Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

temptation

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

temptation tarafından gönderilen her şey

  1. hiçbir bahar gözlerin kadar yeşil değildi ve hiçbir mevsim senin kadar beklenmedi uzak değildi hiçbir mesafe ellerimiz gibi dolunayda gözlerinin izinden bulurdum seni hiçbir gece hasretin kadar karanlık değildi ve hiçbir gün doğuşu senin kadar özlenmedi sahipsiz değildi hiçbir mezar yüreğimiz gibi yağmurlarda tenin kokusundan bulurdum seni hiçbir kar tanesi sevdam kadar beyaz değildi ve hiçbir lodos senin kadar istenmedi büyülü değildi hiçbir yakamoz aşkımız gibi buhranlarda ruhumun sancısından bulurdum seni Abdullah Abalı
  2. çocuk parklarında efsunlu yıldızlar dolaşır yetişkin gecelerde ellerinde yakamozdan pamuk şekerleriyle ışık ışık gülücük saçarlar kararmış umutlarıyla sevdiğini düşünen biçare gönüllere. Abdullah Abalı
  3. Dolunayda seni gördüm ansızın. Gözlerinde anlık tebessumler vardı, İzledim dakikalarca bebeğimi. Yüreğimin derinlerinde hissettim aşkımı ve sana olan olan sevgimi. Hayatımın her anında seni hissedecek kadar sevdiğimi söyleyecektim, Ama sen yoktun.. Sonra hayaller kurmaya başladım ve başrollerde sen. Ay ışığı olup saçlarına vurmak istedim, Ve kıskandım ay ışığından seni. İsmini yazdım defalarca kağıtlara en süslü yazılarımla. Sonra uyumak istedim seni rüyamda görebilme umuduyla. Ama uyutmadı özlemin içimi yakan hasretin. Gece olup seni sarmak istedim ve seni saran geceye imrendim. Sonra kalbimi çizdim gecenin üzerine ve en parlak yıldızlarla. Gösterecektim Esrama, Ama sen yoktun.. Yıldızlar küsmeden bakarsan geceye emin ol göreceksin. Ve gece gunduze dönünce dönünce Sende bana geleceksin.. RAMAZAN KOCAOĞLU
  4. Buralar,eski buralar değil usta! Baharları katledilmiş, Faili meçhul kayıtlarında. Yaz uğramamış, Bahçelerde menekşeler yok, Pencerelerde sardunyalar açmamış, Çiğdem dağlara küskün. Ben mi? Bilirsin karı,ayazı sevmem. Hele donmuş suratları hiç. Bir biçare yalnızlıktayım, Kuş uğramaz ağaç misali. Oysa nasıl koşmuştum usta! Işığa koşan pervaneler gibi. Şimdi buza kesmiş ayazlarda yanmaktayım. Dönüşlerim,kurşunlatılmış Alacakaranlık infazında. Kaçışın yolları mayınlı. Çıkmazdayım be usta çıkmazda. Faruk TEKİN
  5. Bir tek yalnızlığımız kaldı, Kızgın güneş altındaki yaşlılığımızın, Darmadağın gölgesinde. Bir de titrek ve anlamsız sözlerimiz. Sırtımıza hançeri vuranları tanıyorduk Ama faili meçhul cinayetlerin Maktulü gibi görünmeyi yeğledik. Dostlarımızdı diyecek değildik ya! Bu yüzden gidişlerimiz olmadı hiç, Bundandır kaçışlarla tanışıklığımız. Kök salamayışımız, Sohbetimize kurşun sıkılması bundan. Faruk TEKİN
  6. Üzerine sünger çekilmiş sevdalarıma inat, Demli bir çay gibi geldin, Yorgun hayatımın ortasına. Bir hoşçakal zamanında. Ama olsun yinede, Bir parmaklık bal tadındaydın. Gönlümün kırık telinin, Bitmemiş bestesi gibi. Hikayelerini anlat bundan böyle, Yıldız saydığım gecelere. Tazece bir öpücük yolla, O zaman, ben de güleceğim. Derince bir nefes al, Şu içime sindiremediğim dünyadan. Gözlerinde demlensin zaman,ağırdan. Bu defa sevinçten olsun, Kahveden dökülen inciler. Usulca deyiver, Yıdızlı gökler merhaba. Gül dalı,martı çığlığı, Ve Akdeniz´in ılık mavi tuzu, Merhaba... Faruk TEKİN
