1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 20) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100033547

    Konu: GÖRÜRSÜN

    grup forumunda Zülfikar Yapar KALELİ

    yaparkaleli
    Katılımcı

    Görürsün…

    Kılıç ham demirden olmaz mı dursun?
    Hele kıvamını bulsun görürsün!
    Kalpler Allah desin, davullar vursun,
    Yiğitler meydana dolsun görürsün!

    Gönlün yaralansın eleme değmez
    Bir kurt bin çakala asla baş eğmez
    Belki şu an toplar menzili döğmez
    İstiklale halel gelsin görürsün!

    Bazı zamanlarda âlim susan da
    Cahil fırsat bilip, zehir kusan da
    Türküler, ağıtlar her şey o anda
    Değişir, bir rüzgâr olsun görürsün!

    Bu ülkede neyin var ki be dursun (!)
    Vatansızın dimağında bir ursun
    Mal kimin, mülk kimin, kim kime sorsun
    Kart horozun benzi solsun görürsün!

    Ceddi inkâr ne ki sövmese bari
    Vatan düşmanını övmese bari
    Dili yaralıyor, sevmese bari
    Hele anasını bilsin görürsün.

    Yollara bin türlü engeli koysun
    Asrın çakalları gözünü oysun
    Sözlerini sağır zalimler duysun
    Kör şeytan kahrından ölsün görürsün

    Ev ev, sokak sokak, kasaba, il il
    Çoğumuz gerçekten haberdar değil
    Mazluma hadi be.. Zengine eğil
    Milletim gözünü silsin görürsün

    Zülfikar Yapar Kaleli

    #100032869

    serefkosker
    Katılımcı

    Şehitler ÖLMEZ Vatan Bölünmez

    Şehid oldun sen ama ölmedin,
    Hiç bir şeyi vatan kadar sevmedin
    Tertemizsin sen kötülüğü bilmedin
    Vatan için şehit oldun ama ölmedin.
    Şehitler Ölmez Vatan bölünmez

    Rahat uyu yerinde ruhun şaad olsun
    Sana kurşun sıkanların gözü kör olsun
    Vatansız,evsiz,yuvasız kalsın kahrolsun
    Biz ölürüz uğruna vatanın yeterki vatan sağolsun

    ihanete hayinlere asla aman vermedin
    Bu sizden bu bizden deyipte vatanını bölmedin
    Sen şehit oldun ama ölmedin
    Toprağa verdik seni genç yaşında şehidim
    Vatan sağ olsun Şehitler ölmez vatan bölünmez

    Annen baban ülken gurur duyacak hep seninle
    Yanmıyoruz sanma şehidim acımız çok derinlerde
    Yokluğun kor olur yakar sönmez asla içerimizde
    Nöbeti yeni mehmetçik aldı rahat uyu yerinde

    Daha nice destanlar yazdı yazacak şanlı türk milleti
    Dünya var oldukça yaşayacaktır türkiye cumhuriyeti
    Ay yıldızlı şanlı bayrağımız altında yaşayan yüce türk milleti
    kahramanlar biz, şehitler biz,gaziler biz, işte biz türküz.
    Bir bütünüz hepimiz,Ne Mutlu Türküm Diyene………

    Şeref Köşker

    #100032723

    Konu: GÖNÜLLERDE AÇMISSIN

    grup forumunda Nuray ÜLKER

    Kaptan
    Yönetici

    Bir akşam üzeri
    Televizyonda
    Son dakika haberi
    Bir yiyit düşmüş dedi

    İçime bir his geldi
    Ölmedi,gelir, döner belki
    Saatlerce umut sönmedi
    Bir yiğit uçmuş dedi

    Fırtına varmış kimse yaklaşamamış
    Uçup fırtınayı kesesim geldi
    Koşup dağları kazasım geldi
    Dağlarda dağlarda bir yiğit kalmış

    Tüm dünya senden emin
    Yurdun her köşesi yasta
    Halkınla vedalaşıp etmissin yemin
    Ne olur dön,dünya sensiz hasta

    Sis örttü seni
    Bize göstermedi
    Karlara çakılıp,orda açmışsın
    Kime küsmüş,kimden kaçmışsın

    Gel koca çınar
    söz sana bütün oylar
    Helal olsun,hakkın onlar
    Kardelen olup dağlarda açmıssın

    üşüdüğün yerde
    Gönüllerde ateş yaktın
    Donduğun yerde
    bize sakinliği bıaktın

    Ey koca çınar,ey abide
    Biz ulaşamadık düğününe
    Dağlar sarmış beyaz gelinliğine
    Dualarımız seninle,yükseldin şehitliğe

    Bu yürekleri gördükçe
    kıskandım seni ben de
    kime nasip olmuş böyle
    tüm dualar sevgiyle…

    dağlar seni bize vermedi
    karlar örttü seni, bize göstermedi
    kimse böyle yiğit görmedi
    kardelen gibi gönüllerde açmışsın

    fırtınalıydı yaşantın
    fırtınalara sığındın
    Ağlayan Cerit’i ağlattın
    Döngel köyü’ne aldırmadın
    Maraş’a unutulmaz acı bıraktın

    oyumuzu vermedik ama
    yüreğimizi verdik sana
    bu ülke böyle yiğit görür mü acep daha
    dağlarda değil gönüllerimizde yatsana
    karlardan çıkıp arkana baksana….

