You cannot copy content of this page

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 168) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100034828

    Konu: BAŞ AĞRISI

    forumda BAŞ AĞRISI

    banucukk
    Katılımcı

    Kalmadı hiçbir şey kalmadı
    Tarih kahramanlık destan ve derslerle dolu
    İşte 21. yüzyıl kasırgası namertliğin vesikası
    İşte uzay çağının milenyum başağrısı
    Bütün sokakları Ülkemin isyan haykırışında
    Kimi memur kimi işçi sıfatında kimide köpek
    Herkes kolay ekmek peşinde huzurlu lokma
    İstisnalar var elbet onlarda çaresiz suskun
    Atılan sloganlar sokak ortasında soyunmalar
    Fuhuş bataklığında delikanlılık cinayetleri
    Bir anne etini sattığı için
    Boy boy manşet geçmiş gazeteler
    Çaresiz ve fedakarca ne alakaysa
    Böyle örnek olunurmu geleceğin anne adaylarına
    Öte yandan görülmeyen çoğu ana
    Ne tarihini unutmuş nede bedenini satmış
    Aç çocuklarına çöpten ekmek toplamakta
    Yenilmemiş hala başı dimdik savaşmakta
    Bir başkası köpeklerin hayvanların derdinde
    İnsanların ki dururken
    Hayvanları koruma derneğine üye
    Oysa korunacak en değerli varlıklar varki
    Yüzlercesi sokaklarda onlar daha çocuk
    İtilmekte zorlanmakta kullanılmakta
    Biri hırsız yapılmış biri balici diğeri tinerci
    Suç kimin konuşulunca
    Binlerce suçlu bulunur nutuklar atılır
    Kimseler üzerine alınmaz
    İlla suçlu aranırsa bulunur veyalarla
    Böyle olurmu cennet vatanım çalınıp çırpılmasa
    Kimi hortumcu olmuş veballer boynunda
    Ağalar yurtdışında tatil havalarında
    Cennet vatanımda yer yok ya
    Yüzülecek gezilecek toprakta
    Hepsi bir arada yürürler ellerinde Türk Bayraklarıyla
    Belki içlerinde ihanet yok ama
    Üç beş kandırılmış girince araya her şey değişir
    Dertleri başkadır ulaşılamayacaktır emelleri ama
    Bölmek parçalamaktır toprakları zihniyetleri
    Kardeşi kardeşe kırdırırlar sonra gülerler içli içli
    Bilirler aslında bir avuç bile alınamaz
    Bölünmez bu vatan son can çıkmayınca
    Altı yüzyıl hükmetmişken dünyaya
    Yaşantılarda sanatlarda başkalaşma
    Kim vermiyor ki Anadolu Türkülerini sana
    Hiç anlatılmadımı mücadelelerin anlamı sana
    Sen böyle teslim almadın Atanda Tarihi
    Unuttun dünyaya kafa tutanları
    Her savaşta can vermediler mi babanla atanla
    Çanakkale de Sakarya da
    Sakarya kan ağladı sen anlamadın
    Vatan toprağı satılmaz gardaş
    Üç kağıtçıya şerefsize Türk olmayana
    Bak şu ayyıldızlı bayrağa sahip çıkılmazmı
    Tarihine bakıp ta şeref duyulmazmı
    Çoğu şey birdi farklı yerde doğulsa da
    Irk din dil ayrımı yoktu çatışmalarda
    Saygı vardı yüreklerde kan gibi yaşanılan topraklara
    Saygı edep haya örf adetler unutuldu
    Uyan ey şehit oğlu uyan
    Kemikleri sızlıyor halimize ağlıyor mezarlarında yatan
    Ey İstiklal sevdalısı hakkıyla Hakka tapan
    Özgürlük aşkına bin kere söylemiş sana atan
    Ne kadar aç ne kadar olsan da üryan
    Başın dik olsun eğme önüne hiçbir zaman
    Seninki de asildir damarlarında akan kan
    Yeter ki Türküm de bu çatı altında toplan
    Ne ayağında çarığı vardı asker dedemin
    Nede ekmeği vardı yemeğe komşusu keremin
    Komşuları lazdı çerkezdi kürttü farklıydı hepsi
    Çoğunun yoktu namlusu tüfeği ama elindeydi
    Yüreğindeydi amacı birlik duygusu
    Ayşe analar yeni gelinlerdi kadınlardı
    Kucağında körpe bebesi sırtında kurtuluşun mermisi
    Dağdı tepeydi ıslaktı yerler yağan yağmur değildi
    Bacaktı eldi koldu kelleydi kan akıyordu çeşmeler
    Gecede bile gündüzdü mahşerdi her yer
    Kurtuluş vardı o cepheden o cepheye demediler
    Son parça ekmelerini sularını verdiler
    Evlerini direkleri erlerini kendi elleriyle gömdüler
    Üzülmediler vatan sağ olsun dediler
    Ölmekten beter oldular bir of bile demediler
    Uyan ey şehit oğlu uyan ne geçecek eline
    Bir çivi çakmadan düzelir mi devran hem nedir
    Vatana Devlete Millete kendine isyan
    Uyma ellere vatan bölünmez son can çıkmadan
    Hem hakkını helal etmez anan baban ve atan
    Uyan artık uyan çakallara yem olmadan

