Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine
Sağlık tarafından Sosyal Bilimler'de yazılan bir grup blogu
  • Konu

    44
  • Yorum

    3
  • görüntüleme

    3.783

Bu bloğa katkıda bulunanlar

Bu Blog Hakkında

Beslenme danışmanlığı, psiko-sosyal destek, fizyoterapi, çocuk gelişimi, bağımlılıkla ve obeziteyle mücadele, sağlıklı yaş alma ve toplumun yaşam kalitesini sağlık konuları..

Entries in this blog

BİLİNÇSİZ ZAYIFLAMAYIN

Kulaktan dolma, reklamlarda gördüğünüz yöntemlerle kilo vermeye çalışırken dikkat! Zayıflayayım derken, iyice şişmanlayabilir, sağlığınızdan olabilirsiniz. Dünyada ve Türkiye de son yıllarda sağlıklı bir vücuda sahip olabilmek için harcanan zaman, efor ve maddi olanaklara bakıldığında, şişmanlık konusunda çok fazla bir mesafe katedilmediği görülebilmektedir.

Şişman insanlar vücutlarında bulunan yağlardan kurtulmak için sihirli ilaçlar, metotlar aramakta, görsel, yazılı basından gördüğü reklamlarla bu yöntemleri uygulamaktadır. Şişmanlıktan kurtulmak için uygulanan bu yöntemler şöyle sıralanabilir:

1 - İlaç tedavileri

2 - Naylon eşofman

3 - Bölgesel egzersizler

4 - Elektrik stimulasyonu veren cihazlar

5 - Düşük kalorili diyetler

6 - Diuretik maddeler içeren gıda maddeleri (sıvı kaybı sağlayan)

7 - Tek tip gıda maddeleriyle beslenme.

Aslında bu yöntemlerin hepsi kilo vermenizi sağlamaktadır, ama birinci ve önemli amaç, vücuttaki yağ oranımızı dengelemek, yani vücutta bulunan yağ kitlesinden sağlıklı biçimde kurtulmaktır.

Yukarıda sayılan yöntemlerle istediğiniz kiloya inebilseniz dahi, vücudunuzun istediğiniz görüntüye ve sağlığa kavuşmasını sağlayamayabilirsiniz. Eskiden yağlı ama yine de sert kol ve bacaklarınız ölçü olarak biraz daha incelse de, vücudunuz o eski sertliğini yitirebilir, kas kitlesi azalacağı için uzuvlarınız yağların iyice belirginleştiği bir şekilde ortaya çıkabilir.

Bu yöntemlerle kilo veren insanlar daha sonra alacakları kilolarla vücutlarındaki yağ oranını daha da artıracak, böylece sağlığını iki misli tehlikeye sokmuş olacaktır. Kısacası bilinçsizce uygulanan bu geçici yöntemlerle, vücudumuz için çok gerekli kas kitlelerini kaybetme riski büyüktür. Kaslar yağları yakan fabrikalar olduğundan, amacın kas kütlesi yitirilmeden yağ kitlesinden kurtulmak olduğu unutulmamalıdır.

Şişmanlıktan kurtulmak için uyguladığınız katı diyetler ve uzun yürüyüşlerle, vücutta yakacağınız yağ sınırlı olacaktır.

Yağ yakmak için, metabolizmanın sağlıklı ve düzenli çalışmasını sağlayacak gıda maddelerinin dengeli olarak alınmasının yanında, kas - yağ oranına göre vücudu çalıştırma sistemi belirlenmeli, set ve tekrar sayıları kişinin fiziki ve fizyolojik yapısı gözönünde bulundurularak hazırlanmalıdır.

Kas çalışmalarının yanında mutlaka yürüme, koşma, bisiklet ve kürek çekme gibi aktivitelerden biri seçilerek, yaşa göre hesaplanacak nabız sayısında egzersiz yapılmalıdır. Ağırlık çalışmaları yapılmaksızın diyetle birlikte uygulanan uzun süreli yürüyüş, koşu vs. gibi aktiviteler ise, kas kitlesini küçültecek, böylece hem görüntü hem sağlık olarak bazal metabolizmayı olumsuz etkileyecektir. Bundan kurtulmak için ağırlık çalışmaları, yürüyüş, koşu, bisiklet türündeki çalışmalar, doğru beslenme programıyla birlikte yürütülmelidir. Bazal metabolizma vücuttaki kas kitlesinin azalıp çoğalmasına göre hızlanmakta veya azalmaktadır. Şişmanlık tedavisi için uygulanacak egzersiz programları bireye özgü hazırlanmalı, grup egzersizlerinde her katılımcının kendine özgü kilo, yağ oranı, cinsiyet, yaş, egzersiz yapıp yapmadığı, kondüsyon durumu, beslenme alışkanlığı gözönünde bulundurulamalıdır.

Kadınların uyguladıkları ağır diyet ve spor programlarının kısırlığa yol açabileceği belirtildi.

Kadınların son yıllarda uyguladıkları ağır diyet ve sporla bünyelerindeki yağ oranını tükenmeye yakın hale getirdikleri için hamile kalmakta zorlandıklarını belirten uzmanlar, kısırlığın gelecek yıllarda 2 katına çıkacağının tahmin edildiğini kaydediyor.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aşırı zayıflığın da aşırı şişmanlıkta olduğu gibi kısırlığa yol açabileceğini belirterek, kadınları, spor ve diyet yaparken aşırıya kaçmamaları konusunda uyardı.

Kadınların, son yıllarda uyguladığı ağır diyet ve spor programlarının bünyelerindeki yağ oranını tükenmeye yakın hale getirdiğini söyleyen Yaralı, bunun hormonları olumsuz yönde etkilediğini ve adet düzensizliklerine yol açtığını söyledi.

Özelikle diyete başladığınız zaman, tatlı gıdalara karşı duyulan özlemi bilirsiniz, insanda olağanüstü bir istek uyandırır. Bu isteği bastırmak için size beş öneride bulunacağım:

· Açlık hissini duyar duymaz hemen bir şeyler atıştırmaya kalkmayın ve on dakika bekleyiniz. Belki bu süre içinde ortaya çıkan o açlık arzusunun önüne geçmiş veya açlık durumunuz herhangi bir gıda almadan da azalmış olacaktır.

· Bu durumda hemen bir bardak su içiniz. Mideniz dolduğunda doyma refleksi sayesinde açlık hissinizi kandırmış olacaksınız. Mide dolduğu için açlığı daha iyi tolere edebilirsiniz.

· Yanınızda limon varsa bir dilim kesip suyunu içiniz.İçilen bir dilim limon suyu açlık hissini azaltacaktır.

