Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

deryadeniz79

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

deryadeniz79 tarafından gönderilen her şey

  1. Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi. Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün... Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir. Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken... Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı? Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi.. Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi? Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi? Gene ayni korkular, ayni endişeler... Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz? Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için.. O değere sahipken de, yitirdiğimizde de.. Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK.. İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak.. Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak, o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki? Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için. Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz.. Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz. Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli, doğrularımız her zaman tek doğrudur. Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları... Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız? Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki? Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ? Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz. Sonuç YALNIZLIK . Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri, paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar. O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz. Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi? Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku?? Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır. Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen... Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki... Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır. Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur. Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın. Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin. Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar. Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü AYRILANLAR HALA SEVGILI..
  2. Yine sessiz bir kış seheri, odamın perdeleri açık, kar usul usul yağıyor şehrime. Dört tane duvar , yaylı yatağım , yatağımın baş ucunda duran ahşap sehpa ve üzerindeki içi boş vazo; geçen sene vardı içinde bir şeyler ama zamana, birazda susuzluğa yenik düştüler. Kocaman dev blokları olan dillere destan bir konağın arkasına saklanmış küçük ,ahşap bir evdeyim işte. Kimim kimsem yok, annemi hiç görmedim , babam; bir yaz akşamıydı iyi hatırlıyorum , sofada oturmuş gümüş kabzalı tabancasını temizliyordu, ben yan odada elimi kafese daldırmış babamın kanaryasını tutmaya uğraşıyordum . Babam sinirli adamdı kızdığı zaman eline ne geçerse fırlatır, yeri göğü inletirdi, bana hiç kızmamıştı belki o silah patlamasaydı bir gün bana da sinirlenecek belki bir tokat patlatacaktı yanağıma . Silah sesini duydum öyle bir irkildim ki masadaki kafes yere yığılı verdi , bir an kuşun delicesine çırpınışını gördüm, içim korkuyla dolmuştu hemen sofaya koştum babam yerde öylesine yatıyordu ki korkudan yaklaşamadım bile . küçük kanaryamda ölmüştü babam da, artık hiç kimsem yoktu. İlk başlarda böyle olmadığını sanıyordum baba tarafımdan akrabalarım vardı, iki üç yıl sonra kendimi sokaklarda buldum . Ne babam vardı ne de bir yakınım. Yirmilerimde bir kız sevdim! İşte şimdi bu küçük kasabadayım yalnızlığımda pek bir değişiklik yok ama biraz yaşlandık galiba gelecek ay elliyi devireceğim. Neyse ağır ağır çıkmak gerek rahat musalla taşından, eh şimdilik rahat tabi arkamıza cemaat gelirde Allahuekber denilince sırtımız ya rahatta olur yada azapta. Adamın çıkası da gelmiyor sıcacık yorganın altından, şimdi sen tut buz gibi havada kalk işe git olacak iş mi yahu! Tak tak , ha! sen kimsin be seher bülbülü sabahın köründe? geldim geldim ses soluk yok gitti mi acaba? Ceketim nerede yahu bulamıyorum, hay aksi , yerlerde buz kesmiş .Eee neredesin seher bülbülü? Öyle geçerken ihtiyarı yatağından kaldırayım diye mi uğradın? Yoksa yuvanı mı şaşırdın? Buda nesi be eski toprak! Aman, aman şaka maka iyice yaşlandın eski toprak baksana yerden bir kağıdı bile alamıyorsun, tamamdır işte sabahları hep böyle olur cıvatalar soğuktan sıkılaşıyor eğilemiyorsun ,eğilirsen doğrulamıyorsun. Sen benim kadar sevebilir misin? hah ha haaaa ne bu eski toprak? Bizim bilmediğimiz bir gizli hayranın mı var? Baksana sabahın altısında kapıya bırakılan pembe bir mektup hem isimsiz, hem aşklı meşkli. Neyse bu arada iliklerim dondu gir içeri ne demeye kapının önünde alık alık bekliyorsun sanki bırakan geri dönecekmiş gibi,! Şöyle sıcak bir çay iyi gider yediğimiz bu soğuğun üstüne, bu arada da şu alacalı bulacalı mektubu rahat rahat okuruz. Ohhh içim ısındı ciğerlerimiz cana geldi be eski toprak. Ne diyor bizim seher bülbülü bir bakalım. Hah tamam! Bohça sarar gibi sarmış mübarek kat kat, adam mektubu açarken yoruluyor inşallah içindekiler bizi bu kadar yormaz. Bu mektubu sana hem çok uzaklardan hem de çok yakınından yazıyorum sevdiğim! Hep birini sevmek istemiştim, yitikte olsa yalanda olsa , yanımda olmasa da sevmeyi delicesine ve sen çıktın karşıma.. Ben Leyla isem benim sevdiğim Mecnun olsun isterim , yan yana olmasak da , beden toprağa kavuşsa da ruhlarımız hiç ayrılmasın isterim. Sen böyle sevebilir misin? Ben severim diyorum kendi kendime en az ölüm kadar gerçek. Keşke şimdi yanımda olsaydın, ama yoksun! Olsun diyorum, ben seni öylesine sevmedim ki! Ben seni sıcak tenin içinde sevmedim , ben seni ruhunla sevdim. Ben seni! Ben seni zifiri bir karanlıkta sevdim . Sevdim mi acaba? Gerçek sevgi bu mu? İçimi cayır cayır yakan bu ateşin adı aşk mı? Yoksa ,yoksa her şeyin yapmacık olduğu şu küçücük dünyada daha da küçülen insanların adını aşk koydukları bir heyecan mı sadece? Eğer bu gerçek aşk değilse gerçeğini hayal bile etmek istemem. Şu an hissettiklerim bile beni ağır ağır boşluğa çekiyor bundan fazlasını ne hislerim ne yüreğim ne de ruhum kaldırır. Sadece bir tek cevap ver. Ben senin kalbinde hiç olmasam da artık sana sarılamasam da unutma ki bu ateş hiç sönmeyecek değil mi? Ta ki ruhum ölene dek. Sevdanın adını anan tek bir yürek kalmasa da , tüm kalplere mühür vurulsa da , seven gönülleri kor ateşle dağlasalar da, benim kalbim seni anar , benim sevdam tüm mühürleri söker , ben de dağlanacak tam bin yürek var her biri Arş kadar. Tekrar soruyorum Sen beni böyle sevebilir misin? Dur ! sakın söyleme, ben duyamıyor olsam da , kim bilir belki karanlık kıskanır, belki yalnızlık çekemez sevdamızı. Belki de ışıklar küser gözlerime . Bir sel olur çağlar yüreğim aşkın yıkımında . Ne olur sarmaşıklar girmesin aramıza ; zehirli sarmaşıklar. Tut elimden ne olursun beni sensiz sadece sensiz bırakma. Bir gün olurda duyarsan çekildiğini bedenimin toprağa gülmeyen bir yüzü vardı yazsınlar mezar taşıma. Sonra gelip güldür beni bir tanem. Ay ışığında gel mezarıma , bir demet papatya bırak mezarımın başucuna, ellerini üstüme yığılı toprağa sok ve hisset hayattayken sana anlatamadıklarımı. Dedimya ben zifiri karanlıkta sevdim; kuşkusuz, amaçsız, ölesiye sevdim, tabi adı sevdaysa bu çilenin. Adına her ne diyorlarsa acı, ızdırap , keder tarifi her neyse bu duygunun ben kabulüm sen yanımdaysan. Şu içimden geçenlerin sadece birini tutup çıkarabilsem seni sana onunla anlatabilsem ne yazmaya kalem ne de satırlarıma kağıtlar yeterdi. Çünkü sen benim içimdesin ruhumun deli sarmaşığı! Seni seviyorum, seni seviyorum Öylesine değil , ölümüne, bir bulmacanın karelerinde yok olmacasına! Hatırlar mısın? hep seher bülbülüm derdin bana ben sana seni öldükten sonrada seveceğim derdim de sen hep gülerdin, hiç inanmazdın bana belki ben öyle hissederdim, sanki fersahlar vardı aramızda ben senin başucundayken. Hep boşluğa dalardı gözlerin sanki bir benim yanımdaydın bir boşluğun içindeki düşlerde. Bak işte aradan nice yıllar geçti ben toprak oldum sen Eski Toprak! Hani papatyalarımız vardı cam vazoda sakladığımız arada bir alıp seviyor sevmiyor oynadığımız papatyalar. Şimdi boş görüyorum vazoyu aşkımız soldu mu yoksa sevdiğim? Ben seni böyle sevdim, beşikten mezara kadar değil , ruhum yok olana kadar. Sen beni böyle sevebilir misin? Sensiz geçen her gün ufkuma göz yaşı yağıyor , ben zaten gözyaşı olmuşum! Hatıralarının sıcaklığı tüm ruhumu ısıtıyor aradan geçen onca yıla rağmen. Hatırlar mısın sevdiğim? Hani gözlerinde kendimi görmeye çalışırdım da sen hep ağlardın da puslu bir hayal olurdum gözlerinin içinde , ellerini tutarken, sana sarılırken yutkunurdun hep öyle ağlamaklı. Bugün ruhlar semada ölümle dans ediyorlar yırtık kefenlerinde. Bugün yıldızlar bizim için parlıyor farkında mısın? Senden ayrılmadan; yani seni terk etmeden önce saçlarından bir tutam aldım, şimdi avuçlarımın içindeler. Hani ben ölmüştüm de sen bana sarılıp ağlamıştın da ben kıpırdayamamıştım , usul usul gel kollarıma sevdiğim kainatı kıskandırmadan gel ben seni işte böyle sevdim!