    #100034735

    Kaptan
    Yönetici

    Sevgili ben;

    kaç mevsimlik suskunluğu vardı arzuların, saymadım
    Yıldızlı gecelerde bile yönümü bulamazdım
    çünkü; her yanım dört duvar yalnızlık

    oysa sevmeye açtım, sevilmek kadar sevişmeye de
    akşamları kısık sokak lambalarının ışığı öperdi bedenimi
    kuytularda kendi dokunuşlarıma ses olurdu o saçma sapan şiirlerim
    an gelir öfkem olurdu
    yeri gelir en büyük çığlığım

    her defasında bir kadehle başlardı boşalmaya gözlerimden acizliğim
    ve titrek dudaklarımdan keskin bir şarkı düşerdi
    her şey susardı sanki
    her şey donardı.

    renkler silinirdi, bilinirdi sebebi
    siyah beyaz resimler keşkeli cümlelerle süslenirdi
    ne kadar saklasam da ele verirdi kırılganlıklarım saçlarımda kendini

    uykusuz saatler bir çizik daha atardı yüzüme
    bilirdim
    ama yapacak bir şey yok

    erguvanlara bulansa da, anıların hep üşüten bir yanı vardı
    ve mavilerin buz kesikleri
    ne bedenim
    ne ellerim…yüreğim titrerdi
    yüreğim tir tir

    herkese bir aşk düşer mi? cevabını kim bilirdi?

    tek korkum y a l n ı z l ı k…

    kalabalıkların uğultusunda bir cümle yakalamaya çalışıyorum
    sıcak
    sadece bana öze
    ya da tensel açlıktan uzak bir el uzansın elime yeter, bir “merhaba” için
    gidişlere alışkın gönlüm nasılsa ama
    gelişler önemliymiş asıl
    b i l i y o r u m

    turuncuların içinden kırmızıları çektim
    mevsim sapsarı

    tarihler değişse de takvimler hep yedi güne gebe
    temmuz nisan çamurlarına bulanık ama o halinden memnun
    batak gülleri süslerken yaz düşleri
    lacivertler hep kıskançsa
    kime ne !

    aşk; kaç yıldır suskunluğumsun
    bir ben biliyorum bunu.

    sesimden düşen kahkalarıma kanmışlarsa benim suçum değil bakıp da görmeyişleri

    aşk; her halimi saklayan siyah bir elbisesin üzerimde…renklerime sırdaş

    oysa ne kadar da net ortada duruşum,
    ne kadar da kollarım savruk
    hangi yana çekseler giderim zannedenler
    ne kadar da haksız

    kilitleri vurmuşum bir kez
    ne öncesi ne sonrası
    hep o andayım

    sana tutsağım a ş k, sana niyetli ama sen y o k s u n.

