Şiirname – Kültür – Sanat – Edebiyat – Şiir – Şairler ve Şiirleri Forumlar Arama 'sen hic beni sevdin mi' için arama sonuçları

1 ile 14 arası 14 sonuç (toplam 14) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100034287

    Hayat
    Katılımcı

    O gidecek ve sen bakacaksın. Kimse olmayacak yanında, acını yalnız yaşayacaksın. Aşkı tek kişilik yaşamanın mevsimidir şimdi. Bahar da olsa yaz da, kış hüküm sürecektir sende. Buz tutacaksın? Herkesin buram buram terlediği güneşli bir günde üşümenin ne demek olduğuınu öğreneceksin.
    Tüm renkler, dönüş tarihinin belli olmadığı bir yolculuğa çıkmıştır. Baktığın her şey ya gri. Ya siyahtır.hayata dair hiçbir şey ilgi alanına girmez. Öylece bir köşede, sessizce, gözyaşlarını içine akıta akıta oturup durursun.Ne dostlarını görmek istersin, ne de söylenecek bir tek sözü bile duymayı.
    [ Neden ben? ] diye bin kere soracaksın kendine. [ Hak etmedim bunu ] diye hayıflanacaksın. Merak etme, her terk edilen hak etmediğini düşünmüştür. Hiçbir farkın yok onlardan; ama, sen, terk edildiğini de kabul etmiyorsundur. [ Neden gitti? ] sorusu gelecek ardından.Bulduğun yanıtları beğenmeyip gidişine bir başka bahane arayacaksın. Hiçbir bahane gerçek nedeni anlatmayacak.Çünkü aslında başından beri gördüğün; ama, bir türlü kabullenemediğin o gerçeği bir kez dile getirirsen, zaten buz tutmuş bedenin, parça parça dağılacak.Bunu bildiğin için bahanelerin arkasına saklanacaksın.
    Sevmemiştir seni. Sevmişse de, senin onu sevdiğin kadar sevmemiştir. Suçlayabilir misin onu? Sen sevdin diye sevmelimiydi seni? Şart mı bu? Değil elbette; ama, gel de bunu yüreğine anlat. Anlatamayacaksın. Yürek bunu kabul etmez çünkü. Sen [Seni benim kadar kimse sevemez] diye sayıklarken ya da [Benim kıymetimi bilemedin] diye suçlarken onu, o, senin ne halde olduğunu bilmeden, bilse bile umursamadan, [ Her seçim bir vazgeçiştir ve her seçim bir başlangıçtır ] sözünü kanıtlarcasına yeni bir menzile doğru yol almaya başlamıştır bile.
    Senin seçiminse _kış_ı yaşamaktır, o zaman yaşayacaksın. Hiçbir kış, yaşanmadan bitmez. Kışı atlayıp bahara, ondan sonra da yaza ulaşamazsın. Birçok kez donarak öleceğini düşünerek, gözyaşların buz kristallerine dönüşerek, soğuğun verdiği acıdan nefesin kesilerek, ılık bir rüzgarı sarı sıcak güneşi düşleyerek dibine kadar, titreye titreye yaşayacaksın. Sonra bir gün pencereden güneşin girdiğini, yanaklarında donan gözyaşlarının eridiğini, içindeki titremenin hafiflediğini, renklerin gittikleri yerden döndüğünü, susturduğun tüm dostlarının yeniden konuşmaya başladığını göreceksin. Bir gülümseme yayılacak yüzüne, oturduğun o köşeden kalkacaksın ve baharın kokusunu içine çeke çeke, güneşin ve sıcağın keyfini çıkaracaksın?Bir başka kış-a kadar?

    #100033045

    Konu: EŞREF SAATİ (TUTKU)

    grup forumunda Yavuz KORKMAZ

    yavuzkorkmaz
    Katılımcı

    Hey sen sosyete güzeli
    Sana sesleniyorum
    Bıktın mı allı pullu takılardan
    Dilediğini yiyip içmekten
    Eksik olan ne buldun da bende
    Benim neyi mi sevdin anlamıyorum
    Neden anlamıyorsun
    ANLAMIYORUM
    Bak kızım!
    Kaç defa söyledim sana
    Param yok pulum yok açım aç
    Neden anlamıyorsun
    Üç kuruşluk neyimi sevdin
    ANLAMIYORUM
    Sen hem!
    Benle kaşık atamasın sudan çorbaya
    Gün olur
    Kuru soğanla bayat bir ekmeğe
    Diş geçiremezsin
    Geçiremesin
    Emin ol abartmıyorum
    Alınma hiç
    Bana surat yapma hiç
    Gözlerini dik dik dayama öyle
    Alışmışımdır
    Bak gel sen beni dinle
    Çek git dön evine
    Bak bir halime
    Bak bir haline
    Beni nasıl yakıştırdın kendine
    ANLAMIYORUM
    Bak gel sen beni dinle
    Çek git dön evine
    Hem sen alışmışsındır bolluğa
    Bir yavan ekmeği bölemezsin benle
    Allı pullu vitrinlere takılır gözün
    Bakamazsın göz ucu boynu bükük
    Hadi git beni halime bırak
    Görmüyor musun?
    Konuşacak mecalim yok
    Kirlenecek yüreğim yok
    Güvenecek bir tarafım yok
    Art arası iki mısralık adamım işte
    Hadi git dön evine
    Görmüyor musun?
    Zati eşref saatini bekliyorum

    26 Aralık 2007


    safir
    Katılımcı

    Sen hiç benim gözlerimle ağladın mı… sarıldın mı ben diye bir yastığa.. her gece bin bir karabasanla savaştın mı.. dikip gözlerini tavanda bir yere yaşadığına lanet ettin mi hiç…

    Sen hiç susadın mı bana.. acıktın mı gözlerime.. gözlerinin değdiği her yerde benden bir iz aradın mı..