  3. Tüm kötülüğümle iyilik nedir dediğim bir zamandı. Bütün vakitlerimde bu soruyu soruyordum evet ben kötüyüm ama iyi nedir? Muhabir bana kayıt cihazı uzattı ve bunu neden yaptınız diye sordu? Ben onu duyacak gibi değildim bir kaç defa aynı soruyu yöneltti. Tüm merakıyla soruyordu... Atatürk ü ve savaşları görmüş bir çocuktu Cem. Tüm abileri savaşta ölmüştü ve hepsi atatürk ü görmüştü. Cem, ülkemizi kurtaran ulu atamızı bende görmek istiyorum anneciğim diyor annesi ise, oğlum ata çok yoğun çalışıyor, ülkemizin ferahı için meclis kurdu, cumhuriyet i ilan etti bizler için sağlığından da oldu diyordu. Çocukluğunun verdiği saflıkla herşeyi güzel görüyordu. Oldukça zeki, akıllı, konuşması güzel ve saygılı bir çocuktu Cem. Hep iyi şeyler yapacağım anneciğim, seni hep gururlandıp mutlu edeceğim seni çok seviyorum. Cem büyümeye başladıkça ne kadar iyi olabileceğini ve tam tersi ne kadar kötü olabileceğini söylüyor. Ama ben hep iyiyim Atatürk gibi olma hırsıyla büyüdüm ve daha da önemlisi ülkem için yaşamak ve faydalı şeyler yapmak istiyorum ben nasıl kötü olabilirim ki diyordu. Lise yıllarında öğretmenleri tarafından takdir edilmiş, geleceğinin çok iyi olduğu söylenen Cem için iyi fırsatlar ayarlanması ve kaliteli bir eğitim alması gerektiğini söylüyorlardı. Cem ailesinden ve toplumdan aldığı eğitimle aslında hiç bir eğitime ihtiyaç duymuyordu. Daha önce yazılmış olan kitaplar ona sadece bilgi verebilirdi ya da yeniden yazılacak olan kitaplar onun hayatı olabilirdi. Toplumu düşünüyordu hep. Günü yaşadığı yeri ve ordan gelip geçen insanları gözlemleyerek geçiyordu. O Üsküdar ın en güzel evlerinden birinde büyüdüğü için kendini çok şanslı hissediyordu. Üsküdar ın en iyi lisesinde okuyordu. Üsküdar Amerikan Lisesi yaşadığı zamanının en iyi eğitim veren liselerindendi. Bir yastık alır ve ağaca tırmanır sahilden gelip geçenleri izler düşünür düşünür... Tırmandıkça insanlar küçülüyordu ve gördüğü bir çok şey küçükken o denize bakıyordu. Herşey yüksekten küçük gözüktüğü halde genişliği ölçülemiyecek deniz hep aynı gibi geliyordu. O buna Kedi bakışı diyordu. Kedilerin uzağı çok net görebildiği halde gözlerinin göremeyeceği kadar geniş bir açıya baktıklarında görmeleri zorlaşıyordu. Ve o hep aynı uzaklıkta kalmış oluyordu. Yükseldikçe gördüklerinin küçüldüğünü bilsede düşünceleri büyüyordu. Denize, gökyüzüne ve birde geçen arabalara bakıyor. Peki arabalara ve insanlara bakmanın gereği ne diyordu. Neden atatürk öldükten sonra kendilerini değiştirme girişimlerinde bulunan ama bunu geleceğimizi gören ata nın dediği gibi yapamayan onlara bakıyorum. Onları dinliyorum bu çok da zevkli oluyor ama hep kendilerini ve kötülüklerini anlatan bu insanlar beni dinlemeliydi. Arabalar ve insanlar o kadar hızlı gelip geçiyordu ki çocukken o kedi bakışı ağcının üstünde hep denize bakacağına göremeyeceğim şeyleri görmeye çalışmayacağına dair kendine söz vererek büyümüştü. Zamanının en iyi liselerinden birinde Üsküdar Amerikan Lisesinde okumuştu ve çocukken söz verdiği gibi annesini gururlandırıyordu. Okulu bitirince mesleğini düşünüyordu. Üniversiteye gitmeli ama hangi bölümü düşünmeli diyordu Cem. İnsanlar birbirlerine ağacın dibinden bakıyor ve hep aynı şekilde görüyor birbirlerine koydukları kurallar, devletin onlara koyduğu kuralllar arasında güçsüzleşen ve değişen ülkem için ben hukuk u seçmeliyim diyordu. İstanbul Üniversitesinin Hukuk bölümünü kazanmış ve annesine verdiği sözü tutmuştu. Hep iyi şeyler yapıyordu ve annesi onunla gurur duyuyordu. Üniversitenin ilk yılını birincilikle bitirmişti. Üniversite de herkes Cem i tanıyor. Güzel konuşmasını, insanlara olan saygısını, sevgisini ve ona özel olan konuşma tarzıyla Cem i dinlemeyi seviyorlardı. Cem, üniversitenin ikinci yılında sınıflarına yeni kayıt olan kıza aşık olmuştu. Sürekli onu düşünüyordu. Üniversiteye yeni gelen Zeynep in bu durumdan haberi yoktu. Nereye gitse Cem den bahsediyorlardı ama bir türlü Cem le konuşma fırsatı bulamadığı için çok üzgündü. Cem hep geleceğini denizi, gökyüzünü ve annesini düşündüğü için hayatında aşk a yer vermiyordu. Ama artık bu duyguyu engelliyemiyordu bununla mücadele etmek yerine ona olan aşkını anlatmaya karar verdi. İlk konuşmanın etkileyici olması gerektiğini düşünüyordu. O gün ki ders çıkışı için çok iyi bir plan yapmıştı. Ders çıkışı Zeynep in masasına sınıf arkadaşları tarafından kağıtlar bırakıldı. Bunlardan biride Cem in kağıdıydı. Her bir kağıtda başka bir şey yazıyordu. Zeynep şaşkınlıkla kağıtları açıyor okuyordu. "Zeynep senin çok zeki olduğunu düşünüyorum", " Zeynep sen çok güzelsin", " Zeynep gözlerinin bir okyanus gibi olduğunu düşünüyorum bana her baktığında nefesim kesiliyor ve boğuluyorum", " Zeynep konuştuğunda dudaklarına bakıyorum aynı annemin dudakları gibiler samimi, içten, nazik ve bir anne gibi seven." bir çok kağıt vardı Zeynep bir kaçını okuduktan sonra devamını yürürken okumaya karar vermişti. Zeynep in eve gidiş yolunu bilen Cem yol üzerine de bazı mesajlar bırakmıştı. Zeynep okudu bir kağıtda " Seninle evlenmek istiyorum sen aşık olabileceğim tek kişisin" yazısını gördü ve bir anda elinde ki diğer kağıtları düşürdü. Okuyamadığı bir çok kağıt vardı ve rüzgarla birlikte hepsi uçmuştu. Arkadan bir ses ısrarla Zeynep diye bağırıyordu. Zeynep dönüp baktığında ona seslenen kişiye yaşadığı duygusallıkla birlikte aşık olmuştu. Zeynep, her düşüncesiyle Cem gibiydi. O uzağa bakar ve uzaktaki güzelliği görmeye çalışır. Uzakta ki denizin dibine dalar ve boğulmamaya çalışırdı. Gördüğü yakışıklı kişi sınıf arkadaşı umutdu. Umut yanına gelip Zeynep e, "Ders çıkışı ağlamaklı gibi oldun seni merak ettim iyi misin ?." dedi. Zeynep ilk bakışta hoşlandığı adamın onunla ilgilenmesi karşısında çok heyecanlandı ve konuşamadı. Umut, "Seninle yürüyebilir miyim?" diye sordu. Zeynep onaylarmışçasına kafa salladı ve evine kadar beraber yürüdüler. Bu sırada Cem hazırlıklarını tamamlamış bir şekilde çay bahçesinde bekliyordu. Ancak Zeynep kağıtları okuyamamıştı ve Cem in planladığı gibi yol üzerinde ki yazılarda görmemişti. Gece sonuna kadar Zeynep i beklerken ona olan aşkının bu bekleyişle daha da arttığını düşünüyordu. Eve dönerken kağıtları ve mesajları görmediğini düşünerek içinde ki aşkı daha da ateşliyordu....