· Büyük öğünler yerine daha sık aralıklarla az gıda yiyiniz. Doyma dorumu beyinde kontrol edilen bir merkez sayesinde yapılmaktadır. Ara öğünleri zevk alarak bekleyiniz.

· Açlık hissinden uzak durmanın diğer bir şekli ise hareket halinde olmaktır. Sadece kalorinin sınırlanması ile olan bir diyet uzun vadede başarılı olamaz. Onun için kalorinin sınırlanmasının yanı sıra aynı zamanda egzersiz yapmak ve hareket halinde olmak bir o kadar önemlidir.

Ramazan ayının gelmesiyle alıştığımız yeme düzeninde değişiklikler olur. Üç ana öğün ve ara öğünlerden oluşan beslenme düzenimizi iki veya tek öğüne indirir bu öğünlerde de çok çeşitli yiyecekleri fazla miktarda kısa süre içerisinde tüketiriz. Oysa yaklaşık 1213 saat boyunca dinlendirdiğimiz sindirim sistemimizde ve metabolizmamızda değişiklikler oluşmaktadır. Yanlış beslenme ile de sağlığımızı riske atabiliriz. Hızlı ve aşırı beslenme ani mide gerginliklerine, tansiyon yükselmesine, kan şekerinde artmaya neden olacaktır. Jinemed Sağlık Merkezleri Beslenme ve Diyet Uzmanı Suzan Elpe, Ramazanda oruç tutarken sağlık şekilde kilo vermenin püf noktalarını anlattı

Oruç tutarak kilo verilebilir mi?

Ramazanda oruç tutarak kilo verileceğine inanmak yanlış bir düşüncedir. Genellikle bu dönem, dikkat edilmezse kilo almayla bile sonuçlanabilir. Ancak daha önce zayıflama programına başlamış kişiler az ve sık yiyerek diyetlerine devam edebilirler. Bu dönemde kiloyu sabit tutmak bile hedeflenebilir

Oruç tutarken aynı zamanda kilo da vermek isteyenler ne önerirsiniz?

Öncelikle bu dönemde kilo vermek de amaçlanıyorsa mutlaka doktora ve diyetisyene başvurmak gerekiyor. Sağlık açısından her hangi bir risk söz konusu değilse kişiye özel bir diyet programı ile başlamamız gerekiyor. Herkesin boyu, kilosu, yaşı ve fiziksel aktivitesi birbirinden farklı olduğu için gün boyunca gereksinimleri de farklı olacaktır. Kalori, karbonhidrat, protein ve diğer gereksinimleri göz önüne alınarak az ve sık yeme sistemi ile ve hareketi arttırarak zayıflama sağlanabilir. Ancak bu dönem de kilonun sabit olarak tutulması, kilo almanın engellenmesi bile doğru bir yaklaşım olacaktır.

Oruç tutarken uzun süre aç kalmak vücutta ne gibi fiziksel etki yapar?

Uzun süren açlıkta kan şekerinde düşme meydana gelir. Özellikle iftar saatleri yaklaştıkça daha sıklıkla gözlemlediğimiz sinirlilik, ani öfke patlamaları, konsantrasyon bozukluğu, baş ağrısı, mide bulantısı, halsizlik gibi belirtilerin nedeni budur. Ayrıca vücut ısısı düşer, mide asidi artar ve vücudun su ihtiyacı çoğalır.

Uzun saatler yemek yenmemesin karşın oruç tutarken neden kilo alınır?

Uzun süre aç kalındığı için metabolizma hızı düşer ve kişinin hareket etme isteğinde azalma olur. Kan şekerindeki düşüş de yeme isteğini arttırır. Bütün bunlar kişinin kabızlığa ve kilo almaya yatkınlığını arttırır.

Oruç tutarken kilo almamak için ne yapılması gerekir?

Ramazan ayı boyunca beslenme programımızı metabolizma hızımızın düşeceği ve hareketimizde de normal zaman göre azalacağını göz önüne alarak düzenlememiz gerekir.

Oruç tutarken nasıl bir beslenme programı izlenmeli?

Öncelikle tek veya iki öğün şeklindeki alınan gıdaları üç veya dört öğüne yaymak gerekir. Çok çeşitli yemeği bir arada ve hızlıca tüketmek yerine iftarı çorba veya kahvaltılıklar ile açmak 12 saat sonra ana yemeğe geçmek en doğru olanıdır.

İftardan birkaç saat sonra yenilen menüde neler yer almalı?

Ana öğünde de ağır ve çok yağlı yiyecekler yerine kolay sindirilebilir az yağlı et, sebze veya etli sebze yemekleri, az yağlı yoğurtlar, cacık, salata tercih edilmeli. Yemekle birlikte geleneksel pidemize de az miktarda olmak koşulu ile yer verilebilir.

İftar sofrasının vazgeçilmez yiyeceği olan tatlıları ne ölçüde yemeliyiz?

Yemeklerden sonra yenen ağır tatlılar sindirim sisteminin yükünü daha da arttırırlar. Eğer isteniyorsa yemekten 12 saat kadar sonra sütlü tatlılar, güllaç, dondurma, meyvelerle yapılmış tatlılar yenilebilir. Ancak meyve en doğru seçim olacaktır.

Kabızlık sorununa karşı ne önerirsiniz?

Kabızlık bu dönemde en sık karşılaşılan problemlerden biri olduğu için beslenmemizde bulgur pilavı, kuru baklagiller, çavdar veya tam buğday ekmeği, lifli makarnalar, kabuklu meyveler, sebzeler gibi posa değeri yüksek besinleri sıkça yer vermek gerekmektedir. Hareketi tarttırmak ve su içmeyi de unutmamak gerekir tabi.

Oruç tutan kişilerin sıvı ihtiyacının yeterince karşılayamaması durumunda ne gibi sorunlar yaşanabilir?

Ramazan ayında ihmal edilmemesi gereken en önemli şeylerden biri de sıvı tüketimidir. Unutulmamalıdır ki günlük sıvı ihtiyacımız 22,5 litre kadardır. Bu ihtiyacımızı iftarla sahur arasına yaymamız gerekir. Yeteri kadar sıvı alınmadığında gün içinde tansiyon düşüşü olabilir. Kabızlığa yatkınlık artabilir.

İftar sonrası çay kahve içmek sakıncalı mı?

Çay kahve gibi uyarıcı içecekleri aşırı miktarda tüketmek doğru değildir. İstenirse suyun yanı sıra ayran, meyve suyu ve bitkisel çaylar içilebilir.

İftardan ne kadar zaman sonra yürüyüş ya da spor yapılabilir?

Ağır yemeklerden sonra yenilenleri yakmak için tok karnına koşmak yürüyüş yapmak ya da diğer sporları yapmak risklidir. Yemekten 2 saat sonra yürüyüş yapmak ise son derece faydalıdır.

