Sülükler bir tür parazitik solucandır. Tıp alanında “hirudoterapi” olarak tanımlanan ve 2 bin 500 yıl öncesine kadar dayanan sülük tedavisi, kan dolaşımını artırmak, kan akışını iyileştirmek ve iyileşmeyi desteklemek için yaraya sülük uygulanmasını içerir. Uygulaması zaman içinde değişiklik gösterse de, modern cerrahide kullanılmaya devam etmektedir.Günümüzde çoğunlukla plastik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılmaktadırlar. Bunun nedeni, sülüklerin kan pıhtılaşmasını önleyen peptitler ve proteinler salgılamasıdır. Bu salgılar aynı zamanda antikoagülan olarak da bilinir . Bu, yaraların iyileşmesine yardımcı olmak için kan akışını sağlar.Sülük tedavisinin kullanılabileceği çeşitli durumlar vardır. Fayda görebilecek kişiler arasında diyabetin yan etkileri nedeniyle uzuv kaybı riski taşıyanlar, kalp hastalığı teşhisi konanlar ve yumuşak dokularının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan estetik ameliyat geçirenler bulunur.Aşağıdaki videoyu sonuna kadar izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.Not: Kulüpler menüsü altındaki Kadınlar Kulübünde sadece kadınlar, Erkekler Kulübünde ise sadece erkekler kendi aralarında paylaşım ve soru cevap şeklinde bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. Bu paylaşımlar üyeler dışında (arama motorları dahil) hiçbir şekilde görüntülenemez.
gece devinmekte güne
kasık sancılarında gebe ananın
ha doğurdu, doğuracak
ve deprem sıvazlıyor, saçlarını artçıların
dudağında en sinsi gülüşleri...
son sancılardır bu
kopmasıdır canlardan canın
ve ACIDIR!
ve ZORLUDUR!
KANLIDIR!
doğmalıdır gün, bin umuda gebe
yatmalıdır gece huzura
yatağında lohusa bir ananın
kusmalyım seni solumdan
kalmalıyım gebe yeniden
umutlarına umudun
uyumalıyım koynunda huzurun...
ve sallanıyor şehrim usul usul...
gece yalnız değildir
ellerim gecenin ellerinde
ilk değildir tutunuşlarım karasına karanlığın
dönüyor başım gömülmüş zamanında tünelin
kapalı gözlerim
saçlarım daha hırçın bu gece
ter yağıyor zerrelerimden, sağnaklarca
gebeliğim solumda!
dolmuştur beklediğin miadın
vaktidir
haksız işgalinden kusmaları seni solumun
sallanıyor gecesi şehrimin sinsi kurnaz...
çatırdıyor son direnişinde kafesim
düştü düşecek mindere
sarılmış soluğuma ihanet rengi pençelerin
ya ben kusacağım seni
ya boğacaksın sen beni!
binlerce yürek aşkına!
Aslı,Şirin'ler aşkına!
hıçkırmalıyım solumdan seni!
şaşırıyorum şaşkınlığıma
baktığımda son kez sana
sen misin direnen inatla? !
buluşuyor bakışlarımız
görmemiştim yakından bu kadar!
korkutuyor bebeklerindeki çırpınış
elası karaya çalan...
kanatıyor elllerini, kavradığın parmaklıklar
ki herbiri kaburga kemiklerim!
KUSMA!
diyorsun
SUSMA!
diyorsun ilk kez...
feryadın son şanslara
ağıtların, 'bırak kalayım' lara
heyhat!
neden duymuyor seni kulaklarım?
gülüşlerini binlerce çocuğun
neden göremiyorum bakışlarında?
kim bu hıçkırığımdan korkan parmak adam?
kemiklerinde kaburgamın ellleri!
ve şehrim sallanıyor çaktırmadan
okşuyor yanaklarını deprem artçıların...
gece avazında doruğun
ki ACIDIR!
ki ZORLUDUR!
KANLIDIR!
ellerim ellerinde gecenin
kan kaybediyor sol yanım
AFAT SANCIDIR!
ve bir çığlık düştü geceden güne!
bir çığlık ki?
devindi korkunç hırılıtılarla dünya
sağır uğultularda yeryüzü
uyandı yedi katı gökkubbenin
şimşekler korktu!
saklandı yıldırımlar!
kan kokusu var havada
ve bir çığlık koptu benden tan yerine!
bir çığlık ki?
susturan şimşekleri!
kaçırtan yıldırımları!
eşlik etti dağlar lavlarıyla kızıl sarı...
ve GÜN DOĞDU!
ve KUSTUM SENİ!
gök yerde, maviye kesti yeryüzü...
sıçradın kendi çığlığına
uzağımda bin mil saklanmışlığın
bir hıçkırık kusuyorsun
sıcak, ıslak, ağırlık ayalarında
ayaların kadar küçük...
bakıyorsun sağına ürkerek
derin uykuda en büyük barikatın
kızıl ve sıcak bir damla düşüyor
yatağına solundan
bu bir kabussa,
neden yanıyor diyorsun sol yanım
ve dokunuyorsun titrek şaşkın...
yağmaya başlıyor başına antartikalar
ne Lice'ye benziyor çığlıkların
ne ağıtların Gebze'ye...
depremler yağıyor başına sağnak sağnak
rasathaneler grevde bu gece
tarih bilmeyecek şiddetini enkazının!
sağ yanında uyuyor hala barikatın...
gece yorgun gece terli
oluklar sızıntıya dönmekte usulca
havada kan kokusu
ellerim ellerinde hala gecenin
ayrılıyor belli belirisiz parmaklarımız
bakıyorum sağ elime
korkuyorum parmaklarıma bulaşan kızıldan!
gülümsüyorum sanki
yakışıyor gamzelerim gene çukuruna
soluğumda bin huzur
ve dokunmak istiyorum doğrulup soluma
kızıl lekeli parmaklarımla...
BOŞSUN!
YOKSUN!
ve gece doğurdu günü
bin umuda gebe, yaşama...
ve seni kustum ben solumdan
gebe kaldım yeniden
umuda!
varsın sallansın şehrim sinsi kurnaz hala
kustum solumdan seni,
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA!
ağıt yakmayacağım artık
doğmamış 'Çınar' larımın yasına
saklıyorum düşlerimi
mavilerin
en onurlusuna!
Gülten Kahraman
28 Aralık 2007/ANKARA
'Gün doğuran, gece zamanlarında...