  4. Hayatın anahtarı kendimi keşfetmemde sanki! Kendimi keşfetmem de hayatın ta kendisi... İçimde dolaşıp duran harfler var. Kelimeler ve cümleler var yakalayamadığım.. Bir türlü bir araya gelemeyen, ama var olduğunu hep bildiğim... Olduğum bir ben var, Olmak istediğim bir ben daha var.. Bir kıyı var, uzak mı yakın mı bilemediğim.. Huzur ve sükuneti bulurum sandığım.. Farklı pencereler, bakamadığım.. Uzak ülkeler kadar uzak bir ben var! Aynadaki kadar yakın bir ben daha!.. Bir çocuk var yine içimde oradan oraya koşturan ve bir ihtiyar derin çizgileriyle geriye bakan.. Hiçbir şey için "Benimdir" deme Sadece de ki; "Yanımdadır." Çünkü ne altın, ne toprak, Ne sevgili, ne hayat, Ne ölüm, ne huzur, ne de keder, Daima seninle kalmaz. D.H. Lawrance Saklambaç oynayan dünyalar içimde, sobeleyemediğim.. Aralayamadığım kapılar, Bulamadığım anahtarlar, Açamadığım kilitler var yine... Mavi ve beyaz çoğu zaman. Özgür ve temiz... Biri deniz, bir beyaz bir martı. Yağmurun ardından nefis bir toprak kokusu içime çektiğim. Hayatla ölüm arasında kısacık, incecik bir çizgi var çözemediğim. İçimde, içimi anlatan bir kilim var dilini sökemediğim... Balonlar var rengarenk, bilerek ipini bıraktığım.. Uçurtmalar var kocaman enginlere saldığım.. Oyuncaklar sonradan bulduğum.. Ve kuşlar salıverdiğim.. Aydede var ucunda sallandığım.. Papatya tarlaları, içinde kaybolduğum.. Bir gül bahçesi var içinden geçtiğim..... İçimde dolaşıp duran harfler var. Kelimeler ve cümleler de... Doğru yerde bir virgül, yanlış yerde bir nokta var.. Soru işaretlerinin yağmuru, ünlemlerin şaşkınlığı var.. Satır başları ve araları.. Yapısına uymayan, yarım kalmış cümlelerim var bir yerlerde, var olduğunu hep bildiğim... Mektuplar var henüz yazılmamış.. Korkular var yine içimde yapışkan ve soğuk.. Olduğum bir ben var... Olmak istediğim bir ben daha var.. Ümitlerim var gökkuşağının arkasında.. Filize dönmüş tohumlar.. Günü karşılayan, geceye karışan... Yıldızlar kadar uzak, Rüzgarlar kadar özgür ve dün kadar yorgun.. Manzaralar var, seyretmeye doyamadığım.. Kayıplarım var tutamadığım.. Okyanus derinliklerine dağların zirvelerine yolculuklarım, Küçük mağaralara kaçışlarım... İçimde dolaşıp duran harfler var.. Kelimeler ve cümleler var yakalayamadığım.. Bir türlü bir araya gelemeyen, ama var olduğunu hep bildiğim...
  5. Sevme kapasitesi sadece bencillikleriyle sınırlı olanlar, kendilerini sevebilen insanların onlara yüreklerinde ayırdıkları yer kadar büyüyebilirler. Kimileri "seviyorum" der terkeder, kimileri sever ama "şartlar gereği" istemeden terkeder; kimileri hiç sevmeden terkeder, kimileri mekan değiştirmeden terkeder, kimileri de Tanrinın ilahi bir kararıyla terkeder. Sonucta, terkedilenler yürekten sevenlerdir, bu terkedilişin acısını hissedenlerdir. Onun için yalnızlık çekerler. Bununla beraber, aynı çatı altında yaşayıp, çocukları bile olduğu halde birbirini sevmeyen, sevmesini bilemeyen ya da tek taraflı seven insanların dramıyla doludur terkedilmiş hayatlar. Onlar kendilerini sevenleri mekan olarak terk etmeksizin gönülden terk ederek onlara manevi bir sürgün hayatı yaşatırlar. Doğruyu söylemek gerekirse, mekan ya da gönül değiştirerek terk edenleri önemli, anlamlı, sevgili, unutulmaz yapan, "onsuz olmaz" yapan hep kendi yüreğimizdir. Bizim gönlümüzde, bu insanlar bizim arzumuz ve sevgimizin gücüyle "büyük" olurlar. Peki, bu insanlar gerçekten bu sevgiye ve ilgiye layık mıdırlar? Onları bizim hayatımızda büyüten, onların üstün insanlık ve kişilik özellikleri midir, yoksa bizim sevgiye, sevgiliye olan özlemimiz ve yalnızlıktan korkumuz, ya da sevdiğimize inandığımız insana bahsettiğimiz ama kendi kendimize yarattığımız bir hava kabarcığının içindeki kelebek ömrü misali yaşanan bir düş dünyası mıdır? Bu insanlar bizim için gerçekten gönüldaş mıdırlar ya da hayatın karmaşasında yolda kazara çarpıştığımız, aynı asansörde beraber mahsur kaldığımız, ya da aynı otobüste beraber yolculuk ettiğimiz, aynı güzergahta binmiş ama bizimkinden farklı bir istasyonda inecek insanlar mıdır? Bizim yaşamdaki görevimizle onlarınki aynı mıdır? Acaba bu insanlar hayatımızdan çıkarken farkında olmadan ya da istemeyerek --- çünkü onlar kendilerini bizim devleştirdiğimizi unuturlar ya da fark etmezler--- bize iyilik mi ederler? Önemli olan bu soruları sorabilecek kadar gerçekleri görebilmektir. Tanrı nın insanoğlunun yaşamına "kader" adını verdiğimiz alın yazısını çizerken "adaletsizlik" yaptığını düşünürüz çoğunlukla Ama aslında o, bizim hayatımızda, kapasitesi ve özel görevi nedeniyle sadece belli bir zamanda bulunması gereken ve kendisinin kaldıramayacağı bu görevi layıkıyla yapabilecek bir başkasına devretmesi gerektiği ve ötesini hak etmediği gerçeğini bize haykıran, o ilahi bir adalet değil de nedir? Sevenler ve sevmesini bilenler, sevilmeseler dahi büyümeğe devam ederler. Sevme kapasitesi sadece menfaatleri ve bencillikleriyle sınırlı olanlar, kendilerini sevebilen insanların onlara yüreklerinde ayırdıkları yer kadar büyüyebilirler. Seven insan, sevdikçe İNSANLIK katında yüceleşir, verdikçe büyür, Tanrı katında melekleşir. İşte böyle bir hayat tecrübesi sayesinde DOSTLUK kavramının yüceliğinin ve içindeki sevginin anlamının fark edilmesi fırsatı doğar. İşte o an, insanın iç dünyasındaki Rönesans uyanışıdır. Devrimlerim en anlamlısı, özgürlüğe açılan bayrakların en güzelidir. Dostluk sıradan bir kavram gibi görünmekle beraber, evrenin düzeninde ve yaşamımızda varoluş kadar bir öneme sahiptir. Karşımızdaki insanı olduğu gibi sevebilmemiz için, önce onunla ve inandığı değerlerle