Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

Hazini

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

Hazini tarafından gönderilen her şey

  1. 15.03.2011 İlk mektebimden Hatıra İlk mektebimde bir hatıram, rüya gibi gözlerimden süzülüp kalacak. Şiir gibi anlatılıp silsileli olarak takdim edilecek Çok vakit alsa bile İnşallah bir gün huzurunuza sunulacak. Mısraları, sözleri fazlaca sıkıntıları tamir edecek Karanlıkta kalmış hatıralarımdan azıcık bir yer tutacak A harfiyle başlayıp Z harfiyle sona erecek Tüm anlatımlarda öyle hazin anlar taşıyacak ki Doğrultusunda okuyanı hayran bırakacak Ağlatılar ve güldürülerle dolacak. İnsanlar ya garip bulacak ya da hoşlarına gidecek. Hadiseler devşirilip didik didik edilecek. İlk adım ana mektebi son adım ise iş hayatında son bulacak. Ana mektebinde hayat, düzmece gibi sanılacak. Kıssasını anlatsak herhalde fena olmayacak. Eften püften giriş katlı eski bir mekândı. Penceresi ufaktı ve yere değmişti. Demir parmaklıklarından kaçmak düşünülemezdi. İçinde yaslanacak minder ve oturacak hasırlar vardı Sıralar uzundu ve üstünde oturacak tahta eksikti Ayaklar sürekli sızlanıp uyuşurdu Kalem, defter, kalemtıraş, silgiden başka edevat yoktu. Ne duvar tahtası ne de oyuncak vardı Bir tek teneffüs alanı genişçeydi Oda gündüz olduğu halde biraz karanlıktı Mahpusa benzer üç dört odası ya vardı ya da yoktu Her odası on beş metre kareyi geçmezdi. Yirmi çocuktan fazla zaten istiabı almazdı Kırk çocuktan fazlaydık ve bu rakamlar yerinde durmazdı Havasızlıktan boğulurduk ama dışarıda hava serindi. Güneş bizden uzak dururken yaklaşınca çarçabuk ilerlerdi Kapılar kapanınca çıkmaya izin verilmezdi. Gardiyana benzer bir iki hocamız vardı Biri erkekti diğeri galiba kadındı Aklımda kalanı kadın olandı Yaşı orta yaşlı, yaşından on yaş büyük göstermişti Yüz kırışıklıkları oluk ama birbirlerine değmemişti Bazıları ince diğerleri birazcık kalındı Gözleri galiba siyah, kahverengiyle karıştırılırdı. Elinde asasını sallar ve sözleri de gıcık ederdi Bu manzara aklımdan hiç çıkmazdı Asası elinde sakız gibi yapışmış bırakmayı hiç düşünmezdi Zaman zaman kayıp eder, bulana kadar alt üst ederdi Bulunca bacaklarına hafifçe vurur, avuçlarını da unutmazdı Dişlerini bastırıp sinirliliğini gizleyemezdi Bu manzara aklımdan hiç çıkmamıştı. O anda dili tutulur hep hımhım ederdi Arkasından hıçkırıklar gelirse zar zor geçerdi. Çocuklar onu görüp korkudan susmayı seçerdi Yoksa bağırmaları birkaç duvar aşardı Asanın uzunluğu elli santim ya vardı ya da yoktu. Eni de beş santim ya yoktu ya da vardı Hocanın yüz asıklığından insanın içi ürperirdi Çok bakılınca hayaller dizilirdi Kaşları birleşik gözleri küçüktü Aç isen iştah kaçar yüzler ekşirdi Belki dul kalmış belki de hiç evlenmemişti. Dul kalmış olması daha büyük olasılıktı Yaşım küçüktü böyle şeylerin izahını aklıma getirmezdim İşinden zevk almayıp mecburiyetten yaptığını anlamıştım. Ona merhaba demeden insan geçip hızlanırdı İnsan ona acıyıp selam verip yerine çarçabuk geçerdi Hele sopayı sallarsa sükûnet iyice sağlanırdı İğne yere atılınca kulaklar onu rahat duyardı. Azıcık asayı bırakınca gürültüden