Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

yaparkaleli

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

yaparkaleli tarafından gönderilen her şey

  1. Bağa can veren Sudur bilmeli Göklere eren Sadır bilmeli Müdürler mesul Değiller asıl Bizdeki usul Budur bilmeli Yüreğin aslı Olursa paslı Firavun nesli Bodur bilmeli Aymazın derdi Mazlumun merdi Ayın on dördü Bedir bilmeli Aklın donduğu Aşkın yandığı Gönlün konduğu Sedir bilmeli Batağın ucu Haset ne acı Gönlün ilâcı Nedir bilmeli Zülfikar Yapar Kaleli
  2. Şu gönlü gül eden sevgiyi anlat Yeryüzü dinlesin gökler işitsin Üç buçuk laf bilmez çeneye inat Kalaslar latalar ekler işitsin Mayalı pelesenk dillerde maval Bu yüzden gönlümce inlemez kaval Kumral yıldızlara hep aval aval Bakarak soluyan tikler işitsin Şu sütü bozuklar sanılmasın er Yüz dostluğu bayat balığa benzer Tatmadan zehirler, kanında gezer Kuzuyu kurt gibi bekler işitsin Şaşarım, burada yer bulduğuna Limoni başsızın baş kaldığına Kendisi inanmış "şey" olduğuna Şu çürük koflaşmış kökler işitsin Astarlar, çarşaflar, yüzler bedava Elliler seksenler, yüzler bedava Simalar, suratlar, yüzler bedava Gönülde taht kuran tekler işitsin Söylenecek sözün ilki, başlığı Hilkat garibesi, guver taşlığı Gördün buradaki büyük boşluğu Konuş seni şu çiçekler işitsin Zülfikar Yapar Kaleli
  3. Kalenin başına güneş vurunca Yıkıntıda paralanır çiçekler Dağın üstü yele karşı durunca Sevincinden nâralanır çiçekler Beni yakar ateşlere yanası Ne tohum saçılmış ne var anası Susuz diyarların sarı sunası Sıra sıra sıralanır çiçekler Tan ağarma yakın, çise elenir Gözlerinde hasret yaş tanelenir Kuşluk vakti kızıl renge belenir İkindi de karalanır çiçekler Bu kayalık yerde bak neler biter Hayali gözlerde kor gibi tüter Sararır kayanın bağrına yatar Ara ara aralanır çiçekler Yıkıntıya rahman rahmet verince Bir sızı duyulur inceden, ince Başucunda sarı kızı görünce Tam böğründen yaralanır çiçekler Zülfikar Yapar Kaleli
  4. Senelerdir aynı derdi çekerim Ateşim yok,közüm yoktur susuzum Şu kıraç tepeye çile ekerim Bedenim yok, özüm yoktur susuzum Sürünürüm, sanırlar ki yaşarım Nefes alıp verişime şaşarım Dokunmayın aha düştüm düşerim Söylemeye sazım yoktur susuzum Gözyaşım sel olur bozuldu huyum Ne pınarım akar, ne dolu kuyum Her şey lazım ama azizdir suyum Başka söze lüzum yoktur susuzum Sevda kırgın pınar dargın neyleyim Kese yolsuz sular yorgun neyleyim Susuz ama gönül vurgun neyleyim Bilmeyene sözüm yoktur susuzum. Zülfikar Yapar Kaleli
  5. Alan sensin, veren sensin. Bilenlerden eyle bizi Gönüllere giren sensin Bulanlardan eyle bizi. Hakka aşık deli gibi Bazen derviş veli gibi İnsanlığın gülü gibi Kalanlardan eyle bizi. Herkes çoban herkes mesul Olmak lazım mutlak asıl Asıma yaraşır nesil Olanlardan eyle bizi. Kibrini kır hakka eğil Hem de anlat kasaba il İnsanlık makamda değil Alanlardan eyle bizi. Zülfikar Yapar Kaleli
