You cannot copy content of this page

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 42) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100034788

    Pelin
    Katılımcı

    Baharın tortusu yapışmış ellerimize, yüreğimizin resminde düşler kurar,
    Mutluluğun binlerce tonunu acıtır zaman, olduğun mekân zamanda yağar,
    Gülün adına, ibadetin mihrabına ve sevgilinin lütfüne erdikçe pınar
    Kaynağında gizemdir dudaklarının kıvrımından içildikçe gönül kanar

    Ey sevgili
    Sensin serseri
    Bende hem deli
    Sende seferi.

    Bir okun sadağında saklanır savaşın hırçın naralarındaki korkular
    Olgunlaşıyor zaman, bekledikçe büyüyor içimizde sana dair tutkular
    Aşkının derin girdapları, gözlerinin renginde başlayıp biten aydınlıklar
    Ellerin sonra, dokunulası ve hatta kaybolası ellerinden tutan rüyalar

    Ey sevgili
    Sensiz matemi
    Sendedir emeli
    Bendedir alemi

    Yüreğim uzak denizlerde, tenim senin varlığında hayata dokunuyor
    Aşkımın çığlığı çığlığında, sevgimin zehri kanayan sözcüklerde anlamlanıyor
    Yağmurun vedası, gülümsemenin salası yaklaşıyor kapına, büyülüyor
    Kışın cefası, kokunun sefası yürüyor yolların kıvrımlarında içimizi sarıyor

    Ey sevgili
    Sensin gizemi
    Bende temeli
    Sende merhemi

    Uzun yolculuklardan geldim sana, hasretinden çatladı zaman ve mekânlar
    Şehirler geldi kapına sana ulaşmanın zor anlarında, kapında kapılar
    Evlerin odalarında yalnızlık ve yalnızlıktan izlere tutundu şarkılar
    Sade ve duruydu yanında tüm öyküler oysa sesinde anlaşılır sensiz anlar

    Ey sevgili
    Sen hem peri
    Bende cemali
    Sende zemheri

    Ey sevgili günüme sen dokun, geceme sen doğ aydınlansın karanlıklar
    Bulutlar yağsın en mahrem anlarına ve anılarına kavuşsun ayrılıklar
    Bir gelincik dokunsun tenine, mor yıldız çiçeklerinde karşılansın baharlar
    Gel işte gel uykulardan uyanıp, sarsılsın izleri zamanın gerçek olsun masallar

    Ey sevgili
    Sen serseri
    Bende deli
    Sende peri.

    #100034804

    Konu: SADECE SEN

    forumda SADECE SEN

    Pelin
    Katılımcı

    Karanlıktı
    Rüzgâr uğulduyor
    Kuşlar terk ediyordu
    Şehrin yabancılığını
    Sessize yolculanıyor
    Sezgilerinde
    Mekâna hükmeden
    Anlamlar içindeler.

    Sadece sen varken
    Gözyaşlarına dokunabilen
    Geceye yürüyen
    Seslerine tutsak
    Gülüşüne yabancı
    Tutabildiğince gerçek
    Sezinlemende
    Karanlıktı

    Karanlıktı
    Denizden yürüyen
    İskelelerde küf
    Tahtasında neft
    Yaban zamana
    Öfkene tutku
    Sözüne iyot
    Yakamoz gülümsemene

    Önce tutkuydu
    Sonrasız
    Anlamsız sesinde
    Kalabalık gövdende
    Yosun tadında
    Rüyanda gelin
    Kavuşmana özgürlük
    Karanlıktı

    Karanlıktı
    Sessizce yağıyor
    Renklere adak
    Tutkuya anlam
    Şafağa adımlıyor
    Bulutlanmış
    Parıldıyor yalnızlık
    Beyazında gözbebeğinin.

    Sadece sen
    Aşk ellerine
    Kokuna çiğ
    Nefasetine
    Kahramanlar
    Hüzün sessizliğine
    Duana gelecek
    Aydınlanmıştı çoktan.