insan kaçardı Azıcık bir patırtıyı duyarsa asayı birden bedene indirirdi Bu manzara zihnimden hiç silinmemişti Gülmeyi erken yaşta unutmuş, intikamı bize gelmişti. Ağlatırdı, ama güldürmeyi asla beceremezdi Zalim mi desek yoksa yetiştirilişi mi böyleydi Ne okula gitmiş ne de okuma yazarlığı vardı Belki babası kabahatli belki de annesi ifritti. Teneffüste yiyecek çeşitleri o kadar az ki Şekerlemeden başka bulundurmak sanki yasaktı harçlıklarımızın hepsini onlara harcardık. Ne baba anaokuluna gelir ne de anne nasıl geçtiğini sorardı. Böylece anaokulu hatıraları aklımda böyle kalmıştı. ------------------------------------------------------
  2. 01.05.2010 Ey zambak, Belini büken neydi? Sormazsam vicdanım rahat olmazdı Hazinsin, acayip bir halin vardı Fil-hakika yüzün güleç değildi Ey zambak, Sararmış yaprakların nedendi? Sormazsam nefsim rahat olmazdı Narinsin, elimden bir şey gelmedi İnzivaya çekilmiş bir halin vardı Ey zambak, Şimdi boynun bükük, nedendi? Sormazsam kendimi affetmezdim Ev dışına çıkarıldığını duymuştum Öyle alışmıştın ki, güzelliklerle büyümüştün Güneş dokunurdu aşina yapraklarına Ezan sesi ulaşırdı köklerine Ey zambak, Şimdi merdiven boşluğuna atıldın Habbe habbe büyümen sınırlandı Karanlık içini kara bulut gibi kaplardı Güneş azar azar seni koklar geçerdi Ne gündüzün ne de gecenin geldiğini anlardın Mahkûmsun ama ilelebet değilsin Ey zambak, Büzülmemek için bir neden yoktu Her keresinde yenik de düştün Ne ezan, ne dua işittiğin oldu Bu sebepten belini bükük buldum Ey zambak, Üzülme, mahcup etmem seni Her an konuşurum rab-bul baytına Belki kavuşturur eski yerine Tespihle kavuşursun sıhhatine Şiir:İbrahim Hazini
  3. 07.03.2010 Şiir: İbrahim hazini Sen ve ben Sen şimdi Mekke’de Kâbe etrafında tavaftasın Meğer bende Nebevi mescidinde ihyadayım İkimiz de namaz kılan, kurban kesen kullarız Allah rızası için nasihat söyleyen faziletlidir Ne garip! İhtilaflara bünyemizde had kalmadı Fesat ifşa ediyor da biz birbirimizle fitnedeyiz Şimşek çakar gibi ömrümüz sayıp geçmektedir Arkasına şayialar ya da illetli anlar sarmaktadır İhtiyar bir kadın yüz seneyi aşarak çok yaşadı Genç bir delikanlının yitirilmiş ömrüne şaşıldı Geçmiş günlere sorulduğunda gözler dolardı Verdikleri cevap mutabık ama hayrete sokardı Geçmişti, sanki bir şey anlamadan uçuvermişti Aklımızdan bir kaç gün hayal meyal şey geçmişti Kimseye kalmaz dünya, zaten hiç de kalmamıştı Dünya bir yolculuk durağı, kitaplarda yazılmıştı Selim bir geçim için isteyen gönüllere verilmişti Kaybı olmayan bir ecir, muttakilere sunulmuştu İşte Cennet, muttakilere kapısını açık bırakmıştı Kalbi halis ve selim olan zat, birine nail olmuştu Yüzleri hep müjdeli ve sevinçleri kat kat artmıştı Onları dünya ve cehennem şerrinden korumuştu Naim Cennetinde ahbaplarıyla birlikte oldular Allah’ın kitabında adları tekrar tekrar anıldılar Ashaplarıyla minderlere yaslanıp muhabbettedirler Mazilerini hatırlayıp şükürlerini mümeyyizlilerdir Melekler etrafında dolaşıp ikramda bulunuyorlar İsteklerini dört gözle bekleyip anında ifa ediyorlar Yüce Rablerine rehavet göstermeden itaat ederler Cennetin nimetlerine bakarak secdeye kapanırlar Dünya tavafını hayrıyla noktalayıp rıza kazandılar Rablerinde vaat edilen rızkı bulup razı oldular Sen ve ben bu binanın mimarısına mükellefteyiz Bir taş yerinden kımıldanınca harabeye çevriliyiz Ne garip! İhtilaflara bünyemizde had kalmadı Fesat ifşa ediyor da biz hala birbirimizle fitnedeyiz