dost olmamız gerekiyor. Evrende de bütün cisimler arasında bir kütlesel çekim gücü vardır. Aşkta, karşımızdaki insanı olduğu gibi sevmeyiz aslında, olduğu şekilde göremeyiz çünkü bizim gözümüzde olması gerektiği şekilde görürüz herşeyi; ona olduğu gibi değil, kendi hayal dünyamızda olması gerektiği gibi bakarız. Tıpkı çölde susuzluktan ölüme mahkumken bir vaha görmemiz gibi Dostlar terketmez. Ama, aşıklar terkeder. Çünkü aşk, bir sinema filmi gibidir. O filmde oynadığınız rol, film süresince vardır. Bir başka filmde farklı bir rolde olacağınız için, bir önceki rolünüzle ilginiz kalmaz. Dostluk üzerine bir aşk kurabilirsiniz. Ama aşk üzerine dostluk milyonda birdir. O tür bir aşkın temelinde az oranda bulunan başka duygularla karışmış olmakla beraber, dostluk duygusu baskın miktardadır mutlaka. Aşk, sevgi başta olmak üzere her türlü duygunun karışık bir şekilde bir araya geldiği bir manevi yoğunluk olarak çıkar karşınıza. Bu yüzden, aşkın barometresindeki ibrenin sevgiyle nefret, coşkuyla öfke, iyiyle kötü, ruhla beden arasında gidip gelmesine hiç şaşmamak gerekir. Size "Bu insana neden aşıksınız?" diye sorulsa, genellikle vereceğiniz cevaba kendinizden başka kimse anlam veremeyecektir. Hatta sizin bile çoğunlukla kendi cevabınıza anlam vermekte zorluk çekme olasılığınız çok yüksektir. Çünkü böylesine karmaşık yapılı bir duygunun sizce anlamı ya da derinliği değil, sadece var olması, bir morfin gibi sizi yalnızlık denen başka bir karmaşık duygunun zindanından mümkün olduğu kadar uzun bir süre için almasıdır önemli olan. Oysa ki, çok derin bir dostlukla bağlandığınız bir insana olan sevginizi anlatmak için fazla zorlanmazsınız. Davranış ve tavırlarınızla anlatırsınız sevginizi, ona verdiğiniz değeri Söylenecek çok şey vardır, ama sözlerin yerini bakışlar, davranışlar ve sadece sizin ikinizin konuşabildiği bir dil alır. Yıllar sonra bile, yine o kaldığınız yerden başlayabilirsiniz sohbetinize. Aşktaysa, insanlar birbiriyle bir daha o ayni dili konuşamazlar; ne kaldıkları yeri hatırlarlar ne de ne söyleyeceklerini. Çünkü aşk dinamik bir yapıdır, belli bir yoğunluk derecesinde ve etkileşim kıvamında olmak zorundadır. Duygunun olumlu ya da olumsuz olmasına bakmaksızın yoğunluk açısından üst düzeyde olması gerekir. Hangi insanoğlu nasıl bir insanüstü enerjiyle böyle bir duyguyu sürekli aynı düzeyde tutabilir ki? Dostlukta, sevilmemek ya da kaybetmek korkusuyla karşınızdaki tarafından bir anda terkedilmeniz söz konusu değildir. Aksine, onu siz terk ettiğinizde, o da sizi zamanla terk edecektir; bazen de hiç terk etmeyecek ama hafızasının ve kalbinin derinliklerinde bir yere gömecektir. Onu kolayca bulamazsınız ama kolayca kaybedemezsiniz de. Aşka gelince, o, hızla girer hayatınıza ve ayrılması da o kadar anlıktır. Ama insan olarak hayatınız o hızla değişen duygu yoğunluk ibresine ayak uyduramadığı için sizi hazırlıksız yakalar ve hasta eder. İşte, o yüzden aşk virüsünün bulaştığı beden hastalığın ilerlemesiyle normal işleyişinin dışına çıkar. Beyinle kalp arasındaki kan dolaşımı ve sinir iletişim ağı farklı bir şekilde çalışmaya başlar, haberleşme ve ulaşım yavaşlar; hatta, işlemez hale gelir. Duygulu ve duyarlı bir insansanız çabuk etkilenir, çabuk yenik düşersiniz. Ancak güçlü bir irade ve sağlam bir kişilik sahibiyseniz, gerekli iyi beslenme ve bakımla kendinize gelir, bir daha da kolay kolay hastalanmayabilirsiniz. Çünkü artık bağışıklık kazanmış olursunuz. Dostluk, aslında aşk denen virüsün yatağa düşürdüğü insanı ayağa kaldıracak tek ve en güçlü serumdur. Ne tıp ilmi, ne de diğer ilimler, etkisi daha güçlü alternatif bir ilacı henüz bulabilmiş değildirler. Dostlukta fiziki bir beraberlik ya da belli bir mekan olması gerekmez. Buna rağmen, çok yoğun bir birliktelik söz konusudur... Gönül ve düşünce birliği dostları asktan öte bir duygu boyutunda yasatır birlikteliği. Ortak olan o kadar çok şey vardır ki... Belki aynı sokakta beraber yürümezsiniz, ama aynı ruh hali ve düşünceyle adımlarınızı beraber atarsınız. Yalnız olmadığınızı bilir, kendinizden emin olarak korkusuzca yürürsünüz o, yürümeğe çekindiğiniz yolları. Dostluk, gecelerin en alaca olduğu karanlıklarda bile bazen bir Ay ışığı, bazen de bir Kutup Yıldızının parıltısı olarak çıkar karşınıza. Bilirsiniz ki gökyüzünün en acımasız olduğu, karanlığın hiç gitmek istemedigi zamanlarda bile bir yolunu bulup çıkar gelir bulutlar arasından. Bilirsiniz ki, o muhakkak gelecektir ve size umut verecektir, yola devam etmeniz için. Oysa, aşk, bir Kuyruklu Yıldız gibidir. Gelip geçiverir gözünüzün önünden. Dilek tutmağa bile fırsatınız olmaz. Kırk yılda bir gelir. Ne zaman ne amaçla geldiği de belli olmaz. Onu Kutup Yıldızından ya da Ay'dan daha çok arzularsınız, çünkü hiç sizin olmamıştır. Aslında, Kuyruklu Yıldız sadece sizin hayal dünyanızda yaşayan bir cansız oluşum. Gökyüzünde hayatınızın atmosferinden geçerken aşırı ısınmayla ateş topu haline gelmiş bir Göktaşıyla Kuyruklu Yıldız arasında hiç bir fark yoktur temelde. Kuyruklu Yıldız, sevmediği için terkeder; Göktaşıysa başka çaresi kalmadığı ve zayıf karekterli olduğu için düşer hayatınıza. Küçük olanları, küçük bir yarayla atlatırsınız ama kütlece büyük olanların hasarı daha fazla olur. Dostluk, sabahları Güneş, geceleri de ya Ay ya da Kutup Yıldızı olarak dünyanızı aydınlatır Sizi karanlıklardan ve kışın acımasız soğuğundan koruyan hep odur Farkına bile varmazsınız onsuz yaşamın ne kadar zor ve cehennem azabı oldugunu. Öyleyse, milyon yılda bir gelip şöyle bir yanınızdan geçecek diye beklediğiniz Kuyruklu Yıldıza