simpsonsoner tarafından gönderilen her şey
-
BİR KEZ GÖNÜL YIKTIN İSE
Bir kez gönül yıktın ise Bu kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi Elin yüzün yumaz değil Yol oldur ki doğru vara Göz oldur ki Hakk'ı göre Er oldur alçakta dura Yüceden bakan göz değil Doğru yola gittin ise Er eteğin tuttun ise Bir hayır da ettin ise Birine bindir az değil Yunus bu sözleri çatar Sanki balı yağa katar Halka metâları satar Yükü gevherdir tuz değil
-
EY YARENLER, EY KARDAŞLAR
Ey yarenler, ey kardaşlar Ecel ere ölem bir gün İşlerime pişman olup Kendi özüme gelem bir gün Yanlarıma kona elim Söz söylemez ola dilim Karşıma gele amelim Nettim ise görem bir gün Oğlan diğer danışmana Seladır dosta düşmana Şol dört tekbir namaz ile Dahi tamam kılam bir gün Beş karış bez durur donum Yılan çıyan yiye etim Yıl gece obrula sinim Unutulup kalam bir gün Başıma dikeler hece Ne erte bilem ne gece Alemler umudu hoca Sana ferman olam bir gün YUNUS EMRE sen bu sözü Dahi tamam etmemişin Tek yürüyeyim neyleyim Üstadıma gelem bir gün
-
AŞKIN ELİNDEN
Bilmem nideyim Kanda gideyim Aşkın elinden Aşkın elinden Meskenim dağlar Durmaz kan ağlar Gözyaşım çağlar Aşkın elinden Kaddim yay oldu İşim vay oldu Bağrım nay oldu Aşkın elinden Dinle zarımı Verdim serimi Kodum arımı Aşkın elinden Varım vereyim Üryan olayım Zevke ereyim Aşkın elinden YUNUS'un sözü Kan ağlar gözü Doğrudur özü Aşkın elinden
-
SEVERİM BEN SENİ CANDAN İÇERÜ
Severim ben seni candan içerü Yolum vardır bu erkândan içerü Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat meyvesi andan içerü Beni bende demen bende değilim Bir ben vardır bende benden içerü Beni benden alana ermez elim Kim kadem basa Sultandan içerü Süleyman kuş dilin bilir dediler Süleyman var Süleyman'dan içerü Tecelliden nâsib erdi kimine Kiminin maksûdu bundan içerü Senin aşkın beni benden aluptur Ne şirin derd bu dermandan içerü Miskin Yunus gözü tuş oldu sana Kapunda bir kuldur senden içerü
-
ŞÖYLE GARİP BENCİLEYİN
Acep şu yerde var m'ola Şöyle garip bencileyin Bağrı başlı gözü yaşlı Şöyle garip bencileyin Gezdim Urum ile Şamı Yukarı illeri kamu Çok istedim bulamadım Şöyle garip bencileyin Kimseler garip olmasın Hasret oduna yanmasın Hocam kimseler duymasın Şöyle garip bencileyin Söyler dilim ağlar gözüm Gariplere göynür özüm Meğer ki gökte yıldızım Şöyle garip bencileyin Nice bu dert ile yanam Ecel ere bir gün ölem Meğer ki sinimde bulam Şöyle garip bencileyin Bir garip ölmüş diyeler Üç günden sonra duyalar Soğuk su ile yuyalar Şöyle garip bencileyin Hey Emre'm Yunus biçâre Bulunmaz derdine çare Var imdi gez şardan şare Şöyle garip bencileyin
-
SELAM OLSUN