  4. Zalim yürek Zalim yürekli bir cellâda mahkûmlu halk Ateşli gözleriyle öldürecek kadar gaddar Zannettiğim kadar kasten vurmaz her sefer Hâlbuki kana susamış cellâda düşen şeref Ah acizliğime, kurtaracak gücümde sakat Takatler tüketilince, Allah’tan ister medet Zalimin meleği elbette bir gün canı söker Zulümler bitene kadar buna devam eder Yaz kalemle, doldur sayfaya bitsin bu keder Kasidem ışık yansın tüm karanlık yollara Yüzler gülsün yüzlere, gözler aksın maziye İyi yürekli bir muktedir, gelsin başlarımıza Şiir: İbrahim hazini
  5. Velev ki 19.10.09 Artık zulme susmam, velev ki yalnızım ben Acısı uzun olsa, kalsa bile asla olmaz Zulme ketum olan, velev ki tek bir nefer Güçlülere özür kayırmış, çalsın bu kafa Sessizliğe katılmak, velev ki bir kere Zaaf haletinde, çekilmez her sefer Pürhiddet olma, velev ki haklısın Birlik oluşursan, erişirsin murada Zayıfı koru, velev ki düşmanın Adalet sağlanır, nimetler de çoğalır Şii:İbrahim Hazini
  6. Keşke gülmeyi öğrenseydim Keşke gülmeyi öğrenseydim, dünya gülerdi Ağlamayı öğrenince gülmeye yer mi kaldı Ağlatabilmek için gözlerimi hep yaşarttılar Keşke yüzümü azcık güldürebilseydiler Hazin yüreğime azar azar hüzün içirdiler Keşke ferahımı yavaş yavaş artırabilseydiler Gözlerim gülse de yüreğim yaş döker Keşke gülmek nasıl olur öğretebilseydiler Gökler ağlarken, topraklar gözyaşı döker İyiler kaybedilince bunlara hep ağlarlar Kendime ağlayayım mı, vah mı diyeyim Keşke göklerin ağladıkları gibi ağlatabilseydiler Hüsnü niyet olmadan kederi tatlandırdılar Keşke toprak ağladığı gibi ağlatabilseydiler Fesuphanallah içimi ifsât etmeye emlettiler Keşke Hamdullah telaffuzu dedirtebilseydiler Şiir: İbrahim Hazini
  7. Testi kırılınca Testi kırılınca umutlar çabucak kabarıverdi. Muhteviyatı bilinmeden iştahlar açılıverdi. Beklenilenlerin sofrasında kurtlar çıkıverdi. Umutlar kırılınca yüzler bin kat kızarıverdi. Keşke yerler biran yarılıp bizi yutabilseydi "O zaman bu zilletten kurtulabilirdik" derdi Şiir: İbrahim hazini
  8. 18.09.2009 Burnu büyük Günahı olduğu halde, tövbe etmez biri Şeytana güvendi diye, huyu değişmez. Ölüm ona dokununca, kaçınmaya gelmez. Ne ertelenir, ne de ileriye alınmaz. Ayıplarından böbürlenip, fiyakası bitmez. Musibetlere katlanır, ahireti düşünmez. Uyarmaz taşlı kalbini, uyandırmayı istemez. Vakit geçse bile, sebebiyete yer vermez. Mizahıyla herkesi eğlendirir, üzüntüyle yalnız bırakır. Hayatı eğlentili geçer, bereketi olmadan biter. Bin yıllık keşke der, muradına varmadan sekteye uğrar. Canından malı fazla sever, doydukça doymadım diye inler. Son matafta bulur kendini, göz yaşı boşa salar. Tüm keşkelerin keşkesini arar, her keşkeden başka keşke doğar. Mademki ölüm bir nedendir, neden, nedenlere bir keşke duyar. Şiir: İbrahim Hazini