  7. Aydınlığa öfkedir karanlık, kinin ve ölümün rengidir. Kusar ve kutsar ölümü, yaşanılacak günlere karşı. Halbuki ölüm, nasıl olsa gelecek, önemli olan, aydınlıkta insan gibi yaşamak... Aşka düşmandır karanlık, bıçak gibi keser, gecenin aydınlığını. Zemheri olur, dondurur sevgiyi, biter sıcak yataklarda aşk... Korkuyla beslenir karanlık, korkar...korku salar... Çarmıha gerer aydınlığı Filistin askılarında, Manyetonun kablosunda büyür korku, kadın ve erkek uzuvlarında; canhıraş acıların replikleriyle dolu, işkence odalarında... Karanlık kindir, Sevdaya karşı; Gündüzün aydınlığını yırtar, Kanatır boydan boya sevgiyi, Kirli, keskin ve uzun tırnaklarıyla... Namussuzca kurulan tuzaklarda, Kahpe faklarında gizlidir, Karanlığın kirli ve onursuz eli. Mertliğe, dostluğa, sevgiye düşman, Yüzü kara, gözü kara, beyni kara... Necat İltaş
  8. Sevinci arıyor ve buldukça yavrusuyla suya inmiş suna gibi coşuyorsa da sevdadan sevdaya koşarken insan sonuçta acıdır yöneten aşkı... Gök ve toprak arasındaki boşluğun gizemli sesini topluyor düşlerimize içimizdeki mıknatıslar istesek de unutamadığımız kimi anılar ya da bir türlü ulaşılmayan arzularımız onların tığlarıyla örüyor ömrümüzü; aynı yürekte aynı gece tutkunun ve nefretin anlık çırpınışları cesaret ve korkunun izinde oynaşıyor erinç ya da keder aynı yürekte aynı gece dönüşsüz hızıyla yarışıyor zamanın; kınsız, duraksız geçiyor dakikalar gün bekletmeden doğuyor; nazlanan kendini nazıyla oyalarken öpülenin, koçulanın hazzıyla pırıltılı alarıp, tanyerinde şavkıyor ışık; sevinç duyulduğunca harlı acı solunduğunca azgın ve aşk - ki tanrısı da, kulu da insan - ateşten ve dumandan yavruluyor onları; ilk öpüşün tadından kaynayan pınar sonsuzluk duygusuyla akıyorsa da sonuçta acıdır yöneten aşkı... Dağların da bir ruhu var rüzgârın da; gurur, özgüven ve sadakat sınıyor kendini yıldızlarla, alnında dorukların; ister bahar tütsün ömrün telinde, ister güz kanatları kıpır kıpır esen seher yelleri durmaksızın uçarı, durmaksızın tutuşkan; çığlar ya da uçurum, kökler ya da tomurcuk neyin ruhu çınlarsa çınlasın sinesinde insanın sonuçta acıdır yöneten aşkı... Doğuyor ve ölüyoruz göğün ve toprağın bir toplamı olarak sonsuzluk sadece düşteki ışıltımız ve sadece sevdayla varılmış sevinçte balkıyor hayat duyulan - ki kolları da olsa dallarınca ormanın yar koynunda bal süzene az gelir - onun yankısı fakat yarasını yarayla saranda ancak sesini bulan söylenmiş söylenecek bütün şarkılarıyla sonuçta acıdır yöneten aşkı. Nihat BEHRAM
  9. Akıllara sığmaz Egenin suları gibi Parlak Masmavi Erguvan bakan Gözlerin Zamanı aşar seni yaşamak, beni aşar. Güzelliğin; Soğuk bir kış günü açan asi kardelen? Duruşunda pek çok zarafet saklı Gerisi cabası zaten? Renkler kıskanır seni Sular kıskanır Sana özenir tabiat Bilirim ki Her giz sende saklanır? Zamanı aşar seni yaşamak, beni aşar? Yasak olsa da Çocukça gülüşünde, Erguvan bakışlarında Hep aklım kalır? Gün, yirmi dörde değil Bölünür binlere Aklım sana gider gelir Sende volta atar Senle başlar sözcükler Senle biter Velhasıl Kalbim sende aldanır? Zamanı aşar seni yaşamak, beni aşar? Günler geçer; Sen gidersen buralardan Bakmazsa artık erguvan gözlerin Görmezse gözlerim seni Alıp gidersin aklımı Geride bir beden kalır Ve beni aşar seni yaşamak Zamanı aşar. Metin Çeçen
