You cannot copy content of this page

1 ile 3 arası 3 sonuç (toplam 3) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları

  • coabnyildizi
    Katılımcı

    Sen Neredesin Ben Neredeyim

    Seni yitirdiğim o geceden beri
    Ayrık otları kol geziyor kimsesiz sahillerde
    Acılar da acı çekiyor büyüyorlar
    Bir selam merhem niyetine
    Bir selam bekliyorlar

    Bir yanım Yusuf bir yanım zindan
    Bir yanım Züleyha bir yanım ejderha

    Bir yanım çöl bir yanım Kerem
    Bir yanım dağ bir yanım Aslı
    Bir Yanım Ferhat diğer yanım Şirin

    Sensiz yollar uçurum
    Yokuşlar inişsiz
    Çöller yanmış zindanlar içimde

    Sen neredesin
    Ben neredeyim

    Hüzünler de mahzun sensiz
    Yollar yollarda kalıyorlar
    Kırılıyor kuru dallar
    Savruluyorlar sağa sola kuşlar

    Hasretim nar nar içim yanar
    Kuraklığın dudakları çatlar
    Bütün taşlar kirpiklerimde
    Kurumuş yaşlar gözlerimde

    Sevinçler öksüz düşler yetim
    Şiirler de yarım sensiz
    Kalemler dokunmuyor kağıda
    Değmiyor dudaklar dudağa
    Acılar da acı çekiyorlar
    Ayrılıklar da ayrıldılar sensiz
    Baharlar pişman güzler perişan
    Tat vermiyor mevsimler
    Ne seven memnun ne sevilen

    Sen neredesin
    Ben neredeyim

    Necmiye Sarpkaya


    Bülent
    Katılımcı

    1.üçüncü tin:aşk

    evler, yollar, ağaçlar yerli yerinde
    bir sevgi dolaşır ortalıkta
    bir kadın, bir erkek, bir de aşk
    üçüncü bir tin, iki ten arasında.

    elle tutamazsın, gözle göremezsin
    bir üfleyiş gibi uçuşan, yükselen, konan
    bir sevgi dolaşır aramızda
    ne ilktir ne sonuncusu
    ne benimdir ne de senin
    uzlaşmak için yaşamla
    ödediğimiz bedel: aşk
    doğacak, büyüyecek, ölecek
    tınlar durur boşlukta, gelir içimize düşer
    tutunur sarılırız ona
    kirlilikler, yalanlar, oyunlar arasında…

    evler, yollar, ağaçlar, her şey yerli yerinde
    üçüncü tin, iki ten arasında.

    2.neden o?

    milyonlarcasından bir kaç yüz
    anımsanan, arzulanan.
    ama bir kaç yüzden yalnız seni seçerim
    yalnız seni severim.
    öyle titiz ki seçimim, tek seni severim.
    nice rastlantılar, nice şaşırtıcı, nice nice
    bir büyük bilmece.
    neden seni arzuluyorum, neden?
    bir gölge, bir silüet, bir nefes, bir ses.
    bedeninin neresi, hangi parçan
    küstah dudakların mı, gözlerin mi, neyin?
    teksin, yeganesin, biriciksin
    adlandırsam dile gelmez çekiciliğin
    sözler uygunsuz kaçar
    dilim söylemeyi dener
    boş sözcükler türetir, keser.
    kusursuzsun gözümde
    seni seviyorum çünkü/seni seviyorum.
    büyülendim, işte tam olarak budur.
    hangi çağrın, hangi parçan, hangi rastlantı
    adı yok, sana divaneyim, deliyim.
    sevilmek istediğim gibi
    severim seni.
    adı yok işte, bu aşk!

    3.sunumlar

    mürekkeple işledim sesinin resmini
    kalemle seslendim kuyulara laaal!
    kırk parça sesim, geeelll!
    ayağı bağlı yılkı atım, hem bağlı, hem hür
    gözyaşım gür
    ne yaşanacak hal var ne gidecek
    ne ölüm beğenir beni artık ne yaşam.
    sen olmasan ey ışık
    gözlerimi yak/ bu karanlık adaletsiz
    mavim kirlendi
    sabitledim boncuk boncuk adını, gel.
    sokakların çıkarı kendine, en bilinmezi apaçık
    çık yola çık artık/gök balçık
    yer/yüzü yüzsüzce aydınlık.
    gel.