Yatmadan önce yemek yiyerek, sahura kalkmadan oruç tutmanın metabolizmamıza bir zararı var mı?

Yatmadan önce yemek yeme ve sahura kalkmamak veya sahurda sadece su içmek yapılan en büyük yanlışlardan biridir. Açlık süresini böylece 1819 saat gibi uzun bir zamana çıkartmış oluruz ki bu da hipoglisemiye (şeker düşmesi) bağlı şikâyetlerin daha da belirgin olmasına sebep olur. Ayrıca uyku anında metabolizma hızı en düşük düzeyde olduğu için yediklerimizin çoğunu yağa dönüştürerek kilo artışına neden oluruz.

Sahur soframızda ne gibi gıdalar yer vermeliyiz?

Sahurda bizi uzun süre idare edebilecek glisemik indeksi düşük yani kolay kana karışmayan yiyecekler tercih edilmelidir. Şekerli gıdaların alımı ise hipoglisemiyi kolaylaştırır. Aşırı tuzlu gıdalar vücudun su ihtiyacını arttırır. Bu nedenle aşırı tuzlu ve şekerli gıdalar yerine süt, peynir, yumurta, posalı çorbalar (mercimek, sebze çorbası v.s.) meyve ve kepekli, çavdarlı ekmekler tercih edilmelidir. Su içmeyi de unutmamak gerekir.

Sahurdan sonra hemen yatmanın bir sakıncası var mı?

Sahurdan sonra hemen yatmak da doğru değildir. En az 1 saat kadar uyanık ve hareketli olmak gerekir. Sahurda ağız ve diş temizliği de önemli bir konudur. Gün boyunca ağızda mikroorganizmaların çoğalmasına bağlı olarak oluşan koku giderek artar. Onun için sabah mutlaka diş temizliği yapılmalı ve gün içinde de su ile ağız çalkalanmalıdır.

Kilosunu muhafaza etmek isteyenler için

Sahur

Menü 1: Az yağlı peynir, Yumurta, 5 adet zeytin, Domates, salatalık, Çavdar veya tam buğday ekmeği, Meyve

Menü 2: Çorba (Tarhana, Mercimek, Yayla veya sebze çorbası gibi), Domates, salatalık, biber, Tam buğday ekmeği, Meyve

Menü 3: Az yağlı Süt, Müsli, Meyve

İftar

Menü 1: Peynir, Zeyti, Hurma, Pide veya Çavdar ekmeği, Domates, salatalık, biber

Menü 2: Çorba, Az yağlı bol salata, Pide veya çavdar ekmeği

Ana Yemek

(iftardan 1,5 2 saat sonra)

Sebze yemeği, Az yağlı et, tavuk veya balık, Yoğurt, cacık veya ayran. Esmer ekmek veya az miktarda pilav-makarna

Ara öğün saat 22.00. Hafif bir tatlı veya meyve.Aralarda su, bitkisel çay, açık çay.

Diyet Menüsü

Not: Bu menü sağlıklı ve orta yapılı bir kişi için uygundur.

SAHUR: 1 su bardağı kadar az yağlı süt , 1 kibrit kutusu kadar az yağlı peynir

2 ince dilim esmer ekmek , Domates, salatalık, biber, 5 adet zeytin,1 porsiyon meyve, su

İFTAR: 1 kâse çorba, az yağlı bol salata,1 dilim esmer ekmek

12 SAAT SONRA: 120 gr. Et, tavuk, balık, 45 yemek kaşığı az yağlı sebze yemeği

Yağsız salata, 2 dilim ekmek veya 2 servis kaşığı bulgur pilavı

2 kaşık diyet yoğurt, bitkisel çay

2 SAAT SONRA: 2 porsiyon meyve, 1 avuç içi kadar fındık

Ramazanda kilo almamak için

1- Orucunuzu hafif bir kahvaltı ile açın, yemeğinizi iftardan 12 saat sonra yiyin

2- Bol sıvı tüketin

3- Bol hareket edin

4- Gece yatmadan önce yemek yemeyin, mutlaka sahura kalkın

5- Sahurda glisemik endeksi düşük gıdalar tüketin

CİLDE ZARARLI 7 YANLIŞ

Aynaya baktığınızda özellikle sabahları, yorgun, sararmış, kurumuş bir ciltle mi karşılaşıyorsunuz?
Peki neden cildiniz bu kadar kötü görünüyor? Zaman zaman hepimizin cildimize karşı işlediği ve bazen de alışkanlık haline dönüştürdüğü yedi yanlış vardır. cilt düşmanı alışkanlıklardan kaçınmak gerekir.
Peki nedir bu 7 yanlış;
1 . Sigara ve içki:
İkisi de vücudunuzu zehirler ve geriye pörsümüş sarkık bir cilt bırakır. Sigara ayrıca ağız kenarındaki çizgilerin derinleşmesini hızlandırır.
2. Yetersiz uyku:
Geç yatılmış bir gecenin izleri hemen grileşmiş yorgun görünümlü bir ciltle kendini ele verir. Eğer yeterli derecede uyuyamıyorsanız, bunu uyandığınızda kan dolaşımını sağlayacak hareketler ve yüzünüze soğuk su çarparak telafi etmeye çalışın. Uykusuzluğun yol açtığı çizgileri kapatmak için hafif bir nemlendirici sürün.
3. Makyaj Temizlemeden Yatmak:
Gözenekleri tıkayarak toksinlerin cilt yüzeyine çıkıp atılmasını önler. Göz makyajı silinmediği takdirde bir göz iltihabına neden olabilir.
4. Sivilcelerle Oynamak:
Deri dokularına zarar verir. Ayrıca enfeksiyonun çevreye yayılmasına neden olarak sorunu büyütür. Sivilcelerle hiçbir zaman oynamayın. Enfeksiyonlu bölgeye antiseptik merhem sürün.
5. Yüzü Ovmak ya da Aşırı Fırçalamak:
Yüzünüzdeki ölü deriyi temizlemek için satılan bazı toz ya da kremler deriniz için fazla kaba gelebilir. Cilt tipiniz ne olursa olsun yüzünüze daima nazik davranın.
6. Çok Sıcak Suyla Yıkamak:
Yıkanırken suyun kaynar derecede sıcak olmaması için önlem alın. Aşırı sıcak, cildi kurutur ve dokuları zedeler.
7. Yanlış Beslenme:
Sağlıksız besleniyorsanız deriyi koruyucu yaşamsal maddeleri alamıyorsunuz demektir. Ayrıca ultraviyole ışınlarından da uzak durun

