Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

kaptan

Moderatör
  • Katıldı

  • Son Giriş

kaptan tarafından gönderilen her şey

  1. (Franz Hellens'den mülhem) Benim, bardağın, sürahinin Önümüzdesin rengin uçmuş. Bu eski, sevdiğim bir duruş; Elin içinde benimkinin. İçelim! Madem ömrümüz hoş Geçmiş, tatmamışız ayrılık. Madem ne bardağımız kırık Madem ne de sürahimiz boş. Bir gün ikimizden birimiz İçmek.veya doldurmak için Burada olmayabiliriz. (1937/Varhk, 15.2.1937)
  2. Ben sonsuz bir deniz düşünürüm. Bulutlar başımın üzerinden Bir Olymp ilâhı sükûniyle Geçip giderken Ve kır melekleri şarkılarını söyleyip Raksederken ekin tarlalarında, Göze görünmeden. Fakat neden mavi gökyüzlerine Genişlerken ağustos böceklerinin sesi, Kuşlar yine onun türküsünü söyler? (Mayıs 1937/Varlık, 15.8.1937)
  3. (Nezihe Adil Arda'ya) Ötesi yok şehre ulaşınca kaderin yolu Pişman bir el kapayacak kapısını ömrünün; Hatırlayacaksın beni gözlerin yaşla dolu, Güzelliğin yalnız mısralarımda kaldığı gün. Odanı, dolduracak son mevsimin, son baharın... İsmini dinleyeceksin serin esen rüzgârda, Duyacaksın ateş feryadını hâtıraların Akşam vakti söylenen âşıkane şarkılarda. Ve bilhassa parmaklığına dayandığın zaman Ufku uzak şehirlere açılan balkonunun, Günahların geçecek hafızanın arkasından. Günahların... Sonu gelmez kafilelerden uzun... Öterken ağaçlarda kuşlar tahayyül içinde, Bakışlarında sükûnun zehri, dinleyeceksin, Türlü acılar şekillenecek yine içinde «Ah! Şairim bu akşam da geçmedi» diyeceksin. Ve ulaşacak bu son şehre kaderin yolu, Kapayacak pişman bir el kapısını ömrünün; Hatırlayacaksın beni gözlerin yaşla dolu, Güzelliğin yalnız şarkılarımda kaldığı gün. (Nisan 1937/Varlık. 1.8.1937)
  4. Ah aydınlıklardan uzaktayım Kafamda o dağılmayan sükûn, Ölmedim lâkin, yaşamaktayım Dinle bak, vurmada nabzı ruhun. Yarasalar duyurmada bana Kanatlarının ihtizazını. Şimdi hep korkular benden yana Bekliyor sular, açmış ağzını. Ah aydınlıklardan uzaktayım Kafamda o dağılmayan sükûn. Ölmedim lâkin, yaşamaktayım Dinle bak, vurmada nabzı ruhun. Siyah ufukların arkasında Seslerle çiçeklenmede bahar Ve muhayyilemin havasında En güzel zamanın renkleri var. Ölmedim hâlâ... yaşamaktayım. Dinle bak: vurmada nabzı ruhun! Ah aydınlıklardan uzaktayım Kafamda o dağılmayan sükûn. Ruhum ölüm rüzgârlarına eş, Işık yok gecemde, gündüzümde. Gözlerim görmüyor... lâkin güneş O her zaman, her zaman yüzümde. (Mart 1937/Varhk, 1.4.1937)
  5. Bir sahile varacak günlerimiz.. Günler ki namütenahi ıstırap. Kalmayacak bugünkü hasta, harap Yüzlerde bahtın karanlığından bir iz. Şekillenecek ruhu çeken kutup: Sevmek kadar tatlı, yaşamak kadar Kısa bir ânın ötesinde bahar. İşte o dem ki bir ömrü unutup Açacağız nurdan kapılarını Bugün vadedilen cennetimizin. En güzel, en son memleketimizin Bulacağız ışıktan pınarını. Gün vuracak baktığımız her yüze Ve kızlar, kucaklarında çiçekler, Ebedi baharı getirecekler Bu yeniden başlayan ömrümüze. (Mart 1937/Varhk, 15.3.1937)
  6. Dilimin ucunda bir eski arkadaş adı, Unutulmuş şekilleri taşıyan bulutlar; Bir gökyüzü genişliğiyle ruhuma dolar Otların içine sırtüstü yatmanın tadı. Avucumda sıcaklığını duyduğum ekmek; Üstümde hâtırası kadar güzel sonbahar; O bembeyaz, o tertemiz bulutlara dalar Düşünürüm bir çocuk türküsü söyleyerek. (1936/Varhk. 1.3.1952)