    Sen; ya telefonuma cevap vermezse diye telefon elinde kıvrandın mı bütün gece… bu kadar gururluyken bu kadar dik durmuşken bütün yılların acımasızlığına karşı, bir sevda uğruna eğildi mi başın… kendine kızgınlıktan sigarayı 3 pakete çıkardın mı hiç… Soluksuz üst üste ha bir eksik ha bir fazla.. ha sensizlik ha ölüm deyip ciğerlerini tükettin mi hiç…

    Aradın mı geçtiğin her sokakta beni… her kaldırım taşında oturup ağladın mı peki… Her parkta her bankta 2 kişiymiş gibi oturdun mu hiç… Her yağmuru ağladığını kimse bilmesin diye fırsat bilip attın mı kendini sokaklara peki.. Hiç iki kişiymiş gibi yanında ben varmışım gibi yalpalanarak yürüdün mü caddelerde…

    Sen sevdiğinin bir sokak köpeğine bile gülümseyerek bakacağını bilirken, o gözlerin asla sana bir daha gülmeyeceğini bilmenin acısını tattın mı hiç?… Nasıl tüketir bir seveni, nasılda yakar insanın canını bilir misin?

    Sen ona acıkırken, ona doyarken, onun bir daha sesini bile duyamayacağını bilmek nasıl bir ağrıdır biliyor musun… Hatta şuan nerde ve ne yaptığını bilmemenin nasıl en umulmadık zamanlarda insan beynini bir hiçten farksız kılar düşündün mü…

    Ölümü kendine hem bu kadar yakın hem de bu kadar uzak hissettin mi hiç… Ölmenin bir kurtuluş sensiz yaşamanınsa en feci ölümlere bedel olduğunu hissettin mi kendini bir kez benim yerime koyup…

    Hani yaşıyormuş gibi hani ölmemiş te mutluymuş gibi, hani yanında sevdiğin varmış gibi ellerini avucunun içinde düşleyip oyunlar oynadın mı hiç etrafına…

    Boş gözlerle için kan ağlarken gülmek nasıl bir duygudur biliyor musun sen…

    Her çalan telefona bin umut sarıldığın oldu mu hiç… Bir insana hem sevilmeyi bu denli yakıştırıp hem de onu içinden atmak uğruna kendini intihar etmeği düşündün mü gece gündüz…

    Acabalar ve keşkeler hayatını anlamsızlaştırırken günden güne canını bu kadar acıtan birine hayatımın anlamı deyip sarıldın mı yinede…

    Çaresizliğinin bir kan emici gibi seni tüketmesine şahit oldunmu baktığın her aynada… ve her aynaya yarım ve yaralı bir suratla bakmak nasıl bir duygudur biliyor musun sen..

    Sen ki gece gündüz adını sayıkladığım, sen ki yar değip canıma can ettiğim, açlığım, tokluğum ve suskunluğumken… sen hiç ben oldun mu, sen hiç yar oldun mu bana, sen hiç sen hiç beni sevdin mi???

    …Alıntı…


    safir
    Katılımcı

    Binmediğim hiç bir otobüs
    Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde
    Gittikçe azalıyor hayat
    Neyi erken yaşadıysam
    Hep ona geç kalıyorum
    Sana göçüyorum her sonbahar
    Yolların çıkmıyor aşkıma
    Unuttuğun yağmurların adı saklımda
    Seni içimden terk ediyorum

    Susmaktan yoruldum
    Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri
    Efkar demliyorum gözlerimde
    yaşlarımı, yanağıma varmadan öldürüyorum
    Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
    Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
    Seni içimden terkediyorum

    Ne unutacak kadar nefret ettin
    Ne hatırlayacak kadar sevdin
    Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin biliyorum
    Beni hep bulmamak için aradın
    Yanılgımdın
    Yandığımdın
    Yangındın

    Sensizliğe yenilmek
    Sana yenilmekten zor olsa da
    Ardımda bir sürü ´belki´ler bırakarak
    Seni içimden terk ediyorum

    Şimdi
    İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan
    İki yarım kaldık
    Tamamlayamadık bizi
    Elinden tutamadık yanlızlığımın
    Saçlarımı da uzaklarına gömdün

    İçimin mavisi senin okyanusundandı
    Al! geri veriyorum.
    Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
    Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
    Sana bensizliği terkediyorum

    ´Yârime uzanmayan bütün dallarım kırılsın´ demiştin
    Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

    Ne tuhaf değil mi?
    İçimi acıtanda sendin
    Acımı dindirecek olanda
    ´Ya öldür beni´ dedim
    Ya da git benden
    İçi bulanık bir sevdanın ucunda
    Seni kaybettim
    Aldırmadın aldırmalarıma
    Bir gecede yakıp yârini
    Şafaklara sattın ihanetini
    Küllerime basanlar bile utandı yaptığından
    İşte soluk bir ömrün son nefesi

    Benden
    İçimden
    terk ediyorum

    #100028421

    Konu: SADECE SEVDİN

    grup forumunda Sibel UYGUN

    likevoyager
    Katılımcı

    Kökü olmayan bir çiçek gibiyim ellerinin arasında.
    Kokluyor, ara sıra dudaklarını yapraklarıma dokundurup öpüyorsun.

