Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

ankilosazan

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

ankilosazan tarafından gönderilen her şey

  1. Baston deyince,aklıma hep Devrek bastonu gelir. Ahlat-Iğdır bastonu da kalitelidir. kızılcık ağacının dallarından yapılanı pek kaliteymiş. Hele bir de sanatını o kızılcık dalına işlersen sapına kobra, aslan başı, hatta keçi ayağı bile takabilirsen. Ustasının maharetine göre paha biçilmez hale gelir. Aslında bastonun kalitesi, vücuduna destek verdiği dedenin, ninenin, hele hele özürlü insanın yanında ister kızılcıktan isterse kavak dalından olmasının bir hikmeti yoktur. Benim bastonumun maddi değeri yok ama beni hayata bağlaması, vücudumu taşıması Yere sağlam basmak için üçüncü ayak olmasının çok büyük değeri vardır. Ben ona gönülden bağlıyım, nereye gitsem benimle gelir. Misafirliğe gitsem de baş köşeye onu koyarım. Gece yatağımın baş ucunda yeri vardır. Üç sene önce senden kurtulacağım artık dedim. Mahsun mahsun bir köşeye kıvrılıp, yüzüme baktı. Ahı tutmuş olacak ki ! ameliyat olmama rağmen yine ona muhtaç oldum. İşte ondan sonra sevgili bastonumun değerini bir kat daha anladım. Benim nezdimde maddi değeri değil, manevi değeri dünyalara bedeldir. Seni çok seviyorum. Benim canım bastonum. Ben senden ayrılamam. Ankilosazan
  2. Babanızın artık ihtiyarladığını anlamak yaşanabilecek en büyük hüzünlerden biridir. hele bir de birbirinizi anlama ve gerçek anlamda tanıma fırsatını yıllar sonra bulabildiyseniz, birde araya gurbetlik girdiyse. Kaybolan zamanı telafi edememenin acısı da ayrıca yanınıza kar kalır. Artık onu tekrar görene kadar hiç bir şey olmamasını dilemek olur. Babanın artık ihtiyarladığını anlamak hüzün vericidir. hele hele de yasınız kemale ermiş ve uzaktaysanız baba ocağından. babanın ihtiyarlaması ölüme de artık dünden daha yakın olmasıdır çünkü. beraber geçiremediğiniz, karşılıklı muhabbeti pekiştiremediğiniz yıllara yanarsınız. yıllar ise çabuk geçer. en büyük düşman ve öğretmendir zaman ve mutlaka bir gün öğrencisini de öldürecektir. erkek evlatların babanın artık ihtiyarladığını görmesi zulümdür onlar için... o artık vurduğunu deviren güçlü adam değil, sizi koruyacak ve kollayabilecek araçlardan yoksun ve çoktan emekli olmuştur. kum saatinin dolmasını beklemektedir. babam derdi; henüz ihtiyar değildi o zaman ve ben o vakit yanındaydım: ihtiyarlık maskaralık gerçekten evlat demişti. sesimi çıkarmamış başımı önüme eğmiştim. anımsıyorum... Babanız yaşlandıktan sonra yeni yeni sevmeye başlıyorsanız çok kötü bir durumdur. çünkü paylaşacak pek bir şeyler kalmaz.. Babanın ihtiyarlamaya başlamasını görmek bile bir nebze şanstır. Hiç göremeden ayrılsa yanınızdan, kucaklayamasa sizi, öpemese.. Babanın ihtiyarlaması da güzeldir, yanında olduğunu bildiğin sürece Bir babanın sitemi ; -Hayatım boyunca senin için çalıştım didindim.. -ne yaptıysam senin için yaptım.. -ama şimdi sen karınla bir olmuş bana bağırıyorsun. Oğulun cevabı ; -iyide baba biz evde yokken salona sıçmışsın.!! -senin yüzünden evliliğim yok oldu. Babanın cevabı ; -Beni yok ettikten sonra evliliğinin yok olmasının önemi var mı ? Dengelerin tersine dönmeye başladığı, hayatın sorumluluk yükünün yer değiştirdiği andır, artık bundan sonraki aşamada bakıma muhtaç olan babadır, bakıcı ise evlattır.. Ayrıca ölümünün yaklaştığını düşündükçe insanı üzen bir eylemdir..
