Sülükler bir tür parazitik solucandır. Tıp alanında “hirudoterapi” olarak tanımlanan ve 2 bin 500 yıl öncesine kadar dayanan sülük tedavisi, kan dolaşımını artırmak, kan akışını iyileştirmek ve iyileşmeyi desteklemek için yaraya sülük uygulanmasını içerir. Uygulaması zaman içinde değişiklik gösterse de, modern cerrahide kullanılmaya devam etmektedir.Günümüzde çoğunlukla plastik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılmaktadırlar. Bunun nedeni, sülüklerin kan pıhtılaşmasını önleyen peptitler ve proteinler salgılamasıdır. Bu salgılar aynı zamanda antikoagülan olarak da bilinir . Bu, yaraların iyileşmesine yardımcı olmak için kan akışını sağlar.Sülük tedavisinin kullanılabileceği çeşitli durumlar vardır. Fayda görebilecek kişiler arasında diyabetin yan etkileri nedeniyle uzuv kaybı riski taşıyanlar, kalp hastalığı teşhisi konanlar ve yumuşak dokularının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan estetik ameliyat geçirenler bulunur.Aşağıdaki videoyu sonuna kadar izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.Not: Kulüpler menüsü altındaki Kadınlar Kulübünde sadece kadınlar, Erkekler Kulübünde ise sadece erkekler kendi aralarında paylaşım ve soru cevap şeklinde bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. Bu paylaşımlar üyeler dışında (arama motorları dahil) hiçbir şekilde görüntülenemez.
Madam Emma çok korkmuştu. Şömine deli gibi yanıyordu. Adam, çizdiği atı gösteriyordu, kadın çok etkilendi, fakat adama belli etmedi. Aniden kapı çaldı, adam kapıya koştu. Karşısında Mösyö Vasse duruyordu. Mösyö Benveniste?yi görünce hemen konuşmaya başladı.
Mösyö Vasse: ?Size şampanya getirdim; istemiştiniz ya!?
Mösyö Benveniste: ?Ha! Evet, tamam! Tamam! Evet, istemiştim, günlerdir onu bekliyordum.?
Mösyö Vasse, adamın eline şampanya kasasını verdi ve kahverengi atına binip hızla taşlı sokağın karanlığına karıştı.
Madam Emma çok üşüyordu. Şömine deli gibi yanıyordu, fakat Madam titriyordu; sararmıştı ince yüzü ve şömineye iyice yaklaştı. Oradaki mindere çöküverdi. Alevi gördükçe içi daha da titriyordu. Madam Emma?ya doktor kanser olduğunu söylemişti, fakat o bunu kimsenin bilmesini istemiyordu. Mavi eteğinden dantelle işlenmiş mendilini çıkardı. Şiddetli öksürükler bitmek bilmiyordu; öksürükleri duyulmasın diye mendili pembe dudağına yapıştırdı. Öksürdükçe öksürüyordu. Beyaz mendili kırmızıya boyanmıştı, hemen mendilini cebine koydu. Mösyö Benveniste ise bu öksürüklerin sadece geçici ağır bir gripten kaynaklandığını sanıyordu.
Madam, Mösyö?nün adımlarını işitti.
Mösyö Benveniste: ?Al, biraz şampanya iç, bu seni rahatlatır. Biraz dinlen lütfen!?
Madam çok sıkıntılıydı; hiç düşünmeden ince uzun elleriyle adamın elindeki kadehi aldı ve şampanyayı bir yudumda, acıyla içti.
Madam zor günler yaşıyordu, artık hiçbir şey düşünemez olmuştu. Kan aklını da buruşturuyordu. Sanki beyni sulanıyordu. Sık sık başı dönüyor, elleri titriyordu. O nazik elleri keman çalmaya da güç yetiremiyordu; en büyük zevki keman çalmaktı, fakat onu da yitirmişti. Hayattan bir beklentisi de kalmamıştı. Canı hiçbir şey istemiyordu.
Eski bir evi vardı, fazla eşyası da yoktu. Evine gelmişti; ikinci kata çıktı, koridorun en sonunda, sağ taraftaki odaya girdi. Bu odada başka bir huzur bulurdu, saatlerce orada kalırdı. Yıpranmış bir gramafonu vardı. Ona Mozart?ın ?PIANO SONATAS, ALLA TURCA? plağını koyar ve dinlerdi. Onu dinlerken kendini bir rüyanın içinde bulurdu. Hep kendini uçsuz bucaksız bir yerde, beyaz bir İngiliz atına binmiş olarak hayal ederdi. Sarı saçlarının rüzgarla dans ettiğini, ruhunun uçtuğunu, mini beyaz, dantelli eteğinin toprakla şarkı söylediğini, atını dört nala koşturduğunu hayal ederdi, fakat bilmediği tek şey, bunun son hayali olduğuydu.
Başının ağrısı iyice artmıştı. Sandalyesinde oturması bile onu yoruyordu. Yine deli gibi öksürmeye başladı. Öksürdü, öksürdü, öksürdü? Yüzünü masaya dayadı, masa örtüsü, ağzından kan geliyordu. Açık yeşil masa örtüsü kana bulanmıştı. Mavi gözleri donuklaştı, korkmuştu, ağlamaya başladı mavi; yüksek sesle ağlıyor, gözyaşları daha da hırçınlaşıyordu.
Saat sabahın üç buçuğuydu. Hiçbir şeye mecali kalmamıştı, bütün vücudu ağrıyordu, belki onlar da ağlıyordu maviyle birlikte.
Madam, sabahın dört kırk beşinde, sonsuza dek uyudu. Mavi de?
GÖKÇEN AKARSU. (03.02.2006.BURSA.)