    Böylesine çok sevdin de beni,
    Bir yudum su verebilme ihtimalin hiç mi olmadı?
    Neden aklına gelmedi suya olan mecburiyetim?
    Sadece sevdin beni.
    Bak soldum işte…
    Sen, her ne kadar istemesen de.

    Oysa yaşayabilme ihtimalim senin elindeydi?
    Birşeyleri farkedebilseydin,
    Daha uzun ömürlü seninleydim?

    #100027355

    Ogniela
    Katılımcı

    Ben hiç gitmedim senden gidemezdim, ben sendim
    Ben, her yeni güne merhaba diyen beyaz bir güvercin oldum sevginle
    Sevdigine öylesine inanmak istedim yeserdim, çiçek açtim
    Gerçekten sevdin mi, hala süphesi hançer yüregimde
    Ama ben öylesine sevdim ki, hiç bilemedin
    Belki de sevgime kendini layik göremedin
    Ben mi geç kalmistim yoksa sevilmeye
    Giden sendin toplayip herseyini
    Alamadigin, tek gözlerin kaldi bende
    Hayalimde yasattigim
    Derinliklerinde kaybolmayi en çok arzu ettigim gözlerin
    Boynum bükük içimde herseyinle sen, ardina bakmadan giderken
    Gitme kal, seni çok seviyorum diye haykiramadim
    Tutmadin ellerimi, oysa ki bir dokunusun eritecekti beni
    Ben seni içimden hiç atamadim
    Hergün, geleceksin umuduyla yasadim
    Sen hiç sevmediysen, sevmiyorsan, sevemiyeceksen
    Ben seni öylesine sevdim ki
    Sen yüregimde, ben düsüncelerinde
    Hiç istemesen de
    Sana söz, kendime söz
    Aldigim nefes kadar yasayacaksin bende..

    #100026585

    Konu: KÜSTÜM İSTANBUL

    grup forumunda Sevnur ŞAYLAN

    likevoyager
    Katılımcı

    Sana böyle gelmeyecektim İstanbul! …
    Bir başıma,yüzümde anlamsız bir ifadeyle değil,
    Seninle yaşamaya,seni tatmaya,
    Koşar gibi,
    Sarılır gibi sana,
    Umut dolu,hiç görmemiş olsak da birbirimizi,
    Hasretle gelecektim…
    Olmadı…
    Tutamadım sözümü,
    Yalnızlığımı da alıp geldim sana.
    Ki sen,yalnızlık nedir bilmezsin de,
    O en kalabalıklarda,
    Yine de bir medet umma,
    Giden gider,terkedilirsin sen de…
    Ben yalnızlığımı da vermem sana,
    Yalnızlığımı alıp gideni sen aldın,
    Yalnızlığımı da vermem sana…
    Öyle mahsun bakma Kız Kulesi,
    Bir başkasını da arama yanımda,
    Sana onunla gelecektim,
    Onunla…
    Senden gelenle,
    Benden gidenle ve yine sana dönenle…
    Öyle bakma ne olur,
    Sen de yalnızsın,hüzünlüsün,
    Ama burdasın…
    Bense çok uzaklarda…
    Yalnız başıma dolaşmayacaktım kalabalık kaldırımlarda,
    Hayaller kuracaktık onunla,boğazda martılarla,
    Böyle hüzünlere boğulmayacaktım,
    Onu aramayacaktım her baktığım yerde,
    Uğruna yazılan şarkıları bir bir söylemeyecektim sana,
    ‘Ah İstanbul! ‘ diye diye gözyaşımı akıtmayacaktım boğaza,
    Yabancı olmayacaktım sana,
    O benden gitmeseydi,
    Soğumayacaktım insanlarından.
    Hayallerimi gerçekleştireceğim yer burası olacaktı çünkü,
    Sevdiğim insanla,senin olanla! …
    Senin benden tekrar çaldığınla!
    Sen çaldın işte İstanbul,
    Nasıl da kandırdın,
    Çok mu yalnızdın,
    Ona çok mu muhtaçtın,
    Ben kadar çok mu sevmiştin? …
    Ki beni,
    Yersiz yurtsuz bıraktın! …
    Onu sen çaldın…
    Sen! …
    Buralara kadar geldim,
    O kadar da mükemmel misin diye,
    Ki umrumda da değilsin artık,
    Bir kere görebilseydim benden çaldığını,
    Yanımda olması gerekirken,olmayanı…
    Hangi tepenin ardına sakladın onu,
    Onu ben kadar çok mu sevdin sanki,
    Çok mu muhtaçtın ona,
    Benden mi kıskandın,
    Eksildin mi ki onun yokluğunda,
    Kolumu kanadımı kırdın da…
    Öyle gözü yaşlı bakma bana Kız Kulesi!
    Sen bari konuş,anla beni…
    Neleri susuyorsun içinde kimbilir ki.
    Ama anlıyorsun ya sevdanın,sevdalının halinden…
    Ben yokken bir başkasıyla onu gördün mü?
    Hayallerimde yalnız kaldım ben,
    Sana da yetim bir sevdayla geldim ben,
    O, seni bir masal gibi anlatırken bana,
    O zaman aşık oldum sana ben…
    Bir senin için geldim buralara,
    Bir de seni masal yapan için…
    O en kalabalığı da,o da,
    İstanbul’un olsun…
    Anladım ki…
    İstanbul sevdadan yoksun…
    Gözün yaşlı Kız Kulesi…
    Bak…
    Sen de ağlıyorsun…