    aşk;
    tütsülü gecelerin kokusunda terli şiirsin sabaha
    rengin kırmızı…
    utanmak mı gerekir koynunda uyurken ya da vaftiz mi gerekir su akışında sevişleri

    dar sokaklarda düşer yasaklı adın
    ya ihanettir gölgen, ya gölgende ihanetler.
    her türlü yapış yapışsın ama her türlü kapış kapış

    sağ koluma takmışım denizi sınırlar çiziyorum
    ağırlaşıyor ihanet kokuları şehrin
    git gide yamacıma geliyor ayrılık
    ötesinde
    zamana vuran metal kurşunlarda yalnızlığım

    bir ben yakınım kendime
    sonra
    yine ben
    yine ben

    en çok da kendimle konuşmalarımı sever oldum ayrılıklar üstüne.
    bu sabah yabancı olsam aynaya
    hiçbir kıyafet olmasa üzerime
    adımı unutmuş olsa çevremdekiler ve ben hatırlamasam düne aitleri

    çocukluk kumbaramda biriktirdiğim dünlerle
    günleri harcıyorum
    elim açık
    avucumda o kadar çok bozuk günler var ki
    var mı aranızda bütünleyecek yıllarımı?
    üstü sizde kalsın !
    nasılsa aşk herkese lazım

    yalnızlıktan başka kuruşum yok…

    aşk; seninle dolu nice yıllarım olsun.

    Sevgiler
    Sen

    #100034654

    Ayser
    Katılımcı

    Manevi boyutu yok, bayram etmeyeceğim,
    Haksızlık Hak getire, bütün yürekler kısır.
    Hazzına hasret kalıp yansam tütmeyeceğim,
    Yaşanmıyorsa eğer bayramlara münhasır?

    Herkes kendine göre bir yol tutturmuş gider,
    Göz görmez, kulak duymaz kalkmış tatile gider,
    İşte tam bu nokta da ?insanım? deme yeter!
    Düşünmemiz gereken âzamız tutmuş nasır?

    Yalnız özel gün değil ?kimine? her gün bayram,
    Adresini verseniz nerde ?samanlık seyran?,
    Gücü yetmeyen vardır, bakıyor garip, hayran,
    Çamur üstünde yatar, olsa altında hasır?

    Zaaflarımız taşkın, bundan hâlimiz yaman,
    Siyonist?ler pür-neşe kan ağlıyor Müslüman,
    ?Son gülen iyi güler? bekle! Gelecek zaman,
    Bayram edersem eğer, ağlar Suriye Mısır?

    Ayser ÖZBAKIR


    Hayat
    Katılımcı

    Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.

    Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı. Hayatın matematiği farklı;

    iki yarımı toplayınca bir etmiyor. İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de
    mutlu olamıyor.

    Önce yalnızdık.

    9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı bekledik ve dünyaya ağlayarak
    geldik.

    Pişman gibiydik. Ya da mecburen gelmiş gibi.

    Biraz büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda, içimizi kemiren, kalbimizi
    kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik: Bir yerde bir eksik var dedik.

    Korktuk.

    ?Bunun sebebi ne?? diye sorduk kendimize. Cevabı yapıştırdık:

    ?Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var.

    O yüzden eksiklik hissediyoruz?. Peki, neye sahip olmamız gerekiyor?

    Çocukken ?yaşımız küçük? diye düşündük. Her istediğimizi yapamıyoruz.

    Kurallar, yasaklar var. Büyüyünce her şey yoluna girecek.

    Büyüdükçe bir şey değişmedi.

    Yine huzursuzduk. İçimizden bir ses aynı sözcükleri fısıldıyordu:

    ?Bir eksik var. Kafamız karıştı. Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan?

    Nasıl geçecek bu?

    Aklımıza yeni cevaplar geldi: Okulu bitirince geçecek. İşe girince geçecek.
    Para kazanınca geçecek. Tatile gidince geçecek. Okulu bitirdik. Diploma aldık.

    İşe girdik. Kartvizit aldık. Çalıştık. Para kazandık. Taşındık. Araba aldık.
    Çalıştık. Eve yeni eşyalar aldık. Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik.
    Kartviziti değiştirdik.

    Daha çok çalıştık. Daha çok para kazandık. Çalıştık. Çalıştık.

    Geçmedi.?Bir yerde bir eksik var? hissi, hala orada duruyordu.

    Bu sefer de ?Sevgilimiz olunca geçecek? dedik. ?Yalnızlığımız sona erince bu
    illetten kurtulacağız.

    ?Beklemeye başladık.

