Sülükler bir tür parazitik solucandır. Tıp alanında “hirudoterapi” olarak tanımlanan ve 2 bin 500 yıl öncesine kadar dayanan sülük tedavisi, kan dolaşımını artırmak, kan akışını iyileştirmek ve iyileşmeyi desteklemek için yaraya sülük uygulanmasını içerir. Uygulaması zaman içinde değişiklik gösterse de, modern cerrahide kullanılmaya devam etmektedir.Günümüzde çoğunlukla plastik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılmaktadırlar. Bunun nedeni, sülüklerin kan pıhtılaşmasını önleyen peptitler ve proteinler salgılamasıdır. Bu salgılar aynı zamanda antikoagülan olarak da bilinir . Bu, yaraların iyileşmesine yardımcı olmak için kan akışını sağlar.Sülük tedavisinin kullanılabileceği çeşitli durumlar vardır. Fayda görebilecek kişiler arasında diyabetin yan etkileri nedeniyle uzuv kaybı riski taşıyanlar, kalp hastalığı teşhisi konanlar ve yumuşak dokularının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan estetik ameliyat geçirenler bulunur.Aşağıdaki videoyu sonuna kadar izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.Not: Kulüpler menüsü altındaki Kadınlar Kulübünde sadece kadınlar, Erkekler Kulübünde ise sadece erkekler kendi aralarında paylaşım ve soru cevap şeklinde bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. Bu paylaşımlar üyeler dışında (arama motorları dahil) hiçbir şekilde görüntülenemez.
Bu akşam yemin ettim,
Seni bir daha öpmemek için...
Ben ki bütün duvarlarını,
Afişlerle donatıp
Yumruğumla kanatmışım!
Rezil bir aşktı!..
Bütün arkadaşları miting alanlarında
Ve mezarlıklarda bırakmıştım...
İstanbul.. ey İstanbul ey!
Acılar kraliçesi..
Umudun ve direncin yorgun anası!
Ve ey, çıldırmak üzere olmanın
Çamurlu ikonası!
Tırnaklarım kopuyor,
Görmüyor musun?..
Bir ben miyim kapıları şaşıran,
Her yokuşun başında?
Bir ben miyim, ekmek arasına,
Canını doğrayıp-doğrayıp yutan?
Bir kedi bile sağarken yüreğini,
Telaş içinde, yavrusuna;
Ey acımasız acuze,
Utan şu türbelerinden,
Minarelerinden utan!..
İstanbul.. ey İstanbul ey!.
Acılar kraliçesi...
Savaşın ve bozgunların gariban çiçeği!
Ve ey, teslimiyete düşmenin,
O hazin gerçeği!..
Bayraklarım kanıyor,
Sormuyor musun?..
Kadınların ki omuzları hicran,
Saçları ihanet sarısı...
Çocukların ki yağmur emiyor
Yıkılası kaldırımlardan...
En ücra genlerime, alyuvarlarıma,
Kılcal damarlarıma, ruhuma kadar
Bıktım;
İliklerime, gömlek ceplerime kadar sızan
Bu Allahsız yağmurundan!..
İstanbul.. ey İstanbul ey!
Acılar kraliçesi...
İhtişamın ve sefaletin çaresiz bacısı...
Ve ey, çürümenin, yok olmanın
Amansız sancısı!
Ciğerlerim çatlıyor,
Duymuyor musun?
Hangi pencerene çıksam,
O salya-sümük pezevenk suratları!
Hangi caddene dökülsem,
O şangur-şungur düş kırıkları!
Bütün bu ezginler, tükenenler,
Yerlere serilenler, tutunamayanlar;
Sarsmıyor mu seni hiç,
Bunca infilak,
Bunca isyan çığlıkları?
İstanbul.. ey İstanbul ey!
Acılar kraliçesi...
Aldanışların ve hüznün
Yalancı tanrıçası!
Ve ey, ruhu kirlenmiş gecelerin
Cilveli yosması!
İntihar anı geldi,
Beni öpmüyor musun?..
Ağlamak istemiyorum.. yenildim sana..
Hikayenin özeti bu...
Bir istimlak gibi ödedin,
Ve çiğneyip geçtin maceramı!
Şimdi ben,
Suçlarımı didikleyen bu martı sürüsüyle,
Şimdi ben, hangi şehirde soğuturum
Zonklayıp duran bu yaramı?..
İstanbul.. ey İstanbul ey!
Acılar kraliçesi...
İhanetin ve ihbarların
Arkadan dolaşan bıçağı
Ve bütün ödeşmelerin, yüzleşmelerin,
Erkekçe vuruşmaların kaçağı!
Beni harcadın ulan, beni sattın,
Utanmıyor musun?..
Kaynak: Gözleri İntihar Mavi