Sülükler bir tür parazitik solucandır. Tıp alanında “hirudoterapi” olarak tanımlanan ve 2 bin 500 yıl öncesine kadar dayanan sülük tedavisi, kan dolaşımını artırmak, kan akışını iyileştirmek ve iyileşmeyi desteklemek için yaraya sülük uygulanmasını içerir. Uygulaması zaman içinde değişiklik gösterse de, modern cerrahide kullanılmaya devam etmektedir.Günümüzde çoğunlukla plastik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılmaktadırlar. Bunun nedeni, sülüklerin kan pıhtılaşmasını önleyen peptitler ve proteinler salgılamasıdır. Bu salgılar aynı zamanda antikoagülan olarak da bilinir . Bu, yaraların iyileşmesine yardımcı olmak için kan akışını sağlar.Sülük tedavisinin kullanılabileceği çeşitli durumlar vardır. Fayda görebilecek kişiler arasında diyabetin yan etkileri nedeniyle uzuv kaybı riski taşıyanlar, kalp hastalığı teşhisi konanlar ve yumuşak dokularının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan estetik ameliyat geçirenler bulunur.Aşağıdaki videoyu sonuna kadar izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.Not: Kulüpler menüsü altındaki Kadınlar Kulübünde sadece kadınlar, Erkekler Kulübünde ise sadece erkekler kendi aralarında paylaşım ve soru cevap şeklinde bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. Bu paylaşımlar üyeler dışında (arama motorları dahil) hiçbir şekilde görüntülenemez.
Penceremin açık köşesinden tutsak Özlemlerin giriyor içeri.
Üşüyorum, tenime tokat gibi çarpıyor soğuk sensizlik.
Yapraksız dallara büyük bir dikkatle çakılıyor gözlerim,
Çığlık oluyor sesime değen sessizlik... Yoksun işte.
Penceremden giren kar tanesindede yoksun,eriyorsun...
Ellerimde eriyor sensizlik,kar tanesi soğuk,soğuk sensizlik.
Öyle özledim ki seni, yoksun işte.
Pencerem buğulanmıyor hayli zamandır,ellerim kaybetmiş yeteneğini.
Gözlerini çizemiyorum, gölgeni göremiyorum,yoksun işte...
Penceremden giren kar tanesinde yoksun,eriyorsun,ellerimde eriyor sensizlik.
Soğuk kar tanesi, soğuk sensizlik, yoksun işte...
Ben tükendim gücüm yok,bir eksiklik var yüreğimde.
Ufukları seyre dalıyorum arada,ufuktada yoksun.
Bir demli çay gibi içmek seni, şimdi ne çaylar yudumluyorum ama yoksun işte.
Yerde sen gökte sen varsın, aldığım nefessin ama yoksun.
Sen, çoban yıldızına binen peri,yanağına damlayan her yağmur tanesi benim gözyaşlarım...
Üzerime çöken her hüzün,senin hasretin.....
Odama çöken soğukluk,senin yokluğun.
Dilimden dökülen her söz,sana olan tutkum, vazgeçilmezliğin,ama yoksun...
Dalgaların kumsalla birleşmesini, toprağın suya doymasını kıskandım.
Dalından kopan bir yaprak gibi yanımdaki boşluğun,ama sen yoksun.
Gülüşüm yok artık,yoksun,sesin çınlıyor sadece kulaklarımda.
Geceye anlatıyorum seni, sabaha kadar ağlıyor gece benimle.
Bakıyorum ıslak gözlerle cama, belki gelirsin diye...
Gece gündüze yine küskün, sabah gün doğarken yalnız kalıyorum.
Gece sıyrılıp gidiyor düşlerimde olduğu gibi, ama yoksun işte.
Günün hiç doğmamasını düşünerek başlıyorum geceye.
Ama oda bırakıyor beni sensiz sabahların koynuna senin gibi.
Ama seslenen sen değilsin sanki,aslında bende yokum.
Bedenim bıraktığın yerde, ruhum bilinmezlerde.
Aslında özlem değil bendeki, belki acı, biraz sitem, birazda kahır...
Veya neyse işte adını sen koy, kalbime koyduğun acı gibi..