Sülükler bir tür parazitik solucandır. Tıp alanında “hirudoterapi” olarak tanımlanan ve 2 bin 500 yıl öncesine kadar dayanan sülük tedavisi, kan dolaşımını artırmak, kan akışını iyileştirmek ve iyileşmeyi desteklemek için yaraya sülük uygulanmasını içerir. Uygulaması zaman içinde değişiklik gösterse de, modern cerrahide kullanılmaya devam etmektedir.Günümüzde çoğunlukla plastik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılmaktadırlar. Bunun nedeni, sülüklerin kan pıhtılaşmasını önleyen peptitler ve proteinler salgılamasıdır. Bu salgılar aynı zamanda antikoagülan olarak da bilinir . Bu, yaraların iyileşmesine yardımcı olmak için kan akışını sağlar.Sülük tedavisinin kullanılabileceği çeşitli durumlar vardır. Fayda görebilecek kişiler arasında diyabetin yan etkileri nedeniyle uzuv kaybı riski taşıyanlar, kalp hastalığı teşhisi konanlar ve yumuşak dokularının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan estetik ameliyat geçirenler bulunur.Aşağıdaki videoyu sonuna kadar izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.Not: Kulüpler menüsü altındaki Kadınlar Kulübünde sadece kadınlar, Erkekler Kulübünde ise sadece erkekler kendi aralarında paylaşım ve soru cevap şeklinde bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. Bu paylaşımlar üyeler dışında (arama motorları dahil) hiçbir şekilde görüntülenemez.
Şair, Yayımcı
Gelibolu’nun Karainebeyli köyünde doğdu. Babası medrese eğitimi görmüş ve köyde hocalık yapmış olan Hacı Hüsnü Efendi, annesi Mükerrem Hanım’dır. Baba Hacı Hüsnü Efendi, Arif Damar henüz dört yaşındayken ölünce Mükerrem Hanım, çocuklarını yanına alıp Gelibolu’ya göçerek onlara iyi bir eğitim vermeye çalıştı. Genç yaşta sirozdan ölen Mükerrem Hanım, çocuklarına ilk şiir zevkini veren kişiydi; ancak Arif, ilkokulu bitireceği günlerde annesini de kaybetti. O yıllarda Kazım Dirik Paşa Edirne’de görevliydi ve Çanakkale ona bağlıydı. Paşa, Çanakkale’deyken Arif onun yanına giderek yardım istedi. O da okulu bitirince Edirne’ye gelmesini söyledi. İlkokuldan sonra Edirne’ye giden Arif’i, Trakya Talebe Yurdu’na yerleştirip Edirne Ortaokulu’na kaydetti. Çocuk Esirgeme Müdürü Refet Bey, Arif’i İstanbul’daki Kadırga Talebe Yurdu’na yerleştirdi. Suat Taşer de buradaydı. Burada Yenikapı Ortaokulu'na devam etti. Öğretmeni Hasan Tanrıkut’tan etkilenerek felsefeye merak saldı. İstanbul Erkek Lisesi’nde okurken okulu bıraktı. Amacı hayata atılmaktı. A. Kadir, Rıfat Ilgaz ve Sabahattin Kudret’le tanıştı. Hilmi Ziya Ülken’in İnsan dergisinin son sayısında (24-25. sayı) A. Barikad adıyla “Gecenin İçinde” adlı şiiri çıktı. Aynı sayıda Kara Borsa adlı şiir kitabının pek yakında çıkacağı ilanı yer aldı ama bu kitap yayımlanmadı. Ülkedeki siyasi karışıklıklar nedeniyle izlenmeye ve rahatsız edilmeye başlanınca 1944’te Ankara’ya gitti. Ant dergisini çıkaranlar arasında bulundu. Burada memuriyete başladı. Kars’a geçici görevle gitti. Altı ay sonra kesin ataması yapıldı ancak o 1947’de memuriyetten istifa etti. Ankara’ya dönüp Türkiye Gençler Derneği’ne üye oldu. Daha sonra İstanbul’a giderek Türkiye Köylü ve Emekçi Partisi’ne katıldı. Türkiye Gençler Derneği’nin Ankara’dan İstanbul’a on günde yaptığı yürüyüşe katıldı. Askerliğini Erzurum’da yaptı. Bir arkadaşını kurtarmak için Karasu’ya atladı. Zatürre oldu. Askerliği bir süre de Zara’da sürgünde yaptı. Terhisinden sonra İstanbul’a gitti. Birkaç işe girip çıktı. Mahmut Paşa’da işportacılık yaptı. 