1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 65) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100034776

    Konu: DÜŞ PERİSİ

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    Terk edişlerle başladı şehrin kurşungeçirmez öyküleri
    Sıradanlaşmış karanlığın buluştuğu ruhlarda
    Tanelerce dökülen uçurumlar akıyordu
    Susmuş her kalabalığın inatla yürüdüğü
    Beyinlerimize asılı kalmış birçok yaşamlarımız
    Yaşama asılmış karmaşık adımlarımız
    Adımlarımızda yürüyense insansı masallar
    Ve sen düş perisi NEOLATİA
    Ruh ateş, kan ışık, dönüştükçe birbirine dönüyor
    Büyüyor izlerin hiçliği anlaşılmazlara rağmen
    Buğulanıyor metafizik metanetle
    Yaşamlarımıza hükmettikçe korkularımız sürgün
    Sensizliğe kurşunlar, kadehleniyor düş perisi
    Ellerlinden yakalayabildiğimce dokunuyor
    Teninden süzülürken değerleniyorum
    Düş perisine şarkılar adıyorum

    Tutkular nereden başlar yaşlanmaya
    Ne zaman avuçlayabilsem sevgimi
    Özgürlüğüm bedel ödüyor
    Düş perisi gülümsüyor
    Reveransı adımlarımın seninle anımsıyor geçmişi
    Gölgen ürktükçe grisinden bulutun
    Bulutlanan sen olur yağarsın
    Yağdıkça yeşillenir gözlerin
    Serinlenir düşlerin düş perisi
    Bakışlarına perdelenmiş sağanak
    Gizemin derinlere mavilenmiş
    Fırtınana dek düş perisi.


    Hayat
    Katılımcı

    Zavallı bir kedi yavrusundan farkımız yok aşkın karşısında?

    Karikatürist Necdet Şen?in kedisi Melek?i zehirlediler geçen hafta?
    Necdet, bu sevimli sarmanı Yavuz Gökmen?in öldüğü günlerde bulmuş ve ona Yavuz?un dilinden düşürmediği büyükannesinin adını koymuş.
    3.5 yıl hayatını paylaşmış Melek?

    Sonra geçen hafta, kaldırım kenarında derin bir uykuda bulunmuş. Dili dışardaymış. Ağzında kan varmış?

    Necdet Şen, kucağına alınca kedisinin zehirlendiğini anlamış.

    İnternet sitesindeki ?Güle Güle Meleğim? başlıklı yazısında ?Sırtı hardal turuncusu, karnı krem karamel sarısıydı kızımın? diyor; ??kuyruğunun ucu rakun gibi çizgiliydi, patilerinin içi pembe pembe? Bana öyle bir sıcaklık ve sevgi sundu ki, tüm yaralarımı sağalttı neredeyse??

    Bu duygusal satırlar arasında küçük bir ayrıntıya takıldım. Necdet, kedisini şişmiş bedeniyle yatarken bulduğu anı tanımlarken, ?Tıpkı kanepenin üstünde mutlu mutlu uyuduğu anlardaki gibi patilerinin ucu içeri kıvrıktı yine? diyordu.

    Demek sevmişti katilini?

    * * *

    Kedilerle ilgili bu durumu yeni öğrenmiştim:

    Normalde sokak kedisi kendini saldırgan köpeklere karşı koruyabilirmiş.

    Bu direnci kıran tek şey neymiş biliyor musunuz:

    Sevgi?

    İnsanoğlu, eğer bir sokak kedisinin başını okşar ve ona şefkat gösterirse kedicik kendisinin koruma altında olduğunu zanneder ve sivri tırnaklarını içeri çekermiş.

    Ve vahşi köpeklerin azgın dişlerini gırtlağında veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini midesinde bulurmuş.

    Nedense Melek?in bahtsız yazgısı gibi bu bilgi kırıntısı da bana pek hazin göründü.

    Küçücük bir dokunuşta gardı düşen ve ölümcül yaralara açık hale gelen sarmanların kaderinde kendi aşk hayatımızın hülasasını buldum.

