1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 18) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100034922

    gulbeyaz
    Katılımcı

    çayırkuşu engelsiz yapraklara
    havası dondurulmuş ve suyundan alıkoyulmuş
    bir ay gecesi tanrısıyla
    elişi kağıtlarından ev demetlerini
    ve deniz başlarında
    küçük ve yuvarlak ellerle tutulmuş çocuk etekleri
    çayır kuşunu engelsiz yapraklara

    çaçaron hep evleriyle onlara bir akşam geçidi
    vurulmadan ve korkusuna
    sebepsiz kapılmadan
    duvarlara yapılmış heykel ağızlarındaki sözlerin
    ve eski risimlerde
    yerli oyulmuş
    gözlerin ve hiçbir vehmin önünde
    vurulmadan ve korkulara

    yazı sonu alınan bir kuştu
    yerle gök arasında
    kadırgalarında renk atmaz cömert çiçekler
    su altlarında ve yürek diplerinde
    zarı delinerek bir an bekleyen
    kanatları sabra
    ve kabus sonlarına
    çarpan konuşan ve sesler çeviren
    yerler gök sonlarında
    görülmeden tanınan
    ve en gerektiği yerde anılan
    civa sıcağı yurtlar
    çamdan insanı çiğneyen sakızlar
    korkuya öteye ve dünya seslerine
    çarpan çalkanan
    bir yamaçta yalnız başına durabilmiş
    açabilmiş çalılar

    çayırkuşu insan ve toprak levhasında
    gagası ışıyınca durur anlatır
    bildirir ki güneştir
    her an sabah sesi çıkaran
    ve devran deyince
    insanın isim verdiği yüceden
    göğü kollayan ve ufuktan aranan
    bir çift gözü en son şekliyle
    her an bir zindan resminde çağıran
    güneştir gagası
    ışıyınca çayırkuşunun

    bir savaş bütün bunlarla doludur
    ölüm beyin düzlerinde
    sık sık gezinen ve işte tamam yerine
    her dokunuşta bir delik açılan
    ve hepsi bir tek karanlığa açılan

    Cahit Zarifoğlu


    ddnzsk
    Katılımcı

    Senin ucuz bir fahişe olduğunu biliyordum Bana söylediğin tüm yalanları da Ben sarı yapraklı yollarda dolaşırken marinada denizi izlerken sen ucuz barlarda kahkahalar atıyordun Şimdi her şey bitti ağır ağır Yok oluyordu hüzünlerde Sevgilerde bitiyormuş İnsan geç anlıyor bazen geç kalıyor yüzüne tükürüyor gerçekler şiddetle Seni sevmek bir hata değildi insan bir fahişeyi de sevebiliyordu Sözler aşkta tutmuyordu laf geçmiyordu doğru yanlış yoktu aşkta, kalbinin ardından sürükleniyordun uzunca Ve bitmeyen yollara rehber oluyordun karşına çıkacaktan habersiz Gidiyordun yol iz bilmeden
    Şimdi sus sesini duymak istemiyorum aynı kaldırımlarda karşılaşmak bile İçimdeki ses sadece iyi ol diyordu fahişe Bir gün sende anlayacaktın ama, zamana kurban gitmiş eskimiş bir eski eşya gibi görünmek istenmeyen bir yere konulacaktın sonra unutulacaktın orda İşte o zaman anlayacaksın beni Eski bir eşya gibi unutulduğunda Sigaralara ve şarap kadehlerine sarılacaksın ucuz şaraplar içeceksin Renkli dünyandan sana bi bok kalmayacak?
    Ben aynı adam yeşil gözlerinde umutlar saklayan belki canım çok yanacak seni böyle görünce Ama ben yine o sarı sararmış yaprakları toplayacağım denizi izleyeceğim Hiçbir şey değişmeyecek, belki acılarım dinecek, biraz daha büyüyeceğim? Yerine bir başkasını sevmek belki zor Sana bakıyor gibi bakmak sana dokunur gibi dokunmak ellerini hissetmek Ve yüzümde tebessüm oluşturan her şeyi bir başkasında aramak Mümkün değil biliyorum o yüzden sana kızgınlığım, kırgınlığım İnsan bir fahişeyi de sevebiliyormuş Bir daha asla geri dönmeyecek mucizeyi?
    Gidiyorsun, gitmek kolaydır, elinden tutarsın gözyaşlarının yürürsün artık sana ait olmayan kaldırımda Kapattığın kapının ardında bıraktığını düşünerek tüm yaşanmışlıkların bakire bir bahar ısmarlarsın tanrıya Sonra çok sonra anlarsın elinden tuttuğun sadece göz yaşlarının olmadığını, tüm yaşadıklarında senle gelmiştir, bunu en çok uykusuz gecelerde kabusla uyandığında anlarsın? Şimdi gidiyorsun demek Gitmelisinde ardına bakmadan Ağlamayacağım, kapattığın kapının ardında bıraktığın adam yolunu gözlemeyecek Hatta artık daha iyi görünmeye çalışacağım Gözlerimin altındaki kırışıklıklarla ilgileneceğim daha çok bakacağım aynaya
    Bir fahişeyi seviyordum biliyordum Hayatımda ki her şeyin boynuna kemendi takarak asıyordum bana ait ne varsa düşünmeden Aşk böyleymiş, gözün kör kulağın sağır olurmuş İlacı olmayan bir hastalık gibi yapıştın kalbime hiç gitmeyecekmiş gibi, canımı acıtıyorsun Duyuyor musun canımı acıtıyorsun Ben seni sevmeyi sevdim beklide yerini bir başkasının dolduramayacağı bir fahişeyi sevdim Ve şimdi her şey daha ağır geliyor Daha çok canım yanıyor Yanık ağrılarıyla kıvranıyorum abdessiz gecelerde? Geceye sessizliğe yarım kalmış her şeye ağzımda uygun küfürler var
    Yaz geldi ben evimde bıraktığın odada aynı koltuktayım Brahms ve Jazz dinliyorum Tecavüz ediyorum tüm iyi niyetlerime Seri bir katil olma isteği canlanıyor içimde, türlü türlü işkenceler yapma istediği Ellerim titriyor daha fazla içmemem gerektiğini anımsıyorum Olmuyor kanla boyanmış gözlerim intikam diyor Seni hala seven inatçı yorgun kalbimse merhamet et diyor Sürgün ediyorum kendimi senden çok uzakta, merhametim kalıyor baş ucunda?
    Son gece ateşlenmiştim dudağımda uçuk çıkmıştı terlemiştim çok yorgun bitkin hissediyorum kendimi Gidişin ağır geliyordu Sen hüznümün gülümseyen yüzüydün çünkü Yirmi bir gün oldu tam yirmi bir gün ateşler içinde yanıyorum Sense sevişiyorsun sana ait olmayan tenlerde Bir fahişeyi sevmek bu kadar ağır olamaz Tanrım sen şahitsin, sen biliyorsun her şeyi Takvimden yapraklar söküldükçe unuturum diyordum, insan sevince unutamıyormuşAğlatan filimler seyrediyorum şarap içiyorum midem ağrıyor her yeri dağıtıyorum Her şey bildiğin gibi, paramparçayım Kitaplarım ve boş kağıtlar yerde duruyor düzenli değilim artık? Şimdi sarılıyorum kendime uyurken sabaha kadar buz tutuyor vücudum İçimdeki tüm imgeleri boş sokaklara attım Neşter vurup kalbime söküp atamam ki seni Biliyorsun, ben bir mucizeyi seviyorum?