Bu dünyadan gider olduk Kalanlara selam olsun Bizim için hayır dua Kılanlara selam olsun Sela verin kastımıza Gider olduk dostumuza Namaz için üstümüze Duranlara selam olsun Ecel büke belimizi Söyletmiye dilimizi Hasta iken halimizi Soranlara selam olsun Eceli gelenler gider Hepsi gelmez yola gider Bizim halimizden haber Soranlara selam olsun Tenim ortaya açıla Yakasız gömlek biçile Bizi bir asan vechile Yuyanlara selam olsun Derviş Yunus söyler sözün Yaş doludur iki gözün Bilmeyen ne bilsin bizi Bilenlere selam olsun
-
ÇIKTIM ERİK DALINA
Çıktım erik dalına Anda yedim üzümü Bostan ıssı kakıyıp Der ne yersin kozumu Uğruluk yaptı bana Bühtan eyledim ona Çerçi de geldi aydur Hani aldın gözünü Kerpiç koydum kazana Poyraz ile kaynattım Nedir diye sorana Bandım verdim özünü İplik verdim cullaha Sarıp yumak etmemiş Becid becid ısmarlar Gelsin alsın bezini Bir serçenin kanadın Kırk katıra yüklettim Çift dahi çekemedi Şöyle kaldı kazanı Bir sinek bir kartalı Salladı vurdu yere Yalan değil gerçektir Ben de gördüm tozunu Bir küt ile güreştim Elsiz ayağım aldı Güreşip başamadım Gövündürdü özümü Kafdağından bir taşı Şöyle attılar bana Öylelik yola düştü Bozayazdı yüzümü Balık kavağa çıkmış Zift turşusun yemeğe Leylek koduk doğurmuş Baka şunun sözünü Gözsüze fısıldadım Sağır sözüm işitmiş Dilsiz çağırıp söyler Dilimdeki sözümü Bir öküz boğazladım Kakladım sere kodum Öküz ıssı geldi der Boğazladın kazımı Bundan da kurtulmadım Nideyim bilemedim Bir çerçi de geldi der Kani oldum gözgümü Tosbağaya sataştım Gözsüz sepek yoldaşı Sordum sefer nereye Kayseri'ye azami Yunus bir söz söylemiş Hiç bir söze benzemez Münafıklar elinden Örter mana yüzünü
-
SELAM OLSUN
Bu dünyadan gider olduk Kalanlara selam olsun Bizim için hayır dua Kılanlara selam olsun Sela verin kastımıza Gider olduk dostumuza Namaz için üstümüze Duranlara selam olsun Ecel büke belimizi Söyletmiye dilimizi Hasta iken halimizi Soranlara selam olsun Eceli gelenler gider Hepsi gelmez yola gider Bizim halimizden haber Soranlara selam olsun Tenim ortaya açıla Yakasız gömlek biçile Bizi bir asan vechile Yuyanlara selam olsun Derviş Yunus söyler sözün Yaş doludur iki gözün Bilmeyen ne bilsin bizi Bilenlere selam olsun
-
ÇIKTIM ERİK DALINA
Çıktım erik dalına Anda yedim üzümü Bostan ıssı kakıyıp Der ne yersin kozumu Uğruluk yaptı bana Bühtan eyledim ona Çerçi de geldi aydur Hani aldın gözünü Kerpiç koydum kazana Poyraz ile kaynattım Nedir diye sorana Bandım verdim özünü İplik verdim cullaha Sarıp yumak etmemiş Becid becid ısmarlar Gelsin alsın bezini Bir serçenin kanadın Kırk katıra yüklettim Çift dahi çekemedi Şöyle kaldı kazanı Bir sinek bir kartalı