  9. 20.06.2009 Saksıda büyütülmüş bir bitki gibiyim. Kanatları kırılmış kuşlardan biriyim. Yardım görmeden yaşamak imkânsızdı. Yıllar geçer, büyütülmüş kadar kaldım. Goncalarım büyümez, çiçeklerim açılmaz. Yapraklarım safravi, saplarım narindir. Böyle mahkûmiyet, asla olmaz olsun. Kırılsın saksılar, onarılsın kanatlar. Bırakın beni namütenahi tarlalara, Sallayın beni hudutsuz mekânlara, Güneş ısıtsın her tarafımı, Rüzgâr essin her yerime, Yağmur yağsın daima topraklara, Yeni gün doğsun fani beşere, Kırılsın saksılar, onarılsın kanatlar. Birleşsin tüm topraklar, aksın nehirler. Uzansın eller tüm uzaklara, Yürüsün ayaklar her yere, Adû da gelsin bu topraklara, Yaraşsın bu iklimlere, Yaren olsun da bu toprağa. Saksılar kırılsın, ufacık parçalara Toz hale gelince karışsın topraklara Hayat başlasın, sıfırdan ufuklara Yardım ulaşsın, garip ellere Cami kubbesi mesken olsun, yoksullara Ezanlar erişsin, tüm mahlûklara Yüreklerde yeşersin, Allah sevgisi. Şiir: İbrahim HAZİNİ
  10. 17.07.09 Yüreğim, Nağme nağme beste yazıyor. Yârdan başkası, Kimseye cazip olmuyor. Her ezgi besleyince, Yürek tutuluyor. Var olan cefaları unutturup, Yeni bir sayfa açıyor. Simaları sevindirip, Serpinti gibi gülüyor. Fundaya benzeyen nağmeler, İlhama yol buluyor. Diri Kalbe nağme değince, Nehirler gibi can veriyor. Dudaklara dokununca, Lokum gibi tadı veriyor Ölü yüreğe değince, Nağmeler pes ediyor. Canlanınca bile, Ona nağme düşmüyor. Kekre tadı gibi, Beste çıkıveriyor. Serap gibi nağmeler, Kalbe yansıyor. Ölü haliyle, Ölmeyi tercih ediyor. Şiir: İbrahim Hazini
  11. 24.06.09 İçim yanar, yanar Gözlerim yaşla dolar Ellerim titrer, titrer Ayaklarım buz gibi keser Evlat hasreti çok yakar Her gece bunu çeker Her sabah zayıf düşer Aklım da hep buna çeler Gitsin bu kâbuslar Gelsin yeni Sefalar Her gece telefon çalar Yüreğim çok hoplar Nabızlarım ona koşar Sanki kara haber beni bekler Cevap verip de sonra keser Dün gece rüya gördüm Sabaha kadar sevinç sürdü Gerçek gibi seyri olmuş Yar ab’ım hayırlı kıl Rüyamda gerçeği bul Şiir: İbrahim Hazini
  12. 27.05.2009 Hiç düşündün mü? Hiç düşündün mü göklerin direksiz nasıl yükseldiğini, Veya dağların nasıl dikildiğini, Ya da nehirlerin deniz suyuna karışmadan birleştiğini, Veyahut yeryüzünün neden dümdüz inşa edildiğini, Hiç düşündün mü canlıların toprağa nasıl dönüştüğünü, Veya toprağa dönüşmedikleri halde ne olacağını, Ya da bu canlıların topraktan ne diye tekrar yaratılacağını, Veyahut bunların tüm eylemlerinin ne maksatla yapıldığını, Hiç düşündün mü düşmeden kuşların havalandığını, Veya yağan yağmurun tuzlu yağdığını, Ya da deniz suyunun daha tuzlu ve kabarık olduğunu, Veyahut güneşin daha kavurucu hale geldiğini, Hiç düşündün mü bir hiçten nasıl yaratıldığını, Veya diğer yaratıklardan farklar attığını, Ya da dilin, dudakların nasıl farklı lisanlar konuştuğunu, Veyahut gündüzün geceye, gecenin gündüze nasıl karıştığını, Hiç düşündün mü gemilerin su yüzünde nasıl yüzdüğünü, Veya bitkilerden nasıl yanıcı odun hale dönüştüğünü Ya da aynı su ile beslenen bitkilerden farklı meyveler yetiştiğini Veyahut tuzlu, tatlı sudan ziynet ve taze et çıkarıldığını, Hiç düşündün mü gökteki yıldızların nasıl hareket ettiğini, Veya dünyamızdaki yerçekiminin ne işe yaradığını, Ya da karabulutların farklı yönlere su taşıdığını, Veyahut ebeveynlerin kendi çocuklarını nasıl tanıdığını, Hiç düşündün mü bunların ayarlayanı ... Şiir: İbrahim HAZİNİ