  10. Sen gökyüzünde yıldız, ben yeryüzünde bir nokta, Sana kavuşma imkanım asla ve asla olmasa da, Ne çıkar, kölen olsam senin aşk kapılarında Kahverengi gözlerin değer bu yangınlara. Varsın dayanmasın yüreğim bu atışlara, Varsın yansın yüreğim senin yangınlarında. Ben razıyım sende yanmaya, kavrulmaya Kahverengi gözlerin değer bu yangınlara. Gözlerin gözlerimi her yakaladığında Cennete bürünür yeryüzü bakışlarınla. Bin kadeh zehir sun istersen dudaklarınla Kahverengi gözlerin değer bu yangınlara. İdam sehpasını kursan da gönül divanıma Suç benim, seni sevmek en büyük suçsa. Günahı da, sevabı da benim boynuma Kahverengi gözlerin değer bu yangınlara. Bin kez asılsam da darağaçlarında Zulmün bir başka güzel, eziyetin bir başka Cehennemde de yanarım senin aşkınla Kahverengi gözlerin değer bu yangınlara. Gülsen Yüksel
  11. her zaman görmezden gelsen de beni, saklasan da, yüzündeki tebessümünü gözlerin ele verir, bana olan sevgini gözlerine el koydum, haberin olsun. bir gün geleceksin, sen neticede ben de sevdim diyeceksin, günün birinde. beklerim sabırla, hem sükunetle yüreğine el koydum, haberin olsun. sitemkârım sayende, doldum yine zalimsin sen, döndürdün beni deliye. yalvaracaksın diz çöküp, elbet önümde sevdana el koydum, haberin olsun. Gülşen YÜKSEL
  12. bir gün sessizce gidersem sessiz sedasız seni terk edersem meraklanma bensizsen ben değil, ölümüm terk eder seni. rüzgar kokumu getirir sana hatırlatır beni şarkılarsa saklanmadım! sakın arama ben değil, ölümüm terk eder seni. yağan yağmurda tenin ıslanınca fırlama sokaklara, ben geldim sanma gözlerimi mi gördün, rüya aldanma ben değil, ölümüm terk eder seni. içlenme, telaşlanma, ağlama ölüyorum diye feryadımı duyurmayacağım sana. ismimizi kazıdım Başkent'in tüm ağaçlarına ben değil, ölümüm terk eder seni. ben değil ölümüm terk eder seni. Gülşen YÜKSEL
  13. pişmanım der gibi gözlerin bakar yeminliyim bekleme, dönemem yar. öyle kırdın ki, onulmaz yaralar etme bulma dünyası, sıra sende yar. konuşmak isterken, susulur mu? sarsam diyen kollar, boş bırakılır mı? kaç yıl bekler bu gönül bir selamını? etme bulma dünyası, sıra sende yar. geçti artık, ellerim uzanmaz sana gelemem artık, bu son elveda. kendi düşen ağlamazmış, bakmam göz yaşına etme bulma dünyası, sıra sende yar. Gülşen YÜKSEL
  14. çehresini devirmiş yine o yar bir tek kelime etmedim, dillerim lal. kavuşamamak onu da mı yıkar yoksa onun da bana, yürek yangını mı var? gel diyemem, içimde volkanlar patlar canımı asılı kalır, gelemem sana yar. dilim susar, yüreğimde korkunç yangınlar yoksa benim de ona, yürek yangınım mı var? uzaktan uzağa bakarak geçti yıllar yıllar yılı gönlümüzde bir kor yanar. ne sen terk ettin, ne de ben ey yar! yoksa bu iki gönlün birbirine yangını mı var? Gülşen YÜKSEL
  15. Yaktığın zaman alev saçlarımı, Duyduğun zaman sensizliğe haykırışlarımı Yalvarırım, mühürleme dudaklarımı Sana yanıyorum ben, itirafım say. Kelebekler olup, konacaksın dudaklarıma Rüzgar olup, dolanacaksın kollarıma. Sen istediğin kadar kaç saklan uzaklara Sana bitiyorum ben, itirafım say. Ömrüm yettiğince koşacağım peşinden Biliyorum, öleceğim bir gün derdinden Vakit geç olacak, ben de seviyorum derken Seni seviyorum ben, itirafım say. Gülşen YÜKSEL
