Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

batuhan

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

Blog Gönderileri tarafından gönderilen batuhan

  1. HAYATA DAİR

    Hayata hiç isyan etmeyin.
    Öncelikle şunu kabul edin, hayat adil değil.
    Hiçbirimiz, hiçbir canlı eşit yaratılmadı.
    Başımıza gelenler de eşit değil.
    Önce hayatın adil olmadığını kabul etmelisiniz.
    İşine akıl erdirebildiğiniz bir Tanrı, Tanrı değildir.
    "Guguk Kuşu" filminde Jack Nicholson akıl hastanesinde çok ağır bir mermer havuzu kaldırabileceğine dair diğer hastalarla iddiaya girer.
    Yüklenir ve havuzu kaldırmaya çalışır, kaldıramaz.
    Diğer hastalar onunla alay ederken bir şey söyler:
    "Ben en azından denedim".
    Siz gerçekten denediniz mi?
    Yoksa pencereden hayatı mı seyrediyorsunuz?
    Hayata Windows 98'den, Sony 72 ekrandan mı bakıyorsunuz?
    Oysa hayat hepimizin avuçlarının içinde,
    Kiminin nasır tutmuş parmaklarında
    Kiminin boyalanmış ellerinde,
    Kiminin gömleğinde ki ter kokusunda ,
    Ama hayat her zaman avuçlarımızın içinde.
    Nasıl istersek, neye karar verirsek hayat orada var.
    Güneş, her sabah yeniden doğuyor,
    Gün, her şafakta nice umutlara gebe şekilde ağarıyor ve siz,
    Eğer isterseniz hayatı bir ucundan yakalama şansına sahipsiniz.
    Yeter ki gülümseyin
    Yeter ki bu gün benim günüm diyerek kalkın yatağınızdan...
    Bu iletiyi içinizdeki çocuktan uzak tutunuz.
    Zira, siz bu iletiyi okuduktan sonra içinizdeki çocuk, özgürlüğüne kavuşmak isteyip başınıza dert açabilir.
    Bu iletiyi yazan ve/veya size gönderen kişiyi, mümkünse kalbinizin derinliklerinde bir yerde muhafaza ediniz.
    Bu dünyadaki varlığınızın, dostlarınızın var olmasına bağlı olduğunu,
    Bazen bir çiçek yada küçük bir tatlı sözle bile kirik bir kalp tamirinin mümkün olduğunu,
    Özür dilemenin, teşekkür etmenin ve şükretmenin "ERDEM" olduğunu, Bu iletiyi yazan ve gönderen kişinin, hiç tanışmıyor olsanız bile sizi çok sevdiğini, ASLA UNUTMAYINIZ.
    Ve Her sabah uyandığınızda "BUGÜN YINE ÇOK GÜZELSIN HAYAT HER ŞEYE RAĞMEN..." demeyi ihmal etmeyiniz...

