Sülükler bir tür parazitik solucandır. Tıp alanında “hirudoterapi” olarak tanımlanan ve 2 bin 500 yıl öncesine kadar dayanan sülük tedavisi, kan dolaşımını artırmak, kan akışını iyileştirmek ve iyileşmeyi desteklemek için yaraya sülük uygulanmasını içerir. Uygulaması zaman içinde değişiklik gösterse de, modern cerrahide kullanılmaya devam etmektedir.Günümüzde çoğunlukla plastik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılmaktadırlar. Bunun nedeni, sülüklerin kan pıhtılaşmasını önleyen peptitler ve proteinler salgılamasıdır. Bu salgılar aynı zamanda antikoagülan olarak da bilinir . Bu, yaraların iyileşmesine yardımcı olmak için kan akışını sağlar.Sülük tedavisinin kullanılabileceği çeşitli durumlar vardır. Fayda görebilecek kişiler arasında diyabetin yan etkileri nedeniyle uzuv kaybı riski taşıyanlar, kalp hastalığı teşhisi konanlar ve yumuşak dokularının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan estetik ameliyat geçirenler bulunur.Aşağıdaki videoyu sonuna kadar izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.Not: Kulüpler menüsü altındaki Kadınlar Kulübünde sadece kadınlar, Erkekler Kulübünde ise sadece erkekler kendi aralarında paylaşım ve soru cevap şeklinde bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. Bu paylaşımlar üyeler dışında (arama motorları dahil) hiçbir şekilde görüntülenemez.
sabah olmak bilmiyor,
öyle ağır bir gece bıraktın ki bana
vakit; içimdeki derin acıya sızma vaktidir !
nefesinde yükselen ormanlar yanıyor yâr
geceye isini sürdüm ihanetin
tam da ellerin gerek beni sarmaya
oysa parmak uçlarında kavrulur kalbim
duvarlarımda isyankâr bir şiir
bu ev gibi, bu gece gibi, sen gibi susuyorsam, beni anla !
bu vakitlerde sevmek yetmiyor yâr
bundandır; şiirler bitmek bilmiyor
ağırlığını sorma yokluğunun
göğü yıkılmış bir şehir kadar soluksuzum
mavisi çalınmış deniz kadar ruhsuz
şiirsiz kalmış şair kadar acınası
caddelerin yabancısıyım
yankesici gölgelerin tanığı
bütün sokak köpekleri sever beni
oysa kedi leşlerine gözyaşım
beyazına yüzünü çizdiğim dalgalar tuz tanesi avuçlarımda
söküp atasım var beni uğurlarken sarıldığın iskele demirlerini
biliyor musun ? sesine hüznünü yüklediğim martıları vurdular
ipe dizili renkli balonları sapanlıyor içimdeki çocuk
kumdan kaleleri dağıtır gibi baştan sona sildim sınırlarını ülkemin
kız kulesi?ni akdeniz?e taşıdım
anıtkabir? i bodrum?a
hasankeyf?e gömdüm selimiye? yi
yerebatan?ı ağrı? ya diktim
tokat?ın içine sakladım beş minareyi
istiklâl?de bir başımaysam, yalnızlığa düşmedim;
kalabalığı çektim gözlerimden
sus...
el ele gülüşlerimiz geçiyor önümden, duyuyor musun ?
vakit; şiire sığınma vaktidir
sabahında yoksam bil ki acına sarıldım !
ağırlığını sorma yokluğunun.
Arzu Altınçiçek
07 Ağustos 2010
03.18 / kumbaramdaki harfler