yaparkaleli tarafından gönderilen her şey
-
ACZ...
Gönül sırça saraydır yıkılırsa yapılmaz Girmeye muktedirler nerdeler yanıyorum.. Orta yerde bir hak var, haksızlığa tapılmaz Ermeye muktedirler nerdeler yanıyorum. Konaklama bilmiyor, biçare akıl ezgin Musibetler peş peşe, belâlar doludizgin Ne kadar mustaribim, gönül ne kadar üzgün Görmeye muktedirler nerdeler yanıyorum. Gönlümüz ölü damı, yürekte yüz yakılır Boğazı geçti geçen, hâlâ üsten bakılır. Adam biraz utanır, adam biraz sıkılır Sormaya muktedirler nerdeler yanıyorum. Karanlık kafalılar besler garezi, kini Mutmain gönül anlar yaşamanın zevkini Cana akıl ziyası, dile gönül şevkini Vermeye muktedirler nerdeler yanıyorum. Hakikat silikleşti aynaların camında Sultanlık arar olduk, harabenin damında Gönüller gül arıyor yücelik makamında Örmeye muktedirler nerdeler yanıyorum. Zülfikar Yapar Kaleli
-
DESTAN
Bebek oldu, evin içi güllendi. Dörde girdi çiçek açtı, ballandı Sekizinde kapı baca kollandı Fatih ormanını o yakmış gibi! On beşinde ses yükseldi zillendi On sekizde yanakları kıllandı Yirmisinde yüzü gözü çillendi Yarın yamacına lığ akmış gibi! Yirmi üçte sürgün verdi dallandı. Yirmi yedisinde hacca yollandı Otuza girmeden göğsü pullandı Delikanlılığı bırakmış gibi! Otuz ikisinde biraz hallendi Otuz üçte saç döküldü kellendi Otuz beşte yavaş yavaş bellendi Talihi yüzüne çok bakmış gibi! Kırk yaşında açıkları kollandı Ellisinde birkaç kere sallandı Elli beşte her gelene sollandı. Yollar uzun, menzil ırakmış gibi! Atmışında ölmez diye dillendi Atmış beşte ocak bucak küllendi Yetmişe yetmeden üstü çullandı. Eh işte, bir varmış, bir yokmuş gibi! Zülfikar Yapar Kaleli
-
MUŞTULU SABAH
Gül şehrini bulutlarla donattın Bülbüllere plan kurucu olma Sevgi çiçeğini nereye attın Fitneyi namluya sürücü olma Bülbüller dillenir masmavi dalda Sonsuz bestelerin kaynağı kulda Gelen solmaz günü görürsün yolda Zamana düğüm vur sorucu olma Önünü görmeyen dimağ kör iken Şimdi ötelere açılır yelken Uyansın benliğin şafaktan erken Karanlık geceden yorucu olma Zevale kilitle kini gururla Yoksa yaşanır mı gözdeki urla Mazi limanından kalkan vapurla Atiye yelken aç durucu olma Ne söyler makamlar mallar ölüme Bir anda bürünür hallar ölüme O sevda türküsü yollar ölüme Sakın ona ölüm orucu olma Hisler ki yalnızlık sırrını aştı Tülü sevda yaman bir ağa düştü Nebi dudağından yükseldi muştu Güneşin şevkini kırıcı olma Zülfikar Yapar Kaleli
-
PASLI GECE
Gene hasret ile inler de bülbül Melanet tükenmez görünmez emen Gece fidanının ucundaki gül İçimdeki sevda renkli yasemen Artık dinmez gönlümüzü ağrısı Gönüle nar yağar nur yağmaz gülüm Nedir ıstırabın bize çağrısı Öksüz mehtaplarda ay doğmaz gülüm Dalgalar sessizce sahili yalar Bir türlü uğramaz yokuşu düze Duygular bir ıssız uykuya dalar Paslı gece nasıl döner gündüze Ağlamaz mı gaflet arşa varınca Karanlık biter mi ağarmazsa tan Sis gelip de duyguları sarınca Şafaklar tülünü çeker ufuktan Mazlumun rızk diye yuttuğu kazık Ur oldu beynime yaramı deştim Umuttur yolcuya en tatlı azık Ben düşen yıldızla beraber düştüm Sevda tüllerini titretir sızım Gönlüme gül ekip çöpe attınız Nerede o benim kınalı kuzum Hangi soysuz sürüsüne kattınız Zülfikar Yapar Kaleli