  16. Dilsiz sevdim seni, Ruhumun fırtınalı bir akşamında 'Seni seviyorum' diye dudaklarım haykıramadı. Gözlerimle sevdim seni Seni her gördüğümde, Bacaklarım, sesim titrediğinde, 'Seni seviyorum' diye gözlerim söyledi. Diyemedim! Aşkının sarhoşluğu başıma vurduğunda Çekip kolundan seni yakaladığım bir anda 'Sana aşığım', 'sana yandım' diyemedim. Diyemedim ki! Vazgeçilmezimsin, senden vazgeçemedim. ...ve işte sevgili! Yıllar yıllara eklendi Dilimden ismin bir an düşmedi Gözlerim seni görmediği an yine delirdi. Gözlerimle sevdim seni, gözlerimle sevdim seni. Gülsen Yüksel
  17. gözlerin yok gözlerin görünmez ki! güneş yakar tenimi ...ve hasretin yakar içimi. güneşe inat, sonbahara yüz tutmuş ağaçlar kahverengi. ...ve bilmem saçlarının rengini. ille de gözlerin, ille de gözlerinin rengi. hani diyorum, görmek için gözlerini yağmurları mı beklemeli? ...ve güneş bana inat, kaplar masmavi gözyüzünü. mevsim, sonbahar mevsimi, halbuki şimşekler inletmeli yeri göğü. ...ve yağmurlar sırılsıklam, ıslatmalı tenimi. ...ve sırılsıklamken, eritmeli gözlerin beni. haydi! yağmurlar yağsın artık daha çok bekleyemem ki! anlasana! ... görmek istiyorum 'sevdadan sonraki yaprağın rengi gözlerini.' Gülsen Yüksel
  18. kar yağsa adını harf, harf yazsam buğulu camlara. ...ve harflerin arasından düşlesem seni, doyasıya. sen de hissedip aynı anda, aynı dakikada 'seni seviyorum' diye yazsan camlara. hiç gelemedik bir araya buluşsak diyorum, hiç olmazsa yağan karda, buğulanmış camlarda. ah! diyorum ah! ... kar yağsa ve buluşsak seninle buğulu camlarda. söz sana, yaşıyorsam adın yazılacaktır buğulu camlara. sense, bir kerecik yaz yeter sana olan sevgimin hatırına. Gülşen YÜKSEL
  19. Günahını unutmuş kırık bir kolken ömrüm Değersiz bir diyettim, kim duydu feryadımı? En işlek caddelerde tek çıkmaz yolken ömrüm Kendime eziyettim, kim duydu feryadımı? Âşıktım, maşuk için tırnakları sökülen Sevdanın karşısında suçsuz boynu bükülen Ve sahte bir Mesih?in dudağından dökülen Günah dolu ayettim, kim duydu feryadımı? Sanki ölmeyecekmiş gibi yaşarken kimi Taammüden kastetti ruhuma yerçekimi. Bir de aşkı gömerken sevdamın tek hakimi Maktulsüz cinayettim, kim duydu feryadımı? Üstelik kırgın gönlüm yürek yürek sürüldü Umudumun her yanı yalnızlıkla örüldü Tutuksuz yargılandım, suçum sabit görüldü Sürgün oldum hasrettim, kim duydu feryadımı? Oysa tam otuz yıldır yalnız aşktı ektiğim Bazen bir kardelendi bazen güldü diktiğim Bazen de bir sahrada zemheriyken çektiğim Kaç ilkbahar tükettim, kim duydu feryadımı? Meleklerin gözyaşı yeryüzüne inerken Yıldızlar güne küsüp birer birer sönerken Müvekkiller hâkime, ceza suça dönerken Kutsanmış bir lanettim, kim duydu feryadımı? Ebabiller göçerken sağ kalmış en son file Tövbesinden cayarken tövbekâr olmuş dile Bazı gün bir günaha, bazı gün bir gafile Kendimi ihbar ettim, kim duydu feryadımı? 10.02.2000 Ankara Yavuz Doğan