  7. Güneşli mavi ellere yelken açar Beyaz kanatlı, altın yüklü gemiler, Ve uçup giden hülyamızda ağaçlar, Çeşmelerinden abıhayat akan yer. Beyaz kuşlarla ve günlerce yolculuk; Sihirli Hind'e doğru açılan diba, En sonunda bereket akıtan oluk, Olgun yemişleri yere değen Tuba. (1936/Varhk, 15.7.1937)
  8. Üzerinde beni uyutan minder Yavaş yavaş girer ılık bir suya, Hind'e doğru yelken açar gemiler, Bir uyku âlemine doğar dünya. Sırça tastan sihirli su içilir, Keskin Sırat koç üstünde geçilir, Açılmayan susam artık açılır Başlar yolu cennete giden rüya... (1936/Varlık. 1.6.1937)
  9. Çocuk gönlüm kaygılardan azade Yüzlerde nur, ekinlerde bereket; At üstünde mor kâküllü şehzade; Unutmaya başladığım memleket, Şakağımda annemin sıcak dizi, Kulağımda falcı kadının sözü, Göl başında padişahın üç kızı, Alaylarla Kafdağına hareket. (1936/Varlık. 1.8.1937)
  10. Nedir bu geceyle gelen birsam? Duyuyorum serzenişlerini. Karanlıkta ağzının yerini Arıyor deli gibi hafızam. «Yanıyor unutulmuş buhurdan Yine gecenin içinde sessiz» Hâtıralarla kabaran deniz, Doluyor ruhun oluklarından. Işık yağıyor doğan geceden. Nasıl diriliş bu, neden sonra? Bu rüya gibi geceden sonra Gidecek mi o maziden gelen? Seziyorum senelerce susan Ruhumda taptaze bir geriniş, Sonuna vardığım çölden geniş Ayaklanma açılan umman. Bütün mevsimlerimin üstüne Geriliyor bembeyaz bir kanat. Gelip durdu artık işte hayat Bana hep onu vadeden güne. Artık ebedî huzur deminin İçebilirim sırlı tasından, Girmek üzereyim dar kapısından O eski rüyalar âleminin. (Aralık 1938/Varlık, 15.1.1937)
  11. Ey aşılmaz dağların ardında, Ulaşılmaz beldelerden uzak, Hasretin dallarım tutan sak, Mavi, sonsuz bir takın atında! Ey gülüşü sabahlardan güzel, Dünyası düşüncelerden geniş! Ey göğsünde ilâhî geriniş, Rüyalarıma hükmeden güzel! Nerde eğilen dalından yere Portakalların düştüğü çardak, Kadehe doyarak değen dudak, Sevgiyle bakan göz, gecelere. Yanmış ruhu titreten ilâhi, Yapraklarda billûrlaşan seher, Nerde çam kokan tahta testiler. Geyik sesiyle çınlayan vadi? Yaldız dallarda çiçek yerine Yıldız açmaz mı artık ağaçlar? Yanmaz mı bin rüya ile saçlar Kapanıp günün eteklerine. Ey gülüşü sabahlardan güzel, Dünyası düşüncelerden geniş! Ey göğsünde ilâhi geriniş Rüyalarıma hükmeden güzel! Hakikate olmaz mı acep ram Yıllardır beslediğim düşünce? Çıkılmaz dağlardan da mı yüce Hasretlerin tırmandığı ehram? (Aralık 1936/Varlık, 1.1.1937)
  12. Kaybolmak üzre suya düşen bilezik Bak bütün kırışıklar silindi sudan. Son saatimde mi uyandım uykudan, Neden boş geçen yıllardan içim ezik? Durdu beni ölüme götüren kervan. Eski bir şarkı söyleniyor rüzgârda. Duydum ki sevmeyi bilen dudaklarda Benim ilâhilerim hâlâ okunan. Sevgilim... ellerime dokunaraktan... Beni çağıran bir eda var sesinde. Bu muydu insanlara son nefesinde Görüneceğinden bahsedilen şeytan? Sular çekilmeye başladı köklerde Isınmaz mı acaba ellerimde kan? Ah! Ne olur bütün güneşler batmadan Bir türkü daha söyleyeyim bu yerde. (Ekim 1936/Varlık, 15.6.1937)