-
ÜŞÜMEK
Çağının dertlerine ağlamakta kızıl gül Hamiyet hamasetin vargısında üşüyor Kaygılanmaz mı bundan aşk ile öten bülbül Ki asalet atalet sargısında üşüyor Can incidir elmas öz vuslat adlı düğünde İbret ile bakmayan gözlerin güldüğünde Kutlu sevda bir sabah sessizce öldüğünde Keyfiyet kemiyetin vurgusunda üşüyor Bir köz düşsün özüme çağrından ki o ölmez Alçak gönüllü insan meyvesiz dalı bilmez Istırap bir yumaktır çekersin sonu gelmez İnsanlık hokkabazın kargısında üşüyor Nur iklimine varmak muradını vuran ok Aklaşmış şu saçları tarayan yıllardan çok Yıllar yılı kanayan yaranın merhemi yok Haysiyet zabıtanın sorgusunda üşüyor Bu gidiş ötelerin sevdasına akıştı Dudaklardan dökülen tek türkü bir yokuştu Hukuk sevda ufkumda dolaşan altın kuştu Hakikatse savcının kurgusunda üşüyor Yürekteki sevdanın yarasını kaşımak Yıldızları ışıklı dost bağına taşımak Rüzgarlar gibi esip güneş gibi ışımak Bu serüven yargıcın yargısında üşüyor Zülfikar Yapar Kaleli
-
DOKUZLAMA
Eğilen baş kesilmez Biliyoruz demeyin Bu karayı su silmez Biliyoruz demeyin. Haddini bilmez devlet Kendinden gelmez devlet Sizinle gülmez devlet Biliyoruz demeyin. Zorbalık kol geziyor Bir çıkmaz yol geziyor Cehalet bol geziyor Biliyoruz demeyin. Su gidip kumu kalmaz Yel mi kayadan almaz Mazlum dese de olmaz Biliyoruz demeyin. Cihan susar it ürür Sular kumu götürür Yel kayayı bitirir Biliyoruz demeyin Doğrudan zarar gelmez Bin dost adamı yemez Bir düşman doğru demez Biliyoruz demeyin. Alim ilmini bilmez Hasta yatmakla ölmez Cahil imana gelmez Biliyoruz demeyin. Ağacı kurt kemirir Dert insanda semirir Kan donar, yağı erir Biliyoruz demeyin. Evladın varsa sakar Alık balığa bakar Balıksa baştan kokar Biliyoruz demeyin. Zülfikar Yapar Kaleli
-
NASIL OLACAKSA...
Düşlere sığınan arzu kuşları Geriye dönmeli, gelmeli gülüm Hamiyet erbabı karakışları Kardelen misali delmeli gülüm Soyu bitik nesepsizi görüp de Şu medyatik edepsizi görüp de Hurafeci mezhepsizi görüp de Kişi kendisini bilmeli gülüm Seslenince şeytan tüylü hergele İcra makamına düşer velvele İnsanlık alemi verip el ele Bahar muştusuyla gülmeli gülüm Evim köyüm ilim obam olsa da Kardeşim sırdaşım babam olsa da Şaibeli bir iş çabam olsa da Çelmeli, çelmeli, çelmeli gülüm Her renge zemine uyan çakalı Devlet kasasını soyan çakalı Milletin gözünü oyan çakalı İnce, dilim dilim dilmeli gülüm. Adını şu sinsi meydanda görmüş Kendini bilmezin eline vermiş Sokakta başlamış meclise girmiş Gönül defterinden silmeli gülüm Zülfikar Yapar Kaleli
-
MAHKUM