    13.02.06

    #100026467

    likevoyager
    Katılımcı

    Bak gördün mü zaman ne de çabuk geçiyor…
    O güzelim sevdayı harcadığından bu yana kaç aylar geçiyor,
    Saymaya kalksan bir elin parmakları kadar oluyor,
    Hesabını yapsan beş-cik ay…
    Yıkılmadım mı sanki,yıkıldım elbet,
    Üzülmek ne kelime,ağladım her gece,
    Mutluluk neydi unutmamış mıydım,unuttum elbet…
    Hani Mecnun divane olmuştu ya Leyla’sına,
    Çöllerde kavrulmuştu ya sevdasını yad ederek,
    Hani bi çöl bulsam atsam kendimi ben de,
    O kadar göze almıştım yokluğunda herşeyi,
    ”O kadar” senin lisanında neyi ifade eder ki…
    Benim ilk vazgeçişlerim bu aylarda oldu,
    Sevda namına bir sonrası yoktu,
    Olmuyordu da,olamıyordu…
    Azrail’den ilk bu aylarda korkmadım ben,
    Hani bir gelse sormayacaktım neden,
    ‘Nerde kaldın gidelim hemen’…
    Korkum yoktu saçlarıma bir tel ak düşmeden ölmekten,
    İlk bu aylarda vazgeçtim kendimden ben…
    Şaşırmadım da sen giderken benden,
    En başından biliyordum ben,
    Olmazdı seninle ama,
    ‘Hanı belki,hani…’diye diye attım kendimi harbe ben,
    Şaşırtsan şaşardım zaten,
    Şaşırtsan şaşardım…
    Seninse korkun ilk bir aydı biliyorum…
    Vedasız terkine bir cevap arıyordun,
    Bende sorular çoktu,cevaplar zaten en başından biliniyordu,
    Bense seni şaşırttım işte,
    Bir soru sormadım gidişine,
    Cevapları en başından biliyordum ben…
    Sana ise hiç kızmıyorum…
    Ne yaptımsa ben yaptım…
    Farklı olman imkansızdı aslında,
    Ben de zaten hep imkansızlığını sevmişim…
    İnsan olmadığını bile bile…
    Aslında…sen de beni sevdin…
    İnkar edemezsin ki bunu…
    Bak işte geçti aylar…
    Hala soru sormadım sana…
    Ve inan artık attım zehrini kalbimden…
    Şaşırdın dii mi? ? ?
    Ama böyle oluyormuş işte…
    Büyük sevgiler tükenmezmiş yürekte…
    Büyük nefretlere bırakırmış yerini…
    İstemezdim böyle olmasını…
    Ama benim elimde değil ki…

    #100026053

    likevoyager
    Katılımcı

    Gözlerine bakmama izin ver?
    Nereye kadar kaçabilir gözlerimiz? …
    Hep aynı uzaklar değil mi görebildiğimiz? …
    Ben senin?
    İnsanlığını sevdim?
    Sevmeme izin ver?
    İki sohbet aralığı değil miydi sözlerimiz? …
    Uzayıp gitmedi mi anlatışlarımız? …
    Tükenmeden? Yorulmadan biz?
    Ben senin?
    Gözlerini sevdim?
    Ne anlatırsan anlat?
    Ve ister sus?
    Hep gözlerimdeydi gözlerin?
    Yalansız?
    Ben kaçırırsam bakışlarımı?
    Daha fazlasına dayanamadığımdandı?
    Ki ben?
    Hiç senin kadar cesaretli olamadım,
    Senin yanında?
    Gülüşlerim tükenmezdi ve ben senin gülüşlerini sevdim?
    Sıcacık?
    Güldükçe çocuklaşan halini?
    Seni arardım her hüznümde?
    Avuntumdu sesin belki de?
    Ben senin?
    Dostluğunu sevdim?
    Her zaman yanımda oluşunu?
    Varlığını hissettirmeni en olmazlarda bile?
    Ben seni?
    Sevdim?
    Sen beni?
    Sevdin?
    Sen beni?
    Hep bir fazla sevmişsin?
    Ben seni?
    Bir eksik?
    Ve şimdi?
    O bir fazla olandı mesafemiz?
    Adı aşktı?
    Sendeydi?
    Ve sen benden uzaktın şimdi?
    Bir aşkı beceremedik seninle?
    Yıkıp geçti tüm sevgimizi de?