    #100032925

    newbahar
    Katılımcı

    Bugün 1 Mart…
    Bugün bende kalsın olurmu?
    Artık zaman bile yetmiyor yaşadığımı sanmaya.
    Yinede gözlerindeki ışık güzelmiş gibi gösteriyor bu kenti bana.
    Sorma…
    İstanbul gözlüm.
    Bazen yağmurlarla, bazen gözyaşlarımla ve bazende sensiz geçen zamanla.
    Her uzak şey gibi öyle yalnız hayal.
    Dün eskidi artık…
    El ayak çekilmiş saatlerinde İstanbul’un
    Kaldırımlar çamur etrafta kağıt topakları, Beşiktaş’ta İlkbahar rüzgarları…
    Yapraklar sarı hüzünler olgun…
    Gece yorgunu gözlerim beton şehrin sokaklarında
    Ben yanımda sana hüzünlü epey yol üstü sözler getirdim…
    İçinde sen kokan İstanbul rüzgarı ve masmavi deniz kokusu.
    Hava soğuk, bir koyu gece…Buğulu camlarda tükeniyor umutlar…
    Yürüyorum şehrin ıssız sokaklarında
    Arkamda sessizlik kalıyor sadece, artık seni fısıldamakta rüzgar
    Bugün 1 Mart Mevsim İlkbahar…
    Özledim seni sanırım…

    Bugün 1 Mart…
    Bugün bende kalsın olurmu?

    Şimdi Yitirilmiş Bir Hayallerin Kapısında, bir Bahar sabahında hüzün…
    Gitmişlerime Ağlarım Yetinmişlerimde Yüzüm
    Ne sen varsın bende, Nede Ben o kadar yüzsüzüm…

    #100031929

    Konu: YAZIYORUM

    grup forumunda Fatih Turgay AKÇAY

    İklima
    Katılımcı

    Geceyi yazıyorum sana,
    Işıkları,belki de yaprakları,
    Gülün kokusunu yazıyorum sana…
    Her bakışında yazıyorum doğayı,
    Gökyüzüne ,denize yazıyorum ismini,
    Yıldızlar kadar uzaksın sabahıma,
    Karaya yazıyorum,
    Sonu olmayan yollara,
    Hiç bitmeyen yeşillere yazıyorum ,
    Geleceğine , yarınlarına,
    Yıllara yazıyorum ismini…
    Al götür bedenini,
    Ruhuna yazıyorum seni,
    Şakağından vur Aşkı,
    Doldur şişelere sözlerini,
    Barlara yazıyorum seni…
    Ağaçlara,dallara değil,
    Fallara yazıyorum seni…
    Akıllara,fikirlere değil,
    Zikirlere yazıyorum seni..

    #100031773

    idriscaglar
    Katılımcı

    Zaman çok geçmeden
    Unutursun dediler
    Söner yüreğinde bu yangın
    Aramaz gözlerin köşe başlarında
    Anılar senden
    Sen de anılardan uzak
    Bir daha sevmek mi?
    Bu artık sana yasak diyen
    Falcılar da yalan söyledi

    Uğramak yok bir daha semtine
    Hep uzak kalacağız senden
    Üzülmeyecek yüreğin
    Titremeyecek ellerin
    Ve en önemlisi
    Bir daha ağlamayacak gözlerin diyen
    Anılar da yalan söyledi

    Susacağız senin olduğun her yerde
    Her şey kör, sağır, dilsiz?
    Bir damla rüzgâr esmeyecek
    Dalında yaprak sükût içinde
    Yuvada kuşlar?
    Dışarıda kimsesiz çocuklar
    Deniz
    Toprak
    Ve bulutlar?
    Sana acıyarak bakmayacak
    Hiçbir şey diyen
    Şarkılar da yalan söyledi

    Bir daha aramıza almayacağız onu
    Bir daha anmayacağız adını
    O ıslak gözlerini
    O yalan sözlerini
    Anlatmayacağız diyen
    Şiirler de yalan söyledi

    Artık resimlere bakmak yok
    Şiirlere bakmak yok
    Anılara bakmak yok
    Düşünmek yok onu
    Hülyasını kurmak
    Ve sonra bir bulut misali
    Ağlamak yok diyen
    Bu gözler de yalan söyledi

    #100031606

    musadenizle
    Katılımcı

    insan oyunlarında yas tutmuş, kurumuş dağlar ovalar
    kır çiçekleri değil dükkanlarda satılan
    gülüm yazan, yavrum yazan, yiğidim yazan
    kapıları tıkayan mezarlık çiçekleri

    yakın kentlerin uzak köylerine yazıyorum şiirimi
    kan sesi dinledik yırtılan damarlardan
    töre dedik, kin ve öfkeyle düğümlendik
    diyetini kestik
    berdel oldu, bedel ödedi hayvan niyetine eksik etek
    oysa seslensek?
    sesimizi duyacak kadar yakındı insanlık

    kirli ellerin uzadığı zamanlardayız
    utancın en utancı göz uçlarında geleceğin
    unutulmuş belgelerde bir tarih ağlıyor
    türkü değil, ninni değil, gökyüzünde bir uğultu
    eli sopalı, cellat sıfatlı insancıklar kin doğuruyordu
    kavrulan ozanların dumanından boğulan
    yüreği kan ağlayan sivas?a yazıyorum şiirimi

    her nerede…
    şehvetle sıvazlanan saçlarda çözülen örüklere yazıyorum
    lekeler sürüyorlar etek uçlarına evlat tadını bilmeden
    meçhule sürüklenen bulutlara
    dağlara yüklenen dertli ağıtlara
    yüreği dağlanan, yas bağlanan yuvalara
    karanlığa gömülen taze cesetlere sorun bu hali

    sözlerim yüreğim kadar büyük, gözlerim kadar keskin
    dağların altında, karanlığın dibinde kalan
    ham bir yüzün, cinsel objeliğini yakıyorum
    yıkıyorum körebe oyunlarını, boyun eğdirmiyorum
    tavadaki bulgurdan kaçıp, pirince saplanan kaşıkları kırıyorum
    kışkırtıyorum kendimi balçıktan fırlayanlara
    gerinen bedenlerde, esneyen şehvetli ağızlara tükürüyorum
    alnı ak, yüzü açık dizelerimde…

    dalları kuruyan, yaprakları dökülen ağaçlar kadar çıplak çepleri görüyorum
    tezgahların kral meyvelerinin karşısında ellerin titrediğini
    bakışların yön değiştirdiğini haykırıyorum
    haykırıyorum ağlayan bebeklerin etekleri çekiştirdiğini