  13. Ben miyim bu şeylerin sahibi? Kafamda bir çocuk var meraksız, İç âlemim oyuncaktan farksız. Odam, içime bir ayna gibi. Bir ışık oyunu var tavanda Gölgeler seslerle birleşiyor Ve bir karga beynimi deşiyor Azaplar kemirdiğim bu anda. Kardeşini öldürüyor Kaabil, İçimde bir yanlızlık duygusu, Ölüm kadar uzun yaz uykusu, Sıkıntı ile geçilen sahil. Bağlanıyor bir iple, bir sürü Düşünce köyleri birbirine, Çöküyor her şeyin üzerine Hülyam boyunca kurduğum köprü. Ve doluyor sessiz, ordularım, Durmadan, dinlenmeden odama. Urbam içinde yatan adama Hayretle bakıyor dört duvarım. Kardeşini öldürüyor Kaabil, İçimde bir yalnızlık duygusu, Ölüm kadar uzun yaz uykusu, Sıkıntı ile geçilen sahil. Ve delirmenin tatlı vehmini Sessizlik odama dolduruyor. Kargam hâlâ başımda duruyor Bulmak'çün beyin cehennemini. Düşüp yatağın dalgalarına Günlerce sürüyor bu yolculuk. Durmadan akıtıyor bir oluk Korkuyu sükûtun mezarına. Kardeşini öldürüyor Kaabil, İçimde bir yalnızlık duygusu, Ölüm kadar uzun yaz uykusu, Sıkıntı ile geçilen sahil. Dünyaya tek gelen insan gibi Atılıyorum bir Hint dağına. Giriyor kafamın darlığına Kimsesiz dünyaların sahibi Gidip gidip gelmede aynı his, Ulaşmıyor iskeleye çıma. Ansızın dikiliyor karşıma Boynum kalınlığındaki ceviz. Kardeşini öldürüyor Kaabil, İçimde bir yalnızlık duygusu, Ölüm kadar uzun yaz uykusu, Sıkıntı ile geçilen sahil. (Ekim 1938/Varlık, 18,12.1936)
  14. Örtüldü hafızanın örtüsü Tasalarımın bittiği yerde. Yükseliyor şimdi perde perde «Geri gelen saadet» türküsü. Devri tamam oldu pervanenin Gökten bir beklediğim kalmadı. Tükendi artık içimde tadı Yıldızlı küreler düşünmenin. Ne çıkar karşıma çıksa ecel, Bu boşluk ondan daha mı iyi? Başka bir âlemden beklediği Olmayan kula zeval ne güzel! Beklememek, beter beklemeden; Geldi yolunu gözlediğim yâr. Al bu başı sen artık ey rüzgâr Ve sus artık sus artık ey beden! (Ekim 1936/Varlık, 15.5.1937)
  15. Ah! artık benim de benzim sarı, Damar kanımı dolaştırmıyor. Hiçbir kıyıya ulaştırmıyor, Beni Şehrazad'ın masalları. Anlamıyorum dilinden artık Geceyi saran güzelliğin, İçim, kör bir kuyu gibi derin, Ve sonsuz rüyasında yalnızlık. Susmak istiyorum, susmak bugün. Susmak, hiçbir üzüntü duymadan, Büyük bir kuş iniyor semadan. Sükût, bu indiğini gördüğün. Artık tırtılları beslemiyor Bahçemin orta yerindeki dut. Başıma kondu ebedi sükût. Gün, yeniden doğmak istemiyor. Kuşla oldumsa da senli benli, Beynimi kurcalayan bir kurt var: Anlamak istiyorum, ne yapar Rüzgârı boşalınca yelkenli? (Ekim 1936/Varhk, 1.1.1937)
  16. Rüzgâr tersine esiyor.. Niçin? Eski günler geri mi gelecek? Kımıldıyor kozasında böcek Bildiği hayata doğmak için. Neden içimize doldu vehim? Ah ümit., ümit, yollar boyunca. Düşünmez miydi akşam olunca Hacer'in kollarında İbrahim? Ve gemisinde Kleopatra? Neden yine kaynaştı havalar? Saadet mi getiriyor rüzgâr Dolarak erguvan atlaslara? Elimize değen kimin eli? Kimdir bu muammalarla gelen? O mu, helezonlara yükselen, Saba ellerinin en güzeli? Sesler mi çözülüyor derinde, Nedir durup dinlediklerimiz, Şarkı mı söylüyor Semiramis Babil'in asma bahçelerinde? Omzundan örtüler kaydı yere. Kim bu, kim alnımızdaki yazı? Gözlerinde günahının hazzı Gülüyor saz benizli bakire. (Eylül 1936/Varhk, 1.2.1937)
