1 ile 9 arası 9 sonuç (toplam 9) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100033057

    neizm
    Katılımcı

    Sen düşüncelerimde oldukça ben varım.
    O zaman..
    İstediğim kadar,
    İstediğim yerlere getiriyorum seni.
    Ellerimi boynuna dolayıp,
    Uzun uzun bakışıyoruz…
    Bazan sokak sokak dolaşıyoruz birlikte..
    Hangi bahçede çiçek görsem
    Koparıp sana veriyorum,gülümseyerek.
    Her çiçek sen kokuyorsun.
    Utangaç çocuklar gibi
    Gözlerime bakıyorsun.
    Bazan
    Sahilde bir çay bahçesine götürüyorum seni
    Semaver çay söylüyorum-sevdiğini bildiğim için.
    İnce belli çay bardağımda
    Şekerim oluyor göz bebeklerin.
    Kirpiklerini çay kaşığı yapıp,karıştırıyorum.
    Yudum yudum seni içiyorum.
    Her yudumda kendimden geçiyorum.

    Sen yüreğimde oldukça ben varım.
    O zaman..
    İstediğim gibi seviyorum seni…
    Kimseleri aramıza almıyorum.
    Seni içime saklıyorum.
    Hiç bir Allah’ın kulu seni göremiyor.
    Güzelliğin
    En güzeli ne kadar güzelse..
    Çokluğun
    Çokluğu ne kadar çoksa..
    Seni öyle seviyorum…
    Her yanıma sevgi bulaşıyor.
    Denizlerde dalgaların
    Rüzgarlarla getirdiği koku gibi..
    Sabahları sofrada kesilen
    Bir salatalık kokusu gibi..
    Ve…
    Bir hanımeli çiçeği gibi kokuyorsun.
    Parmaklarımla saçlarını tarıyorum.
    İçimi sarıp, sarmalayan mutluluklarla
    Durup durup, boynuna sarılıyorum.

    Ne zaman karanlıklara bürünse gündüz..
    Gecelerime ışık yapıyorum gülüşlerini…
    Işıl ışıl parlıyor odamın her yanı..
    Kimi zaman
    Seni kucaklayıp,karşıma koyuyorum.
    Hiç susmadan konuşuyoruz.
    En güzel sevgi sözlerini
    Dudaklarına yapıştırıyorum…
    Biraz acıksam..
    Birer ikişer lokma
    Dudaklarından atıştırıyorum.

    Sen gözlerimde oldukça ben varım.
    O zaman..
    Baktığım her yerde,hercisimde
    Görebiliyorum seni….
    Usulca
    Gözlerimle gözlerine dokunuyorum
    En güzel şiir,
    En içli bir şarkı,
    En yanık bir türkü gibi..
    Seni yazıp,
    Seni söyleyip,
    Seni okuyorum…

    Sen
    Düşüncelerime,
    Sen
    Yüreğimde,
    Sen BENDE oldukça
    Ben varım.
    Yoksan…
    Ne bugünüm var
    Ne de yarınım

    Necdet GÖKNİL

    #100031160

    Konu: UMUT BEBEK

    forumda UMUT BEBEK

    safir
    Katılımcı

    Şehir yeni güne hazırlanıyor
    Fukara semtin bir hanesinde
    Doğum sancısı ile bir bebek gelmekte
    Ananın sancıları yitip giderken
    Birden garip bir velvele
    Ve sonra
    Yeni doğan bebeğin naraları…
    Bir ananın hayata elvedası…
    Ne yapmalı böyle bir durumda
    Gelene sevinmek mi?
    Yoksa gidene üzülmek mi?
    İkiside zor iş
    Ölüme karışmışken mutluluk

    Bebeğin gözlerindeki o manalı bakış
    Hüzne hüzün katarak
    O sessiz türküyü daha derinde
    Gözyaşına dem vurarak söyletiyor
    Geride kalan canlara

    Artık tesellisin bebeğim
    Bezgin yüreklere
    Adın ‘umut’ konulmuş
    Güzel günlere inanan insanlarca

    Ağlama bebeğim
    Annenin yokluğunu anlarmış gibi
    Sende ağlarsan ne yapar bu insanlar
    Sana umut demişler
    Düşünsene umutsuz yaşayan insanları

    Sen gülmelisin bebeğim
    Sen gül ki umut olsun
    Sen gül ki geride kalsın matem
    Acıda kederde uzak olsun

    Sen büyümelisin bebeğim
    Büyüyüpde adam gibi adam olmalısın
    Herkes “o ana ne evlat doğurmuş” demeli
    Bu yazgı kimseyi yorgun düşürmemeli