    #100034772

    Konu: BEKLERİM

    forumda BEKLERİM

    Asu
    Katılımcı

    Başı sen olan zamanda,
    Sonu sen olan mekanda.
    Bilineni olmayan bir yolda
    Beklerim istersen,
    Bekleneni, beklenen o anı

    Bir ayna karşısında bir ayna ve zaman
    Ha şimdi ve burada iken, ha her zaman ve orda
    Mekanı olmayan bir zamanda,
    Beklerim istersen
    Bekleneni, beklenen o anı

    Zamanı olmayan mekanda
    Yolu sen olanla, senin olan yolda
    Rüzgara emanet rotada,
    Menzilim ölüm olsa da
    Beklerim istersen,
    Bekleneni, beklenen o anı

    Aştığımda sen, vardığımda sen
    Bildiğimde, bilmediğimde de sen
    Tüm aynalar ters döndüğünde sen
    Her şeyimden hariç yaşasam da sen,
    Beklerim istersen,
    Bekleneni, beklenen anı.

    #100034555

    Hayat
    Katılımcı

    Açtım ellerimi semaya,
    Bedenim, ruhum, amin derken,
    Karşılık versin melekler,
    Hakikatin sularında düşlerim,
    Gerçek olsun.
    Çağır beni yanına,
    Uzaklara gitsin yalnızlığım
    Ölümü beyaz bulutlara sarsınlar,
    Bu alem bir incir çekirdeği değilmiş,
    Ötelere pişmanlıklarım selam dursun,
    Gönül koyduklarım bana küsmesinler,
    Her inleyişimde dizlerimin bağı çözülmezdi,
    Zaman, mekan nedir diye bana sorma,
    Hüzün, sefa, can, sevgi, vuslat,
    Hep bir mısra,
    Çınlatır yitirdiğim nameler kulağımı,
    Herşey fani, ölüm hakikat!
    Durmak gerekmez, yolcu yolun bekler,
    Gül yüzlü yardan almışsa nurlu haber,
    Elleri titrer, gönlü ağlar her daim.
    Dili lâl olur,içi ürpermeyle dolar,
    Yüzünde muştular, karşısında sadık dilberin,
    Sefadır ona canlar, her an onu bekler,
    Tut ellerimden, hayalin gözlerimden süzülür,
    Götür beni yanına, senin olsun tüm sevaplarım,
    Bunca zaman yetti yokluğun bana,
    Kör kuyularda beklediğim yeter,
    Çağır beni yanına, tükensin yalnızlığım,
    Kurtarsın diye açtım ellerimi semaya,
    Yokluğuna yine esir etme beni,
    Al beni yanına, çağır beni yanına…

    #100033992

    Kaptan
    Yönetici

    Uyanışını duyuyorum her sabah,
    Bahçedeki yabani otlara sert bakışını görüyorum,
    Kaşlarının hafif çatık duruşuna inat yüzündeki içli gülüşü,
    Ellerinin zarifliğine özeniyor sana benzemek istiyorum
    Varoluşumun özüne mutluluğum olup eklen diyorum…
    Bir an uzanıyorsun bana, tutuyorsun kalbimin ucundan,
    O ana kadar beynini dinleyememiş olduğuma hayıflanıyor,
    Karşımda sanki yüzyıllık bir tapınak görüyorum…

    Sonra yürümeye başlıyorsun,
    Bekliyorum… belki bir kerecik dönüp bakarsın diye
    Gözlerimi bulutların arkasına çevirdiğimde… Mutlusun
    Kalpler fesat, istemez senin uzaklardaki huzurunu,
    Gülüşüne hasret, sana hasret yaşamaya çalışıyorum,
    Deniyorum defalarca… Denemelerin batışını görüyorum…

    Zamanın sensiz geçişine inanmak için,
    Resimlere bakıyorum… onlar bile değişiyor… ölüyor!
    Şerefine bu kadeh!! Ve bu da… Hepsi senin için…
    Cadde ıssız, insanlar varla yok arası birer nesne misali,
    Yağmur senin pencerende ama sensiz… Senden geliyor
    Yürüyüşünün bu patikayı aslında nasıl doldurduğunu düşünüyorum…
    Selamını esirgediğin küçük çehreleri görüyorum…
    Küçük köpeğinin diş bilediği küçük çehreler…

    Gözlerimdeki senden kalma son gülüş küskün
    Bırakıp gidişinin bir mum misali akışı bedenime…
    Sorgularken varlık ve yokluğunu damarlarımın içinde…
    Bir küçük pıhtı oluşur, düşüncelerde genelden özele
    İdrak ediş ve sensiz seni yaşamanın boynu büküklüğü…
    Son yatağına gidiyorum… çarşaflar düzeltilmiş…
    Galoşlar kaldırılmış, ilk defa maskesiz geliyorum sana…
    Boş oda havalandırılmış… Pencere açık…
    Sanki odadan seni temizlemek istemişler… Becerememişler
    Hala dopdolu seni soluyorum çünkü!