  3. Bugün can sıkıntısından, madem ki bu sene deniz meniz yok. Ben de internette sörf yapayım derken, milliyetin bloglarına kadar uzanmışım. S.Aydın adında bir blogcunun yazıları hoşuma gitti. Bu yazısının daha fazla insana ulaşması gerekir diye burada sizlerle paylaşmayı bir borç bildim. -İnsan canı pahasına neler yapabilir ? -Hiç düşündünüz mü? -Mesela çocuğu için canını verebilir mi ? -Çok sevdiği aşkı için ölümü göze alabilir mi? -Vatanı için canını verebilir mi ? .-Eminim ki bu sorularıma ,içinizden gelen bir coşkuyla EVETTTT diyorsunuz. -Başka ? -Peki ya zayıflamak için ölümü göze alırmısınız? -Ama bilerek, ama bilmeyerek alınıyormuş. -Neden mi? Gümrük kapılarında,300.000 kutu zayıflama ilacı olarak bilinen "LİDA" ilacı, kauçuk diye sokulurken yakalanmış. Dr.Ender Saraç uyarıyor; bu ilaç yüzünden onlarca insan yaşamını yitirdi. Şu anda bile tezgah altında bu ilacın satıldığı yolunda duyumlar alınmış. Talep olmasa arzın da olmayacağını düşündüğümden, "LİDA" adlı ilacı kullananların bir kez daha düşünmelerinde yarar var. Kanada,Almanya,Hong Kong,İsviçre ve İrlanda gibi ülkelerde yasaklanan diyet ilacı "LİDA"yı T.C.Sağlık Bakanlığı Nisan 2007 de toplatmıştı. Yakalanan LİDA kapsullerinin yanı sıra operasyonda şunlar da ele geçirilmiş; *162 koli(7.840 adet) ABERRANCE cinsel uyarıcı hap. *49.800 adet VİAGRA *31.840 adet CURUSAGE cinsel uyarıcı hap. Geçenlerde Yıldız Kenter, zayıflamak ve formunu korumak isteyenlere güzel bir yol gösterdi. Her sabah 15 dakika ip atlama. Ne kadar kolay değil mi ? Hem bedava, hem de hiç riski yok
  4. Ankara; Suyunu içip,ekmeğini yediğim Ankara, Bir zamanlar delice sevdiğim Şarkılarımda adın vardı Albümümde manzaraların Düşlerimde güzel kızların.... Ankara; Mutluluğumu aradığım Gökdelenlerinde ümitlerimi kaybedip Gece kondularında dilendiğim, Ankara Sevdiğim,saydığım beğendiğim. Sarhoş bakışlarımda bile yamulmazdın Sen ilhamdın insanlığa Beklenmezdin,umulmazdın Ankara; Uğruna feda olsun dediğim yıllarım Unuttuğum,unutmadığım Bütün anılarım,göz ağrılarım,kalp sancılarım. Sana kızamıyorum Ve en kötüsü bu duyguların Sevemiyorum da seni artık Kaçamıyorum kollarından Duramıyorum. Ankara; Suyunu içip ekmeğini yediğim, Sevdiğim,saydığım,beğendiğim, Ankara,en güzel günlerimi tutkulayan kent Sana uzanmış ellerim, Ankara; Kelepçelerim. İsmet Bora Binatlı
  5. Ankara da... Hüzünlü bir kış akşamı. Kar yağıyor inceden inceye. Tuzla buz her taraf. Kanımı donduruyor sokaktaki adam. Ankara da... Soğuk bir kış akşamı. Fırtınalar esiyor sokak araların da. Mendil satıyor. Köşe başlarında çocuklar. Donuyor iliklerim. Kan damlatıyor gözlerim. Ankara da... Yorgansız bir kış akşamı. Acı yağıyor kaldırım taşlarına. Bir yanda sokak çocukları. Kapkara elleri ile. Kağıt topluyor yaşlıca bir amca. Ankara da... Beyaza bürünmüş bir akşam. İnadına karanlıkta kalan insanlar. İnadına kör bakan gözler Artık üşümüyorum. Öldürüyor beni. Bu Ankara akşamları. 25/02/2004 Ankara Cömert Yılmaz