  17. Düzüldü uçsuz bucaksız alay, Çıngıraklar çalar kapılarda. Düzüldü uçsuz bucaksız alay, Bak, son hasad başladı rüzgârda. Okundan ayrılmak üzere yay, Kuyuların ağzı genişledi. Okundan ayrılmak üzere yay, Korku tâ kemiğime işledi. Savruluyor gökyüzünde buğday, Gölgeler uzaklaşıyor yerde, Savruluyor gökyüzünde buğday, Tanrım! Tanrım! Bir deva bu derde.. Düzüldü uçsuz bucaksız alay, Çıngıraklar çalar kapılarda. Düzüldü uçsuz bucaksız alay, Bak, son hasad başladı rüzgârda. Undan bize de pay, bize de pay. Koşun. Buğday dağıtıyor Yusuf. Undan bize de pay, bize de pay, Çökmeden sonu gelmeyen küsuf. Eriyecek tencerede kalay, Çocuklar anlaşmasınlar dağda, Eriyecek tencerede kalay, Yetişmeyecek Ömer imdada. Altında aynı eyer, aynı tay Arayıcısı herkes bir sesin; Altında aynı eğer, aynı tay Seferi aynı köye herkesin. Artık kuruldu bu kervansaray, Boşuna düşünür ihtiyarlık. Artık kuruldu bu kervansaray, Şimdi seslerle dolu mezarlık. (Eylül 1936/Varhk, 15.1.1937)
  18. (On dördüncü yaşın ilk güzel gecesine ithaf) Ufkunda mavi bulutların uçuştuğu dağ. Büyülü göklerinde sesler duyduğum Aden. Avucumda dört kollu nehrin verdiği maden, Üstümde yemişleri alnıma değen Tuba. Müthiş dünyasıyla uykuma ilk girdiği yer.. Gülümsüyor mavi bir ay ışığında kamış. Göllerin şekil dolu derinliğine dalmış Vuslatın havasını çevreleyen iğdeler. Suların aydınlığında saadetten bir iz: Dallardan süzülen kayığından bu hoş insan, Omzuna değen arzu dolu dudakları kan... Artık bir cennete bağlı bütün günlerimiz. Artık ışıkla dolu billur bir kadeh gibi En güzel şeytanın elinde tuttuğu gurup, Akşamlar, ağzımda harikulade bir şurup Ve başımda geceler yeşil bir deniz gibi. Ufkunda mavi bulutların uçuştuğu dağ Ve nebatî bir âlemde duyduğum ilk hece, Bir sesin aydınlattığı yalan dolu gece Ve dumanlı bir sabah serinliği ormanda. Ne onda itidal, ne bende günahkâr hali Ruhları bir kuş gibi âvere kılan uyku. Dağılan içimde her zaman o baygın koku, Lezzeti dudağımda buğulaşan şeftali. (Eylül 1936/Varlık, 1.12.1936)
  19. Hasretimin yıllardanberi bel bağladığı., İşte odur düşüncelerimin başucunda. O, göğsünün taşkın hareketi avucunda Gözlerinde rüyaların gülüp ağladığı. Kendi bahçesidir onu içinde gördüğüm. Yollar yine her günkü gibi yaz uykusunda Ve yaban çiçeklerinin buruk kokusunda Her ikindi günlük rüyasını gören mürdüm. Onun da dudaklarında bir eskiye dönüş O da yüzmede bir ses yığını üzerinde, Bin hâtırayı bir anda duyan gözlerinde İnsana ruhlar dolusu haz veren düşünüş. Sonra kızlık kadar temiz, aydın bir açılma, Evine giden toprak yolda o yine çocuk, Yine uykuyla başlayan âlemde yolculuk Ve taptaze sabahlar kayısı dallarında. Hasretimin yıllardanberi bel bağladığı., İşte odur düşüncelerimin başucunda. O, göğsünün taşkın hareketi avucunda Gözlerinde rüyaların gülüp ağladığı. (Eylül 1936/Varhk, 1.12.1936)