    Sende sevmelisin bebeğim
    İnsanları,doğayı,yeni gelecek zamanı
    Kısacası herşeyi
    Bırak o matem geride kalsın

    Sen gülmelisin bebeğim
    Sen gül ki umut olsun
    Gül ki pencereyi açınca haneye güneş girsin
    Umutla birleşip yürekleri ısıtan güneş
    Gülersen belki baharda gelir
    Bilmem kaçıncı felaketin eşiğindeki bu diyara
    Belki seninle aynı kaderi paylaşanlarda güler
    Ve belki cennette sana bakan annende güler

    Anlıyorsun değil mi bebeğim
    Sen umutsun,yarınların umudu
    Hadi gülümse…

    YUNUS ÜLKER


    temptation
    Katılımcı

    Hiçbir filiz kendi gölgesinden öte bir yerde ölümü tatmamıştır..?

    Ey gözlerime bahşedilmiş mucize,

    Ey yüreğime hediye edilmiş Cennet kokusu,

    Ey nefesime serpiştirilmiş bir yudum taze hayat,

    Kan ter içinde susuz dudaklarıyla ve semâya dönen dualarıyla ? bir avuç deryâ?yı ? dileyen bir Haziran Cumartesi vaktinden düşüyorum sen kokan bu satırları..Vaveylâ eden bir öğle saatinde bulunduğun yerin deli rüzgarlarında düşlüyorum seni..Deli esen rüzgara inat başını eğmeyen gözlerine baka baka seni sevdiğimi haykırıyorum dua dua…. Kulağımda yankılan Cennet şarkılarıyla yeniden huzuru doldururken seni çekiyorum içime.. Toprak kokan benliğimle deniz kokan türkülerin söylendiği yüreğine akıyorum.. Sen mavi bir deryâ, ben sana kavuşmayı arzulayan – ruhi haliyle- Leylâ.. Sana gelen yollarıma sunulmuş tüm engelleri teker teker aşarak sana koşuyorum. Yüreğimde toprak kokusu, yüreğimde sana bir an evvel kavuşma çoşkusu..Hadi sevgiliKapılarını, perdelerini sonuna kadar arala.. Mevcudiyetinin ve geleceğinin tek idamesi / gayesi koca yürekli ? umut ? sayfalarına bir ? Elif ? miktarı ?gül?ümse olmaya geliyorum.. Heybemde yetiştirirken her nefesine bir ? Elif ? miktarı huzuru kattığım birkaç sevda gülü ve nefesimde Cennet tahayyülü ile sana koşmaktayım..Yıllarca sana sakladığım yüreğimi benden emin olana ? sana ? katmaya geliyorum.. Yollarım sana, menzilim sana..Kan ter içinde kalan Haziran ayının aksine ben ? senin gözlerinde ? yaşlanmayı diliyorum.Senin mevcudiyetine idrakim tamamdır artık.. Gayri benliğim senin varlığında sonlansın sevgilim?Çünkü biz bir mucizenin gerçeğe en yakın halinde sevdik birbirimizi.. Biz ki; dallarında bir ? Elif ? miktarı huzur, köklerindeki taze umutları taşıyan gül-i râna?nın sevdaya sunulan bir avuç mutluluğuyuz..

    Tedavülü çoktan kalkmış bir ömrün peyderpey yeniden yaşatılması değil bizim sevdamız. Bitkisel hayatta yaşayan bir bedene yeniden ömür biçmek degil yaşadıklarımız.. Ayrı gökyüzüne aynı gözle bakan bir sevdanın en yalın haliyiz.. Tümceleri sevda ile nakış edilmiş cümlenin içinde yüreği Cennet kokan bir özneyle ile bir yüklemiz.. Biz ki toprağın suya hasret kaldığı zaman diliminde gökten düşen – bir ? Elif ? miktarı ?gül?ümse?yiz.. Şimdi sevme zamanı.. Şimdi kavuşma zamanı..Gökten inen nurun toprakla kavuşmasında temaşa edilen mucizenin kelimelere dökülen haliyiz biz.. Sen ve ben bir?iz..Sen ve ben hep biziz.. Biz ki ;bir ? Elif ? miktarı huzuruz yetim ceylanlara hediye edilen.. Biz ki; taze gülüz nadasa bırakılmış topraklarda yeniden yeşeren.. Ve biz ki, birbirimizin kaderine yazılmış bir ömürlük sevdayız yıllarca kıyıda köşede delice beklenilen?