    Nuray ülker
    Türk milletinin yetiştirdiği büyük fikir ve aksiyon adamı Muhsin Yazıcıoğlu’nun geçirdiği elim bir helikopter kazası sonucu hayatını kaybetmesi Türk milletini derin üzüntüye boğmuştur.Cenab-ı Allah’tan gani gani rahmet diliyorum, mekanı cennet olsun.Türk milletine, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum…

    #100032339

    doner
    Katılımcı

    Kadınım ben eşim anayım yarim
    El ele omuz omuza her yerde varım
    Bu eşsiz vatana kurban olayım
    Kadınım her yerde varım diyorum

    Doktor oldum doğum ölümler gördüm
    Hemşireyim hastalara şifalar verdim
    Hakim oldum masumları kolladım
    Kadınım her yerde varım diyorum

    Yunus oldum halka güven sağladım
    Kaptan oldum denizlerde rota kolladım
    Hostes oldum havalarda hizmetler verdim
    Kadınım her yerde varım diyorum

    Avukat’ım daima masumiyetten yana
    Memur oldum marş marş görev başına
    Postacıyım mektuplar getirdim sana
    Kadınım her yerde varım diyorum

    Jokey oldum yarış atlarını koşturdum
    Amigoydum maçta sizi coşturdum
    Depremlerde acil yardımlara koşturdum
    Kadınım her yerde varım diyorum

    Manken oldum hep modayı bende izledin
    Rehber olduk yol gösterdik gezdirdik
    Her kötü günlerde birlikteyiz söz verdik
    Kadınım her yerde varım diyorum

    Subay olduk silah sıktık vurğuncuya haine
    Emret komutanım geldim hemen göreve
    Öğretmenim A.B.C.’yi benden öğrendin
    Kadınım her yerde varım diyorum

    Aşçıyım tatlıyı, böreği elimden yedin
    Bağlarda tarlada çileler dertler çektim
    İnek sağdım yayık yaydım çicekler ektim
    Kadınım her yerde varım diyorum

    Ressam oldum ölmezliği ben çizdim
    Artist oldum türlü rollerde ben gezdim
    Kadınım vatanıma milletime söz verdim
    Kadınım her yerde varım diyorum

    Şair oldum satır satır siirler yazdım
    Boksör oldum tekme tokat salladım
    Atlet oldum rakiplerimi solladım
    Kadınım her yerde varım diyorum

    Kadın oldum sevgilime mutluluk verdim
    En kutsalı anne oldum yavrularımı sevdim
    Psikoloğ idim insanları şefkat ile izledim
    Kadınım her yerde varım diyorum

    Şoför oldum arabamla gazladım
    Star oldum sahneleri ben salladım
    Mebus oldum ben milletimi kolladım
    Kadınım her yerde varım diyorum

    Türkiyede otuzaltı bin kadının sesi
    %80 beylerden şiddet gören kendisi
    Kadın asildir yuvasının tek efendisi
    Kadınım her yerde varım diyorum

    Ebe oldum doğumlarda göbekler kestim
    Dadı oldum bebişlere ninniler dizdim
    Babaanne oldum artık torunlar düzdüm
    Kadınım her yerde varım diyorum

    Adım Döner döne döne ne işler yaptım
    Türkiye’m Vatan’ım Bayrağım sana taptım
    Yaşadım bu dünyanın anasını ben sattım
    Kadınım her yerde varım diyorum

    DÖNER ÖZEKE
    08.03.2005

    #100031944

    Konu: KUVVA-Yİ MİLLİYE!

    grup forumunda Kemal DOĞULAR

    İklima
    Katılımcı

    Bir güneş doğmuş Ankara?dan,
    Tatlı bir rüzgar esmekte, Anadolu?dan
    Düşman çekinmekte, dostlar bizimle
    Yeniden doğmakta bir millet!
    Binlerce kökten fışkırmış filizler,
    Göğsünde imanla, cephede yiğitler
    Cephe gerisinde silah taşımada
    Analar, gelinler, nişanlı kızlar
    Sakarya kızıl akmada…
    Çanakkale toprağı yunmamış henüz,
    Şehit kanından…
    Ankara?da milletin temsilcisi,
    Mustafa Kemal!
    ?Bağımsızlık, özgürlük benim karakterimdir.?
    Diyenlerin sesi…
    Yeni bir sayfa açılıyor tarihte,
    Tarihin en şerefli sayfası bu!
    Türk?ün özgürlük, bağımsızlık mücadelesi bu!
    Urfa? lar, Maraş?lar, Antep?ler….
    Anadolu?nun karlı yamaçlarında; kadınlar, kızlar
    Bir türkü tutturmuşlar, karlı yamaçlarda,
    Kuvva-yı Milliye türküsü bu!
    Ezelden beridir hür yaşamış, hür yaşayacak,
    Bağımsızlık ruhuna zincir vurulamayan,
    Bir milletin özgürlük türküsü! …

    Kemal Doğular

    #100031533

    karcocuk
    Üye

    I.