    4.yok oluş

    yok oluş ne ki eriyorum
    şöyle bir bakıp kaçıyorum ölüme.
    bazı bazı mutluluk, bazı bazı incinme
    ölmüyor bedenim, ama ölüyor gibiyim.
    ölümde bile yer kalmamış bana
    artık hiç bir yerde.
    bir tek o, o, o,
    ondayım, onunla yaşıyorum
    hiç bir yerdeyim
    ne bende, ne sendeyim, ne ölümde.
    bedenim kanamıyor ama
    sızmayan bir kanama ılık ılık
    bıraktım kendimi akışa
    ben neyim, neyim, neredeyim
    allaha yakın, her şeye uzak!
    bu aşk!

    5.uzakta

    sen oradasın, kımıldamadan duran.
    sevilensin.
    bir ara gidiyor gibi yapıyorum
    ama yine de kalan benim.
    giden sensin!
    hep giden, hep göçen, hep kaçansın!
    öyle oturmuşum
    hazırım, bekleyenim, sevenim.
    kadınım, oturganım, sadığım.
    zamanım çok, ilmek ilmek
    iplik iplik zaman
    avcısın, yolcusun, denizin dalgasındasın.
    nal sesinde, uzaktasın.
    özleyen ben, özlenen sen.
    kadınsıdır özlemek
    özle/sen acı çekersin
    aşıksan dişileşirsin.

    6.içimde

    unuturum arada bir, unutmasam ölürüm.
    katlanırım uzaklığa
    herkese herşeye uyar giderim
    alışırım yaşama, alışkanlıklara.
    çabucak uyanırım ama.
    bir sözcük alışıldık, bir name hüzünlü gelir,
    soluğum kesilir yetmez.
    kuruyan, sararan, bükülen
    bir resim olurum hemen.
    burada değilsin/seni istiyorum
    buradasın/yine seni istiyorum
    içimdesin/daha yakıcısın
    hem yoksun/hem çoksun
    arzuyla açtım kollarımı
    dolmuyor asla gelsen bile.
    sığınsam da kalabalıklara
    avutmuyor sesleri
    hırsı, rolleri başkalarının.
    dönüşünü bekliyorum.
    uzaktasın!
    yoksun!
    varsın!

    7.itirazlar

    mutluyum, ama üzgünüm
    aynı zamanda hem mutlu hem mutsuzum.
    ne yeniğim, ne yengiye çıkarım.
    ”bu aşk biter” diyorlar
    biterse aşk değil midir?
    sürerse aşk mıdır?
    gözden düşürmelere, kanıtlara kulaklarımı tıkarım.
    aşkın yürümeyen herşeyinin karşısına
    kesinlikleri çıkarırım.
    seçenek bozgunsa da mantığım başka söyler bana
    doğrunun yanlışın dışında başka bir yerdeyim
    aşktayım, aşktanım, aşktan yanayım.
    rastlantılara atarım kendimi
    rüzgarın önünde yaşarım
    inatla inatla, yönlenirim aşka
    başa çıkılmaz aşkla.
    aşktayım, aşktan yanayım.

    8.bozul(n) ma

    kusursuzluğun ortasında minicik bir bozunma.
    çürümenin izi, bir ufak nokta
    birdenbire bir hareket,
    bir sözcük, bir giysi.
    dümdüz dünyalı o!
    gündelik ve sıradan işte.
    sakın bayağı bir varlık olmasın?
    o ince, o özgün muhteşemlik nerede?
    sevilen o değil miydi?
    nasıl da ilkel çabaları,
    kapılmaları ne iğrenç günlük işlere.
    gördüğüm sadece anahtar deliğinden bir sahneymiş.
    daha istekli, daha sıcak başkalarına.
    birdenbire bir başkasıdır artık
    bir yabancı o.
    artık çiçekler değil, kurbağalar çıkar ağzından.
    büyü bozulur.
    yitirmekten de acı bu.
    saygısızca büyür, büyür horgörü.
    aşk mı bu?
    aşk bu mu?