Salladı vurdu yere Yalan değil gerçektir Ben de gördüm tozunu Bir küt ile güreştim Elsiz ayağım aldı Güreşip başamadım Gövündürdü özümü Kafdağından bir taşı Şöyle attılar bana Öylelik yola düştü Bozayazdı yüzümü Balık kavağa çıkmış Zift turşusun yemeğe Leylek koduk doğurmuş Baka şunun sözünü Gözsüze fısıldadım Sağır sözüm işitmiş Dilsiz çağırıp söyler Dilimdeki sözümü Bir öküz boğazladım Kakladım sere kodum Öküz ıssı geldi der Boğazladın kazımı Bundan da kurtulmadım Nideyim bilemedim Bir çerçi de geldi der Kani oldum gözgümü Tosbağaya sataştım Gözsüz sepek yoldaşı Sordum sefer nereye Kayseri'ye azami Yunus bir söz söylemiş Hiç bir söze benzemez Münafıklar elinden Örter mana yüzünü
-
BEN AĞLARIM YANE YANE
Ben ağlarım yane yane Aşk boyadı beni kane Ne akılem, ne divane Gel gör beni aşk neyledi Derde giriftar eyledi Gah eserim yeller gibi Gah tozarım yollar gib Gah akarım seller gibi Gel gör ben aşk neyledi Derde giriftar eyledi Ben Yunus'u biçereyim aşk elinden avareyim Baştan aşağı yareyim Gel gör ben aşk neyledi Derde giriftar eyledi
-
ARAYI ARAYI BULSAM İZİNİ
Arayı arayı bulsam izini İzinin tozuna sürsem yüzümü Hak nasip eylese görsem yüzünü Ey sevdiğim (ya Muhammet) canım arzular seni Ali ile Hasan, Hüseyin anda Sevdası gönüllerde muhabbet canda Yarın mahşer gününde hak divanında Ya Muhammet canım arzular seni Yunus meth eyledi seni dillerde dillerde dillerde hem gönüllerde Arayı arayı gurbet ellerde Ey sevdiğim canım arzular seni
-
SİZ DEDİM DE F, O DENİZLER ALDI BENİ
Siz dedim de f, o denizler aldı beni. Sabah haliniz o eski suları geçtim. Helene'nin baktığı denizlerde Paris'dim. Yeni sesler buldum, renkler, diller yeni Kral yalnızlıklarımda düşündüm sizi O çok günler Çin denizlerinde gittim Sular, güneşler onlardı, karşılaştırdım İstanbul gibiydiniz belki daha da yeni Bu denizler ne güzel böyle değil mi f, Hayır siz o denizlere bakıp geçtiniz Kaldı işte sünnet'lerimde olduğu gibi f Kaldı a'dan z'ye bütün baktıklarınız. Eski zamanda gelseydiniz ölümsüz olurdunuz. Benim zamanımda geldiniz ölümsüz oldunuz.
-
ÇOK UZUN BIR GÜNDÜ AŞKA DÖNÜYORDUM
Çok uzun bir gündü aşka dönüyordum Çok uzun, yavrum, çok uzun seni sevmekten İşte diyordum ilk öpüş işte masmavi yarığın İşte yedisi sabahın ve ıslak ağzının İşte eski bir otu kasıklarının ve karnının İşte dilinin getirdikleri işte ormanlarım İşte döşekte çırılçıplak upuzun uyanışın İşte kayaya vuran eski gölgen eski sesin İşte o ağzındaki esmer kuş o yaban ırmak Kal öyle diyordum böyle anadan doğma iç içe Kal öyle ilkin orandan öpeceğim diyordum Aşk ki karadır tek heceli bir sözcüktür İşte tam böyle, sevdalım, tam böyle diyordum.