    Biz de Eros?un şefkatine sığınıp, sevdalanınca en mahrem zaaflarımızı ele vermiyor muyuz?

    Yıllar yılı ardına sığındığımız barikatların anahtarını gönüllü teslim edip, tırnaklarımızı içeri çekmiyor muyuz?

    Sevginin bizi kollayacağına, sarıp sarmalayacağına dair ön kabulümüz yüzünden koruma duvarlarımızı gönüllü kaldırıp, yaralarımızı açık hale getirmiyor muyuz?

    Sonra ne oluyor?

    Sevdamız en büyük zaafımıza dönüşüyor.

    Saçımızı okşayan elin bizi ilelebet kollayacağına inanıyor, tatlı sözlere kanıyoruz. Taklalar atıp, cilveler yapıyoruz.

    Ve en ummadığımız anda, en korunaksız halimizle yakalanıyoruz aşkın hoyrat yüzüne?

    Şefkatimiz katilimiz oluyor.

    Ders almak mı?

    Ne münasebet!..

    Daha son ihanetin yarası kabuk bağlamadan, yeni yaralar için aralıyoruz kalbimizin kapılarını?

    Zavallı bir kedi yavrusundan farkımız yok aşkın karşısında?

    Boynumuzda, kalbimizde pençe pençe darbe izleriyle, her sıcak dokunuşta çocukça uysallaşıp, her hayalkırıklığında ?köpek gibi? pişman olarak, her terkedişte acı çekip her dönüşte biraz daha kanayarak, kanayan yerlerimizi kediler gibi dilimizle yalayarak, ?Bir daha asla?larla ?Daima?lar arasında yalpalayarak yara bere içinde yaşıyoruz.

    O yüzden ?Melek?ler, içe kıvrık patilerle gömülüyor.

    Ve hayata ?Şeytan?lar hükmediyor.

    Belki de en iyisi kuyruğu her daim dik tutmaktır?

    Şefkate kanmış mefta bir ev kedisi olmaktansa, gardını almış hayta bir sokak kedisi kalmak daha iyidir…

    #100034627

    Hayat
    Katılımcı

    Karanlıktaymışlar. İki embriyo, bir ana rahminde?
    Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde?
    Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece?
    Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş.
    Elleri, ayakları belirginleşmiş.
    Gözleri çıktıkça meydana, Ikisi de çevrede olup biteni fark etmiş?
    Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu?
    Sıcak, ıslak, sevgi dolu?
    ?Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki? demişler, ??bize ne mutlu??
    Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler.
    Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler.
    Onları besleyip büyüten kordonu fark edince O kordonla kendilerini var eden Anne?lerine şükretmişler.
    Sonra başlamış bir var oluş tartışması:
    ?Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk? diye sormuş ikizler?
    ?Annemiz? demiş biri, ?O bizi var etti, bize can verdi.?
    ?Ne biliyorsun? diye itiraz etmiş öteki, ?Sen hiç Anneni görmedin ki??: ?Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için uydurduğumuz bir şeydir.?
    Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler.
    Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler.
    Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların?
    Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın?
    Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek;
    Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.
    ?- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz? diye fısıldamış ikizlerden biri efkarla?
    ?- Ben gitmek istemiyorum? diye diretmiş öteki; ?doyamadım ki daha hayata??
    ?- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan sonra hayat vardır.? Sormuş karamsar olan:
    ?- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra başımıza neler gelecek??
    Şiirle cevaplamış iyimser olan: ?Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok seferinden??
    Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış.
    Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış.
    Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar.
    Ve
    ?ömrümüz bitti? diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar.
    Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu,
    Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar…