Kalınbağırsak kanseri, 50 yaş sonrasının önemli sağlık sorunlarındandır.
Kolon kanseri, kansere bağlı ölümlerin 3-4üncü sırasında yer alır. Kolon kanserinde genetik eğilim çok önemlidir, ama genetik eğilimin etkisi yüzde 25i geçmez. Kalınbağırsak kanseriyle yaşam tarzınız, özellikle beslenme biçiminiz arasında yakın bir ilişki vardır. Mangal ve kebap keyfini abartmayın, kırmızı eti fazla tüketmeyin.
KOLON kanseri, kırmızı eti fazla tüketenlerde daha sık görülüyor. Bir günde 100 grdan fazla kırmızı et tüketmek tavsiye edilmiyor. Kırmızı etin fazlası, özellikle yoğun ateş veya kızgın kömürde kızartılanı, bağırsak kanseri riskini yükseltiyor. Kırmızı etin yapısında bulunan demirinin bağırsak hücrelerinde aşırı çoğalmaya yol açtığı deneysel olarak gösterilmiştir.
Kırmızı etle yapılan sucuk, sosis, salam gibi besinlerin de riski yükselttiği düşünülüyor. Bu besinlerde bulunan "nitrit"in kanserojen olabileceği ileri sürülüyor.
ETİ SEBZEYLE YİYİN
Kırmızı et ile birlikte yeşil sebzelerin daha fazla miktarda tüketilmesi halinde risk azalıyor. Yeşil sebzelerde bulunan klorofilin, antioksidan kapasitenin ve posanın koruyucu olabileceği belirtiliyor. Kırmızı eti tüketirken bol taze sebze yemenizde fayda var.
Kolon kanserine yakalanma olasılığını arttıran diğer bir beslenme yanlışı, fazla yağlı yiyeceklerdir. Yağdan zengin bir beslenme tarzı olanlarda, özellikle doymuş yağları (hayvansal yağlar) fazla kullananlarda kolon kanseri riski artıyor. Balık, ceviz, keten tohumu gibi omega-3 deposu besinlerin ise koruyucu etkisi var. Bu besinlerin bol olduğu bir beslenme planı riski azaltıyor.
TAHIL VE BAKLİYAT
Tahıl grubu besinler ve bakliyat da koruyucu etki gösteriyor. Sebzesi meyvesi bol, tahıl ve bakliyattan yana zengin bir beslenme tarzı olanların riski azalıyor. Bu besinlerde bolca bulunan folik asitin, antioksidan güçlerin, özellikle likopen ve selenyumun koruyucu etkisinden şüphe edilmiyor. Uzmanlar, likopen, selenyum, folik asit yanında günde 1 grdan fazla kalsiyum ve 400 IU kadar D vitamini tüketimi ile riskin daha da azaltılabileceğini belirtiyor.
ZENGİN POSA KORUR
Posadan zengin besinlerin koruyucu güçleri oldukça yüksektir. Suda eriyen veya erimeyen posalar kanserojen maddelerin bağırsak duvarıyla temasını önlüyor. Bol posalı bir beslenme tarzı bağırsakların boşaltılmasını kolaylaştırıyor.
Kolon kanserine yakalanmamak için yapabileceğiniz pek çok şey var. Özellikle riski yüksek biriyseniz kader deyip geçmemeli, yaşam tarzınıza özen göstermelisiniz. Kötü kaderin bilgiyle, ilgiyle değiştirilebileceğinden de, iyileştirilebileceğinden de şüphe etmemelisiniz.
RİSKİ YÜKSEK OLANLAR
Aile mirasında kolon kanseri bulunanlar
Daha önce kolon kanseri, meme, yumurtalık, rahim kanseri geçirenler
Kansere dönüşebilen bağırsak polipleri bulunanlar
Ülseratif kolit, Crohn hastalığı gibi bağırsak hastalığı olanlar
Elli yaşı geçenler
Fazla kilolu ve şişmanlar
Alkol ve sigarayı fazla tüketenler
Kırmızı eti, doymuş yağları, sosisi, salamı, sucuğu fazla yiyenler
Belirtileri neler
Karın ağrısı
Bağırsak alışkanlıklarında inatçı değişimler: Kabızlık, ishal
Kilo kaybı
Dışkıda kan
Elli yaş sonrası korunma planınız
Her yıl dışkıda gizli kan testi yaptırmayı,
Düzenli doktor muayenesinden geçmeyi,
3-5 yıllık aralarla endoskopik tetkik yaptırmayı (kolonoskopi, sigmoidoskopi),
Gerekirse radyolojik incelemelerden faydalanmayı ihmal etmeyin. Riski yüksek grupta yer alan biriyseniz bir gastroentroloji uzmanı ile işbirliği yapmaktan çekinmeyin.
Bol bol yürüyün
Egzersiz alışkanlığını sürdüren, aktif bir yaşam tarzı olanlarda kolon kanseri riski azalıyor. Düzenli egzersiz bağırsakların beslenmesini ve temizlenmesini kolaylaştırıyor, kilo kontrolüne yardımcı oluyor. Uzmanlar kilo fazlalığı sorunu olanlarda, sigara ve alkol kullananlarda riskin yükseldiğini belirtiyor.