    9.üçüncü tin:nefret

    bir kadın, bir erkek, bir de nefret
    üçüncü bir tin, iki ten arasında.

    soluk bir nesnedir artık o, sahnenin ortasında
    tapılır, övülür, buhurlanır, sövülür.
    içi doldurulmuş bir kuş gibi
    yolunur tüyleri, boşaltılır içi.
    ve vazgeçilir bir gün, karar verilir
    yas başlar, ağıtlar ağıtlar yakılır
    aşkın yüceliğinde eritilir o
    kızgın demirlerle dağlanır.
    bir keşiş, bir ermiş gibi
    ”yasımı tutacağım, kapanacağım içime”

    10.özdeşleşme

    ”ben aslında aşkı sevmiştim”
    şunu ya da bunu yitirdiğime değil
    ben aşkı yitirdiğime ağlarım.
    çılgınca sevenlerle yanyanayım
    yollardayım artık, aşk yolcusuyum
    tanırım yolcuları, tanış olurum.
    bir zincirle bağlanır gibi
    aşıklar kervanına katılırım
    ben aşkım.

    11.yorgunum

    yoruldum.
    yayı geren kol da yorulur bir gün
    örtün üstüme toprağı
    baharlar açsa duymam.
    yoruldum
    aksa da boş çağlayanlar, çeşmeler
    kırık testilerimi koydum pınar başına.
    yoruldum
    bir uzun bir kısa hecelerden
    uzun bir soluk alsam
    ölüme yetişir ucu
    aşk doğmadan yazılmış alnımıza
    nafiledir arayışım burada.
    kavuşmak isterim sonsuz aşka.
    yoruldum
    güneşin gündüz parlamasından
    ayın geceleri ışımasından
    gökyüzü olmak vardı.
    yoruldum
    yaşam aşk için ne uzun.

    12.bu böyle sürmez

    bu böyle sürmez, ama yine de sürer
    her şey biter, ama hiç bir şey bitmez
    böyledir yaşam.
    düşersin yedi kez, kalksarsın sekiz kez
    hacıyatmaz gibiyiz.
    aşkın coşkulu düşü çınlar yine ortalıkta

    sen ötekim/neredesin söyle bana?
    yokluğun/ varlığımın anlamı.
    varlığın/hiçliğimin.

    bütün aşkları istiyorum.*

    evler, yollar, ağaçlar, her şey yerli yerinde.
    üçüncü tin dolaşır aramızda.
    bir üfleyiş gibi…

    Nurdan Ünsal
    (ekim 2002-aralık 2006, kırpık şiirler)

    *küll’e aşık olanlar cüz’e itibar etmez
    cüz’e meyleden küll’ün isteyicisi değildir…Mevlana

    #100022177

    Bülent
    Katılımcı

    I

    önce kol sonra sürgü sonra anahtar açılır kapı
    itilirim sırtımdan ben ebedi kiracı kesilmiş hükmüm
    önce sürgü sonra kol sonra anahtar kapanır kapı
    bir ömür boyu diri diri içmek için gövdemi
    dolanır bacaklarıma balçık gibi ağır bir karanlık
    çırpınsam küçücük pencerede çifte çapraz parmaklık
    üstünde yüzüme örtülür binlerce kare demirörgü
    her karesinde oyulmuş bir göz gibi kanar gökyüzü
    batan güneşim kapının önünde kıpkızıl asılırım biran
    ranzam tavana ranzam yere ranzam göğsüme çakılı
    kımıldasam göğsüm boydan boya yırtılacak sanki
    duvarlarını üstüme yıkacak hücrem adım atsam
    adım atsam apansız kurşun değdi kanadına kuşun
    tutun beni önüm berbat uçurum bu kimin sesi
    bırak torbanı atlas’a ödüldür gökkubbeyi taşımak
    düş kırıklığına salan salsın gözlerini bırak
    ranzanda yatak yatakta düşlerin dağınık kalsın
    yürü delikanlım beton altında toprak uyansın
    duvarı duvara vur ateş gibi bir ıslık tuttur
    yürü a benim deli gönlüm yürü kesilmiş hükmün