    Hayat
    Katılımcı

    Her gece hüznün yakar kalbimi,
    Nereden çıktı bu ayrılık?
    Ben öpmeye kıyamazken,
    Ansızın karşıma çıktı dargınlık…
    Şiirlerim ağlar sana her gece,
    Alsın benide götürsün yarin gittiği yere,
    Bir kere olsun üzmedim, canım dedim sadece,
    İsyanlarda neyin nesi bir tanem,
    Ömür baharım kışa döndürme benim…
    Yıldızlarda ağlarmış,karanlıklara, vefasızlıklara,
    Ay koşmuş geceye, sen yoksun diye yanımda…
    Saba rüzgarı düşmüş yollara döndürmek için seni…
    Dayanmış dalgalar giden gemiye bulmak için seni…
    Gel etme ne olur, karanlıkların sabahı olmuyor…
    Yetim kalıyor sevdalar…
    Baykuşlar sevinir elemimize,
    Gönlümüze figan düşmesin yeter,
    Bir güvercinin kanadıyla muştu gönder yeter ki,
    Senin olsun rüyalar…
    Bitsin özlemim…
    Bilirim dayanamazsın yetim oluşuma…
    Sevgi kuşumuzu içimizde büyüttük,
    Nöbet bekledik her gece ayazlarda,
    Üşümesinde ellerimizi kenetlerdik,
    Bak sema bile ağlar halimize…
    Toprak bekler tenimizi,
    Sen gelmezsen ahdımı bozacağım,
    Gireceğim koynuna toprağın, en derinine,
    Güller yeşerecek, ayrılık gülleri…

    #100034531

    Hayat
    Katılımcı

    Meksika?da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.

    Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyor ve sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.

    Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor; ?hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik? ?

    Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki; ?çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetismesini bekledik…?

    Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve ?niye? ile başlayan daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor İnkalar?ın yaşlı torunu.

    Çünkü bu aptal hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. Çocuğunu kaybeden annelerin çılgınlığında bir sağa bir sola saldırıyoruz hepimiz, ama bir farkla, biz neyi aradığımızı bile bilmiyoruz… Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki cok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız.

    Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremiz de kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hic kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur. Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki?

    Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim… İşte bu yüzden icimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz. İşte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp,çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz… Gerçekte hIz çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe , ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte!

    Bence doğanın kara bir laneti bu. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor. Milan Kundera ?yavaşlık? adlı kitabında; ?yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur? diyor.

    Telefon hızlılık mesela, konusulanları, söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Ben kendi adıma her zaman yavaşlıktan yanayım. Mesela uçaklardan hiç hoşlanmam, yeni bir şehre, yeni bir iklime hazırlanmaya, hatta hayal kurmaya bile vakit bırakmıyor bana ?Küt? diye başka bir hayatın içine giriveriyorum. Ve en kötüsü de dönüşler, daha ayrılığın hüznünü bile yaşamadan İstanbul?da olmak sahiden de cok tatsız. Tabii ki ruhumun beni terk edip oralarda kalması da cok normal. Oysa trenler karanlık geceyi yırtan keskin düdüğü, uykuda olanlara yolculuk düşleri gösteren kara trenler… Dağları bölen, nehirlerle yarışan, köprülerden geçen, agaçları selamlayan, cocuklara el sallayan, güne bakanlara göz süzen, geçmişin hüznünü, geleceğin umudunu yaşatan, yolcularına yepyeni dostluklar hazırlayan kara trenler var bir de.

    Uçak değil, tren olmak istiyorum. Böylece ruhum benden hiç ayrılmaz. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var?

    Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş…
    Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, basarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…

    #100034428

    Hayat
    Katılımcı

    Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor.

    Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız.

    Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi?

    Çevremizde kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hiç kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur.

    Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki? Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim… İşte bu yüzden içimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz, işte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz…

    Gerçekte hız çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe, ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük.

    Sevmeye bile vaktimiz yok bizim.

    Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor.
    İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte!
    Bence doğanın kara bir laneti. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor.

    Milan Kundera “yavaşlık” adlı kitabında; “yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur” diyor. Telefon hızlılık mesela, konuşulanları,söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok.
    Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık.

    Aceleye ne gerek var?

    Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş…

    Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…

    #100034432

    Hayat
    Katılımcı

    Aklını başından alacak ama, aklını sadece bununla yormayacak.
    Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak.
    Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini.
    Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin.
    Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin.
    Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük.
    Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak.
    En seksi leydi olmayı da bilecek, hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de.
    Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küfretmeyecek.
    Kadın dediğin ayıp nedir bilecek.
    Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek.
    Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna.
    iki lafın başı, her tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak.
    Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak.
    Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürlerle yemeklerle işi olmayacak.
    Şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz.
    Salatasız oturmayacak yemeğe.
    Temiz olacak herşeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri.
    Yahut pahalı parfümlerin sindiği, boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin.
    Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş.
    Buram buram kadın kokacak kadın dediğin.
    Kadın dediğin güzel olacak… Zeki olacak zeki.
    Seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da…
    Paranın güzelliğini bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak.
    Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terk etmeyecek.
    Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak,
    Yan gözle adam kesmeyecek, başka sevgili edinmeyecek.
    Sarışın, renkli gözlü uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya…
    Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir olacak.
    Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha.
    Ağzı sıkı olacak kadın dediğin.
    Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak..
    Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan,
    Kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan,
    raf süslerinden, tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak.
    Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak,
    biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak.
    Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak.
    En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir.
    Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa.
    Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle.
    Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de.
    Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek.
    Parayla pulla, kariyerle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak.
    Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla…
    Bileceksin ki evde ‘O’ kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana.
    Öyle bir kadın işte…
    Nerede öyle kadın , yoktur deme.
    Sen de adam olacaksın, seçmesini bileceksin!

    #100034343

    Konu: GERÇEK SEVGİ

    grup forumunda Baki CEYLAN

    Hayat
    Katılımcı

    sessiz bebekler gibi
    sustum
    çekip giderlerken..

    yıldızsız gecelerde
    üşüdüm ama
    mutluydum
    yalnızlığım geri gelirken..

    bir şey kaldı yüreğim de
    ilk gülümsediğim gündü
    annemin kucağındaydım
    gözlerindeki ışıltı
    bir daha
    bir başkasında bulamadım