  6. Çokça çalışalım azdır diyelim Kör nefsin hakkından gelmemiz gerek Malımızı çar-çur sarf etmeyelim. Her zaman tutumlu olmamız gerek. İleri olandan cesaret cüret Geride olandan almalı ibret Hem kendin imal et hem kendin üret Yükselme yolunu bulmamız gerek. Koskoca milletiz geriyiz niçin? Hem onun hem benim hem senin suçun Ve iki cihan saadeti için Resulü Ekrem'i bilmemiz gerek. Sen söyle usanma bir anlat hele Umarım sözlerin olmaz nafile Birlikten yana ol kulak ver dile İkilik fikrini silmemiz gerek. Zülfikar Yapar Kaleli
  7. Dinleyin feryadı işitin duyun Gereği zincirli bir bayram gördüm Peşin hükmü tutup bir yana koyun Ereği zincirli bir bayram gördüm Unutmuş yolları koysan kaçamaz Kırılmış kanadı salsan uçamaz Derdini dostuna bile açamaz Dileği zincirli bir bayram gördüm Kaderi hapsetmiş rızaya razı Dedi ki "üzülme bu imiş yazı" Ah çeker iniler gönlünde sızı Yüreği zincirli bir bayram gördüm Zülfikar Yapar Kaleli
  8. Gönlümü post gibi yerlere serdim Konan huzur bulsun uçan kurtulsun Muhabbet cemine sevgimi verdim Gelen mesut olsun geçen kurtulsun Ölüm yok mu makamların sonunda? Paşa ne ki padişahın yanında Çarşıda, pazarda, Hak divanında Gönül örtüsünü açan kurtulsun Düşüncem başımı alır mı ipten Yükselmek olur mu gidecek dipten Bir bayram yaşamak haramsa hepten Bırak ömrü ölsün göçen kurtulsun Zülfikar Yapar Kaleli
  9. Çalışalım ikilik ne bilmeden Birlik olup hep el ele verelim. Çok yaşayıp mihnet ile ölmeden Az yaşayıp bir gönüle girelim. Zalime namerde araç olmadan Ecel henüz gelip bizi bulmadan Gönüllere gül olalım solmadan Sevgi çadırını göğe gerelim Şu çeyrek aklıyla göklerde gezen Yoksulu hor görüp tepeden süzen Bayramlarda bile mazlumu ezen Zalimleri, namertleri yerelim. Şu mağdur, şu sefil, yok içeceği Usanmadan arayalım gerçeği Açmış Yaratan’ın beş dal çiçeği Gönül verip demet demet derelim. Zülfikar Yapar Kaleli
  10. İnsan düşünemez olmazsa akıl Yaratan kulunu yarıda koymaz Ne kadar kusurlu olsa da bir kul Karada kızılda sarıda koymaz Her şey ondan gelir ona ayandır Muhterem hak yol başı koyandır Allah acıyandır, bağışlayandır Serçenin gözünü darıda koymaz Günah mı sorarsın, göz ucu tadım Haram mı sorarsın, attığım adım Bir gönüle yuvalanmak muradım İsterse ateşi narı da koymaz Her şeyi veren o, yaratan odur Dünyayı dört mevsim donatan odur Hem veren hem alan hem atan odur Dağda dumanı da karı da koymaz Bu günkü yapılan zulmeti görüp Kaypaklık denilen illeti görüp Uyuşuk, pısırık milleti görüp Umudu aygırda arıda koymaz Zülfikar Yapar Kaleli
  11. Yeri göğü her bir şeyi yaratan Hayra yorulmayan düşe bırakma Her tarafı gül gülistan donatan Gizli dönülecek köşe bırakma Dilde tespih ettik hep seni dedik Hep sana yalvardık sana şükrettik Resulüne uyduk sana baş eğdik Ötelerde çıkmaz işe bırakma Servet ile amelimiz olmadı Şöhret dersen bizde rağbet bulmadı Dayanmaya mecalimiz kalmadı Baharı yok, kara kışa bırakma Çok çalıştık, gayret ettik, didindik İstedik kalmasın aşılmaz gedik Adını yaymayı ülkü edindik Haksız kazanç, haram aşa bırakma Yol götürsün kurtuluşa milleti Milletin sızlıyor kemiği eti Sınırsız mal hırsı, fesat illeti Bizleri sorumsuz başa bırakma Zülfikar Yapar Kaleli