ümit bağlamak ve yaşamınızı karanlığa gömmek yerine, gecelerinizin güneşi yanı başınızdaki Ay'ı, en karanlık ormanda bile size doğru yolu gösteren, bilge Kutup Yıldızını ve varlığıyla sizin ve çevrenizdeki bütün güzelliklerin yaşam kaynağı olan ve etrafında sizin gibi nicelerinin deli divane olduğu Güneş'e neden gönül vermediğinizi merak ediyorum. Elinize, teleskopla gökyüzüne bakma fırsatı geçtiğinde, zamanınızı ve emeğinizi Halley Kuyruklu Yıldızını beklemeğe ya da kovalamağa harcamak yerine, yaşamınızda bu kadar önemli yeri olan Güneşe, Aya ve Kutup Yıldızına ayırsanız, hem kendi yaşamınıza, hem de size yüreklerini açanlara haksızlık etmemiş olacaksınız. Tanrı'nın bir mucizevi lütfu olan dostluk, bir insanın kendisine ve insanlığa sunabileceği en anlamlı ve eşsiz bir armağandır. Sizi gönülden seven ve değer veren bir insan, böyle bir armağandan başka ne isteyebilir ki? Öyleyse, yeni bir yıla başlarken sevdiklerinize vereceğiniz en güzel armağanın parayla satılmadığını anlamışsınızdır ve zengin olmanıza de gerek yoktur. Yeterki kalbinizin sesini dinleyin. Ve unutmayın, dostlukta terkedilmek ya da sevilmemek korkusuna yer yoktur, siz dostu ve sevgiyi terk etmediğiniz sürece
  6. Vakti geldiğinde bir uçağı seferinden alıkoyabilirim. ama yazın daha başlarında; bir yaprağın dal ucunda erken gelen ayrılığa direnmesi, anlam sızısıdır... Her ayrılıkta yitip giden bir parçamız var. Her ayrılık yavaş yavaş öldüğümüzün habercisi, her ayrılık bir sonbahar... Neredeyse hergün geçtiğim bu yolda, daha dün, neden farketmemiştim ayaklarımın altındaki bu kadar çok ayrılmışları?.. Onlarla aramdaki yakınlığı hissedebilmem için gözlerimden yanaklarıma giden yolun kaldırımdan geçmesi mi gerekiyormuş?.. Her çekip giden bunlar gibi ayaklar altında mı kalıyor?.. Öyleyse neden ben başaramıyorum dalından erken ayrılan yaprakarı topuklarımın altında ezebilmeyi?.. Her dil; ayrılığı aynı kelimelerle mi anlatır ve her düşen yaprak dünyanın her yerinde bir ağıt mıdır?.. Eğildim ve bir tanesini alıp ellerim arasında sıkıca bastırdım göğsüme. Her sızıma batsın istiyordum, diken gibi... Olmuyordu; vakitsiz düşen yaprak bile, bir yürek sızısına batmak yerine, kendisini parçalıyordu unufak... Bir yaprak kadar olamamıştı işte aşk. Her zerreme işlemiş ve bir anda veda etmişti, bütün dünyamı ayaklar altına alarak. Hayır, bu olmamalı aşk. Aşk, zamanı gelmiş bir yaprak gibi kör bıçak kesip bütün geçmişi parçalayarak düşmemeli yere, kökünün oralarda kaldığına ağlayarak... Yollara düştüğümde ve beni sana kattığımda nereden bilirdim ölümün birgün gelip de senin gözlerin olacağını?.. gözlerin kanıyor. Bir yanımın ölmesi mi gerekiyordu, yaşamın sesini dinleyebilmem için?.. (zor bir günün ardından)
  7. İlk önce sen bu satırları okurken ben bu dünyada olmayacağım. Ve de özür diliyorum senden " seni " karanlık ve de koyu yalnızlık deminde sevgisiz bıraktığım icin özür dilerim bahar gözlüm İlk defa seni sevmiştim: yüreğimdeki sevda ateşini yalnız senin için yakmıştım ve ben ölsem de sen yasadıkça bu sevda ateşi hiç sönmeyecek..Belki bu satırları okurken bir masum güvercinin ürkekliğini ve de gözlerimden süzülen gözyaşlarımın ıslaklığını ; ben yazarken ki ağlayışlarıma sen okurken eşlik edeceksin Can özüm, Beyaz kelebeğim İlk defa sana açmıştım kalbimin kilitli olan kapılarını. Güneşe kapalı olan gönlümün perdelerini senin tatlı gülüşlerin için aralamıştım. Senin için akıttığım gözyaşlarımı ve de seni üzdüğüm gecelerde uykuların bana haram olduğunu yazmalıyım sevda kokan satırlarıma. İlk öpüştüğümüz bahar sabahı hala aklımda ve solgun dudaklarım hala dudaklarının sarhoşluğunda Seninle mutluydum. Seninleyken Cennetteki Leyla ile Mecnun gibiydik. Yalnız ve karanlık gecelerimde üşümemek için hep senin hayallerine sarılıp uyuyordum. Sabahları hayata seninle merhaba diyebilmek için gözlerimin önüne senin tatlı tebessümlerini getiriyorum. Sunu bil ki MELEK KALPLİM; Sensiz Cennette yasamaktansa seninle Cehennemde alev alev yanmaya razıyım ben. Son nefesimde bile ismin olacak dudaklarımda. Kalbimde senin sevgin ve de dudaklarımda ateşin olacak. Gözlerindeki gözyaşlarını sadece ben silmeliyim sadece ben ölmeliyim senin için Dileğim ; tüm dileklerinin gerçekleşmesi, sana umutlarım kurdun tüm hayallerinin sabahına gerçeğe dönüşmesi Tek istediğim Rabbimden ben gidince gözlerinden süzülecek her gözyaşı damlası için gökyüzünden binlerce mutluluk damlası bırakması.. Ve gidiyorum iste senden uzaklara sessizce ve de seni severek gidiyorum. Gözlerimi yıldızlara , tebessümlerimi güllere kalbimi senin sıcak yüreğine emanet ediyorum.Ve de hiçbir zaman unutma beni senin gözyaşlarını ben uzaklarda olsam da hissederim. Kıyamam gözyaşlarına Sakın ağlama bahar gözlüm.. Acılarını ve de hüzünlerini sahildeki kumlara bırak ki bir rüzgar estiğinde hemen kaybolsun. Mutluluklarını ve de sevinçlerini her zaman gözlerinde sakla ve gülüşlerinde mutlu ol.. Mutluluklarında ve sevinçlerinde sevgim ve ben olacağım.. Gidiyorum ve gitmeliyim ama unutma giderken kalbimi yüreğine armağan ediyorum. Ona iyi bak Ben yıldızlar kadar uzak olsam da gerçekte bir nefes kadar yakın olacağım. Bir gün yanıma gelirsen beni saran kara toprağın üzerinde karları temizle ve de orada bir nazeninin bir sevda tomurcuğu bulacaksın dokun ona. Ve onun yapraklarında sana yazılmış binlerce " seni seviyorum" kelimesi bulacaksın. Belki bedenim toprağın altında çürüse de unutma ruhum ve de kalbim her zaman seninle olacak. Ben senin Cennetin kapısında Leyla'sını bekleyen Mecnun misali bekliyor olacağım. , Elveda YILDIZ GÖZLÜM...