Fırat gibi buruldum Harşit gibi çağladım Düşlerimi dumanlı karlı dağlar üleşir Yan verdim yamacına sessiz sessiz ağladım Buz tutmuş tüm hayaller bu gönülde eğleşir Ufkumda kararan gün bir daha doğmaz benim Bulutlarım buz tutmuş ebedi yağmaz benim Hayallerim bir şahsın resmine sığmaz benim Tüm insanlık gönlümde divan kurmuş söyleşir Hamle kurbanlık koçtu sabrımın odağında Bülbülün ölüm emri al gülün dudağında Özgürlük sabırsız ok zamanın sadağında Hukuku hukuksuzlar birbiriyle peyleşir! O günleri yad ettik gözümüz dolu dolu Yeniden sis dağılmaz gönüller bulsun yolu Turp beyinli fareler yaptığı putun kulu Öyle zamandayız ki vurgun vuran beyleşir Söyleyin şan değer mi bir gönülü kırmaya Düşünün ruhsat mı var bu viranda durmaya Göründü ne kaldı ki istasyona varmaya Gönlümdeki şehirler teker teker köyleşir Zülfikar Yapar Kaleli
-
ÖMÜR
ÖMÜR Ömrümüz Harşit Çayı Yaman akıp gidiyor Unuttuk geçen ayı Zaman akıp gidiyor Yiğit arayan çağdan Bülbüle hasret bağdan Gönlüme çöken dağdan Duman akıp gidiyor Anamız ayalimiz Hatice’miz Ali’miz Tutkumuz hayalimiz An an akıp gidiyor Hasret bülbül sesine Kar düşer sinesine Bestenin nağmesine Keman akıp gidiyor Yer gökleri dinliyor Fezada ses çınlıyor Hasta garip inliyor Aman akıp gidiyor Hırs insafsız kin nankör Sen saygı ek sevgi ör İnsan cahil şeytan kör İman akıp gidiyor Zülfikar Yapar Kaleli
-
SESSİZ ÇIĞLIK
Gözlerimle tanış, gönlümle konuş Türlü türlü hal eyledin sevdiğim Hükmünü vermeden gönlüne danış Beni sana kul eyledin sevdiğim Bu aşkın narına yandırdın yandı Kovdun dağ başına kondurdun kondu Yolgeçen hanına döndürdün döndü Bu gönlümü yol eyledin sevdiğim Sen aşkın deryası ben damla suyum Semada zerreyim, deryada koyum Sonsuzluk yolunun son yolcusuyum Azığımı bal eyledin sevdiğim Ok ettin avcının ok sadağında Sitemdi servinin al dudağında Bülbül aşık olmuş gül budağında Dillerini lal eyledin sevdiğim. Gök ekinler biçildiği zamanda Ak karadan seçildiği zamanda Tatlı candan geçildiği zamanda Sahrada Bilal eyledin sevdiğim. Bakma kışın boranına karına Sam vurur eritir kalmaz yarına Çığ düştü gecenin rüyalarına Feryat figan bol eyledin sevdiğim. Zülfikar Yapar Kaleli
-
2002
BUGÜN 2002 Sevgi yavrusuna ekmek bulamaz Saygı kaldırımda sızıyor usta! Hakikat diline sahip olamaz Zorbalık sokağı süzüyor usta! Eksik değil, telefonu belinde Islık dudağında şarkı dilinde Marlbora cebinde, tespih elinde Bakkallarsa ağıt yazıyor usta! “Höt” değince aklı kısa karısı Yüzü sarar renklerin en sarısı Uçuverir yarım aklın yarısı Yine de kraldır kızıyor usta! Arı ballık bağı elde tutuyor Refah atın kuyruğunda yatıyor Güvercin keyfinden takla atıyor Kurtlarsa perişan geziyor usta! Güvendiğin dağa karlar yağıyor Huzuru “hak” diye zulmet boğuyor Arılar emiyor, kuşlar sağıyor İşkence günbegün uzuyor usta! Hukukun uzaya gittiği yerde Çakalların koyun güttüğü yerde Sevginin eriyip bittiği yerde Saygı kuyusunu kazıyor usta! El pençe divanda neye bu diyet Haksızı haklamak değil mi niyet? Bu kafa, bu izan ve bu zihniyet Geleceğe kuyu kazıyor usta! Zülfikar Yapar Kaleli
-
HELALLEŞME