  6. Bugün Ankara benim gibi, Ağlamaklı ve yaşamamaklı bugün Ankara, Feryatlar yükseliyor ama kimse duymuyor, İçten içe ağlamaklı ama sessizce, Ah bugün Ankara benim gibi... Yalnızlığa kendini bırakmış Ankara, İnsanları da sanki bu dünyanın hiçliğini farketmişler Yaşayanı da yaşamayanı da bir farklı soluyorlar Sesini duyuramayan Ankara, Derdini anlatamayan Ankara, Bugün benim gibi Ankara... Sadece esen rüzgârın sesi var Ankara'da, Sadece güneşin umutsuzluğu var Ankara'da, Ankara'da sokaklar bana bakıyor boş boş, Ankara'da kıyamet mi koptu ey imam! Gökgubbede cıngıl cıngıl sela sesleri, Bugün Ankara benim gibi... Hâlbuki bahar gelmiş ey Ankara uyan! Toprağına can gelmiş ey Ankara gözlerini aç! Susamış canın mutluluğa aç gönül pencereni Ankara, Haydi çık kara topraktan Ankara, bahar gelmiş diyarlara; Bugün Ankara benim gibi kara toprağa gömülmüş... Gökhan Atmaca
  7. Her vapur dumanının ardına yüreği sıcak bir insan sanıp takılırken tüyleri ıslanan bir martı olduğumu hem azarlayan hem de sırtıma havlu koyan anneme anlatamam Kanadım kırılsa da konmam deniz kıyısındaki hiçbir caminin minaresine kubbeye tüneyen martıların keyiflerince uçmalarını bekleyen imam ezanı geç okuduğu için sürülünce bir dağ köyüne Birazcık daha sabredin diyorum eski bir sokağın kıvrımında yolun iki ucunu gösteren trafik aynalarına hüzün modeli arabalar kırılmamanız için örgütleniyor dolmuş duraklarında Denize düşen gazetedeki ölüm ilanından öğrenirim mendireğe attığı çakıltaşıyla ürken martıların alkışa benzeyen kanat seslerini selamlayan yaşlı adamın unutulan bir tiyatrocu olduğunu Gece yarısı söndürülünce ışıklarını kuytu bir iskelede ne yaptığını görürüm iki yakası arasında İstanbul'un koltuklarında günboyu kadın kalçalarının izlerini biriktiren vapurun Yanından ayrılmam deniz fenerlerinin fotoğrafına benzemeyen heykelleridir çünkü idam sehpasına çıkınca aşağıda asılmasını bekleyenlerin yüreklerindeki sivri kayalıkları ışığıyla aydınlatan devrimcinin Uyandırırım çığlıklarımla kıyısında karnı aç yatan çocukları yiyecek aradığım kent çöplüğünün ama bir parça olsun koparmam beyazlığından bilirim ki Kız Kulesi doğum günü pastasıdır özgürlüğün!... sunay akın
  8. Ey dost! Sen aşkı, Sevgi mi, hicran mı, vuslat mı... Sanırsın? Aşk deryasına düşme Yanarsın! Her efsunkar dilberi, Yar diye mi ararsın? Uyan! Perde çekme gözlerine, Baharın kış, gönlün hüsran, kalbin elem, Saçların matem, ruhun hüzün, Yarının kara gece, sinen buruk acı, Ellerin sönük virane, hayatın bahane, Dermansız dizlere razıysan... Zülfünü sen böyle şafakta mı tararsın? Düşme ey dost aşkın deryasına! İnci, mercanı bu sahillerde boşuna yitirmezler Yakamozlarda, mehtaplarda, gelmez huzur Olmaz surur, gönlünde varsa gurur, Mabette cananı boşuna ararsın Sor sual et, hicran yangınlarını, Öyle gir, yazık olur sevda sarayına, Destursuz girme aşka yanarsın! ... Abdulhamit Güllük
