kaptan tarafından gönderilen her şey
-
SABAHA KADAR
Şu şairler sevgililerden beter; Nedir bu adamlardan çektiğim? Olur mu böyle, bütün bir geceyi Bir mısraın mahremiyetinde geçirmek? Dinle bakalım, işitebilir misin Türküsünü damların, bacaların Yahut da karıncaların buğday taşıdıklarını Yuvalarına? Beklemesem olmaz mı güneşin doğmasını Kullanılmış kafiyeleri yollamak için, Kapıma gelecek çöpçülerle, Deniz kenarına? Şeytan diyor ki: «Aç pencereyi; Bağır, bağır, bağır; sabaha kadar.» (Varlık 1939/Varlık, 15.3.1940)
-
BAŞAĞRISI
I Yollar ne kadar güzel olsa, Gece ne kadar serin olsa, Beden yorulur, Başağrısı yorulmaz. II Şimdi evime girsem bile Biraz sonra çıkabilirim Madem ki bu esvaplarla ayakkaplar benim Ve madem ki sokaklar kimsenin değil. (Nisan 1938/İnsan, 1.10.1938)
-
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! Gene böyle güzel dön; Dudaklarında deniz kokusu, Kirpiklerinde tuz; Harbe giden sarı saçlı çocuk! (Mayıs 1940)
-
DERDİM BAŞKA
Sanma ki derdim güneşten ötürü; Ne çıkar bahar geldiyse? Bademler çiçek açtıysa? Ucunda ölüm yok ya. Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten Güneşle gelecek ölümden? Ben ki her Nisan bir yaş daha genç, Her bahar biraz daha âşığım; Korkar mıyım? Ah, dostum, derdim başka... ? Neden liman deyince Hatırıma direkler gelir Ve açık deniz deyince yelken? Mart deyince kedi, Hak deyince işçi Ve neden ihtiyar değirmenci Allaha inanır düşünmeden? Ve rüzgârlı havalarda Yağmur iğri yağar? (Mart 1938/İnsan, 1.10.1938)
-
KİTABE-İ SENG-İ MEZAR
KlTABE-İ SENG-İ MEZAR I Hiçbir şeyden çekmedi dünyada Nasırdan çektiği kadar; Hattâ çirkin yaratıldığından bile O kadar müteessir değildi; Kundurası vurmadığı zamanlarda Anmazdı ama Allahın adını, Günahkâr da .sayılmazdı. Yazık oldu Süleyman Efendi'ye. (Nisan 1938/İnsan. 1.10.1938) KlTABE-İ SENG-İ MEZAR II Mesele falan değildi öyle, To be or not to be kendisi için; Bir akşam uyudu; Uyanmayıverdi. Aldılar, götürdüler. Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü. Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar Haklarını helâl ederler elbet. Alacağına gelince... Alacağı yoktu zaten rahmetlinin. (Ocak 1940/Varhk, 15,3.1940) KlTABE-İ SENG-İ MEZAR III Tüfeğini deppoya koydular, Esvabını başkasına verdiler. Artık ne torbasında ekmek kırıntısı, Ne matrasında dudaklarının izi; Öyle bir rûzigâr ki, Kendi gitti, İsmi bile kalmadı yadigar. Yalnız şu beyit kaldı, Kahve ocağında, el yazısıyla: «Ölüm Allahın emri, Ayrılık olmasaydı.» (Eylül 1941/İnsan, 1.8.1943)
-
DEDİKODU
Kim söylemiş beni Süheylâ'ya vurulmuşum diye? Kim görmüş, ama kim, Eleni'yi öptüğümü, Yüksekkaldırım'da, güpegündüz? Melâhat'i almışım da sonra Alemdar'a gitmişim, öyle mi? Onu sonra anlatırım, fakat Kimin bacağını sıkmışım tramvayda? Güya bir de Galata'ya dadanmışız; Kafaları çekip çekip Orada alıyormuşuz soluğu; Geç bunları, 'anam babam, geç, Geç bunları bir kalem; Bilirim ben yaptığımı. Ya o, Muallâ'yı sandala atıp, Ruhumda hicranın'ı söyletme hikâyesi?
-
ŞOFÖRÜN KARISI
Şoförün karısı, kıyma bana, El etme öyle pencereden, Soyunup dokunup; Senin, eniştende gözün var; Benimse gençliğim var; Mapuslarda çürüyemem; Başımı belâya sokma benim; Kıyma bana. (İşte, 15.6.1944)
-
DAĞ BAŞI
Dağ basındasın; Derdin günün hasretlik; Akşam olmuş, Güneş batmış, İçmeyip de ne haltedeceksin?
-
GÖZLERİM
Gözlerim, Gözlerim nerde? Şeytan aldı götürdü; Satamadan getirdi. Gözlerim, Gözlerim nerde? (Ekim 1937)
-
GÖLGEM
Bıktım usandım sürüklemekten onu, Senelerdir, ayaklarımın ucunda; Bu dünyada biraz da yaşayalım, O tek başına, Ben tek başıma. (Eylül 1937/Varlık, 15.12.1937)
-
SOL ELİM
Sarhoş oldum da Seni hatırladım yine; Sol elim, Acemi elim, Zavallı elim!