    üstüne bağdaş kuran burjuvanın altında, inliyor kaza öykünen tavuk
    marlboro dizili raflarda esaret konuşuyor
    coca colada kızıl kan
    kadeh kadeh tüketilen masalara haykırıyorum
    sokağımdan, evimden, kendimden nefret ediyorum
    nefret ediyorum köşedeki bakkaldan
    yıkıyorum aciz ruhların mahremiyetini
    merdi namerde muhtaç ettiren, koltuk sevdalarında ağlatıyorum yüreğimi

    kendi toprakları üzerinde savaşmak ötekiyle berikiyle
    savaşmak tüketmektir insanlığı içten içe
    bencillerin zımparasında parça parça cesetler
    küfür kadar kolay indi
    tokat kadar kolay indi
    kan akıtmak kadar kolay döküldü toprağa
    binlerce ölüsüne ağlayan yüreklerden sesleniyorum

    nefesi kan kokan
    eti tırnaktan ayıran ömür törpülerine kışkırtıyorum dilimi
    küçüğüne – büyüğüne
    gelmişine – geçmişine
    azıcık dokunsam biliyorum kan revan
    inadına inadına…
    kör bıçak saplıyorum vicdansızların şah damarına

    Müsade Özdemir

    #100031089

    Konu: KIRLARA BAHAR YETMİYOR

    grup forumunda Adnan YÜCEL

    Ogniela
    Katılımcı

    Herkes kendince seviyor baharı
    Kimi ufuklarda yaşamı karşılıyor
    Kimi bakışlarda yeni başlayan aşkları
    Ey yasa bürünen mayıs sabahları
    Kimler onarıyor şimdi
    Dallarda dağılan kuşsuz yuvaları

    Yapraklar üstünde yanan gözyaşları
    Tutulan yasın gizli sözleri
    Damlalar
    Yine tan vakti analar mı ağlıyor

    Ben bu baharlara bahar diyemem
    Dersem şivan düşer bahçelere
    Nerde yaşamın o fidan coşkuları
    Aşkın gelincik yangınları sevgiler
    Kırlara bahar yetmiyor ne yapsak
    Kara haberlerle soluyor güller

    Kim kimden alınıyor bu topraklarda
    Bu topraksa tohumu biz
    Her bahar boy verip yeşermişiz
    Şu çiçeklerse gözlerimiz
    Gizli gizli açılıp sevinmişiz
    Siz bu sevinmeyi yaşayabilir misiniz
    Geleceği besleyen emeğin sabrını
    Bir suyun akışında bulabilir misiniz
    Ve karanlığın ihanetine karşı
    Tetikte nöbetçi bütün sabahları
    Ölürcesine sevebilir misiniz
    Siz bu sevdayı öldürebilir misiniz

    #100030798

    Konu: BİR MUCİZEDİR AŞK

    grup forumunda Saniye EROL

    sudenaz
    Katılımcı

    yutkunduğun sözleri
    bir sualtı şehrinin söylenmemiş vodvilleriyle
    yollarıma sereceğim.

    kuruyan ağustos yapraklarını
    pembe bir deniz çiçeği gibi
    sabrın kutsal elleriyle yeşerteceğim.

    nefesimle
    doldurup çatı boşluğuna mercan rampasını
    ruhundaki fırtınaları dindireceğim.

    bakışlarımın muskasıyla
    örerek göz göz büyük bariyer kayalığını
    kudurmuş dalgaları sakinleştireceğim

    tenine dokunup
    bilmediğim gölgeler arasından geçerek;
    lokman gibi/ hücrelerini yenileyeceğim

    söz veriyorum sana;
    binip eylemin kısrağına, doğaya hükmedeceğim…

    #100029373

    Aysun
    Katılımcı

    Bir sevda masalıydı bu,
    Kulaklarımıza fısıldanan,
    Titrek mum alevi gibiydi gönlüm,
    Yolunu gözleyen,
    Rüzgarın kollarına sığınmış sarı bir yapraktım,
    Ellerinde titreyen,
    Ruhuma dokunduğun o ilk anda,
    Sendin içimde ürperen.

    Bir nefeste yanındaydı yüreğim,
    Bulutların en mavisinden,
    Dokunuşunla buzullar erirdi kalbimde,
    Hasretinden,
    Ya gözlerin;
    Gözlerin miydi beni anaforlara sürükleyen,
    Sözlerin belki de,
    Kapkara bulutların ardından süzülen.

    Sensizliğin sokaklarında,
    Kayboluyorum git gide,
    Sızlayan şu kalbim söz dinlemiyor,
    Sonunu bile bile,
    Geç gelen bir mutluluk bu,
    Hüzünleri doğuracak belki de,
    Ne senden vazgeçeceğim,
    Ne de sevginden ömrümün son deminde.

    Sevda ateşin bu,
    Bir kez düştü yüreğime,
    Sevgim; rüzgara emanet,
    Getirsin diye kulaklarına bir esintide,
    Düşlerinde, sevgimi fısıldasam,
    Ruhuna dolsam bir öpücükle,
    Ve desem ki ?Sensin canımda can?.
    Sarılsam, kalsam,
    Ölsem öylece.