  12. Halka yönelirim haktan gelirim Şu arsız gönlümde vefa göremem Gönüller Kabe’dir, bunu bilirim Allah'ın kulunu gücendiremem Bugünde çilede dün de çilede Zaferin hamisi gün de çilede Millette çilede din de çilede Akıl bulsam kimselere veremem İnsanlığa hizmet ve saygı ister Hak bilelim, hakça akıtalım ter Allah'ım yardım et, hidayet göster Çok isterim bir gönüle giremem. Çoksa haksızlığa boynunu büken, Yolumuz ıstırap, yolumuz diken Ülkemde insanlık perişan iken Mutlu olup, mutluluğa eremem. Zülfikar Yapar Kaleli
  13. Birbiriyle barışır da nesneler Dilinin sözüyle kavgası bitmez Sana verdik dünya senin deseler Acının sızıyla kavgası bitmez Ere er demişler o erememiş Bu ayna dünyayı hiç görememiş Ölmeden ölmeyi becerememiş Yüreğin közüyle kavgası bitmez Ölçüp hesaplamış karış be karış Kırk beş yıl savaşmış bilmemiş barış Takılmış peşine yarış ha yarış Yazgının yazıyla kavgası bitmez Güneşler susamış su içirmemiş Buluta bir kapı açıp girmemiş Bağırmış sözünü geçirememiş Özünün yüzüyle kavgası bitmez Zülfikar Yapar Kaleli
  14. Sular rahmet olup, düşünce yere Tabiat can bulur ferdinden elbet Bakıp şu alemi görmeyen kör de Yüz döner mertlerin merdinden elbet Ehil ile halleş, kusur aramaz Cahil ile yoldaş olma, yaramaz Cılız sular deryalara varamaz El çeker aslanın yurdundan elbet Bu dünya kaş ile göz arasıdır Öğrenmemek elbet yüzkarasıdır Cahil sofu elin maskarasıdır Anlamaz bülbülün derdinden elbet Coşunca deryalar, yatışa bilmez Derya ile damla atışa bilmez Hırs ile koşanlar yetişe bilmez Aşk ile koşanın ardından elbet Zülfikar Yapar Kaleli
  15. Çile denen boz kısrağa binmişim Bir mum ışığına doğru giderim Savaşmışım durulmuşum dinmişim Yüzümü yer gözlerimi diderim Karanlık gecenin bilmecesini Çözdükçe dolaştı ilk hecesini Yaşattım korkunun en yücesini Beynimi kemirir, ruhumu yerim. Zerre ışık verdi gözüne girdim Şavkında dolandım, şevkine erdim El aleme baktım, kendimi gördüm Artık aynalara isyan ederim Gündüz hayalimde, gece düşümde Ecinni güruhu gezer peşimde Susuz pınarımda, yavan aşımda Sıkıntıyı mesken tutmuş kaderim Ölüm fermanımı kendim yazarım Kusurlu kendime kendim kızarım Kendi mezarımı kendim kazarım Ben; düşmansa işte budur kederim. Zülfikar Yapar Kaleli
  16. Ayrı gayrı sen ben ile Bölme bölünce bitersin Dibi görünmeyen göle Dalma dalınca bitersin Ararken sonsuz visali Benliğini bulur Ali Çok çabuk, kova misali Dolma dolunca bitersin Terk et namert ervahını Dinle şahların şahını Sakın mazlumun ahını Alma alınca bitersin Her an dost kal dost iline Kan kus haram mahalline Kimsenin düşkün haline Gülme gülünce bitersin Olmalı eminden geri Olgunluk deminden geri Erenler ceminden geri Kalma kalınca bitersin Ayaz vursa sam dokunsa Azrail gelse bakınsa Başında Kur’an okunsa Yılma yılınca bitersin Zülfikar Yapar Kaleli