    Nefesindeki hayatla soluklandığım saklı sevdam,

    Sevda mucizesinin yeniden tezahür ettiği gözlerine yaşat beni.. Sonra da yeşil Cennetindeki gonca güllerinle sar beni?Hadi sevgili durma öyle.. Mavi bilyelerin cam soğukluğunda üşüyen yüreğimi sıcak şefkatinle kundakla. Üzerinde ütüsüz gömleği bir de yamalı pantolonu ile sana koşan bu adamı ilkokul cağındaki örgülü saçlarıyla siyah- beyaz fotoğraflara bile renk katan yaşı küçük ama yüreği büyük o kahve gözlü kızın yüreğine al..Gözlerinde her gün tekrarlanan bayram sabahlarının güzelliğine kat beni.. Baktığın her gökyüzünde benim gülen yüzümü görebilecek kadar benimse beni..Bir an tıkanan hayatın içinde anlamını idrak edemediğimiz ama onsuz mevcudiyetimizi idame ettiremediğimiz nefesinle sev beni.. İçine çek beni.. Taaa ciğerlerine doldur beni. Uzaklığımı unut, nefesime sokul.. Şah damarlarımdan bir an bile ayrılma sevgili.. Yoğunluktan bitap düşen yüreğimi nefesinle tazelendir.. Hadi el gibi sevgili durma yanımda . Ne olursa olsun yaşat beni yaşadığın sevdanın en yalın zamanında.. Kapı zile basan kişinin aşikâr olmasına inat sen hep benden başka her şeyi unutacak kadar sev beni..

    Hadi sevgili.. Bu Cumartesi bana memleketinden güneşler topla heybene..Biraz da deli esen rüzgardan doldur eteklerine..Bana gelirken toz toprak koksun yüreğin? Ellerin ise huzur? Şimdi seni bekliyorum aynı gökyüzünün altında. Sana kanatlanmak üzereyim.. Hicretim sana.. Yollarım sana? Menzilim sanadır..

    Unutmadan sevgili.. Gözlerimi kapattım.. Hani her zaman sana dediğim gibi? bir gün gözlerine bir şey olur da bir göz gerekirse karanlıklarına.. İşte bak yine gözlerimi sana verdim.. Kapattım ışıklarımı.. Annemin tülbentiyle perdeledim güneşi.. Sağım- solum karanlık mı sanıyorsun şimdi.. Tut ellerimi şimdi.. Gözlerin ışığım, adımların adımlarım olsun?Hadi gözlerimi kapattım ve kulağımda Cennet şarkılarıyla çoşarken kulağına fısıldıyorum sevgili?

    ? Senden başka her şeyi unutacak kadar seviyorum seni …”

    ???…

    Hep bir ? Elif ? miktarı ?gül?ümse ne olur?

    Çünkü; gülmek sana yakışıyor…..
    Gülümse ne olur?

    Gülümsediğin,

    Bende yaşadığın,

    Beni ? sende ? yaşattığın için

    ? Eyvallah sevgili eyvallah?.?

    İsmail SARIGENE

    #100030127

    Konu: BAZEN

    grup forumunda Zehra ÖCAL

    Aysun
    Katılımcı

    Bazen avuçlarıma bir damla su akar
    Seni anlatan satırları okurken
    Kelimeleri aciz bulur
    Düşlerimi yüreğime alırım

    Ne çok özledim gülüm tenini
    Teninde eriyip yitmeyi

    Bazen akşam olur da
    Sen geleceksin diye havayı koklarım
    Sesinin ahengi karışır akşama
    Kızıl ufukta güneş batarken
    Deniz griye dönmüşken
    Aklıma geliverirsin ya

    Ne çok özledim gülüm gözlerini
    Gözlerinde eriyip yitmeyi

    Gülümseyen yanısın hayatımın
    Senin bir gülüşün
    Yaşama dakikalar ekler,
    Ilık bir rüzgar getirir sanki
    İlmek ilmek bağladığım sevdaya

    Ne çok özledim gülüm gülüşünü
    Gülüşünde eriyip ölmeyi

    Bazen senle olan o eşsiz anlar gelir aklıma
    Hayal kahvesinde söylenen türküler
    Bir keman sesi, buğulu sesin
    Ne çok özledim gülüm sesini
    Sesinde şiire gülümsemeyi?

    Zehra Öcal


    Bülent
    Katılımcı

    sen türkü söyle ve gülümse küçüğüm,
    çünkü sesinin ırmağıyla yeşerecek hasretin bozkırları

    #100025656

    Konu: SEN YABAN GÜLÜSÜN

    grup forumunda Çiğdem BAYRAK

    Bülent
    Katılımcı

    Dokunsam duman gibi kırılırsın,
    Konuşsam incinir misin?
    Seviyorum seni desem,
    Gözlerin gözlerimden ayrılmasın desem,
    Yaban gülüm küsüp, solar mısın?