    Ayşe Manav

    #100028474

    sudenaz
    Katılımcı

    sokaklara dökülmüşse aşk
    sorar her yanı isler dumanlar gibi
    anlaşılmaz sözler tutsak şarkılar
    yankılanır yüreklerin kazanında
    göğü çalkalayan uğultularıyla

    bir kuytuda döşemelere sarılmıştır bazan
    ya da dibindedir billûr suların
    gülümseyen ışıklar derinliğinde
    belki dağları basan bulutlardadır
    gölgesi başımızda dolaşır

    eskidir mahzundur taş kaldırımlar
    can çekişen sevincin hüzne dönüşmesiyle
    ansızın bir şey bitti sanırken
    bulvarlar ağlar gök açılır
    sürükler aşkın seli
    çocuksu yüreklerin yapraklarını

    #100026749

    Ogniela
    Katılımcı

    Sitemim Sana Değil (3)
    Ben; sevgisizlik çölünde bir gül bitirecek,
    Ölümü bekleyen bir bülbüle can verecek,
    Bir yudum sevgi istedim..
    Canıma can katacak bir sevda ile yaşamak,
    Aşkın sonsuzluğunu bulmak istedim..
    Bu uğurda ölümle gelecek ürpertileri bile..
    Sevgiliye vuslat olarak bildim..
    İçimdeki bu korkunç yangını söndürmek için..
    Cehennemin alevleri içinde kalmaya..
    Dilim bağlı, kalbimin yıkılışına razıyım..
    Serseri ruhumun sefaletine..
    Bir kerecik olsun, bakmayacak mısın?
    Bir tomurcuk kadar taze olan sevgim..
    Henüz yapraklarını açmaya başlamıştı ki..
    Merhametsiz bir hazan yeli bile..
    Yapraklarını yere sermeye yetti..
    Hiç hazan yelinden sağa sola savrulmuş,
    Darmadağın olmuş yapraklardan olur mu?
    Yepyeni taze bir gül goncası..
    Bir gün senin yüreğinde, güneşin battığı gibi batacak
    Perişan olacaksın, kahredeceksin yaptıklarına..
    Pişmanlıkların ardı arkası gelmeyecek belki..
    Geride bıraktığın kırık kalplere..
    Ama şunu bil ki..
    Feryadım gönlüme..
    Gönlümdendir şikayetim..
    Her insan gibi bende güzele aşığım..
    Aşk ise sevgidir güzelliktir..
    Muhabbette kusur olmaz, sevgide asla..
    Artık beni açmıyor, yalan sevgiler, sözler..
    Lacivert gözlü geceler bile, artık bana..
    İlham vermiyor, karartıyor kalbimi..
    Söz geçiremiyorum artık..
    İyilik hislerimi tarumar eden,
    Beni bir gulyabani haline getiren şeytan..
    Artık beni kandıramayacaksın..
    Ben dirilmek isterken,
    O, sanki beni boğuyor..
    Ben varolmak için çırpınırken,
    O gönlüme ümitsizlik çalıyor..
    Artık yüreğim dayanamıyor..
    Çölün acımasız serapları arkasından koşa koşa,
    Son bir hayal kırıklığı yaşayacak..
    Takatim kalmadı..
    Bak bulutlar selamlaşıyor,
    Yıdırımlara gamze çakıyor adeta..
    Tıpkı sana duyduğum hislerim gibi..
    Ya bu sevgin beni;
    Çölde canına can katacak bir su arayan misali,
    Sürüm sürüm süründürecek,
    Ya da yüreğindeki aşk pınarından,
    Kana kana içip güldürecek..
    Son defa haykırıyorum..
    Sitemim sana değil,
    Sadece yaralı yüreğimedir…

    #100024269

    afflicted_
    Katılımcı

    “Bir tek dileğim var mutlu ol yeter? sözünün
    bir kamyon yükü
    anlam taşıdığı günlerdi

    Kaldırımlar toz ve kağıt topakları
    Ankara?nın
    Ankara?nın sonbahar yaprakları
    ayvalar sarı
    hüzünler olgun
    yaz yorgunu gövdeler serili betonlarda

    Ben yanımda çok acıklı
    epey yol üstü sözler getirmiştim.
    ?Sanki terk edilmiş bir viraneyim
    her yanım dağılmış yıkılmışım ben?

    Okul önlük mevsimi
    ve kaplanması kitapların
    cumhuriyet gazetesiyle
    bir ön beslenme çantası kompleksi
    malum şu otlu peynir meselesi

    Saçlarını süt mısırı örgü yapmış
    bir al yüz koca göz görüyorum.
    Sanki o tehlikeli yolun başındayım
    Aşk?a geliyorum!
    ama yanıma hep
    köy zılgıtlı sözler almışım
    arabesk kalıyorum
    her kent soylu aşkın karşısında
    ?Bir kulunu çok sevdim? diyorum
    ?O beni hiç sevmiyor? diyorum
    ?Kalbimi ona verdim
    artık geri vermiyor? diyorum.

    #100022586

    Kaptan
    Yönetici

    Hala bıraktığım yerde hatıralarım
    Direncim gün geçtikçe azalıyor
    Boş bir sayfaya ömrümü karalıyorum
    Ne kadar düşünsem de bugünlerde
    Hatıralarımı hatırlamıyorum.
    Derin bir orman kokusu çekiyorum içime,
    Rüzgar ağaçlara çarptıkça
    Yapraklar bir türkü tutturuyor
    Bir ıslık gibi geçip gidiyor rüzgar
    Ben üşüyorum,
    Havadaki nem kemiklerime işliyor,
    Çatlamış dudaklarım ise
    Bir bardak sıcak çayın özleminde,
    Sözlerin gibi, yüzün gibi
    Sıcacık,
    Oysa dostluğunu özledim,
    Ve doğmamış güneşlere orantıladım
    Hayatın anlamını.
    Hiçbir şeyi hatırlamak istemiyorum,
    Belki de tek bir şeyi unutmak istiyorum,
    İçimden kopup gelen,
    Bir ırmak bir nehir,bir şelale gibi
    En sonunda dökülecek okyanusa
    Ve kaybolup gidecek
    Okyanusun köpüren dalgaları arasında ömrüm.
    Başka bir boyuta geçişin anatomisi
    Yüreğimdeki dağınıklık,
    Ömrümün içindeki kök salmış bu tezat
    Çarpıp kayalıklara,
    Bin parça olacak birazdan.
    Hatırlamak istedikçe
    İçine gömülüyorum geçmişin
    Şimşekler çakıyor
    Anlık bir aydınlık kaplıyor her yanı,
    Sonra her şey kendi karanlığına gömülüyor.
    Beynim,
    Bir demirci ustasının örs ve çekici arasında
    Vurdukça vuruyor,
    Ama bir türlü şekle girmiyor,
    Ustada şaşırıyor bu işe.
    Geçmişimi bir teleskopun arkasından izliyorum
    Uzak yıldızlar gibi,
    Karanlığa serpiştirilmiş birkaç nokta,
    Hiç biri seçilmiyor,
    Derken onlarda kayboluyor bir gün ağartısında
    Ve ben geçmişsiz kalıyorum
    Geleceğe merhaba bile demeden.
    ne acıdır ki kayıp bir kent gibi
    hatıralarımda kayboluyor,
    belirsiz bir çizgi oluyor yaşam
    sonsuza doğru uzanan,
    bilmeden, bilinmeden
    sınırsızca yaşanan…