  20. Bil ki artık sevdanın hükmünü emir sayıp Boynumu sonsuza dek büktüm pişman değilim? - Bir zamanlar bahçemde çınlayan hoş sesini Hüznümün gölgesine ektim pişman değilim. Düşleri mutlu kılan hayalin perdesini Gecenin üzerine çektim pişman değilim. Kırılmıştı hayaller, umut yoktu yarından Zümrüt rengi gözlerin düşmüştü ayarından Bu yüzden yüreğime kırgın aşk diyarından Beyaz güller getirip diktim pişman değilim. Önce ismini sildim bahçemin toprağından Sonra kokun silindi güllerin yaprağından En sonunda simurg?a ulaşıp Kaf Dağı?ndan Kül alıp yüreğime döktüm pişman değilim. Yeniden doğacaksa böyle doğmalıydı aşk Karanlığı terk edip hüznü boğmalıydı aşk. Yağacaksa her zaman, her gün yağmalıydı aşk Bulutlardan mutluluk söktüm pişman değilim. Karanlığın içinden koşar adım gelerek Yalnızlık listesinden ismimizi silerek Yarınımın tek ismi cananı can bilerek Dizlerimi kırarak çöktüm pişman değilim. 09.04.2008 Beylikdüzü Yavuz Doğan
  21. Camı aç, eğil yavaşça. Uykulu duvarlarına sürçsün eylül yağmuru. Künyemdeki mutlu prens, ama örtük bir hüzünle hep, iki büklüm bir cennet getiriyorumdur sana kursağımda. Belki sorular sorarız karşılıklı, yorgun atının yelesini okşarsın sen, ben bir bir kapatırım açtığın camları. Bazen umutsuzdur kavuşmak: Her zaman kazanır, kendini açmasını öğrenmiş o sürekli yara. Tuna KİREMİTÇİ
  22. Sormadı kimse; neden mevsimlerden en çok kışı, ve gençken bir nakkaşı sevdiğini henüz. Kimse sormak için rastlamadı. Eğer, rastgele bir yabancı, barış, dostluk, belki de kopkoyu bir dürüstlük adına eksilttiğini toplarken zeytin ağacından, bir kış sabahı üşüyen ellerini ısıtıp tanışsaydı, kar, Dostoyevski ve önümüzdeki yaz üzerine konuşabilir, hatta sevişebilirdi, ayrıcalıklı Tuna KİREMİTÇİ
  23. Bazen kışkırtır dinginlik, biraz da bu yüzden üstlenir ya insan uzakları: Pazar yerlerinden dönen o hüzne yatkın kadınların ve küçülen krallığındaki yorgun haritacıların düşlerine daha fazla girmemek için. Uçsuz düzlüklere, tozlu bir yola açılan arka kapı bulunur hep, kulağı ıslığında bir küheylan. Aslında her ev kendi masalına kapanmış, kuytu birer bilmecedir; Kimler kurmuş, hangi töreye yaşlanmışlardır artik güçtür anımsamak. Birkaç mimar adı sayar kişioğlu, bir o kadar mühendis ve duvar ustası. Oysa bir ayraç açık durur hep, seni izler. Sen uyanır harfleri örtünürsün: Uyanınca çünkü yazılmalı düşler. Tuna KİREMİTÇİ
  24. Şu son iki yılı ömrümün bir büyüyü bozmakla geçmiş. Çok kuvvetli bir büyü sayılmazmış da zaten. Ve o iki yıl, aynı evde oturmak için gösterdiğim doğa üstü performansmış; sevgilimi değiştirme çabası, hayata yeni düzen. Ama tek konuda bile istenen başarıyı gösterememiş olmam yüzünden, bir sürü yarıda kalmış parlak fikirle giriyoruz üçüncü yılına evimizin Ve gittikce daha az enterasan bir komşu olduğum hissine kapılıyorum, şu teyzeler açısından: Gençten, efendi bir oğlan, onun çıplak ampülleri. Tuan KİREMİTÇİ
  25. Adı kötüye çıkmış sokaklar gibi ovalayıp duruyorum temiz yanlarını kalbimin. Ne senden vazgeçmek sayılır ama bu, ne de bir yangını bölüşmek seninle. Aşk bir eksiklik olarak geliyor çoğu zaman, Her an itiraf edecek sanki ağlayarak bir şeyleri. Ve dışarıda insanlar, toprağa dönük yüzleri, kırık birer anıyı çağrıştıran elleriyle anlamaya çalışan birbirlerini. Adı kötüye çıkmış sokaklar gibi onaramadığı yanları vardır çünkü insanın. Bir de bakmışsın kulağın siren seslerinde ve yüzün gözün telefon kesikleri... Tuna KİREMİTÇİ