Kalp ve beden sağlığının en büyük düşmanlarından biri kolesterol. Yüksek kolesterolün kontrol altına alınması ile yaşam süresini uzatmak ve kalp damar hastalıklarına bağlı ölümleri azaltmak mümkün.
Kolesterol yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir madde. Beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar ve karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunuyor. Vücut kolesterolü kullanarak kortizon ve seks hormonu gibi hormonları, D vitamini ve yağı sindiren safra asitlerinin yapımını sağlıyor. Tüm bu işlemler için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterli. Ancak kanda kolesterol düzeyinin yüksek olması, kalp krizi için çok önemli bir risk faktörü. Acıbadem Hastanesi Kadıköy İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Koptagel İlgün yüksel kolesterolün etkileriyle ilgili şunları söylüyor: "Kanda kolesterol yüksek bulununca bu yağ kıvamındaki madde tıpkı bir su borusunun pislik ve kireçlenmelerle tıkanıp suyun az akması gibi yıllar içinde yavaş yavaş damar duvarına birikir, kan damarları sertleşir, daralır hatta tıkanır." Etkileri
Kolesterolün yüksek olması sadece kalp sağlığını etkilemiyor. Beyni besleyen damarlarda tıkanma veya daralma, felç, konuşma bozukluğu, dengesiz yürüme ve bilinç kaybına sebep oluyor. Kısacası hangi organın damarında ise ona bağlı şikayetler görülüyor. Bununla birlikte sanılanın aksine kolesterol ile yüksek tansiyon arasında doğrudan bir ilişki yok. Prof. Dr. İlgün konuyla ilgili şunları söylüyor: "Kolesterol yüksekliği, yüksek tansiyona, yüksek tansiyonda kolesterol yüksekliğine yol açmaz. Ancak ikisi de kan damarlarının etkilenmesine sebep olur. Yüksek tansiyon damarlardaki kan basıncını artırarak yırtılmalara ve aşınmalara sebep olur, yüksek kolesterolde damar cidarına birikerek aşınma ve daralma yapar. Ama her ikisi de kan damarına birbirlerinin verdiği zararı artırırlar, ortaya çıkmasını kolaylaştırırlar." Yüksek kolesterolün beden sağlığı üzerindeki etkileri çok büyük olduğu için 20 yaş üzeri tüm yetişkinlerin kolesterol ölçümü yaptırması gerekiyor. Kolesterol 200 mg. altında ise normal kabul ediliyor. 200 - 239 arası sınırda yüksek; 240 mg. üstü ise yüksek kolesterol sınıfına giriyor.
Kolesterol yüksekliğinin nedenleri
Kolesterol düzeyinin yüksek ya da düşük olmasını birçok faktör belirliyor. Bu etkenlerden biri kalıtım. Vücudun yaptığı kolesterol miktarı kısmen genler tarafından belirleniyor ve yüksek kolesterol nesilden nesile geçiş gösterebiliyor. Bununla birlikte kolesterol düzeyini en çok etkileyen faktör yanlış beslenme alışkanlıkları. Yiyeceklerdeki iki besin grubu, kolesterol düzeyinin yükselmesine yol açıyor: Daha çok hayvansal besinlerde bulunan doymuş yağlar ve yalnızca hayvansal ürünlerle alınan kolesterol.

SAĞLIKLI BESLENME

Sağlıklı beslenme yeterli ve dengeli beslenmedir. Vücudumuzu oluşturan hücrelerin düzenli ve dengeli çalışması için besin öğelerinden yani yağlar, karbonhidratlar, proteinler, vitaminler ve minerallerden yeterli miktarda almalıyız. Vücudumuzun tüm besin maddelerine ihtiyacı vardır. Tek taraflı beslenmek yani sadece protein veya karbonhidratla beslenmek yanlıştır. Dengeli beslenerek vitaminler, mineraller ve lifler gibi önemli besin maddelerinden de almış oluruz.
Beslenme piramidi 5 ana besin grubunu içerir. Piramit en altta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken karbonhidratlarla başlar ve daha az tüketilmesi gereken gıdalara doğru gider. Bu besin grupları karbonhidratlar, mineraller, proteinler, yağ ve şekerdir. Beslenme piramidi gıdaların doğru seçimi için rehberiniz olmalıdır.
Karbonhidratlar: Alt grupta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken gıdalardır. Karbonhidratlar pirinç, bulgur, makarna gibi tahıllardır.
Mineraller:
Sağlıklı yaşam için gereklidir. Mineraller, (kalsiyum, bakır, iyot, demir, çinko vb.) sebze ve meyvelerde bulunur, hücre korunması ve sağlıklı diş, kemik, cilt yapısı için önemlidir. Mineraller ayrıca kalp ritmi, kan basıncı, vücuttaki sıvı dengesi gibi daha birçok düzenleyici fonksiyonlarda rol oynar.
Proteinler:
Vücudun en etkili kalori yakıcı bölümü olan kas dokusunu güçlendirmek açısından çok önemlidir. Protein ette, süt ürünlerinde ve daha az olarak hububat ürünlerinde bulunmaktadır.
Yağ-şeker:
Yağ ve şeker, çok az tüketilmesi gereken gıdalardır fakat A, D, E ve K vitaminleri gibi vücudumuz için önemli vitaminleri taşıma görevi yaptıklarından dolayı sağlığımız için yenilmesi de çok önemlidir. Sıvı ve katı yağlar, şeker ve tatlılar bu grupta yer alır.
Yemek yeme alışkanlığımız zihinsel ve bedensel faaliyetlerimizi etkileyen unsurlardan biridir. Sağlıksız beslenme düşünme ve kavrama yeteneğinin azalmasına ve hafıza kayıplarına neden olur. Günde 8 saat uyuduğunuz halde kendinizi yorgun hissediyor, bedensel, zihinsel faaliyetlerinizde çabuk yoruluyor, hafıza ve düşüncenizde azalma görüyorsanız mutlaka yemek yeme alışkanlığınızı gözden geçirin ve aşağıdaki önerilerimize bir göz atın.
Dengeli Beslenme Önerileri:
Doymamış yağ (tere yağ, kuyruk yağı) oranı yüksek besinleri daha az tüketin. Yeterli miktarda doymuş yağ (ay çiçek, mısırözü, soya, fındık, zeytin yağı) almaya dikkat edin. Yarım yağlı süt, yağsız yoğurt tüketin.Yağlı kırmızı et yerine yağsız et, kuru baklagiller (nohut, mercimek, fasulye gibi) balık ve tavuk tercih edin. Süt ve süt ürünleri de (yoğurt, peynir vb.) tüketilmeli fakat bunlarında az yağlı olmalarına dikkat edilmeli.Yemeklerinizi haşlama, fırında pişirme veya ızgarada pişirme yöntemleriyle pişirirseniz yemeğe eklenecek yağıda azaltmış olursunuz.
Aşırı şekerli gıdalardan kaçınmalı ve hatta çay, kahve gibi içecekler şekersiz içilmeli veya şeker miktarı azaltılmalıdır.
Gıdalardan aldığımız günlük tuz miktarı 6 gr.ı (bir tatlı kaşığı) geçmemelidir. Bu miktara yemeklerden, ekmekten, içeceklerden aldığımız tuz miktarı dahildir. Tuz tüketimi ile yüksek tansiyon arasında ilişki bulunmaktadır. Yüksek tansiyonu olanlar doktorlarının tavsiyesine göre ya hiç tuz kullanmamalı yada miktarını azaltmalıdır.
Güne kahvaltınızı yaparak başlayın. Gece boyu gıda alımı olmadığından beyninizin sabah kalkınca enerjiye ihtiyacı vardır. Daha sonra gıda alımınızı kahvaltıdan başlayarak gün içine yaymanız daha etkin kalori yakmanıza neden olur. Öğünlerinizi önceden belirleyiniz. Mümkünse yediklerinizi 3 ana öğün, 3ara öğüne bölün az ve sık beslenin. Bol su için, yiyecekleri iyice çiğneyin. Her yemek yediğinizde midenin 1/3ünü boş bırakın. Tam olarak dolu mide sağlığımızın zaman içinde bozulmasına ,erken yaşlanmaya neden olur.Midenizi katı gıdalarla doldurmayın .Katı gıdalarla dolu mide içeriğinin gerekli öz suyu her tarafa dengeli ulaştırması güçleşir ve sindirim zorlaşır. Düzenli yemek yiyenler daha dengeli ve sağlıklı beslenmekte ve ideal kilolarını korumaktadırlar.
Zihinsel faaliyetlerin gerektirdiği enerji kaynaklarının en önemlilerinden biride meyvelerdir. Beynin oksijen dışındaki tek enerjisi glikozdur. Glikoz meyvelerde hazır halde bulunur. Diğer gıdalarla alınan şeker midede yakılarak glikoza çevrilir. Bu nedenle meyveleri aç karnına yememeliyiz. Meyveler yemeklerden 30 dakika önce veya 3 saat sonra alınmalıdır. Mide doluyken alınan meyveler midede kalıp besin değeri kaybolup orada mayalanacağı için bütün sindirim sistemimizi yorar.
Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölür ve bir o kadarı da yenilenir. Ortalama 100 günde (beyin ve sinir hücreleri hariç) bütün vücudumuz yenilenir. Düzensiz kötü beslenme yenileme sistemini aksatır. Cildiniz canlılığını, tazeliğini kaybeder ve en önemlisi hastalıklara açık olursunuz. Yorgunluk, çabuk yorulma, baş ağrısı olabilir. Düşünce ve hafıza sistemi bulanıklaşır. Bu nedenlerden dolayı düzenli ve sağlıklı beslenmeye dikkat etmeli ve yemek için yaşamamalı sadece yaşamak için yemeli görüşünü benimsemeliyiz.
Kaynak : http://www.bilkent.edu.tr

