Sülükler bir tür parazitik solucandır. Tıp alanında “hirudoterapi” olarak tanımlanan ve 2 bin 500 yıl öncesine kadar dayanan sülük tedavisi, kan dolaşımını artırmak, kan akışını iyileştirmek ve iyileşmeyi desteklemek için yaraya sülük uygulanmasını içerir. Uygulaması zaman içinde değişiklik gösterse de, modern cerrahide kullanılmaya devam etmektedir.Günümüzde çoğunlukla plastik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılmaktadırlar. Bunun nedeni, sülüklerin kan pıhtılaşmasını önleyen peptitler ve proteinler salgılamasıdır. Bu salgılar aynı zamanda antikoagülan olarak da bilinir . Bu, yaraların iyileşmesine yardımcı olmak için kan akışını sağlar.Sülük tedavisinin kullanılabileceği çeşitli durumlar vardır. Fayda görebilecek kişiler arasında diyabetin yan etkileri nedeniyle uzuv kaybı riski taşıyanlar, kalp hastalığı teşhisi konanlar ve yumuşak dokularının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan estetik ameliyat geçirenler bulunur.Aşağıdaki videoyu sonuna kadar izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.Not: Kulüpler menüsü altındaki Kadınlar Kulübünde sadece kadınlar, Erkekler Kulübünde ise sadece erkekler kendi aralarında paylaşım ve soru cevap şeklinde bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. Bu paylaşımlar üyeler dışında (arama motorları dahil) hiçbir şekilde görüntülenemez.
Aynı terasa açılıyordu yan yanaydı kapılarımız kaldığımız pansiyonda.
Sabahları ya da akşamüzerleri karşılaşıyorduk, ortak düş, ortak mutfak,
çekingen bir selamlaşma. Aynı terasta yanyana kuruyordu çamaşırlarımız, bu
ürpertiyordu beni; acemi, tutuk birkaç sözcük eşliğinde beyaz şarap içerek
aynı terasta seyrediyorduk günbatımını, bu da ürpertiyordu beni. Işığın
azalan şiddetinde yan yanaydı terasa vuran gölgelerimiz ve karışıyordu
birbirine.
Elimizde olmadan gülümsemiştik bakışlarımız çarpıştığında, sahildeydik
ve aynı kitabı okuyorduk ilk karşılaşmamızda.
Sezon açılmamıştı, seyrekti sahiller, daha erken yaz gülümsüyordu.
Pansiyon önündeki sandalların kıpırtısı, çiçeklerin çekingen dirimi,
günbatımıyla gölgelenmiş alanların rengi kalmış aklımda. İkimiz de yalnızdık
ve birbirimize ilişmemeye çalışıyorduk adını kimselerin bilmediği o uzak
sahil kasabasında.
Oysa güneşin batışını izlemek gibi
kendiliğinden bir birlikteliğe dönüştü paylaştığımız şeyler
Birbirinden kamaşmaya başlamıştı tenlerimiz
dokunmasan da yanındaki gövdeyi duymanın şiddetine dönüşmüştü aramızdaki
çekim.
tenin çağrısı hazırdı kendine kurulan bütün tuzaklara
O akşam terastaydık gene. Gün çoktan batmıştı. Çamaşırlar asılıydı,
uzaktan şarkılar geliyordu ve kekik kokuları. Nedense her zamankinden başka
bakıyordun bana. Sonra usulca dedin ki:
"İlk kez bir erkeğin tenine dokunmak isteği duyuyorum içimde."
Benim için yaz başlamıştı.
"Dokun öyleyse" dedim.
Sustun. Uzun uzun baktık birbirimize. Kendine nasıl karşı koyduğun
okunuyordu yüzünün derinliklerinde. Sonra hiçbir şey söylemeden usulca
kalktın, odana gittin, yavaşça örttün kapını. Saatlerce orada, gecede ve o
terasta kaldım.
Sabah uyandığımda odanın kapısı açıktı, eşyalarını toplayıp gitmiştin
baktım. Yalnızca terasta unuttuğun havlu çırpınıyordu rüzgarda
Bir daha hiç rastlamadım sana, hiçbir yerde hiçbir yazda
Düşünüyorum aradan tam on üç yıl geçmiş
On üç yıl önce içinde uyanan o isteğin anısı saklı duruyormuş
sende?
Birden adını hatırlamadığımı fark ettim bu şiiri yazarken, ama
terasta çırpınan havlunun rengi hala gözlerimin önünde
On üç yıl sonra şimdi sevgilimden ayrıldığım bu derin, bu kavurucu günlerde
neden ansızın aklıma düştüğünü sordum kendime. Sonra anladım: Bir aşk birçok
aşktan yapılıyor ve ayrılınmıyor hiçbir seferinde