  13. Kendimi, yene yene mağlup ettim. Karşı çıka çıka, terbiyeye geldi. Sopayı gösterince, hizaya girdi. Biraz gafletle, harekete geçti. Yorulmadan, yılmadan sahiplendim. Her şeye sabredip müjdeyi verdim. Terbiyeden uzak bir neden aradı, Kapılar kapanınca nedenler eridi. Elimdeki sopa, düşmez oldu. Sopayı bırakınca, yenmeye çalıştı. Sopayı tutunca, hizaya girdi. Töhmete yer vermeden ders aldı. Sopa kırılınca, hizada kaldı. Kendimi yenerek hizayı sevdi. Şiir:İbrahim HAZİNİ
  14. Bir kayıpta, bakışlarım ağlar oldu. Bakışlardan bir bakış hep hazin buldum. Bu bakışta her şey bomboş gözüktü. Ölen kişi, düşünür müptelasına sebep oldum. Kenara sendeleyip duygularım, okunur oldu. Örselenmemek için bir neden bulur gördüm. Olan olmuştur, yazgılar böyle yazılmıştı. Bu bakışta, bakışlarım mahvolmuştu. Ölen kişiye, mezar başında ağlayan çoktu. Defin bitince, ayaklar azar azar çekilir oldu. Tiryaki toprak, çekilenleri bekleyip durdu. Bu bakışta, bakışlarım hepten teslim olmuştu. Dünya hayatı değer mi, unutup boş vermekti. Yoksa ölenler, arkası gelmez mi düşünüldü Sevgililer birer birer eksilip artmaz denildi. Bu bakışta, bakışlarım bana ders vermişti. Allah(cc) dedi ki;her nefis ölümü tadacaktı. Tatlısını veya acısını, ancak bunu O bilecekti Nerede ana nerede dede hepsi de toz olmuştu. Bu bakışta, bakışlarım çok ağlar ağlar oldu Şiir: İbrahim HAZİNİ
  15. - Kuş, semalarda uça uça semah ediyor, - Semazenlik bilip de tavaf yapıyor, - Rotayı değiştirmeden yol tutuyor, - Bu kuşa, kuş beyinli deniyor. - Süleyman Peygamber'e haber veriyor, - Puta tapanları, yerde görüyor, - Beyinleri yok mu? Diye soruyor, - Bu kuşa, kuş beyinli deniyor. - Haberleri anında algılayıp çözüyor, - Özgürlük severek hudut tanımıyor, - Rızkı, böylece elinden alınmıyor, - Bu kuşa, kuş beyinli deniyor. - Bahçeleri süsleyip semai okuyor, - Mutlu haliyle Yaradan’a şükür ediyor, - Düşmanı çok, herkesi selamlıyor, - Bu kuşa, kuş beyinli deniyor. - Cümbür cemaatlerin gözleri kamaşıyor, - Yavrular, buna özenip sorumluluk taşıyor, - Huylarında hiçbir değişme olmuyor, - Bu kuşa, kuş beyinli deniyor. Şiir: İbrahim Hazini
  16. İSTANBUL Işığı sönmeyen fener gibi yanan, Denizi parlayan gökler gibi değişen, Altın gibi değerlenen toprağı denilen, Gül gibi sevilen İstanbulu koruyan. Gözler kapanırken ışıkları sönmez, Canlılık sürerken hayatı durmaz, İstanbulda hayat, boğazı cennet, Ecdatlarına rahmet, misallerine emsal, İstanbulu fetih eden Sultan Mehmet olan, Sahabe gibi giyinen yolundan şaşmaz. Ezanlar yükselirken çanlar susarmış, Padişahıyla övünürken Frenkler titrermiş, Camiler dimdik eserleri büyükmüş, Osmanlı yapmış depremden test edilmiş. Sarayları gezerken Topkapı sarayı hazinmiş, Müzeye dönüşünce kahramanları yatır olmuş. Halimle bunu düşünürken Beykozdan geçtim. Kanlıca yoğurdu yiyince kendime geldim. İstanbulda yaşam bir daha unutulmaz. Çamlıcası derman yalılarına hayran.