-
BÜTÜN TÜRK GEÇLİĞİNE
I Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset. Sen bütün varlığınla yurdumuzun malısın. Sen bir insan değilsin; ne kemiksin ne de et; Tunçtan bir heykel gibi ebedi kalmalısın. Iztırap çek inleme... Ses çıkarmadan aşın. Bir damlacık aksa da bir acizdir göz yaşın; Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın, Tek başına dileğe doğru at salmalısın. Ezilmekten çekinme... Gerilemekten sakın! İradenle olmalı bütün uzaklar yakın, Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın, Ateşe atılmalı, denize dalmalısın. Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan! Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan? Mefkuresinden başka her varlığı unutan, Kahramanlar gibi sen ebedi kalmalısın... II Sen ne elde ve dilde gezen billur bir sağrak, Ne de sıska bir göğse takılan bir çiçeksin; Senin de bu dünyada nasibin var savaşmak!... Kayalarla güreşip dağlarda öleceksin. Yoldaşlık ederekten gökte güneşle, ayla, Aşarsın tepe, ırmak; yürürsün ova, yayla... Hayata ne biçimde geldinse bir borayla Daha sert bir kasırga içinde biteceksin. KIZIL ELMA uğruna kılıç çekince kından, Bahtiyarlık denen şey artık geçmez yakından. Mesut olup gülmeyi sök, çıkar hatırından. Belki öldükten sonra bir parça güleceksin. Yüz paralık kurşunla gider 'HAYAT' dediğin; 'Tanrı yolu' uzaktır; erken kalk sıkı giyin. Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin Güzel Kızıl Elma'na varmadan öleceksin. III Belki bir gün çöllerde kaybedersin eşini, Belki bir gün ağlarsın kaçtı diye karına. Işıksız kulübende boranın esişini Dinleyerek çıkarsın bir ümitsiz yarına. Gün olur ki mertliğin uğrar kahpe bir hınca; Namert bir el arkandan seni vurur kadınca; Bir gün sabrın tükenir... Silahını kapınca Haykırarak çıkarsın yurdunun dağlarına... Hayatın kamçısıyla sızar derinden kanlar, Senin büyük derdinden başkaları ne anlar? Vicdanını 'Paris'e, 'Moskova'ya satanlar, Küfür diye bakarlar senin dualarına. Hey arkadaş!... Bu yolda ben de coşkun bir selim, Beraberiz seninle, işte elinde elim. Seninle bu hayatın gel beraber gülelim, Ölümüne, gamına, tipisine, karına... IV Atandan kalmış olan kılıcı iyi bile, Onu bütün gücünle vuracaksın çağında. Savaş... Bunun tadını ey Türk sen bulamazsın, Ne sevgili yanında, ne baba ocağında... Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara, Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara... Kazanmanın sırrını bilmiyorsan git, ara 'Çanakkale' ufkunda, 'Sakarya' toprağında. Siyasette muhabbet... Hepsi yalan, palavra... Doğru sözü 'Kül Tegin' kitabesinde ara... Lenin'den bahsederse karşında bir maskara, Bir tebessüm belirsin sadece dudağında. Yatağında ölmeyi hatırından sök, çıkar! Döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar... Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar? Ruhlarımız buluşur elbet 'Tanrıdağı'nda... V Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin, Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın da, Varsın bütün ömrünce bir an nasip olmasın, Yorgunluğu gidermek serin bir su başında. Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan? Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak'tan. Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan, Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında. Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın, Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın. Duyguların ölmüştür... Tapınılan bir kızın, Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında. Istırabı kanına kat da göz kırpmadan iç! Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç... Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç, Bir şeyin olmayacak hatta mezar taşında...
-
MUTLAK SEVECEKSİN
Sevda gibi bir gizli EMEL ruhuna sinmiş; Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş. Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş, Bir sır ki bu, ölsen bile asla açamazsın... Anlatması imkansız olan öyle bir an ki, Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki... Bak emrediyor: Daldığın alemden uyan ki, Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın...
-
AYRILIK
Sevdiğim, kemençede titretiyorken yayı, Bülbül sustu, unuttu o eski ağlamayı. Öyle sandım ki gökte kızıllık sardı ayı, Sevdiğim, kemençede inletiyorken yayı... Ağaçların dalları saygılarla eğildi, İçimden çarpıntıyı, gözümden yaşı sildi, Böceklerin sesleri birdenbire kesildi, Sevdiğim, kemençede söyletiyorken yayı... Ayın on dördü gökte yavasça yükselince, Bir bağlama başladı önceden ince ince ... Birdenbire gürleşip kemençeye karıştı, Biri coşkun bir öfke, biri bir yalvarıştı. Birini inletirken bir kadının elleri, Birinde bir erkeğin kırılmış emelleri... Sonra kemençe sustu... Yalnız kaldı bağlama, Çalkalanarak diyor ki: ?Boşunadır, ağlama! Kemençen, bağlamam ve ... Gönüllerimiz kırıktır; Her tatlı sevişmenin sonu bir ayrılıktır... Gök onun kadar derin , o gök kadar berraktı, Biraz sonra nazik ay bizi yalnız bıraktı... Bu ayrılık çağının hicranını bir düşün, Beni hala yakıyor tadı en son öpüşün!?.. Hazin hıçkırıkları bırakılmış bir kızın, Hatırlattı bütün o eski ayrılıkları. Söndürür neşesini gönlümüzdeki hızın, Bırakılmış bir kızın hazin hıçkırıkları...