    gerçek sevgi
    neredesin
    sen

    #100034300

    Hayat
    Katılımcı

    Bu gece bir basima kentin isiklarina dalip dalip gidiyorum.
    Kalbimin sokaklarinda uzandigim yolculukta,
    irmak boylarinda, deniz kiyisinda hep seni, sadece seni ariyorum.
    Yüzün yok, sesin de.
    Gözlerimi uzaga dikmis, öylece bekliyorum.
    Geleceksin, biliyorum..
    Her geçen gün daha çok baglaniyorum,
    Sana susuyorum.
    Seviyorum seni beklemeyi, özlemeyi.
    Seni düsünmek bile tarifsiz bir sevinç yayiyor içime, bedenime..
    Sana dair düsler kuruyorum, içinde sen olan dizeleri
    bir yumak sarar gibi ezgilere harmanliyorum.
    Okudugum her sevda dizelerinde, dinledigim en güzel
    ask sarkilarinda bizi yasiyorum.
    Biliyorum, sen yoksun.
    Gözlerimi uzaga dikmis öylece bekliyorum.
    Nereden çikip gelecegini bilmiyorum ama,
    Geleceksin biliyorum.
    O büyük gün geldiginde en güzel elbiselerimle degil,
    seni yüregimle karsilayacagim.
    Yüregimin tüm kapilarini açip, içeri buyur edecegim.
    Içimde coskun irmaklar gibi akan sevgi pinarimdan yudum yudum sunacagim sana.
    Damla damla.
    Sayet aglarsam, aldirma!
    O büyük güne hazirim ben.
    Kuskum yok, kaygim yok..
    Geleceksin elbet, biliyorum.
    Ne yaptin bana bilmiyorum!
    Yüregimi ve tüm bedenimi titreten o çildirasiya özlemle bekliyorum.
    Aska susuyorum.
    Seni düsünmek güzel, tipki sairin dizelerinde oldugu gibi;
    ?Dünyanin en güzel sesinden, en güzel sarkiyi dinlemek gibi?
    Yüzün yok, sesinde
    Gözlerimi uzaga dikmis öylece bekliyorum.
    Geleceksin,biliyorum.
    Sana umutlanmak, sana dair düsler kurmak,
    seni dizelerime katmak içimdeki o haylaz çocugu nasilda mutlu kiliyor,bilemezsin..
    Yoklugun aglatmiyor beni.
    Kalbimin tüm sokaklarinda senli yolculuklara çikiyorum. Içimdeki deli çocukla bas edemiyorum.
    Ansizin bir dag yamacinda buluyorum kendimi. Bir tutam papatyadan taç yapiyorum kendime.
    Simsiki kapatiyorum gözlerimi. Birden beliriveriyorsun tam karsimda.
    Yüzün yok, sesinde.
    Ellerinin sicakligini avucumda hissediyorum. Kosuyoruz alabildigine o uçsuz bucaksiz dag yamacinin eteklerinde.
    Günese veriyoruz sirtimizi.
    Öpüsmekten bitkin düsüyoruz.
    Susuyoruz birbirimize.
    Aradan ne kadar zaman geçtigini bilemiyoruz.
    Zamani yok sayiyoruz. Akreple yelkovanin telasina kahkahalarla gülüyoruz.
    Doganin tüm güzelliklerinden faydalanalim istiyoruz.
    Delice kosuyoruz masmavi engin denizlere. Bir kayanin yamacinda buluyoruz kendimizi.
    Gün batimini izlerken sevda türkülerini mirildaniyoruz.
    Birbirimize kenetleniyoruz.
    Gözlerimizi simsiki kapatiyoruz.
    Kocaman bir salonun orta yerinde beliriveriyoruz.
    Piyanonun o ahenkli ritmine pencereden odamiza dolan rüzgarin sesi karisiyor.
    Dans ediyoruz.
    Hiç bikmadan saatlerce, öylece.
    Ayni kadehten yudumluyoruz ask sarabimizi.
    Bedenlerimiz birbirine karisiyor.
    Terden sirilsiklam oluyoruz. Aski yasiyoruz doyasiya.
    Hiç bitmesin istiyoruz el ele yagmurda yürümelerimiz.
    Çocuklar gibi kosar adimlarla tirmandigimiz bir uçurum kenarinda sevgimizi haykiriyoruz.
    Ve sesimizin yankisina gülümsüyoruz.
    Beklemeyi, umut etmeyi seviyoruz.
    Yüzün yok, sesinde .
    Bu yürek seni istiyor, sadece seni.
    Gözlerimi uzaga dikmis bekliyorum. Geleceksin elbet,
    Biliyorum.
    Bu büyük güne hazirim ben. Seni birakip gidemem…

    #100033805

    yaparkaleli
    Katılımcı

    Hayal bahçesine umut ekilmiş
    İşte her şey çırılçıplak, sır değil
    Sevgi nerededir, nere çekilmiş?
    Güzel seni kovalayan er değil

    Özündeki dere tepe yar ağlar
    Heba olmuş ömre bin ağyar ağlar
    Bağban feryat eder bağda bar ağlar
    Pazarları geçen sade Bor değil

    Hayatın cilvesi bağrını yakar
    Feryadı gönülden gözüne çıkar
    Gözlerinden iki ırmak gür akar
    Çok zenginin akıttığı ter değil

    Düşler ülkesinde sabah yükselir
    Beton duvarlara ervah yükselir
    Umut dağlarına bir ah yükselir
    Duyanlar da doğrusunu der değil

    Hülyalar kör kütük, umutlar çatlar
    Çakal kucağında buluşur zıtlar
    Hissiz, hareketsiz, duygusuz otlar
    Kulak duyar, bakan görür, kör değil

    İnançlar dünyevi, kitap semavi
    Göğsü hışırtılı , inadı kavi
    Taş sert olur, toprak esmer, su mavi
    Kuşlar kara, beyaz değil, mor değil

    Anlayana her saniye ibretse
    Nefes almak nefes vermek devletse
    Devletin çarkını bozan rüşvetse
    Varoşları anlaması zor değil

    Ne bayramı, ne seyranı, ne kutlu?
    Ne bu gün hoş, ne de yarın umutlu
    Geceler hep ayaz, gündüz bulutlu
    Yürek sönük, küle dönmüş, kor değil