  8. 14.01.2006 HAYELLER İNSANIN EN BÜYÜK DÜŞMANIDIR.GERÇEKLERDEN UZAKLAŞTIRIR HAYATA YABANCILAŞTIRIR İNSANLARI HAYELLER ÜLKESİNE TAŞIR VE GERÇEK YAŞAMLA BÜTÜN BAĞLARINI KOPARIR. HİÇ BİR ZAMAN GERÇEKLEŞMESE BİLE KENDİMİZİ BİR GÜN GERÇEKLEŞEŞECEĞİNE İNANDIRIRIZ VE BU DÜŞÜNCEMİZİ KİMSE YIKAMAZ. BU BÖYLECE SÜRER GİDER BİR GÜN O DERİN UYKUDAN UYANIRIZ BİRDE BAKARIZKİ HAYEL DENİLEN ŞEY BİR YALANDAN İBARETTİR .HANİ DERLERYA İNSAN HAYELLERİYLE YAŞAR BU SÖZÜN GERÇEKLE HİÇ BİR İLGİSİ YOKTUR SADECE YALANDAN İBARETTİR. HAYAL ZATEN ADI ÜSTÜNDE ASLINDA YANİ SADECE KİŞİLERİN HİÇ BİR ZAMAN SAHİP OLAMIYACAĞI DUYGU VE DÜŞÜNCELERİDİR ZATEN GERÇEKLEŞSE HİÇ BİR ÖNEMİ KALMAZDI . KENDİMİZİ BOŞU BOŞUNA YALANLARA İNANDIRMAYALIM VE HİÇ BİR ZAMAN GERÇEKLEŞMEYECEK HAYELLER İÇİN ELİMİZDEKİ GERÇEKLERİ YİTİRMEYELİM BELKİ HAYELLERİMİZ KADAR HEYCAN VERİCİ VE RENKLİ OLMAYABİLİR AMA EN AZINDAN GÖZLE GÖRÜLÜR ELLE TUTULUR VE YAŞANTIMIZA KATABİLECEĞİMİZ BİR GERÇEĞİMİZ OLABİLİR.. BEN HİÇ GERÇEK YAŞAMDA YAŞAMAMIŞIM HEP KENDİ KURDUĞUM HAYELLER ÜLKESİNDE YAŞAMIŞIM TAKİ O HAYELLER ÜLKESİNDEN KOVULANA KADAR. BU GÜN GERÇEK YAŞAMDAYIM AMA BU YAŞAMA ÇOK YABANCIYIM ALIŞAMIYORUM. ŞİMDİ BENİM NE HAYEL DÜNYAM KALDI NEDE GERÇEK YAŞAMIM. NERDE OLDUĞUMU ÇÖZEMİYORUM SANIRIM İKİ DÜNYA ARASINDA BİR YERLERDE SIKIŞIP KALDIM. GEL GÖRKİ ARTIK İŞ İŞTEN GEÇTİ ZAMANI GERİ GETİREMEM . GEÇMİŞ GELİCEĞİDE ETKİLİYOR .... İNSANIN ELİNDE NE KADAR GERÇEĞİ VARSA O KADAR YAŞIYORDUR. NE KADAR HAYELİ VARSA O KADAR YAŞAMIYORDUR. DERYA .DENİZ
  9. 05.06.2006 SEN BENİM GİZLİ DÜNYAM YAŞAMA SEVİNCİM BANA KENDİMİ HİSSETTİREN BENİM VARLIĞIM HERŞEYİMSİN.SENİ UZAKTAN SEVMEK BİLE BENİ BÖYLESİNE ÇOŞTURUYORSA KİMBİLİR YAKINIMDA OLSAN NE YAPARDIM.SENİ SEVMEM İÇİN BANA NE YAPTIN? BUNU ÇOK DÜŞÜNDÜM EN SONUNDA BULDUM SENİ SEVDİM ÇÜNKÜ SEN BANA ÇOK DEĞER VERDİN HERŞEYİMİ PAYLAŞTIM SENİNLE SENİNLE GEÇEN O DAKİKALARI NE SEN UNUTABİLİRSİN NEDE BEN. ŞU AN BANA SORARSAN BENİ NEKADAR İSTİYORSUN DİYE CEVABIM SENİ SENDEN DAHA ÇOK İSTİYORUM OLURDU. ŞU AN ODAMDAYIM AMA YALNIZ DEĞİLİM ÇÜNKÜ SEN VARSIN YANIMDA VE SENİNLE HARŞAYİMİ PAYLAŞMANIN DERİN İÇ HUZURUNU YAŞIYORUM. SENSİZ GEÇİRDİĞİM BİR KAÇ GÜNÜ SANA ANLATAMAM SANA OLAN HASRETİMİN NE KADAR BÜYÜDÜĞÜNÜ TAHMİN EDEBİLİRSİN. ASLINDA BİR YANDAN ACI ÇEKİYORUM AMA BİR YANDANDA GARİP BİRŞEKİLDE SENİ NE KADAR ÇOK İSTEDİĞİMİ DÜŞÜNÜYORUM. BU İKİ DUYGU ARASINDA GEL GİTLER YAŞASAMDA BİLDİĞİM VE EMİN OLDUĞUM TEK ŞEY BANA SENİ KİMSE UNUTTURAMAZ.SEN HERZAMAN BENİMSİN VE ÖYLE KALICAKSIN. d.denizim..
  10. SENİNLE GEÇİRDİĞİMİZ ONCA GÜZEL ZAMANDAN SONRA SENDEN AYRILMAK BENİ NE KADAR ÜZÜYOR SEN BİLEMEZSİN.SANA O KADAR ALIŞMIŞIMKİ SANKİ HAYATIMIN HER ANINI SENİNLE YAŞADIM VE SENİNLE PAYLAŞTIM .BAZI GÜNLER BERABER NEŞELENDİK BAZI GÜNLER BERABER AYNI ACIYI HİSSETTİK VE SENİNLE D.DENİZİN EN GİZLİ KÖŞELERİNDE DELİCE DOLAŞTIK VE AYNI MUTLULUĞU HİSSETTİK .SANKİ BENİ HEP TANIYODUN VE HEP SENİNLE YAŞADIK HER ANIMIZI . BEN ŞİMDİ BAKIYORUMDA BANA NE KALDI SENSİZLİKTEN BAŞKA BOMBOŞ VE ACI DOLU DÜNYA. BEN SENİNLE KATLANIYORDUM HER OLUMSUZLUĞA PEKİ ŞİMDİ KİM OLUCAK YANIMDA. ŞU AN SADECE SANA SÖYLEYEBİLECEKLERİM SENİN ÇOK MUTLU OLMAN VE HAYATINDA HİÇBİR ÜZÜNTÜNÜN OLMAMASI .EĞER SEN MUTLUYSAN BEN HİSSEDERİM VE İNAN SENİN YERİNE SEVİNİRİM.ŞİMDİ YALNIZ VE ISSIZ GÜN BATIMINDAYIM BEN ALIŞKINIM DİYORUM YALNIZ KARANLIK GÜNLERE VE TEK DİLEĞİM SENİN GÜN BATIMLARIN HEP EL ELE VE MUTLU OLSUN SEVDİĞİNLE...BELKİDE SENİ TANIDIĞIMDA ÇIKMAZLARDAYDIM UÇURUM KENARLARINDAYDIM VE SENDEN ÖĞRENDİĞİM ŞEY ŞU OLDU.İNSANLARA OLAN GÜVENİMİ KAYBETTİĞİM ANDA BULDUM SENİ VE SENİN GİBİ SEVGİ DOLU KALPLERİN OLDUĞUNU ANLADIM....ŞİMDİ İKİ DUYGUYU BİR ARDA YAŞIYORUM SENİ KAYBETMENİN ACISI VE SENİ TANIMANIN MUTLULUĞU....NE OLURSA OLSUN UNUTMAKİ SEN GERÇEKTE OLMASADA HAYELLERİMDE HEP BENİMSİN...deniz
  11. VAZGEÇTİĞİN TOPRAKLAR SENİNDİR.Bu kadar büyük fedakarlığı kim yapar? içimde sana ait duygular varken o duyguları susturmak ve bir daha konuşturmamak ama sen bilmezmisin ki o duyguları içinden asla söküp atamazsın . Belki farklı dünyaların insanıyızdır imkansızlıklar içinde bulmuşuzdur birbirimizi sen hiç birzaman yaşamasanda o gizli güçlü duyguları ben senin adına yaşadım. Şimdi susma zamanı herşey bitti artık geriye dönüş yok sen beni hissetmesende ben seni herzaman hissedeceğim .Belki sana dokunabilecek kadar yakınım , ama gerçekte yıldızlar kadar uzaksın bana. Yine sensiz bir gün daha bitti ve akşam oldu ben yine senin aşkınla yanıp tutuşuyorum seni görememenin acısını hissediyorum yüreğimin en derin köşesinde bile ve bakışların geliyor yine aklıma o bakışlar ki beni benden alan alev alev yakıp kül eden. Öyle bir derde düşmüşüm ki ne çaresi var nede bir çözüm yolu sensizliğin acısını taşıyorum hasretinle yaşıyorum ve düşünüyorumda bu kadar hasretin sonu ne olur? ben şu an seni hissedip seni yaşıyorum ama senin dünyanda ne oluyor kim bilir belki şu an yemek yedin yada televizyon izliyosun belkide sevgilinin kollarındasın yok yok buna dayanamam bu benim için çok ağır bir yük .Herşeye dayanırım sensizliğe ebedi yalnızlığa acı çekmeye ama seni bir başkasıyla asla paylaşamam daha buna hazır değil acılı yüreğim. Seni düşünüyorum şimdi gözlerim yine doldu hıçkırarak ağlamak istiyorum kimsenin bilmediği yalnız benim bildiğim bu aşk çilesinden kurtulmak içimi boşaltmak .TEK İSTEĞİM eğer sen hiçbir zaman benim olmayacaksan seni görmeyeyim hayat yolunda ikimizde farlı dünyalara gidelim ..tesadüfende olsa karşılaşmayalım çünkü seninle her karşılaşmamız beni bitiriyor ölüp ölüp diriliyorum kendimi tükenmiş hissediyorum ayakların altında param parça ezilmiş kalp sancısıyla baş edemiyorum . Eğer seni görmezsem belki daha az kalbim ağrır.en zoruda güzel gözlüm ne biliyormusun sen bana o kadar yakınsın ki tutabileceğim uzanabileceğim kadar söyle ben nasıl dayanayım şimdi uğrunda gecelerce uyumadığım adını her tarafa en önemliside kalbime kazıdığım canım yanımda duruyor ve ben ona sadece bir yabancı gibi davranamak zorundayım .şu an sana o kadar yakınım ki hemen yanı başımdasın kendimi zor tutuyorum inan kapını çalmamak için of bunu düşünmek bile beni ne kadar çok heycanlandırdı .Acaba ne yapardın beni görünce o güzel gözlerin gülümsermiydi bana yoksa kaşlarını mı çatardın bu ne dercesine.. Seni unutmak için neler yaptığımı bir bilsen inanamazdın aslında başarmak üzereydim ama o bakışın o anı ben nasıl unutayım hayatımın en güzel dakikalarını hiç bitmesin dediğim senin yanında dizlerimin çözüldüğü an.Yine en başa döndüm ve unutma çabalarım sonuçsuz kaldı ve ellerim yine bomboş en başa döndüm.Birazda sen anlasan güzel gözlüm benim kim olduğumu senin için deliye dönen bu yaralı ve suskun yüreği ben ozaman ne yapardım.Ama bu hiçbir zaman olmayacak sen kendi dünyanda yaşamaya devam edeceksin.Ben senin dünyandan bir çıkabilsem eski dünyama dönebilsem .Önceden yalnız ama huzurlu günlerim vardı ya şimdi hem yalnız hem acılı kırık kalp taşıyan biri oldum. Sen ve sensizlik şimdi ben bu iki acı düşünceyle savaşıyorum . deniz.