    Derken, biri çıktı karşımıza aşık olduk. Ve anında başka biri olduk.

    Daha güçlü, daha güzel, daha akıllı biri. Hesap cüzdanları, kartvizitler,

    hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı.

    Sevgilimizin gözlerinde, daha önce bize verilmemiş kadar büyük sevgi ve
    hayranlık gördük.

    Sevgilimizin gözlerinde Tanrı? yı gördük.

    Işığı gördük.?Tünelin ucundaki ışık b u olmalı? diye düşündük ?kurtulduk?.

    Sonra bir gün, daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip gidiverdi.

    Ya da artık eskisi gibi sevmediğini söyledi. Ya da başka birine aşık olduğunu
    söyledi.

    Ya da daha kötüsü, başka birine aşık oldu ama söylemedi.

    Telefonu açmamasından, elimizi tutmamasından, sevişmemesine bahane bulmak
    zorunda kalmamak için biz uyuduktan sonra yatağa gelmesinden anladık, bir
    terslik olduğunu.

    Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi, bizdik.

    Fark etmez. Sonuçta aşk bitti.

    Şimdi her yer bomboş. Şimdi tekrar yalnızız. Başladığımız yere döndük.

    Yıllarca uğraştık, eksiğin ne olduğunu bulamadık. Halbuki her şeyi denedik, her
    yere baktık.

    Öyle mi? Bakmadığımız bir yer kaldı.

    İçimize bakmadık.

    Eksik parçayı dışarıda aradık ama içimizde saklı olabileceğini akıl etmedik.

    Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi sevmedik.

    Şaşıracak bir şey yok, tabii ki sevmedik.

    Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk? Canımız yanmasın diye duvarların
    ardına saklanır mıydık?

    Kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık? Terk edilmekten korkar mıydık?

    Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.

    Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.

    Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.

    İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.

    ?Herkes beni sevsin? diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor, herkes sevgisine
    şart koyuyor, sınır koyuyor.

    Oysa ?kendime duyduğum sevgi bana yeter? diye düşününce, kendimizi olduğumuz
    gibi kabullenince yarım tamamlanıyor.

    Her şey bir oluyor. İşte o zaman perde aralanıyor.

    Acı diniyor.

    İşte o zaman başka `bir`i bir araya gelerek, hesabın kitabın, korkunun kaygının
    hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine, gerçek bir sevgi yaratılabiliyor…


    Hayat
    Katılımcı

    Her gece hüznün yakar kalbimi,
    Nereden çıktı bu ayrılık?
    Ben öpmeye kıyamazken,
    Ansızın karşıma çıktı dargınlık…
    Şiirlerim ağlar sana her gece,
    Alsın benide götürsün yarin gittiği yere,
    Bir kere olsun üzmedim, canım dedim sadece,
    İsyanlarda neyin nesi bir tanem,
    Ömür baharım kışa döndürme benim…
    Yıldızlarda ağlarmış,karanlıklara, vefasızlıklara,
    Ay koşmuş geceye, sen yoksun diye yanımda…
    Saba rüzgarı düşmüş yollara döndürmek için seni…
    Dayanmış dalgalar giden gemiye bulmak için seni…
    Gel etme ne olur, karanlıkların sabahı olmuyor…
    Yetim kalıyor sevdalar…
    Baykuşlar sevinir elemimize,
    Gönlümüze figan düşmesin yeter,
    Bir güvercinin kanadıyla muştu gönder yeter ki,
    Senin olsun rüyalar…
    Bitsin özlemim…
    Bilirim dayanamazsın yetim oluşuma…
    Sevgi kuşumuzu içimizde büyüttük,
    Nöbet bekledik her gece ayazlarda,
    Üşümesinde ellerimizi kenetlerdik,
    Bak sema bile ağlar halimize…
    Toprak bekler tenimizi,
    Sen gelmezsen ahdımı bozacağım,
    Gireceğim koynuna toprağın, en derinine,
    Güller yeşerecek, ayrılık gülleri…