HELÂLLEŞME Attığım ok menzil almaz Hakkınızı helal edin. Yürümek ve durmak olmaz Hakkınızı helâl edin. Takındığım hâl dillendi Yürüdüğüm yol dillendi Kadir bilmez kul dillendi Hakkınızı helâl edin Keder deyin tasa deyin Hak tanımaz yasa deyin Akçesiz piyasa deyin Hakkınızı helâl edin. Bir etmiyor ise binin Yıkılır gönül kabinin Geçmez akçe sahibinin Hakkınızı helâl edin. Düş karanlık, umut yırtık Lime lime, yırtık pırtık Bağışlayın beni artık Hakkınızı helâl edin. Kabuk düştü, öz küllendi Dil çaresiz söz küllendi Ateş söndü köz küllendi Hakkınızı helâl edin. Zülfikar Yapar Kaleli
-
YAKINMA
Elinde sermaye iki kulaç ip Oldun koyunları gütmeye talip Ve lakin orda da olmadın galip Gözünü çıkardın sünnetin, farzın On altıdan büyük sekizler gördüm Babasından yaşlı ikizler gördüm Tapuya tapulu öküzler gördüm Yüzünü kararttın törenin, tarzın Ömründe görmedin ne sebze ne et Sokaklar mekânın gayet açık net Yavruları kime ettin emanet Sürerse bu devran, yıkılır kırzın. Kurt ile kuzuyu gütsen kim kime Hallerini dava etsen kim kime Yangın yeri gibi tütsen kim kime Feryadı göklerde namusun, ırzın Gül bildiğin deve boynu kokanda Dede melül, torun mahzun bakanda Bir kovuktan iki damla çıkanda O anda yıkılır merkezi arzın Zülfikar Yapar Kaleli
-
EYVAH KALDI
Adaletin kılıcı gözümüz çıkaralı Elleri prangalı, dili lâl agâh kaldı. Dünyanın ahvaline hükmedince paralı Mazlumlara sadece bir kuru eyvah kaldı Güneşin kemerine mercan dizen bu nesil Bugün o günden özge daha vakur ve asil Karanlığın tozunu dünyanın yüzünden sil Kan ağlayan gönlüme, doğmayan sabah kaldı. Ferhat olup dağları yarmaya yollanmıştı Vurulmak ne kelime, vurmaya yollanmıştı Sorulmaya başladı, sormaya yollanmıştı Zengine “yazık oldu” mazluma “mubah” kaldı. Özümüzü çalanlar bizi kabuk sayıyor Bakın biri, ikiyi abuk sabuk sayıyor Yıldız uçuranları ne de çabuk sayıyor Yüzde beşte pür neşe, doksan beşe ah kaldı. Zülfikar Yapar Kaleli
-
SON KARAR
Ateşim karardı, közüm küllendi Artık ayrı gayri neyime benim. Ormanım doğrandı, bağım bellendi Yollarım bağlandı eyime benim. Kararsa gözleri, kızarmaz yüzü Hakikat sırrına ermemiş özü Ne tatlı nasihat, ne atasözü Ne de aklım yatar deyime benim. Bir dünyam var idi ağa yaşardım Bir söz ile her zorluğu aşardım Bekâra kolaydı, ben de boşardım Şimdi sözüm geçmez köyüme benim. Hak etti bu gönlüm, acıya kansın Ağustosta donsun, Ocakta yansın Sokak ortasında koyan utansın Çok söz külahıma, şeyime benim. Zülfikar Yapar Kaleli
-
İKİ GÖZÜM
Dünyaya nazar et bir ibret çıkar Yanaş yamacıma gel iki gözüm. Yaş yokuşa, sular inişe akar Artık ahvalini bil iki gözüm. Gün olur ki akan sular durulur Ayak çekmez, büklüm büklüm burulur Duygular sulanır, hisler yorulur Zamansız bükülür bel iki gözüm. Gönülde hasretle feryat yan yana Dede torununa, kızına ana Çiçek dala küskün arı kovana Has bahçede solar gül iki gözüm. Yoldan dizin, işten elin üzülür Duygu aklın eleğinde süzülür Hıçkırıklar boğazına dizilir Dökülür yanağa sel iki gözüm. Dağa sızı düşer, yamaca duman O güne bırakma Allah’ım aman Yaşı kırk beş elli olduğu zaman Allah’a eğilir kul iki gözüm. Halini görünce depreşir yaram Dizlerde derman yok, ter buram buram Artık bu dünyada yaşamak haram Barkanayı yükle öl iki gözüm. Secdesiz sualin bilişi olmaz Orada şöhretin bir işi olmaz Gidişi olurda gelişi olmaz Tek yöne götürür yol iki gözüm. Ne yavrusu özler, ne bekler eşi Tek komşusu olur “O Kutlu Kişi” Ana kızı görmez, kardeş kardeşi Bütün dostlar olur el iki gözüm. Zülfikar Yapar Kaleli