  17. Sizi lügatlere hakem tutsalar O en masum sözü tanır mısınız? Ve yahut imlâya memur etseler Sözcükteki özü tanır mısınız? Kurşunla konuşur, kurşunla yaşar Kurşunla doğrulur, kurşunla düşer Kurşunsuz hayata gülümser, şaşar Ki yürekte közü tanır mısınız? Madrabaz cahiller, halka kızanlar Azanlar, tozanlar, kaypak sazanlar Yarım okuyanlar, yarım yazanlar Siz kurşunlu tozu tanır mısınız? Olmadı dünyada yoldaşı, eşi Kurşunlar kardeşi, kurşunla işi Kurşun yer yüreği, kurşun yer düşü Doğrudaki düzü tanır mısınız? Anasına çorap örmüş de belli Hayayı rüzgara vermiş de belli Baba terbiyesi görmüş de belli Şimdi deyin bizi tanır mısınız? Zülfikar Yapar Kaleli
  18. Baktım gelinmezin düşkün halı var Bilinmezi gelinmeze yolladım. Görüp bilmediğim alem geldi dar Sonsuzluğa hançerimi salladım. Gölgem bıçaklandı, yarıldı ama Gönlümün kuşunu eyleyemedi. Beynimde engeller darıldı ama Gönlümce bir türkü söyleyemedi. Düşman aşkımıza fitne ekmekte Gaflet uykusunda uyumaktayız. Kökümüze kibrit suyu dökmekte Tavlı demir gibi soğumaktayız. Bana göre bir eğlence bulmuşum Hayal sahnesinde gafil oynarım Derinliğin gözlerine dalmışım Harda donar, suya batar yanarım Gözümden işittim, kulaktan baktım Kapısında yağız atlar göründü Gönlümün gözüne güneşi soktum Dünyam zifir karanlığa büründü. Zülfikar Yapar Kaleli
  19. Gelincik bakışlı, menekşe yüzlü Tana ağlayınca buz çözülmez mi? Gizemi meneviş endamda gizli Suna ağlayınca buz çözülmez mi? Zevki bilinmezden, şevki uludan Biri Toroslar’dan, biri Bolu’dan Bir garip kimsesiz Anadolu’dan Yana ağlayınca buz çözülmez mi? Muhabbet ceminde heba olan yüz İsyan çığlığında yağmalaşan söz Detaylar içinde yitirilen öz Mânâ ağlayınca buz çözülmez mi? Yâr yara yan vermiş selvi yaşında Karanfil yüreği tâa yol başında Keklik kanadında, çeper taşında Kına ağlayınca buz çözülmez mi? Şafaklar sökünce, güneş doğunca Hararet sıcaktan suya ağınca Gökler gürleyince, yağmur yağınca Ana ağlayınca buz çözülmez mi? Gönül vurgun “akmam”diyen diline Can kurban olmaz mı böyle geline? Hasretini dökmüş duvak teline Tuna ağlayınca buz çözülmez mi? Zülfikar Yapar Kaleli
  20. Gölge günü tutuyor Dağ altına atıyor O anda yüreğimi Karanlıklar yutuyor Ehli kâmile yarız Hak dostuna uyarız Uyumak yasak artık Her şeyde bizde varız Aklı kinden sakındır Yoksa sonun yakındır Biz bunu biliyoruz Bu geliş son akındır Dik durmak basirettir Kazanmak cesarettir Gaflet en ağır uyku Şehvetse esarettir Sürülüyor sefalar Hala bomboş kafalar Pehlivanlık diyeti Ödedi Mustafalar Utanmaz, aymaz kudur Cismin bir damla sudur Bedende baş ne ise İmanda sabır odur. Zülfikar Yapar Kaleli
  21. Şu ülkede varlığın ne,tarif et Dert, belâ, gam, keder sıradan gelir Her akşam köz gibi yakan bu hasret Gönlüme açılan yaradan gelir. Hasretim kor gibi kar ellerinde Vuslatın durağı yâr ellerinde Hayâsı gözünde, ar ellerinde Ellerin şu bizim yöreden gelir. Baharda hazanı yaşıyor gönlüm Gördüğüm, sezdiğim bir büyük ölüm Yakanızda on parmağım çift elim Hissizlik sanırım töreden gelir. Dönüp de bakmazdım olmadığın an Ne gönlüm kaniiydi, ne gözüm inan Uykudayken beni senden ayıran Bu rüya geceki karadan gelir. Ben kara kıştayım, sen yazda mısın? Karada, kızılda, beyazda mısın? Sevda körüğünde ve nazda mısın? Nerdesin, nefesin nereden gelir? Zülfikar Yapar Kaleli