    #100025819

    Konu: ACISIYLA TATLISIYLA?

    grup forumunda Zekiye KOÇ

    likevoyager
    Katılımcı

    Sen hiç sevdin mi
    Sevdin mi gerçekten
    Beni yada başka birini hiç önemli değil
    Katran karası geceler
    Yapayalnız..
    Duvarlar katmer katmer üstüne gelirken
    Kuytusunda mahşerin kısık mum ışığı umutların
    Alevin yalpasında gözlerin boş bomboş tek nokta da
    Yüreğin buz…
    Erdin mi hiç sabah ezana
    Sayamayacağım kadar çok
    Sevdanın kokusuna hasret…

    Emek harcadın mı sevgine hiç
    Beklentisiz
    Hatıran serçe yüreği
    Bildin mi
    Bildin mi sevilmeyi
    Eminim bilemedin…
    Sevilmeyi bile bilemedin eminim..

    Bir gün…
    O bir gün gelecek
    Sevmenin tadını anlayacaksın
    Acısıyla tatlısıyla…

    28 Ekim 2006

    #100023397

    Konu: BIR KÜVET HIKAYESI

    grup forumunda Nazım Hikmet RAN

    afflicted_
    Katılımcı

    Süleyman’a karısı telefon etti :
    – Konuşan ben,
    ben, Fahire.
    Tanımadın mı sesimden?
    Demek çok bağırdım birdenbire.
    Çığlık mı?
    Belki…
    Hayır,
    çocuklar hasta değil.
    Dinle beni :
    İşini bırak da gel,
    çabuk ol ama.
    Telefonda anlatamam,
    olmaz.
    Daha kıyamet kadar vakit var akşama.
    Saatlar, saatlar,
    kıyamet kadar.
    Sorma.
    Dinle beni…
    Hemen vapur bulamazsan
    Üsküdar’a kayıkla geç.
    Bir taksiye atla.
    Paran yoksa
    patrondan avans al.
    Yolda hiçbir şey düşünme,
    mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış.
    Yalan kuvvetliye söylenir
    ben kuvvetsizim.
    Alay etme kuzum.
    Evet kar yağacak,
    evet
    hava güzel.
    Koynuna girdiğim adam gibi
    kocam gibi değil,
    büyüğüm, akıllım,
    babam gibi gel…

    2
    Geldi Süleyman,
    Fahire, kocası Süleyman’a sordu :
    – Doğru mu?
    – Evet.
    – Teşekkür ederim Süleyman.
    Bak işte rahatladım.
    Bak işte ağlamıyorum artık.
    Nerde buluşuyordunuz?
    – Bir otelde.
    – Beyoğlu tarafında mı?
    – Evet.
    – Kaç defa?
    – Ya üç, ya dört.
    – Üç mü, dört mü?
    – Bilmiyorum.
    – Bunu hatırlamak bu kadar mı güç Süleyman?
    – Bilmiyorum.
    – Demek ki bir otel odasında.
    Kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi.
    Bir İngiliz romanında okudum,
    bu işlere yarayan otellerde
    kırık küvetler varmış.
    Sizinkinde de var mıydı Süleyman?
    – Bilmiyorum.
    – Hele düşün,
    toz pembe çiçekli, kırık bir küvet?
    – Evet.
    – Hiç hediye verdin mi?
    – Hayır.
    – Çukulata, filân?
    – Bir defa.
    – Çok mu seviyordun?
    – Sevmek mi?
    Hayır…
    – Başkaları da var mı Süleyman?
    – Yok.
    – Olmadı mı?
    – Hayır.
    – Bunu sevdin demek…
    Başkaları da olsaydı
    daha rahat ederdim…
    Çok mu güzel yatıyordu?
    – Hayır.
    – Doğru söyle, bak ne kadar cesurum…
    – Doğru söylüyorum…
    – Zaten gösterdiler bana.
    İnek gibi karı.
    Belimden kalın bacakları…
    Fakat zevk meselesi bu…
    Bir sual daha, Süleyman :
    Niçin?
    – Bilmiyorum…
    Karanlıkta pencerenin hizasında
    karlı, ağır bir çam dalı.
    Bir hayli zaman oldu
    sofada asma saat on ikiyi çalalı.

    3
    Süleyman’ın karısı Fahire
    şunları anlattı kocasına ertesi gün :
    – … Dayanılmaz bir acı halindeydi
    kendime karşı duyduğum merhamet,
    ölmeye karar verdimdi, Süleyman…
    Annem, çocuklarım ve en önde sen
    bulacaktınız karda ayak izlerimi.
    Bekçi, polisler, bir tahta merdiven
    ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız
    arka arsada bostan kuyusundan.
    Kolay mı?
    Gece bostan kuyusuna doğru yürümek,
    sonra kenarına çıkıp durarak
    baş aşağı atlamak karanlığına?