-
GURBET
GURBET Yerin ayağına vurulu düğüm Ben sözümü taşa çaldım gelemem Güneşin şavkıymış yerde gördüğüm Gönül deryasına daldım gelemem Aşk bağına hasret ekedur gönül Derdini ummana dökedur gönül Nazenin nazını çekedur gönül Ben atıktan arta kaldım gelemem Sabah yeli senin kokunla dolsun Sensiz bağda lale solsun gül solsun Aslılar Leylalar herkesin olsun Ben mecnuna mecnun oldum gelemem Sevginin ateşi abıhayat hem Kâbe dudağının suyunda müphem Sözler batman batman iş dirhem dirhem Bir sevdadan yara aldım gelemem Mercan dizen gönül gülsüz olmaz mı? Mahşeri düşünen elsiz olmaz mı? Allah’ı anlayan dilsiz olmaz mı? Bana rakip beni buldum gelemem Aşkın gemsiz atı terledi yarda Kurtuluş gününün sabahı orda Şu amber kokulu karanlıklarda Zamansız sarardım soldum gelemem. Zülfikar Yapar Kaleli
-
UZAKTA
Gece şarkıcısı zühre yıldızı Keremin Aslısı yurdum uzakta. Dergahın kulağı küpeli kızı Kızıl şafaklara sordum uzakta. Duygular dumanlı darda yüreğim Bilmem acep hangi yarda yüreğim Arıyorum benim nerde yüreğim Hazan zıpkınıyla yardım uzakta. Nakış nakış ilmek ilmek örerek Başından bakarak sonu görerek Zamana zamansız fırsat vererek Bu gönlümü köze serdim uzakta. Şu azmak kılıklı zehir kusalı İrade hevesli, akıl tasalı Güzele sevdalı arı misali Nazenin bir hayal kurdum uzakta. Hayaller hovarda, düşler uykuda Emeller körkütük. işler uykuda Akıllar kötürüm, başlar uykuda Bir yol ayrımında durdum uzakta. Düşünce zincirli, haslet kızakta Ayaklar kapanda, akıl tuzakta Bu baş baş olmaktan hayli uzakta Başımı taşlara vurdum uzakta. Zülfikar Yapar Kaleli
-
YOL KAYGISI TAŞIYORUM
Gözümde nur, gökte ismin Gönlümde hayalin, resmin Yağmur gözlüm yerde cismin Yara derin kaşıyorum Kaşıdıkça şaşıyorum Yorgun yolun neresiyim İlk umudun töresiyim Kuru sevdanın sesiyim Kör talihi boşuyorum Boşadıkça coşuyorum “Çıkmak kolay”demek kolay Karşılıksız emek kolay Bedavadan yemek kolay Övüyorlar şişiyorum Yanıyorum pişiyorum Kırıldı sürgünüm dalım Bağlı işte elim kolum Gelinmeze doğru yolum Tepeleri aşıyorum Yıldızlara koşuyorum Yüksekten bakan sözünü Destursuz çıkan sözünü Özledim yakan sözünü Çıban başı deşiyorum Mezarını eşiyorum Ben beni yere vurmuşum Boğazlanmış gönül kuşum Dalanlarla oturmuşum Sohbet soğuk üşüyorum Üşüdükçe düşüyorum Kilit vurulu dilime Yaş gözümde lime lime Yetir beni sevgilime Yol kaygısı taşıyorum Aha işte yaşıyorum! Zülfikar Yapar Kaleli
-
DİLEK