    Uzaktan da olsa severim seni
    Yeter ki sen sen iste, yeter ki sen sev de…
    Dokunmadan, konuşmadan,
    Gözlerin gözlerime değmeden
    Bile bile yanarım yaban gülüm…

    Gülümse gülüm, gülümse…
    Solmasın o gül dudakların
    Türküler söylesin saçların rüzğarla
    Sen yaban gülüsün…
    Uzak dağlar senin mekânın.
    Dokunsam duman gibi kırılırsın,
    Konuşsam incinir misin?
    Yaban gülüm küsüp, solar mısın?

    #100023660

    afflicted_
    Katılımcı

    Istanbul Destani

    Istanbul deyince aklima marti gelir
    Yarisi gümüş, yarisi köpük
    Yarisi balik yarisi kuş
    Istanbul deyince aklima bir masal gelir
    Bir varmiş, bir yokmuş

    Istanbul deyince aklima Gülcemal gelir
    Anadolu’da toprak damli bir evde
    Gülcemal üstüne türküler söylenir
    Süt akar cümle musluklarindan
    Direklerinde güller tomurcuklanir
    Anadolu’da toprak damli bir evde çocuklugum
    Gülcemalle gider Istanbul’a
    Gülcemalle gelir

    Istanbul deyince aklima
    Bir sepet kinali yapincak gelir
    Şehzadebaşi’nda akşam üstü
    Sepetin üstünde üç tane mum
    Bir kiz yanaşir insafsizca dişi
    Boyuna posuna kurban oldugum
    Kalin dudaklarinda yapincagin bali
    Tepeden tirnaga arzu dolu
    Sam yeli sögüt dali harmandali
    Bir şarap mahzeninde dogmuş olmali
    Şehzadebaşi’nda akşam üstü
    Yine zevrak-i derunum
    Kirilip kenara düştü
    Istanbul deyince aklima Kapaliçarşi gelir
    Dokuzuncu Senfoniyle kolkola
    Cezayir marşi gelir
    Dört başi mamur bir gelin odasi
    Haraç mezat satilmakta
    Bir gelinle güvey eksik yatakta
    Köşede sedef kakmali tombul bir ut
    Tamburi Cemil Bey çaliyor eski plakta
    Sonra ellerinde şamdanlar nargileler
    Pasli Acem kiliçlari
    Amerikan kovboylari
    Eller yukari

    Ne kadar da beyaz elbiseleri
    Amerikan deniz erleri
    Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi
    Sütten duru buluttan beyaz
    Beyazin böylesine ölüm yakişir mi dersin
    Yakişmaz
    Ama harbederken onlara
    Bambaşka elbiseler giydirirler
    Kan rengi, barut rengi, duman rengi
    Kin tutar kir tutmaz

    Istanbul deyince aklima
    Kocaman bir dalyan gelir
    Kimi pasli bir örümcek agi gibi
    Gerinir Beykoz’da
    Kimi Fenerbahçe’de yan gelir
    Dalyanda kirk tane Orkinos
    Kirk degirmen taşi gibi dönmektedir
    Orkinos dedigin baliklarin şahi, Orkinos mavzerle gözünden vurulur
    Denizin içinde agaçlar devrilir
    Kan çanagina döner dalyanin yüzü
    Camgöbegi yeşili bulanir
    Bir çirpida kirk Orkinos
    Reisin sevinçten dili dolanir
    Bir marti gelir konar direge
    Atilan Kolyosu havada yutar
    Bir başkasini beklemez gider
    Balikçi gülümser tatli tatli
    Adi Marikadir bu martinin der
    Her zaman böyle gelir böyle gider

    Istanbul deyince aklima Adalar gelir
    Dünyanin en kötü Fransizcasi orda harcanir
    Çalimindan geçilmez altmişlik madamlarin
    Agzi dili olsa da tenhadaki çamlarin
    Görüp görecegi rahmeti anlatsa insanlarin

    Istanbul deyince aklima kuleler gelir
    Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kiskanir
    Ama şu Kizkulesinin akli olsa
    Galata kulesine varir
    Bir sürü çocuklari olur