-
HİCRET
HİCRET I Damlara bakan penceresinden Liman görünürdü Ve kilise çanları Durmadan çalardı, bütün gün. Tren sesi duyulurdu yatağından Arada bir Ve geceleri. Bir de kız sevmeye başlamıştı. Karşı apartımanda. Böyle olduğu halde Bu şehri bırakıp Başka şehre gitti. (Kasım 1937/Varlık, 15.12.1937) HÎCRET II Şimdi kavak ağaçlan görünüyor- Penceresinden, Kanal boyunca. Gündüzleri yağmur yağıyor; Ay doğuyor geceleri Ve pazar kuruluyor, karşı meydanda. Onunsa daima; Yol mu, para mı, mektup mu; Bir düşündüğü var. (Kasım 1938/Gençlik, 19.5.1938)
-
BAYRAM
Kargalar, sakın anneme söylemeyin! Bugün toplar atılırken evden kaçıp Harbiye Nezareti'ne gideceğim. Söylemezseniz size macun alırım, Simit alırım, horoz şekeri alırım; Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar, Bütün zıpzıplarımı size veririm. Kargalar, ne olur anneme söylemeyin! (Kasım 1938/Varlık, 15.3.1940)
-
İNSANLAR
Ne kadar severim o insanları ! O insanlar ki, renkli, silik Dünyasında çıkartmaların Tavuklar, tavşanlar ve köpeklerle beraber Yaşayan insanlara benzer (Ağustos 1937/Varlık. 15.0.1937)
-
RÜYA
Annemi ölmüş gördüm rüyamda. Ağlayarak uyanmışım Hatırlattı bana, bir bayram sabahı Gökyüzüne kaçırdığım balonuma bakıp Ağlayışımı. (1938/İnsan, 1.10.1938)
-
ROBENSON
Haminnemdir en sevgilisi Çocukluk arkadaşlarımın Zavallı Robenson'u ıssız adadan Kurtarmak için çareler düşündüğümüz Ve.birlikte ağladığımız günden beri Biçare Güliver'in Devler memleketinde Çektiklerine. (Kasım 1937/Varhk, 15.12.1937)
-
HAY-KAY1
Yosun kokusu Ve bir tabak karides Sandıkburnu'nda. . Şairin şiir el defterinde bu hay-kay'ın altında ve yine «hay-kay» başlığıyla şu şiiri bulunmaktadır Gemliğe doğru Denizi göreceksin Sakın şaşırma!
-
BAYRAK
Ey bir muharebe meydanında Avuçları kanımla dolu, Kafası gövdemin altında, Bacağı kolumun üstünde, Cansız uyuyan insan kardeşim! Ne adını biliyorum, Ne günahını. ihtimal aynı ordunun neferleriyiz, ihtimal düşman. Belki de tanırsın beni. Ben İstanbul'da şarkı söyleyen Tayyareyle Hamburg'a düşen, Majino'da yaralanan, Atina'da açlıktan ölen, Singapur'da esir edilenim. Alınyazımı kendim yazmadım. Bununla beraber biliyorum, O yazıyı yazanlar kadar olsun, Çilekli dondurmanın tadını, Cazbant sesindeki sevinci, Meşhur olmanın azametini. Sen de nimetler tanırsın biliyorum; Çaydan, simitten, Kalınca bir paltodan gayrı. Zeytinyağlı enginar, kremalı keklik Bir kadeh Black And White viski, Kıl pranga kızıl çengi bir esvap. Yirmi yıllık çalışmanın Bir kurşunluk hükmü varmış, Hayata Harkof bölgesinde atılmakmış nasip; Aldırma. Biz bir bayrak getirdik buraya kadar; Onu daha ileriye götürürler; Şu dünyada topu topu iki milyar kişiyiz, Birbirimizi biliriz. (Papirüs, Ocak 1087)
-
FENA ÇOCUK
Mektepten kaçıyorsun, Kuş tutuyorsun. Deniz kenarına gidip Fena çocuklarla konuşuyorsun, Duvarlara fena resimler yapıyorsun; Bir şey değil, Beni de baştan çıkaracaksın. Sen de fena çocuksun! (Nisan 194l/Vatan, 16.11.1952)
-
ÇOK ŞÜKÜR
Bir insan daha var, çok şükür, evde; Nefes var, Ayak sesi var; Çok şükür, çok şükür. (Yeni Ufuklar. Mayıs 1958)
-
BEYAZ MAŞLAHLI HANIM
Kalender'den sandala bindi Beyaz maşlahlı hanım. Bir elinde şemsiye, Bir eliyle açtı yelpazesini; Cuma günü Göksu'ya gitti Beyaz maşlahlı hanım... (Eylül 1940/Vatan,. 16.11.1952)
-
KUŞ VE BULUT
Kuşçu amca! Bizim kuşumuz da var, Ağacımız da. Sen bize bulut ver sade Yüz paralık. (Varlık, 15.3.1940)
-
RESİMLER
Hiçbiri ona ait değil, Fakat ne hazin isimleri var Şu resimlerin: «Nisan sabahı», «Yağmurdan sonra» Ve «Dansöz». Baktıkça ağlamak geliyor içimden. (Nisan 1940/Papirüs, 1.6.1967)
-
MANZARA
Karşı evin arkasından ay doğdu. Akşam serinliği çıktı. Tramvay sesleri geliyor, Deniz kokusu geliyor uzaktan. Manzaradan pek fazla mütehassisim. (Nisan 1940/Papirüs. 1.6.1967)
-
HARDALNAME
Ne budala şeymişim meğer, Senelerdenberi anlamamışım Hardalın cemiyet hayatındaki mevkiini. «Hardalsız yaşanmaz.» Bunu Abidin de söylüyordu geçende. Daha büyük hakikatlere Ermiş olanlara. Biliyorum, lâzım değil ama hardal Allah kimseyi hardaldan etmesin. (Mart 1940/Vatan. 16.11.1952)
Jump to content