  12. 08.02.2006 Mevsimler su gibi akıp geçiyordu hayatımızdan bir gün daha eksiliyor düşünüyorum da ne kazandım ne kaybettim? Belki sağlıklı olmama şükretmeliyim çünkü sağlık yaşamın en önemli özelliği. Bunu biliyorum şükrediyorum da ama yinede bilinçaltımda beni rahatsız eden bir dürtü var. Bunun sebebini bulamıyorum aslında şöyle bir bakıldığında normal bir hayat sürüyorum acaba benim hayattan beklentilerim her zaman çokmu fazla şeyler oldu? ASLINDA DEĞİL SADECE SIĞINACAĞIM BİR LİMAN OMUZUNDA AĞLIYABİLECEĞİM BİR DOST, YADA BENİMLE İLGİLENEN YÜREKLER.. Bilemiyorum hayatın gerçekleri çok zor ve bunu yaşamak bana ağır geliyor beni üzse de ben yinede yaşamaya devam ediyorum.. Ümitlerimde önceki kadar canlı değil artık puslu bir dağın ardında kaldı adeta.. Eski beni düşünü yorumda nekadar umutluydu yaşama karşı çocukça hayaller kurar ve gerçekleşeçeğini düşünürdüm... hımmm şimdi anlıyorum içimi yakan o gerçekleri meğer yaşam her zaman azla yetinmekmiş... ulaşamayacağın meyvelere uzanmamakmış çünkü o meyvenin dalı ulaşamayacağın kadar yükseklerdeymiş ben o ağacın dibine oturmuşum yıllarca meyvenin düşmesini beklemiştim... yazık çok yazık... şimdi ruhumda esen fırtınaları ne ben nede o hayaller dindirebilir... artık senaryosu önceden yazılmış bir filmi defalarca oynuyorum ve garip olanda kendi filmimde başrol oynamıyorum sadece oynuyormuş gibi gözüküyorum ama sadece basit bir figürandan ibaretim.. hep bir gün gelecek o büyük başrolü ben kapacağım diye düşündüm....ama bugün belki figüran bile olamadım ne gariptir ki bu filim benim ama ben yokum aslında.. sanki kabul etmişim bu gidişi ,sanki her şey olup biterde insan bir boşlukta kalır, sanki izlediğin bir film biterde düşünmeye dalarsın aklında kalan sahneleri işte bende böyleyim hayatın yaşanmışlığının yorgunluğu var üzerimde.. bazen kendimi günlerin akışına bırakıyorum ....hiç düşünmeden... Ama bazen olmadık zamanlarda aniden o gerçeklerle irkiliyorum adeta kafamda şimşekler çakıyor... o an içimden bişeyler kopup gidiyor... dalıyorum ..dalıyorum ve sonra yine sahte hayatıma devam ediyorum........ ( yorgun bir günün ardından hissettiklerim.....derya deniz....)
  13. Her şeyi istersin benimde olsa dersin ama bilmezmisin ki bu isteklerin her zaman içinde kalacak hiçbir zaman gerçekleşmeyecek. Sonunu bildiğin bir kitabı okuyorsun defalarca okuyup bitirip tekrar başa dönüyorsun. Herşeyi istersin benimde olsa dersin ama bilmezmisin ki bu isteklerin her zaman içinde kalacak hiçbir zaman gerçekleşmeyecek. Sonunu bildiğin bir kitabı okuyorsun defalarca okuyup bitirip tekrar başa dönüyorsun. İçindeki denizde boğulursun çığlık atıyorsun sesini yalnızca senin duyabildiğin her hücrenle acını yaşıyorsun ve en kötüsü de bu acıyı ölürcesine yaşarken etrafına hiçbir şey belli etmemek için mutluluk oyunları oynuyorsun. Artık hiçbir şeye inancın kalmamıştır tümüyle bitirmişsindir umutlarını karamsar yalnızlığın ve sen vardırsın umutlarının yerine. Herşeyden herkesten nefret edersin elinde olmadan onlar senin için bir hiçtir. Bazen günlerce hiçbirşey düşünmezsin adeta kafan bomboş olur ve aslında bu iyidir seni rahatlatır en azından bir süreliğine unutursun yalancı dünyayı. Ama bir zaman gelirki acı gerçekler bir anda sarar vucudunun her yanını o an ölmek istersin kaçmak acılarından seni üzen herşeyden. Ama cesaretin yoktur en son darbeyi indirmeye . Sevgi neydi acaba? Bunu bilmiyordum anlamını çözemiyordum birini düşünmekmiydi? kendinden çok onumu sevmekti gündüzünde gecende onumu yaşamaktı dokunmakmıydı sevgiyle yüreğinin en uç noktasına. Bilmiyordum ve anlamaya da çalışmıyordum artık sevgiyi anlamanın benim için geç olduğunu düşünüyordum… geçmişe gittiğimde her şeyin ne kadar da boş olduğunu görüyordum ve geleceğimi düşündüğümde yine anlamsız ve boş dünyama devam edeceğimi değişen hiçbişeyin olmayacağını gördüğümde bedenim sarsılıyordu düşüncem donuyordu. Çocuk olmak vardı şimdi gamsız oyunlar peşinde koşan geçmiş gelecek kaygısı olmayan sadece oyun düşünmek ne çok isterdim. Hayattan anladığım tekşey şu oldu..; Her zaman yalnızsın ve hep yalnız olucaksın....deniz. 06.01.2007
  14. 14.03.2006 insanın dünyada en zor katlanabileceği şey yalnızlık ve sevgisiz kalmaktır. Her şeye katlanabilirsiniz aklınıza gelebilecek tüm acılara ama bir acı var ki onu çekmeyen bilemez .. bir bakışa bir gülüşe .. sen değerlisin sen özelsin benim için her şeysin diyecek ve en önemlisi o iki cümleyi söyleyecek "seni seviyorum" bu cümleler her şeye değerdi umutlarını kaybetmek istemezsin ama bakarsın ki bir adım bile atamamışsın hiç bir değişiklik yok nerde kaldıysan ordan devam edersin. Herşey bitti artık ben böyleyim bir daha değişmem dersin kendinden bile gizlediğin bir yanın sana yinede umut verir bunu kendinden bile saklarsın.. en kötüsü de bu üzüntülerini sıkıntılarını herkezden saklarsın kimseye anlatmazsın içinde büyüdükçe büyür seni melankolik bir hale sokar. sen bir şekilde kendine oyuncaklar bulursun saçma sapan onlarla zaman geçirirsin kendi kendine onların haberi bile olmaz. sen yalnızca sen yaşarsın duygularını tek kişilik habersiz ve kayıtsızca.. bir süre kendini oyalarsın ama bir an gelir bütün gerçekler hiç olmadık bir anda karşına dikiliverir. İşte o an kendini ölmüş gibi hissedersin bedenin titrer hıçkırarak ağlamak istersin ve dakikaların böylece geçer ve hayat koşuşturmacasında bir süreliğine bu duyguları ertelersin ama en olmadık zamanda o gelip seni bulur.....mutluluğa giden bir yol yoktur mutluluk o yolun kendisidir...