    Istanbul deyince aklima
    Tophane’de küçücük bir sokak gelir
    Her Allahin günü kahvelerine
    Anadolu’dan bir sürü fakir fukara gelir
    Kimi dilenecek dilenmesine utanir
    Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
    Dudaklarinda kirli pasli bir tebessüm
    Çöpçü olmuştur bugüne bugün
    Kiminin sirtinda perişan bir küfe
    Kiminin sirtinda nakişli semer
    Şehrin cümbüşüne katilir gider
    Kalin yagli bir kolana koşulur
    Piyano taşirlar omuz omuza
    Kendinden agir yükün altinda adamlar
    Balmumu gibi erir dururlar
    Sonra kanter içinde soluk alirlar
    Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin
    Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alirlar mi dersin
    Nazdan nazik çiniden bilezik eller
    Derken
    Karşi radyoda gayetle mülayim bir ses
    Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin
    Haciyagina bulanmiş sesiyle esner:
    Gami sadiyi felek
    Böyle gelir böyle gider

    Istanbul deyince aklima
    Stadyum gelir
    Güne güneşe karşi yirmibeşbin kişi
    Hepsinin dudaginda Istiklal Marşi
    Bulutlar atilir top top pare pare
    Yirmibeşbin kişilik bir aydinlik içinde eririm
    Canim agzima gelir sevinçten hilafsiz
    Isteseler bir gelincik gibi koparir veririm

    Istanbul deyince aklima
    Stadyum gelir
    Kanimin kariştigini duyarim ilik ilik
    Memleketimin insanlarina
    Daha fazla sokulmak isterim yanlarina
    Ben de bagiririm birlikte
    Avazim çiktigi kadar
    Gögsümü gere gere
    Ver Lefter’e yaz deftere
    Stadyum gelir
    Istanbul deyince aklima
    Binlerce insanin ayni anda
    Ayni şeyi duymasindan dogan sevincin
    Heybetini düşünürüm
    Birbirine eklenir kafamda
    Binler yüzbinler milyonlar
    Sonra bir misra havalanir ürkek
    Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar

    Istanbul deyince aklima
    Yahya Kemal gelirdi bir eyyam
    Şimdi Orhan Veli gelir
    Demindenberi dilimin ucundasin Orhan Veli
    Demindenberi senin tadin senin tuzun
    Senin şiirin senin yüzün
    Yarali bir güvercin misali
    Başimin üstünde dolanir durur
    Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
    Neresine mi arayan bulur
    Erbabi bilir
    Deli eder insani bu şehir deli
    Kadehlerin çinlasin Orhan Veli

    Istanbul deyince aklima Sait Faik gelir
    Burgaz adasinda kiyida
    Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
    Mavi gözlü bir ihtiyar balikçi gencelir küçülür
    Ikisi bir boya geldi mi Sait kesilirler
    Bütün Istanbul’u dolaşirlar elele başbaşa
    Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
    Sivriadada da marti yumurtasi toplarlar çilli çilli
    Ziba mahallesinde gece yarisi
    Sabaha Galata’dan geçer yollari
    Maytaba alacaklari tutar kahvede
    Zararsiz bir deliyi
    Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun
    Çaktirmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
    Sonra oturup sessizce aglarlar

    Istanbul deyince aklima
    Sait Faik gelir
    Taşinda topraginda suyunda
    Fakirin fukaranin yanibaşinda
    Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
    Kildan ince kiliçtan keskin
    Hep iyiden güzelden yana
    Hep kimsesizlerin

    Istanbul deyince aklima
    Sait’in son yillari gelir
    Hey Allahim en güzel çaginda Sait’e
    Dört beş yil ömrün kaldi denir
    Sait Sait olur da nasil dayanir
    Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
    Ihtiyar balikçi pis pis düşünür
    Bir zehir yeşilidir açilir
    Bir yeşil ki cigerine işler adamin
    Bir yeşil ki kasip kavurur
    Küçük mavi çocuk
    Ihtiyar balikçi
    Ve dilimize bulaşan zehir yeşili
    Istanbul çalkalandikça bu denizlerde dipdiri
    Dilimiz yaşadikça yaşasin Sait’in şiiri

    Istanbul deyince aklima
    Sabiyem gelir
    Sabiyem boynundan büyük bir demetle
    Sariyer’den gelir Pendik’ten gelir
    Bahar nereden gelirse velhasil
    Sabiyem oradan gelir
    Ne delidir ne divane
    Aslini ararsan çingenedir
    Tepeden tirnaga güneştir
    Topraktir
    Anadir
    Analar içinde bir tanedir
    Biri sirtinda biri memesinde biri karninda
    Karni her daim burnundadir
    Canini mendil gibi takar dişine
    Yürekten birşeyler katar işine
    Bir ucundan girer şehrin ötekinden çikar
    Alçakgönüllüdür Sabiyem
    Hem masa satar, hem göbek atar
    Ver bir çeyrek güzelim der
    Neyse halin o çiksin falin
    Cani çikar Sabiyemin fali çikmaz
    Sonra anlatir dün gece başina gelenleri
    Görürüm üryamda bir sari yilan
    Cenabet ugraşir durur benimlen
    Uyanir bakarim benim bebeler
    Yatagin ucuna kaymiş
    Ayagimin parmaklarini emer