    II

    şarkılar türküler skeçler camdan cama gülücükler
    -olur böyle şeyler takma kafanı yatarız be-
    gecede ay mı var alttan alta katılaşan bir şey
    olur böyle şeyler takmıyorum kafamı yatarız be..
    biter havalandırma eğlentisi de gecenin bir yerinde
    son sigaranın ateşi kararır dostlar uykuya varır
    gece sefası bu mevsim açar mı gecede ay mı vardı
    idamdan müebbete düştüm müebbetten hücreme
    belki sıcaktı şubat gece karla başladı fakat
    en güzel yüzünü resminin yüreğime ters kapadım
    kırdım belleğimin bütün sırrı dökük aynalarını
    ranzam soğuk ranzam ayaz ranzam kar
    altımda demir üstümde ışık yanımda duvar
    üşür ellerim sensiz ellerim öksüz ellerim
    nerde portakal bahçesi kadar sıcak memelerin
    dönerim gene duvar gene soğuk gene ayaz
    düşlerim seni almaz düşlerime müebbetim sığmaz
    bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun
    güneşi yatırsalar koynuma ısınamam
    bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun

    III

    bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun
    sen yüreğimin dağlarında sakladığım kaçak kız
    seni sunuyor kar yüklü dallarıyla çam ağaçları
    kimliğin bende saklı uzanıp alsam alnın apak
    gece balçık gibi yapışıyor ellerime saat kaç
    tende yaşanmayacak aşkımız anladım tenimde isyan
    yorgunum ranzama uzansam gözlerimi kapatsam
    bir daha açmasam beni bu kapkara suskunluk
    beni öldürecek diyorum avaz avaz düşüyorum
    asama dikse anam kapımızdan balkona tırmansa
    akçamların kokusunu sen saçlarından savursan
    üç yanı sırılsıklam ülkem gibi hep acı dalgalara dirensen
    yanağından mutlu bir damlanın yuvarlandığını görsem
    kar da eridi çamur sonra yağmur sokaklar çıplak
    asfalt makadam bulvar ayaklarda o bildik bıçak acısı
    haki gömleğinden bir düğme aç ellerimden üşüyorum
    şafakları yunus çıkarsa ağlarından balıkçılar beter ağlar
    dudaklarında uzayan sigara külü martı kanatları ve türkü:
    bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun
    bulaşıyor dilime beni ağzınla sustur susturacaksan

    IV

    sabah oldu beni ağzınla sustur susturacaksan
    gazeteyle uzatıldı mazgaldan dürülmüş bir yangın gibi
    korkunç acılarıyla ellerime on üç yıl öncesinin vietnam’ı
    pirinç tarlaları bambu evleri insanları yani kavgaları
    1972 trag bang köyü ve temmuz güneşi
    ve yankee ve napalm yani ölüm bulutları
    yapışıyor sırtlarına çocukların çocukların bacakları tutuk
    çığlıkları var fakat ağızlarında boylarından büyük
    ilkokul çağında saçı kara çığlığı yangın küçücük kızın
    bant çekmişler göbeğinin altına ne ayıp ne yasak
    kaçıyor o güzelim çocuk bütün insanlığıyla çıplak
    elinden tutmalı göğsüme basmalı göğsümde soluklandırmalıyım
    benim de gözlerim yanaklarıma doğru çekilmeli acıdan
    ağzımı kulaklarıma dek yırtarcasına haykırmalıyım
    payıma düşeni almalıyım yedi milyon ton bombadan
    işte ben her acıda böyle sırılsıklam şaşkınım
    haykırılmış her çığlık burda benim ağzımı yakıyor
    durma kanıyor acılarım gövdemin neresine dokunsam
    kaldırmadan demir parmaklığı insanla insan arasından
    canım sevgilim ben bu yaraları kabuk bağlatmam