  20. Alıp içinde sesler uçuşan bu akşamdan Hafızamı bir deniz kıyısına çeken yol, Aydınlık rüyaların peşine düşen gondol, Mavi bir denizde yüzer gibi yanan şamdan. Tuşların üstünde karanlığın heyulası Ve birden kalbe çırpınışlar veren hâtıra, Çekmede beni saadet dolu dünyalara Mine parmaklarında sadalaşan hülyası. Sıyrılmada gözlerimden yıllarca geceler, Ve yalnız kalmada bir yaza râm olan sahil, Uçuşmada gökyüzünde bir sürü ebabil: Sevgimi ve hasretimi ebedî kılan yer. Açık pancurlarından seslerin dökülüşü. Bir göl mü ürpermede ruhun uzaklarında? En yakın sevgiyi duymayan dudaklarında, Her yaşayıştan daha güzel olan gülüşü. Ilık gölgelerde uyutup düşünceleri Beyaz etekleriyle bana göründüğün an Ve kapıları yeşil sabahlara açılan Sıcak tahayyüllerle dolu yaz geceleri. Renkli fanusların altına doğan dünyası, Omuzlarında ayışığından örgülerle Eklenmede içime hasret kaldığım yerle Mine parmaklarında sadalaşan hülyası. (Temmuz 1936/Varlık, 1.12.1936)
  21. In Memoriam Ey hâtırası içimde yemin kadar büyük, Ey bahçesinin hoş günlere açık kapısı Hâlâ rüyalarıma giren ilk gözağnsı, Çocuk alınlarda duyulan sıcak öpücük. Ey sevgi dalımda ilk çiçek açan tomurcuk, Kanımın akışını yenileştiren damar, Gül rengi ışıkları sevda dolu akşamlar İçime yeni bir fecir gibi dolan çocuk. Ey tahta perdenin üzerinden aşan hatmi Ve havaları seslerimizle dolu bahar, Koşuştuğumuz yollar, oynadığımız sular, Kâğıttan teknesinde sevinç taşıyan gemi. Duyup karşı minarede okunan yatsıyı Yatağıma sıcaklığını getiren rüya. Denizlerde onunla yaşadığım dünya Ve ey ufku beyaz cennetlere giden kıyı. Ah! Birçok şeyler hatırlatan erik ağacı Ve o ilk yolculukla başlayan hasret, zindan; Atları çıngıraklı arabanın ardından, Beyaz, keten mendilinde sallanan ilk acı. (Haziran 1936/Varlık, 1.12.1936)
  22. Dili çözülüyor gecelerin. Gölgeler kaçışıyor derine. Alıp sihrini bilmecelerin: Gün doğuyor şehrin üzerine. Korkarak şekl'alıyor bacalar, Gün doğuyor şehrin üzerine. Bakıyorlar günün gözlerine Gözleri uykulu atmacalar. Sallayarak dallarını kavak Yükseliyor her günkü yerine, Gün doğuyor şehrin üzerine, Mavi bir ışıkla ağararak. Gün doğuyor şehrin üzerine, Renk renk hacimle doluyor her yer. Dalıyor dağınık yüzlü evler Hâlâ yanan sokak fenerine. Toprak kımıldıyor yavaş yavaş, Gün doğuyor şehrin üzerine; Bembeyaz gece çiçeklerine Sabahla düşüyor bir damla yaş. Ve bir deniz hücumu halinde Gün doğuyor şehrin üzerinde. (Nisan 1938/Varlık, 15.3.1937)
  23. 2025'in en çok beğenilen 24 mutfak trendleri
  24. Afrika’nın Doğu kıyılarından 2000 mil kadar açıktaki bu ada sadece Dünya üzerindeki en güzel doğal yerlerden biri değil, aynı zamanda benzersiz ve çarpıcı bir özelliğe sahip: su altı şelalesi gibi görünen bir şeye... Yapımcı: Barış Özcan Tarz: Belgesel
  25. Yakın arkadaş olan Becky ve Hunter, Becky'nin rahmetli kocasının küllerini dağıtmak için 2000 fit yükseklikteki terk edilmiş bir kulenin tepesine tırmanmaya karar verir. Ancak tepeye tırmanırken merdivenin bazı bölümleri kuleden kopunca, Becky ve Hunter mahsur kalır. Becky ve Hunter'ın uzman tırmanma becerileri ve dostluk bağları, zorlu koşullarda, malzeme eksikliğinde ve baş dönmesine neden olan yüksekliklerde hayatta kalmak için umutsuz bir mücadele verirken nihai teste tabi tutulur. Oyuncular: Becky Connor - Grace Fulton, Shiloh Hunter - Virginia Gardner, James Conner - Jeffrey Dean Morgan, Dan Connor - Mason Gooding, Steve - Jasper Cole, Randy - Darrell Dennis, Diner Server - Julia Pace Mitchell Tarz: ACTION Yapımcı: SCOTT MANN