  2. SU İÇMENİN FAYDALARI

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Müge Aksu, sağlığın korunması ve canlılığın sürdürülebilmesi için gerekli bir numaralı maddenin su olduğunu belirterek, özellikle yaz aylarında alınan su miktarının artırılması gerektiğini söyledi.
    Vücudun hissedilenden çok daha fazla su ihtiyacı olduğunu kaydeden Müge Aksu, her gün 10-12 bardak suyun güne dağıtılarak içilmesini tavsiye etti. Aksu, metabolizmanın düzenlenmesinde ve vücudumuzdaki tüm reaksiyonlarda görevli olun suyun günde 2 lt içilmesi halinde enerjiyi artıracağını ve zayıflamaya yardımcı olacağını anlattı. Suyun, besin maddeleri ve oksijeni taşıyarak organ ve dokuları koruduğunun altını çizen Aksu, aç karnına içilen suyun, organizmayı zararlı toksinlerden arındıracağını hatırlattı. İmmün sisteminin görevini yapabilmesi için suya ihtiyacı olduğunu ifade eden Aksu, suyun bu özelliği ile zinde ve dinç kalınmasına yardımcı olacağını dile getirdi.
    Aksu, su hakkında şu bilgileri verdi: "Cildimizin, nem ve elastikiyetinin düzenlenmesinde su rol oynar. Günümüzde bayanların korkulu rüyası haline gelen selülit oluşmasının önlenmesinde de su yine ilk sırayı alır. Emzikli kadınlarda, süt üretimini artıran en önemli sıvı sudur. Özellikle kalori oranları yüksek hazır meyve suları, gaz yapan asitli içecekler yerine su tercih edilmelidir. Hamilelikte, suyun önemi daha da artar. Bebeğin içinde bulunduğu amnion sıvısı her üç saatte bir kendini yeniler. Yetersiz sıvı alımı ile amnion miktarı azalacağından, suya ihtiyaç artar. Sıcak havalarda su, vücut sıcaklığını düzenleyici olarak çalışır. Dikkat edeceğimiz nokta, yazın içtiğimiz su miktarını artırmaktır. Bedenimiz ısındıkça terler ve su kaybeder. Vücut, suyu aktif olarak kullanır, depolayamaz. Bu sebeple susuzluğa dayanamayız. Vücudumuzun hiç su içmeden dayanabileceği asgari süre en uygun şartlarda 7 gündür ve su vücudun yüzde 55-75'lik kısmını oluşturur".
    Sporcularda su kaybeden vücudun yeterli sıvıyı yerine koyamaması halinde, buna tepki göstererek metabolizmayı yavaşlatacağını bildiren Aksu, bu sefer vücudun suyun atılmasını engellemeye çalışacağını, bunun da vücut açısından zararlı olacağını belirtti. Özellikle spor sonrası, terle atılan suyun yerine gelmesi için egzersiz ve yarıştan 15 dakika önce 1-1.5 bardak, egzersiz ve yarış sırasında her 10-15 dakikada bir yarım bardak su içilmesi gerektiğini aktaran Müge Aksu, her şeyin fazlası zararlı olduğu gibi, aşırı su içtiğimizde de bedenin atmakta zorlanıp ödemler oluşabileceğine dikkat çekti. Çok fazla su içilmesi ile böbreklerin zarar görebileceği uyarısında bulunan Aksu, "10-12 bardak suyu, gün içine dağıtarak için. Su içmek için susamayı beklemeyin. Unutmayın, vücudumuzun, hissettiğimizden çok daha fazla suya ihtiyacı var. Her öğünden 15 dakika önce 1-2 bardak su için ki, 20 dakikada doygunluk mesajı alan beynimizde, bu hissin oluşmasını hızlandırın. Hiçbir sıvı içeceğin suyun yerini tam anlamıyla tutmaz" dedi
  3. HEPATİT'E DOĞADAN MUCİZE

    Hepatit'e doğadan mucize

    Herbalist Tarkan Güveloğlu, çok özel bitki özlerini ve bazı bitkileri Hepatit B ve C hastalığının tedavisi için kullanıyor.
    Güveloğlu, Şu an tıpta doğrudan hepatit virüslerini öldürecek, yok edecek bir ilaç yok. Fakat insan vücudu, bağışıklık sistemi bu virüsü bazı bitki özleri, bitkiler ve besin takviyeleri ile yenebiliyor diyor.
    Hepatit B ve C, tüm dünyada birçok kişiyi ilgilendiren çok önemli hastalıklar oluşturan virüsler... Bu virüsler kişilere bulaştıktan sonra maalesef klasik yöntemlerle, ilaçlarla vücuttan atılamıyor. Tedavisi için her yıl dünya çapında milyon dolarlar harcanıyor. Yani şu an dünyada bu virüsleri öldürecek bir ilaç henüz yok. Kullanılan ilaçlar ancak virüsün karaciğere verdiği hasarları azaltan ilaçlar. Dolayısıyla bitkisel tedavi, bu tip hastaların bu alanda en çok başvurduğu yöntemlerden biri.
    Herbalist Tarkan Güveloğlu, Hepatit B ve Cnin tedavisinde kullanılmasını önerdiği bazı bitkiler, saf bitki özleri ve bitkisel besinlerin önemine değiniyor: Bu bitkisel maddeler arasında en etkilisi damla halinde içilerek kullanılan saf bitki özleridir. Her zaman belirttiğim gibi, bu tip önemli rahatsızlıkların tedavisinde sadece bitki çayı veya macunlar falan işe yaramaz. Bahsettiğim saf bitki özleri, bitkilerin yoğunlaşmış olanlarıdır. Bunlar hastalığa karşı ciddi etki yapıyor diyor herbalist.
    Bu saf bitki özleri hepatit virüslerine nasıl etki yapıyor?
    Şu an dünyada doğrudan hepatit virüslerini öldürecek, yok edecek bir ilaç yok. Fakat insan vücudundaki güçlendirilen bağışıklık sistemi, bu virüsle savaşabiliyor. Bazı bitki özleri, bitkiler ve besin takviyeleri ile hastalık yenilebiliyor. Hepatit virüsü, vücuda girdiğinde, karaciğere yerleşip harabiyet yaratmaya başlıyor. Karaciğer enzimleri yükseliyor. Ama bazı kişilerde uzun yıllar hiçbir belirti vermeden sadece taşıyıcı olarak kalabilir. Fakat bu kişilerde bile herhangi bir sebepten dolayı (başka bir rahatsızlık, ağır bir grip vakası bile, yoğun üzüntülü dönem) bağışıklık sistemi zayıfladığı zaman, bu virüs aktif hale geçip karaciğerde harabiyeti hızlandırıyor diyor Tarkan Güveloğlu. Bahsettiği saf bitki özleri damlası, 5-6 cins bitki ve bazı besinlerle birlikte uygulanıyor. Birkaç aylık uygulamanın ardından, Hepatit virüsünün direnci azaltıyor. Aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendiren ve karaciğerin çalışmasını artıran bu bitkiler ve besinler sayesinde de vücutta, yüz güldürücü sonuçlar ortaya çıkabiliyor.
    Tarkan Güveloğlu bu konuda şunları söylüyor: Bu çok özel bitki özleri ve bitkileri belirli bir düzen içerisinde kullanarak SGOT, SGPT gibi enzimler yükselmişse bile, bu bitkisel tedavi sonrasında, (ilk 2 aydan itibaren) seviyesi normale inmeye başlıyor. Kişi, 2 ay sonraki durumuna göre bitkisel terkipte, bazı değişiklikler yapıp, 2 ay daha kullanmaya devam ettiğinde, çok olumlu neticelerle karşılaşabiliyor. Bazı ihtimaller de değiniyor Güveloğlu... 4 veya en fazla 6 ayın sonunda, vücudun hepatit virüsünü yenme ihtimali vardır. Fakat kesin değildir. Ama antikor kazanmasa (yani negatif çıkmaz ise) bile virüsün direnci azalıp, karaciğerin çalışması düzenlenebiliyor. Bağışıklık sistemi güçlendiği için, bu virüs vücuda zarar vermeyecek hale gelebiliyor."
    Not: Bu arada, Herbalist Tarkan Güveloğlu bu konuda ve bitkisel tedavi ile ilgili bir çok konuda, sorularınıza bu bölümde yanıt verecek.
  4. KÜÇÜK ÇOÇUK VE AYAKKABI SATICISI

    Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu seyrediyordu. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar çok sayılmazdı ama küçük bir dükkán için yeterliydi. Ayakkabıların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneğine dayanıyordu. Hem de güçlükle. Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu.
    Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkándan dışarı fırlayıp, "Küçüüük!" diye seslendi. "Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika!" Çocuk, ona dönerek, "Gerçekten çok güzeller" diye tebessüm etti, "Ama benim bir bacağım doğuştan eksik." "Bence önemli değil" diye atıldı satıcı. "Bu dünyada her şeyiyle tam olan kimse yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı veya vicdanı."
    Küçük çocuk bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü: "Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsaydı." Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp, "Anlayamadım" dedi. "Neden öyle olsun ki?" "Çok basit!" dedi, adam. "Eğer vicdanımız yoksa cennete giremeyiz. Ama ayaklarımız yoksa problem değil. Zaten orada tüm eksikler tamamlanacak. Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler. "
    Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrini işaret ederek "Baktığın ayakkabı sana yakışır" dedi. "Denemek ister misin?" Çocuk, başını eğip, "Üzerinde 30 lira yazıyor" dedi. "Almam mümkün değil ki!" "İndirim sezonunu senin için biraz öne alırım" dedi adam. "Bu durumda 20 lira olur. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder." Çocuk hâlâ düşünceliydi. "Ayakkabının diğer teki işe yaramaz ki!" dedi, "Onu kim alacak?" "Amma yaptın ha" diye güldü adam. "Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım."
    Küçük çocuğun aklı yatmıştı. Adam, devam ederek "Öğrencisin değil mi?" diye sordu. "İkiye gidiyorum" diye atıldı çocuk. "Tamam işte" dedi adam. "5 lira da öğrenci indirimi yapsak, geriye kalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!"
    Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkâna girdi. Raflar, çocuğun beğendiği model ayakkabılarla doluydu. Ama satıcı vitrindekini çıkarttı. Bir tabure aldı, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ayağından çıkarttığı eskiyi göstererek "Benim satış işlemim bitti" dedi, "Sen de bana bunu satarsan memnun olurum." "Şaka mı yapıyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?" "Sen çok cahil kalmışsın be arkadaş" dedi adam, "Antika eşyalardan haberin yok herhalde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın bence en az 30-40 lira eder."
    Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek "Bana göre 20 lira yeterli" dedi. "İndirim mevsimini başlattınız ya!" Adam onu kıramayıp parayı aldı. İçi içine sığmıyordu. Bütün mallarını bir günde satsa bile böyle bir mutluluğu bulamazdı.
    Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip, "Babam haklıymış" dedi. "Sakat olduğum için üzülmeme gerek yokmuş!"
    HÜRRİYET GAZETESİ GÜZİN ABLADAN ALINMIŞTIR.