    Istanbul deyince aklima
    Bir basma fabrikasi gelir
    Duvarlari uzun masalari uzun sobalari uzun
    Dal gibi dalyan gibi kizlar çalişir bütün gün ayakta
    Kanter içinde mahzun
    Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
    Fabrikada pencereler tavana yakin
    Al topuklu beyaz kizlar dalga geçmeyin
    Dişarda agaçlar dizi dizi
    Duvarlar duvarlar uzun duvarlar
    Niçin agaçlardan ayirdiniz bizi
    Dişarda tarlalar turuncu asfalt mosmor
    Dişarda dişarda dişarda
    Mevsim gürül gürül akip gidiyor
    Ondokuz yaşinda Eyüplü Gülsüm
    Dalmiş beyaz köpüklü akişina ipeklilerin
    Kötü kötü düşünüyor
    Ipegin akişina doyum olmaz
    Ama gel gör ki ipekli emprimeden oglana don olmaz
    Bir top Amerikan bezi sakiz gibi beyaz
    Bir top Amerikandan neler çikmaz
    Perdeler yatak çarşaflari çoluga çocuga çamaşir
    Sakiz gibi agarmiş bir top Amerikan bezi
    Gülsüm’ün gözleri kamaşir
    Üçüncü oglani dogururken Gülsüm
    Bir top Amerikana hasret sizlere ömür
    Gülsüm’lerin sürüsüne bereket
    Yerine bir Gülsüm’cük bulunur elbet
    Gider Gülsüm gelir Gülsüm
    Azrail ettigin bulsun

    Istanbul deyince aklima
    Agzina kadar sogan yüklü bir taka gelir
    Sülyen kirmizisi üstüne zehir gibi yeşil
    Samsun’dan Sürmene’den Sinop’tan
    Yaz demez kiş demez mutlaka gelir
    Kirli yelkeninde yeni bir yama
    Demirinin pasi gelir dilime
    Nabzimda duyarim motorunun hizini
    Canimin içine sokasim gelir
    Iri kalçalari pullu denizkizini

    Istanbul deyince aklima
    Takalar gelir
    Alçakgönüllü kalender
    Ya Peleng-i Deryadir adlari ya Şimşir-i Zafer
    Istanbul deyince aklima
    Koca Sinan gelir
    On parmagi on ulu çinar gibi
    Her yandan yükselir
    Sonra gecekondular gelir ardisira
    Isli pasli yetim
    Eyy benim dev memesinde cüceler emziren acayip memleketim

    #100030940

    Konu: GÜZEL’E

    forumda GÜZEL’E

    raven06
    Katılımcı

    Nasıl da güzel çalıyor ulan bu herif kemanı……. Çay da soğumuş. Isıtsam mı? Niye bitti ki bu rakı?… Başım dönse ya, midem bulansa bile razıyım…. Boğazım ağrıyor. Sigarayı mı değiştirmeli, bırakmalı mı yoksa?…. Nasıldı bunun sözleri? ?Sevdim bir genç kadını….? ya sonrası?…. Bunaldım… İyi de çıkaracak bir şey kalmadı ki üstümde… Duşun altına giriversem bari… Ilık ılık akıverse… Yumuşacık, tertemiz… Ama daha demin kurulandım, saçlarım bile kurumadı henüz… Kenan mı çok seviyor Günsel?i , Günsel mi çok seviyor Kenan?ı?……………………………………………………………….
    Kaset bitti…. Çay soğudu…. Ben hala ayığım. Yetmedi ki iki kadeh….
    Lanet olsun!.. Olmuyor, bir türlü veremiyorum kendimi… Yazmayı denedim, kelimeler kaçtı; iki tek attım, rakı bitti. Çay demledim… Tek başıma tango yaptım. Bir Gün Tek Başına?yı okudum, okumaya daldım. Şiir okudum… Türkü söyledim… Kovamadım seni!…

    YOK BE GÜZEL, HATA ETTİM!.. TUTUP ŞAP DİYE ÖPMELİYDİM O KÜÇÜCÜK AĞZINDAN, AVUÇLARIMA ALIP YUVARLACIK YÜZÜNÜ… YA İTELEYİP TERSLERDİN YA DA ……………..