    Uykusuz geceler geceye ekli
    Şafağı kuyrukta bekler emekli
    Kimin top, kiminin çöp ile nakli
    Ölülerde bu şehirde bir değil

    Gönül postasında hayalle selam
    Yolladıkça artar gam ile elem
    Töre mi, kanun mu, velhasıl kelam
    Memurunun sesi kısık gür değil

    Buğulu gözleri takılı çarka
    Çark döner yaratır etiket, marka
    Bir başı paradır bir başı arka
    Ki bu şehir yaşanacak yer değil

    İşçide, işsizde, memurda hayat
    Yekpare yaşanır, serüven berbat
    Hayali suç olur, düşü kabahat
    Ve insanlar bu şehirde hür değil

    Zülfikar Yapar Kaleli


    newbahar
    Katılımcı

    Neydi bu tükenmişliğimiz daha dün yenilmemişken hayata.Bu ayrılık bu hüzün bu gidiş neden
    O güzel anılar ve Üsküdar şimdi yitirdiğimiz mi?
    nerede o gözlerinde öldüğüm hayat ve bir İstanbul gibi.Nedir bu tükeniş…
    Ayrılığımız yaşanmamışlıklarımızdan mı nedendir
    Bizi albümlerde tarih yapan hüzünlü dokunuş
    Ağlayarak açılan gökyüzüne ellerim
    Bir dua ile son bulur sessizliğim ve sensizliğim…

    Hayaller bitmek bilmez
    Umutlar tükenmek…
    Gecici bir durumdu
    bir hayal…
    duvara yansıdık durduk…
    Birgün ışıkları kesildi hayatın
    Ve biz bittik…

    ERGİN BOROBEY
    Senarist/Yazar

    #100032917

    newbahar
    Katılımcı

    Aylardan Sonbahar…
    Saat 22:47
    Yer Üsküdar/İstanbul
    Issız bir kalabalığın ortasında yapayalnızım…
    Yani sensizim bütün mesele bu…
    Normal olarak evimden en az bana olduğun kadar uzaktayım.
    Bir yürek kadar yakın olsanda bana Hayatım sensiz, sevgisiz!
    İşte böyle geçiyor zaman.
    Buralarda her sabah gün sensiz başlıyor sensiz bitiyor.
    Sen Duymasanda görmesende gözlerinin baktığı her yerdeyim.
    Gidecek yerim olsaydı inan giderdim…
    Tutsak olduğum senli zamanlarımın edasıyla sensiz geçen ömrümün gözlerini arıyorum.
    Ne varım nede yokum ortalarındayım hayallerimin.
    Ne geri dönüşü var nede gözlerimin gördüğü bir ışık.Her yer karanlık…
    Birgün daha seni özlemekle geçti.
    Sen ki istanbul kadar büyülü, yaz akşamları kadar sıcak,Rüyalarım kadar sade ve güzeldin.
    Gücümün yettiği tek şey seni sevmekti oysa…
    Gözlerim gene ışıltılı baksada boğaza her seferinde içimdeki güzelliklerin bir bir kopup gidişini seyrediyor yüreğim.
    Senle ördüğüm o gizemli saatlerim nerede?
    Nerede benim için ağlayan gözlerin?
    Şimdilerde Hüzün kokuyor her bir yanım.
    Titrek bir gölgeyim artık öptüğün yerde.
    Yavaş yavaş tükeniyorum.Bozuk bir plak gibi aynı şeyleri çalmaktan bıktı bu sürgün hayatım.
    Kendimi biraz daha yaşlanmış hissediyorum.Bir lahza daha kopmuşum hayattan.
    Yeniden başladığım noktadayım. Zamanı aşmış bir adamın hayatını oluşturan insanları, anıları, benliği oluşturan ayrıntıları…
    Bir hiç olmanın ve bunu hatırlamanın günleri…
    Herkes biraz yalan kokuyor…Zamanın hangi yaprağında gittin hatırlamıyorum
    Adını bile koyamadığım bu sensizliğin tam ortasındayım.
    İstanbulun ışıkları aydınlatmaz hayatımı bilirim…
    Zaman hızla akıp gidiyor..
    Yüz eskitiğim gidişlerinde sensizlikle yaşlanan bu yürek çok şeyi unuttu.
    Halimi sorma! Çünkü artık soruların cevabı yok bende
    Bütün mesele seni anlamaktı.
    Artık anladım.
    Ben artık yokum Sevgili.
    Umudunu Hasretine yenik düşürme sakın
    Umarım sende beni anlamışsındır…