    #100022177

    Konu: MÜEBBET TÜRKÜSÜ

    grup forumunda Nevzat ÇELİK

    likevoyager
    Katılımcı

    I

    önce kol sonra sürgü sonra anahtar açılır kapı
    itilirim sırtımdan ben ebedi kiracı kesilmiş hükmüm
    önce sürgü sonra kol sonra anahtar kapanır kapı
    bir ömür boyu diri diri içmek için gövdemi
    dolanır bacaklarıma balçık gibi ağır bir karanlık
    çırpınsam küçücük pencerede çifte çapraz parmaklık
    üstünde yüzüme örtülür binlerce kare demirörgü
    her karesinde oyulmuş bir göz gibi kanar gökyüzü
    batan güneşim kapının önünde kıpkızıl asılırım biran
    ranzam tavana ranzam yere ranzam göğsüme çakılı
    kımıldasam göğsüm boydan boya yırtılacak sanki
    duvarlarını üstüme yıkacak hücrem adım atsam
    adım atsam apansız kurşun değdi kanadına kuşun
    tutun beni önüm berbat uçurum bu kimin sesi
    bırak torbanı atlas’a ödüldür gökkubbeyi taşımak
    düş kırıklığına salan salsın gözlerini bırak
    ranzanda yatak yatakta düşlerin dağınık kalsın
    yürü delikanlım beton altında toprak uyansın
    duvarı duvara vur ateş gibi bir ıslık tuttur
    yürü a benim deli gönlüm yürü kesilmiş hükmün

    II

    şarkılar türküler skeçler camdan cama gülücükler
    -olur böyle şeyler takma kafanı yatarız be-
    gecede ay mı var alttan alta katılaşan bir şey
    olur böyle şeyler takmıyorum kafamı yatarız be..
    biter havalandırma eğlentisi de gecenin bir yerinde
    son sigaranın ateşi kararır dostlar uykuya varır
    gece sefası bu mevsim açar mı gecede ay mı vardı
    idamdan müebbete düştüm müebbetten hücreme
    belki sıcaktı şubat gece karla başladı fakat
    en güzel yüzünü resminin yüreğime ters kapadım
    kırdım belleğimin bütün sırrı dökük aynalarını
    ranzam soğuk ranzam ayaz ranzam kar
    altımda demir üstümde ışık yanımda duvar
    üşür ellerim sensiz ellerim öksüz ellerim
    nerde portakal bahçesi kadar sıcak memelerin
    dönerim gene duvar gene soğuk gene ayaz
    düşlerim seni almaz düşlerime müebbetim sığmaz
    bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun
    güneşi yatırsalar koynuma ısınamam
    bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun

    III

    bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun
    sen yüreğimin dağlarında sakladığım kaçak kız
    seni sunuyor kar yüklü dallarıyla çam ağaçları
    kimliğin bende saklı uzanıp alsam alnın apak
    gece balçık gibi yapışıyor ellerime saat kaç
    tende yaşanmayacak aşkımız anladım tenimde isyan
    yorgunum ranzama uzansam gözlerimi kapatsam
    bir daha açmasam beni bu kapkara suskunluk
    beni öldürecek diyorum avaz avaz düşüyorum
    asama dikse anam kapımızdan balkona tırmansa
    akçamların kokusunu sen saçlarından savursan
    üç yanı sırılsıklam ülkem gibi hep acı dalgalara dirensen
    yanağından mutlu bir damlanın yuvarlandığını görsem
    kar da eridi çamur sonra yağmur sokaklar çıplak
    asfalt makadam bulvar ayaklarda o bildik bıçak acısı
    haki gömleğinden bir düğme aç ellerimden üşüyorum
    şafakları yunus çıkarsa ağlarından balıkçılar beter ağlar
    dudaklarında uzayan sigara külü martı kanatları ve türkü:
    bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun
    bulaşıyor dilime beni ağzınla sustur susturacaksan

    IV

    sabah oldu beni ağzınla sustur susturacaksan
    gazeteyle uzatıldı mazgaldan dürülmüş bir yangın gibi
    korkunç acılarıyla ellerime on üç yıl öncesinin vietnam’ı
    pirinç tarlaları bambu evleri insanları yani kavgaları
    1972 trag bang köyü ve temmuz güneşi
    ve yankee ve napalm yani ölüm bulutları
    yapışıyor sırtlarına çocukların çocukların bacakları tutuk
    çığlıkları var fakat ağızlarında boylarından büyük
    ilkokul çağında saçı kara çığlığı yangın küçücük kızın
    bant çekmişler göbeğinin altına ne ayıp ne yasak
    kaçıyor o güzelim çocuk bütün insanlığıyla çıplak
    elinden tutmalı göğsüme basmalı göğsümde soluklandırmalıyım
    benim de gözlerim yanaklarıma doğru çekilmeli acıdan
    ağzımı kulaklarıma dek yırtarcasına haykırmalıyım
    payıma düşeni almalıyım yedi milyon ton bombadan
    işte ben her acıda böyle sırılsıklam şaşkınım
    haykırılmış her çığlık burda benim ağzımı yakıyor
    durma kanıyor acılarım gövdemin neresine dokunsam
    kaldırmadan demir parmaklığı insanla insan arasından
    canım sevgilim ben bu yaraları kabuk bağlatmam

    V

    alnım parmaklığa gömülü alnımda tarifsiz hasret
    dörtbir yanım idam dörtbir yanımda türküleşen müebbet
    ne bir yıldız kayar üstünden ne bir çiçek açar
    hücreler burada susuz kör kuyulara benzer
    her bahar duvara koşar da sarmaşıklar yaz biter
    yorulur sonunda salkım saçak dal budak ağaçlar
    gözlerimi içime çevirmesem gözlerim duvarda kurur
    bir an büyüse suskunluk kulaklarıma kurşun akar
    belki bu yüzden yüreğimde tepesi karlı dağlar
    boydan boya karadeniz boydan boya toros
    akdağ karadağ altındağ cudi ağrı canik aras
    vurulup öldüğüm kalkıp çocuklar gibi güldüğüm dağlar
    yakındır eteklerinde dudaklarına özenir kiraz
    ellerin tüfeğinden çözülür göğsüne ılık ılık kan yürür
    dişlerinin arasında apak ilkbahar kardeleni uyanırsın
    tenin buğulanır bilirim dudakların mahmur uykudadır
    kollarını açıp gerinirsin ormanın bütün ağaçlarınca yeşil
    dokunabilsem sana çoğalırdım saçlarınca tel tel
    yüreğimin ırmaklarını aykırı akıtıyorum dağlara doğru
    süzülüp gelsen suda bir papatya kadar güzel

