Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine
gönderildi

Tüm Çanakkale şehitleri anısına

Ruhunuz Şad olsun

Çanakkale açıklarında düşman gemileri

Bekliyorlar Boğazları geçmeyi

Varacaklar İstanbul'a

İşgal edecekler güzel ülkemi

Her gemi sanki birer yüzer kale

Mart'ın On sekizi, günlerden Perşembe

Hepsine yetti Nusret Mayın Gemisi

Ne Queen Elizabeth kaldı, ne Inflexible

Denizden geçemediler hedefleri oldu Alçıtepe

Çıkmak istediler bu defa Seddül Bahire

82 bin kişiyle geldiler Çanakkale'ye

Mustafa Kemal vardı on binlerce Mehmet'le

Seyit onbaşı kaldırdı 276 kiloluk top mermisini

Şaşırttı bu mermi onlarca düşman gemisini

Churchill, Fisher,General Hamilton ve Lloyd George

Hepsi şapka çıkardı böyle kahraman millete

Geçit yok Çanakkale?den öteye gidilemez

On binlerce Mehmetçik kanıyla boğar sizi

Mustafa Kemal taarruz değil ölmeyi emretmişti

Buradan değil gemiler, bir kuş bile geçemez

Bu günler bize o kahramanların hediyesidir

Hepimiz yazılan bu destanı çok iyi bilelim

Bir ulusun yoktan varoluş hikayesidir

O şehitlere tüm ülke hürmet edelim...

Çanakkale

Üç aylık hamileymiş

Anam.

Babam Çanakkale'ye gittiğinde.

Gururla,

Sevgiyle,

Övgüyle, uğurlanırken,

Oğlumuz olursa Umut koy adını,

Kızımız olursa Yadigar demiş,

Anamın kulağına sessizce.

Hani giderde dönmezsem?

Konuşamamış anam,

Öğlece baka kalmış yiğidinin ardından.

Babam rahmetli Yiğit Ahmet'i hiç tanımadım.

Bir fotoğrafı bile yoktu.

O günler zor günlerdi.

Savaşın seferberliğin sıkıntıları,

Kurtuluş mücadelesi,

Açlık,

Yokluk,

Yoksulluk,

Kimsesizlik,

Çocukluğum hep ekmek peşinde koşmakla geçti.

Daha erkek olmadan,

Erkek olmuştum evimize.

Derken büyüdüm dükkan açtım.

Demir döverken vurduğum her çekiç,

Düşmana atılan bir mermi,

Yaptığım her tırpan,düşmana saplanan süngü,

Ve her yaptığım tencere,

Babamı düşman mermilerinden koruyan kalkan oldu düşümde.

Ama o bir daha gelmedi.

Çocukluğum babamı özlemek ve beklemekle geçmişti.

İşte gençliğimde öyle geçiyordu.

Annemin yiğidi gelmedi bir daha.

Geriye.

Vatan uğruna, nerede?

Nasıl?

Ve ne şekilde öldüğünü,

Bilemedik hiçbir zaman.

Ve nerede?

Nasıl?

Ne şekilde yattığını da,

Bilmiyoruz rahmetli babamın.

Anam bir daha hiç evlenmedi,

Ömrünü Ahmet'ini beklemeye adadı.

Ve hiç yitirmedi umudunu.

Her gün dükkana giderken,

-Akşama erken dön emi,

-Baban gelirse sofrada birlikte olalım derdi.

Ve ne zaman bir yere gitse,

Ben falan yerdeyim,

Baban gelirse beni çağırmayı unutma!

Diye tembih ederdi.

Ne zaman kapımız çalsa,

Ya koşup kendisi bakar,

Yada,

Baban mı geldi? Umudum Ahmet derdi,

Ağlardım.

Zaman geldi anam yaşlandı.

Hastalandı,

Gözü kulağı hala kapıdaydı.

Yaşlı bedeni beklemekten yorulmamıştı.

Bir akşam beni yanına çağırdı.

Baban gelirse onu hep beklediğimi söyle,

Beyim evine hoş geldin dediğimi söyle dedi.

Son nefesini verdi ancığım.

Bütün acıları,özlemleri, koca bir çınar efsanesi tarih olmuştu işte.

Anamı mezarlığın en güzel yerine defnettik.

İsteği üzerine,

Mezar taşına,

Yiğit Ahmet'in karısı yazdırdık.

Şimdi bende yaşlandım.

Hastayım.

Oğlum Ahmet'e vasiyet ediyorum.

Babam gelirse:

Hoş geldin dede de.

Babaannem seni çok beklemiş de.

Babamda çok bekledi de.

Bu dükkan senin de.

Babaannem hançer sevdiğini söylermiş.

Bu hançeri babam sana yaptı de.

Kemik sapında Umudum Ahmet yazıyor.

Söyle onu beline taksın.

Ve oğlum söyle dedene sana iyi baksın.

Öne Çıkan Yanıtlar

Gösterilecek yayın yok

Konuşmaya katılın

Şimdi yazabilir, daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, hesabınızla gönderi paylaşmak için şimdi oturum açın.

Guest
Bu konuya cevap ver...