-
DELİ KIZIN TÜRKÜSÜ
Sana büyük caddelerin birinde rastlasam Elimi uzatsam tutsam götürsem Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak Anlasan Elimi uzatsam tutamasam Olanca sevgimi yalnızlığımı Düşünsem hayır düşünmesem Senin hiç haberin olmasa Senin hiç haberin olmaz ki Başlar biter kendi kendine o türkü Yağmur yağar akasyalar ıslanır Bulutlar uçuşur geceleyin Ben yağmura deli buluta deli Bir büyük oyun yaşamak dediğin Beni ya sevmeli ya öldürmeli Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa Böcekler gibi başlamalı yeniden Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta Yan garipliğine yürek yan Gitti giden
-
O ZAMAN
ben o zaman "kabarmaya başlamıştı göğüslerini mavi jarse altında, utanan tiftik hırkasıyla ince mavi kuş bedeninden dirsekleri açık dizleri kapalı" her neyse.. geçti geçmişti ben o zaman "salim bir nevroxa dönüştürerek dize ve dirseğe ait endişelerini herkeslerin herkeslerin olduğu o toplantı yerine yürüdü"
-
GECE KUŞU
Kaçtık kentin bizi sarmayan sesinden denizin kış artığı sessizliğine izlendiğimizi biliyorduk, hem de kendimiz kendimizi bir umut, bu kez böyle olmayabilir ve öteki susar bağışlarız biz bizi gece kuşu aynı zaman aralığını kullanıyor çığlığını boşaltırken yeryüzüne yüreğin ve saatın kullandığı aralığı yıkılmış köyleri, göçmüş olanları yollarda çocukları, ruhlarını o doğulmuş yerde bırakılmış gözlerinin ardı boşalmış yaşlıları erkekleri, utangaç kadınları, öfkesi kendini bitiren onları onları onları taşıdığımızı her çığlıkta yeniden anımsaya çoğalta. yargılanmış, hükmü hayatına düşülmüş biri halinde.. gece acı azığımızı paylaşıyor bizimle uyumuyor uyutmuyor uslu durmuyor oysa güller vardı önce aklımızda iğdeleri gördük zambakları da ayartıldığımız güzel kokulara kök edinmiş aşka, derin buluşmaya biz onları bulurduk bulmasına gece, kuş çığlığı yüreği çıldırtan aralıklarla yiten dinginlik -gündüzü bekledik
-
YENİDEN
Karanlık bastı mı gelirsin Pencerem dibinde durursun Oyuncaklar kabartma harfler gibi Elle tutulur garipliğin Elişi kağıtlardan çicekler yaparsın Yeni şekiller görülmedik renkler ışıklar yaparsın Dünya güzelse daha güzel olur Bir şarkı sıcak yayılır ansızın Uzanır ellerin gözlerimi örter Bütün düzenim bozulur Karanlık bastımı seninle gelir Nasıl döner durur ortalarda Çağrışımlardan kopmuş bir sürü Tedirgin kuşlar gibi kelime Elinde aynaların binbir yanlısı Ne yandan baksan ölüm Kurtul dersin kurtul kendinden Unut yitiklerini Seni yargılayacak kim Karanlık bastı mı gelirsin Penceremin dibinde durursun Oyuncaklar kabartma harfler gibi Elle tutulur garipliğin
-
BİR GÜNEYDOĞU AĞIDI