  17. Seni sevmemi, Çoktan unutturdular. Sözlerinden belli ki, Düşman olmuşlar. Arayıp sorunca, Sebepsiz ayıp ettiler. Uzaktasın diye, Düşmanca konuştular. Yoksa başka nedenle, Dürttüler beni. Nerdesin evlat, Çık karşılarına…. Bitsin, Kem küm etme sözcüklerine. Gel de bak, Maraz halime. Halimi görsen, Boğulursun ağlamaya. Hüzünler peş peşe, İçime sinmişti. Seni koklamaktan, Hepten büzüldüm. İçim yanınca, İyice süzüldüm. Bekleyişlerim yetmedi mi? Dönüşüne. Rüyalarım girmedi mi? Gözlerine, İlletlerim ulaşmadı mı? Kulağına, Feryatlarım gitmedi mi? Senin kanına. Böyle ayrılış olmaz, Uzattın hasretini. Dinle evlat, Kırdın kalbimi. Hâlbuki biliyorsun, Kırık kalbimi, Onarmak için, Yetmez bahane. Dırdır etmekten, Kurudu ağzım. Bilmeni isterim ki, Herkesle tutuştum. Güzelleşmek isterim ki, Gönlüm yanmış. Senden uzak olunca, Cemreye dönüştü. Hasretler uzadıkça, Yüreğime vurdu. Halimi sorsaydın, Üzülürsün ömür boyu…. Milletten bıktım ki, dediklerine….. Senin validene, Nasıl kıydın evlat!. Bekle anne, Döneceğim diye söz verdin. Beklemekten, Çökerttin moralimi. Çözümleyemediğim, Bir tek şey var! Nasıl, çekip dayandın, O kadar gurbete. Şair: İbrahim HAZİNİ
  18. Uykuyu yavaş yavaş, yudumlayarak içtim. Gece uzun geçti diye uykumu bozmuş oldum. Saat ibre sesleri sayarak tesellide bulundum. Bekle bekle beklemekten kıvranıp durdum. Sanki yabancı biriyim uyku beni tanımaz oldu. Ya da tanımadığı kişilerle böyle mi muhabbet ederdi. Yoksa eğlenecek biriyle beni hep seçer mi oldu. Ya da uykusuzluk beni teselli mi edecekti. Düşüncelerimi allak bullak her gece böyle geçerdi. Uykusuz bir gece kendimi çarmıha gerilmiş sandım. Gece kalkar dolaşırım uykusuzlukla sohbet ederdim. Benden mahcup olmayınca ben de çekingen mi olayım. Gece uykuya bir saat sohbet kafi olmaz mı dedim . Uykusuz biriyle sohbetine doyulmaz mı sandı. Geceler insana rahat olsun diye, bunu bilmez miydi? Yoksa geceyi gündüzü sanıp sohbet etmem mi lazımdı. Kaç kere uykuya küstüm yakamı bırak git dedim. Direndikçe direnir sohbeti koyu ve derin geçerdi. Kaç kere ilaç içerim diye uykuyu tehdit de ettim. Ancak bu şekilde uykuma kavuşmuş oldum.