    Salı günü miting var, şiir ezberlemeliyim. Koca okula ayıp olur elde kağıt şiir okursam. Sonar yazmalıyım biraz. Ama cümleler benden kaçıyor. Aklımdasın… Telefonum da açık arada bir dıtlıyor. Doğu, çocukları ayaklandırmış. Üstü kapalı teselli cümleleri sıralanıyor ardı ardına. Karşımda Güney… Yatırmış başını omzuma, çay içiyor. Dolanma be Zafer öyle deli dana gibi. Az sonra çıkar gelir alt katta ki manya karı. ?Hayırdır oğlum? Apartmanı mı yıkmaya çalışıyordun?? Hadi oradan diyemem ki…

    Aklıma Murathan?ın öyküsü geliyor. Boyacıköy?de Kanlı Bir Aşk Cinayeti? Film yapacaktım güya. Senaryosunu nereye koydum ki?..
    ?Adam durakta otobüs bekler. Gelin arabası gelir, duru durağın karşısındaki lokantanın önünde. Gelin, damat, üç de adam inerler arabadan, girerler lokantaya. Adam geline bakar, bir süre sonra da gelinin gözleri kilitlenir adama. Yemek biter. Gelin, damat ve adamlar kalkarlar. Adam duraktan çıkıp, gelinin yanına gelir. Elini tutar; ?Seni seviyorum.? der. Gözleri açıktır, ama ıslak. Sonun başlangıcı gibidir gözleri. Tekrar eder; ?Seni seviyorum… N?olur gitme…? Gelin adama bakar, sonun başlangıcını görmüştür o da… Gülümser yine de… Yine de iki damla yaş süzülür gözlerinden yanaklarına, kimseler görmez.Adama döner. daha bir sıkar, elini sıkan adamın elini. ?Çok geç!? der, ?Çok geç kaldın. ben de seni seviyorum ama geç kaldın.? Bu diyalog kimine göre uzun, kimine göreyse kısacık sürer. Adam elini redingotunun cebine sokar. Bir silah çıkarır. Bir gül uzatır gibi doğrultur geline. ?Seni seviyorum.? der, ?Seni çok seviyorum. N?olur gitme…? Gelin gülümser. Sonun da sonu gelmiştir. ?Geç kaldın.? der, ?Çok geç kaldın…? Adam tetiği çeker…
    Bu benim özetim. Öykünün aslı çok daha uzun. Benim senaryom daha farklı. İstersen anlatırım.

    Bir de şiiri var Murathan?ın, ?Yalnız Bir Opera?. Orada der ki:
    ?Ne sen dönebilirsin bana,
    ne de ben kapıyı açabilirim sana…?
    Sen de kapılardan bahsettin bu gün. Aralık bıraktığın kapı var ya, o kapı işte. Sadece seyredebiliriz birbirimizi. Ben o kapıdan geçemeyecek kadar büyüdüm. Ne sen gelebilirsin bu yana, ne de ben geçebilirim öte yana…
    Ben de bir masaldan, bir diyalog anlattım sana bu gün. Ne kavuşması mümkündür, ne de ayrılması… Sen de onayladın.

    YOK BE GÜZEL, HATA ETTİM!.. TUTUTP ELİNİ, BAĞRIMA SOKMALIYDIM… YA KAÇARDIN YA DA ……..

    Saat 2?ye geliyor. Çayı ısıttım, tekrar soğudu. Kaset yine bitti. Ama bitmedi yazacaklarım… Telefonum açık hala. Ama neden çalmıyor? 5?e çeyrek kalaya var daha. Beklesem mi? Beklemeli miyim?

    Bir Gün Tek Başına?yı okuyorum. Ama yine yalnız başıma. Dizlerin yok ki başımı yatırayım. Duymazsın ki sesimi, okusam da beyhude…

    Üşüyorum güzel… Alnımda ter boncuk boncuk ama ben üşüyorum güzel… Ne diyordu Yunus ?Ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca.? Ben diyorum işte, Yunus ne karışır?..
    Midem kazınıyor. Ağzım zehir, sigaradan genzim yanıyor. Yesem mi kurabiyelerinden bir kaçını? Yersem biter… Toprak çanak bana bakıyor, ben ona… Ya sen neredesin? Dalga sesleri kulaklarımda.Sinsi sinsi yaklaşıyor baş ağrısı… Geç kalmıştı, buyursun gelsin. Bir o eksikti acıyan yerlerimin yanına!.. Dağılmıştım, artık hiç toparlanamam.