    Fakat bulmadınızsa eğer
    karda ayak izlerimi
    sade korktuğumdan değil.
    Bekçi, merdiven, polisler,
    dedikodu, kepazelik,
    aldatılmış bir zevcenin intiharı :
    komik.
    Niçin öldüğümü anlatmak müşkül.
    Kime? Herkese, sana meselâ.
    İnsan, ölmeye karar verirken bile
    insanları düşünüyor…
    Sen yatakta uyuyordun
    yüzün rahat,
    her zaman nasıl uyursan
    ondan evvel ve o varken.
    Dışarda kar yağmaya başladı.
    Bir tek gecelikle çıkmak balkona :
    Zatürree ertesi gün,
    nümayişsiz ölüvermek.
    Hayır,
    hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.
    Yaktım sobamızı.
    İyice ısınmak lâzım ilkönce.
    Ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
    Pencereye, kara bakıyorum :
    «Eşini gaip eyleyen bir kuş
    gibi kar
    geçen eyyamı nev baharı arar…»
    Babam bu şiiri çok severdi.
    Sen beğenmezsin.
    «Sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan…»
    Lambayı söndürmeden balkona çıktım.
    « … gibi kar
    düşer düşer ağlar…»
    Oturdum balkonda iskemleye.
    Havada çıt yok.
    Karanlık bembeyaz.
    Uykudayım sanki.
    Sanki çok sevdiğim bir insan
    korkarak beni uyandırmaktan
    yumuşacık dolaşıyor etrafımda.
    Üşümüyordum.
    Kederim duruluyor
    berraklaşıyor.
    Odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
    sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
    Ben rehavetli bir mahzunluk içinde
    acayip şeyler düşünüyordum :
    Feneryolu’ndaki çınar
    150 yaşındaymış.
    Ömrü bir gün süren böcekler.
    Gün gelecek
    insanlar çok uzun
    çok bahtiyar yaşayacaklar.
    İnsanın yüreği ve kafası var…
    İnsanın elleri…
    İnsan?
    Ne zamanki,
    nerdeki,
    hangi sınıftan?
    Onların insanları,
    bizim insanlarımız.
    Ve her şeye rağmen
    yeni bir dünya için yapılan kavga.
    Sonra sen
    ben
    bir kırık küvet
    ve benim
    kendime karşı duyduğum merhamet…
    Kar durdu.
    Sökmek üzre şafak.
    Utanarak
    odaya döndüm.
    O anda uyansaydın
    sarılıp boynuna…
    Uyanmadın.
    Evet,
    çok şükür nezle bile değilim.
    Şimdi?
    Zaman zaman hatırlayıp
    zaman zaman unutacağım.
    Yine yan yana yaşayacağız
    beni sevdiğine emin olarak.

    4
    Altı ay kadar geçti aradan.
    Bir gece karı koca denizden dönüyorlardı.
    Gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı.
    Fahire birdenbire durdu
    baktı muhabbetle kocasının gözlerine
    ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu.

    #100021048

    likevoyager
    Katılımcı

    Telefonlarıma cevap vermeyeceksin?Cevap versen bile, öyle yorgun öyle
    isteksiz çıkacak ki sesin, bir küfür gibi?