    #100034612

    Hayat
    Katılımcı

    Karanlık,ıssız gecelerde,
    Bir dosta ihtiyaç duyarsan;
    Bil ki ben burdayım! ..
    Kalbin titrer,özlemlerin başlarsa;
    Bir özrün yeter bana..
    Karşılıksız sevmeyi dilersen,
    Çekinme ben burdayım! ..
    Pişmanlıkların ele verdiğinde,
    Ayrılıklar içini yaktığında,
    Bana muştularını sun!
    Dünyanın yükünü sırtından indirdiğinde,
    Bil ki ben ordayım! ..
    Gel çarem ol! ..
    Bitsin gözyaşlarım dediğinde,
    İstersen ben burdayım! ..
    Elimde asa,düşmüşüm yollara..
    Yazık olmadan geçen yıllara,
    Yine sen birkez ara..
    Bak gör, ben kalbin durduğu yerdeyim! …

    #100034531

    Hayat
    Katılımcı

    Meksika?da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.

    Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyor ve sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.

    Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor; ?hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik? ?

    Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki; ?çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetismesini bekledik…?

    Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve ?niye? ile başlayan daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor İnkalar?ın yaşlı torunu.

    Çünkü bu aptal hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. Çocuğunu kaybeden annelerin çılgınlığında bir sağa bir sola saldırıyoruz hepimiz, ama bir farkla, biz neyi aradığımızı bile bilmiyoruz… Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki cok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız.

    Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremiz de kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hic kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur. Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki?

    Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim… İşte bu yüzden icimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz. İşte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp,çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz… Gerçekte hIz çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe , ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte!

    Bence doğanın kara bir laneti bu. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor. Milan Kundera ?yavaşlık? adlı kitabında; ?yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur? diyor.

    Telefon hızlılık mesela, konusulanları, söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Ben kendi adıma her zaman yavaşlıktan yanayım. Mesela uçaklardan hiç hoşlanmam, yeni bir şehre, yeni bir iklime hazırlanmaya, hatta hayal kurmaya bile vakit bırakmıyor bana ?Küt? diye başka bir hayatın içine giriveriyorum. Ve en kötüsü de dönüşler, daha ayrılığın hüznünü bile yaşamadan İstanbul?da olmak sahiden de cok tatsız. Tabii ki ruhumun beni terk edip oralarda kalması da cok normal. Oysa trenler karanlık geceyi yırtan keskin düdüğü, uykuda olanlara yolculuk düşleri gösteren kara trenler… Dağları bölen, nehirlerle yarışan, köprülerden geçen, agaçları selamlayan, cocuklara el sallayan, güne bakanlara göz süzen, geçmişin hüznünü, geleceğin umudunu yaşatan, yolcularına yepyeni dostluklar hazırlayan kara trenler var bir de.

    Uçak değil, tren olmak istiyorum. Böylece ruhum benden hiç ayrılmaz. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var?

    Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş…
    Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, basarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…


    Hayat
    Katılımcı

    Bir Eşi Olmalı İnsanın!
    Bakarken yüreğinin kabardığı,
    Gözlerinden gözlerine yüreğinin aktığı?
    Aşık olduğu bir eşi olmalı!

    Sabah gözlerini açtığında, yanında olduğunu görüp,
    Şükürler etmeli Yaradana.
    Koklamalı saçlarını uyuyan eşine şefkatle bakıp,
    Usulca dokunmalı yüzüne.

    Bir eşi olmalı insanın!
    Varlığını hissedebilmek için.
    Parmakları titremeli, incitirim korkusuyla.
    Sürekli çağlayan bir pınar olmalı gönlü..
    Kramplar girmeli midesine,
    Onsuzluk aklına geldikçe!

    Bir eşi olmalı insanın!
    Rüzgar O?nun kokusunu getirmeli,
    Yağmur O?nun sesini.
    Elleri yanmalı ellerini tutabilmek için.
    Akşam O?nu görecek diye, pırpır etmeli yüreği.
    Kelebekler gibi olmalı insanın kalbi.
    Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken eşi.
    Beklemek asırlar gibi uzun gelmeli.
    Gelişi ile sonsuz bir nur dolmalı içine.