    #100032819

    Konu: BİR KAYIP

    grup forumunda İbrahim HAZİNİ

    Hazini
    Katılımcı

    Bir kayıpta, bakışlarım ağlar oldu.
    Bakışlardan bir bakış hep hazin buldum.
    Bu bakışta her şey bomboş gözüktü.
    Ölen kişi, düşünür müptelasına sebep oldum.

    Kenara sendeleyip duygularım, okunur oldu.
    Örselenmemek için bir neden bulur gördüm.
    Olan olmuştur, yazgılar böyle yazılmıştı.
    Bu bakışta, bakışlarım mahvolmuştu.

    Ölen kişiye, mezar başında ağlayan çoktu.
    Defin bitince, ayaklar azar azar çekilir oldu.
    Tiryaki toprak, çekilenleri bekleyip durdu.
    Bu bakışta, bakışlarım hepten teslim olmuştu.

    Dünya hayatı değer mi, unutup boş vermekti.
    Yoksa ölenler, arkası gelmez mi düşünüldü
    Sevgililer birer birer eksilip artmaz denildi.
    Bu bakışta, bakışlarım bana ders vermişti.

    Allah(cc) dedi ki;her nefis ölümü tadacaktı.
    Tatlısını veya acısını, ancak bunu O bilecekti
    Nerede ana nerede dede hepsi de toz olmuştu.
    Bu bakışta, bakışlarım çok ağlar ağlar oldu

    Şiir: İbrahim HAZİNİ

    #100032637

    safir
    Katılımcı

    Seni elinin tersiyle degil
    avucunun iciyle kavrayacak.
    Bileceksin ki
    emin ellerdeyim,
    baskasi tutamaz elimi boyle.
    Rahat olacaksin yaninda,
    cok konusmayacak,
    beynini didiklemeyecek.
    ince olacak;
    seni senin kadar dusunecek.

    Erkek dedigin,
    Sen onu merak ettiginde
    kendisine hesap soruluyor
    havalarina girmeyecek.
    Senin inceligine karsi
    umursamaz sozler sarf etmeyecek.

    Erkek dedigin,
    Kadinin sinirini bozmayacak,
    cinlerini tepesine cikarmayacak,
    sanki sen onun icin varmissin
    her ne zaman istese emrine amadeymissin,
    o ne yaparsa yapsin
    her istediginde yaninda
    elinin altinda olacakmissin
    triplerine girmeyecek.

    Erkek dedigin,
    Sen ona sevgini hissettirdiginde,
    sen ona kayitsiz sartsiz
    asIkmissin gibi havalara girmeyecek.

    Erkek dedigin
    ilgi gordugunde ilgiyle,
    sevgi gordugunde sevgiyle
    karsilik verecek.

    Erkek dedigin,
    sen onun icin kendine baktiginda,
    sirf ona daha guzel gorunmek icin
    giyinip kusandiginda
    hicbir sey olmamis gibi
    davranmayacak.
    Erkek dedigin,
    Ruhunu oksamasini bilecek.
    Romantik olacak
    kimi gun habersizce kucaginda
    ciceklerle cikip gelecek.
    Ozel gunleri unutmayi
    marifet sanmayacak.

    Erkek dedigin,
    Kayitsiz olmayacak
    senin butun zerafetine karsi.
    Gercekten seven bir kadin
    sevgi ve ilgi bekler,
    erkegine verdigi askin karsiliginda
    kucuk bir tatli soz,
    kisa bir mesaj,
    bir cagri bile onu mutlu edebilir.

    Erkek dedigin
    butun bunlari
    cebinden para harciyormus gibi
    cimrilikle yapmayacak.

    Erkek dedigin,
    Ben aranmayi,
    cok aramayi
    sevmem demeyecek.