HİPERTANSİYON NASIL ÖNLENİR

Hipertansiyonun gerçek bir sağlık düşmanı, tam bir "sessiz katil" olduğunu birçok kez yazdık. Hipertansiyon, kalp ve beyin krizi olasılığını artırır.
Böbrek, kalp ve görme yetmezliğine yol açar. Damar sertliğini hızlandırmada neredeyse kolesterol kadar etkilidir. Oluşturduğu sakatlıklar ve sorunlar yaşam kalitesini azaltır, sağlıklı yaşlanmaya engel olur. Ama yaşam tarzınızda yapacağınız ufak değişikliklerle bu "sessiz katil"i kendinizden uzak tutabilirsiniz.
HİPERTANSİYONLULARIN sayısı hızla artıyor. Bunun birçok nedeni var: Kilo fazlalığı, erişkin tipi şeker hastalığı, damar sertliği gibi sağlık sorunlarının yaygınlaşması ilk akla gelenler. Tuz tüketiminin artması, hareketsiz bir yaşam tarzının yaygınlaşması ve stres sorununun herkes için ön sıralarda yer alması, sigara ve alkol kullananların çoğalması da önemli etkenlerdir. Yaşam süresi uzadıkça ve bu sorunlar ön planda olmaya devam ettikçe hipertansiyon sorununun daha da yaygınlaşacağından hiç kuşkunuz olmasın. Yaşam tarzınızda yapacağınız doğru seçimler hipertansiyonlu biri olmanızı önleyebilir. Bu seçimler mevcut bir hipertansiyonun kontrol altına alınmasını da kolaylaştırır
BESİNLERE DİKKAT
Araştırmalar, beslenme, aktivite ve stres yönetiminde yapılabilecek ciddi değişimlerin hipertansiyon sıklığını düşürebileceğini gösteriyor. Kilo verenlerde hipertansiyonun kontrol altına alınması kolaylaşıyor. Bazen ilaç kullanmaya bile gerek kalmıyor. Özellikle tuzu ve doymuş yağları azaltılmış, posa, potasyum ve magnezyum içeriği arttırılmış düşük kalorili bir beslenme planının çok etkili olduğu biliniyor. Yiyeceklerinize tuz eklemeyerek, yüksek sodyum içeren besinleri (sucuk, pastırma, sosis, cips, konserve et, turşu), içecekleri (meyve suyu konsantreleri, sodalar) azaltarak, Çin mutfağından mümkün olduğunca uzak kalarak işe başlamanızda yarar var. Sert peynirlerin, hazır sosların ciddi birer tuz kaynağı olduğunu unutmayın. Diyetinizdeki toplam yağ miktarını özellikle doymuş yağları (margarinler, tereyağı ve diğer hayvansal yağlar) azaltmanız, tuzu azaltmak kadar etkili bir önlemdir.
SİGARA VE ALKOL
Sigara ve alkol kullanımı hipertansiyonu davet eden kötü alışkanlıklardır. Sigara içmek tek başına yüksek tansiyonun bir nedeni değildir. Ama hipertansiyon ile ilişkili riskleri arttırmaktadır. Sigara içen bir hipertansiyonlu iseniz, kalp krizi ve felç geçirme riskiniz daha da artar. Alkol özellikle erkeklerde hipertansiyon ile mücadeleyi güçleştiren bir maddedir. Bir-iki ölçüden fazla alkol tüketimi her zaman için tehlikelidir. Aşırı alkol tüketimi hipertansiyonu davet eder, mevcut bir hipertansiyonun kontrol altına alınmasını güçleştirir.
YOĞUN STRESE DİKKAT
Yoğun stres altında çalışan, öfke ve kızgınlıklarını kontrol altına alamayanlarda hipertansiyonun ortaya çıkması daha kolaydır. Stres mevcut bir hipertansiyonun tedavisini de güçleştirir. Aceleci, zamana karşı yarışan, çabuk öfkelenen, kızan, parlayan biri iseniz işiniz zordur. Gevşeme eğitimi alanlarda, stres yönetimini öğrenenlerde veya stresten uzak bir yaşam sürebilenlerde hipertansiyon sorunu ile mücadele kolaylaşmaktadır. Bizim gözlemlerimiz sinir, korku, öfke ve endişe duygularını yoğun yaşayanlarda hipertansiyonun sık görüldüğü ve zor kontrol edilebildiği yönündedir.
Hipertansiyon sorunundan korunmak veya hipertansiyonu daha kolay kontrol altına almak istiyorsanız yaşam tarzı değişikliklerinin önemli olduğunu lütfen unutmayın. Hipertansiyon ile yaşamanın sadece ilaçları düzenli kullanmaktan ibaret olmadığını daima hatırlayın. Müthiş bir hızla yayılan bu sorunla mücadele etmek istiyorsanız her şeyden önce nasıl yaşadığınıza şöyle bir göz atın!
EGZERSİZ KAN BASINCINI DÜŞÜRÜYOR
Beslenme önlemlerini düzenli ve ılımlı bir egzersiz programı ile birleştirenlerde hipertansiyonu düşürme şansı artar. Haftada dört-beş kez kırk dakika ve üzerinde aerobik egzersiz yapanlarda kan basıncının yükselme olasılığı düşer, yüksek kan basıncını düşürmek kolaylaşır. Yürümek veya yüzmek en çok önerilen aerobik egzersizlerdir. Eğer elli yaş ve üzerindeyseniz yürüyüş programına başlamadan önce doktorunuzla görüşmeniz gerekiyor.
BİR ÖNERİ
Günde 2 muz yiyin
Kan basıncını daha kolay kontrol altına almak istiyorsanız daha çok potasyum tüketmenizde yarar var. Muz potasyum içeriği en yüksek yiyeceklerden biridir. Sabah kahvaltıda ve ikindi ara öğününde tüketeceğiniz birer adet muz size sadece ihtiyacınız olan potasyumu değil, magnezyum, C, A ve B6 vitaminleri gibi çok önemli besin unsurlarını da kazandıracaktır. Muzun doğal bir ruhsal enerji kaynağı olan triptofan isimli aminoasitten de zengin olduğu bilinmektedir. Eğer hipertansiyonlu biriyseniz sebze ve meyve tüketim istihkakınızın bir bölümünü muza ayırmanızda fayda var. Potasyum zengini diğer besinlerin portakal ve greyfurt suyu, şeftali, kayısı, patates, ıspanak olduğunu hatırlatalım.

