınların umutlarına ömür verdiğimiz,
gönülden gönül'e yaşlandığımız o yerde,
yokluğuna alışmayı deniyorum?
***
Çocuksu öyküler gibi,
hüzünlü bir sayeye duruyor mahrem yüzler.
Eskiden bizim diyebildiğimiz şarkılar,
şimdi kim bilir nerelerde söyleniyor?
Ve kim bilir
hangi denizin kıyısında,
hangi akşamların sabahında,
rıhtımlara kelepçeleniyor?
***
Senin için sakladığım umutlar,
geçmişe gömdüğüm tüm yaşanmışlıklar,
her gün yavaş yavaş öldürüyor beni.
Nemli kıyıların hüzünlü dalgaları hala kulağımda.
Vanilya kokulu sevdalar semtimize uğrayalı beri
sen başka bir memleket, ben başka bir manzara!?
***
Bakıyorum da,
her şey bir toz şeridi gibi.
O zamanların üzerinden bir yığın zaman geçmiş.
Yaşam kılık değiştirdiğinden beri,
hepsi çok gerilerde kalmış?
***
Sen ve ben,
hasımız artık?
Okunan şiirlerin, yürünen yolların,
otantik aşkların, soylu bakışların
onurlu sonrasıyız?
Bütün ikiyüzlü öyküler gibi,
kitabın son sayfasıyız?
***
Şimdi ben;
Hep severek ve hep yücelerek,
yalnızlığa doğru çoğalmakta
sana doğru ufalmaktayım?
Dile düşmüş yarınların,
yarım kalmış zamanların,
ve bütün terk edilmiş anıların
kana bulaştığı yerde,
bir rüya görmüşüm!
Bizi bekleyen gün ışığında,
uyanmışım?
Ve sen,
hep oradaymışsın?
Ergin BOROBEY