    Ulu kavmin
    Asil Türk evlatları
    Ebedi İstiklal uğrana koş yarınlara
    Koş yarınlara yüksel arş?a

    Silkin ölü toprağı üzerinden
    Muhtaç olduğumuz kudret
    Damarlarımızdaki asil kanda mevcut
    Bunu biliyorsunuz!
    Asil evlatlar?

    ****

    II.

    Sapına kadar Atatürkçüyüm
    İngiliz, Fransız, Amerikan
    Ve diğer adını anmadığım
    Kukla milletler?
    Yüce Türk milleti sizi yine gömecek
    Lozan?a?

    ****

    III. -Onun istediği genç –

    ?Türk genci, devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir.
    Bunların gerekliliğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır.
    Bunları güçsüz düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı duydu mu?
    Bu memleketin polisi vardır, adliyesi vardır demeyecektir.
    Hemen müdahale edecektir.
    Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla
    Yine düşünecek, demek adliyeyi de düzeltmek gerekir, diyecektir.
    Onu hapse atacaklar.
    Yasal yoldan itirazlarını yapmakla birlikte;
    Bana, İsmet Paşa?ya, meclise telgraflar yağdırıp,
    Haklı ve suçsuz olduğu için serbest bırakılmasını, korunmasını istemeyecek,
    Diyecek ki: Ben kanaatimin gereğini yaptım.
    Müdahale ve eylemimde haklıyım.
    Eğer buraya haksız olarak gelmişsem,
    Bu haksızlığı oluşturan nedenleri düzeltmek de benim görevimdir.
    İşte, benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği…?

    ****

    IV.

    Ulu önderin Samsun?a çıktığı çizmenin çamuru olamaz
    Vatanı satan vatansız topraklarda yatan hainler
    Biz de bu yoldan gidip yolsuz olmayalım
    Türk milletini aziz ve üstün kılalım.

    Kahraman ordumuz gerecek gözlerini
    Ateş püskürecek
    Bayrağa uzanan ellere
    Türk?e kefen biçenin
    Kellesini biçelim!
    Hep beraber?

    Bu topraklar dikenin üzeri gibidir
    Ya istiklal bizim olmalı yâda ölüm!

    Sezer Çalışkanoğ

    #100031170

    Ogniela
    Katılımcı

    Vatanı bu kadar ucuz bulmadık,
    Asker için çarık,çorap, topladık,
    Bir tas çorba ile, savaş kazandık,
    Niçin saldırırsın Atatürküme?

    Beş tane milleti,bu yurttan attı,
    Sana tertemiz bir vatan bıraktı,
    Geliri sadece,yalnız maaştı,
    Niçin saldırırsın Atatürküme? ..

    Evi yok,köşkü yok şu Türkiye’de
    Anası yatıyor taşın dibinde.
    Varmı ki üstünde, bir kötü leke?
    Niçin saldırırsın Atatürküme? ..

    Kalkınalım diye,devrimler yaptı.
    Altı ilkesiyle,huzur yarattı.
    Sanayiyi kurup, bir çağ atlattı,
    Niçin saldırırsın Atatürküme.

    #100029013

    Konu: AH VATANIM

    grup forumunda Şükran ÇAMOĞLU

    likevoyager
    Katılımcı

    Ah vatanım bu milletin yüzü güler mi
    Baştakiler yollarını böyle kestikçe
    Şehit analarının yası hiç diner mi
    Türkü Kürdü verin artık el ele

    Aydın mısın beynine sıkarlar kurşun
    Kim demiş adalet düzen var ülkede
    Senin aklın ermez daha küçük yaşın
    Boyun eğmek mi asla eğmem namerde

    Yanıyor yüreğim sanki taş kesiliyor
    Ah vatanım bu günleri böyle gördükçe
    İçimizde ne hainler var besleniyor
    Kötüden betere gidiyoruz sessizce

    Karış karış toprağında şehit yatanların
    Kemikleri sızlıyor ah vatanım dedikçe
    Kaşları çatık suratı asılmış Atamın
    Düzeni darmadağın ediyorlar sinsice

    Nerde Uğur Mumcu?lar ve Bahriye Üçok?lar
    Daha dün şehit düştü Ahmet Taner Kışlalı
    Akşam sabah bana da bir kurşun sıkacaklar
    Ah vatanım ah nasıl aramazsın Atamı

    Bayrağım hüzünlü bugün Mehmetçikler yasta
    Boyun eğmek zorunda kaldık o kalleş Bush a
    Diner mi gözyaşımız bunca can alınırken
    Bir cevap istiyorum bu sonsuz haykırışa