YÜRÜMEK DOĞAL İLAÇ

Hastalarıma reçeteli ilaçlardan daha sık önerdiğim "doğal, ucuz ve müthiş etkili" bir yöntem var: Yürümek.
Düzenli yürüme alışkanlığı olanların daha sağlıklı, uzun, sorunsuz ve kalitesi yüksek bir yaşam sürdüklerinden hiç kuşku duymuyorum. Ben de haftanın en az 4-5 günü 35 dakikadan daha uzun bir süre yürüyorum.
İyi planlanmış bir yürüme programı kan basıncını düzenliyor, şeker, kolesterol ve trigliseriti dengeliyor. Yürüme alışkanlığı edindikten sonra tansiyon ve şeker ilaçlarını azaltan (hatta bırakan) hastalarımın sayıları oldukça fazla. Yürümenin sağlık yararlarını daha önce de yazdım ama tekrarlamakta fayda var.
DEPRESYONA İYİ GELİR
Yürümek sadece stresi azaltmıyor, depresyonu önlüyor veya mevcutsa hafifletiyor. Düzenli yürüyenlerin daha sakin ve huzurlu bir ruhsal yapısı olduğu biliniyor. Yürümek, telaşı ve öfkeyi azaltıyor, sakinleştiriyor. Kısacası sadece kalbinize ya da kaslarınıza değil, beyninize de egzersiz yaptırıyor.
BELLEK SORUNU AZALIR
Düzenli yürüme alışkanlığı olanlarda Alzheimer ve diğer nedenlere bağlı bellek sorunları daha seyrek görülüyor. Yeni başlayan bellek sorunlarında her gün yapılan hafif yürüyüşler sorunun ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Düzenli yürüyüş alışkanlığı olanların uyku sorunu ve uyku bölünmeleri azalıyor, uyku kaliteleri artıyor.
KALP KRİZİ VE KANSER
Düzenli yürüme alışkanlığının en önemli yararı kalp krizi riskini azaltmasıdır. Yürümenin kolesterol, şeker, kan basıncı yüksekliğine iyi geldiği hatırlanırsa, öfkeyi, hiddeti, stresi, depresyonu, telaşı azalttığı dikkate alınırsa bu beklenen bir sonuçtur. Düzenli yürüyüş alışkanlığı olanların özellikle hormonlarla ilişkili olduğu düşünülen kanserlere yakalanma şanssızlıkları azalıyor. Bu insanlarda meme, rahim-yumurtalık, prostat ve kalın bağırsak kanserleri daha az görülüyor.
CİNSELLİK İYİLEŞİR
Düzenli yürüme alışkanlığı güçlü ve aktif biri olmanızı sağlar. Enerji düzeyinizi yükseltir. Mutluluk ve huzur hissini destekler. Düzenli yürüyenlerin bir süre sonra daha sakin, telaşsız, kararlı, güvenli, hoşgörülü ve endişesiz insanlar haline geldikleri bilinmektedir. Yürümek, cinsel hayatı da ruhsal ve bedensel yönden destekler. Düzenli yürüyenlerde libido (cinsel ilişki kurma isteği) ve potens (cinsel aktiviteyi sürdürebilme yeteneği) güçlenir. Düzenli yürüme alışkanlığını sürdürenlerde seksenli yaşlarda bile kaliteli seks yapabilme yeteneği sürpriz değildir.
SOLUNUM KAPASİTESİ
Yürümek solunum kapasitesini arttırmakta, solunum sistemini güçlendirmektedir. Yürüyen insanların doku ve hücreleri daha çok oksijen kazanır. Bunlarda kabızlık, gaz, hazımsızlık gibi sindirim sistemi sorunlarına seyrek rastlanır.
Sağlığınızı korumak ve geliştirmek istiyorsanız bu etkili ilaçtan lütfen siz de yararlanın. Sağlık sorunlarının çoğunu önleyen, önemli bir kısmını hafifleten veya iyileştiren bu doğal ilacın yan etkisi yoktur. Onu her yerde ve her zaman bulabilirsiniz. Kullanımı çok kolay, kullandıktan sonraki etkisi ferahlatıcı ve güç vericidir. Uygulaması özel bir eğitim gerektirmez. Her yaşa, her cinse, her keseye uygun olan bu ilaçtan herkesin yaralanmasında fayda var.
En İyi Kilo kontrolü
Düzenli yürüyerek sağlıklı kilonuzu daha kolay korursunuz. Fazla kilolarınızdan zorlanmadan kurtulursunuz. Yeni bir çalışmada, karın, göbek ve kalça çevresinde biriken yağları eritmede etkin yürüme egzersizlerinin diyet yapmaktan daha iyi sonuç verdiği gösterildi. Melborne (Avustralya) Üniversitesinde yapılan bu çalışmada yürüme ve diyet ikilisinin beraber uygulanması halinde ise en mükemmel sonucun alındığı belirtildi.
BUNLARI UNUTMAYIN
Araştırmalar yürümeye her yaşta başlanabileceğini gösteriyor. Eğer çok yaşlı, diyabeti, hipertansiyonu, kalp-damar hastalığı veya artriti olan biriyseniz, fazla kilolu veya obezseniz yürümeye başlamadan önce doktorunuzla konuşmalısınız.
Yürürken incinme ve travmadan korunmaya, hava ve gürültü kirliliğinden uzak durmaya, trafik güvenliğini ciddiye almaya özen göstermelisiniz.
Asla nefes nefese kalmamalı, fazla yorulmamalı, tıkanmamalısınız. Nefes zorluğu, çarpıntı veya göğüs ağrısı hissedince durup dinlenmelisiniz. Bu gibi sorunlar tekrarlarsa yürümeye ara vermeli, doktorunuzla görüşmelisiniz.
Yürüyüş yaparken yol arkadaşınızla rahatça konuşabilmelisiniz. Sizi telefonla arayanlara rahatça yanıt vermelisiniz. Bu konuşma testi yürüyüş veriminizin basit ama etkili bir göstergesidir.
Hedef kalp hızınızı belirlemek için (220-yaş) x %60-80 formülünden yararlanabilirsiniz. Yeni başlayanlar için nabız hızının dakikada yüzde 60ın altına düşmemesi, yüzde 80i geçmemesi öneriliyor.