  19. Anlatamam ki anlatamam Söyleyemem ki söleyemem Hiç uğraşma boşuna Hiç deneme hüsrana Ben bu dünyada garibim Ben bu dünyada yalnızım Ben bu dünyada yolcuyum Ben bu dünyada sevdalıyım Kimse anlayamaz derdimi Kimseye açamam kendimi Kendi halime bırakmayın Bir ümitim var benden almayın Anlatamam ki anlatamam Söyleyememki söleyemem Hiç uğraşma boşuna Hiç deneme hüsrana
  20. Seni sevmeye içimde tohum ekildi. İçime eken Rabbime inandım, Sana bakmaya hüküm giydim. Müebbedi duyunca, sevindim anne... Cennet kapısına kilitler vurulmuş, Anne mührüyle açılır duyulmuş Böylece değeri ikramda konulmuş, Senin rızan cennetlik olmuş anne... Anne deyince gözüm ıslanırdı. Devam edince dilim yavaşlardı, Nedeni arayınca, analık denildi. Senin yokluğuna, nasıl dayanırım anne... Onun yokluğunda yalnız kaldım. Örselendim diye, zayıf düştüm. Hatırlayınca gülmeyi unuttum. İçim yanınca dışıma vurdu. Saklanmam için bir neden yok anne... Damla damla sevgim büyüdü; Göl gibi birikir oldu. Filiz gibi çiçek açtı, Senin yokluğunda, nasıl çekerim anne... Üzülmemle sevgim tutuştu. Göl suyu imdadıma koştu, Fazla yanınca, çekilir oldu. Zamanla söner diye telkinde bulundu. Senin yokluğunda, nasıl alışırım anne... Meşale gibi yüreğim yandı. Işık saçar diye simgesine büründüm. Ağlamamak için kendime söz verdim, Ağlayınca sözümü bozdum. Senin yokluğunda keyfim kalır mı? Anne
  21. Her anda kendimi sevdim, Öyle sevdim ki bir daha sevilmeyeceğimi sandım. Ve her hatasından bıktım, Öyle bıktım ki bir daha hata yapmayacağımı sandım. Sesimi yükselttikçe yükselttim, Öyle yükselttim ki bir daha alçalmayacağını sandım. Ve her bağırışımdan tükendim, Öyle tükendimki bir daha sesim duyulmayacak sandım. Gücüm yıprandıkça yıprandı, Öyle yıprandı ki bir daha iyileşmeyeceğini sandım. Ve her illetten etkilendim, Öyle etkilendimki bir daha gün doğmayacak sandım. Ferahlı bir gün alkışlamak istedim, Öyle istedim ki alkışlanacak kişiyi arar oldum. Ve her arayıştan mutsuz oldum, Öyle mutsuz kaldımki kimse beni güldüremeyecek sandım. Farklı bir gün kendime sordum, Öyle sordum ki bir daha benimle barışmayacağını sandım. Ve her sorgudan içim sızlandı, Öyle sızlandı ki kimse beni teselli edemeyecek sandım. Sonunda herkesi imana çağırdım, Öyle çağırdım ki bir daha çağıramayacağımı sandım. Ve her çağrıdan hırpalandım, Öyle hırpalandım ki güneş yeniden doğmayacak sandım.
  22. Gönül ister ki ferahlık olsun Dünya harap ki, nasıl ferah bulsun Ferahlanmayınca ferahı unuttu Ferahlanacaksa bir ferahlık olsun, der. Gönül ister ki sohbet hoş olsun Çay görünce sohbete kılıf bulunsun Bulmayınca sohbet, çaysız mı olurdu Bulacaksa muhabbet çaylı olsun, der Gönül ister ki karşısına gönüllü çıksın Gönülsüz çoğalınca gönlüm gönüllü olsun Gönlüm gönle bağlanınca tam bağlanırdı. Kırılacak olursa gönülde keyif mi kalırdı, der. Gönül ister ki gönüllü kalsın Gönüllüler ona gönül versin Gönüllü kalmak her zaman gönlüm isterdi. “Gönülsüz görünce gönlüm daralmaz mı”, der
  23. Yumuşak yüzlülere bakınca, Huzur doğuyor. Yüzlerinde ki tebessüm, Müjde veriyor. Hayatları akıp gidince, Eserleri sürüyor. Dudakları kımıldanınca, Misk gibi kokuyor. Dilleri konuşmaya başlayınca, Keder siliniyor. Dünya ve ahirette mekânları, Yüksekte oluyor. Sayıları azalıp sürünce, Gam kaplıyor. Dinleri yegâne Hanif’tir, Başkası tanınmıyor. Gönülleri hep yekparedir, Hiç dağılmıyor. Marazları kesin yoktur, Fesatçı olmuyor. Hataları makbuldür, Kimseye dokunmuyor. Yürekleri altın gibi zengindir, Gözleri yaşarıyor. Onları arayıp sorunca, Zor bulunuyor. Onları sevmeye kalkınca, Fitne bitiyor. Takvaları dürüsttür, Emelleri belli ediyor. Toprak üzerinde yaşayınca, Altını düşünüyor. Sevilenlerin en sevileni, Bunlar geliyor. Zebani onları görünce, Selam veriyor. Allah'ın sevgilileri denince, Bunlara deniliyor. Yumuşak yüzlülere bakınca, Huzur doluyor. Şiir: İbrahim HAZİNİ
  24. Din nasihattir, bilmez misin? Bu nasihati duydun mu? Almaz mısın? Gün gelir, güneş batar, Akşam olur, gece gider. Şöyle böyle günler geçer Hala durup düşünmez misin? Kış koşar, güz bekler Bahar olur, yaz biter Öyle böyle yıllar geçer Hala durup görmez misin? Tohum ekilir, yağmur ister Çiçek açılır, güneş doğar. Şöyle böyle hayat biter Hala durup uslanmaz mısın? Din nasihattir, bilmez misin? Bu nasihati duydun mu? Almaz mısın?