    Parsel parsel çıkardılar vatanımı satışa
    Borcumuz var yem olduk çaresiz kurda kuşa
    Kimler sahip çıkacak bundan böyle yurduma
    Ah vatanım cevap yok bu acı yakarışa

    #100031935

    Aysun
    Katılımcı

    Çanakkale dediğin manasızdır sanma sen
    Ordaki şehitlerdir tarihlere şan veren
    Vatan toprağı için can ile serden geçen
    Korkuyor bu kafirler tüyleri diken diken

    Su üstü mayın dolu nusret toplar mayını
    Bir yandan Elizabeth düşünüyor canını
    Komayacağız yerde şehitlerin kanını
    Korku bilmez bu millet artıracak şanını

    Mehmedoğlu Seyyid’in mermiyi kaldırışı
    Dünya durdu, dönmüyor seyreyliyor yarışı
    Anlayacak kafirler bucağı ve karışı
    Türküm başkaldırdı ki zaferdir haykırışı

    Gaza, cihad nasib et Türk milletine ya Rab!
    Anzak, Hindu, İngiliz… Hepsi harab ve bitab
    Her renk, her dil, her kıta bilsin ki bu kutlu ab
    Çanakkale suyu bu ne Rum dinler ne Arab

    Anafarta, Dardanos, Boğalı, Seddülbahir
    Türktedir bu topraklar dünyada evvel ahir
    Kayboldu İngilizler bilinmiyor nerdedir
    ‘Çanakkale Geçilmez’ bu da açık gerçektir

    #100026787

    Konu: SENİNLE ÖLECEĞİM

    grup forumunda Sergül VURAL

    Ogniela
    Katılımcı

    Seninle Öleceğim
    Ey benim tek hilalim!
    Ey benim gözleri yıldız bakışlım!
    Ey benim yanakları gülden nakışlım!
    Sevdalandım uğruna,
    İnandım uğuruna,
    Senin yerin şu gönlümün gönderindedir;
    Çektim seni hızlıca…
    Yere düşmez cemalin,
    Gölgenden başka,
    Düşerse eğer bir gün,
    Cihanı boyar rengin,
    Hem de kan kırmızısına…

    Ey benim gözleri yıldız bakışlım!
    Yanakları gülden nakışlım!
    Endamında koç yiğitler,
    Salınıyor birer birer,
    Şu kırmızı yanağında,
    Açılır kan gülleri,
    Kıskanır gülistanlar,
    Savrulur dikenleri,
    Sana değmez inşallah,
    O namahrem elleri,
    Ve upuzun dilleri.

    Ey benim gözleri yıldız bakışlım!
    Yanakları gülden nakışlım!
    Göğsündeki ay, yıldızın,
    Anlatıyor aydınlığı,
    Karanlıklar açılın;
    Saçılın her bir yana,
    Düşerse eğer bir gün,
    Milletimin bekçisi,
    Cihanı boyar rengi,
    Hem de kan kırmızısına…

    Ey benim gözleri yıldız bakışlım!
    Yanakları gülden nakışlım!
    Bu çığlıkta neyin nesi?
    Nedir bu feryat figan?
    Kim bu rahleye konan?
    Bin dirilmiş yeniden,
    Şehidimin kanından,

    Ey milletimin bekçisi!
    Ey Türklüğümün elçisi!
    Sen benim namusum,
    Sen benim şerefim,
    Sen benim özgürlüğüm…
    Eğer burada var isem,
    Var isem şu evrende,
    Evrenin ruhu için,
    And içmişim kendime,
    Seninle doğduysam eğer,
    Seninle öleceğim…
    Sergül VURAL
    30/03/2005