    Erkek dedigin,
    Her sey kendi istedigi gibi
    olsun istemeyecek.
    Sadece kendi caninin
    istemesine baglamayacak
    her Şeyi.

    Erkek dediginin,
    hissettigiyle
    yaptigi sey arasinda ucurum
    olmayacak.

    Erkek dedigin,
    Cesur olacak cesur.
    Seni seviyorum derken
    korkmayacak,
    baska seylerin
    arkasina gizlenmeyecek.
    Seviyorum deyip
    bir sonraki perdede kacmayacak,
    ozluyorum diyorsa gelecek,
    kaybetmek istemiyorum diyorsa
    kaybetmeyecek.

    Erkek dedigin
    askina sahip cikacak.
    Korkak olmaz erkek
    dedigin.

    Erkek dedigin
    iyi sevisecek.
    Koyun gibi yatmayacak,
    bir an once su is bitse demeyecek.
    Asksiz yatmayacak yataga ve
    sen bunu bileceksin.
    Bir baba sefkatiyle
    seni alnindan optugunde
    bileceksin ki
    sevgisi gecici ve zayif
    degildir.

    Erkek dedigin,
    Ve sevgiyle optugunde
    dudaklarindan
    bileceksin ki
    Opusun tek sebebi
    sehvet degildir.

    Erkek dedigin
    aldatmayacak.
    Aldatmak basitliktir.
    Seviyorum diyorsa
    aldatmaz erkek dedigin.

    Aldatiyorsa
    sevmiyor demektir.

    Erkek dedigin
    yakisIkli olacak,
    cekici olacak ama
    bundan cok daha ote bir sey…

    Erkek dedigin,
    Zeki olacak.
    Kadinin kucuk yalanlara,
    bahanelere inanmayacagini,
    kendisini kendi gibi
    tanidigini bilecek.
    Kadinin zekasini
    kucumsemeyecek kadar
    zeki olacak.
    Zeki olacak,
    seni bir hamur gibi
    karmasini bilecek,
    o hamura kendisini katmasinida.

    Erkek dedigin,
    Degerlerini bir anlik hevesler ugruna
    satmayacak.
    Namussuzlugunu, ahlaksizligini
    ancak ve ancak seninle yataktayken
    kullanacak.
    Yan gozle hatun kesmeyecek,
    ustune sevgili edinmeyecek.

    Erkek dedigin
    once sevecek.
    Kendini sevmeyen erkekten
    kimseye hayir gelmez.
    Bir bakarsin ki
    yillar sonra bu adamla
    ne yataga sigiyorsun,
    ne topraga…
    Koluna girip
    gezmesini bileceksin gururla
    koynuna alip
    sevismesini de.

    Erkek dedigin,
    Babaligini da bilecek,
    ana-babaya hurmet etmeyi,
    kadir kiymet bilmeyi,
    vefakarligi, fedakarligi. ..

    Erkek dedigin
    seni koruyacak,kusatacak .
    O nerede olursa olsun
    seni koruyacagini bileceksin.

    Pisirik olmayacak
    erkek dedigin.

    Erkek dedigin
    erkek olacak guzelim.
    Seni sadece sen oldugun icin sevecek.
    Parayla pulla,
    kariyerle, gucle,
    kimin ne dedigiyle
    hareket etmeyecek.
    Hem sevgilin,
    hem arkadasin,olacak ………………………………

    can dündar

    #100032276

    Konu: SANA DAİR-I

    grup forumunda Murat SERÇEK

    Sevgi
    Katılımcı

    Gözlerine her bakışımda,
    kaybettiklerimi buldum.
    Bulduklarım yaş oldu gözlerimde?
    Sevgi duvarını yüreğime yaptım.
    Yıkamadılar sana olan sevgimi?
    Sevgim okadar büyük ki,
    taşıyamaz oldum.
    ???????..
    Düşman nerede?
    ???????.
    Düşman içimizde,benliğimizde?
    Kendimi yıktırdım
    ama;
    Sevgi duvarını asla?

    MURAT SERCEK

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 65) görüntüleniyor