  25. Kapımın çalmasını beklediğim bir lahza Pencere camından tık tık sesler geldi. Mükerrer tıkırtılarla kırık kalbime nota düştü. Bakayım mı bakmayım mı diye tereddütte kaldım. 1 Düşüne düşüne neredeyse gelen gitmiş olmalıdı. Misafir erken mi geldi diye aklımdan geçti Yoksa kuşlar diyardan haber mi getirdi. Tıkırtılar kesilmeyince heyecan sardı beni Bakayım mı bakmayım mı diye tereddütte kaldım. 11 Kim o demeden kendimle biraz oyalandım Acaba kapının zili bozuk diye mi camı tıkladı Yoksa gelen kişi gizliliğe bürünmek mi istedi Perdeyi aralayıp camdan bakmaya yöneldim Bakayım mı bakmayım mı diye tereddütte kaldım. 111 Uzağı göremeyince içimden sakin olmak geldi Dışarıda ninni söyleyen nağmeler yayılıverdi Çiyle kaplı camları elimle çabucak siliverdim Bakayım mı bakmayım mı diye tereddütte kaldım. Allah Allah bu yağmur sesi! Ne diye telaşlandım! 1V Bu yağmur, bu yağmur Yüce Rabbime hamdolsun Tatlı tatlı, peş peşe damlalar yere değip tokalaştı. Sanki hasret gidererek muhabbetlerini tazelendi Onların muhabbetlerine her şey candan katıldı V Böyle manzarada yürekler destan gibi şenlendi Camı açtığımda pırlanta tanesi gibi yüzüme serpildi Yüzüme fazlaca damlayıp vurunca dem çekti İnci tanesi gibi yere düşerek müjdeler verdi V1 Güzel sesiyle, yumuşak nakaratları okuyuverdi Âşıklar gibi damlalar birbirlerine sarılıp keyiflendi İtilmiş gibiyim, muhabbetlerine ben de ahladım Böyle rahmetli yağmurun altında yürüyüp ıslandım V11 Islana ıslana, yolumu uzatarak eve geç dönebildim Bol bereketliliğiyle herkesi ülfetle sarıverdi Öyle yağıyordu ki güzel damlalarıyla ferahlattı Güldürmeleriyle herkes sevinip çoğu da şükür etti V111 Öyle güzel yağıyordu ki yerde halay çekip oynadı. Böyle misafir bereketliliğinden peşkeş çekti. Biraz sevinç, biraz muhabbet içime şifa düştü. Kısa misafirperverliğiyle özleyişleri yüreklere yazdı 1X Bakayım mı bakmayım mı diye tereddütte kaldım. Camı örtmeden veda öpücükleriyle diniverdi Yağan damlacıklarıyla dertlerimi silip süpürdü Hüzünler uçarak yerine esenler bıraktı Böyle bir yağmur yağmasını ister oldum X Beklemekle birlikte kendime derman buldum Bu yağmur, bu yağmur Allah’tan bir rahmettir. Bu yağmur, bu yağmur hayatın bir can damarıdır Bu yağmur, bu yağmur dünya için bir berekettir.