    #100023368

    afflicted_
    Katılımcı

    Mister Dallas,
    sizden saklamak olmaz,
    hayat pahalı biraz bizim memlekette.
    Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,
    koyun eti,
    Ankara’da 23 sente,
    yahut bir kilodan biraz fazla mercimek,
    elli santim kefen bezi yahut,
    yahut da bir aylığına
    yirmi yaşlarında bir tane insan
    erkek,
    ağzı burnu, eli ayağı yerinde,
    üniforması, otomatiği üzerinde,
    yani öldürmeye, öldürülmeye hazır;
    belki tavşan gibi korkak,
    belki toprak gibi akıllı,
    belki gençlik gibi cesur,
    belki su gibi kurnaz,
    (her kaba uymak meselesi)
    belki ömründe ilk defa denizi görecek,
    belki ava meraklı, belki sevdalıdır.
    Yahut da aynı hesapla Mister Dallas,
    (tanesi 23 sentten yani)
    satarlar size bu askerlerin otuzbeşini birden
    İstanbul’da bir tek odanın aylık kirasına,
    seksen beş onda altısını yahut,
    bir çift ıskarpin parasına.
    Yalnız bir mesele var Mister dallas,
    herhalde bunu sizden gizlediler.
    Size yirmi üç sente sattıkları asker,
    mevcuttu üniformanızı giymeden önce de,
    mevcuttu otomatiksiz filan,
    mevcuttu sadece insan olarak,
    mevcuttu,
    tuhafınıza gidicik,
    mevcuttu
    hem de çoktan mı çoktan
    daha sizin devletin adı bile konmadan.
    Mevcuttu, işiyle gücüyle uğraşıyordu,
    mesela Mister Dallas,
    yeller eserken yerinde sizin New York’un,
    kurşun kubbeler kurdu o,
    gökkubbe gibi yüksek,
    haşmetli, derin.
    Elinde Bursa bahçeleri gibi nakışlandı ipek.
    Halı dokur gibi yonttu mermeri
    ve nehirlerin bir kıyısından öbür kıyısına
    ebem kuşağı gibi attı kırk gözlü köprüleri.
    Dahası var Dallas,
    sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz
    zulüm gibi,
    hürriyet gibi,
    kardeşlik gibi sözlerin,
    dövüştü zulme karşı o,
    ve istiklal ve hürriyet uğruna
    ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek
    ve yarin yanağından gayri her yerde,
    her şeyde,
    hep beraber
    diyebilmek için,
    yürüdü peşince Bedrettin’in;
    O, tornacı Hasan, köylü Memet, öğretmen Ali’dir,
    Kaya gibi yumruğunun son ustalığı,
    922 yılı 9 Eylül’üdür.
    Dedim ya, Mister Dallas,
    Herhalde bütün bunları sizden gizlediler.
    Ucuzdur vardır illeti.
    Hani şaşmayın,
    yarın çok pahalıya mal olursa size
    bu 23 sentlik asker,
    yani benim fakir, cesur, çalışkan milletim,
    her millet gibi büyük Türk milleti.

    #100023386

    afflicted_
    Katılımcı

    Bir ölü yatıyor
    on dokuz yaşında bir delikanlı
    gündüzleri güneşte
    geceleri yıldızların altında
    İstanbul’da, Beyazıt Meydanı’nda.

    Bir ölü yatıyor
    ders kitabı bir elinde
    bir elinde başlamadan biten rüyası
    bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında
    İstanbul’da, Beyazıt Meydanı’nda.

    Bir ölü yatıyor
    vurdular
    kurşun yarası
    kızıl karanfil gibi açmış alnında
    İstanbul’da, Beyazıt Meydanı’nda.

    Bir ölü yatacak
    toprağa şıp şıp damlayacak kanı
    silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip
    zaptedene kadar
    büyük meydanı.

    #100023441

    afflicted_
    Katılımcı

    Gazete Fotoğrafları Üstüne III

    Adnan Bey

    Türküler söylendikçe Türk diliyle
    Seni seviyorum gülüm, dendikçe Türk diliyle
    Türk diliyle gülünüp
    Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça, Adnan Bey,
    ben anılacağım,
    anılacak Türk diliyle size sövüşüm.
    Tarlalarımıza girmiş değil sizin gibisi yaban domuzunun.
    Şehrimiz görmüş değil yangının sizden kanlısını.
    Bir adınız var, Adnan Bey, adımıza benzeyen.
    Dilimiz kuruyor dilimizi konuştuğunuz için.
    Bitten, açlıktan, sıtmadan betersiniz.
    Yüz Türkiye olsa
    elinizden de gelse
    yüzünü de zincire vurur
    yüz kere satarsınız.
    Milletimin en talihsiz gecesi
    ana rahmine düştüğünüz gecedir

    #100023522

    afflicted_
    Katılımcı

    Kuvâyi Milliye – İkinci Bap

    Yıl Yine 1919
    Ve
    İstanbul’un Hâli
    Ve
    Erzurum Ve Sivas Kongreleri
    Ve
    Kambur Kerim’in Hikâyesi

    Biz ki İstanbul şehriyiz,
    Seferberliği görmüşüz :
    Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin,
    vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi
    bir de İttihatçılar,
    bir de uzun konçlu Alman çizmesi
    914’ten 18’e kadar
    yedi bitirdi bizi.
    Mücevher gibi uzak ve erişilmezdi şeker
    erimiş altın pahasında gazyağı
    ve namuslu, çalışkan, fakir İstanbullular
    sidiklerini yaktılar 5 numara lâmbalarında.
    Yedikleri mısır koçanıydı ve arpa
    ve süpürge tohumu
    ve çöp gibi kaldı çocukların boynu.
    Ve lâkin Tarabya’da, Pötişan’da ve Ada’da Kulüp’te
    aktı Ren şarapları su gibi
    ve şekerin sahibi
    kapladı Miloviç’in yorganına 1000 liralıkları.
    Miloviç de beyaz at gibi bir karı.
    Bir de sakalı Halife’nin,
    bir de Vilhelm’in bıyıkları.