(Not: 220den yaşınızı çıkarmalı, bulduğunuz rakamın yüzde 60nı bir dakikadaki hedef kalp hızınızın alt değeri olarak kabul etmelisiniz. Eğer orta yaş ve sonrasındaysanız, hedef kalp hızınız yüzde 80i geçmemelidir.)
Sağlıklı Bir Yaşam, Zinde Bir Beden İçin
Bağışıklık Sisteminizi Destekleyin.
Vücudumuz farklı enfeksiyon ve toksik ajanlarla savaşmak için bağışıklık sistemine sahiptir. Sağlıklı bir bağışıklık sistemi kendimizi iyi hissetmemizi, iyi görünmemizi ve enerjimizi daha iyi kullanmamızı sağlar. Bizi enfeksiyonlardan, kanserden ve çevresel zararlardan korur, yanık ya da ameliyat sonrası iyileşmeyi çabuklaştırır.
Bağışıklı sistemimizi zayıflatan faktörlerden kaçınmaya çalışmak örneğin bizi strese sokan faktörlerden olabildiğince uzakta kalmak, hayata ve olaylara pozitif bir bakış açısıyla yaklaşmak, alkol ve sigara tüketiminden uzak kalmak, dengeli ve düzenli beslenmek, düzenli spor yapmak bağışıklık sistemimize verebileceğimiz destekler arasındadır. Ama zaman zaman bu destekler de yetersiz kalır ve dışardan bağışıklık sistemimizi güçlendirici yardımlar (takviyeler) da almak durumunda kalabiliriz.
Bağışıklık sisteminin dengelenmesinde sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme önemli bir yer tutar. Yiyecekler yendikten sonra vücuda enerji vermek için oksijenle yanarlar, yanma sırasında zararlı maddeler olan serbest radikaller oluşur. Çoğalan serbest radikaller, vücudun tüm hücre ve organlarına zarar vermeye başlarlar. Serbest radikallerden tamamen uzak kalabilmek olanaksızdır. Böcek öldürücüler, endüstride kullanılan kimyasal maddeler, işlenmiş gıdalar, sigara dumanı, güneşin zararlı U.V ışınları veya alkolün vücuda girmesi, stres vücudumuzda serbest radikallerin açığa çıkmasına neden olur.
Bunun dışında çevredeki hava kirliliği, ultraviyole ışınları, radyasyon, egzos gazları, sigarı dumanı v.b. gibi bir çok faktör hücrelerimizi etkileyerek serbest radikalleri çoğaltır. Vücutta serbest radikallerin çoğalması kalp hastalığı, kanser, katarakt ve yaşlanma gibi sağlık sorunlarını daha çabuk ortaya çıkarır. Bu zararlı etkilerden kurtulmak için vücudumuz serbest radikallere karşı savunma mekanizması geliştirir. Vücutta üretilen bazı enzimler, serbest radikallerden kurtulmamızı sağlar, yanmayı (oksitlenmeyi) önleyen anti-oksidan maddeler enzim miktarını artırır ve böylece savunma mekanizması güçlenir.
Anti-oksidanların en önemlileri C ve E vitamini, beta-karoten, selenyum, bazı protein bileşikleri, isoflavonlardır. Bu anti-oksidanları içeren besinleri günlük beslenmemiz içerisinde bol miktarda tüketmeliyiz.
Anti-oksidanlar dışında bazı besin maddelerini günlük beslenmemize eklememiz bağışıklık sistemini güçlendirici etki yapacaktır. Omega 3 yağ asitleri adı verilen ve balıkta bolca bulunan yağ asitleri ve proteinli gıdalardan aldığımız arginin amino asidi, bağışıklık sistemimiz için önemli besin kaynaklarıdır. Bağışıklık sistemimizi güçlendirecek gıdalar arasında beta-glukan, echinacea, probiyotikler, izozomlar ve yeşil çay gibi doğal maddeler de yer alır.
Beta-glukan ekmek mayası hücre duvarından elde edilen, bağışıklık sistemini güçlendiren tamamen doğal bir maddedir. Bağışıklık cevabını artırarak vücut savunma hücrelerinin patojenleri daha etkili şekilde yok etmesini sağlar ve sıklıkla hastalıkları önler. Kişinin kendini daha sağlıklı hissetmesini sağlar. Aynı zamanda cildin yaşlanmasını geciktirir ve kolesterol düzeyini düşürür. Stres gibi bağışıklık sistemini zayıflatan faktörlere karşı vücut direncini artırır. Sık enfeksiyon geçiren kişilerde de vücudun hastalıkla mücadelesini kolaylaştırır. Echinacea doktorlar tarafından çok eski tarihlerden bu yana soğuk algınlığı tedavisinde kullanılır. Doktor kontrolü ile kullanılması gerekir.
Her erişkin sağlam ve işler halde bir bağışıklık sistemine sahiptir. Ancak sık hastalanma, çevre koşullarının uygun olmaması, stres, aşırı yorgunluk, uykusuzluk, kötü ve yetersiz beslenme, sigara ve alkol kullanımı, aşırı egzersiz gibi etkenler bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur. Bronzlaşmış bir deride U.V ışınları; Langerhans hücrelerinin yok olmasına dolayısıyla bağışıklık sisteminin baskılanmasına sebeb olur. Dolayısıyla deri kanseri ve enfeksiyon sıklığında bir artış gözlemlenir.
Güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmanın en iyi yolu sağlıklı bir yaşam tarzıdır. Besin öğelerinin organizmaya yeterli ve dengeli miktarda sunulması, kilo kontrolü için düzenli ve ağır olmayan kişiye özel bir egzersiz programı, sağlıklı ruh hali içinse düzenlenmiş sosyal yaşam ve kontrol edilebilen stres her birey için sağlığa giden yoldur.