    Sonra nam-ı diğer senin mekanına geliyorum,
    Geçmişinin içine dalıyorum,
    70’ine kadar siyah saçlarla görüyorum seni,
    Gece kadar güzel, gizemli ve siyahlar

    Bir çağlayan kıyısında, yapraklar arasına gömülüşün,
    Baktığın gökyüzünün mendebur dirilişine inat bir parıltı,
    Derin bir tebessüm içindeki kızıl gökyüzü…
    Hala nal sesleri geliyor kulaklarıma… dut ağacının kıyısında
    Ve senin sesin ağır taşlar üzerinde yankısıyla…

    Havadaki soluk ağır ve yorgun,
    Bilenmiş bir bıçak olup kesiyor tenimi, nefesimi…
    Bir çocuk parkının içinde son rötuşlar… bir tablo için,
    Sisler içinde yine İstanbul… kasvetin şehri!!
    Milyonlar geceye ışıklarını serse de
    Yalnızlık dönemeci durur köprüden önce son çıkış üzerinde…

    Son görev diye talip olunan son günler,
    Bilinmez ki dündeki günlerin en hafifidir…
    Bir baş yıllar boyu O’nu dinlemişken,
    Koridor boyu izler son derinliktedir…

    Hiç benzemediğin insanların gözleri buğulu
    Yalan olduğunu bildiğim bakışlar,
    Bir kadından sana yürekten haykırışlar,
    Ve fonda görünen benim kara gölgem…
    İçine sığdıramadığım tahta kutudaki sen,
    Cilalı, boyanmış, koca bir kutu,
    Adına tabut denilen…

    Son bir kez meskene dönüş koca kutu içinde,
    Son selam ediş sevenlere ve sever görünenlere
    Her omuz destek verir gibi görünse de
    Köstek oluşun yangısı dünlerde gizlidir…

    Geceye dönüyorum… Bir damla ay ışığı… Arıyorum seni
    Buluşum acıyla dolu, yüksekten bakışın mağrur…
    Yoldan bir ses geliyor… Ağır aksak giden bir araç…
    Ve önüne salıyorum kendimi…
    Bir de bakıyorum yanına gelmişim
    Ama geride kalan bedenim paramparça ve harap,
    Üzerinde gazeteler örtülü…
    Gözlerimi açtığımda ise başucumda son sayfası yırtık bir kitap…


    Hazini
    Katılımcı

    15.03.2011

    İlk mektebimden Hatıra

    İlk mektebimde bir hatıram, rüya gibi gözlerimden süzülüp kalacak.
    Şiir gibi anlatılıp silsileli olarak takdim edilecek
    Çok vakit alsa bile İnşallah bir gün huzurunuza sunulacak.
    Mısraları, sözleri fazlaca sıkıntıları tamir edecek
    Karanlıkta kalmış hatıralarımdan azıcık bir yer tutacak
    A harfiyle başlayıp Z harfiyle sona erecek
    Tüm anlatımlarda öyle hazin anlar taşıyacak ki
    Doğrultusunda okuyanı hayran bırakacak
    Ağlatılar ve güldürülerle dolacak.
    İnsanlar ya garip bulacak ya da hoşlarına gidecek.
    Hadiseler devşirilip didik didik edilecek.

    İlk adım ana mektebi son adım ise iş hayatında son bulacak.
    Ana mektebinde hayat, düzmece gibi sanılacak.
    Kıssasını anlatsak herhalde fena olmayacak.
    Eften püften giriş katlı eski bir mekândı.

