Sülükler bir tür parazitik solucandır. Tıp alanında “hirudoterapi” olarak tanımlanan ve 2 bin 500 yıl öncesine kadar dayanan sülük tedavisi, kan dolaşımını artırmak, kan akışını iyileştirmek ve iyileşmeyi desteklemek için yaraya sülük uygulanmasını içerir. Uygulaması zaman içinde değişiklik gösterse de, modern cerrahide kullanılmaya devam etmektedir.Günümüzde çoğunlukla plastik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılmaktadırlar. Bunun nedeni, sülüklerin kan pıhtılaşmasını önleyen peptitler ve proteinler salgılamasıdır. Bu salgılar aynı zamanda antikoagülan olarak da bilinir . Bu, yaraların iyileşmesine yardımcı olmak için kan akışını sağlar.Sülük tedavisinin kullanılabileceği çeşitli durumlar vardır. Fayda görebilecek kişiler arasında diyabetin yan etkileri nedeniyle uzuv kaybı riski taşıyanlar, kalp hastalığı teşhisi konanlar ve yumuşak dokularının bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan estetik ameliyat geçirenler bulunur.Aşağıdaki videoyu sonuna kadar izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.Not: Kulüpler menüsü altındaki Kadınlar Kulübünde sadece kadınlar, Erkekler Kulübünde ise sadece erkekler kendi aralarında paylaşım ve soru cevap şeklinde bilgi alışverişinde bulunabilmektedir. Bu paylaşımlar üyeler dışında (arama motorları dahil) hiçbir şekilde görüntülenemez.
Tam adı Ömer Zülfü Livaneli'dir. Mustafa Sabri Livanelioğlu ve Şükriye Livaneli'nin çocuğu olarak Konya Ilgın'da doğdu. Zülfü Livaneli, babasının tayini nedeniyle ilkokulu Amasya'da okumuş; aldığı modern eğitimle, yazları Kuran kursundan edindiği din eğitimini harmanlayarak Anadolu kültürünü özümsedi.
İlkokulu bitirdiğinde alınan bağlamayla müziğe başlayan Zülfü Livaneli, babasının isteğiyle, eğitim hayatına dedesinin ve babaannesinin yanında devam etti, Ankara Maarif Koleji'nden (Bugünkü TED Ankara Koleji) mezun oldu. 1964'te Ülker Tunçay'la evlendi. 1966'da Aylin isimli bir çocukları oldu. Kısa bir süre Trabzon'da çalıştı. Askerliğini bitirdikten sonra Ankara'ya geldi ve arkadaşı Akay Sayılır'la Ana Dağıtım isimli bir kitap şirketi kurdu. Bir süre sonra şirketi Ekim Yayınları ismiyle bir yayınevine dönüştürdüler.
Bu dönemde tanıdığı insanlar arasında Uğur Mumcu, Doğan Avcıoğlu, Hasan Cemal, Uluç Gürkan, Cengiz Çandar, Muzaffer Erdost, İlhan Erdost, Mihri Belli, Erdal Öz, Kurthan Fişek, Vasıf Öngören... sayılabilir. Ülkede siyasi karışıklık sürerken Zülfü Livaneli, sosyalist yazarların kitaplarını yayınladığı için gözaltına alındı, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Bu yıllarda Güneş Topla Benim İçin, Leylim Ley gibi büyük beğeni kazanan eserlerini seslendirdi. 1971'de pasaport alıp yurtdışına çıkmak isterken tutuklandı, otuz gün Ankara Yıldırım Bölge Sıkıyönetim Hapishane'sinde tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Hapishaneden çıktıktan sonraki ilk plak çalışması Zülfü Livaneli ile Yaşar Kemal'in dostluğunun başlangıcı oldu. Yaşar Kemal'in ona verdiği Ozanoğlu ismiyle ilk 45'liğini doldurdu. Yeniden arandığını öğrenince yurtdışına gitmeye karar verdi. Bir süre Almanya'da kaldı, Norveç'e geçti. İsveç'e gittiğinde eşi ve kızı da yanına geldi. Orada bir müzik okulunda ders verdi. Eşi, Stokholm Üniversitesi'nde pedagoji eğitimi aldı, kendisi de felsefe eğitiminin yanı sıra Dalcrose Okulunda müzik eğitimine devam etti.