    Bir eşi olmalı insanın!
    Yüzüne baktığında, konuşmadan anlamalı derdini,
    Tasasını, öfkesini, sevincini, coşkusunu..
    Güven duymalı, her şeyiyle.
    Başını göğsüne koyup huzurla uyuyabilmeli,
    Tüm düşüncelerinden arınmış olarak.
    Babası, abisi, arkadaşı, dostu, sırdaşı, anası, çocuğu olmalı..
    Şımarabilmeli yanında.
    Kıskanılmalı zaman zaman da..

    Bir eşi olmalı insanın!
    Sabah yolcularken işine, içi acımalı,
    Daha yollarken özlemeye başlamalı.
    Seni şimdiden özledim!

    Bir eşi olmalı insanın!
    Akşam dönüşünü beklemeli sabırsızlıkla.
    Gözleri yollarda kalmalı
    Ve kapıyı çalmadan açmalı..
    Aşkla karşılamalı,
    Hasretle sarılmalı boynuna,
    Özlemle koklayıp öpmeli,
    Yıllarca uzak kalmışçasına!

    Bir eşi olmalı insanın!
    Her günü bir başka güzel olmalı yaşamın,
    Bir başka özel, bir başka soluklanmalı her anında.
    Verdiği hiçbir şeyin yeterli olmadığını düşünüp, kahrolmalı,
    Daha fazla ne yapabilirim diye düşünmeli.

    Bir eşi olmalı insanın!
    Cennetten köşe almışçasına
    Sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı..
    Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı,
    Çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı insanın!

    Ben seni ölene dek seveceğim boş laf !
    Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim..

    #100034469

    Konu: ANKARALIM

    forumda ANKARALIM

    Hayat
    Katılımcı

    Sen miydin yüreğime kor düşüren
    Sen miydin içkiye çelen aklımı
    Yıllar boyunca uğruna ağladığım
    Sen miydin Ankaralı…

    Seni sevdiysem suçlu ben miyim?
    Namert değil mi sırtıma saplayan bıçağı
    Senin sevginle hergün doğan ben?i
    Kalleşce vuran sensin Ankaralı…

    Kış geldi aşkım üşürsün bu mevsimde
    Unutma giymeyi sana aldığım hırkayı
    Sırtını kalbimi yaslamak yerine
    İhanete dayanan sensin Ankaralı…

    Beni meyhanelerde unutup
    Siyaha sen çevirdin bu masalı
    Kadehlerin dibinde sevgimi kurutup
    Yudumlayıp giden sensin Ankaralı…

    Son veda yaklaşınca o saatte
    Aklına gelmeyen umutlarımı duygularımı
    Üstümden geçen o otobüsle birlıkte
    Çiğneyip giden sensin Ankaralı…

    Kendini düşmandan da yabancı gösterip
    Yüreğime kazıyan sensin yalanları
    Zalimlere karşı seni koruyan yüreğime
    Kurşunu ilk sıkan sensin Ankaralı…

    Kursağımda bıraktın en güzel geceyi
    Ve zindana çevirdin o son sabahı
    Can vermeden diri diri
    Beni mezara koyan sensin Ankaralı…

    Şimdi bana halimi hatrımı sorma sakın
    Doğan güneş aydınlatmıyor karanlığımı
    Yokluğun bana varlığından da yakın
    Son vefasız sensin Ankaralı…

    Sonbaharda öldüm ben
    Çiçek arama hayırsızım
    Gözyaşını dök mezarıma yeter!
    Seni seviyorum Ankaralım…

    #100034432

    Hayat
    Katılımcı

    Aklını başından alacak ama, aklını sadece bununla yormayacak.
    Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak.
    Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini.
    Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin.
    Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin.
    Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük.
    Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak.
    En seksi leydi olmayı da bilecek, hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de.
    Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küfretmeyecek.
    Kadın dediğin ayıp nedir bilecek.
    Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek.
    Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna.
    iki lafın başı, her tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak.
    Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak.
    Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürlerle yemeklerle işi olmayacak.
    Şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz.
    Salatasız oturmayacak yemeğe.
    Temiz olacak herşeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri.
    Yahut pahalı parfümlerin sindiği, boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin.
    Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş.
    Buram buram kadın kokacak kadın dediğin.
    Kadın dediğin güzel olacak… Zeki olacak zeki.
    Seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da…
    Paranın güzelliğini bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak.
    Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terk etmeyecek.
    Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak,
    Yan gözle adam kesmeyecek, başka sevgili edinmeyecek.
    Sarışın, renkli gözlü uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya…
    Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir olacak.
    Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha.
    Ağzı sıkı olacak kadın dediğin.
    Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak..
    Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan,
    Kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan,
    raf süslerinden, tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak.
    Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak,
    biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak.
    Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak.
    En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir.
    Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa.
    Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle.
    Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de.
    Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek.
    Parayla pulla, kariyerle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak.
    Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla…
    Bileceksin ki evde ‘O’ kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana.
    Öyle bir kadın işte…
    Nerede öyle kadın , yoktur deme.
    Sen de adam olacaksın, seçmesini bileceksin!