    Penceresi ufaktı ve yere değmişti.
    Demir parmaklıklarından kaçmak düşünülemezdi.
    İçinde yaslanacak minder ve oturacak hasırlar vardı
    Sıralar uzundu ve üstünde oturacak tahta eksikti
    Ayaklar sürekli sızlanıp uyuşurdu
    Kalem, defter, kalemtıraş, silgiden başka edevat yoktu.
    Ne duvar tahtası ne de oyuncak vardı
    Bir tek teneffüs alanı genişçeydi
    Oda gündüz olduğu halde biraz karanlıktı
    Mahpusa benzer üç dört odası ya vardı ya da yoktu
    Her odası on beş metre kareyi geçmezdi.
    Yirmi çocuktan fazla zaten istiabı almazdı
    Kırk çocuktan fazlaydık ve bu rakamlar yerinde durmazdı
    Havasızlıktan boğulurduk ama dışarıda hava serindi.
    Güneş bizden uzak dururken yaklaşınca çarçabuk ilerlerdi
    Kapılar kapanınca çıkmaya izin verilmezdi.
    Gardiyana benzer bir iki hocamız vardı
    Biri erkekti diğeri galiba kadındı
    Aklımda kalanı kadın olandı

    Yaşı orta yaşlı, yaşından on yaş büyük göstermişti
    Yüz kırışıklıkları oluk ama birbirlerine değmemişti
    Bazıları ince diğerleri birazcık kalındı
    Gözleri galiba siyah, kahverengiyle karıştırılırdı.
    Elinde asasını sallar ve sözleri de gıcık ederdi
    Bu manzara aklımdan hiç çıkmazdı
    Asası elinde sakız gibi yapışmış bırakmayı hiç düşünmezdi
    Zaman zaman kayıp eder, bulana kadar alt üst ederdi
    Bulunca bacaklarına hafifçe vurur, avuçlarını da unutmazdı
    Dişlerini bastırıp sinirliliğini gizleyemezdi
    Bu manzara aklımdan hiç çıkmamıştı.
    O anda dili tutulur hep hımhım ederdi
    Arkasından hıçkırıklar gelirse zar zor geçerdi.
    Çocuklar onu görüp korkudan susmayı seçerdi
    Yoksa bağırmaları birkaç duvar aşardı
    Asanın uzunluğu elli santim ya vardı ya da yoktu.
    Eni de beş santim ya yoktu ya da vardı
    Hocanın yüz asıklığından insanın içi ürperirdi
    Çok bakılınca hayaller dizilirdi
    Kaşları birleşik gözleri küçüktü
    Aç isen iştah kaçar yüzler ekşirdi
    Belki dul kalmış belki de hiç evlenmemişti.
    Dul kalmış olması daha büyük olasılıktı

    Yaşım küçüktü böyle şeylerin izahını aklıma getirmezdim
    İşinden zevk almayıp mecburiyetten yaptığını anlamıştım.
    Ona merhaba demeden insan geçip hızlanırdı
    İnsan ona acıyıp selam verip yerine çarçabuk geçerdi
    Hele sopayı sallarsa sükûnet iyice sağlanırdı
    İğne yere atılınca kulaklar onu rahat duyardı.
    Azıcık asayı bırakınca gürültüden insan kaçardı
    Azıcık bir patırtıyı duyarsa asayı birden bedene indirirdi
    Bu manzara zihnimden hiç silinmemişti
    Gülmeyi erken yaşta unutmuş, intikamı bize gelmişti.
    Ağlatırdı, ama güldürmeyi asla beceremezdi
    Zalim mi desek yoksa yetiştirilişi mi böyleydi
    Ne okula gitmiş ne de okuma yazarlığı vardı
    Belki babası kabahatli belki de annesi ifritti.

    Teneffüste yiyecek çeşitleri o kadar az ki
    Şekerlemeden başka bulundurmak sanki yasaktı
    harçlıklarımızın hepsini onlara harcardık.
    Ne baba anaokuluna gelir ne de anne nasıl geçtiğini sorardı.
    Böylece anaokulu hatıraları aklımda böyle kalmıştı.
    ——————————————————

    #100033575

    Konu: KARIŞTI

    forumda KARIŞTI

    yaparkaleli
    Katılımcı

    Karıştı…
    Kelimeler dilsiz, lügat yalancı
    Gönülde eyvah la aman karıştı.

    Pusulasız yolcu, mekânsız hancı
    Yön bilmez rehberle, zaman karıştı.

    Ruhsuz cemaatçi, çaresiz acı
    Meydanda sap ile saman karıştı.

    Kaşlı gümüş yüzük başının tacı
    Halefte din ile iman karıştı.

    Ararım bulamam hakka muhtacı
    Hedef, ümit, amaç, güman karıştı.

    Kavgalı olalı kardeşle bacı
    Gönülde sis ile duman karıştı.

    Tüm tayfalar ?kaptan? için duacı
    Emanet koy ile liman karıştı.

    Tahtası kırıklar tebliğ, ilancı
    Davetle, ilanla ferman karıştı.