Güneş Karabuda'nın Kuzey Afrika'da çektiği bir filme yaptığı müzikle sinemaya yakınlaşan Livaneli'nin Tunç Okan'ın Otobüs filmi için yaptığı müzik ilk profesyonel çalışmasıdır. 1975'te Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz ile Merhaba isimli şarkıları içeren ikinci plağını kaydetti (1975). 1974'te çıkan aftan yararlanarak 1976'da Türkiye'ye döndü. Yunan şarkıcı Maria Farandouri'nin kendisinden Nazım Hikmet şiirlerini bestelemesini istemesi üzerine Nâzım Türküleri isimli albümü 1978'de çıkardı. Livaneli, bu sırada yine İsveç'e gitti ve müzik çalışmalarına orada devam etti. Yılmaz Güney'in senaryosunu yazdığı, Zeki Ökten'in yönettiği Sürü filminin müziğini yaptı. O günlerde Türkiye'de Livaneli‟nin müzikleri yasaktır. Mitterand'ın düzenlediği bir toplantı için Yaşar Kemal ve Aziz Nesin'le birlikte Fransa'dayken 12 Eylül 1980'de Türkiye'de ordunun yönetime el koyduğu haberini toplantı sırasında aldı. Eşi ve kızıyla Almanya'ya taşındı. Bu dönemde sanatsal çalışmalarını Avrupa'da sürdürdü. Çalkantılı süreç bitince Türkiye'ye döndü.
1994'te Sosyal Demokrat Halkçı Parti'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı oldu, kazanamadı. 1995'te UNESCO Genel Direktörü Federico Mayor'ın özel danışmanı oldu. 1996'da Paris'te UNESCO Merkezi'nde düzenlenen bir törenle UNESCO İyiniyet Büyükelçisi olarak atandı ve dünya ölçeğindeki "Barış Kültürü" programında UNESCO Büyükelçisi olarak çalışmaya başladı. 1998'de Paris'te UNESCO Merkezi'nde Costa Gavras ile birlikte eşbaşkanlığını yürüttüğü Türk-Yunan Medya Toplantısı'nı düzenledi. 1999'da Harvard ve Princeton üniversitelerinde konferanslar verdi, Versailles Dünya Kültür Zirvesi'nde bildiriler sundu. 2000'de Amerika'da "Millenium Dreamers-Binyılın Düşünü Kuranlar" programında "Dünya Gençliğine Örnek Gösterilen 10 Şahsiyetten Biri" seçildi.
2002'de CHP'den İstanbul milletvekili olarak TBMM'ne girdi. Aynı yıl Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) ve Batı Avrupa Birliği (BAB) Asamblesi Türk Delegasyonu Üyesi oldu; merkezi Paris'te bulunan Elie Wiesel'in başkanlığını yürüttüğü Evrensel Kültür Akademisi'ne seçildi. 2004'te FIPA (Festival International de Programmes Audiovisuels) Ödülleri Jüri Başkanlığı'na seçildi. 2004'te CHP'den istifa etti, TBMM'de bağımsız milletvekili olarak devam etti.
2004'ten itibaren Vatan, Milliyet, Sabah, Cumhuriyet gibi gazetelerde sürekli köşe yazıları yazmakta, http://www.livaneli.gen.tr kişisel ağ adresinden yayın yapmaktadır.
Müzisyen ve yazar kimliklerinin yanında siyasetçi ve sivil toplum kuruluşlarının etkin bir üyesi olarak aydın sorumluluğuyla çabalayan Zülfü Livaneli, namus cinayetleri, ölüm oruçları, toplumsal şiddet olaylarında barışçıl çözümler için gayret gösterdi. Mikis Theodorakis'le birlikte Türkiye-Yunanistan Dostluk Derneği'nin kurucusu (1986), Gorbaçov ve Cengiz Aytmatov'un girişimiyle başlatılan Issık Gölü Forumu'nun (1986) kurucu üyesidir. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı yönetim kurulu üyesi (1991), Venedik Dünya Sanat Forumu'nun kurucu üyesidir (1991). Avrupa Film Ödülleri Jüri Başkanlığı (1990) yapmıştır.
Eserleri, hayat tarzı ve felsefesiyle bir kültür aktarıcısı olan Zülfü Livaneli, müzisyenliğinin yanında yazarlığı ve film yapımcılığını sürdürmüş; ulusal ve uluslararası birçok ödül almıştır. Livaneli, sanat yaşamı boyunca otuz film müziğine üç yüz besteye, dört uzun metrajlı filme, yirmi bir kitaba (roman, öykü, senaryo, deneme) imza atmıştır.