    VI

    saçlarını yastık yapıp yatıyorsun öyle düşünüyorum
    yorgan diye geceyi dört mevsim üstüne çekiyorsun
    yaprak düşer ay düşer yıldız düşer kar düşer
    kurşun düşer üstüne bomba ölüm ayrılık düşer
    apansız sena düşer aklıma beni ağzınla sustur
    göğsü isyan göğsü ateş göğsü tomur tomur
    sena onaltı yaşının heyacanını tarar aynada
    çıplacık boynu.. el-boruk dağlarında israil konvoyu
    kıvrılır yılan gibi.. nazi fırınlarından sarı yıldız uyanır
    aynada gözlerini bırakır gözleri iki yüz kilo bomba
    içine 504 peugeot’nun büsbütün bir kinle oturur
    kanatlanır avına sena mehdillah şii müslüman kız
    sedir ağaçları değil yanan köyleri geçer iki yanından
    hükmünü okur benim ülkemde filizkıran fırtınası
    dalların acısı gelir hücremde beni bulur
    konvoy patır cizze arasında durur.. sena atmaca
    sena nisan dalları gibisin sena sena
    fünye fitil ateş.. sena dur ama durma..
    gövdesinin dört katı ağır bombayla patlar güzelim kız
    beni ağzınla sustur susturacaksan

    VII

    bu türkü hiç bitmeyecek karanlık sular akıyor içime
    her dizesi bir fırtına belki soluğum yetmeyecek
    korkarım teninden avuçladığım buğu uçup gidecek
    yastığım sımsıkı yastıkta aralanmıyor dudakların
    kış üşümesiyle durma sırtını dönüyor yatağım
    bir yangından çıkmışım tepeden tırnağa yanık
    çekip almışım bir çocuğu çığlığı bende kalmış
    yana yana dost kapılardan yüzgeri olmuşum
    su dökenimi aramışım inatla beni ağzınla sustur
    beni suskunluk kapkara suskunluk öldürecek beni
    sesi türkümün sesi sağanak yağmurları isterim
    dur altına sen de sağalır belki ateşi gövdemin
    duvarla başladı duvarla mı bitecek türküm
    şu dağlar eteği kuşatma tepesi karlı dağlar
    şu okul şu sokak şu ev şu ağaç şu bulvar
    düşünüyorum da sanki bir varmış bir yokmuş
    benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
    sesli konuş dışarda kalmasın çiçek yüklü dallarıyla bahar
    balçık gecelerden balçık gecelere çıkıyorum
    ayaydınlık sabahlara bir de sana inanıyorum

    VIII

    benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
    söyle ben türkü söylerken sıkı bassınlar yere
    yağmurlu bulutları tepelerinde taşısınlar söyle
    benim gecelerim tepeleme ısırganotu sevgilim
    dur durak yok bana bu bahar akşamlarından
    toprak deniz ve kadın kokularıyla dövüyor da kapımı
    bir karası aşıyor duvarı kahrolası karanlık
    kibriti çakılmış sigarayım nerede dudakların
    barut dumanıyla islenmiş belki kararmış saçların
    çekincesiz yıkanırsın deli çılgın akan sularda
    sular hırçın sular arsız ben ellerimle yapayalnız
    kovalanmışım çocukça düşlerimden taşa tutulmuşum
    balıkları oltada bir deniz gibi ayağa kalkmışım
    delikanlıyım yıldızsız gecelerde düşlerine kıran girmiş
    sensiz kupkuru bir dalım güneşin gözüne batan
    grevsiz işçiyim de ocağı tütmeyen evim
    öğretmenim diline sözcük sözcük yasak vurulmuş
    çocuğum elinde bir balon bulut bir dolu umut
    benekli balonlarım sonra bir varmış bir yokmuş
    benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş

    IX

    türkü söylüyoruz tahliyecinin ardından nedense yanık
    yanık birşeyler kokuyor havada ağlamak istiyorum
    ateş hattından çıkmışım beni ağzınla sustur
    tam bir hafta aralıksız dövmüşler barikatı
    kanlı upuzun bırakmışım üç arkadaşımı yorgunum
    yürürken şarapnel parçası düşüyor göğsümden
    çekilen ilk dişimmiş gibi alıp cebime koyuyorum
    daha otuzbir dişim var katıla katıla gülüyorum
    yaranı avuçlarıma ver ateş hattından çıkmışım
    yitiyor nöbetçi kulesi ellerim kopuyor parmaklıktan
    nerede susuzluğun bir yudum su kaldı mataramda
    ağzımda senin dudakların bir varmış bir yokmuş
    duvarın dibinde kurt köpekleri ve bolivyalı çavuş
    guevera’nın sırt çantasında neruda kahkahası
    ve ezbere okuduğun bizim şairlerimiz geliyor aklıma
    salt bizim işimizmiş gibi şaşıp kalmışım
    felâket yakışırmış meğer onlara da ölmek
    çınar dediğin de gün gelir devrilirmiş usulca
    anımsa ne derdik aramızda ona hadi anımsa
    a. kadir amca a. kadir amca a. kadir amca

    X

    benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
    söyle ben türkü söylerken sıkı bassınlar yere
    yağmurlu bulutları tepelerinde taşısınlar söyle
    ben yokum okulda fabrikada sokakta sen yoksun
    her adımda bir pusu her pusuda bir sevinç asılı
    kapılar kapalı pencerelerin perdeleri aralanmaz
    çocukların oyuntaşı parçalanır camlarda gülmeler açmaz
    ardına kapının süpürgeyle kurum yığar bir kadın
    öğrenciler başka işçiler başka bir başka ülkem
    sen neredesin insan kardeşim nerede neredeyim ben
    hücremin değil evinin duvarında bitiyor voltam
    buz gibi titriyor sırtıyla duvara sırtımı dayasam
    adımlarımı sayıyor bir iki üç… aklı karışıyor
    gün biter mi ay biter mi mevsim yıl biter mi
    duvardan duvara ömür biter mi şaşıp kalıyor
    kapısını açsa kapıma çıkacak ödü kopuyor
    işte bu insan kardeşimin ölümcül korkusu bu işte
    ağır mahkumum düşüyorum bütün uçurumları
    yüreğinin kayalıklarında yeşertemedi henüz bana bir dal
    paramparça parmaklarım korkusunu sıçrıyor uykusunda