    Biz ki İstanbul şehriyiz,
    güzelizdir,
    dört yanımız mavi mavi dağdır, denizdir.
    Öfkeli, büyük bir şair :
    «Ey bin kocadan arta kalan bilmem neyi bakir»
    demiş
    bize
    ve bir başkası,
    yekpare Acem mülkünü fedâ etti bir sengimize.

    Biz ki İstanbul şehriyiz,
    işte, arzederiz halimizi
    Türk halkının yüce katına.
    Mevsim yazdır,
    919’dur.
    Ve teşrinlerinde geçen yılın
    dört düvele teslim ettiler bizi,
    gözü kanlı dört düvele
    anadan doğma çırılçıplak.
    Ve kurumuştu
    ve kan içindeydi memelerimiz.

    Biz ki İstanbul şehriyiz,
    Fransız, İngiliz, İtalyan, Amerikan
    bir de Yunan,
    bir de zavallı Afrika zencileri
    yer bitirir bizi bir yandan,
    bir yandan da kendi köpek döllerimiz :
    Vahdettin Sultan,
    ve damadı Ferit
    ve İngiliz muhipleri
    ve Mandacılar.

    Biz ki İstanbul şehriyiz,
    yüce Türk halkı,
    malûmun olsun çektiğimiz acılar…

    919 Temmuzunun 23’üncü günü
    pek mütevazı bir mektep salonunda
    in’ikad etti Erzurum Kongresi.

    Erzurum’un kışı zorludur balam,
    tandırında tezek yakar Erzurum,
    buz tutar yiğitlerinin bıyığı
    ve geceleyin karlı ovada
    kaskatı katılaşmış, donmuş görürsün karanlığı.

    Erzurum’da kavaklar, balam,
    Erzurum’da kavaklar tane tane,
    kavaklarda tane tane yapraklar.
    Ve terden ve toz dumandan ve sinekten geçilmez
    Erzurum’da yaz gelip de bastı mıydı sıcaklar.

    Erzurum’un düzdür, topraktır damı.
    Erzurum güzelleri giyer, balam,
    incecik ak yünden ehramı.
    Yürek boynun büker, balam,
    Erzurumlu türkülere.
    Halim selimdir Erzurum’un adamı
    ve lâkin dönmesin gözü bir kere!…

    Erzurum’da on dört gün sürdü Kongre :
    orda, mazlum milletlerden bahsedildi
    bütün mazlum milletlerden
    ve emperyalizme karşı dövüşlerinden onların.

    Orda, bir Şûrayı Millî’den bahsedildi,
    İradei Milliyeye müstenit bir Şûrayı Millî’den.
    Buna rağmen,
    «Âsi gelmiyelim» diyenler vardı,
    «makamı hilâfet ve saltanata.»
    Hattâ casuslar vardı içerde.

    Buna rağmen,
    «Bütün aksâmı vatan birküldür» denildi.
    «Kabul olunmaz,» denildi,
    «Manda ve Himaye…»

    Buna rağmen,
    İstanbul’da birçok hanımlar, beyler, paşalar,
    Türk halkından kesmişlerdi umudu.
    Yağdırıldı telgraflar Erzurum’a :
    «Amerikan mandası altına girelim,» diye.
    «İstiklâl, diyorlardı, şâyanı arzu ve tercihtir, amma
    bugün bu, diyorlardı, mümkün değil,
    birkaç vilâyet, diyorlardı, kalacak elde,
    şu halde, diyorlardı, şu halde,
    Memâliki Osmaniye’nin cümlesine şâmil
    Amerikan mandaterliğini talep etmeği
    memleketimiz için en nâfi
    bir şekli hal kabul ediyoruz.»

    Fakat bu şekli halli kabul etmedi Erzurumlu.
    Erzurum’un kışı zorludur balam,
    buz tutar yiğitlerin bıyığı.
    Erzurum’da kaskatı, dimdik ölür adam,
    kabullenmez yılgınlığı…

    İstanbul’da hanımlar, beyler, paşalar,
    tül perdeler, kravatlar, apoletler, şişeler,
    çıtı pıtı dilleri ve pamuk gibi elleri
    ve biçare telgraf telleri
    devretmek için Amerika’ya Anadolu’yu
    şöyle diyorlardı Erzurum’dakilere :
    «Bizi bir başımıza bıraksalar,
    tarafgirlik, cehalet
    ve çok konuşmaktan başka müspet
    bir hayat kuramayız.
    İşte bu yüzden Amerika çok işimize geliyor.
    Filipin gibi vahşi bir memleketi adam etti Amerika.
    Ne olacak,
    Biz de on beş, yirmi sene zahmet çekeriz,
    sonra Yeni Dünya’nın sayesinde
    İstiklâli kafasında ve cebinde taşıyan
    bir Türkiye vücuda geliverir.
    Amerika, içine girdiği memleket ve millet hayrına
    nasıl bir idare kurduğunu
    Avrupa’ya göstermek ister.
    Hem artık işi uzatmağa gelmez.
    Çok tehlikeli anlar yaşıyoruz.
    Sergüzeşt ve cidâl devri geçmiştir :
    Türkiye’yi, geniş kafalı birkaç kişi belki kurtarabilir.»