    #100034409

    Hayat
    Katılımcı

    Seni düşündüm yine bu akşamüstü
    Gelmedin mor salkımlar sana küstü
    Umutsuz bekledim sabaha kadar
    O çok sevdiğin yağmurlar bile sustu
    Seni düşündüm de çıldırdım yine
    Kahrettim seni benden çalan geceye
    Seni sordum yastığıma
    Seni sordum boş odama
    Hesap sordum yumrukladığım duvarlara
    Mor salkımlı o sokakta ellerimi tut
    Okşa yine saçlarımı dizinde uyut
    Ne çok severmişim
    Gidince anladım…
    Bu serseri gecelerde sana ağladım
    Bu akşamda sensizliği anılara sarıp içtim
    Kaybettikten sonra anlıyor insan
    Meğerse hiçkimseyi senin kadar sevmemişim
    Bir dönsen
    En güzel yerinde biten o rüya
    Yeniden yaşanır istesen
    Yıldızları sermez miyim ayaklarına
    Geldiğin yollara toz olmaz mıyım
    Yine şafak söküyor
    Uykuların unuttuğu gözlerim yine tavanda
    Ne vardı diyorum
    Ah bir dönseydin son anda
    Şarjörüme hasret sürdün sazımın
    Şimdi hüzün işgalinde yüreğim
    Ve ben hala
    Mor salkımlı o sokakta
    Bıraktığın yerdeyim
    Ekmeğimi sen bölersen çoğalırdım
    Kaçıp sana sığındığım geceler
    Pazarlıksız düşlerimdin
    Gel de
    Yine bir kuş dirilsin küllerimizden
    Ekmekle tuz olsun yeter ki sen ver
    Türküler kondurayım dudaklarına
    Karımsın
    Öteki yarımsın
    VE DE SEVMEK KADARIMSIN
    Mor salkımlı o sokakta ellerimi tut
    Okşa yine saçlarımı dizinde uyut
    Ne çok severmişim
    Gidince anladım
    Bu serseri gecelerde sana ağladım…

    #100034413

    Hayat
    Katılımcı

    Zamansız acılarla, yaprakları dökülen,
    portakal çiçeğimsin sen…
    Ben bu aşkın uğruna nelerden vazgeçmişim,
    Ne haldeyim bir görebilsen…
    Her yerde yokluğun var, nefes alır anılar,
    Tutsaksın düşlerime…
    Ben seni düşünmeden, su bile içmiyorum,
    Sevdanın pençesinde…

    Gel…gel…portakal çiçeğim gel…
    Gel…hadi gel…portakal çiçeğim gel…

    Özlemeye doydum, Sana acıktım artık,
    Ölümlere doğmakmış bu, hasret, ayrılık,
    Beni yalnız bırakmıyor yalnızlık…

    Çıldırıyor gözlerim, uykularım kaçıyor,
    Tutuşuyor özlemlerim…
    Toprakta suyu bulan, kök gibi sarıl bana,
    Hasretinin acemisiyim…
    Biliyor musun beni, tek sen gördün ağlarken,
    Farklısın öylesine…
    Hadi gel sevişelim gel portakal çiçeğim,
    Bekledim yeterince…

    Gel…gel…portakal çiçeğim gel…
    Gel…hadi gel…portakal çiçeğim gel…

    Özlemeye doydum, Sana acıktım artık,
    Ölümlere doğmakmış bu hasret, ayrılık,
    Beni yalnız bırakmıyor yalnızlık…