    V

    alnım parmaklığa gömülü alnımda tarifsiz hasret
    dörtbir yanım idam dörtbir yanımda türküleşen müebbet
    ne bir yıldız kayar üstünden ne bir çiçek açar
    hücreler burada susuz kör kuyulara benzer
    her bahar duvara koşar da sarmaşıklar yaz biter
    yorulur sonunda salkım saçak dal budak ağaçlar
    gözlerimi içime çevirmesem gözlerim duvarda kurur
    bir an büyüse suskunluk kulaklarıma kurşun akar
    belki bu yüzden yüreğimde tepesi karlı dağlar
    boydan boya karadeniz boydan boya toros
    akdağ karadağ altındağ cudi ağrı canik aras
    vurulup öldüğüm kalkıp çocuklar gibi güldüğüm dağlar
    yakındır eteklerinde dudaklarına özenir kiraz
    ellerin tüfeğinden çözülür göğsüne ılık ılık kan yürür
    dişlerinin arasında apak ilkbahar kardeleni uyanırsın
    tenin buğulanır bilirim dudakların mahmur uykudadır
    kollarını açıp gerinirsin ormanın bütün ağaçlarınca yeşil
    dokunabilsem sana çoğalırdım saçlarınca tel tel
    yüreğimin ırmaklarını aykırı akıtıyorum dağlara doğru
    süzülüp gelsen suda bir papatya kadar güzel

    VI

    saçlarını yastık yapıp yatıyorsun öyle düşünüyorum
    yorgan diye geceyi dört mevsim üstüne çekiyorsun
    yaprak düşer ay düşer yıldız düşer kar düşer
    kurşun düşer üstüne bomba ölüm ayrılık düşer
    apansız sena düşer aklıma beni ağzınla sustur
    göğsü isyan göğsü ateş göğsü tomur tomur
    sena onaltı yaşının heyacanını tarar aynada
    çıplacık boynu.. el-boruk dağlarında israil konvoyu
    kıvrılır yılan gibi.. nazi fırınlarından sarı yıldız uyanır
    aynada gözlerini bırakır gözleri iki yüz kilo bomba
    içine 504 peugeot’nun büsbütün bir kinle oturur
    kanatlanır avına sena mehdillah şii müslüman kız
    sedir ağaçları değil yanan köyleri geçer iki yanından
    hükmünü okur benim ülkemde filizkıran fırtınası
    dalların acısı gelir hücremde beni bulur
    konvoy patır cizze arasında durur.. sena atmaca
    sena nisan dalları gibisin sena sena
    fünye fitil ateş.. sena dur ama durma..
    gövdesinin dört katı ağır bombayla patlar güzelim kız
    beni ağzınla sustur susturacaksan

    VII

    bu türkü hiç bitmeyecek karanlık sular akıyor içime
    her dizesi bir fırtına belki soluğum yetmeyecek
    korkarım teninden avuçladığım buğu uçup gidecek
    yastığım sımsıkı yastıkta aralanmıyor dudakların
    kış üşümesiyle durma sırtını dönüyor yatağım
    bir yangından çıkmışım tepeden tırnağa yanık
    çekip almışım bir çocuğu çığlığı bende kalmış
    yana yana dost kapılardan yüzgeri olmuşum
    su dökenimi aramışım inatla beni ağzınla sustur
    beni suskunluk kapkara suskunluk öldürecek beni
    sesi türkümün sesi sağanak yağmurları isterim
    dur altına sen de sağalır belki ateşi gövdemin
    duvarla başladı duvarla mı bitecek türküm
    şu dağlar eteği kuşatma tepesi karlı dağlar
    şu okul şu sokak şu ev şu ağaç şu bulvar
    düşünüyorum da sanki bir varmış bir yokmuş
    benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
    sesli konuş dışarda kalmasın çiçek yüklü dallarıyla bahar
    balçık gecelerden balçık gecelere çıkıyorum
    ayaydınlık sabahlara bir de sana inanıyorum

    VIII

    benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
    söyle ben türkü söylerken sıkı bassınlar yere
    yağmurlu bulutları tepelerinde taşısınlar söyle
    benim gecelerim tepeleme ısırganotu sevgilim
    dur durak yok bana bu bahar akşamlarından
    toprak deniz ve kadın kokularıyla dövüyor da kapımı
    bir karası aşıyor duvarı kahrolası karanlık
    kibriti çakılmış sigarayım nerede dudakların
    barut dumanıyla islenmiş belki kararmış saçların
    çekincesiz yıkanırsın deli çılgın akan sularda
    sular hırçın sular arsız ben ellerimle yapayalnız
    kovalanmışım çocukça düşlerimden taşa tutulmuşum
    balıkları oltada bir deniz gibi ayağa kalkmışım
    delikanlıyım yıldızsız gecelerde düşlerine kıran girmiş
    sensiz kupkuru bir dalım güneşin gözüne batan
    grevsiz işçiyim de ocağı tütmeyen evim
    öğretmenim diline sözcük sözcük yasak vurulmuş
    çocuğum elinde bir balon bulut bir dolu umut
    benekli balonlarım sonra bir varmış bir yokmuş
    benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş

    IX

    türkü söylüyoruz tahliyecinin ardından nedense yanık
    yanık birşeyler kokuyor havada ağlamak istiyorum
    ateş hattından çıkmışım beni ağzınla sustur
    tam bir hafta aralıksız dövmüşler barikatı
    kanlı upuzun bırakmışım üç arkadaşımı yorgunum
    yürürken şarapnel parçası düşüyor göğsümden
    çekilen ilk dişimmiş gibi alıp cebime koyuyorum
    daha otuzbir dişim var katıla katıla gülüyorum
    yaranı avuçlarıma ver ateş hattından çıkmışım
    yitiyor nöbetçi kulesi ellerim kopuyor parmaklıktan
    nerede susuzluğun bir yudum su kaldı mataramda
    ağzımda senin dudakların bir varmış bir yokmuş
    duvarın dibinde kurt köpekleri ve bolivyalı çavuş
    guevera’nın sırt çantasında neruda kahkahası
    ve ezbere okuduğun bizim şairlerimiz geliyor aklıma
    salt bizim işimizmiş gibi şaşıp kalmışım
    felâket yakışırmış meğer onlara da ölmek
    çınar dediğin de gün gelir devrilirmiş usulca
    anımsa ne derdik aramızda ona hadi anımsa
    a. kadir amca a. kadir amca a. kadir amca

    X

    benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
    söyle ben türkü söylerken sıkı bassınlar yere
    yağmurlu bulutları tepelerinde taşısınlar söyle
    ben yokum okulda fabrikada sokakta sen yoksun
    her adımda bir pusu her pusuda bir sevinç asılı
    kapılar kapalı pencerelerin perdeleri aralanmaz
    çocukların oyuntaşı parçalanır camlarda gülmeler açmaz
    ardına kapının süpürgeyle kurum yığar bir kadın
    öğrenciler başka işçiler başka bir başka ülkem
    sen neredesin insan kardeşim nerede neredeyim ben
    hücremin değil evinin duvarında bitiyor voltam
    buz gibi titriyor sırtıyla duvara sırtımı dayasam
    adımlarımı sayıyor bir iki üç… aklı karışıyor
    gün biter mi ay biter mi mevsim yıl biter mi
    duvardan duvara ömür biter mi şaşıp kalıyor
    kapısını açsa kapıma çıkacak ödü kopuyor
    işte bu insan kardeşimin ölümcül korkusu bu işte
    ağır mahkumum düşüyorum bütün uçurumları
    yüreğinin kayalıklarında yeşertemedi henüz bana bir dal
    paramparça parmaklarım korkusunu sıçrıyor uykusunda

    XI

    insan yaralarım kanadı beni ağzınla sustur
    yaralarım kanamasa gözlerim duvarda kurur
    kör sağır suskunlukları dipsiz düşüyorum
    ayırdına varmadan dibini çekiyorlar uçurumun
    beni dipsizlik kapkara dipsizlik öldürecek beni
    sözüm kurşun hasretim kurşun kurtuluşum
    açsana gülün yaprağını uçsana kanadını kuşun
    sevmesi sevişmek değil gülmesi gülüşmek
    çocuğunun saçlarını okşuyor elleri dalgın elleri uzak
    yasaklarca çalışıp konuşup yaşıyor yasaklarca
    hah desem unutup büyük ellerini kaçacak
    kaçacak ardında madeni sesler bırakarak
    keşif kolları çıkar inadına yasak ateşler yak
    kuşatmalar da kuşatılır bir yerde haber uçur
    alınıp satılabilen bir ülkenin müebbetiyim ben
    türküm duvarla türküm yangınla sürüp gidecek
    gencim delifişek gözlerim bir çift kara tüfek
    bütün umutlar menzilimde belki kızıyorlar sözlerime
    henüz bir avuç insan kardeşimi gördüm fakat
    şaşırmadan ellerini dimdik bakabilirken gözlerime