  9. Yaşam bir ıstaka; gelir vurur ömrünün coşkusuna. Hani tutulur dilin, konuşamazsın? Tırmandıkça yücelir dağlar. Sen mağlupsun sen ıssız ve kalbinde kuşların gömütlüğü; tutunamazsın! Eloğlu sevdalardan dem tutar, aşk büyütür yıldızlardan; senin ise düşlerin yasak, dokunamazsın... Birini sevmişsindir geçen yıllarda. Açık bir yara gibidir hâlâ. Hâlâ ne çok özlersin onu, ağlayamazsın? Yolunda köprüler çürür. Sesin, sessizlik sanki bir uğultuda. Savurur hayat kül eyler seni, doğrulamazsın! Yapayalnız bir ünlemsin dünyayı ıslatan şu yağmurlarda. Her şey çeker ve iter, anlatamazsın... Yaşam bir ıstaka, gelir vurur işte ömrünün coşkusuna. Sesinde çığlıklar boğulur ama, bağıramazsın? Sonra vakt erişir, toprak gülümser sana; upuzun bir ömrün ortasında ne hayata ne ölüme yakışamazsın? Yazdırmalısın mezar taşına: Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın, aslında hiç olmadım ben bu oyunda ömrüm beni yok saysın? Yılmaz Odabaşı
  10. Sen özlemi bilir misin bir tanem Yüreğini titreten cinsinden değil Ta insanın ciğerini kavuran Özledin mi sağa sola savrulan Sen özlemi bilir misin ateş gözlüm Yüreğini titreten cinsinden değil Ta insanın beynini sulandıran Özlemle yana-yıkıla dolaşan Sen özlemi bilir misin kor dudaklım Çöllerde susuz kalmış ceylan gibi Çatlayan dudaklarını ıslatacak Vahasına koşarcasına Sen özlemi bilir misin tatlı dillim Sevdasını boynuna hamaylı yapmış Hasretinle, sevdanla Yanıp,kavrulan ben gibi yy.
  11. Sen hiç yürümeyi özledin mi? Şöyle elini kolunu sallayarak, Havada uçarcasına, Bir kelebek gibi. Sen hiç yürümeyi özledin mi? Dünyayı ben yarattım dercesine, Omuzunu bir sağa, Bir sola atar gibi. Sen hiç yürümeyi özledin mi? Yürürken geliyor fidan boylu söylercesine, Bir elinde sevgili, Öbür elinde gençliği. Sen hiç yürümeyi özledin mi? Çukurları engelleri yok edercesine, Hoplaya zıplaya, Yuvarlana tekerlene. Sen hiç yürümeyi özledin mi? Koşarcasına ? Sen hiç yürümeyi özledin mi? Coşarcasına? yy.
  12. Uykularım kaçıyor gecenin bir yarısında. Düşümde seni görüp de, Yüreğimin çarpıntılarının arttığı anda Açıyorum gözlerimi? Usulca götürüyorum elimi Yatağımın kenarına; Varlığını bulamıyorum. Sonra, Dönüp bakıyorum; Yoksun. Offff ! Bu ne bitmez acıdır böyle; Nasıl bir yangındır, Yüreğimi dağlayan? Ansızın şiddetli bir gök gürültüsüyle irkiliyorum. Dışarıda delice yağan bir sağnak var. Çıkıp ıslanmak istiyorum; Birden, Düşlerimiz geliyor aklıma; Vazgeçiyorum. Hatırlar mısın sevgili, Gecenin yağmurunda birlikte ıslanacaktık; Ne oldu ? Sadece tatlı bir düş olarak mı kalacak bu ? Hiç mi ıslanmayacağız birlikte ? Ve hiç mi sevişmeyeceğiz dolunay vakti bir deniz kıyısında ? Seni seviyorum. Seni seviyorum demek yetmiyor. Sözcük dağarcığıma sığmıyor aşkın; Notaların sonsuz döngüsü ifade etmekten yoksun. Ancak kollarımla sardığımda seni, Yalnızca kollarımla sardığımda, İşte o an, Sadece o an anlatabiliyorum sana? Sonsuzluğu yaşıyorum; Bırakmak istemiyorum. Engin DİZE