    XI

    insan yaralarım kanadı beni ağzınla sustur
    yaralarım kanamasa gözlerim duvarda kurur
    kör sağır suskunlukları dipsiz düşüyorum
    ayırdına varmadan dibini çekiyorlar uçurumun
    beni dipsizlik kapkara dipsizlik öldürecek beni
    sözüm kurşun hasretim kurşun kurtuluşum
    açsana gülün yaprağını uçsana kanadını kuşun
    sevmesi sevişmek değil gülmesi gülüşmek
    çocuğunun saçlarını okşuyor elleri dalgın elleri uzak
    yasaklarca çalışıp konuşup yaşıyor yasaklarca
    hah desem unutup büyük ellerini kaçacak
    kaçacak ardında madeni sesler bırakarak
    keşif kolları çıkar inadına yasak ateşler yak
    kuşatmalar da kuşatılır bir yerde haber uçur
    alınıp satılabilen bir ülkenin müebbetiyim ben
    türküm duvarla türküm yangınla sürüp gidecek
    gencim delifişek gözlerim bir çift kara tüfek
    bütün umutlar menzilimde belki kızıyorlar sözlerime
    henüz bir avuç insan kardeşimi gördüm fakat
    şaşırmadan ellerini dimdik bakabilirken gözlerime

    XII

    benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
    çoğalmasın yangın sesli konuş güzelim insan
    adın bende gizli gölgen takibinde helikopterin
    her gece koşar gelirsin düşlerimin çekimine kapılıp
    kent dağa kavuşur ellerim ellerini bulunca
    ellerimiz buluşunca düşlerim gece baskınında
    çam ve ardıç kokularını göğsüme bırakıp
    kopar yürürsün ellerimin şehvetine sarınıp
    yürürsün canımın içi kanatlan çarçabuk
    serçe tedirgini adımların ele vermeden seni..
    kaç mahpus yılı düşlerime girip çıktın
    hep bir umudun allığı düşler ki sınırsız
    düşler ki yazdan kışa uçsuz bucaksız
    düşler ki yaşanan yıllara aykırı..
    kurumasın istemem rüzgârda salınmadık hiçbir dal
    minik ellerin yine kabzasında büyüsün silahın
    devrederken nöbeti fakat bir el değmeli eline
    acı bir bulut gibi taşıma saçlarını seni ülkem bildim
    yorulursun arama arama ellerimi ellerimi unut
    katmer güllerin açtığı dağlardadır aşk ve umut

    XIII

    umudum dağlarca yapraklarca umudum halklarca
    fabrikalar gecekondular.. duyuyorum tıpırtısını varoşların
    daha fazla dayanamaz bu beton bu demir bu plastik
    kolumu uzatınca elini buluyorum yan hücredeki arkadaşın
    eli sıcak elim sıcak sımsıcak umut yaşamak bu
    yaşamak bu diyorum kesip atıyorum karamsar yerlerimi
    ve gülüyorum gül sen de yüzünde güller açsın
    güney afrikalı zencilerin kavgaları erik çiçekleri kadar ak
    biliyorum nice kavgalar verilmekte bana yakın bana uzak
    hücre hücre direniyorum kuşatılsam da sayrılıklarla
    gün gelecek saçlarımın güz savrulması durmuş olacak
    duvarla boğuşmayacak hiçbir düş hiçbir adım hiçbir ayrılık
    ve hiçbir sözcük şiirde bir silah gibi patlamayacak
    ne müthiş bir duygu içerde umudu kıyasıya yaşamak
    çürütülmek ve öldürülmek olasılığı ağır basarken
    mutlu şarkıları ve zafer tarakalarını beklemek
    evet canım gün gelecek nasıl atılmışsam içeri
    öyle diri ve genç aşacağım yıkılan ilk duvarı
    oğlu kızı yitik bütün kadınları anam bileceğim
    sen diye öpeceğim ağzından karşıma çıkan ilk kızı

    XIV

    karşıma ilk çıkan kızı sen diye öpeceğim ağzından
    boynuna doladığım kollarıma ayaz vuracak belki
    soracağım nerde belinin çukuruna dolan saçların
    susturacaksa o kız da ağzıyla sustursun beni..
    direnmenin güzelliği yüzümüzde kış bahar yaz
    çok değişmedik fakat ellerimiz büyüdü azbiraz
    gökyüzünden çalıp yolla uçurtmaları salkım saçak
    ellerimizde çocuk merakı ellerimiz güzel haberlere aç..
    bana ince uçurumlara bakan kar bahar yüklü patikaları anlat
    ki iz sürücüler tıkanıp kalsın sonlarına bakınca o saat
    köylere inişlerinizi bir de bir de kentlere kaçamak
    yün çorapları önemse dağlarda korkarım ayakların donacak..
    ağlamaklı oluyorum ne güzel düşlerken kuşanmış günleri
    kırılacakmış gibi bütün kapalı kapılar bugün yarın
    bayramlık giysilerimle buluyorum kendimi aynada tıraş olurken
    ranzamda uyur uyanık düş denizi geçiyor üzerimden
    alıp getiriyor kovasını küreğini kumdan kale yapan çocukların
    bulutları yıkıyorum saçlarından gözleri nasıl da umut..
    hep umut edeceğiz sevgilim kopacak her yenilgi sonrası
    sustu sanılan yüreğimizde korkunç bir yaşam fırtınası

    Ocak-Mayıs 1985

    #100021828

    Konu: ŞAFAK TÜRKÜSÜ

    grup forumunda Nevzat ÇELİK

    likevoyager
    Katılımcı

    1

    Beni burada arama anne
    Kapıda adımı sorma
    Saçlarına yıldız düşmüş
    Koparma anne
    Ağlama

    Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
    Gözlerim şafak bekledim
    Uzarken ellerim
    Kulağım kirişte
    Ölümü özledim anne
    Yaşamak isterken delice

    2

    Bugün görüş günü
    Günlerden salı
    Islak
    Sarı bir yağmur
    Ülkemin neresine bakarsa ay
    Orada yitik bir anne ağlıyor
    Sen aralıyorsun yağmuru
    Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
    Sonra bir umut koşuyorsun
    Yüreğin avcunda
    ısırırken
    çırpıntı gözlerini
    (ah verebilseydim keşke
    yüreği avcunda koşan
    her bir anneye
    tepeden tırnağa oğula
    ve kıza kesmiş
    bir ülkeyi armağan
    koşma anne
    birdenbire batacak olan
    düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
    oysa benim için gece
    ışık hızıyla koşan
    kısa ve soğuk bir zamandır
    bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
    uykusuz
    yorgun
    ve korkak