  15. Her şey gibi insanlarında sonu gelir bir bakmışsın varsın bir bakmışsın yoksun ama bezende yaşarken bile ölürsün. Kendi duygularınla kendini öldürürsün. Bilerek lades dersin mutsuzluklara. Boş bir yaşamı yaşamak kadar zor bir iş yoktur herhalde. Ama yapacak bir şey yok ki ne yapacaksın doluya koysan olmaz boşa koysan olmaz. Çok mutsuzdur sun bunu kimseye söylemezsin yalnızca kendinle paylaşırsın patlayacak duruma gelirsin ama yapacak bir şey yoktur. İmkânsızlıklar imkânsızdır. Yolda yürürsün ayakların yere basmaz hayaller aleminde yaşarsın dünyayı görmezsin kendi kendinle paylaşırsın kendince yorumlar yaparsın insanlar hakkında yorumlar yaparsın kimse farkında olmadan gülersin içinden kahkahalarla bezende ağlarsın hıçkırarak kimse anlamaz yaşadıklarını her zamanki gibi sadece sen bilirsin .. Artık bütün umutların bitmiştir ve kendini alıştırmış tırsın yaşayacaklarını çünkü her yıl aynı şeyleri yaşıyorsun zaten değişiklik neden olsun ki açıkçası çokta ilgilendirmiyor artık.. Sadece şu acıma duygusu geçsin başka bir şey istemiyorum. Bazen mutluluklara düşman acılara dost oluyorum elimde olmadan sebebini bilmeden kendimi tanımıyorum beynimde benim bile anlayamadığım düşünceler geçiyor ve bu benmiyim diye hayretlere düşüyorum. şu hayattan tek bir şey öğrendim insan çocukken çok hayalci oluyor ve kendine güveni oluyor ama aradan yıllar geçtikçe bu düşünceler değişiyor bunların sadece bir hayal olduğunu anlıyorsun ve gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalıyorsun ve bunu her zaman başarmak mümkün değil bakıyorsun yapacak hiç bir şey yok artık görmüyorsun , duymuyorsun ve konuşmuyorsun artık kendini bilinmezliklerin kollarına bırakıyorsun zaman ilerliyor birde bakmışsın yıllar senden yaşama umudunu hayallerini ve gülümsemelerini almış eskiden hiç susmayan sen şimdi konuşmaz olmuşsun ...suskun...... 12.03.2006
  16. Sevdiğimiz insanların değerini kaybettiğimizde anlıyoruz. Onlara sahipken bunu anlamıyoruz her zaman yanımızda olacaklarını düşünüyoruz ama bir gün geliyor onların gitmesi gerekiyor ve biz o gün anlıyoruz onların yaşamımızdaki önemini. Söylemek isteyip te söylemediklerimiz nasıl olsa zaman çok bir gün söylerim deyip ertelediğimiz sözcükler ne kadar çoktur aslında. Gelecek olan zaman nedense hiçbir zaman gelmiyor. Her zaman içimizde yaşıyoruz sevgi sözcüklerini paylaşmıyoruz sevdiklerimizle. Oysa içimizdekileri paylaşsak yaşayacağımız sevgi kat kat artacak bunu biliriz ama içimizdeki sesi hiçbir zaman dinlemeyiz. Derya. Deniz. 19.03.2006
  17. Bir zamanlar ne kadar çok sevdiklerim vardı etrafımda har yanımda sevdiklerim vardı. Şimdi bakıyorumda kimsem kalmamış yapayalnız kalmışım sadece kendimle içimden sürekli ağlamak geliyor bağırmak, haykırmak kimse yokmu ? neredesiniz sevdiklerim neden gittiniz ben dayanamıyorum bu kimsesizliğe.Hayatın kuralımı bu tek başına kalmak eğer öyleyse ben buna dayanamıyorum .Herkes hayatıma giriyor ve sonunda bişeyler alıp yüreğimden bilinmezliğe doğru gidiyorlar. Yüreğimde yeni bir sayfa açıldı birden gelen, haber vermeden beni bağımlısı yapan onunla kendimi güvende hissettiğim huzuru bulduğum heran yanında olmak istediğim onsuzken kendimi sokaklarda kimsesiz hissettiğim, sözlerinde umudu bulduğum sıcaklığında kendimi çöllerde hissettiğim yüreğimi titreten çok duygulu çok tatlı benim diyebileceğim biri. Şimdi ise tek korkum onunda hayatımdan bilinmezlere doğru yol alması ama bu sefer aynı şeyi yaşarsam kalbimi sonsuza kadar kapatıcam hayata sevgiye umuda. Ne olur beni bırakma senden mahrum etme ben çok narinim duygusalım bunu kaldıramam hayatımı sana verdim ve senin yaşatmanı istiyorum.. Sen varken hayat ne kadar kolay dünya daha bir güzel daha bir yaşanılır herşey ne kadarda olumlu senin gülümsemen benim gülümsemem senin gözündeki tek damla göz yaşına dayanamam sen hep yanımda ol beni sar sarmala kalbine al yüreğine tenine al ,senin sıcak yüreğinde ısınmak istiyorum ve sana sarılarak uyumak hiç uyanmamak. Benim hayalimde hep sen varsın seni yaşatıyorum soğuk gecelerime çağırıyorum seni boş kalan kollarıma alıyorum nefesini hissediyorum her yanımda güzel kokunu duyuyorum bana huzur veren gözlerine dalıyorum güzel sözlerinde coşuyorum kendimden geçiyorum sana seni nekadar sevdiğimi anlatıyorum sende bana senin anlatmana gerek yok ki sen benim yüreğimsin ne hissettiğini biliyorum diyorsun. Sabahlara kadar konuşuyoruz en olmadık şeyler bile bizim cümlelerimizde anlam kazanıyor sevgiyle seçilmiş en özel cümlelerle anlatıyoruz sevgimizi ne kadar çok olduğunu.. Senin her anını bilmek neler yaptığını en önemsiz bulduğun ayrıntıları bile, seni ne kadar çok kıskanıyorum herkesten herşeyden yalnız benim ol benim gözlerime bak istiyorum. En olmadık anda aklıma gelen kötü düşünceleri senin varlığınla kovuyorum çünkü biliyorum ki senin varlığın onların hepsini ezer. Endişelerimi alır bana yaşama sevinci verir. Sen hep yanımda ol ışığım ol beni karanlıklardan kurtar canım ol benim ol yalnız bana ait ben seninim ve hep öyle kalacak.. Artık benim geçmişim yok hep geleceğim var seninle hayatım seninle başladı seninle bitecek..