1951’de TKP davasında TCK’nın 141. Maddesine göre tutuklandı. Barikat adını bu süreçte aldı. İki yıl hapis yatıp beraat etti. Bir şirkette muhasebe memurluğu yaptı. 1955’e kadar yazıları görünmedi. 1955-1956 arasında Dost’ta Arif İbrahim takma adıyla şiirler yayımladı. Bazı şiirlerini toplayarak 1956’da Günden Güne adıyla yayımladı. Beş ay sonra kitap toplatıldı ve kendisi İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı. Yine aklandı. 1959’da Ece Ovalı takma adıyla yazılar yazdı. İstanbul Bulutlu adlı kitabıyla 1959’da Yeditepe Şiir Armağanı’nı kazandı. Ülkede ortaya çıkan 6-7 Eylül olaylarından sonra aranan aydın ve sanatçıların içinde bulundu. Nahit Hanım’ın evinde saklandı ve onunla 1963’e dek sürecek evlilikleri başladı. Sabahattin Eyuboğlu’nun başını çektiği Mavi Yolculuklara katıldı. 1961 Anayasası’nın getirdiği demokratik ortamdan yararlanarak Türkiye İşçi Partisi’nin içinde aktif olarak yer aldı. 1963’te pek çok arkadaşıyla birlikte partiden ayrıldı. Aynı yıl Sabahattin Eyuboğlu’nun öğrencilerinden olan ve Mavi Yolculuklarda tanıştığı Tülin Hanım’la evlendi ve Nice adlı oğlu doğdu.
1969’da Yeryüzü Kitabevi’ni kurdu. Burada yasak yayın bulundurduğu gerekçesiyle 1982'de üç ay hapis cezasına çarptırıldı, Bozcaada Tutukevinde yattı. 1984’te kitabevini kapattı. Kendisini daha çok yazılarına ve şiire verdi. 1985 yılında Melih Cevdet Anday ile ortak imza attığı Yağmurlu Sokak adlı romanı yayımlanan şair, en son Cumhuriyet gazetesinde "Ayın Şairi" bölümünü hazırlıyordu. Yeni İnsanlık, İnsan, Gün, Ses, Yeryüzü, Dost, Ant, Yelken, Yeditepe, Yansıma, Yön, Papirüs, Türk Solu, Türkiye Yazıları, Milliyet Sanat, Leman gibi dergilerde yazdı.
20 Ekim 2010’da Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kalp yetmezliği nedeniyle öldü. Çengelköy mezarlığında toprağa verildi.
Anne ve babasını çocuk yaşta kaybeden Arif Damar, iyi bir eğitim alamamış; buna bağlı olarak iş hayatı da pek parlak geçmemiş, uzun süreli, tutunabildiği bir mesleği olmamıştır. Ancak erken yaşlarda sanat ve şiir ortamlarının içine girmiş, Nâzım Hikmet’in şiirlerinden etkilenerek daha çocuk denecek yaşlarda toplumcu şiirler yazmaya başlamıştır.
Toplumsal içeriğin yoğun olduğu şiirler kaleme alan Damar’ın şiiri için Hikmet Altınkaynak, şunları söyler: “Arif Damar’ın şiiri tek seslilikten çok sesliliğe, yalnızca işçilere, devrimci liderlere, halk kahramanlarına yazılan şiirlerden eşe, arkadaşa, sevgiliye herkese yazılan şiirlere uzandı. Yerel temalardan evrensele geçti, çoğunlukla uzun, soluklu şiirlerini hepsi bir bıçak gibi kesici dize ve sözcüklerle ördü” (Altınkaynak 2008: 198).
Arif Damar’ın şiirlerinde doğup büyüdüğü, askerlik ve sürgün askerlik yaptığı yerler, yaşadığı dönemde memleketin geçirdiği süreçler, ilk eşi Nahit Hanım, ikinci eşi Tülin Hanım, oğlu Nice gibi ailesi, Enver Gökçe, A. Kadir, Aziz Nesin, Can Yücel gibi dostları; İkinci Dünya Savaşı’nın şairdeki izlenimleri, Che, Vietnam, Lenin, Bolşevik devrimi gibi uluslararası konular yer almıştır.
Şiire toplumcu gerçekçi anlayışla başlayan şair, zamanla daha bireysel konulara yönelmiş İkinci Yeni şiirine yaklaşmıştır. Bununla birlikte onun şiirinde değişmeyen şey, şiirinin kendi hayatını takip etmesidir.
Şiirinin şekli, Nâzım Hikmet’le başlayan toplumcu şiirin geneli gibi serbest vezinli ve kırık dizelerden oluşmaktadır. Noktalama işaretleri olabildiğince azdır.