Zülfü Livaneli'nin aldığı ödüller şunlardır: 1978 Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) En İyi Film Müziği Ödülü (Sürü filmiyle), 1982 Ankara Sanat Evi En İyi Film Müziği Ödüllü (Yılanı Öldürseler filmiyle), 1982 Yılın Plağı Ödülü (Yunanistan – Maria Faranduri Livaneli Söylüyor albümüyle), Cannes Film Festivali Altın Palmiye En İyi Film Müziği Ödülü (Yol filminin müziğiyle), 1982 Alman Plak Eleştirmenleri Derneği Yılın Plağı Ödülü (Yol filminin müziğiyle), 1983 Hollanda Edison Ödülü (Maria Faranduri Livaneli Söylüyor albümüyle), 1986 Altın Plak Ödülü (Livaneli-Theodorakis, Güneş Topla Benim İçin albümüyle),1984 Nokta Dergisi Yılın Müzisyeni Ödülü, 1987 Cannes Film Festivali Özgün Bakış Ödülü (Yer Demir Gök Bakır filmiyle), 1987 San Sebastian Film Festivali En İyi Yabancı Film Ödülü (Yer Demir Gök Bakır filmiyle), 1987 Nokta Dergisi En İyi Film Yönetmeni Ödülü, 1989 Montpellier Festivali Altın Antigone Birincilik Ödülü (Sis filmiyle), 1989 Valencia Altın Palmiye Birincilik Ödülü (Sis filmiyle), 1989 yılında Avrupa Film Akademisi En İyi Yönetmen Ödülü (Sis filmiyle), 1989 Fransız Eleştirmenlerince seçilen Avrupa’nın En İyi On Filminden biri Sis, 1989 Antalya Film Festivali En İyi İkinci Film Ödülü (Sis filmiyle). 1989 ve 1996 Abdi İpekçi Ödülü, 1997 Balkan Edebiyat Ödülü, 1997 Premio Luigi Tenco Uluslararası Besteci Ödülü, 1999 yılı 37. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Yaşam Boyu Onur Ödülü, 2001 Yunus Nadi Roman Ödülü, 2001 Soranos Dostluk ve Bilim Ödülü, 2005 Theodorakis Ödülü, 2006 Barnes & Noble Yeni Büyük Yazarları Keşif Ödülü, 2006 Antalya Altın Portakal Film Festivali En İyi Müzik Ödülü (Mutluluk filmiyle), 2007 Sinema Yazarları Derneği En İyi Müzik Ödülü, 2007 Yeşilçam Ödülleri En İyi Müzik Ödülü, 2008 Ankara Uluslararası Film Festivali En İyi Müzik Ödülü, 2009 Orhan Kemal Roman Armağanı, 2015 Beyaz Martı Edebiyat Onur Ödülü, 2017 Antalya Muratpaşa Belediyesi Onur Ödülü, 2018 Cem-Papendreu Uluslararası Barış Ödülü.
Lise çağlarından itibaren yazı, çeviri, şiir denemeleri yapan Zülfü Livaneli'nin yaşamında müzik ve edebiyat beraber ilerlemiştir. İsveç’teyken yazdığı hikâyelerden oluşan ilk kitabı Arafat’ta Bir Çocuk, İsveç ve Alman televizyonlarında film olarak gösterime girmiştir. Bu sırada gazetelere Uruguay Tupamaro’sundan, Japon Kızılordu’dan, Cezayir’den, Şili’den Stockholm’e gelen politik mültecileri konu alan Devrimsiz Devrimciler adlı bir yazı dizisi hazırlamıştır. Cumhuriyet gazetesinden geri çevrilen yazı dizisi, Yaşar Kemal’in aracılığıyla İsmail Cem tarafından Politika gazetesinde basılmıştır. Aynı gazeteye Stockholm Mektubu adlı haftalık yazılar yazmış, Avrupa'daki Türk işçilerini konu alan Dönemeyenler adlı bir dizi yayımlamıştır.
Arafat’ta Bir Çocuk adlı ilk edebi yapıtı, Almanya'da çalışan Türkleri anlatan sekiz kısa öyküden oluşmaktadır. Livaneli, Sis adlı senaryosunu, 27 Mayıs 1960 ihtilali sırasında Ankara’da ailesiyle birlikte yaşadıklarından hareketle yazmıştır. Sis, Livaneli'nin yönetiminde, 1988 yılında başrollerini Rutkay Aziz ve Uğur Polat’ın paylaştığı film olarak yayınlanmış ve pekçok ödül almıştır.
Orta Zekâlılar Cenneti (1991) adı altında topladığı denemelerinde, az bilgili ama uyumlu ve kurnaz karakterleriyle toplumda saygın bir yer edinen insanları anlatmıştır. Diktatör ile Palyaço (1992) adlı yapıtında Türkiye ve dünyadaki diktatörlerin benzerlikleri ve farklılıklarını işlemiş ve hepsinin sonunun aynı olduğunu vurgulamıştır: “Kimsenin saygıyla anmadığı bir biçimde, bir köşede unutulan bir emekli olarak çevreyi izleyerek ömürlerini tamamlamak” (Livaneli, 2010: 33). Sosyalizm Öldü Mü? (1994) adlı kitabındaysa kültür, refah, sosyalizm, insan hakları, sömürü hakkındaki köşe yazılarını derlemiştir. Gorbaçov’la Devrim Üstüne Konuşmalar adlı yapıt, Yaşar Kemal ve Zülfü Livaneli'nin aralarında bulunduğu aydın grubunun 21 Ekim 1986’da Kremlin’e SSCB’nin yeni devlet başkanı Mikhail Gorbaçov tarafından davet edilmesiyle başlayan ve Gorbaçov ile çeşitli ülkelerde karşılaştıkça Sovyet Devrimi, Marksizm, Leninizm, Perestroyka, Yeni Dünya Düzeni ve Amerikan hegemonyasına dair sohbetlerinden oluşan bir anı kitabıdır. Amerikan C-Span televizyonun 1997 yılındaki açıklamasında, bu küçük toplantı ve ardından yapılan basın toplantısının tarihin akışını değiştiren Perestroyka devriminin başlangıç noktası olduğu belirtilmiştir (Livaneli, 2003: 126).