İlk bu sabah İlk bu sabah göğü görmedim İlk bu sabah kaysı çiçeklerini Hüzün ilk kez konuk gibi gelmedi Efendim, ev sahibim Karacamı suya indiremedim Şahanım uçurdum döndüremedim Dağlar Enikli kapılar kitlendi Taş avlular sustu, ben sustum İlk kez bekledim ölümü Dostu bekler gibi bekledim Dağlar Benim acım acıların beyidir Canıma bir doru kısrakla gelir Öfkeyi sabırda eritir Umut yer Suyunu gözümden içer bir zaman Dağlar of dağlar
-
UZUN YAĞMURLARDAN SONRA
Sen yağmurlu günlere yakışırsın Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler Islanan yapraklar gibi yüzün ışır Işırsa beni unutma Alır yürür sıcak mavisi gökyüzünün Kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra bir gün Bir yer sızlar yanar içinde büsbütün Her şeye rağmen ellerin üşür Üşürse beni unutma Yeni dostlar yeni rüzgarlar gelir geçer Yosun muydum kaya mıydım nasıl unuturlar Kahredersin başın önüne düşer Düşerse beni unutma
-
YAZ
Sevdiğim yaz geldi yine Karıncalar ve sineklerle çıktık yeryüzüne Barbunla, lüferle, marulla, zeytinle Uzaklarda kaldı nisanları basan sis, bun yağmur Karadeniz'de bir mavi, çocuklar sevinsin diye Şairler sevinsin diye sevdiğim, yaz geldi yine Altmış sekizdeyiz. Kırkı ve Elliyi gördük Altmışın içinde yaşadık, suç işledik Bildirdiler. Beş Mayısta Saat Beşte Kızılay' da Ve hepimiz bir yerlerde işi olan Ankara devrime üs kimliğinde Yedi yaşındaydık Kırklarda. Üç yıl gittiler askere Övündüler savaşa girmedik diye, hala övünmedeler Yedi yaşında kuraldır aç gitmek okula Çürüyen buğdayların yanında, kütkerin pırlantaların yanında Aç gitmek okula. Öğlen belki bir simit, bir portakalla Sıska olmak, çirkin olmak, utanmak ayağından -Ki sürer gider etkileri sonra- Dişlerdeki hastalıkla, saçlardaki hastalıkla Ellerde sırasız titreme ve çarpıntı Ürkme utanmaktan utanmaktan Şeker bulamama, top bulamama, bebek bulamama Defter, kalem, kitap, günler süren ağlamalarla - Ki her yanlızlıkta sürer gider sonra- Övündüler, savaş bizden uzakta - Savaş bizden uzakta, bizim hünerimiz ve aklımızla Öyleyse bir villa daha, bir kürk daha, bir Avrupa daha Kara taşıtlarda bembeyaz besili kahkaha Bir demet maydonoz, bir sepet yumurta bazan da Aylık elli lira ve asker tayını doksan kuruş karşılığında Kara kara kara Ankara Dışarda savaş, Yeni bir Roma yapılırken Eski bir Roma yıkılmada Kurtların türküyle gezdiği bir dünya Ve köpekler uzun bir bahar kızgınlığında Kan, ateş, bitmeyen açlık, çürüyen Avrupa Tröstleri, bankaları,borsalarıyla Erdem ve yiğitlik ve kancıklık en kesin yanlarıyla Yıl elli. Yaz gelmişti sevdiğim yine Sanmam ki yaş on yedi olsun o yaşlılığımızla Sanmam ki o kadar olsun, çocuk kalmışlığımızla Kim karıştırdı her şeyi, ne hakla, ne diye Nasıl birikmiştik bu kadar acele Sevgiyle, utançla, boşvermeyle, kinle Bağışlamayla, bozan sulandıran bağışlamayla Mayıslar güzeldir, yiğittir taş yontucular Suları delikli