    Hakkın sol böğründe onulmaz sancı
    Maslahat ilaçla, derman karıştı.

    Davetçiyim diyen sarsar inancı
    Sırf hastayla, Sefer Yaman karıştı.
    Zülfikar Yapar Kaleli

    #100033493

    yaparkaleli
    Katılımcı

    Sarı sabahlara serçe uçurdum
    Mahmur yüreğine konsun deli yâr.
    Muhabbet demledim, sevgi içirdim
    Gülün gül yüzünde yansın deli yâr.

    Bu serçe aşk yuttu farkında değil
    Uçmayı unuttu farkında değil
    Bahtı ayaz tuttu, farkında değil
    Yıldızlar saçına insin deli yâr.

    Hayali geceye sığmayan erin
    Yüreğinde sızı mekânın, yerin
    Güneşlere rakip olsun düşlerin.
    Sabahı resmeden tansın deli yâr.

    Sabahı olmayan şafakta şarkı
    Dinlerken şahit tut otuzu, kırkı
    Sendeki sevdanın, sitemin farkı
    Bendeki sızıya dönsün deli yâr.

    Arnavut kaldırım taşımaz seni
    Dalgalar kıyıya haykırır dünü
    Kışa doğru ise hayatın yönü!
    Seni zemheriler ansın deli yâr?

    Akasya kokulu arzular büyük
    Gençliğin sırtında iki çeki yük
    Zamanı, koy yutsun içteki höyük
    Aslı?da, Leyla?da sensin deli yâr.

    Yüreğinde taze günü sayıkla
    Göz ucuyla bir bir yıldız ayıkla
    Sır okyanusunda köhne kayıkla
    Mercan meraklısı cansın deli yâr.

    Arz ettim halini yaktı gökleri
    Sevdanın saygıyla sevgi ekleri
    Kar görmeden açmış karçiçekleri
    Kararsın, buz tutsun, sönsün deli yâr.

    Fosfor bakışınla sirkat gözlerin
    Mavi gülümsemen, esmer gizlerin
    Kaleliye merak sardı sözlerin
    Söyle ki, bu gönle sinsin deli yâr.
    12.11.2006
    Zülfikar Yapar Kaleli


    Aysun
    Katılımcı

    Gülüm bu gece birden bire yüreğimde sıcak bir mermi gibi hissettim yokluğunu.
    Bu gece yaz havası gibi etimdesin.
    Dişlerinle ısırdığın kızılcığa doyamadığım,karabardos sesi geliyor dere boylarından.
    Bu gece ayrılığımızın bin kere bininci gecesi galiba
    Tütün gibi tükendi zaman
    Oysa ben seni erken yaşayıp hiç kaybetmemek için,taze,hudutsuz,sevdim.
    Yüreğimin yenilmez aşk tanrıcası
    Galiba bu gece yazık ve özlemlerin gecesi
    İnsanlar kapı önlerinde ki ayakkabılarını içeriye almayı öğrendiği tarihlerde
    Biz Bolivya Dağlarında dolaşıyorduk
    Minik ellerin avuçlarımda,sonsuz ufuklarda ki insanlığa,hürrüyet kadar sevdiğimiz
    İnsanlara doğru
    Galiba bu gece ölümsüzlüğün gecesi
    Bu gece çık Boztepe’ye gülüm seyredeyim seni tepeden tırnağa
    Sağ taraftan Değirmen Dere’nin kurak kalçalı bir kız gibi denize katılışını seyret,
    Seni hissettim.
    Sol taraftan Akçaabat’ın tütün kokusunu çek ciğerlerine,
    Seni imrendim.
    Hiç bir şey yapmıyorsan gülüm güneşin Boztepe eteklerinde yayılışını seyret,
    seni kıskandım.
    Bense Bolaman virajlarında uzun saçlarının yerinde çay içmekteyim.
    Az kaldı düşerim o sahillere
    Yelkenleri rüzgariçmiş Süremene takası gibi sarhoş,açık denizlerinden.
    Seni özledim.
    Ağzımda yarım kalmış bir öpüşme gibi Sadık Gazioğlu hocamızın bize söylediği
    Türkiye sana geliyorum;
    “ben bu kadar içmezdum
    derdumden içeyirum
    ağlayın beni kızlar
    yandum da tüteyirum”
    Gerisini sorma,o günlerden belleğimde bir tek sen kaldın lekesiz (bembeyaz) ve tertemiz gerisini unuttum.
    Daha sonraları ise ayrı düşmeyi ve sesini duyup gece yatağımdan fırlamayı öğrendim.
    Sen benim korkum,yutkunuşum uyanışlarımın en güzelisin.
    Sen benim,insanlığın bütün zaman ve mekanlarda peşinden koşup da bilemediği bildiğimsin.
    Galiba,galiba bu gece yağmurda gökkuşağı misali gülerken ağlamanın zamanı…