DİLEK Yirmilikte hovarda söz Yetmişlikte diş olaydım Görmeyene bir humar göz Kut eline iş olaydım Deseler yeryüzü sizin Fayda vermez yoksa izin Biçarenin kimsesizin Çanağında aş olaydım Gönüllerde bayrak alı Umutsuza hayat yolu Boğazına kadar dolu Kör gözlerde yaş olaydım Cevahiri cevher ana Satar utana utana Şu gönlümü köşk tutana Bir ağrımaz baş olaydım Dalıp deryadan derine Sevgi sunup her birine Çöldeki serap yerine Göz üstünde kaş olaydım Hukuk yalan doğurunca Doğru imdat bağırınca Ve hak beni çağırınca Kanatlanıp kuş olaydım Zülfikar Yapar Kaleli
-
ARINDAN KIZARAN GÜL
ARINDAN KIZARAN GÜL Hayali tutulmuş ayın önünde Gönül yıldızları nerde, kaçı ne. Sevda çemberinde, aşk üçgeninde Yarıçap ne, köşe nedir,açı ne. Kuru bir sevdanın ahengindeyim Aşkın ateşinin mihengindeyim Arından kızaran gül rengindeyim Zaman kötü, zamanenin suçu ne. Naz nazlanır, nazenini kal eder Aşk bir gönlü diğerine yol eder. Dünyaları satın alır, kul eder Zülüflerin bir tek teli, saçı ne. Talana uğradı olmayan bağım Her akşam başlıyor çileli doğum Umut düğüm düğüm, dert boğum boğum Kim ne bilsin Kaleli’nin içi ne. Zülfikar Yapar Kaleli
-
SORU
SORU ??? Mecnunu rakip seçtim, çöllerle savaştayım Birbirine düğümlü yollarla savaştayım “Menfaat hakkım” diyen kullarla savaştayım Üç günlük dünya için gerinmek, kanmak diye Yılan bağı otluyor, sebepsiz sanmak niye? Zülfikar Yapar Kaleli
-
O
“O” Gece hırkasını sıyırıp atan Gündüz denizinde yüzen sultan o. Gözüyle yıldızın ipini tutan Gönül yaylasında gezen sultan o. Adı canlıların yüzünde kaştır Onsuz her an soğuk, her mevsim kıştır Aklın gözündeki aşkı tutuştur İnsanlığa şerbet ezen sultan o. Kumru çobanının birincisini Mercan yüreklerin kızıl isini Sır denizinin öz incisini Gayret dizginine dizen sultan o. Gönül aydınlatan nükte bilen o. Dile gönül şevki, akla gelen o. Güneşin yüzünden pası silen o. Söz sultanlarını süzen sultan o. Aklın nabzı gönül evinde vurur Sevgi kusurları yakar, kavurur Yerden yıldızları göğe savurur Atlas kemerleri çözen sultan O. Zülfikar Yapar Kaleli
-
ORDA KALDI
ORDA KALDI Gönüller aynı izde Yürekler yarda kaldı Firavun içimizde Musalar Tur’da kaldı. Düş yorunca lehime El attım düştüm hime Ok saldım talihime Takıldı sur’da kaldı Kalınca yol kalma kal Sular terledi al al Oğul deryada sandal Kaptanı darda kaldı Sokakta ceylan, merik Dudak mandal, his körük Tutunduğum dal çürük Yüreğim korda kaldı Duygu yorgun, söz buruk Kanat yoluk, kol kırık Boğazımda hıçkırık Düğümlü zorda kaldı Duygumun dili benim Gönlümün gülü benim Bir yanım ölü benim Bir yanım orda kaldı 30.1.2001 Diyarbakır Zülfikar Yapar Kaleli
-
DEPRESYON
Yazı yok yüz yıldan beri, Kara kışa kaldık eyvah! Gömülmüşüz diri diri Bitmez düşe kaldık eyvah Sevda yavan, sevgi nursuz Gece kara, gün uğursuz Tarla çıplak, gök yağmursuz Yavan aşa kaldık eyvah! Deryada küreksiz kayık Çünkü kaptan değil ayık Altı sakal, üstü bıyık Çıkmaz işe kaldık eyvah! Lime lime dağılırım Elbet bilinmez olurum Söylemezsem boğulurum Boydah başa kaldık eyvah1 Biz bir başa evet dedik Kör savaşa evet dedik Yedi şaşa evet dedik Altı yaşa kaldık eyvah! Kim bakar gözün yaşına, Ya gözüne, ya kaşına!.. Kaleli toprak başına Bir baykuşa kaldık eyvah! Zülfikar Yapar Kaleli
Jump to content