  22. Bir yanım yeşerir bir yanım ölür Hayal beni yoğuruyor a gülüm. Dönülmez sıladan telefon gelir Babam beni çağırıyor a gülüm. Görünür sonumuz ahtır amandır Özlem ateş gömlek arzu yamandır Virane bekliyor bunca zamandır Ak şafağa yol arıyor a gülüm. Gözü büyük ablak çehre al gibi Bezirgana köle gibi kul gibi Sallanıyor bir tomurcuk dal gibi Her an dokuz doğuruyor a gülüm. Gayret kaslarıyla hamle yayını Gerince vuruyor göğün ayını Aklının gözüyle görüp payını Çoktur Allah bağırıyor a gülüm. Kına yakmış kanım gibi eline Gözüm nuru şal bağlamış beline Bir şahin bakışlı Yemlik Geline Talih yeni ağarıyor a gülüm. Zülfikar Yapar Kaleli
  23. Aşk ehlinin idamlığı Öncelerden öğrenmişim Beğenilmiş adamlığı İncelerden öğrenmişim Elem ile sarmaş dolaş Can pazarında pişen aş Beni yiyor yavaş yavaş Cücelerden öğrenmişim Titretir dağ ile taşı Aşk ile dökerse yaşı Hayaldir gerçeğin başı Yücelerden öğrenmişim Bilinmeyen yerse alem Bırak aşık çeksin elem Çözülmemiş sırdır kalem Hecelerden öğrenmişim Umuda kaygı bulaştı Feryadım arşa ulaştı Hayat ipliği dolaştı Nicelerden öğrenmişim Alınmadan verilişi Kutlu yola girilişi Sabahlarda dirilişi Gecelerden öğrenmişim Zülfikar Yapar Kaleli
  24. Gökyüzü okyanus arşa dayalı Çile denizinde kesilir gider. Dünya taze gelin yeşil boyalı Günün gölgesinde kısılır gider. Nesneler kavgalı değil barışık Her şey bir bilmece her şey karışık Mevla’dan hidayet nurdan bir ışık Sızmazsa veliye küsülür gider. Göklerin başında tacı aradı Acının içinde acı aradı Bazen kardeş bazen bacı aradı Bazen bir yıldıza asılır gider. Toprakları bomboş şu aç diyarda Irmakları susuz kıraç diyarda En ücra köşede en uç diyarda Çöllerden Leyla’ya esilir gider. Hayal sonsuz deniz daldı bir anlık Geceler uykusuz gündüz karanlık Yerin karnı geniş ve içi ılık Sırta tahta duvar basılır gider. Zülfikar Yapar Kaleli
  25. Hayat neler koymuş sevda tasına Kırk beş yıllık ömür yola çevrilir Ki bir ömrü gömdük yol ortasına Çayır çimen dünya çöle çevrilir Bazen mazi ile halvet olurum Bazen aradığım beni bulurum Bazen gözlerimden seni solurum Bir incecik nefes yele çevrilir. Leyla’yı ararken kutup yazında Yitirdim mecnunu çöl ayazında Cömert sohbetlerin meram bazında Şekere, şerbete, bala çevrilir. Kimi görememiş kimi duymamış Müşteki özenmiş derviş uymamış Yemeyen imrenmiş yiyen doymamış İtibar acayip hala çevrilir Uykusuz geceler uzar giderek Sevgi ekip masal hasat ederek Umut dağlarında hayal güderek Dar düşüncem büyür bola çevrilir Şefkat akmayınca ırmaklarımdan Kıvılcım dökülür parmaklarımdan Cenneti verseler bakmam arımdan Ara yerde sevda tüle çevrilir. Zülfikar Yapar Kaleli