    #100034248

    Hayat
    Katılımcı

    Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın.
    Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.
    Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya… Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin… En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düşünemedim.
    Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da… Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle.
    Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin.
    Sevdim ve hayrandım da… Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.
    Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.
    Sevdim işte ötesi yok…

    #100034250

    Hayat
    Katılımcı

    Sana akıyorum, hiçbir şey bu akışı geri çeviremiyor. Çünkü sen her taraftasın. Sağımda, solumda, arkamda, karşımda. Ne yana dönsem, ne yana yol almaya kalksam ulaşılacak her noktada sen duruyorsun.
    Sana akıyorum, çünkü senin yolunda yürüyorum. Önüme çıkan hiçbir sapak, hiçbir kavşak ilgilendirmiyor beni. Yürümenin en zor olduğu yol bu belki de. Ama tozundan, toprağından, çakılından, çalısından şikayetçi değilim ben bu yolun. Sana ulaşmak için attığım her adımla mutlu oluyorum.
    Sana akıyorum, çünkü hayatın akışı kadar doğal sana akışım. Doğa, her cinsin yaşayabilmesi için nasıl kurallar koymuşsa, benim yaşamamın da var olmamın da kuralı sensin.
    Sana akıyorum, çünkü sesin de cismin de kuşatmış durumda beni. Senin kuşatmana karşı savunma yapmıyorum. Kalemin bütün kapıları açık. Yıkıcı bir kuşatma olmadığını biliyorum. Böyle bir teslimiyet rahatsız etmiyor beni.
    Sana akıyorum, çünkü yüzüne, gözlerine, ellerine baktıkça kendimi görüyorum. Sesine yüklediğin gizli anlamları çözerken hep kendimden bir şey buluyorum.
    Sana akıyorum, çünkü paylaşacak daha çok şeyimiz var. Bugüne kadar paylaştığımız her şey, daha sonra paylaşacaklarımızın da habercisi. Hayatın herhangi bir yerinde bir çiçeği birlikte tutup, birlikte koklamak, sonra o kokunun bize verdiği hazla sıkı sıkı sarılmak istiyorum sana.
    Sana akıyorum, çünkü bir insanı tutkuyla, beklentisiz, delice sevmenin ne anlama geldiğini biliyorum. Birini böyle seveceksem, bu sadece sen olmalısın.
    Sana akıyorum, çünkü seninle yaşamak sonu hiç gelmeyecek bir şölene benziyor. Bu şölenin tadını çıkarıyorum. Böylesine keyifli, böylesine eğlenceli bir şöleni yarıda bırakıp gitmek istemiyorum.
    Sana akıyorum, çünkü ‘hayatın uslanmaz ruhusun’ sen. İşte ben bu ruha aşığım aslında. Seninle yenileniyorum, seninle yüreğime çöreklenmiş ne kadar kötülük varsa arınıyorum.
    Sana akıyorum. Bütün coşkumla… Aşka dair ne varsa benimle birlikte onlar da akıyor sana. Benim gibi coşkun bir denizi aktığı yolu çok iyi bilen bir ırmağa çevirebilecek tek güç sendin. Orada kal. Ayrılma yolumun üzerinden. Sana ulaşamasam da bu yolda olmak bile yeterli bana…


    Hayat
    Katılımcı

    Ben seni kocaman bi yürekle sevdim Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun zaten Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimdi olmalıydın, orada kalmalıydın

    Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni Herhangi bir konuk değildin artık Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama O yüreğin gerçek sahibiydin

    Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle Çiçek çiçek açtın yüreğimde Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında Taze bir yaparak gibi yeşildin Açelyaydın pembeliğinle Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün Kırmızıydın bir ateş gibi Ve maviydin En çok bu renkle anmayı sevdim seni Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düşünemedim

    Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm Beni böylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle

    Her şeye rağmen sevdim seni Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim Sen elimden tuttuğunda, patlama hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm Ve o göle bir tek sen girebilirdin

    Sevdim ve hayrandım da Her halin çekti beni Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim Sesini de sevdim suskunluğunu da Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı

    Seni severken yorumlamadım Çünkü sen yaşam kaynağıydın Her gün yenilendim Seninle çoğaldım, büyüdüm Eksik kalan neyim varsa tamamladın Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin…

    Sevdim işte ötesi yok

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 168) görüntüleniyor