    4 Eylül 919’da toplandı Sıvas Kongresi,
    ve 8 Eylülde
    Kongrede bu sefer
    yine ortaya çıktı Amerikan mandası.
    Ak koyunla kara koyunun
    geçitte belli olduğu günlerdi o günler.
    Ve İstanbul’dan gelen bazı zevat,
    sapsarı yılgınlıklarıyla beraber
    ve ihanetleriyle birlikte
    bir de Amerikan gazeteci getirmiştiler.
    Ve Erzurumlulardan ve Sıvaslılardan ve Türk milletinden çok
    işbu Mister Bravn’a güveniyorlardı.
    Bu zevata :
    «İstiklâlimizi kaybetmek istemiyoruz efendiler!»
    denildi.
    Fakat ayak diredi efendiler :
    «Mandanın, istiklâli ihlâl etmiyeceği muhakkak iken,»
    dediler,
    «Herhalde bir müzâherete muhtacız diyorum ben,»
    dediler,
    «Hem zaten,»
    dediler,
    «birbirine mani şeyler değildir
    istiklâl ile manda.
    Ve esasen,»
    dediler,
    «müstakil kalamayız böyle bir zamanda.
    Memleket harap,
    toprak çorak,
    borcumuz 500 milyon,
    vâridat ise 15 milyon ancak.
    Ve Allah muhafaza buyursun
    İzmir kalsa Yunanistan’da
    ve harbetsek,
    düşmanımız vapurla asker getirir.
    Biz Erzurum’dan hangi şimendiferle nakliyat yapabiliriz?
    Mandayı kabul etmeliyiz, hemen,»
    dediler.
    «Onlar dretnot yapıyor,
    biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz.
    Hem, İstanbul’daki Amerikan dostlarımız :
    Mandamız korkunç değildir,
    diyorlar,
    Cemiyeti Akvam nizamnamesine dahildir,
    diyorlar.»

    Ve böylece, bin dereden su getirdi İstanbul’dan gelen zevat.
    Sıvas, mandayı kabul etmedi fakat,
    «Hey gidi deli gönlüm,»
    dedi,
    «Akıllı, umutlu, sabırlı deli gönlüm,
    ya İSTİKLAL, ya ölüm!»
    dedi.

    Kambur Kerim de böyle dedi aynen.
    Adapazarlıydı Kambur Kerim.
    Seferberlikte ölen babası marangozdu.
    Seferberlik denince aklına Kerim’in :
    çok beyaz bir yastıkta kara sakallı bir ölü yüzü,
    Fahri Bey çiftliğinde patates toplayıp
    kaz gütmek,
    mektep kitapları
    ve bir de saçları altın gibi sarı
    fakat alnı çizgiler içinde anası gelir.
    335’te Kerim Eskişehir’e gitti,
    mektebe, teyzelerine ve dayısına.
    Dayısı şimendiferde makinistti.
    Düşman elindeydi Eskişehir.
    Kerim on dört yaşındaydı,
    kamburu yoktu.
    Dümdüzdü fidan gibi
    ve dünyaya meraklı bir çocuktu.
    Dayısı sürmeğe gittiği günler şimendiferi
    Kerim’e ekmek vermediğinden teyzeleri
    (çok uzun saçlı, ihtiyar iki kadın)
    Hintli askerlerle dost oldu Kerim.
    Bunlar
    (şaşılacak şey)
    Türkçe bilmeyen
    ve siyah sakalları, siyah gözleri parlak,
    avuçlarının üstü esmer, içi ak
    ve tel örgülerin üzerinden
    Kerim’e bisküviti kutularla atan amcalardı.
    Kocaman bir ambarları vardı,
    Kerim içinde oynardı.
    Ambarda nohut çuvalları, bakla, kuru üzüm,
    (şaşılacak şey,
    katırların yemesi için)
    ve sonra cephane sandıklarıyla silahlar.
    Bir gün dedi ki makinist dayısı Kerim’e :
    «Ambardan silâh çalıp bana getir,
    gâvura karşı koyan zeybeklere göndereceğim.»
    Ve ambardan silâh çaldı Kerim :
    bir
    bir tane daha
    beş
    on.
    Aldattı Hindistanlı dostlarını
    zeybekleri daha çok sevdiğinden.
    Zaten çok sürmedi, parlak kara sakallı amcalar gitti,
    Kerim geçirdi onları istasyona kadar.
    Ertesi gün Lefke köprüsünü atıp
    zeybekler gelince Eskişehir’e
    dayısı Kerim’i elinden tutup
    verdi onlara.
    Ve işte o günden sonra
    bugüne kadar
    kahraman bir türküdür ömrü Kerim’in.
    Eskişehir’den alıp onu
    «Kocaeli Grubu» paşasına götürdüler.
    Çatık kaşlı, yüzü gülmez bir paşaydı bu.