taşlardan geçiren Türkücüleriyle, küfürbaz balıkçılarıyla Mezar kazıcılarıyla, salyangoz devşiren kızlarıyla Geveze ve güleç kadınlarıyla, yün eğiricileriyle Kıran görmüşleriyle, açıkgöz pazarcılarıyla Hele devrimcileriyle, hele devrimcileriyle Yanıla yanıla yanılmaz olan devrimcileriyle Mayıslar güzeldir Oynar sabahlara dek, baylar ve bayanlar kanser adına Acınır körlere ve yoksullara makbuz karşılığında "Eşsiz insan ve değerli" kara manşetler İşsiz işadamlarına Yaz geldi sevdiğim naftalainli giysilere Küflenmiş turşulara, bozulmuş reçellere Otura otura kokmuş bilinç uzmanlarına - Ey kendini kimya sanan o geçersiz kimya - Aptalıyla aşığıyla dertlisiyle Kalem kaşlısıyla, başı bitlisiyle Naylon çoraplısı uyuz atlısıyla Yaz geldi Anadolu'ya Anadolu'ya Ey kendini kimya sanan o geçersiz kimya Sen otur yerinde, sakın kıpırdanma Bir toplumcu İsa gibi uğra arada bir Kıyıda dur, ortada bulunmak için sırasında Mayıs kendi sularından iner Anadolu'ya Mayıs kendi dağlarından iner Anadolu'ya Sevdiğim, yaz geldi yine
-
OĞLANIN TÜRKÜSÜ
Bizim erkeklerimiz Dört mevsim bahar gibidir Sevişirken yeniden doğar gibidir Al atla savaşa girer gibidir Güzel olur çocuklarımız Çokturlar, çabuk boylanırlar Bir aylıkken güler, ikisinde türküye dururlar Beşinde sığırtmaç, yedisinde sevdalıdırlar On birinde düğüne ve rakıya ve mavzere Olursa kır, olmazsa doru. Yirmisinde, dokusu bir meydanlarda ölürler Ey gerçek sesimiz ey büyük kavga Umut iki midir, bir midir? Düşman şaşkın mıdır, kör müdür? Kurşun yediveren gül müdür? Vurulan ölmüyor, bu nasıl vurma? Ey gerçek sesimiz en büyük kavga Dağlarda suskunluk sürmeli midir? Hayınlara aman vermeli midir? Marşlar alanlarda durmalı mıdır? Sesi iletmiyor, bu nasıl hava? Derken, mutlu uykulara yatamayanlar Yirmilerde yar elini tutamayanlar Dağa başlarlar. Dağa başlarlar, çete düşlerler Burda olmazsa orda Vurur gider yadellere varırlar Bu gerçek sanımız, bu büyük sevda Sabah ılımında üveyik midir? Akar suda kayık mıdır? Bir alaca geyik midir? Çeker götürür kana. Haksızlık nerde olursa olsun Zulüm nerden gelirse gelsin Barışla, sevgiyle olmayacaksa Ey gerçek sesimiz, ey büyük kavga Yankılan dağdan dağlara Yankılan dağdan dağlara
-
MERNUŞ'UN TÜRKÜSÜ
Tomurcuk patlarken dağıttığı ışığı Tay büyürken dağıttığı ışığı Gülü gül diye sevmeyi Çok var dostum gibi özledim Güz geldi geçti Sarı yaprak kuru dal derlendi Sırtını ağaca verdi bahçıvan Oturdu kendine tütün sardı İnce sular yatağını buldu Gök duruldu Ben güzü görmedim Göğü görmedim Dalı bahçıvanı görmedim Sonuncu Roma da eskidi Taşa kesti Mernuş, Tebernuş, Kıtmir Oysa çıldırmanın çağıdır Aç sımsıkı çektiğin perdeleri Ölümlerle zulumlarla Sarsma bedenimi öyle Daldığım kan uykudan Usul usul uyandır
Jump to content