    Sevmeyeceksin beni?Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin?
    Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.O yanık, o hasta bakışımdan?Uçuruma
    atlar gibi sevdalanışımdan?
    Sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın?
    Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe
    uyandırdın beni; uyandırdın ve kaçtın?
    Çünkü sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana
    acı çektireni?Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür
    gibi konuşanı sevdin?Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep.
    Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan?
    Beni sevmeyecektin biliyorum ama?Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini
    sevmeye?Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı
    çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz
    çözüldüm?
    Sana da olmuştur?Öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini
    bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir
    telaşla söylersin?
    Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini
    hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini?Ama yine de engelleyemezsin
    kendini tutamazsın.
    Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin?Üstelik bunu anladıkca daha da
    batırmak istersin kendini?Biraz daha zor duruma düşürmek?
    Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin?Sanki bile isteye kendi
    mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin?Kendinden gizli bir öç alır gibi.
    Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi?Sanki hiç sevilmek istemiyormuş
    gibi?
    Bir tür gurur muydu bu?
    Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi
    ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu
    hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı?
    Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.Tam karşımda
    oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.Şizofren olduğunu
    biliyordu.Biliyordu iyileşemiyeceğini?İki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra
    avucunu açıyor; Mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı
    diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu?
    Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı?
    Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.Görgü kitabı
    masanın üstünde dururdu hep.
    Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.Yemeğe nasıl oturulacak..çorba
    nasıl içilir? Kaşık nerede, çatal nerede durmalı?Balık nasıl yenir? Peçete nasıl
    katlanır?Sinemada nasıl oturulur?
    Ben de eskiden senin gibi saftım.İnanırdım bu dünyada bile şölenler
    olacağına?Bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk
    yaşayabilirler diye inanırdım?O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen
    inanırdım?
    Önce dilediğim gibi başlardı herşey.Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi?Sonra
    birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı?İçerden, arka
    odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım
    hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! ?
    Ben de senin gibi saftım o zamanlar?Gidilecek neresi var dı ki derdim?İşte
    hep birlikteyiz?Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? ?
    Sonraları çok sonraları anladım.Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir
    araya gelmişiz tesadüften de öte?Biz?bizim aile, herkes, aslında hiç
    istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz?
    Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız.
    Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! ?
    Evet cok geç anladım?
    Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası
    özlerken, aslında herkes?annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek
    üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş?
    Dünyanın en mutsuz otogarı?Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim
    evimiz?Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin
    sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz?
    İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip
    bağlanmak.Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.
    Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere
    gidemiyordu?Birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman
    ediyordu?
    Hem biz, bizim aile?Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar
    gibiydik?
    Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık?
    Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü
    engel olamadığımız o felaket duygusu?
    Anlamıştım senin ailen de böyleydi?
    Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında
    istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! ?
    Sana ya da kardeşine?Tesadüfen dünyaya geldiğinizi?Beklenmedik bir misafir
    olduğunuzu! ?Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini
    söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! ?
    Sizin için?Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten
    sonra?
    Senin de ailen benimki gibiydi?Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak
    yağmurlar gibiydi?Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın
    her şeye?
    Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken
    kaybetmiş gibisin hep?
    Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız
    kadınlarda?
    Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız
    erkeklerde?
    Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın?
    Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde?Ne acıki, hep bizi
    incitip üzenlere bağlanacağız?Telefonlarımıza çıkmayanlara? Çıksa bile küfür
    gibi konuşanlara sevdalanacağız?
    Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz?
    Ölesiye, amansız seveceğiz onları?
    Biliyorum, bu yüzden odan böyle?Güncelerin ortalık yerde?Kitapların
    orada, burada?Anıların saçılmış ortalık yere?Her şeyin darmadağın?
    Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun?Sen
    de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir
    gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim
    her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup
    gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun?
    Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin
    hayaletisin?Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı?
    Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi?Aklı başında, mazbut insan rolünü
    oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı?Hepsi
    yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi?Düşleri çok
    garipti?En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka
    kıtalara gitmeyi düşlerlerdi?
    Yine aradım seni, yoksun?bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın?
    Bir kere çözüldüm sana?Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim?
    Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim
    gibi?
    Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi?Öyle özledimki kendim gibi
    biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi?
    Yine aradım seni yoksun?Beni de birileri arıyor?Beni de kendi gibi birini
    sevmeyi özleyenler arıyor?Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi
    özleyen birileri arıyor.
    Hiç cevap vermiyorum?BEN SENİ İSTİYORUM, SENİ ARIYORUM?
    Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.Ama seni de biri
    yok ediyor?
    Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor?
    Ben birilerini, o birileri başkalarını.Sen beni?Seni bir başkası?
    Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram?Seni biri
    sevse de hiç kapanmayacak bu yaran?
    Hiç kapanmayacak! ?Avuçların hep boşluğa kapanacak.Tıpkı o şizofren genç
    gibi?

    #100020678

    Konu: SEVDA SOHBETLERI 1

    grup forumunda Gassan SATAR

    veilchen
    Katılımcı

    Dedim ki ben sana vurgunum
    Gündüzüm seninle
    Gecem seninle
    Dedi ki benden ne istersin ki
    Gecende varsam
    Gündüzünde varsam senin için
    Aşk senin
    Sevda senin
    Ne dilersen yaşa
    Dedim ki bir sevdalı bakışına durur bu yüreğim
    Kendine katmak ister bir gülümseyen bakisini
    Dedi ki sevda ise yaşamak istediğin
    Nedir benden beklediğin
    Sevdayı mi yaşamak dileğin
    Ben miyim almak istediğin
    Dedim ki ben bir ateşim
    Ateşimi büyüten bir sevdalı sözün
    Dedi ki sevda bir deli rüzgardır
    Nereye eserse oraya gidersin
    Tutamazsın elinle
    Veremezsin yönünü
    Ben sana beni sev dedim de mi sevdin
    Beni sar dedim de mi sarmak istedin
    Neden istersin benden bunları
    Dedim ki ben bir deniz
    Sen beni besleyen nehir
    Kurur kalırım akışın olmazsa
    Dedi ki ben bir deli nehir olsam
    Arasam beni kendine katacak bir deniz
    Akar miyim bensiz kuruyacak bir denize
    Ben sonsuzdan akar dururum
    Varır mıyım sonsuzluğu barındırmayan denize
    Dedim ki ben kor karanlıklarda bir yürek
    Sen doğan günsün beni aydınlatacak
    Dedi ki kendi aydınlığını yaşayamayana
    Ne verir gündoğumu
    Dedi ki aşkının ışığında aydınlanmamışsan sen
    Neyler benim ışığım sana
    Ne verirsin bana
    Hangi ışığı bağışlarsın yüreğime
    Sen kör karanlıklardayken
    Dedim ki ne istersin benden
    Sevdana talibim
    Dedim ki isteğin emirdir
    Dileklerin benim isteklerimdir
    Dedi ki hiç bir şey isteme benden
    Bırak rüzgarım bulsun kendi yönünü
    Eseceksem senden yana
    Delice olmalı esişim
    Akacaksam senden yana
    Sonsuz bir koşu ile olmalı
    Kavuşacaksam sana
    Delice bir kayboluş olmalı birbirimizde
    Dedi ki isteme hiç bir şey
    İsteklerin isteksizlikler denizinde boğuşur önce
    Kendin için önce sev beni
    Dedi ki isteme bir şey benden
    Sev önce kendini
    Kendi ışığında aydınlat yüreğini
    Kendi yüreğinde kendini gör önce
    Görünce kendini kendi yüreğinde
    Göreceksin o zaman kendi yüreğimdeki seni
    İsteme benden hiç bir şey
    Yüreğini büyüt sevdanla
    Yüreğin senden sana akacak sevda ile beslensin önce
    O zaman kendi yüreğinde göreceksin beni
    O zaman saracaksın beni yüreğindeki her zerrenle
    O zaman alacaksın sevdamı yüreğine