    Çabucak öğrendi Kerim ata binmeyi,
    sığırtmaç olmayı
    -zaten bilgisi vardı bunda-
    kayalardan genç bir keçi gibi inmeyi,
    gizlenmeyi ormanda.
    Ve bütün bu marifetleriyle Kerim
    kaç kere ölüme bir kurşun atımı yaklaşarak
    ve «Geçmiş olsun» dedikleri zaman şaşarak
    düşman içinden geçip getirdi haber
    götürdü haber.
    Onu namlı bir «kaptan» gibi saydı çeteler,
    bir oyun arkadaşı gibi sevdi çeteleri o.
    Ve bir fidan gibi düz
    bir fidan gibi cesur
    bir fidan gibi vaadeden bir çocuğun
    sevinçle oynadığı bu müthiş oyun
    sürdü 1337’ye kadar…

    Kocaeli ormanı gürgen ve meşeliktir :
    yüksek
    kalın.
    Gökyüzü gözükmez.
    Durgun bir geceydi.
    Hafif yağmur yağmıştı biraz önce.
    Fakat ıslanmamış ki yerde yapraklar
    karanlıkta hışırtılarla yürüyordu beygiri Kerim’in.
    Solda
    ilerde
    tepenin eteğinde ateş yanıyordu :
    «Tekneciler» diye anılan
    gâvur çetelerinin olmalı.
    Dallardan damlalar düşüyordu Kerim’in yüzüne.
    Beygirin başı gittikçe daha çok karanlığa giriyor.
    İpsiz Recep’in yanından dönüyordu Kerim.
    Kâatlar götürmüş
    kâatlar getiriyor.
    Birdenbire durdu beygir,
    heykel gibi,
    -Tekneciler’in ateşini görmüş olacak-
    sonra birdenbire dörtnala kalktı.
    Şaşırdı Kerim.
    Dizginleri bıraktı.
    Sarıldı beygirin boynuna.
    Deli gibi gidiyordu hayvan.
    Çocuğa art arda çarpıyordu ağaçlar.
    Meşeleri ve gürgenleriyle orman
    karanlık bir rüzgâr gibi geçiyor iki yandan.
    Kim bilir kaç saat böyle gidildi.
    Orman bitti birdenbire.
    -Ay doğmuş olacak ki ortalık aydınlıktı-
    Ve Kerim aynı hızla geldiği zaman
    Armaşa’nın altında Başdeğirmenler’e
    beygir ansızın kapaklandı yere,
    tekerlendi Kerim.
    Doğruldu.
    Ve aklına ilk gelen şey
    saatına bakmak oldu.
    Kırılmıştı camı.
    Bindi beygire tekrar.
    Hayvan topallıyordu biraz.
    Uslu uslu yola koyuldular.
    Sol kulağı kanıyordu Kerim’in,
    Kirezce’ye geldiler
    (Sapanca’yla Arifiye arası),
    Kerim durdu,
    Biraz zor nefes alıyordu.
    Geyve’ye girdi ertesi akşam.
    Beli o kadar ağrıyordu ki
    inemedi beygirden
    indirdiler.
    Kerim’i bir yaylıya bindirdiler.
    Adapazarı.
    Sonra belki on gün, belki on beş,
    kağnılar, mekkâre arabaları,
    sonra, gitgide daralan nefesi,
    Yahşıhan,
    Konya,
    Sile nahiyesi
    (burda malûl gaziler için
    takma kol ve bacak yapılıyordu),
    ve nihayet Hatçehan köyünden çıkıkçı Şerif Usta.
    Hâlâ rüyalarında görür Kerim
    incecik bir yoldan eşekle gelip
    üzerine doğru eğilen
    bu çiçekbozuğu insan yüzünü.
    Usta, ovdu Kerim’i bayıltıncaya kadar.
    Sonra, zifte koydu bu kırılmış dal gibi çocuk gövdesini.
    Yirmi gün geçti aradan.
    Ve sonra bir ikindi vakti ziftin içinden
    Kerim’i kambur çıkardılar.

    #100023252

    afflicted_
    Katılımcı

    Bitsin artik dövüş kavga
    Haydi haydi Türk milleti
    Çalişalim dalga dalga
    Haydi haydi Türk milleti

    Komşular kana bulandi
    El gitti ay’a dayandi
    Dünya kalkti hep uyandi
    Haydi haydi Türk milleti

    Çok uyuduk bunca yildir
    Uyan kimligini bildir
    Duracak zaman degildir
    Haydi haydi Türk milleti

    Gelin ile kizin ile
    Her tarafta bezin ile
    Tüm olanca hizin ile
    Haydi haydi Türk milleti

    Sen büyük millet’tin ezel
    Böyle zayif durma düzel
    Dilin güzel, tinin güzel
    Haydi haydi Türk milleti

    Hepimiz baci birader
    Çalişana kimler ne der
    Mahzuni Şerif beraber
    Haydi haydi Türk milleti

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 20) görüntüleniyor