    3

    sanırım baytardı
    yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
    ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
    boşver hipokrat amca
    üzülme ne olur
    sen de anne
    sen de üzülme
    hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
    ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
    ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
    korkak kahraman gecelerimi
    düşlerimle sınırsız
    diretmişliğimle genç
    şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
    usulca açılıverdi
    yanağımda tomurcuk

    pir sultan’ı düşün anne
    şeyh bedrettin’i
    börklüce’yi
    torlak kemal’i düşün anne
    hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
    utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
    onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
    ince bilekli çıplak ayaklı tanya’nın
    deniz’i düşün anne
    her mayıs şafağında uzun
    uzun döverken darağaçlarını
    ve o şafaktan doğma
    onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
    insanları düşün anne
    düşün ki yüreğin sallansın
    düşün ki o an
    güneşli güzel günlere inanan
    mutlu bir yusufçuk havalansın

    4

    sıcak omuzlar değerken omzuma
    buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
    bayraklar ve türkülerle
    kopunca memelerinden o mükemmel yaşama

    kurşunlar sıktılar alnıma
    açık alanlarda ağır
    kartalların konup kalktığı
    yalçın kayalardan biriydim
    ölüp dirildim yeniden
    güneşli güneşsiz akşamlarda

    mutlu yarınlar adına
    özgürlük adına ekmek adına
    üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
    dirilip dönmesin diye hiroşimalar
    tahtadan atların boynuna çıplak
    ölümlerle yatmasın diye çocuklar
    aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
    kardeşlik adına
    havadaki kuş denizdeki balık adına
    yürüdüm yıllar boyu

    dönüp bakmadım arkama
    ıraktı gözlerim çok ırak
    izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
    kalsa da silinir gider
    yalnızca bir ağıt gibi çakılır
    ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer

    5

    tören adımlarıyla ölmek
    ne garip şey anne
    kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
    bütün gözler üstümde

    sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
    masa üstünde üşüyen bir sigara
    yanında küçücük bir cam bardak
    içinde rengi bu gecenin
    cılız titrek bir kibrit
    kağıt kalem
    sandalye
    geride flu
    yağlı
    büküm büküm bir ip
    ve çingene kuralına uygun
    değişmez dekoru mudur
    idam mahkumunun

    6

    kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
    yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
    oysa birazdan boynumu kıracaklar
    pul pul dökülecek yaz sıvası eylül’ün

    ben ölümü asıl az ötede titreyen
    çingenenin kara killi ellerinde gördüm
    anladım ki küllenen sigaradır
    soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm

    yani benim güzel annem
    alacaşafağında ülkemin
    yıldız uçurmak varken
    oturup yıldızlar içinde
    kendi buruk kanımı içtim

    7

    ne garip duygu şu ölmek
    öptüğüm kızlar geliyor aklıma
    bir açıklaması vardır elbet
    giderken darağacına

    8

    geride
    masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
    bağışla beni güzel annem
    oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
    elleri değsin istemedim
    gözleri değsin istemedim
    ağlayıp koklayacaktın
    belki bir ömür taşıyacaktın koynunda

    usul adımlarla yürüdüm ömrümü
    karşımda kurum kurum-laşan darağacı
    (tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
    ökse de olsa dört bir yanı)
    birdenbire acıdı boynum
    gelecekler var birbiri ardınca genç
    yakışıklı

    ne olur işçi kadınım
    az yumuşak dik
    şu kefenin yakasını

    9

    yaşamak ağrısı asıldı boynuma
    oysa türkü tadında yaşamak isterdim
    çiçekleri kokmak ırmakları akmak
    yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
    su başlarında aylak sektirmek kavalımı
    sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
    anavarza kayalıklarına tırmanmak isterdim
    o güzel günleri görenler arasında
    bir soluk ben de yaşamak isterdim
    bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
    öperken siya-u jakond’u tebessümünden
    işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
    bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
    nazım’ın gözleriyle pırıl pırıl moskova’yı

    ölmek ne garip şey anne
    bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
    sedef kakmalı bir kutu içinde
    vermek isterdim çocukların ellerine
    sonra
    sonra benim güzel annem
    damdan düşer gibi
    vurulmak isterdim bir kıza

    10

    künyemi okudular
    suçumuz malum

    gecenin kıyısında durmuşum
    kefenin cebi yok
    koynuma yıldız doldurmuşum
    koşun çocuklar çocuklar koşun
    sabah üstüme
    üstüme geliyor
    yanlış mı duydum yoksa
    erkenci bir horoz mu ötüyor
    keskin bir acı bilenmiş
    gitgide yaklaşıyor sonum

    iri sözlerim yoktu söyleyecek
    usulca baktım yüzlerine
    bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
    göçtü ayaklarının dibine

    korkutamadılar beni anne
    avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
    darağacı
    bir zaman rüzgarda
    saçını tarayan telli kavak değil mi
    boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız
    sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
    söyle anne
    o çingene
    bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
    bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
    sevmedi mi çılgınca

    11

    kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
    işkenceler zindanlar hücreler
    savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
    açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
    mideme karşı
    kısacası
    bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
    gülmek umut etmek özlemek
    ya da mektup beklemek
    gözleri yatırıp ıraklara

    ölmek ne garip şey anne
    artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
    şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
    mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
    baba olamayacağım örneğin
    toprak olmak ne garip şey anne
    ceplerimde el yerine balyoz taşırken
    korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
    ve yüreğimin ırmakları taştı
    taşacakken
    ölmek ne garip şey anne

    uçurumlar ki sende büyür
    dağdır ki sende göçer
    ben yaprak derim çiçek derim
    çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
    gül yanaklı çocuğa benzer
    yine de
    oğlunu yitirmek kimbilir
    ne garip şey anne

    12

    beni burada arama anne
    kapıda adımı sorma
    saçlarına yıldız düşmüş
    koparma anne
    ağlama
    kırıldıysa düş evinin kapısı
    bütün kırık kapıların çağrılışıyım
    kızların yanaklarında çukurlaşan
    biten başlayan aşkların ortasındayım
    her kavgada ölen benim
    bayrak tutan çarpışan
    her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
    özlem benim kavga benim aşk benim
    bekle beni anne
    bir sabah çıkagelirim

    bir sabah anne bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
    çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
    o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
    öylece kalkar uykudan şalterler
    dişleyip tükürmeden sigaralarını
    türkü tadında giyinirken işçiler

    bir sabah anne bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    adı başka sesi başka nice yaşıtım
    koynunda çiçekler
    çiçekler içinde bir ülke getirirler
    başlarını koymak için yorgun dizine
    sen hazır tut dizini anne
    o mükemmel güne

    Ağustos-Ekim 1983

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 18) görüntüleniyor