    #100032671

    Konu: RÜVEYDA

    forumda RÜVEYDA

    safir
    Katılımcı

    Fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına
    bir güvercin uçurup kıtalar arasından
    çağırdın beni
    geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
    derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
    yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
    yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı
    yetim çığlıklarımı duyurmak üzere sana
    koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına

    adını söylemek istemiyorum
    her hecesi amansız bir kor dudaklarımda
    her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım
    zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım
    adını söylemek istemiyorum
    Rüveyda dediğim zaman
    anla ki, senin için yürüyor kelimeler
    çığlığımın atardamarlarından

    hangi yıldızdır bilmem, gözlerin
    kayar da üzerime Rüveyda
    önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime
    sonra açılır önümde ıstırab vadileri
    silik renkleriyle adımlarıma
    çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir
    hayalin bittiği menfeze doğru
    alaca bir at koşar içimde
    zamansız, mekansız nefese doğru

    uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair
    yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda
    oysa Rüveyda
    baştan başa ben
    kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim

    kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden
    bir anlatsam nasıl utandığımı
    bir doğrulsam eğrildiğim yerden
    ağarır tanyeri nilüferlerin
    alaca bir at koşar içimde
    ezer toynaklarıyla anılarımı

    sular köpürmemeliydi Rüveyda
    kırılmamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin
    ben zehire alışkınım, şerbete değil
    rüyalar nefret eder avare duruşumdan
    kabuslar çekerek ancak derdimi yeryüzünde
    sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
    ben her gece bir mehdi türküsüyle çilekeş
    yargılamak için zeval kayıtlarını
    inkilap bekliyorum

    hangi umut çiçeğidir bilmem, ellerin
    uzanır da gönlüme Rüveyda
    derinden bir ok saplanır bağrıma
    beynimi çağıran bir sese doğru
    alaca bir at koşar içimde
    zamansız, mekansız nefese doğru

    varlığın cinayettir memleketimde işlenen
    akıtır kanını asil pehlivanların
    yokluğun sükunettir kuşatır evrenimi
    varlığın ve yokluğun ölümüdür baharın

    artık eskisi gibi bakamıyorsun
    göklerinde bir belkıs otururdu Rüveyda
    binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin
    güneş bir ane gibi dururdu başucunda
    artık dokunamıyor kakülün bulutlara
    karalara bürünmüş saçlarında dolunay

    Nurullah GENÇ

    #100031933

    Konu: EMMOĞLU

    forumda EMMOĞLU

    Kaptan
    Yönetici

    Ah be emmoğlu ah!
    Tarlalarda, çayırlardaki gibi;
    Umudumuzu bir çiçek misali
    sırtımıza çullanıp
    gurbete yolladık.
    Kar düşmeyen bir şehir
    mekan oldu şimdi özlemlerimize.
    Sıladan uzaklarda
    uzaklarda aradık
    Sabahları, aşkları…
    Oysa karçiçeklerine,
    çam kokularına sevdalıydık.
    Buğday tanelerinde,
    kaval ninnileriyle
    rüzgarlarla dağıttık.
    Ayran içtik sapıttık.
    Kuradan kum çektik ayakkabılarımızla.
    Samanlığı kulüp yaptık
    ozaman kalabalık olan mahallemize.
    Basma çiğnensin diye,
    top oynadık üstünde.

    Sıcak çeşmede yüzmeyi öğrendik ilk.
    Kurada dalışa geçtik.
    Sarı çayırda, almada kuzu yaydık.
    Elimizle taşıdık
    henüz çok küçük olanları.
    Paslı bir tüfenk aldık
    ördek avına çıktık
    mihralinin gölüne.
    70 Voltluk ampüllerle süsledik
    okulun bahçesini.
    Düğün yaptık, halay çektik.
    Kasapbarı oynayıp bahşiş verdik
    hani içince zurnaya renk katan fırfıra.