    ?Ne kavuşması mümkündür, ne de ayrılması. Zor iş bizim sevdamız.? dedi adam. Onayladı kadın, ?Haklısın…? Hatırlayamadım, oraya da geliyor muydu dalga sesleri?…

    Sevmek güzel şey be güzel. Dehşet güzel şey. Güzel de, dokunamazsam gül tenine, al al olmazsa yanakların sevgilim dediğimde, ağzından çıkmazsa sevda sözleri, ağzından çıkıp da kulağıma varmazsa ne işe yarar ki sevmek güzel?..

    YOK BE GÜZEL, HATA ETTİM!.. KOACAMAN SARILMALIYDIM SANA… KOCAMAN SARILIP İÇİME ALMALIYDIM SENİ. DENEDİM… SOĞUKTUN BETON KADAR… ÇARPTIM DUVARA DÜŞTÜM. DÜŞERKEN GÖRDÜN MÜ BENİ GÜZEL?..
    Keloğlan canavarın mağarasında, canavarın uyumasını beklerken, parmağını kesip tuz basarmış yarasına, uyumamak için… Yüreğim sancıyor güzel… Yüreğim yanıyor, dehşet acıyor. Parmağımı kırsam yüreğimin acısını bastırır mı güzel? İyi de duvar neden kaçıyor? Ben kanıyorum da sen üşüyor musun güzel?..

    Uyku bastırıyor… Kaset yine bitti… Çay da bitti… Bir sigara daha yaktım yanan boğazıma inat. Telefonum hala açık. Ama o da bana inat çalmıyor. Çalsın be güzel!.. Dalgalar çarpıyor cümlelerime. Duyuyor musun dalga seslerini güzel?..

    Yalnızım güzel… Çok yalnızım… Üşüyorum güzel… Gel güzel… Kaçma güzel… Kırma be güzel, kırdırma… Nen varsa al da gel güzel… Yükle sırtıma, korkma taşırım ben. Gel güzel… Gecikme güzel, geciktirme…

    nisan?da……

    Zafer AKKAŞ

    #100020300

    Konu: BEKLE BENİ

    forumda BEKLE BENİ

    Bülent
    Katılımcı

    Karlar tozarken bekle
    Ortalık ağarırken bekle
    Kimseler beklemezken bekle beni
    -K.Simonov

    I
    Bekle beni küçüğüm
    umudu karartmadan
    sevinci yitirmeden bekle
    döneceğim bir gün elbet
    bekle beni

    Bahar geldiğinde
    kırlara çıkacaksın
    dizboyu otlar üstünde
    koş koşabildiğince
    ve sakın yitirme neşeyi

    Kırların sessizliğinde
    yüreğinin sesini dinle
    ve orada benim için
    küçücük bir yer ayır
    ve bekle beni küçüğüm

    Doğa pervasızdır biraz
    bakarsın en olmaz yerde
    masmavi bir su fışkırır
    ve suyun ışıldayan göğsünde
    sevincin nilüferleri

    Bahar şaşırtmasın seni
    sırtüstü uzan bir gölgeye
    suların, kuşların sesini dinle
    ve bekle beni orada
    döneceğim küçüğüm

    II
    Mapusane türküleri
    hüzünlüdür biraz
    belki her dinleyişinde
    yüreğin burkulmakta
    için sızlamaktadır

    Ama acılara alışılmaz
    birşeyler var değişecek
    birşeyler var
    değiştirmemiz gereken
    önce acılardan başlanacak

    Beş on yıl dediğin
    pek kolay geçmeyebilir
    üstelik bu savaş
    bu kahredici kıyım
    bitmeyebilir daha uzun süre

    Ama sen sahip çıkarak
    yaşama ve sevince
    bekle beni küçüğüm
    acılar bitecek bir gün
    sevgiler çiçek açacak

    Mapusane türküleri
    hüzünlüyse de biraz
    yüreğin burkulmasın
    için sızlamasın sakın
    ve bekle beni küçüğüm

    III
    Kış kıyamet bir gün
    bakarsın çıkıp gelmişim
    varsın azgınlaşsın tipi
    ve uğuldayadursun
    dışardaki rüzgâr

    Sakın şaşırma küçüğüm
    üşümüş bir serçe gibi
    titremesin ellerin
    apansız çıkıp geleceğim
    kış kıyamet de olsa bir gün

    Uğuldayan bu rüzgâr
    bu delice yağan kar
    ürkütmesin seni
    direnmektir artık
    bekleyişin öbür adı

    Sen türküler söyle
    ve gülümse küçüğüm
    çünkü sesinin
    ırmağıyla yeşerecek
    hasretin bozkırları

    Bekle beni küçüğüm
    umudu karartmadan
    sevinci yitirmeden bekle
    döneceğim bir gün elbet
    bekle beni küçüğüm

1 ile 9 arası 9 sonuç (toplam 9) görüntüleniyor