Sülükler bir tür parazitik solucandır. Tıp alanında “hirudoterapi” olarak tanımlanan ve 2 bin 500 yıl öncesine kadar dayanan sülük tedavisi, kan dolaşımını artırmak, kan akışını iyileştirmek ve iyileşmeyi desteklemek için yaraya sülük uygulanmasını içerir. Uygulaması zaman içinde değişiklik gösterse de, modern cerrahide kullanılmaya devam etmektedir.Günümüzde çoğunlukla plastik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılmaktadırlar. Bunun nedeni, sülüklerin kan pıhtılaşmasını önleyen peptitler ve proteinler salgılamasıdır. Bu salgılar aynı zamanda antikoagülan olarak da bilinir . Bu, yaraların iyileşmesine yardımcı olmak için kan akışını sağlar.Sülük tedavisinin kullanılabileceği çeşitli durumlar vardır. Fayda görebilecek kişiler arasında diyabetin yan etkileri nedeniyle uzuv kaybı riski taşıyanlar, kalp hastalığı teşhisi konanlar ve yumuşak dokularının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan estetik ameliyat geçirenler bulunur.Aşağıdaki videoyu sonuna kadar izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.Not: Kulüpler menüsü altındaki Kadınlar Kulübünde sadece kadınlar, Erkekler Kulübünde ise sadece erkekler kendi aralarında paylaşım ve soru cevap şeklinde bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. Bu paylaşımlar üyeler dışında (arama motorları dahil) hiçbir şekilde görüntülenemez.
kuş uçmaz, kervan geçmez, karanlık tuttu yolları
gözün gönlün kararmış sen nasıl gecesin hey gidi
buğdaysız, çavdarsız kara ekmeğe benzersin
yıldızların, hani yıldızların, çiçeklerin nerdeler
kalbin neden durmuş rüzgarı kesilmiş değirmen gibi
suya indi çakallar, suya indi söğüt dalları
barakmuslu mezarlığı kımıldanır için için
barakmuslu mezarlığında seyran seyran ölüler
kuş uçmaz, kervan geçmez, karanlık tuttu yolları
gözün gönlün kararmış sen nasıl gecesin hey gidi
ben ne inim ne cinim, ben bir garip ademim
barakmuslu köyünden selamsız oğlu bekir
yıkılası hanede sekiz boğaz altıma bakar
ben kendimi toprak bilirim, toprak beni baba bilir
benim köyümde avrat bile toprak gibi sevilir
ben ne inim ne cinim, ben bir garip ademim
nideyim bu mezarda babam yok, yalnız anam var
dedem yok bu mezarda, fukara ninem yatar
söyleyin dağlar-taşlar ben selamsız oğlu bekir
iki gözüm iki ateş parçası, iki taş parçası iki elim
yıkılası hanede sekiz boğaz altıma bakar
gece düşer, barakmuslu mezarlığı dirilir
barakmuslu mezarlığında seyran seyran ölüler
bir giden bir daha dönmez, gitti gider
sen harami yusuf, her yaranda bir çiçek açmış
sen hasretlik şakir, mapuslarda ölen şakir
evladım kadir nasıldı o seni dağda mı vurdular?
ya hüsne gelin, yar yoluna serden geçmiş
fadimem, sıtmalar girdi kanına fadimem
barakmuslu mezarlığı cümlemize mekân oldu
barakmuslu mezarlığında koyun koyuna girdiler
bir giden bir daha dönmez, gitti gider
barakmuslu mezarlığı cümlemize mekân oldu
iki elim kızıl kanda selamsız oğlu bekirim
hem babam hem dedem yad ellerde kurban oldu
herkesin kökü toprakta, bir ben köksüz gibiyim
şavkın yok, ateşin yok, sen nasıl gecesin hey gidi
gözün gönlün kararmış, tadın tuzun kalmamış
yıldızların, hani yıldızların, çiçeklerin nerdeler
ben ne inim ne cinim, selamsız oğlu bekirim
benim babam, benim dedem yad ellerde öldüler
bir giden bir daha dönmez, gitti gider
neylersin oğlum bekir, bak işte ben dedim
benim mezarım yoktur dardanos şehitleri de
kül oldu yirmiüç baharım kıvırcık bir mart günü
başımı ayrı gömdüler, gövdemi ayrı gömdüler
ya gazi ya şehit diye geldik, şehit olduk
iki gözümle gördüm topların ölüm tükürdüğünü
tövbeler olsun göklerin veremli gibi öksürdüğünü
neylersin oğlum bekir, şehitlik alın yazısı
benim dedemin de trablustan geldi künyesi
biraderim ismail vurulmuş akar kanları
ah şipkanın balkanları, ah şipkanın balkanları
ninen köyde uyudu, biz gazada uyuduk
kırıldı kanadımız, kaldık çöllerde
ya gazi ya şehit diye geldik, şehit olduk
ben sakaryada bir kavak ağacıyım, yel eser inlerim
sakarya ığranıp gider, ben sakaryayı beklerim
selamsız duran çavuş barakmusludan
ah başıma gelenler, yapraklarım, gözlerim
ben sakaryada bir kavak ağacıyım, yel eser inlerim
benim mezarım yoktur, ben üçüncü taburdan
bir kahpenin kurşunu geldi, gelip ciğerimi deldi
"at ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır"
ben öldüm, selamsız çavuştan bir garip kavak kaldı
telli kavak, telli kavak ne uzarsın boyuna
suya indi çakallar, suya indi söğüt dalları
söğüt yaprağı narin, gözlerim yanıyor gözlerim
kuş uçmaz, kervan geçmez, karanlık tuttu yolları
ben ne inim, ne cinim siz kimsiniz? kimsiniz?
derviş gibi nerden gelip böyle nereye gittiniz?
barakmuslu mezarlığı kımıldanır için için
benim dedem benim babam yad ellerde öldüler
yüreğimi zehir ettin sen nasıl gecesin hey gidi
kapkara, gözü yaşlı mezar taşına benzersin
yıldızların, hani yıldızların, çiçeklerin nerdeler
ben ne inim ne cinim, selamsız oğlu bekirim
yad elde ölmek istemem, dedem gibi babam gibi
iki elim kızıl kanda, sekiz boğaz altıma bakar
ağlar mı şipkanın balkanları, ben ağlarım
babam duran çavuştan, kavak ağacından dilerim
telli kavak, amanın telli kavak derdime bir çare
yüreğimde bir yılan çöreklenmiş yatar
barakmuslu köyündenim, selamsız oğlu bekirim
ben bu köyde doğmuşum, bu köyde ölmek isterim