Zülfü Livaneli, sanat yaşamının olgunluk döneminde ilk romanı Engereğin Gözündeki Kamaşma’yı yayımlamıştır. Naima ve Evliya Çelebi’nin yapıtlarından alıntılarla bezediği bu tarihi romanda, XVII.yüzyıl İstanbul’unda Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme döneminde, Osmanlı padişahı ve haremağası arasındaki efendi-köle ilişkisi aracılığıyla iktidarın büyüleyici gücünü irdelemiştir (Livaneli, 1996: 147). Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm (2001) adlı romanında İsveç’te yaşayan, dünyanın çeşitli ülkelerinden siyasal nedenlerle sürülmüş insanların uyumsuzluklarını, bunalımlarını, ortak kaderlerini konu almıştır. Kişi ve mekân tasvirlerinin yanında felsefi bakış açısıyla, hem yurt içinde hem yurt dışında büyük yankı uyandıran Mutluluk adlı romanı, kadın-erkek ilişkilerine, kadının üzerindeki toplumsal ağırlığa dair Türkiye gerçeklerini yansıtan lirik ve eleştirel bir eserdir. Leyla’nın Evi (2006) adlı romanı gerçek ile kurgunun iç içe geçmiş halidir. İstanbul, özellikle de Boğaziçi tasvirlerinin süslediği ortam eserin gerçekliğini pekiştirir (Livaneli, 2012a: 271). Son Ada (2008) adlı simgesel ve sarsıcı romanında, herkese tanıdık gelen, ancak düşsel bir ülkede, yaşanan sakin yaşam, emekli darbeci bir başkanın cennet gibi bir adaya yerleşmesiyle değerlerin altüst oluşunu aktarır. Mustafa Kemal Atatürk’ün yakın arkadaşı Salih Bozok’un veda mektubunu konu alan Veda romanının odağındaki mektup, Selanik’te mahalle mektebinde başlayıp bir imparatorluğun çöküşüne tanıklık eden ve modern Türkiye’nin doğuş coşkusunu yaşayan güçlü bir dostluğun çarpıcı bir belgesidir. Zülfü Livaneli, Serenad (2011) adlı romanında aile sırları yanı sıra, II. Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımı, Ermeni ve Kürt sorunu, Struma ve Mavi Ay facialarını ele almıştır. Kardeşimin Hikâyesi'nde iki kardeş karakter üzerinden geçmiş-şimdi, genç-yaşlı arasındaki uçurumu aşk duygusuyla çerçeveleyerek anlatmıştır. Eserin sonucunda karakterlerin temsil ettiği geçmiş ve halihazırı temsil eden gün tek bir bedende bütünleştirilir. Eserde yabancılaşma, toplumsal ayrıklık, aşk ve insan ilişkilerini iç içe geçen hikâyeler ve olay örgüleriyle aktarmıştır.
Zülfü Livaneli, 2007'de kendi yaşam öyküsü Sevdalım Hayat'ı yayımlamıştır. Çocukluğunu, ailesini, müzik yaşamını, Türkiye'den uzaklaşmak zorunda kaldığı yılların güçlüklerini mseafeli bir içtenlikle aktardığı eseri, sanatçıyı daha yakından tanımak açısından çok değerlidir. Sanat Uzun, Hayat Kısa adlı yapıtı, kendisinin okuduğu kitaplardan, bestelerinden, filmlerinden, yazdığı yapıtlardan, yaşadığı ülkeden beslenen birikmiş sözlerinden oluşan yaşama ve insana dair denemelerdir. Gözüyle Kartal Avlayan Yazar Yaşar Kemal (2015) adlı eserde yakın dostu Yaşar Kemal'i birçok yönüyle topluma anlatmayı amaçlamıştır.
Toplumdaki eğilimleri önceden sezebilen yazar, romanlarının arka planında Türk toplumundaki çok katmanlılığı işlemektedir. Livaneli romanlarında, Türk toplumunun içinde bulunduğu karmaşık durumu her seferinde farklı açılardan ele alırken bireyden topluma ulaşma çabasındadır.