    #100021362

    Konu: YALNIZLIK

    grup forumunda Murathan MUNGAN

    likevoyager
    Katılımcı

    Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum
    Ne tuhaf, vaktim olmazdı
    yalnızlığı bunca bilirken
    kendimi hiç yalnız sanmazdım
    çevremde hep birileri vardı,
    ben hep birilerinin yanındaydım
    günler belirsiz bir gelecek için neredeyse kendiliğinden hazırlanırdı
    aramızda habersiz gidip gelen gündelik armağanlarla
    kendi kendini taşıyan bir ırmağın akıntısında hayat
    bizi kendi sahillerimize ulaştırırdı
    bazı evlerden taşınırdık, bazı insanlar girip çıkardı hayatımıza
    bazı mektuplar alırdık, bazı sözler, çiçek selamları
    sonraları bazı tanıdıklarımızın ölümleriyle de karşılaştık
    elde olmayan nedenle
    sudaki halkalar gibi genişleyen
    küçük alınganlıklardan büyük dargınlıklara
    vazgeçişler, unutuşlar, kayıplar
    birbirimizi çok sevdik hep
    yıllarla azala azala…

    şimdi ne zaman yalnız kaldığımı düşünsem,
    yalnız olmadığımı kanıtlamak istiyorum kendime
    eskiden iki albüme sığdırdığım hayatım,
    şimdi sığmıyor eskilenlerle çoğalmış fotograflara
    telefonun başına geçiyorum
    alt alta dizilmiş onca ad arasında seken ömür parçası
    gün ölüyor meşgul numaralarla
    şimdi ne zaman yalnız olduğumu düşünsem,
    şimdi ne kadar yalnız…
    yalnız olduğumu anlamam için beni hiç yalnız bırakmadınız…

    Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum
    her zaman yalnızdım, bunu biliyorum
    büyücü ellerimin kara sanatı yazı
    en çok ben onardım dostlukları, en çok benim elim dikiş tuttu
    bağışlamasız sanarken kendimi
    en çok ben unuttum kalbimin benden sakladıklarını
    tığla içeri çektim takılmış kazakların ipini
    denenmemiş başlangıçları göze aldım,
    hafifletilmiş hasarları, görmezden gelinen enkazı
    mutfağı beklemek hep bana kaldı
    bir şiirden bir romandan bir filmden çıkıp
    her seferinde aydınlık bir inat gibi yeniden karıştım hayata
    hiç el değmemiş gibi yeniden konuk geldim
    odalarınıza, ruhlarınıza
    buraya

    eski aşklarım neredesiniz? Hepinizi çok özledim…
    Şimdi birdenbire bir köşeden çıkıp bana,
    yalnızca, Merhaba, deseniz,
    o zamanlar hiç mutlu etmediğiniz kadar mutlu edersiniz,
    bir zamanlar bütün ağladıklarımı geri verebilirim size
    sağ olun demenk isterim, sağ olun, sağ olun
    sanki beni yeniden sevdiniz
    ama biliyorum, pis bir yağmur başlıyor, şemsiyem yok yanımda,
    yağmurda yürümekten nefret ederken, yürümekte ısrarlıyım gene de
    isterseniz, kederdeki bütünlük, diyelim buna
    ne kadar ıslansam, o kadar çıkacağım sanki
    bir zamanlar çok daha bütün olduğumu sandığım
    o yıkanmış zamanlara…

    yeni değil keşfine gençlik verilmiş gerçekler
    her zaman yalnızdım
    kitaplar kadar yalnız
    yalnızca yalnızlığımdan gürültücü bir kalabalık yaptım
    herkes için farklı aldanışlar kurtarılmış hayatlar yok pahasına

    her zaman yalnızdım
    yanardağlar kadar yalnız
    ey kafiye sevenler,
    şimdi beni gökyüzünde bir yıldız sananlar, yanıldınız..
    nankörlük etmeyeyim gene de,
    yalnızlığımı daha az hissettiğim anlarım oldu yalnız…

    evimde hep aynı anda çalar telefonla kapı
    gene öyle oluyor; hiç yalnız bırakmazlar beni
    yalnızlık bilgisiyle çatılmış arkadaşlıkların korunaklı gölgesinde
    yalnızlık için çalar telefonlar kapılar
    İstersen bana uğra, ya da, Akşama buluşalım,
    ölmeden yapacak çok,
    iş var ….

1 ile 14 arası 14 sonuç (toplam 14) görüntüleniyor