    XII

    benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
    çoğalmasın yangın sesli konuş güzelim insan
    adın bende gizli gölgen takibinde helikopterin
    her gece koşar gelirsin düşlerimin çekimine kapılıp
    kent dağa kavuşur ellerim ellerini bulunca
    ellerimiz buluşunca düşlerim gece baskınında
    çam ve ardıç kokularını göğsüme bırakıp
    kopar yürürsün ellerimin şehvetine sarınıp
    yürürsün canımın içi kanatlan çarçabuk
    serçe tedirgini adımların ele vermeden seni..
    kaç mahpus yılı düşlerime girip çıktın
    hep bir umudun allığı düşler ki sınırsız
    düşler ki yazdan kışa uçsuz bucaksız
    düşler ki yaşanan yıllara aykırı..
    kurumasın istemem rüzgârda salınmadık hiçbir dal
    minik ellerin yine kabzasında büyüsün silahın
    devrederken nöbeti fakat bir el değmeli eline
    acı bir bulut gibi taşıma saçlarını seni ülkem bildim
    yorulursun arama arama ellerimi ellerimi unut
    katmer güllerin açtığı dağlardadır aşk ve umut

    XIII

    umudum dağlarca yapraklarca umudum halklarca
    fabrikalar gecekondular.. duyuyorum tıpırtısını varoşların
    daha fazla dayanamaz bu beton bu demir bu plastik
    kolumu uzatınca elini buluyorum yan hücredeki arkadaşın
    eli sıcak elim sıcak sımsıcak umut yaşamak bu
    yaşamak bu diyorum kesip atıyorum karamsar yerlerimi
    ve gülüyorum gül sen de yüzünde güller açsın
    güney afrikalı zencilerin kavgaları erik çiçekleri kadar ak
    biliyorum nice kavgalar verilmekte bana yakın bana uzak
    hücre hücre direniyorum kuşatılsam da sayrılıklarla
    gün gelecek saçlarımın güz savrulması durmuş olacak
    duvarla boğuşmayacak hiçbir düş hiçbir adım hiçbir ayrılık
    ve hiçbir sözcük şiirde bir silah gibi patlamayacak
    ne müthiş bir duygu içerde umudu kıyasıya yaşamak
    çürütülmek ve öldürülmek olasılığı ağır basarken
    mutlu şarkıları ve zafer tarakalarını beklemek
    evet canım gün gelecek nasıl atılmışsam içeri
    öyle diri ve genç aşacağım yıkılan ilk duvarı
    oğlu kızı yitik bütün kadınları anam bileceğim
    sen diye öpeceğim ağzından karşıma çıkan ilk kızı

    XIV

    karşıma ilk çıkan kızı sen diye öpeceğim ağzından
    boynuna doladığım kollarıma ayaz vuracak belki
    soracağım nerde belinin çukuruna dolan saçların
    susturacaksa o kız da ağzıyla sustursun beni..
    direnmenin güzelliği yüzümüzde kış bahar yaz
    çok değişmedik fakat ellerimiz büyüdü azbiraz
    gökyüzünden çalıp yolla uçurtmaları salkım saçak
    ellerimizde çocuk merakı ellerimiz güzel haberlere aç..
    bana ince uçurumlara bakan kar bahar yüklü patikaları anlat
    ki iz sürücüler tıkanıp kalsın sonlarına bakınca o saat
    köylere inişlerinizi bir de bir de kentlere kaçamak
    yün çorapları önemse dağlarda korkarım ayakların donacak..
    ağlamaklı oluyorum ne güzel düşlerken kuşanmış günleri
    kırılacakmış gibi bütün kapalı kapılar bugün yarın
    bayramlık giysilerimle buluyorum kendimi aynada tıraş olurken
    ranzamda uyur uyanık düş denizi geçiyor üzerimden
    alıp getiriyor kovasını küreğini kumdan kale yapan çocukların
    bulutları yıkıyorum saçlarından gözleri nasıl da umut..
    hep umut edeceğiz sevgilim kopacak her yenilgi sonrası
    sustu sanılan yüreğimizde korkunç bir yaşam fırtınası

    Ocak-Mayıs 1985

1 ile 3 arası 3 sonuç (toplam 3) görüntüleniyor