Sülükler bir tür parazitik solucandır. Tıp alanında “hirudoterapi” olarak tanımlanan ve 2 bin 500 yıl öncesine kadar dayanan sülük tedavisi, kan dolaşımını artırmak, kan akışını iyileştirmek ve iyileşmeyi desteklemek için yaraya sülük uygulanmasını içerir. Uygulaması zaman içinde değişiklik gösterse de, modern cerrahide kullanılmaya devam etmektedir.Günümüzde çoğunlukla plastik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılmaktadırlar. Bunun nedeni, sülüklerin kan pıhtılaşmasını önleyen peptitler ve proteinler salgılamasıdır. Bu salgılar aynı zamanda antikoagülan olarak da bilinir . Bu, yaraların iyileşmesine yardımcı olmak için kan akışını sağlar.Sülük tedavisinin kullanılabileceği çeşitli durumlar vardır. Fayda görebilecek kişiler arasında diyabetin yan etkileri nedeniyle uzuv kaybı riski taşıyanlar, kalp hastalığı teşhisi konanlar ve yumuşak dokularının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan estetik ameliyat geçirenler bulunur.Aşağıdaki videoyu sonuna kadar izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.Not: Kulüpler menüsü altındaki Kadınlar Kulübünde sadece kadınlar, Erkekler Kulübünde ise sadece erkekler kendi aralarında paylaşım ve soru cevap şeklinde bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. Bu paylaşımlar üyeler dışında (arama motorları dahil) hiçbir şekilde görüntülenemez.
Dolaşır dururmuş hep daha bağı bahçeyi Küçükmustafa'da
dilinde dilâver dülgerlerin taşlara yonttuğu aşk türküleri
ve o yaşlı muhacirin sancılı söylencelerinde
uzaktan yakından bir göç anısı
anlatıp durur Silistre'yi...
Yelkenler iner
demir atarmış Kalealtı'na Osmanlı İnce Donanması
İslâm'ın koruycu duvarıymış bu liman demirden,taştan,imandan
beyaz beyazmış kale duvarları
yosun bağlamışlar
üşüyorlarmış şimdi
terkedilmişliğin sığ yalnızlığından.
Bahtı kara garip zamanlarmış
kızı kızanı ağlar olmuş bir zemheri vakti ikindiüstü
küs düşmüş Tuna'nın sularına Mecid Tabya'nın top sesi...
Zaman hasım sulara meyletmiş
sular ahir vakte gelmiş denk
Urumeli'nin kaderine
kılağılı bir bıçak gibi bilene bilene
vurulmuş bin bir asi mihenk.
"Bir gün, diyor,bir gün Uşumnu alçağında
bir manda kotası üç yaşında
bir kan gölünde yüzse gerek!"
ve sahice olsaymış
"Sahi olsaydı,diyor,o muskaların efsunlu bedduaları
boğardı küffarı bizim Tuna'nın bozbulanık dalgaları!"
Zaman hasım sulara akmış
sular olmuş gözyaşların seli
viran kapılarda dilenip durmuş bir tufan gibi
amansız göçlerin amaz yeli.
Dûçar olmuşlar uçsuz yollara
yolları sarıp sarmalamış bir katı kasvet
"Oradan,diyor,oradan!"
Tuna yalısından kalkar gelirmiş bu delice hasret...
Dilinde dilâver dülgerlerin taşlara yonttuğu aşk türküleri
vebalinde kan kardeşlerinin bahtsız kaderi
deli gönlünde bir umut
bir deli umut masmavi
bir de beyaz beyaz beyazımsı
bembeyaz ak pak bir demokrasi...
"Demokrasi!Demokrasi! deyip haykırıp durdular." diyor.
İlle velâkin ne balık çıkabilmiş kavağa
ne beklenen huzur inmiş sokağa
ölenler hep ölmüş
gidenler gitmiş tek tek basarak
yalanlarmış
dolanlarmış köşe bucak
sinsi sinsi kıskıvrak...
Rüyalarının nehri Tuna sakinmiş hep öyle
"Bıraktığım gibi,diyor, çocukça mavi"
bülbül yine gül dalindeymiş her seher vakti
yerli yerindeymiş Silistre
bir baş kuru soğanın
bir bayat ekmeğin derdinde...
"Bir dertleri daha var." diyor
bir dert ki dünden bugüne
günden güne
aza aza
düşmezmiş dillerden ne handa ne pazarda.
Oy anam!
Oy babam!
"Dil yarasıdır!!"diyor
"Bir mahşer günü soru suali edilir de kalem kalem
ahı tutar
seni de
beni de
anamın babamın dili Türkçem
okutulmuyor bir türlü
bir türlü okutulmuyor güzelim mekteplerinde.."
Ve dolaşır dururmuş hep daha bağı bahçeyi Küçükmustafa'da...
Galip Sertel