    Ah be emmoğlu ah!
    adı değişmiş bezelye olmuş şimdi.
    Külül toplar yerdik.
    Adol, yemlik, medik
    kuş pepesi toplardık
    Bazense pişirirdik bakır kuşkanalarda.
    Aslan emminin bakkalına
    plastik top gelince
    yakartopu oynardık yeşillikte.
    Bir kaç paket bisküvi
    Ve meyve sularıyla piknik yaptık
    cemalin tarlasında….
    Oltu taşı bir tesbihin
    hayalini kurduk hep.
    Tesbihimiz yoktu ama
    Gevşenimiz vardı boynumuzu dolayan

    Ah be emmoğlu ah.
    Kokusu bile değişmiş
    kokladığımız havanın.
    Vahit emminin minübüsü
    bu kadar duman çıkarmıyordu.
    Tadı bile değişik;
    çayı özledik çayı.
    Bir de baharda doğardı hep
    Abdul dayımın tayı.
    Kuzuları özledik,
    kuzular ah kuzular.
    Bir de içtiğimiz maltepe sigaraları
    Şimdi o da yok artık.
    yüreğim ah yüreğim;
    şimdi onda sızılar!

    Ah be emmoğlu ah!
    O kocaman şehirde
    ne bulursun bilmemki?
    Yine mutlu oluruz belki,
    Dön artık ha
    Ne dersin?

    #100031527

    Tabut içinde ‘hayal ettim’ kendimi
    Giydim sonra yakasız beyaz gömleğimi
    Yıkadılar beni,temizlediler…
    Üzerime yeşil çarşafımı gerdiler..!

    Yeniden koydular beni,tabuta..!
    Bir kalabalık arkada,bir kalabalık altımda
    Kimi ağlıyor,kimi gülüyor arkamdan,
    Ruhum onları izliyor tabutumdan….!
    -Ne yaptığını bilmeden…!

    Ve koydular beni en sonunda zafer arabama
    Selamlıyorum,seveni,sevmeyeni,bırakarak arkamda
    Yanımda iki kişi tutuyorlar küflü tabutumu…!
    Bir rüzgar zerresi,havalandırıyor yeşil örtümü..!

    Ve yollar çıktı,en sonunda köyümün toprağına
    Toprağımın üstündeki o yaşlı hana…!
    Üstünde yosun var,musalla taşının…
    Ağacın gölgesinde -ne güzel bir portre..!

    Kalabalık besmeleyle koydu,beni yosunlu taşa
    Beş kişi durdu başımda,elleri tabutta..!
    Dostlar baktı,solmuş yüzüme…!
    Kimi güldü,kimi üzüldü halime,
    -Sanki ben değildim ‘o’..!

    Biraz zaman geçti ve vakit geldi…
    İkindi okundu,taşta ilk ve son kez…
    Namaz kılındı,bekledim musallada tabutumu,
    -Sanki ben değildim ‘o’..!

    Ruhum sabırsızlandı,bir an…
    Vermek istedi hesabını hemen o an!
    Ve Allahu ekber denildi,
    Önde tabutum,arkamda hoca ve halk…
    Tabuttaki bana niyet edildi..!

    Ruhum bir gökte bir yerde…!
    Namazını uzak bir köşeden izlemekte…
    Namazda bitti,yapıştı bölük tabutuma…!
    Ve artık sona gelindi…!

    İki kişi atladı,yatacağım mekana
    Ve bedenimi indirdiler,yavaşca oraya,
    Önce başımı sonra ayağımı çözdüler..!
    Dualarla üzerime tahtaları çektiler…
    Burası ne kadar da soğuk..!

    Son tahtayı koymadan girdim kabrime,
    Dinledim karanlıktan,kazma kürek sesini..
    Dinledim,amin amin diye inleyen dilleri
    Ve bir sessizlik çöktü üzerime..!

    Anladım ki! kimseler kalmamıştı ortalıkta…!
    Biraz bekledim! belki bir belki iki nefes
    Ve bir yerden bir ses geldi..!
    Ruhum hemen yanımda ki cesede girdi!

    Panikten vurdum başımı tavana..!
    İşte anladım öldüğümü en sonunda..!
    Ve melekler geldi,sınav başladı…! ! ! !
    Kabir içinde hayal ettim kendimi…! ! !

    #100031342

    kulum
    Katılımcı

    Aşkın odu alsın beni;
    Ben duyayım bende seni!..
    Sorup durdum bu düzeni;
    Seni ister bu can seni!..

    Tende yanıp can bulayım;
    İkrâr verdim, yol alayım!..
    Sana lâyık kul olayım;
    Seni ister bu can seni!..

    Erişti mi gül zamanı;
    Gül açmaz mı kulun canı?..
    Sensin alan her bir yanı;
    Seni ister bu can seni!..

    Günâhım var büyük, küçük;
    İçim oyuk, boynum bükük!..
    Tövbe kapın her an açık;
    Seni ister bu can seni!..

    Zaman senin, mekân senin;
    Hakim sensin, fermân senin!..
    Senin nefhân, bu can senin;
    Seni ister bu can seni!..

    Sensiz özüm, sözüm mü var;
    Yazım, kışım, güzüm mü var?..
    Yalvarmaya yüzüm mü var?
    Seni ister bu can seni!..

    #100031344

    kulum
    Katılımcı

    Aynam düştü bu devrâna;
    Umut doğdu garip cana!..
    Bir âlemi açtın bana;
    Öz canımı sır eyledin!..

    Resûl?üne, berât verdin;
    Selam verdin, salat verdin!..
    Mi?râç sundun, vuslât verdin;
    Gül kokulu yâr eyledin!..

    Can yeşerdi izden ize;
    Hızır İlyas geldi söze!..
    Sevgi sundun özden öze;
    Bu aşk ile nûr eyledin!..

    Hayran oldum bu nizâma;
    Gönül girdi ihtimama!..
    Lâyık mıyım bu ikrâma?
    Ezel ebet var eyledin!..

    Hâl içinde sordum dünü;
    Göz yaşımla sardım günü!..
    Hayra dönsün işin sonu;
    Bin derdimi bir eyledin!..

    Seher senin, akşam senin;
    Menzil, mâna, merâm senin!..
    Zaman, mekân, makam senin;
    Bir gönülde yer eyledin!..


    irfan
    Katılımcı

    bir ihtilal sonrası bana mecbur kalıp dönmeyecektin
    çıkmaz sokaklar kavşağından geriye dönüp
    mecburi istikamet beni seçmeyecektin
    ben bir yangın sonrası konacağın son dalın değilim yaralı güvercinim
    çoktan nihayete erdi benim çocuksu aşk serüvenlerim

    umut kalmadıki katık yapayım gönül soframa
    kahırlarım taşıyor çokluğundan
    sığdıramam senide yanlarına
    artık çare sen değilsin acılarıma
    bari git.
    karatı olma seher loşu puslu yarınlarıma.
    hata ettin.
    ömrünün hatasıyken çekip gidişin
    daha beter dönüpte af dileyişin.
    affedemem artık kalma kusura
    affedemem gece yarıları yüreğim yansada arasıra.

    sendin terkeden.
    kahrederek, hatta vazgeçerek arından.
    şimdi gözyaşların manasız benim için,
    hem banane efkarından.
    ayaklar altında beşpara etmez bir pul misali,
    çiğneyip giden sen değilmiydin beni.
    şimdi neden geldin?
    yalvardım mı, ağladım mı,
    istedimmi sanki dönmeni.
    gönül mahkemede karar çoktan verildi.
    benim bir zamanlar sevdiğim,
    canımı vereceğim,bu sen değildi.
    artık sevmeyi, istemeyi bırak,
    acımam bile sana.
    umrum olmaz, içim sızlamaz,
    yüreğim yanmaz sararıp solmana, yaş döküp ağlamana.
    banane ahlarından.
    sen sorumlusun günahlarından.
    yalnızca sen değil;
    kimse beraat edemez böyle birinci dereceden aşk suçlarından.

    dedim ya kurudu, yandı, kül oldu gönül bahçem.
    güllerim,mahçup fesleğenlerim,
    asil mor menekşelerim kurudu, yandı, kül oldu.
    alacakaranlıklarda,
    zebun papatyalarımı hüzünler vurdu.
    yanlış zamanın, yanlış mekanında,
    yanlış semalara kanat açtın yaralı güvercinim.
    bu tenhada artık sana çiçek yeşermez.
    vazomda son bir kırmızı gül var;
    ama oda sana deymez.

    İrfan Bakırcı

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 42) görüntüleniyor